
Umay, 17 Şubatta 7. yılını dolduruyor. OSB takipçileri olarak 17 Şubat 2024'e kadar tüm eğitimlerinde OSB10 kodunu kullananlara %10 indirim kazanabilirsiniz.
Umay Hakkında detaylı bilgi almak için: Tıklayın
https://www.instagram.com/umaylayasam/
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
*Bu bölüm "Umay" hakkında reklam içerir*
Transkript
Umayla Yaşam Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, ben Merve.
Bugün size kısaca dinler tarihinden ve mitolojiden bahsedeceğim.
Sizin de çok ilginizi çeken konular bunlar biliyorum.
Tabii bunları yine işin uzmanlarından öğrenmiş olduğum bilgilerle aktaracağım size.
Online eğitimlere sardım bu ara.
İşte notlar tutuyorum, eğitimlere katılıyorum.
Dinler tarihi, mitoloji.
Böyle bir sürü bir sürü not aldım.
Onların bir kısmını paylaşacağım.
Nereden aldın Merve derseniz Umay...
Altyazı M.K.
Bakışı çok seviyorum sadece tarih değil.
Öncelikle din. Nedir?
Buradan başlayalım. Bir şeye din diyebilmemiz için bir tanrı inancı olması gerekir.
Yani tanrısı olmayan bir din olmaz.
Cainizm hariç Hindistan'daki.
Çok tanrılı olur, tek tanrılı olur, atalar kültü olur, işte Göbekli Tepe gibi olur ama bir dinin içini doldurabilmek için en önemli şey tanrı fikri değil mi arkadaşlar?
Ve tabii ki ölüm sonrası hayat.
Bu da mühim. İşte renkarne olursunuz, cehennem vardır, cennet vardır ya da işte primitif inançlarda olduğu gibi öldükten sonra ne bileyim...
Hayalet gibi geri dönersiniz.
Ve ölümden sonra yaşam kısmı değil mi?
Burası da çok önemli. Bir de bütün dinlerde kutsal kavramı var değil mi arkadaşlar?
Kutsal ve... Kutsal olmayanlar var geçmişten günümüze.
Mesela kutsal olan bir tapınak vardır ya da işte kutsal olan bir nesne vardır.
Zamanlar vardır işte Ramazan gibi, Müslümanların Ramazanı gibi, Hristiyanların Paskalya zamanı gibi kutsal zamanlar.
Yani dinde kutsallar vardır arkadaşlar.
Kutsal alan, kutsal coğrafya, kutsal mekan değil mi bunlar vardır.
Ve bir din tanımında vazgeçilmez olan şeylerden biri nedir?
Tapınaktır değil mi? Bir mekan vardır.
Yani insanlarla tanrı arasında ya da işte tanrı arasında.
Tanrıları arasında, bu güçler arasında bağlantı kurulan özel ritüel alanları vardır.
İşte kilise, cami, sinagog değil mi?
Hani tek tanrılı dinlere örnek verecek olursak ya da işte Göbekli Tepe mesela.
Bu alanlar teofonik alanlardır.
Yani bir yeri kutsal hale getiren, bir mekanı, bir nesneyi kutsal hale getiren tanrısal izdüşümün Olduğu şeyler bunlar.
Bütün kutsal mekanlar teofonik alanlardır diyor Kürşat Hoca.
Yani kutsal mekanları o yüzden teofonik alanlar bir anlam kazandırıyor.
Ve bütün dinlerde bir sunu, bir kurban olayı var.
Yani kurban isterler.
İnsanın kendisinden üstün görmüş olduğu varla bir kurban, bir sunu vermesi.
Bu ölmüş olan atalara olabilir.
Tanrı olduğu düşünülen şey olabilir.
Tek tanrıya olur, çok tanrıya olur ama bir kurban vardır, bir sunu vardır.
Ve bütün dinlerin, insanların, yani müminlerine kazandırmış olduğu ne vardır arkadaşlar?
Bir bakış açısı vardır.
İşte buna ne diyoruz? Ahlak diyoruz değil mi?
Çok primitif bir dinde bile ne var?
Bu var, bu bakış açısı var.
Bir etik, bir ahlak, bir bakış açısı kazandırır o din.
Merve bu bizim bildiğimiz din tanımlarından ne kadar farklı diyorsanız işte size Kürşat Hoca farkıyla bir tarihçi bakışıyla anlatmaya çalışıyorum notlarımdan.
Çok geniş bir perspektiften bakıyor.
Yani dinler tarihi zaten dinlerin gelişim sürecini, o dinlerin nasıl ortaya...
çıktığını, ekonomi, siyaset, sosyolojik fenomenler bunlarla açıklamaya çalışıyor.
Psikolojik kavramlarla olan ilişkisini ele almaya çalışıyor.
Ve bunu primitif dinlerden başlatarak tek tanrılı dinler, diğer dinler, bütün dinleri araştıran bir bilim dalı.
Gerçekten en başa dönsem okumak isteyeceğim alanlardan biridir.
Dinler tarihi tabii ki din olgusu üzerine yoğunlaşıyor arkadaşlar.
Ve tarihsel fenomenlerin birbirini nasıl etkilediğini de bilmemiz lazım.
Mesela Kürşat Hoca'nın verdiği bir örnek.
Dedi ki neden protestanlık 16.
yüzyılda ve neden Alman coğrafyasında ortaya çıktı?
Bir düşünün. Bunu şöyle açıkladı.
Sen eğer Alman etnik kimliğiyle...
Almanların Şarman döneminde ve özellikle Şarman'dan biraz önce Roma İmparatorluğu yıktığı andan itibaren Almanların Güney Avrupa'ya egemen olması ama Haçlı Seferlerinden sonra Güney Avrupa'dan atılmaları
ve hep Almanların 14.
yüzyıldan itibaren şöyle bir retorikleri var.
Akdeniz'e yeniden gideceğiz, İtalya'da denize gireceğiz değil mi?
Bunu bilmezsek eğer yani bir zamanlar orada olan siyasi gücün oradan atılmasını bilmezsek ve bunun Alman bilinç altında...
yaratmış olduğu siyasal arketipleri bilmezsek veya Osmanlıların 1400'lerden itibaren Balkanlar üzerinden o Avrupa'ya yayıldığı dönemde getirmiş olduğu baskının Katolik Kilisesi'nin gücünü nasıl
kırdığını anlamazsak ne olacak?
Alman etnik kimliği ile Alman siyasal düşüncesinin Roma'yı yıktığından itibaren işte Karolenjler, Merovenjlerden itibaren ne olduğunu bilmezsen sadece Wikipedia okumuş gibi olursun diyor.
Bence çok haklı yani bilgilerimiz çok havada kalır.
Derin olmaz anlamında.
Tabii ki Kürşat Hoca kadar derinleşemeyiz ama yine de yani ondan eğitim aldıkça böyle kafa açılıyor.
Yani senin protestanlığın çıkışındaki o mantığı yakalamak için neye ihtiyacın var?
İşte etnik kimlikler, siyasal bilinçler, arketip.
gibi bütün bunları bu determinist incele yakalaman lazım.
Ya da bir başka örnek yine dinler tarihinden.
Sen eğer ki İslam'da Şiilik kültürünün çıkışıyla aslında Arapça'da Mevali denilen yani Arapların haz etmediği Türk ve İran kökenli halkların Sünni geleneği isyanının
background'ı var burada. Eğer bunu görmezsen o zaman zaten Şiiliği de anlamazsın ve belki Şiiliği şöyle tanımlarsın kendince.
İşte Şiilik 700 küsur yıllarından itibaren kökeni Hazreti Ali'ye dayanan bir ehlibeyt kavgasının uzantısıdır dersin.
Ama bu, bu kadar basit tanımlanacak bir şey mi?
Değil gördüğünüz gibi. Şiiliğin ortaya çıkışında bir takım kitleler var.
Mevali adı verilen Arap olmayanlar.
Bu Arap olmayan mevalilerin üzerindeki o siyasal baskı var.
Yani onların retoriği şiilik olarak çıkıyor.
Bunu bilmek lazım. Ya da bir başka örnek.
Hristiyanlarda mesela sakramenler.
İşte kilisede yapılan ritüelde mi?
Şarap ekmek sakrameni gibi.
Pazar günleri yapılır.
İşte ökarist. Bu çoğumuzun bildiği bir şey belki.
İşte şarap ekmek kavramı.
Ama bunun arkasında ne var?
Mitracı gelenek var. Az sonra...
geleceğim yine buraya ama o şarap ekmek kavramının aslında Hristiyan kültüründe halkı kiliseye çekip kilisenin resmi ideolojisini adeta halka zorla dinletme siyasal kaygısı
var. Mesela ben bunu bilmiyordum. Hani o sakramenleri biliyordum da bunu bilmiyordum.
Yani bunu bilmek bize çok daha geniş bir perspektif sunuyor.
Dinler tarihi aradan asırlar geçse bile dinsel fenomenlerin birbirlerine dolaylı yoldan bile olsa.
Az önce bakın mitracı gelenek dedim oradan Hristiyan.
yanlığa geçtik. Dolaylı yoldan bile olsa tetikleyerek şekil değiştirdiğini görmeye tarih felsefesinde ne deniyor?
Determinist tarih deniliyor.
Bir de tarih felsefesinde etkilenme denilen bir kavram varmış arkadaşlar.
Bunları hep yeni öğrendim.
Herhangi bir tarihsel fenomenin mutlaka bir başka tarihsel fenomeni etkilemesi mutlaka bütün dinsel fenomenler bir başka dinsel fenomeni de etkiler dedi Kürşat Hoca ve buna örnek olarak Şii kültürde işte
Mehdilik, Mesihlik gibi kavramları anlamamız için Zerdüşlük'teki şoşant kavramını anlamamız lazım.
Yani gökten beklenen Mesih bu.
Zerdüşler'de şoşant.
Neden? Çünkü Şii kültür nerede ortaya çıktı?
İran coğrafyasında değil mi?
İran coğrafyasında ortaya çıktığı için etnik olarak da önemli bir kısmı İran kökenli olduğu için onlar eski İrani.
Farsi, Zerdüşt kimliğinde var olan çok temel bir fenomeni yani şoşant fenomenini yani kurtarıcı fenomenini gökten gelip zamanın sonunda sizi kurtaracak kahramanı
değil mi? İşte şiirikteki Mehdi, Mesih kavramlarının dibinde bunu yakalamamız lazım.
Yani etkilenme çok önemli o yüzden.
Ne, neyi nasıl etkiledi?
Bir din fenomenini çözmek istiyorsak eğer bunları asla pas geçmememiz gerekiyormuş.
Ne, neyi nasıl etkiledi? Bir de astronot mitolojiden de bahsediyoruz.
O da böyle debider ya çok keş mekeş.
Bir ara şey düşünüyordum. Şimdi bunu diyorum anlamam için Zeus'un görüştüğü bütün kadınlar.
Hepsini diyorum işte kategorizasyon yapsam falan öyle olmuyormuş.
Nasıl olacağını anlatacağım.
Dinler tarihinde kategorizasyon çok önemli.
Mesela politeist dinler, monotoist dinler, henatoist dinler.
Dualist dinler. Bakın kategorizasyon yapılıyor önce.
Bunları açalım. Politeist dinler dediğimiz dar bir tanımla çok tanrılı inanç sistemi değil mi?
Eski Sümer, Mısır, Akat, Asur, Babil dini ya da eski Akdeniz'deki Grek Roma dinleri.
Bunlar politeist dinler.
Modern primitif dinlerde de böyle.
Afrika'da, Avustralya'da hala insanlar çok tanrılı dinlere inanıyorlar.
Eski çağlara bakınca da yine çok tanrılı dinler vardı.
Hep karşımıza çıkıyordu. Tabii ki bu insanların tanrı tasarımı bizim...
Şu anki tanrı tasarımımıza hiç benzemiyor.
İşte uhrevi güçler, ilahi güçler, daimonik güçler var.
Binlerce var. Shintoizm mesela.
Japonya'da milyonlarca insan Shinto.
İkinci Dünya Savaşı'nda Amerika'ya yenilince Japonya.
Amerika ne yaptı? Budizmi Japonya'ya entegre etmeye çalıştı.
Başardı da bunu ve ondan sonra Shinto sayısı gitgide azaldı.
Ve Shintoizm'de her bir yıldız ilahtır arkadaşlar.
Yüz binlerce kami vardır.
Yani tanrı vardır Shintoizm'de.
Japonlar milyonlarca kamiye.
Yıldıza yani tanrıya inanıyor.
Hemetoizm dediğimiz şey de bu da aslında biraz politeizm gibi.
Çok tanrıcı gibi ama öyle değil.
Yüzlerce tanrıdan 3 tanesi mesela göz bebeği.
Bizim eski Türk inancımız gibi işte gökte bir tanrı.
Bu dünyada oturan bir tanrı bir de yerin altında bir tanrı.
İşte bu 3 tanrı hemetoizm böyle.
Diğerlerinin arasında en üst segment en önemlisi.
Dualist dinlere bakacak olursak bunlar da adı üstünde.
İkilik değil mi? Dualist.
Yani birbirine karşıt olan iki.
güç hemen aklınıza zerdüştük geldi.
İyi ruh Ahura Mazda onun tam karşıda olan Angra Manyu değil mi?
Genelde işte iyi tanrı ruhu yaratır.
Kötü tanrı da bedeni yaratır.
Ve bedenle ruh arasında hep bir kavga vardır.
Buna da Gnosticizm deniliyor.
İslam tasavvufu. Yahudi kabalacılığı işte Hristiyan mistisizmi gibi kültürler biraz bu gnostik unsurlardan kısmen de olsa beslendi.
Gnostisizmde işte iyi bir tanrı var ruhu yaratıyor.
Kötü tanrı var o da bedeni yaratıyor.
Çok böyle kısa ve özgeçecek olursak.
Yani bedenle ruh arasındaki çatışma.
Aslında bu kozmik bir çatışma değil mi?
Ve o çatışmada iyi ve kötü tanrı arasındaki çatışmaya kadar çıkıyor.
Yani eğer sen ruhunu izlersen iyi tanrıyı izlemiş oluyorsun ve ne oluyor?
Cennetin kapıları sana açılıyor.
Kötü tanrı. Tanrı'yı yani bedenini izlersen ne olacak?
Değil mi? Beden demek nefis demek.
O zaman nereye gideceğiz?
Cehenneme. Yani dualist dinlerden hala bir kısmı yaşıyor zer düştük gibi.
Bir de arkadaşlar monoteist dinler var.
İşte Hristiyanlık, Yahudilik, İslam gibi.
Şu an bu anlattıklarımı böyle heyecanla dinliyorsunuz eminim.
Merve böyle bilgiler at üstümüze diyorsunuz.
Bunlar benim Profesör Kürşat Demirci'den aldığım online ders notlarım arkadaşlar.
Ve %10'u falan yani defterler doldu öyle söyleyeyim.
Nereden aldın eğitimi Merve diyorsanız ilk başta bahsettiğim gibi Uma ile Yaşam arkadaşlar.
Böyle pek çok entelektüel eğitim var bu platformda.
Kişisel gelişim alanında işte sanat tarihi, tarih, felsefe, rüya analizi efsane.
Sinema, film okuması bunun analizini yapmak isteyenler, film analizi yapmak isteyenler.
Tasavvuf, acayip yükseldim.
Şamanizm, mitoloji, edebiyat böyle kitap çözümlemeleri ama öyle bildiğiniz gibi değil çok farklı kitap çözümlüyorlar.
Farkındalık, ses meditasyonu, meditasyonu yalnız.
Sağlık, sosyoloji, koçluk eğitimleri, spiritual, yaşam ve nefes koçluğu, müzik, kundalini yoga ve pek çok farklı alanda çok kıymetli eğitmenler eşliğinde online ve yüz yüze olan eğitimler var, atölyeler
var. Bir ara benden şey istemiştiniz.
Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabına Merve işte bir podcast yapsana dediniz.
Kurtlarla Koşan Kadınlar masallar üzerinden kadın erkek ilişkiler üzerine bir eğitim başladı.
Mesela bu pazartesi günü.
Çok farklı eğitimler var arkadaşlar bu platformda.
Mesela Mardin'den çok kıymetli bir isim.
Ebu Burak Toparlı Usta bu işle ilgilenenler bilirler.
Cam altı şahmaran boyama atölyesi eğitimi veriyor.
Herkes Mardin'e gidiyor Ebu Burak Toparlı Usta'yı görmek için ondan eğitim alabilmek için ama Umayla Yaşam sağ olsun ustamızı İstanbul'a getirdi.
Dede Korkut hikayeleri ve tasavvufu bir sohbet eşliğinde şahmaran cam altı boyama yaptılar.
Umayla Yaşam İstanbul'da arkadaşlar İstanbul'da yaşayanlara kıskanma sebeplerime bir yenisini daha ekledim.
Hem yüz yüze eğitimler için atölyeleri var hem de online eğitimleri var.
var. Benim gibi başka şehirde yaşayanlar için online eğitim harika.
Bireysel eğitim de alabiliyorsunuz ve yakın zamanda ebeveyn ehliyeti eğitimi bile başlayacak.
Keşke bu tüm Türkiye'de olsaydı dedim.
Logoterapi başlayacak yakında.
Umayla Yaşam'ın kurucusu Ayşen Mehtap Kurbanzade.
Kendisi rüya analizi koçu.
Kesinlikle bu eğitimi almak istiyorum.
Çok merak ettiğim bir alan biliyorsunuz.
Bu aralar rüyalarıma gülüyorsunuz ama belki vardır bir anlamı.
Soracağım uzmanına.
Ya hikayesi beni çok etkiledi arkadaşlar.
Bu arada o kadar mütevazı bir insan ki benden bahsetmeyin dedi ama bahsedeceğim.
Kendisi İstanbul Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri mezunuymuş ve yaşadığı tarihsiz bir olay sonrası yaz sürecine giriyor.
Yani beni etkileyen kısım burası oldu.
İşte o yaz sürecinde kendi üç dünyasına bir arayış.
işe çıkıyor. Yani yaşam yolculuğu gerçekten çok etkileyici.
Psikolojik destekler almaya başlıyor.
Derken doçant doktor Nusret Kaya ile tanışıyor.
Psikiyatrist kendisi. Nusret hocayı biliyorsunuzdur bu alanda çalışanlar.
Son 40 senesinde Nusret hoca danışanlarına kendi adını taşıyan Nusretiyen rüya analizi ağırlıklı bir tedavi uygulamış.
Bizim yungumuz diyorum ben ona.
Ve onun sayesinde rüya analizleriyle tanışıyor Ayşen Hanım.
21 sene Nusret hocadan danışmanlık almış.
7 senede eğitim alıyor ve rüya analizi yapıyor.
İşte koçluğunda bunu güçlü bir enstrüman olarak kullanıyor da diyebiliriz.
Tarihe olan merakı, tarihin bütün dallarına merakı var.
Onu sanat tarihi eğitimi almaya itiyor ve derken hocası zaten heykeltıraş ve 10 sene onun atölyesinde eğitimler alıyor.
Dediğim gibi astronomi ve fizik mezunu.
Ondan sonra işte heykeltıraşlık eğitimleri alıyor.
Bu alanda çalışmaya başlıyor derken hayat onu nereye götürüyor?
Floransa Bioneri dahil pek çok yurt içi ve yurt dışı sergilere katılıyor.
Sonra koçluk eğitimleri almaya başlıyor ve Uma ile yaşamı kuruyor 7 sene önce.
Hem kendisi için hem de diğer eğitim vermek isteyen profesyoneller için burayı kurmuş.
Sanatın, bilimin, edebiyatın, felsefenin hepsinin iyileştirici bir gücü var arkadaşlar.
Bu sene... kendim için bir şeyler yapmak istiyorum diyenler ama ciddi ciddi böyle bir şeyler yapmak istiyorum diyenler sizi böyle muhteşem eğitimler almak için Umay'la yaşama davet ediyorum ama canı gönülden davet
ediyorum. Yani öyle bir okul düşünün ki aldığınız bilgiler, eğitimler sizde alan açıp dönüşüm sağlıyor.
Belki derslerde karşılaşırız.
Ben buraya sardım çünkü.
Bu arada unutmadan Göktuğ Halis Hoca'nın çok yakında Kahramanın Yolculuğu ve Kadın Kahramanın Yolculuğu adlı eğitimleri açıyor.
Benim gibi bu alanlara ilgi duyanlara duyurulur.
Özellikle de böyle ebeveynler hatta anneler yani kendilerini potansiyellerini ne kadar yaşarlarsa çocuklarının kendi olmalarına da o kadar alan açabiliyorlar.
Kendi yapamadıklarını çocuklarından bekleme derdine düşmüyorlar.
O zaman bu sene hep beraber neredeyiz?
Umay'dayız arkadaşlar. Açıklamalardaki linkten Umay'la yaşamın eğitimlerini hemen inceleyebilirsiniz.
OSB 10 koduyla %10 indirimimiz de var.
7 Şubat'a kadar geçerli.
Böyle eğitim işlerini biliyorsunuz.
Ben canlı gönülden destekliyorum.
O yüzden katılmanızı da çok isterim.
Benim farkındalık defteriminin arka kapağında ne yazıyor?
İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli, iyi bir şiir okumalı, güzel bir tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemeli.
Bunları söylemek için ne yapmamız gerekiyor?
Kendimizi eğitmemiz gerekiyor.
Şimdi dinler tarihiyle başladık.
Mitolojiyle devam edelim.
Anlam bütünlüğünü çok bozmak istemedim.
Yoksa bir sürü bilgiler edindim Umayla Yaşam'da almış olduğum derslerden.
Şimdi mitolojiyle devam ediyoruz.
Göktuğ Halis Hoca'nın anlatımıyla bu hikaye sondan başa doğru gidiyor gibi oldu biraz.
Çünkü önce mitolojiyle başlamam gerekiyordu.
Sonra dinler tarihi. Ama mitolojiden çok korkanlar var.
O yüzden onu sona sakladım.
Şimdi öncelikle mitoloji nedir?
Kısaca bundan bahsedeceğim.
Göktuğ Halis eminim duymuşsunuzdur.
Felsefeci, gösterge bilim alanında uzman.
Bayılıyorum bu alana. Ve 20-25 senedir mitolojilerle işte dini düşüncenin kökenleri üzerine çalışıyor.
Ama sadece kitabi bilgi çerçevesinde ilerlemiyor.
Direkt böyle sahaya inip insanlarla birebir görüşmeleri, çalışmaları var.
Benim için bu çok kıymetli.
Kaynaklarında böyle yüz yüze görüşmeler yapmış olduğu kaynak kişiler var.
İşte büyü ve halk inanışları üzerine olan çalışmalar.
Mesela benim çok ilgimi çekmişti.
Göktuğ Hoca böyle direkt gitmiş.
Üç harfler diyeceğim.
Türkiye'de yaşadığımız için anladınız siz korkmayın diye öyle diyorum.
Onlar tarafından eğitildiğini savunan bir heykeltüraşla yüz yüze görüşmüş.
Kaynak kişi olarak onu belirtmiş mesela.
Bunu niye yapıyor? Çünkü şamanların o doğa ruhları tarafından eğitildiği ilkel ritüellerle bir karşılaştırma sunması için yapmış bunu.
Çok güzel. Hani halk arasında işte al karısı denilen bir şey vardır.
Lohusalara geldiği düşünülür.
Kötü bir varlık. Onun araştırması için işte Sivas'ın bir köyüne gitmiş.
İşte kaynak kişiyle görüşmüş.
Bunlar benim çok hoşuma gitti. Yani sadece kütüphanede kalmayan bir araştırmacı.
Gerçek insanlarla temas etmesi çok güzel.
Göbekli Tepe üzerine olan çalışmaları da çok ilgi çekici.
Kitapları var konuya ilgi duyanlar için.
Şimdi Göktuğ Halis hocadan almış olduğum notlarla.
Mitoloji nedir? Mitoloji iki bileşenden oluşuyor.
Mitos ve Logos. Logos zaten konuşma, zihin, akıl aktivitesi gibi değil mi?
Mitos da arkadaşlar mit.
Yani söz, dini hikayeler.
Öykü anlamında. Mitoloji sözcüğü ilk kez Antik Yunan'da karşımıza çıkıyor.
Hani orada kullanıldığı anlamıyla hani bize göre işte efsanedir, söylencedir ya mitoloji.
Göktuğ Hoca bu tanımları noksan buluyor.
Yani efsanelerden farklı olduğunu söyledi.
Zaman anlamında hani farklı bir yaşamsal evreden bahsediliyor gibi diyor.
Yani efsaneler daha böyle bizim zamanımıza ait gibi gelir ya kulağa.
Mitler öyle değil. Yani çoğunlukla bu zaman evresinin çok daha öncesi gibi.
Hani eski dünyada yaş...
Yani insanların anlattıkları öyküler diyebiliriz.
Mitos dediğimiz şey ise öykülerin çekirdek birimleri, mitin yapı taşları gibi arkadaşlar.
Ve bunlar dünyanın neresine giderseniz gidin hangi çağ ve zamanda yaşadığınız hiç fark etmez.
O mitoslar bir şekilde...
Kendini tekrar eder.
Hani bir podcast'im var Kahraman Yolculuğu.
Mutlaka dinleyin onu. Modern dünyanın da mitleri var arkadaşlar.
Şu anda da var mitler. Mesela tapınak şövalyeleri.
Bu arada Göktuğ Hoca'nın tapınak şövalyeleri üzerine bir eğitimi varmış.
Katılacağım ona mutlaka. Kaçırdım.
Tapınak şövalyeleri üzerinde de aslında mitler geliştirilmiş.
Yani mitolojilere çalışırken zaman...
mekan ve geçmiş sistemleri ayrıntılı olarak analiz edebilirsek mitoloji bizim gözümüzü o kadar korkutmaz diyor Göktuğ Hoca.
Mitoloji dediğim gibi lebi der ya çünkü yani insanın gözü çok korkuyor.
Ama şu var benzer bir işleyiş var arkadaşlar.
Yani bir mitolojiyi öğrendiğimiz zaman hemen diğer mitolojilerdeki o benzerlikleri fark edebiliyoruz ve ne oluyor?
Daha da anlamaya hazır bir hale geliyoruz.
Zaten taş çağından işte mağara sanatından üst paleolitik dönemden itibaren mitolojinin izini sürmeye başlayabiliyoruz.
Sonra işte neolitik dönem, yerleşik hayat ardından hayvan evcilleştirmeleri, işte Tunç çağı, büyük medeniyetler, Mısır, Sümer, Hint medeniyetleri işte derken antik çağlar.
Yani mitolojileri tasnif etmek çok önemli.
Önemli az önce dinler tarihinde olduğu gibi.
Tarih öncesi mitler yani yazının kullanılmaya başladığı evreden öncesi ve sonrası gibi de tasniflendirebiliriz.
Şimdi 4-5 ayrı türde mitos var arkadaşlar.
İlk ve en yaygın olanı köken orjin mitoslar.
Yani... Hayatın nasıl başladığıyla ilgili.
Mesela tekvinde Adem ile Havva'nın yaratılışı arkadaşlar.
Buna bir örnek. Ya da Kuzey Amerika yerlilerinin kaplumbağadan türeyiş hikayesi gibi.
Etiyoloji mitosları var.
Neden bilimsel mitoslardı deniliyor buna.
Bugünün meselesinin neden bilimsel açıklaması diyebiliriz bunun için.
Mesela işte biz bugün neden ev inşa ediyoruz?
Neden balıkçılık yapıyoruz gibi.
Ya da insanlar neden ölümlü oldular gibi soruları açıklamaya çalışıyor.
Üçüncü bir tür. Türse ritüel mitosları.
Buna örnek olarak yani bunun en yaygın bilinen şekli bizim toplumumuzda baktığımız zaman kurban bayramı olabilir ritüel mitoslarıyla.
Kurban bayramlarının arkasındaki mitos Hazreti İbrahim tam İshak'ı kurban edeceği ya da işte İsmail'i kurban edeceği sırada.
Gökten koç iniyor değil mi?
Eskatoloji mitosları var.
Bunlar çoğunlukla kıyamet ile alakadadır.
İşte Nuh tufanı mitosu gibi.
Kuzey Amerika'dan Afrika'ya gidin.
Her coğrafyada bu tufan mitosu zaten vardır.
Gelelim Türk mitolojisine.
Türk mitolojisi nedir?
Doğaya çok saygılı, göçebe, sürüleri olan, merkezinde çoğunlukla şamanist aktivite olan, kadının özel bir yeri olan, Orta Asya coğrafyasında yayılmış savaşçı bir kültür değil mi?
Çok tanrılı bir sistemden bahsedebiliriz.
Ama çok özgün ve çok değerli karakterlere de sahiptir.
Mesela Umay. Türk mitolojisi de ana tanrıca.
Bereket dağıtan toprak anadır Umay.
Doğurganlıkla, kadınlarla, çocuklarla ilgili olan tanrıçadır.
Gökçengri'de yaşayan tanrıça yere inerek annelere kolay doğum yapmaları için yardımcı olur.
Umay ismine de bayılırım bu arada.
Umay Bilim Sanat Yaşam Merkezi de kendiyle çalışan annelerin çocuklarını kolay doğurmalarına yardım ediyor.
Yani kişinin kendini özgürleştirmesine hizmet ediyor.
Çünkü yol alan yol gösterir.
Yani çocuklarına yol göstermek isteyen anneler önce kendileri yol alır.
Yaşamın tanrı ülkenin evreni yaratmadan önce yine bir suyun üstünde yükselmiş olduğunu görüyoruz.
Yani yine temel bir kalıp var arkadaşlar dikkat edin.
Yaşam hep suyla başlamıştır.
Su nedir? Dişil bir imgedir değil mi?
Yani anne imgesidir.
Şöyle düşündüğünüz zaman işte anne karnında suyun içerisindeydik değil mi?
9 ay boyunca amnion adı verilen bir sıvının içerisindeydik.
O sıvı bizi dış etkenlerden korudu.
Yani Gökte Hoca dedi ki ne kadar erkek egemen bir kültür olursa olsun hayat her zaman bir anneden, bir dişi imgeden, bir suyun içinde başladı değil mi?
Ve bütün mitolojilerde hayat...
Karanlıkla ve suyla başlar arkadaşlar.
Çünkü hepimiz anne karnındayken karanlıktaydık ve suyun içerisindeydik.
Sonra ne oldu? Işık yaratıldı değil mi?
Doğduktan sonra ışığa çıktık.
Tanrı ışığı yarat.
Herkes ışığın içine doğar.
Yani karanlıktan aydınlığa çıkarız.
Merve çok heyecan verici mitoloji diyenler.
Evet ama Gökte Hoca'nın anlatımıyla bence mitoloji daha da keyifli.
Yani mitoloji belki böyle başlarda size çok saçma, çok anlamsız gelebilir.
İşte Gılgamış Destanı gibi ne alaka ya falan diyebilirsiniz.
Bir olay örgüsüyle karşılaştığımız zaman ki dünyanın tüm coğrafyalarında benzer hikayelerle karşılaşıyoruz.
Ve bize saçma gelecek belki bunlar.
Mitoloji okurlarını yıldıran şey zaten bu saçmalıklar.
Saçma saçma şeyleri niye anlamaya çalışıyorum ve niye öğrenmeye çalışıyorum diye düşünüyoruz ama Göktuğ Hoca dedi ki mitoloji öğrenmek yeni bir dil öğrenmek gibi.
Yani hani yeni bir dil öğrenirken şu vardır ya ben bu saçma sözcükleri öğrenirsem çünkü anlamıyorsun anlamsız geliyor sözcükler.
Ben bu dili bu şekilde konuşmayı öğreneceğim değil mi?
Önce o saçma gelen sözcükleri bilmem gerekiyor ki o dili konuşmayı öğreneyim.
O yüzden sabırlı olmamız gerekiyor.
Yeni bir dil öğreniyoruz sonuçta.
Ama öğrendikten sonra da tadına doyum olmuyor mitolojinin.
Mesela bir sanat galerisine gidiyorsunuz.
Karşılaştığınız eserleri yorumlarken de mitoloji bilmek çok önemli.
Bunu Instagram'da da hep söylüyorum.
Orada hani storyler atıyorum ya arkadaşlar.
Tevrat okuyun, mitoloji okuyun bunları anlamak için diyorum.
Gerçekten bunları bilmek önemli sanat eserleri içinde.
Ama şu da var. Bazı mitolojiler sadece yerel halkı ilgilendirir.
Yani sadece o bölgenin halkına has bir mitolojidir o.
Ne bileyim Afrika'nın bir kabilesi mesela.
bir karşılığı yok. Mitoloji çalışmalarını Simge ve sembol çalışmalarının hepsini inceleyen bir bilim dalı var.
Gösterge bilim. Yani semiyotik.
Mesela işte Adem'le Havva olayı.
Hepimiz biliyoruz değil mi bunu? İşte cennetten kovulma olayı.
Burada gösteren ve gösterilen ilişkisi var.
Yani bize gösterilen şey ne?
Adem'le Havva'nın bildiğimiz klasik hikayesi.
Yani cennetten kovulmak. Hepimizin bildiği şey bu.
Bu mitolojinin sözel hikayesi.
Ama bu hikayenin arka planında saklı olan bir şeyler var değil mi?
Yani bizim anladığımız.
şeyle hiç alakası olmayan bir şey var arkasında.
Sembol. Yani sembol ne yapar?
Bize çok basit bir şey gösterir.
Çocuk bile görse der ki aa bu işte şu demektir der.
Ama dediğim gibi arka plandan başka bir şey çıkar.
Mesela işte bir çark şekli gördük.
Çocuk bile görse aa bu bir çark der değil mi?
Ama o çark aslında evrenin döngüsünün işte birbirini takip eden devir.
Yeniden doğan güneştir.
Yeniden batan güneştir.
Mevsimlerin bir simgesi haline gelmiştir o çark.
Ama bizim görüp direkt söylediğimiz şey bu değil değil mi?
Bize gösterilen şey bir çark ama arka plan başka.
Ya da işte bir tümseyin üzerinde taş gördüğümüz zaman aa bu bir mezar deriz değil mi?
Bunun bir mezar olduğunu anlarız.
Peki Mezarlıklar neden hep ağaçlarla dolu arkadaşlar?
Bunu Göktuğ Hoca derste sordu.
Ben bunu bilmiyordum. Çünkü ağaçlar insan zihninin tanıdığı ilk ölen ve dirilen canlı formu olduğu için.
Yani ağaçlar her mevsim ölüyor ve her mevsim diriliyor.
İnsanlar da bunu görüyor. Mezarlıklara ağaç dikiyorlar.
Çünkü aslında o ağaç hani her mevsim ölüyor, her mevsim diriliyor ya.
Dirildiği zaman hani o ölünün de dirilmesine dair ruhsal...
Sinsel bir ilişki kurulmuş.
O yüzden dikiliyormuş. Bakın burada sembolik bir dil var arkadaşlar.
Harika bir şey. Yani bu dili kavrayabilirsek isimler, olaylar, yer, zaman, mekan bunlar değişse bile biz bir mitolojiye bakıp işte bu şu çeşit bir mittir, anlamı budur diyebileceğiz.
Mesela işte İslam mitolojisi bir ağacın üzerine asılma.
3 gün ölme sonra dirilme.
Hazreti İsa podcastımda anlatmıştım bunları.
Hazreti İsa ne yaptı? Kendini toplum için feda etti değil mi?
Kahraman kurtarıcı.
Peki öncesinde ne var?
İşte Osiris var, Tammuz var, Adonis var, Addis var, Dionysos var.
Ben bunları anlatmıştım size.
Bunların bir bağlantısı var Hazreti İsa ile.
Görebileceğiz bunları. Benzer olaylar.
Ya da insan topluluklarının bilinen ilk ritüellerinden biri kurbandır değil mi?
Kurban aslında bir tanrı yemeği arkadaşlar.
Semavi dinlerde Hazreti İsa...
İbrahim ne yaptı? Oğlunu tanrıya kurban edecekti ve o anda gökten koç indi değil mi?
Bu hadisi hepimiz biliyoruz.
İlk insan toplulukları ne yaptı?
İlk atalarını... Hayvan olarak görüyorlardı.
Buna ne diyorduk? Totemizm.
Özellikle de Avustralya kabilelerinde görülüyormuş totemizm.
Çoğunlukla ilk ata arkadaşlar koruyucu atadır.
Bu insanlar bir hayvandan geldiklerini düşünüyorlar.
Yani bu hayvana zarar vermek o yüzden yasaktır.
Ama belli kutsal günler vardır.
İşte o kutsal günlerde bu hayvanı yakalarlar.
Kutsal saydıkları hayvanı.
Ve bütün kabile bir araya gelir.
Bir yemek şöleni verilir.
Bu hayvanın etini yerler.
Neden bunu yapıyorlar? İkisel atanın yani işte hayvanın gücünü bu şekilde onu yiyerek özür dilediklerini düşünüyorlar.
Ve tüm kabile bu yemeğe katılır arkadaşlar.
O kurbanı yerler. Hatta Freud der ki kurban yemeği aslında yüce yaratıcıyı yeryüzüne yaklaştıran bir eylemdir.
Yani ilk atayı.
O hayvanı yerliler niye yiyor?
Çünkü altyapısında bir yakınlaşma var.
O hayvanı bedenine sokarak kurbanı yiyerek tanrıyla kendisi arasında bir yakınlaşma olduğunu düşünüyor.
Bunu öğrenince böyle aa falan oldum.
Hatta tanımı tanrının ve yaradılanın ortak sofrada buluştukları yemektir.
Kurbanın tanımı bu. İşte totem toplumlarının bu tanrı etini yemesi.
Başka nerede var arkadaşlar? Bir düşünün.
Kominyon ayinleri değil mi Hristiyanlık'ta?
Yani kominyon neydi?
Rabbin sofrası.
Hazreti İsa'nın çarmıha gelinmeden önceki gece havarileri de yemiş olduğu son akşam yemeğinin anılmış olduğu ayin bu.
Bu yemekte ne yapıyorlar? Ne diyor Hazreti İsa?
Havarilerine ekmek veriyor.
Diyor ki bu benim bedenim.
Değil mi? Şarap veriyor.
Bu benim kanım.
dediğine inanılıyor Hazreti İsa'nın.
Evkarist diye aynı, şarap ekmek aynı diye geçer.
Hatta kutsal kitaplarında şöyle geçiyor.
Yemek sırasında İsa eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve öğrencilerine verdi.
Alın yiyin dedi. Bu benim bedenimdir.
Sonra bir kase alıp şükretti ve bunu öğrencilerine vererek hepiniz bundan için dedi.
Çünkü bu benim kanımdır.
Günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan Antlaşma kalır demiş İsa.
Dionysos ayinlerine bakın arkadaşlar.
Dionysos yani yüce tanrı Zeus'un oğlu değil mi?
Onun oğluna tapanlar ne yapıyorlar?
İşte şarap içip Dionysos'un parçalarını koparıp yerler.
Çiğ çiğ Dionysos'un bedeni.
Yani tanrıyı bedenlerine alıyorlar bu şekilde.
Dionysos da çoğu zaman keçi olarak temsil ediliyor arkadaşlar.
Ya da işte boğa, dana.
Yani aynı kurbanda kestiğimiz hayvanlar gibi değil mi?
Tanrı'ya yakınlaşma demiştik en başta kurban için.
Şimdi kurban bayramlarına eminim.
Akış açınız değişti diye düşünüyorum.
Hani mitoloji saçmaydı arkadaşlar?
İşte modernite, mitolojileri hep itibarsızlaştırdı.
Onu böyle işte geri kalmış zihinlerin, insanların acizce evreni tanıma girişimleridir gibi gösterdi.
Peki buraya kadar Göktuğ Hoca'nın anlattıklarına bakarak soruyorum.
Sizce öyle mi arkadaşlar? Cevabınızı biliyorum.
O yüzden sizi umay, bilim, sanat, yaşam ve dönüşüme yani umayla yaşama davet ediyorum.
Bir insanın kendisi için yapabileceği en güzel şeylerden biri...
Kendi üzerinde çalışmak, kendini içten aklen beslemek ve bilgiyle donanmak.
Kendinin en iyi versiyonu haline dönüşmek isteyenleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Çünkü biz değiştikçe, dönüştükçe, geliştikçe bu toplumumuza da yansıyacak.
Benim bu seneki hedeflerimden biri olabildiğince bilim, sanat ve yaşam alanında eğitimler almak.
Eğer siz de kendinizi geliştirmeyi seviyorsanız ki OSB takipçileri zaten direkt böyle.
O zaman açıklamalardaki linke...
bir göz atabilirsiniz. Merve mitolojiye doyamadık diyenler için de 23 Ocak'ta Recep Çiftçi hocamızın eşliğinde Türk mitolojisi eğitimi olacak.
Online olacak arkadaşlar. Dediğim gibi açıklamalardaki linkten bütün eğitimleri, atölyeleri, kursları görebilirsiniz.
OSB10 koduyla %10 indirimimiz var.
17 Şubat'a kadar geçerli.
Yıl dönümlerine kadar yani.
Bu kodu da açıklamalara bırakıyorum ve bu cumartesi tekrar görüşmek üzere.
Hoşçakalın diyorum. Kendinize iyi bakın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
