
Watsons Saç Festivali
1 Ağustos – 3 Eylül 2025
Saç ürünlerinde kaçırılmayacak fırsatlar!
Detaylı bilgi için Watsons mağazaları ve watsons.com.tr
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Yeni çıkan kitabım “Kendimi Nasıl İyileştiririm?”i almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Bu bölüm "Evital" hakkında reklam içerir
Transkript
Watson's Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün yine benden uzun zamandır istenen bir konuyla karşınızdayım.
Mitoloji konuşacağız arkadaşlar.
Kanalımda sadece bir tane mitoloji bölümü var.
O da Medusa üzerine yapmıştım.
Eğer dinlemediyseniz mutlaka dinleyin.
Çünkü orada... Töre, nazar, ateerkil sistem ve pek çok şeyden bahsediyorum.
Bugün de size Yunan mitolojisinin en meşhur aşk hikayelerinden bazılarını anlatacağım.
Eğer bu konuyu beğenirseniz mutlaka yorumlara yazın.
Devamı gelsin Merve diye devamını getirelim.
Öncelikle arkadaşlar mitoloji nedir?
Buradan başlayalım. Hiç bilmeyenler için çok kısa bir özet geçmek istiyorum.
Şimdi mitoloji... mitten, mitostan geliyor arkadaşlar.
Mitos dediğimiz şey söylenen ya da duyulan söz anlamına geliyor.
Böyle masal, efsane gibi düşünebilirsiniz.
Aslında mitos dediğimiz şey insanların yani o zamandaki insanların evreni, yeryüzünü, tabiat olaylarını bir şekilde böyle kendilerince yorumlamaya, anlamlandırmaya çalışmasından
doğmuş olan öyküler. Tamam buraya kadar okeyiz.
Şimdi burada neler görüyoruz?
Tanrılar çıkıyor karşımıza, kahramanlar, doğaüstü varlıklar, evrenin nasıl yaratıldığı, dünyanın düzeni gibi gibi konular karşımıza çıkıyor.
Bunlar dediğim gibi bu konular hakkında bir toplumun anlatmış olduğu efsaneler bütün arkadaşlar.
Neden böyle bir şey var?
Çünkü o dönemde bilim yok ve bilimin olmadığı bir dönemde insanlar ne yapacak?
Dünyalarına nasıl anlam verecekler?
Bir şey yapmaları gerekiyor değil mi?
Çünkü bu bir insan ihtiyacı.
Böyle bir yol buluyorlar.
Kısaca arkadaşlar mitoloji dediğimiz şey eski insanların hayatı ve evreni anlamlandırma kılavuzu.
Böyle düşünün. Hatta biraz daha ileri gidelim o zamanın dini gibi düşünebilirsiniz.
Çünkü tanrılara adaklar adanıyor, ritüeller yapılıyor.
Yani baktığımız zaman din adı altında yapılan şeylerin çoğunu mitolojide görüyoruz.
Yani bugün bizim efsane mitoloji dediğimiz şeyler aslında o zamanların bir nevi dini inanışı.
Örnek vermer mi? Mesela arkadaşlar Poseidon, deniz tanrısı biliyorsunuz.
Poseidon'u yani denizi sakinleştirebilmek için ne yapıyorlar?
Ona boğa kurban ediyorlar.
Denize yani boğa kurban ediyorlar.
Bu bir dini ibadet şekli o zaman.
Ve tek tanrılı dinler öncesinde insanlar bunlara inanıyordu.
Çok tanrılı dinler. Sadece arkadaşlar Yunanistan'da değil bu arada.
Tüm dünyada var biliyorsunuz.
Çin mitolojisi var, Hint mitolojisi, İskandinav, Japon, Anadolu vs.
vs. Bir sürü var.
Mitolojisi olmayan bir kültür aslında yok arkadaşlar dünya üzerinde.
Yani insanın olduğu her yerde var olmuştur mitoloji.
Bu tanrılara işte kurban sunma vesaire demişken Ahmet Ümit'in Kayıp Tanrılar Ülkesi diye bir kitabı var.
Polisiye sevenler bu kitabı okusunlar.
Daha önce önerdiğimi hatırlamıyorum.
Devam edelim. Mitoloji özetle böyle arkadaşlar.
Çok yüzeysel anlattığım farkındayım.
Zaten hep böyle yapıyorum.
Çünkü dinleyici kitlem biliyorsunuz 7'den 70'e herkes.
Beni 7 yaşındaki çocuk da dinliyor, anlıyor.
70 yaşındaki kişi de zaten amacım bu.
O yüzden bilerek çok basit bir şekilde anlatmaya çalışıyorum ne anlatıyorsam.
Şimdi tanrıların aşklarına geçiyoruz arkadaşlar.
İlk başta Gaia ile başlamak istiyorum.
Gaia kimdir? Şimdi Yunan mitolojisi de bir toprak ana var.
Tamam mı? Bunun adı Gaia.
Dünyayı oluşturan dağlar, denizler, nehirler, her ne varsa...
Hepsi ondan doğmuştur.
Toprak anadan. Yani toprak ana, Gaia ana tanrıçadır.
Dünyayı, yeri, toprağı simgeler.
Evreni ve tanrıları yaratan kozmik bir varlıktır.
Ben size aşk kısmını anlatacağım.
O yüzden buraları çok detaylı anlatmıyorum.
Ama şunu bilelim. Gaia dediğimiz tanrıça ana tanrıçadır ve toprak anadır.
Bir de arkadaşlar Uranos vardır.
Gökyüzüdür. Göklerin babasıdır.
Şimdi bunlar ilkler.
Yunan mitolojisindeki ilklerden bahsediyoruz şu anda.
Gaia dedik, Uranos dedik.
Uranus tıpkı Gaia gibi kozmik bir varlıktır arkadaşlar.
Şimdi baba tanrı deniliyor dedim.
Gaia'ya ana tanrı deniliyor dedim.
Fakat şöyle bir şey var. Baba tanrıyı yani Uranus'u kim doğuruyor?
Gaia doğuruyor. Yani Uranus Gaia'nın hem oğludur hem kocasıdır.
Yunan mitolojisiyle bunlarla sık sık karşılaşıyoruz.
Hatta çoğu mitolojide bu var.
Yani hem oğlu hem kocası olma durumu.
Gaia işte göğü yaratıyor, dağları yaratıyor, denizi yaratıyor ve bunları kendi kendine yaratıyor arkadaşlar.
Ama Uranos ile olan beraberliğinden tanrılar doğuyor.
Toprak ile göğün oğulları bunlar.
Ve bu beraberlikten doğan başka başka çocuklar var.
Ve Uranos bu çocuklardan iğreniyor.
Komple iğreniyor. Ve onların gücünden de korkuyor.
O yüzden bu çocukları, kendi çocukları aynı zamanda Gaia'nın karnına geri itiyor.
Merve, Gaia ne doğurmuş da Uranos böyle bir zalimlik yapmış diyorsunuz?
50 başlı, 100 kollu devler arkadaşlar.
Yani bunlara Hekatonlar diyoruz.
Tek gözlü canavarlar yani Kikloplar, Titanlar yani koca koca devler arkadaşlar.
Korkunç güçlüler bunlar ve düşünme yeteneğine sahip olan ilk varlıklar Titanlar.
Düşünme derken strateji falan kurmaktan bahsediyorum, karar almaktan.
Ve bu Titanlar Olympos tanrılarının ataları.
Yani onları doğuran nesil arkadaşlar.
Burası önemli. Neyse biz Gaia ve Uranus'a dönecek olursak.
Uranus bu evlat olsa eldivenle sevilecek çocukları istemiyor ve onları beğenmiyor.
Düşünsenize ya bir doğuruyorsunuz.
Kiklop, Hekaton.
Sevilecek bir tarafı da yok yani adam haklı.
Neyse onları Gaia'nın karnına geri itiyor.
Tiksiniyor çocuklarından korkuyor.
Ama Gaia işte ana yüreği.
Dayanmıyor arkadaşlar. Titan demiyor.
Tek gözlü yüz başlı demiyor.
Alıyor yavrucuklarını bağrına basıyor.
Şey gibi hissettim şu an. Hanım hanım onlar benim yavrularım.
Sit. Neyse Gaia'nın karnına geri itiyor arkadaşlar.
Derken şöyle onları doğar doğmaz gün ışığına çıkarmıyor bu çocuklarını.
Toprağın bağrına itiyor.
Ve Gaia her defasında bundan dolayı acıyla kıvranıyor.
İşte karnına itiyor dedim ya.
Ve bir karar veriyor. Son oğlu olan Kronos'la anlaşıyor.
Ve babasının erkeklik uzvunu kestikten sonra Kronos yine Gaia kendi doğurduğu çocuklarından biri olan Pontos'la birleşiyor.
Fakat arkadaşlar daha sonra şöyle bir şey oluyor.
Kronos da tıpkı babası Uranos gibi bir zorbaya dönüşüyor ve bunun üzerine Gaia onu da devirmeye karar veriyor.
Hatta arkadaşlar Uranos ölmeden önce oğlu Kronos'a bir kehanette bulunuyor.
Diyor ki sen de diyor bir gün kendi oğlun tarafından...
İşte Kronos bu kehanetten öyle çok korkuyor ki eşi Rhea'dan olan çocuklarını doğar doğmaz yutmaya başlıyor.
Kimleri yutuyor? Hestia'yı, Hera'yı, Poseidon'u, Hades'i, Demeter'i hepsini yutuyor.
Sonra Rhea Zeus'a hamile kalıyor arkadaşlar ve Gaia'ya danışıyor yani kayınvalidesine.
Ne yapayım anne diyor bu adam diyor bunu da yutacak bu çocuğumu da yutacak.
Gaia'da bir plan yapıyor arkadaşlar.
Diyor ki Rhea ya sen diyor bu çocuğu Girit'te bir mağaraya git.
Orada gizlice doğur.
Kranos adı diyor böyle yalandan diyor beze sarılı bir taş veririz.
Al senin çocuğun diye yuttururuz diyor.
Keşke diğer çocuklara da bunu yapsaydınız.
Neyse sonra Zeus gizlice büyüyor arkadaşlar ve babasının hakkından geliyor.
Yani Uranus'un kehaneti gerçek oluyor.
Babasının karnını yarıyor Zeus ve orada onun yutmuş olduğu kardeşlerini kurtarıyor.
Ve bu kardeşleriyle beraber Titanlar, Kikloplar ve Hekatonlarla birlikte bir savaş başlatıyorlar.
Babası ve onun yanındaki Titanları deviriyorlar arkadaşlar.
Yani Zeus babası Kronos'u yeniyor.
Uranus'un kehaneti gerçek oluyor böylece ve onu...
Yani Kronos'u Tartaros'a, yeraltına zincirliyor, hapsediyor.
Neden? Çünkü ölümsüz arkadaşlar Kronos bir tanrı olduğu için ancak zincirleyerek, hapsederek zapt edebiliyorlar.
Sonra Zeus devlere karşı savaşan Titanları deviriyor.
İşte babasının yanında olanlar var ya onları da deviriyor ve en başa geçiyor.
Zeus tanrıların tanrısı ama biz onu genelde aşk hayatıyla tanıyoruz, magazin yönüyle.
Fakat Zeus dünyanın egemenidir arkadaşlar.
Dediğim gibi baba tanrıdır tanrıların.
Hani Uranus ve Gaia'nınkine aşk denir mi bilemiyorum Altan.
Çok toksik bir aşk hikayesi ama Olimpos tanrılarına vesile olmuşlar.
O yüzden onları anlatmam gerekiyordu.
Şimdi gelelim aşk deyince Yunan mitolojisinde ilk aklımıza gelen tanrıya.
Eros. Şimdi aşk tanrısı biliyorsunuz Eros ve attığı oklarla insanlara aşk zehrini veren Eros.
Hesiodos yani Antik Yunan'ın en eski ve en önemli şairlerinden birisidir kendisi.
Ve hatta Homeros'la birlikte adı anılır genelde.
Yunan edebiyatının kurucu babalarındandır Hesiodos.
Yaradılışı anlatırken Kaos'tan hemen sonra Eros'u sayar.
Ve ölümsüz tanrıların en güzeli der Eros için.
Hatta der ki arkadaşlar o Eros ki...
İnsanın elini ayağını çözer.
Tanrıların ve insanların ellerinden alır yüreklerini.
Akıl ve istem güçlerini der.
İşte bunun adı aşk arkadaşlar.
İlk çağın en önemli aşk şairlerinden Sapo ise onun için şöyle demiştir.
Yine Eros elimi kolumu çözen hem tatlı hem acı Eros.
O karşı gelinmez yaratık sarsıyor beni der.
İşte bu da bir aşk tanımı.
Kadın bilge Diotima'ya göre Eros Yunanların Daemon adını verdiği şeydir arkadaşlar.
Yani insanla tanrı arasındaki köprüdür.
Ruhsal, içsel rehberdir.
İnsanın kaderini etkileyen ilahi bir ruhtur.
Aşk işte doğru söylemiş.
Eros biliyorsunuz insanı böyle oklarıyla yaralayan, kanatları olan ve çoğu zaman hatırlarsınız onun tasvirlerini.
Yaramaz bir çocuk gibidir böyle.
Öyle tahayyül edilen bir tanrıdır Eros.
Şimdi arkadaşlar size Eros ve Psyche'nin hikayesi.
Yani Yunanca Psyche.
Psyche Miletos kralının 3 kızından en güzeli ve bir ölümlü arkadaşlar.
Hatta o kadar güzel ki onu tanrıça Afrodit sanıp...
tapanlar oluyor. İşte bu Afrodit'in kulağına gidince bir ölümlüyle karıştırılmaktan hiç hoşlanmayan Afrodit bir gün oğlu Eros'u yanına çağırıyor ve ondan Psyche'yi okuyla vurup onu
dünyanın en çirkin erkeğine aşık etmesini istiyor.
Yani cezası bu olsun istiyor Afrodit.
Afrodit de bence Yunan mitolojisinin en sinsireli kadınlarından biri.
Kadın tanrıçalarına. Eros Psyche'ye tam okunu atacakken Bir bakıyor arkadaşlar kız bir içim su ve aşık oluyor.
Onu başkasına aşık etmeye gidiyor fakat kendisi aşık oluyor.
Püsüke'yi alıp bir saraya götürüyor ve her gece karanlık çöktüğü zaman kızın yanına gidiyor ve bu sarayda buluşuyorlar.
Ve bu sarayda bir ölümünün isteyebileceği her şey var aklınıza ne geliyorsa ama gel gör ki Eros kıza asla yüzünü göstermiyor.
Fakat genç kızın Püsüke'nin tek arzusu aşık olduğu bu adamın.
Yüzünü bir kerecik görebilmek.
Eros sarayda ne kadar ışık varsa hepsini yasaklıyor.
Sırf kız onu görmesin diye.
Neden? Çünkü tanrıları gördükleri zaman ölümlüler başlarına çok kötü şeyler geliyor.
Her gece karanlıkta geliyor Eros ve şafak sökmeden kızın yanından ayrılıyor.
Püsüke ne kadar yalvarsa da Eros asla kendini göstermiyor.
Ve bir gün Eros püsükeye diyor ki aşkımızın sırrını kalbinde taşıdığın sürece hep mutlu olacaksın.
Ama sakın o da ki bir gün bile olsun.
Beni görmeyi aklından bile geçirme.
Benim kim olduğumu hiç bilmeden beni körü körüne seveceksin diyor.
Genç kız da aynen böyle yapıyor arkadaşlar.
Eros'u hiç görmeden körü körüne seviyor.
Aşkın gözü kördür derler.
Derken psikenin kıskanç kız kardeşleri onun bu muhteşem aşkını kıskanıp bu kadar sevilmesini kıskanıp diyorlar ki bir gün ona senin diyorlar bu görüştüğün kişi dünyanın en çirkin, en
kötü, en zalim adamı.
Püsük'e tabii inanmak istemiyor fakat kız kardeşleri ona bu adamı görmek istiyorsan gece o gelmeden önce yanan bir lambanın üzerine vazoyu ters çevirip koy diyorlar.
Eros geldiğinde de bu vazoyu kaldır bir anda ortalık aydınlansın ve Eros'un yüzünü gör diyorlar.
Ve Psyche kız kardeşlerine uyuyor arkadaşlar ve bir gece bu denileni yapıyor.
Karşısında çok çirkin bir adam bekliyor tabii.
Bir bakıyor arkadaşlar Eros uyurken vazoyu bir kaldırıyor.
Dünyalarla güzeli bir adamla karşılaşıyor.
Ve ona olan aşkı bin kat daha artıyor onu gördükten sonra.
Tam böyle eğiliyor Eros'u uyurken öpmek istiyor.
Fakat elindeki mum birdenbire kayıyor ve Eros'un omzuna damlıyor.
Eros birdenbire acıyla uyanıyor ve ona kurulan...
bu tuzağı gördükten sonra dayanamıyor.
Hemen kanatlanıp oradan uçup gidiyor.
Ve Eros'un gidişiyle birlikte onun aşkları için yapmış olduğu o muhteşem büyülü sarayda bozuluyor arkadaşlar.
Püsüke ise aşk acısından kahroluyor.
Eros'u son bir kere görebilme umuduyla yollara düşüyor.
Bütün dünyayı geziyor fakat hiçbir izine rastlamıyor.
Derken en son çare olarak Afrodit'in yanına gitmeye karar veriyor.
Diyor ki Afrodit'e bana acı diyor.
Ne olursun onun yerini söyle dayanamıyorum diyor.
Fakat Afrodit onu yanına alıyor ve onu bir köle gibi kullanıyor.
Püsüke ona yapılan bütün bu kötülüklere verilen en zor sınavlara katlanıyor.
Sırf onu bir kez daha görebilmek için arkadaşlar.
Fakat Afrodit ona dört tane zorlu görev veriyor.
Bu görevlerden ilki...
Karışık tahılları ayıklama görevi.
Bu aslında şu demek arkadaşlar.
Bu bir sabır işi biliyorsunuz.
Böyle karışık tahılları oturup tek tek ayıklamak.
Yani aşkta ne gerekiyor?
Sabır gerekiyor değil mi? Ayrıntılara dikkat etmek gerekiyor.
Özen gerekiyor. Aşk incelik ister Tarkan'ın dediği gibi.
Hatta bu bir insanı bilinçli sevmek de olabilir.
Yani o insanın iyi yanlarını, kötü yanlarını fark edebilmek, bilinçli sevgi, körü körüne değil.
İkinci görev altın koyunlardan yün toplamak.
Bu altın koyunlar arkadaşlar ölümcül derecede saldırganlar ve onların postunu alıp onlara zarar vermeden bunu Afrojet'e götürmesi gerekiyor.
Şimdi buradaki altın aslında bir arzu simgesi.
Koyunların, koçların bu saldırganlığı ise bu arzunun yani aşkın yıkıcılığı değil mi?
Yani bu görev aslında aşkın tutku kısmı arkadaşlar.
Aşkın tutku kısmını posta alıyoruz bakın.
Öldürücü olmadan, yıkıma uğramadan.
sahiplenebilmek. Yani ilişkide hem arzulu hem de güvende kalabilmek.
Aşk da tehlikeli engelleri.
Aşık altın. Koyunlaydan yünü toplamak bakın.
Aşkla tehlikeli engelleri aşmak ve akla mantığa uygun olan yolları aramayı bilmek değil mi?
Üçüncü zorlu görevi ise Styx nehrinden su getirmek.
Şimdi burası Styx nehri Yunan mitolojisinin kutsal nehridir arkadaşlar.
Dimdik kayalarla, uçurumlarla çevrili çok tehlikeli bir nehirdir.
Ve burayı bir kartalın yardımıyla aşar Püsük'e.
Bu ilişkideki derinliği kaybetmemek demek.
Yani engelleri aşabilmek, o derinliği kaybetmemek.
Bir de arkadaşlar bu nehir tanrıların yemin ettiği bir nehirdir.
Oradan su getirmek demek ne demek?
Yemin vermek değil mi? Geri dönüşü olmayan bir söz vermek.
Evlilikteki akit gibi.
Ve bu nehirden ölümlülerin su alması imkansız.
Yani arkadaşlar bu görevin aşk anlamında aslında pek çok anlamı olabilir.
Dördüncü zorlu görev ise Afrodit'in Psyche'ye vermiş olduğu dördüncü zorlu görev.
Yeraltı dünyasından Persephone'nin güzellik iksirini getirmek.
Buradaki olan şu yeraltına inecek yani kendi karanlığına yüzleşmek.
Ki bence aşktaki gerçek bağ böyle mümkün arkadaşlar.
Yani iki tarafta kendi yeraltı dünyasına inip oradaki o güzelliği, o cevheri, o özü çıkarabilmek değil mi?
Böylece ne olacak? O ilişkide acılardan, krizlerden geçerken yine de o derinliği korumak mümkün olacak.
Bilemiyorum Altan. Ben çok uçlarda yorumlara müsait bir insanım.
Devam edelim. Ve sırada Apollon ve Daphne'nin hikayesi var.
Baştanrı Zeus'un oğlu olan Apollon bir güneş tanrısı arkadaşlar.
Ve inanışa göre her sabah dört kutsal atın çekmiş olduğu altından aralısıyla arkasında güneşi takarak bütün göğü baştan sona dolaşır.
Ve bir gün yine gökyüzünde böyle gezinirken Korkunç bir yılanla karşılaşır Apollon ve kılıcını çekip yılanı hemen oracıkta öldürür.
Fakat yılana yapmış olduğu bu kötülükten dolayı vicdan azabını bastıramaz.
Neden? Çünkü tanrısallığının kirlendiğini düşünür arkadaşlar.
Sonra bunu nasıl temizleyeceğini yani vicdanını nasıl rahatlatabileceğini düşündükten sonra 7 yıl boyunca bir kralın sürülerine çobanlık yapmaya karar verir.
Hatta bu dönemde lir çalmayı da öğrenir.
O kadar güzel lir çalar ki Zeus onu müzik tanrısı yapmıştır aynı zamanda.
Apollon hem güneş tanrısı hem de müzik tanrısıdır.
Ve Apollon yeniden gökyüzüne çıkıp kutsal atlarıyla yine göğü böyle boydan boyun...
dolaşırken bir gün aşk tanrısı Eros'a rastlar.
Eros'un elinde okları ve yayı görünce ona der ki ey aşk tanrısı bu savaş aletleri senin eline hiç yakışmıyor.
Onları bana verirsen ben onları savaş meydanında kullanırım der ve bilirsin der benim attığım oklar daima yerini bulur.
Çok iyi hedefi bulurum der.
İşte Eros bunu duyduktan sonra Apollo'nun bu kibri karşısında çok sinirlenir ve ona der ki ey güneşin, müziğin, okun tanrısı.
Güçlü ve akıllı Apollon.
Evet der. Senin okların her şeyi tabii ki vurur.
Ama unuttuğum bir şey var.
O da şu. Benim oklarım seni bile vurabilir.
Neden benim işimi küçümsüyorsun ey Apollon der.
Sonra da hızla böyle hırslı bir şekilde gözlerinden ateşler çıkarak Apollon'un yanından uzaklaşır.
Ama bir gün ona o oku atacağına yemin eder arkadaşlar.
Ve Apollon günlerden bir gün yine kırlarda böyle lirini çalarken gayet mutlu mesut yalnız başına...
dolaşırken bir anda güzeller güzeli, dillere destan su perisi Daphne'yi görür arkadaşlar.
Ve aşkından kendinden geçer Daphne'yi gördükten sonra.
Neden? Çünkü Eros aşk okunu gizlice çoktan atmıştır.
Fakat Eros çok kötü bir şey daha yapar arkadaşlar.
Daphne'nin kalbine bir nefret oku atar ve hikayenin sonu tam da tahmin ettiğiniz gibi Apollon, su perisi Daphne'nin karşısına çıkar ve güneş tanrısı olmanın özgüveniyle asla
reddedilmeyeceğini düşünerek ona bir anda aşkını dolu dizgin bir şekilde itiraf eder.
İtiraf eder etmesine fakat Daphne bunu duyar duymaz ondan hızla uzaklaşıp kaçmaya başlar.
Apollon çaresizce Daphne'nin peşine düşer.
Tüm ışığıyla, tüm görkemiyle onun peşinde koşar koşar koşar ve arkasından Daphne'ye şöyle seslenir.
Ben ışığın tanrısıyım ama senin aşkından gözlerim kör oldu.
Okun tanrısıyım ama kalbime atılan bu aşk okunun dermanı yok bende der.
Daphne'nin koşmaktan artık gücü tükenir ve bir anda olduğu yere yığılıp ayağıyla toprağa vurur ve feryat etmeye başlar.
Ey toprak ana ne olursun beni ört beni sakla der.
Daphne'nin bu gözyaşlarına dayanamayan toprak ana onu bağrına basar ve bir defne ağacına çevirir.
Bedeni bir anda kabuk bağlar ve kokusuyla bütün canlıların başını döndüren o güzel saçları defne yapraklarıyla dolar arkadaşlar.
Ve bunu gören Apollon defnenin saçlarını koklayarak ağaca sarılır ve der ki ey güzel su perisi yeryüzünde beni reddedebilecek hiç kimse yoktu.
Çok aşıktım sana ama beni istemedin.
Öyleyse Bundan sonra ben ve bütün kahramanlar senin ağacının dallarıyla süsleyecekler kendilerini.
Bu güzel kokulu saçlarından olan o defne yaprakları yaz kış hep yemyeşil kalacak ve ben onları taç yapacağım başıma der.
İşte bu tanrısal aşk hikayesinin geçtiği yer bugünkü Antakya'nın Harbiye'sidir arkadaşlar.
Ve derler ki Harbiye'nin şelaleleri Dafne'nin gözyaşlarını akıttığı yerdir.
Yunan mitolojisine defne sadece Apollon ve defnenin aşkı değil arkadaşlar.
Aynı zamanda arınmanın, yenilenmenin ve gücün sembolüdür.
Ve bu antik çağlarda defne yapraklarıyla hazırlanan özel karışımlar, yağlar saç bakımında da kullanılıyordu.
Çünkü defne saç derisini canlandıran, kökleri güçlendiren, parlaklık veren bir şeydir.
Ve Apollon'un o başına takmış olduğu defne tacı aslında zaferin ve sağlığın da simgesidir arkadaşlar.
Bugün biz de saçlarımızı böyle beslerken onları...
Güçlü ve sağlıklı saçlar için işte argan yağı gibi besleyici içerikler, trend bakım ürünleriyle kolay şekillendirme, dökülme karşıtı formüllerle uzun süre canlı kalan saç telleri.
Watson's Saç Festivali 1 Ağustos 3 Eylül 2025 tarihleri arasında saçlarınız için bu efsaneleri gerçeğe dönüştürüyor arkadaşlar.
Saçlarınızı defne gibi güçlü, sağlıklı ve zamansız güzelliğe kavuşturuyor.
Detaylar Watson's mağazalarında ve watson's.com.tr'de.
Dediğim gibi Watson's Saç Festivali 1 Ağustos 3 Eylül 2025 tarihleri aralığında yani şu an devam ediyor.
Saç ürünlerinde kaçırılmayacak fırsatlar sizleri bekliyor.
açıklamadaki linkte olacak.
Hadi devam edelim. Şimdi Zeus'a geçelim arkadaşlar.
Fakat onun hangi bir aşkını anlatayım?
En çapkın tanrı biliyorsunuz.
Ama en çılgın aşklar da Zeus'ta.
Şimdi önce Zeus'la Semele'nin hikayesini anlatmak istiyorum.
Eros Zeus'u bir ölümlü olan Semele'ye aşık ediyor arkadaşlar.
Semele Zeus'dan hamile kalıyor ve tanrıların biliyorsunuz ölümlülere kendilerini göstermeleri yasak olduğu için az önce bahsetmiş olduğum hikayede olduğu gibi Eros ve Püske hikayesi.
Zeus yüzünü asla ona göstermek istemiyor.
Kendini hep saklıyor Semele'den.
Derken Zeus'un karısı Hera bu yasak aşkı öğrenince yine çılgına dönüyor ve yaşlı bir kadın kılığına girerek Semele'ye oldukça dostça bir yaklaşım sergiliyor ve aklına
bir şekilde Zeus'un gerçek haliyle ona görünmesi gerektiğini sokuyor.
Zeus Semele'ye şimşekler ve yıldırımlar içinde parlayarak görünüyor ve bu yakıcı ateş Semele'yi Yok ediyor arkadaşlar.
Küle çeviriyor. Ve alevler içinde kalan Semele'yi kurtaramıyor Zeus.
Fakat bebeği annesinin karnından alıp kendi uyluğuna dikiyor.
Ve bu bebek doğduktan sonra Dionysos oluyor.
Dionysos biliyorsunuz Vege tanrısıdır.
Şarap, bereket, coşku ve Vege tanrısı.
Yani kendinden geçiş demek.
Hem eğlencenin hem de sınırları aşmanın temsilidir.
Hem ölümlüdür hem de ölümsüzdür.
Çünkü annesi bir ölümlüydü.
Dionysos, insan ruhundaki iki uç kutubu simgeliyor arkadaşlar.
Düzen ve kaos gibi.
Hatta Antik Yunan'da Dionysos şenlikleri oluyordu.
Bu hem dini bir tören hem de eğlence gibi düşünebilirsiniz ve bazı ayinlerde katılımcılar transa giriyorlar, kendilerinden geçiyorlar.
Bir nevi veçt, trans hali gibi.
Ve bu ayinlerde toplumsal baskılar ortadan kalkıyor arkadaşlar.
Yani normalde insanların toplumsal baskıdan dolayı asla yapamayacağı şeyleri bu ayinlerde yaptığını görüyoruz.
Bir nevi böyle katarsis gibi bir şey ve bunları böyle...
Masum şenlikler gibi hayal etmeyin.
Gerçekten korkunç bir tarafı da var bu Dionysos şenliklerinin.
Hatta Nietzsche'nin bir kitabı vardı Dionysos Ditrambostları mı neydi adı öyle bir şeydi işte.
Orada insan kurban etmekten tutun böyle çiğ et yemeye kadar vahşi şeyler vardı.
Ağır da bir kitaptı diye hatırlıyorum.
Dionysos deyince aklıma şey geliyor arkadaşlar.
Bu Midsommar diye bir film vardı ya böyle çiçekli taçtan dolayı herhalde aklıma o geliyor.
Bu ayinlerin benzerliğinden de olabilir.
İşte o dansları, o kendinden geçişleri, o vejetalleri.
doğayla bir olmaları işte bu ekstazik halleri diyeyim.
18 yaş altıysanız bu filmi lütfen izlemeyin.
Önermiyorum. Çok rahatsız edici bir film.
Anlaması da zor bir film zaten.
Şimdi arkadaşlar bu hikaye böyleydi kısaca.
Sırada Zeus ve Io'nun aşkı var.
İstanbul bağlantılı bir hikaye.
İstanbul Boğazı'nın antik çağdaki adı biliyorsunuz Bosporus.
Şimdi bu efsaneye göre baş tanrımız Zeus Argos kralının güzeller güzeli kızı Io'ya aşık oluyor.
Ve onunla gizli gizli buluşabilmek için ne yapıyor?
Olympos dağındaki sarayından aşağı iniyor.
Neden gizlice buluşuyor Merve derseniz?
Karısı Hera. Ona yakalanmaması lazım.
Zeus da mitolojideki en toksik adam bence.
Neyse. Hera yine Zeus'un çevirmiş olduğu dolapları anlıyor.
Olympos'tan iniyor. Yine kocasının peşine düşüyor.
Zeus karısının kendisini aramak için yeryüzüne indiğini anlıyor.
Ve Io'yu ondan gizlemek için onu bir ineğe dönüştürüyor arkadaşlar.
Ama Hera bu ineğin böyle aşırı güzel bir inek olmasından şüpheleniyor.
Ve Zeus'tan ineği ona vermesini istiyor.
O da ne yapsın? Çaktırmamak.
için ineği Hera'ya veriyor.
Hera bu ineği alıyor ve başına Argus'u koyuyor arkadaşlar.
Argus bir çoban ve en önemli özelliği asla uyumaması.
Hatta arkasında bile gözleri olduğu söylenir.
İneği yani İo'yu gece gündüz gözetliyor bu çoban ve Zeus sevgilisini bu çobanın elinden kurtarabilmek için bir plan yapıyor.
Oğlu ve aynı zamanda habercisidir Hermes'den bir yardım istiyor Zeus.
Hermes bu yüz gözlü çobanı Argus'u yani uyutabilmek için uyku tanrısı olan Hypnos'a gidiyor ve ondan yardım istiyor.
Hypnos ona haşhaş çiçeği veriyor arkadaşlar.
Onu diyor bu çiçek sayesinde uyutabilirsin diyor.
Hermes bu haşhaş çiçeklerini kavalına koyuyor ve Argus'un çobanlık yaptığı yere doğru, Io'nun olmuş olduğu yere doğru üfleyerek çalmaya başlıyor.
Ve Argus bu şekilde uyuyakalıyor.
Io'yu onun elinden kurtarıyor Hermes.
Fakat Hera, Io'nun peşini bırakmıyor ve ona dev bir at sineği gönderiyor.
Musallat ediyor Io'nun başına bu sineği.
Sinek sürekli Io'yu ısırıyor ve canı yanan Io can havliyle koşmaya başlıyor.
Önce Yunanistan'ın batısındaki denize doğru koşuyor ki buraya Io'nun denizi diyoruz.
At sineği Io'yu her ısırdığında Io ondan kurtulabilmek için sağa çarpıyor, sola çarpıyor ve bu çarpmaların etkisiyle Toprak parçalara ayrılıyor.
Ve bu toprak yarığından İstanbul Boğazı oluşuyor.
Asya ile Avrupa'yı ayıran İstanbul Boğazı'na Bosporus diyoruz.
Yani arkadaşlar Yunan dilinde Bosporus inek geçidi demektir.
Ve Io'nun boynuzluyla vurarak ayırmış olduğu yerlerden biri de Yunan mitolojisine göre Haliç'tir.
Haliç'e de bu yüzden altın boynuz deniliyor.
Çünkü Io Haliç'ten kıyıya çıkıyor ve Zeus'un kızını burada doğuruyor.
Bu kızın adı da Kerosadır yani Keros'tur.
Keros boynuz demektir arkadaşlar.
Kerosanın oğlu Meyraki Bizos daha sonra bu şehri kurduktan sonra Haliçe annesinin adından esinlenerek Keros'a adını koymuştur.
Yani altın boynuz.
Gelelim bir başka aşk hikayesine.
Yine başrolümüzde Zeus var.
Yunan mitolojisi bütün aşk hikayeleri Zeus olabilir yani.
Millete yaşayacak aşk bırakmamış, aşık olmadığı biri yok.
Şimdi arkadaşlar Zeus ve Daneye'nin hikayesine geldik.
Bu da çok meşhur bir aşk hikayesi.
Daneye Argos kralının tek kızı arkadaşlar.
Bir gün Argos kralı Akrisios'a kahinler diyorlar ki bir kehanette bulunuyorlar.
Diyorlar ki eğer diyorlar bir gün kızın Daneye'den bir erkek torunun olursa o...
Daneye'nin hayatına son verecek.
Kral tabii bunu duyunca çok korkuyor ve kızı Daneye'yi yerin altında böyle her tarafı tunçla kaplanmış olan bir odaya hapsediyor.
Ve Tanrı Zeus onu orada görüyor, buluyor ve aşık oluyor arkadaşlar.
Ona ulaşmanın bir yolunu arıyor ve Zeus yağmur olup bu şehrin üstüne yağıyor.
Ama bu öyle böyle bir yağmur değil, inanılmaz şiddetli bir yağmur ve bütün şehir bir anda yerle bir oluyor.
Ve bir altın yağmuru halinde Daneye'nin üzerine yağıyor.
Danae Zeus'dan hamile kalıyor ve bunu duyan Zal'ın babası kızını ve torununu alıp bir sandığa kilitliyor.
Kehanet gerçek olmasın diye.
Onları alıp okyanusa atıyor.
Zeus Danae ve oğlu Perseus'u deniz tanrısı olan kardeşi Poseidon'un yardımıyla kurtarıyor.
Onlar bir adaya çıkıyorlar.
Seripros adası burası.
Ve bu adayı yöneten Polydektes Danae'yi gördükten sonra ona aşık oluyor.
Perseus'u da sahipleniyor.
Özoğlu gibi büyütüyor.
Zeus tabii yine başkasına gitti herhalde.
Perseus da büyüdükten sonra o kehaneti gerçekleştiriyor arkadaşlar.
Argos kralının sonunu getiriyor yani.
Zeus'un daha çok aşkı var.
Sabaha kadar anlatsam bitmez.
Bazen bir kuğu kılığına giriyor.
Leda ile olan hikayesinin olduğu gibi.
Bazen kartal kılığına giriyor.
Keçi oluyor. Alev oluyor.
Şimşek oluyor. Boğa oluyor.
Yağmur oluyor. Yani istediği kadını elde etmek için her kılığa giriyor.
Peki Merve karısı Hera ile olan aşkını biraz anlatır mısın derseniz.
Onu da anlatayım. Şimdi arkadaşlar Zeus dediğim ya işte kehanet oldu falan filan.
O kehaneti gerçekleştirdi.
Babası Kronos'u devirdi.
demiştim. Bunları en başta anlatmıştım.
Ondan sonra gidiyor diyor ki ben artık kendime uygun bir eş arayayım.
Yuvamı barkımı evimi barkımı kurayım diyor.
Tanrıçalar arasında da en ağırbaşlı olan ve güzelliğiyle dillere destan olan bir kadın var Hera.
Kadın dediğim tanrıça. Ona kalbini kaptırıyor.
Onunla evleniyor. İşte bu evlilik arkadaşlar kutsal evlilik.
Yani Hieros Gamos dediğim şey.
Çok çok oldlar hatırlar.
Bundan Matrix bölümünde bahsetmiştim.
Neo ve Trinity'nin beraberliği için böyle demiştim.
Hieros Gamos kısaca şu demek.
Özellikle böyle tarıma dayı olan toplumlarda, mit ve ritüellerde bereket tanrılarının cinsel birlikleri arkadaşlar.
Yani toprağın refahı ve kozmozun devamlılığı için gereken bir şey.
Elin ve dişinin birleşmesi.
Fakat kutsal bir beraberlikten bahsediyorum.
ile Zeus'un evliliği kutsal sayılıyor.
Çünkü bu evrenin birleşmesi gibi bir şey.
Neredeyse bütün doğa olayları kutsal olan bu evlilikle ilişkilendiriliyor.
İşte türlerin devamlılığı, mevsimler, toprağın bereketi gibi gibi gibi.
Şimdi arkadaşlar Hera anneliğin doğurganlığın tanrıçası.
Böyle dolgun bir vücudu var.
Gür saçları olan bir kadın tanrıça.
Ve Afrodit'ten sonra en güzel tanrıça kabul edilir Hera.
Eşine sadık bir kadın.
Böyle Ata erkek düzeni yeni zannedenler için.
Sad but true bir hikayeden bahsediyorum.
Hera için evi kutsal.
İşte kutsal hayvanlarından ilki inek.
Bakın inek. İkincisi tavus kuşudur.
Kutsal bitkisi nardır.
Nar. Sembolik anlamı var.
Narın biliyorsunuz. Zambak.
Yani bunların sembolik anlamları bile aslında bir kadına yüklenen toplumca yüklenen ata erkek toplumlarla özellikle anlamlara tekabül ediyor.
İşte bakirlik, doğurganlık, evine sadık olma, eşine sadık olma.
Üstelik... O iş ne yaparsa yapsın değil mi?
Hep güzel kalabilme, affedicilik.
Bu arada hep Hera için kıskanç Hera diyorlar.
Yani kadın ne yapsın abi Zeus'un yaptıklarına baksanıza.
Hera'nın adı Üç Güzeller efsanesinde geçer arkadaşlar.
Onu da anlatayım yeri gelmişken.
Bir gün Olimpos'ta bir düğün düzenleniyor.
Ve bu düğüne nifak tanrısı Eris hariç bütün tanrı ve tanrıçalar davet ediliyor.
Bu da büyücü yengeler misali.
Büyücü yengelere bence Eris diyelim bundan sonra.
Aramızda şifre olsun lol.
Ya bu arada niye büyücü yengeler?
Niye yengeler büyücü oluyor?
Bunu da anlamış değilim.
Bence bu toplumda artık şey oldu yani böyle bir kalıplaşmış bir şeye dönüştü.
Neyse devam edelim. Dediğim gibi Eris'i nifak tanrısını bu düğüne çağırmıyorlar.
O da bu durumu öğreniyor bir şekilde çağrılmadığını.
Bir de biraz böyle maneviz hikayesine benziyor fark ettiniz mi?
Masallarda da böyle temalar var.
Sonra bunu işte öğreniyor.
Gizlice düğüne gidiyor arkadaşlar.
Şölen sofrasına altından bir elma bırakıyor.
Ve üstüne şöyle yazıyor en güzel kadına.
Şimdi Hera, Athena ve Aphrodite aynı anda bu altın elmaya uzanıyor.
Çünkü en güzel benim diye düşünüyorlar.
Bir olay çıkıyor orada bir kaos çıkıyor.
Sonra işte araya Zeus giriyor.
Zeus ne karısı Hera'yı ne kızı Athena'yı ne de Aphrodite'yi seçiyor.
Akıllı tanrı. Diyor ki en iyisi ben bir hakem bulayım.
Kaz dağlarında yaşayan bir çoban var arkadaşlar Paris adında.
Paris'i çağırıyor ve sen diyor söyle hangisi en güzel.
Ve üç tanrıça birden Paris'e rüşvet teklif ediyor.
Beni seç diye gizlice rüşvet teklif ediyorlar.
Hera diyor ki eğer diyor beni seçersen sana Asya krallığını vadediyorum.
Athena diyor ki eğer beni seçersen sana sonsuz akıl ve başarı veririm.
Afrodit de diyor ki sana diyor dünyanın en güzel kadını olan Helen'in aşkını vadediyorum.
Buna Truva Savaşı çıkan kadındır Helen arkadaşlar.
Ve mitolojiye göre dünyanın en güzel kadınıdır.
Paris ne parayı ne de başarıyı seçer, aşkı seçer arkadaşlar.
Yani Afrodit'in vaadi ona en cazip gelen vaat olur.
Helen'i ona aşık etmek.
Ve bu tarihin ilk güzellik yarışması Afrodit'in birinciliğiyle sonuçlanmıştır.
Biraz hile var gördüğünüz gibi işin içinde.
Bu arada arkadaşlar Helen ölümlü bir kadındır ve evlidir.
Paris Sparta'ya gelir.
Helen'i kaçırır. Onu kendine aşık ettiği söylenir.
Melanos ise eşini geri almak için Truva'ya bir sefer düzenler.
Ve Truva savaşının hikayesi de kısaca böyledir.
Belki onu da uzun uzun anlatırım daha sonra.
Bugünlük anlatacaklarım bu kadar arkadaşlar.
Eğer bu mitolojik hikayeleri sevdiyseniz dediğim gibi yorumlara devamı gelsin Merve yazabilirsiniz.
Watson's Saç Festivali dediğim gibi 1 Ağustos 3 Eylül 2025 tarihleri arasında yani şu anda devam ediyor.
Tekrar hatırlatmak isterim.
Bugün anlattıklarım belki efsane ama saçlarınızı gerçek bir efsaneye dönüştürmek istiyorsanız bu festivali kaçırmayın derim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bye bye. Watson's Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Watson's Saç Festivali hakkında daha detaylı bilgi almak istiyorsanız sizleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Hoşçakalın. Kendinize iyi bakın.
Bye bye.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
