
Bu Black Friday’de kendine yatırım yap! Cambly’de yılın EN BÜYÜK indirimini yakala: 12 ayda %60 indirim ve ayda 299 TL’den başlayan fiyatlar için kodumu kullan. Bugün İngilizce yolculuğuna başla!
KOD: ORTAMLARDABF25
Detayları İncelemek İçin Tıklayın.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Yeni çıkan kitabım “Kendimi Nasıl İyileştiririm?”i almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir
Transkript
Cambly, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün Yunan mitolojisine en baştan bir giriş yapacağız arkadaşlar.
Aslında bugün evrenin yaratılış hikayesini anlatmak istiyordum Yunan mitolojisine göre.
Sonra dedim ki bir dakika Merve, öncelikle mit nedir, mitoloji nedir bununla başlayalım.
Önce bu taşları bir oturtalım insanların kafasına, ondan sonra en baştan başlarız dedim.
Herkesin anlayabileceği şekilde anlatmaya çalışacağım, oldukça basite indirgemeye çalışacağım.
Hadi o zaman başlayalım. Öncelikle mit ve mitoloji nedir?
Buradan başlayalım. Mit arkadaşlar bir toplumun biz kimiz, nereden geliyoruz, neden buradayız gibi sorularına vermiş olduğu kendilerince anlamlı bir yanıt diyebiliriz.
Neden? Çünkü eskiden insanlar takdir edersiniz ki bizim bugün bildiğimiz kadar çok şeyi bilmiyorlardı.
Gök gürleyince bunun neden olduğunu bilmiyorlar, sellerin nedenini bilmiyorlar, doğal afetlerin nedenlerini hiçbir şey bilmiyorlar.
Güneş neden her sabah doğar?
Her akşam niye batar? Neden biz karanlığa gömülüyoruz geceleri?
Bunları bilmiyorlar. Çünkü bilim yok.
Sadece hayal güçleri var.
Onlar da bu soruların cevabını bu hikayelerde buluyorlar.
Mesela diyorlar ki gökyüzünde Zeus adında çok güçlü bir tanrı var.
Kızınca işte elindeki yıldırımları yere fırlatıyor.
O yüzden gök bu şekilde gürlüyor.
Öyle düşünüyorlar. İşte biz bu tür hikayelere mit diyoruz.
Yani dünyayı anlamak için.
yaratmış olduğu kutsal anlatılar insanların.
Mit bu. Bazı din tarihçilerinde dine göre mit kutsalın anlatı haline gelmiş biçimidir arkadaşlar.
Bu arada çok basit anlatıyorum ama bu gerçekten çok komplike.
Her kafadan bir ses çıkıyor öyle söyleyeyim.
Öyle bir fikir birliği var mı derseniz tam olarak yok.
Özellikle mitoloji konusunda.
Şimdi ilk insan toplulukları için mit sadece bir hikaye değil, gerçekti arkadaşlar.
Bakın altını çiziyorum, gerçekti.
Mesela tanrıların dünyayı yaratması, ilk insanın ortaya çıkışı, ölüm, ateşin insanlara nasıl verildiği.
Bu olaylar bir zamanlar gerçekten olmuş gibi kabul ediliyordu ve insanlar ritüellerde, bayramlarda, ayinlerde bu kutsal olayları yeniden yaşıyorlardı.
Zamanla toplumlar değiştikçe mitlerin bazıları dini inançtan uzaklaşıp Bir kültürel hikayeye dönüşüyor arkadaşlar.
Yani bir zamanlar kutsal gerçek olan anlatı artık efsane, masal ve simge haline geliyor.
Ne demek istiyorsun Merve?
Şimdi bugün mitoloji deyince bize masal gibi geliyor belki değil mi?
Hayır arkadaşlar. Ya da işte şu an kimse Zeus diye bir tanrıya inanmıyor.
Bilmiyorum belki de inanıyordur.
Ya da Türk mitolojisindeki Ergenekon hikayesi.
Artık Ergenekon hikayesi kimse için bir tapınma konusu değildir diye düşünüyorum.
Sadece sembolik bir doğuş miti değil mi arkadaşlar?
Bu yüzden mit zamanla kutsaldan kültüre evrilir.
Burası çok ömerli. Peki bu mitlerin görevi ne derseniz?
İnsanlar neden bu mitlere ihtiyaç duymuşlar?
Aslında arkadaşlar şimdiki zamanda insanlar neden ibadet etmeye gereksinim duyuyorsa, neden yüce bir yaratıcının varlığına ihtiyaç duyuyorsa tam da bu sebepten bence.
Dünyayı daha anlamlı kılmak için, varlığımıza bir sebep aramak için, kaostan bir kozmoz yaratma çabamızdan, insanın anlam arayışından, hani ben neden bu hayattayım, varlığımın
nasıl bir amacı var?
Bu sorudan arkadaşlar, varlığının sıradan değil de böyle daha anlamlı olduğunu hissetmek istediği için.
Belki de bu yüzden. Şimdi mit dediğimiz şey öyle alelade hikayeler değil.
Mitler dine zemin hazırlayan zihinsel mekanizmalardır.
Altını çizerim. Ne demek istiyorsun Merve?
Şöyle. Şimdi önce mit vardı arkadaşlar ama bakın anlatı şeklinde vardı.
Anlatı şeklinde. Sonra bu mitler ne oldu?
Sistemleşti gitgide.
Rütüellere dönüştü.
Sonra o rütüeller ibadet oldu.
Yani bugün bir ibadethanede edilen dua ile binlerce yıl önce atalarımızın işte oturup böyle ateş başında birbirlerine anlattıkları mitlerin işlevi aynıydı.
Sadece anlatıydı ama o. Dünyalarını anlamlandırmak işlev olarak aynı.
Kendilerini şu koca evrende bir yere oturtmak istediler.
Bilinmezliğe karşı kendilerini korumak istediler.
Zaten buradan çıktı mitler ve mit kelimesinin kökeni Yunanca mitosdan gelir.
Mitosun anlamı ne? Söz, konuşma, sözlü olarak anlatılan hikayeler demek.
Şimdi buraya kadar tamamız bence.
Size arkadaşlar mitos, epos ve logosu açıklamak istiyorum.
Mitos yani mitin kelime kökeni dedik.
Bunu anlattım az önce. Mitos bir insanın düşüncesinin ilk biçimi.
Hikaye yoluyla düşünme biçimi.
İnsanoğlunun dünyayı henüz böyle bilimle değil de akıllı değil de hayal gücüyle, kutsallıkla açıkladığı o süreç.
Yani işte rüzgar eserse tanrılar nefes almıştır.
Şimşek çakarsa Zeus kızmıştır.
Aşık oldum işte Eros ok atmıştır.
Yani mitos eşittir insanın ilk anlamına eşidiyorum ben.
Epos dediğimiz şey ise...
Bu anlamın anlatıya dönüşmesi ve epos Yunanca'da söz, anlatı, destan demek arkadaşlar.
Burada insan artık bu kutsal hikayeleri sözlü gelenek halinde taşımaya başlıyor.
Homeros'un İlyadası, Odesiyası, Dede Korkut Destanları, Ergenekon Destanı, Oğuz Kağan Anlatıları.
Artık böyle bakın tanrılar başrolde değil arkadaşlar burada.
İnsanlığın içine karıştılar hatta kahramanlar var artık.
Yüce kahramanlar.
Mitosta kim başroldeydi?
Tanrılar değil mi? Epos'ta artık tanrıların kutsiyet verdiği kahramanlarla karşılaşıyoruz.
Tolkien'in işte Yüzüklerin Efendisi gibi ya da Lucas'ın Star Wars evreni gibi, Marvel evreni gibi değil mi?
Bu hikayeler, Epos'lar kahramanın yolculuğu şemasını taşıyor.
Campbell'ın kahramanın yolculuğu var ya hatta bu sinemada da şu an görüyoruz, edebiyat dünyasında da görüyoruz.
Hep bu kahramanın yolculuğu şemasıyla karşılaşıyoruz.
Artık tanrıların yerini kahramanlar alıyor Epos'ta yani insanlar alıyor.
Mitos, Tanrı'nın hikayesi dedik.
Epos, insanın hikayesi dedik.
Az sonra Logos'a geçeceğim.
Şimdi, kahramanın yolculuğu dedik ya arkadaşlar.
Aslında dikkat ederseniz bu yolculukta işte insanlar genellikle bir bilgelik peşinde ya da güç peşinde ya da ölümsüzlük peşinde hep böyle bir arayışları var.
Fakat aslında her hikayede tek bir şey anlatılıyor.
Kendini aşmaya çalışan insan, kahramanın yolculuğu.
Şimdi gelin biz de bu yıl kendi yolculuğumuza çıkalım.
Yeni bir tişört, yeni bir ayakkabı ya da yepyeni bir parfüm almak yerine bu Black Friday'de kendimize yatırım yapalım.
Çünkü zamanla her şey eskir ama öğrendiklerin tıpkı mitlerdeki bu kahramanlar gibi seni ömür boyu taşır.
Ve bu yolculukta yanına alabileceğin en iyi rehberlerden biri Cambly.
Cambly, ana dili İngilizce olan eğitmenlerle birebir konuşabileceğiniz.
Tamamen size özel ders planlarıyla ilerleyebileceğiniz global bir platform.
İstediğiniz gün, istediğiniz saatte, internetin olduğu her yerde 7.24 ulaşabiliyorsunuz.
Gerçek öğretmenlerle gerçek hayatta işe yarayan İngilizceyi öğreniyorsunuz.
Burası çok önemli. Kembeli'de o da siz belirliyorsunuz arkadaşlar.
Size rehberlik edecek mükemmel öğretmeni bulabiliyorsunuz.
size özel hazırlanmış olan, öğrenmenize yön veren ve hedeflerinize göre uyarlanan geri bildirim odaklı dersler alabiliyorsunuz.
Ve her ders sizin için en önemli olan şeyi uygulamanıza yardımcı olacak şekilde tasarlanmış.
O yüzden Cambly diyoruz.
Ezber yok, yapaylık yok, sadece gelişim var.
Ve bu Black Friday'de Cambly'nin fırsatı gerçekten efsane.
12 ayda %60 indirim, ayda 299 TL'den başlayan fiyatlar.
Kodumuz ortamlarda bf25 arkadaşlar.
Bu kodu açıklamalardaki linke bırakıyorum ve detayları orada bulabilirsiniz.
Black Friday teklifi sınırlı bir süre için geçerli.
O yüzden elinizi çabuk tutun arkadaşlar.
Kısacası bu yıl tanrılardan ilham al ama Olimpos'a değil kendine tırman.
O zaman kahramanı yolculuğu başlasın.
Hadi devam edelim. Arkadaşlar mitler tarihteki en büyük medeniyetlerin sosyal dokusu üzerinde çok büyük bir öneme sahip.
Mesela. Antik Mısır'a bakalım.
Antik Mısır'ın çok zengin ve çok karmaşık bir mitolojisi var değil mi?
İşte kaostan düzenin yaratılması üzerinde duruyor bu Antik Mısır'ın mitolojisi.
Böyle hikayeler eşittir ne yapıyor bir noktada?
Antik Mısır'dan bahsediyorum.
Yönetimi onaylıyor bakın.
Firavun'un bizzat ilah olarak görüldüğü ve bu yüzden hani ilah olarak görülüyor ya ve bu yüzden hizmet edilmeye layık olduğu bir statükeyi meşrulaştırıyor.
Anlatabildim mi? Ya da... Yunan'a gidelim.
Antik Yunan'a. Antik Yunan ve Roma'da arkadaşlar şehir devletlerinin kuruluş mitlerine bakın.
Bunlar yurttaşlık kavrayışı açısından çok büyük bir önem taşıyor dönemin insanlar için.
Neden? Çünkü bu mitler arkadaşlar vatanseverlik ideaları ile ortak çıkarları ilahi otorite ile bağlıyor.
Binden fazla şehir devleti var o dönemlerde Yunanistan'da.
Ve her devletin bir kurucu miti, koruyucu tanrısı falan var.
İşte Atina'nın, Athena mesela koruyucu tanrısı.
Geleceğim oralara. Bu da arkadaşlar genellikle çok çelişkili ve son derece karmaşık bir dizi mite neden oluyor.
Derken kapsamlı bir Yunan mitolojisini kaydetme işi de Homeros'a ve Hesiodos'a düşüyor.
İşte Homeros'un destan şeklindeki hikayeleri İlyada ve Odesea ve Hesiodos'un Theogonyas'a.
Bu farklı Yunan mitilerini tek bir anlatı içerisinde birleştirme yönünde bir ilk arkadaşlar.
O yüzden de çok önemliler.
Bu arada mitolojide işte mesela Afrodit'in doğumu için bir yerde deniz köpüğünden doğdu deniliyor.
Bir başka yerde Zeus'un kızıdır deniliyor.
Bunun gibi bin tane farklılık görüyorsunuz.
Bunun nedeni de aslında bu arkadaşlar.
Binden fazla şehir devleti var.
Her birinin miti farklı farklı.
İşte Atina, Atena'yı seçmiş kendisine dediğim gibi akıl ve sanatın başkenti olmuş.
Sparta Ares'i seçiyor.
Savaşı benimsiyor. Tebaide Dionysos öne çıkıyor arkadaşlar.
Doğa, tutku, sezgi ve çılgınlığın şehri olarak.
Korintos da Poseidon'u benimsiyor.
Burada ticaret ve deniz ön plana çıkmıştır.
Tabii ortak tanrıları var.
Sadece bazıları öne çıkıyor dediğim gibi.
Şimdi mitosu anlattım.
Eposu anlattım. Sırada Logos var arkadaşlar.
Logos Yunanca'da söz, akıl ve düzen demek.
Yani felsefenin ve bilimin doğduğu nokta Logos.
Bunu şöyle açıklayayım. Tanrılar şöyle yaptı böyle yaptı o yüzden işte şimşek çaktı bilmem ne demek yerine bu neden böyle oluyor diye sorgulamaya başlıyorlar Logos aşamasında.
Neden böyle oluyor diye soruyorlar.
Bunu sorunca da devreye ne giriyor artık felsefe değil mi?
Felsefe ve bilimin kapıları yavaşça aralanıyor.
Evreni artık böyle akıl ve gözlem yoluyla açıklamaya yöneliyor insanlar.
Thales, Herakleitos, Sokrates gibi düşünürler artık böyle mitleri bırakıyorlar.
Anlamı artık... Kutsal da değil, düşünceler de aramaya başlıyorlar.
Mitos için tanrılar dedik, kutsal dedik, hayal gücü dedik, hikayeler dedik, tanrılar ve yaratılış anlatıları dedik.
Epos için ne dedik? Sözlü gelenek, destan işte Homeros'tan bahsettik, Teogonya, Hesiodos'tan bahsettik.
Destan ve kahramanlık işte halka öyküleri dedik.
Logos için ne diyoruz? Akıl ve sorgulama diyoruz.
Yani felsefe işte filozoflar, bilimsel düzene geçiş dedik.
Mitos arkadaşlar dünyanın anlamını nerede buluyor?
Tanrı'da buluyor. Epos anlamı nerede buluyor?
İnsan da insanın kahramanlıklarında arıyor.
Yine tabii bir kutsiyet atfedilmiş bu insanlara, kahramanlara.
Logos da anlamı artık nerede arıyor?
Aklın ta kendisinde arıyor.
Yani şimdi bunları üç kronolojik dönem gibi düşünün.
Mitos, epos, logos dedik.
Legos yalnız logos.
Mitos çağı, epos çağı, logos çağı.
Mitolojik düşünme biçiminden yavaş yavaş artık neye geçiyoruz?
Akıl. Değil mi? Akıl çağına geçiş evreleri.
Logosa doğru gidiyoruz. Hatta çok çarpıcı bir söylemi var tarihçi Herodot'un diyor ki Tanrı soylarını sayıp döken, Tanrılara adlarını veren, onların niteliklerini tanımlayan ve efsanelerini
anlatan Kimdir? Homeros da Hesiodos'tur diyor.
Yani çok tanrılı o ilk çağ dininin yaratıcılarıdır, peygamberleridir gibi bir anlam var burada.
Yunan mitosunun yazıya geçirilmesi Homeros ve Hesiodos ile başlıyor arkadaşlar ama bu ikisinin anlatıları birbirini tutmuyor maalesef.
Hatta bu da yetmiyor.
Bunların üzerine de bir sürü böyle ekleyenler, katkılarda bulunanlar var.
Yazın türleri çoğaldıkça da mitoslarda yeni yeni anlatımlar ve yorumlarla karşılaşıyoruz.
Zenginleşiyor gitgide. İşte lirik şiir türleri çıkıyor, çalgılar eşliğinde koroyla ya da solo söylenen ezgiler çıkıyor.
Himnos denilen övgüler çıkıyor arkadaşlar ve hatta ne çıkıyor?
Tragedia ortaya çıkıyor.
Tragedia'nın ana kaynağı mitos oluyor.
Destanda başrolü oynayan o tanrılar, bakın destanda başrolü oynayan o tanrılar Tragedia'da artık arka plana atılıyor.
Görüyoruz ki yeni tanrılar, yeni kahramanlar ön plana alınıyor.
Özellikle de kahramanlarla karşılaşıyoruz Tragedia'da.
Bunlar da seyirciler. büyüleniyor.
Yani arkadaşlar demem o ki insanoğlu en başından beri mitler yaratmışlardır.
Hatta neandertal insanlara bakın.
Onların gömülerinde arkeologlar çeşitli aletler silahlar buldular.
Kurban edilmiş hayvanların kemikleri bulundu.
Bunlar bize neyi anlatıyor?
Bu insanları bakın neandertal insanların bile ölüme bir anlam aramalarını görüyoruz burada.
Yani bunun için yaratmış oldukları bir hikayeyle karşılaşıyoruz.
Ölümden sonra yaşamın devam edeceğine inanıyoruz.
İnanmış bu insanlar yani sadece eski Yunanlardan bahsetmiyoruz burada mitler deyince bütün dünyada var.
Eski Yunanların inançlarına baktığımız zaman insanlar yaratılmadan önce tanrılar vardı ve bu tanrılar insanların şeklindeydi.
Yani onlar da tıpkı insanlar gibi bir takım kusurlara sahipti.
Böyle kusursuz bir tanrı anlayışları yok.
Tanrıların hayatı da hatta tıpkı insanlar gibi işte onlar da aşık oluyor, sinirleniyor, öfkeleniyor, çocuklarıyla tartışıyor vesaire bildiğiniz insan gibi anlatılıyor tanrıları.
Bu antik Yunan inanışının temel özelliği tam da bu noktada antropomorfizm arkadaşlar yani insan biçimcilik dediğimiz şey.
Tanrıların da işte insan gibi öfkelenmesi, kıskanması, aşık olması, hatalar yapması, savaşa girmesi yani tıpkı insan özellikleri baktığımız zaman.
Bu yüzden Yunan tanrıları kutsal olduğu kadar insan yani insani.
Doğu mitolojilerinden farkı budur arkadaşlar antik Yunan mitolojisinin.
Doğu mitolojilerine baktığımız zaman işte Mısır'a, Mezopotamya'ya tanrıların üstün olduğunu görürsünüz.
Yani çok böyle insani bir özellikleri yoktur.
Ama Yunan tanrıları çok daha insani özellikler.
taşıyor. Peki gelelim mitolojiye.
Mitoloji ne? Mitos yani hikaye ile logosun yani sözün birleşimi.
Hikaye artı söz. Mitoloji.
Şimdi mitolojide mitlerin toplamı diyebiliriz kısaca arkadaşlar.
Örnek vereyim. Dediğim ya işte eskiden gök gürlediğinde insanlar şunu bilmiyordu.
İşte bu ses bulutların çarpışması.
Bunu bilmedikleri için onun yerine ne diyorlardı?
İşte Tanrı Zeus kızdı bize.
İşte elindeki yıldırımları yere fırlattı falan.
Böyle düşünüyorlardı. İşte bu anlatı mittir arkadaşlar.
Bu mitlerin hepsini bir araya getiren sisteme de o toplumun mitolojisi diyebiliriz.
Her milletin ayrı bir mitolojisi var.
Dediğim gibi Yunanların işte tanrıları insan gibiydi.
Her şeylerin de insanla karşılaşıyoruz.
Örnek vereyim. Mesela işte keklik bir kuş değil mi?
Ama bir kuş olduğu halde neden havalanamıyor?
Neden o kadar uçamıyor? Diyorlar ki çünkü o keklik, keklik olmadan önce, kuş olmadan önce aslında Giritli'ye çok büyük bir muicit var.
Dayidoz. Onun bir Yeğeni var Talos diye.
Yeğeni o kadar başarılı bir mucit oluyor ki bu muciti geçiyor.
Dayı dostu geçiyor yani amcasını.
Amcası da yeğenini kıskanıyor.
Ondan daha yetenekli olmasını kıskanıyor.
Ve onu Akropolis'ten aşağı atıyor.
Ve Talos düşerken onu zeka tanrıçası Athena.
havada yakalıyor ve Talos'u bir kekliğe dönüştürüyor.
İşte bu yüzden arkadaşlar keklik düşerek parçalanmaktan korktuğu için yuvasını bile hep böyle yere yapar.
Yani o düşüşü asla unutmadığı için.
Bakın nasıl bir anlam yüklemişler.
Kısaca doğadaki bir davranış yani işte kekliğin yere yakın uçuşu bir insanın duygusunun sembolüne dönüşüyor burada bakın.
Yani korku ve hatırlama.
Ya da kurt mesela. Kurt neden kan dökücüdür?
Çünkü Bir gün Zeus insanları sanamak için yeryüzüne insan kılığında iniyor ve kral Likaon'un misafiri oluyor.
Ve kral Likaon arkadaşlar bu misafirin tanrı olduğundan şüpheleniyor fakat inanmıyor ihtimal vermiyor.
Ve şöyle düşünüyor eğer diyor şimdi yapacağımı anlarsa gerçekten tanrıdır diye düşünüyor ve ona çok korkunç bir şey yapıyor.
Misafirine ikram etmek için kendi oğlunun canına kıyıyor kral Likaon ve onu Zeus'a bir ziyafet sofrasına ikram ediyor.
Tanrı Zeus'u aldatmaya kalkışıyor yani.
Zeus bir anda öfkeyle masayı deviriyor, şimşeklerini çaktırıyor ve kral Lika onu lanetliyor.
Ve diyor ki sen diyor insanlığını kaybettin.
O zaman diyor insan biçimini de kaybedeceksin ve seni diyor bir kurda dönüştürüyorum.
Yunanlı için kurt doğuştan kötü bir hayvan değil bakın.
İnsan doğasının bozulmuş halinin temsili.
Yani kurt kan dökücüdür.
Çünkü bir zamanlar o kurt aslında bir insandı.
Vicdanını kaybetmiş bir insandı bunu yaptığı için.
Yani burada şu var aslında ahlaki düşüş değil mi?
Ahlaki düşüşün insanlığı yitirmenin sembolü aslında bu.
Ve sadece bu kadar değil arkadaşlar daha derine inelim.
Lykaon kelimesi Yunanca'da Lykos'tan geliyor yani kurt, kurttan geliyor.
Pelanopos bölgesinin dağlık iç bir bölgesi var Arkadia.
Burada kutsal bir dağ var arkadaşlar Lykaon dağı ve bu dağın tepesinde Zeus adına düzenlenen bir festival var.
Lykea festivali arkadaşlar ve antik Yunan yazarlarının söylediğine göre bu festival sırasında işte kan...
Kurban ve dönüşüm unsurları kullanılıyor.
Yani yamyamlık varmış arkadaşlar.
Hatta Platon şöyle söylüyor.
Lycaon dağında Zeus'a adanan kurbanlardan biri eğer insan eti yerse ruhunda bir kurt doğar ve o kişi kurt olur diyor.
Yani tören sırasında kurban etlerinden bilmeden insan eti yiyen bir insanın 9 yıl boyunca kurda dönüşeceğine inanılıyor.
Ve eğer bu süre boyunca insan eti yenmezse yeniden insana dönebileceği söyleniyor.
Merve bu kurt adam efsanesi benziyor diyorsunuz.
Evet arkadaşlar işte mitoloji böyle bir şey yani mitoloji deyip geçmeyin.
Buradaki olay ne aslında?
İnsan kurban eden birinin zaten o içindeki vahşi doğayı serbest bırakmış olması değil mi?
İşte tanrılar da aslında bu içsel dönüşümü gerçek bir fiziksel biçime çeviriyor.
Yani kurda biç çeviriyor.
Dolayısıyla kurt adam inancı burada.
aslında insanın ahlaki sınırlarını çiğnediğinde o içindeki hayvana dönüşebileceği fikrinin mitolojik fikridir diyebiliriz.
Ve Likon hikayesi insanın kendi vahşi doğasıyla yüzleşmesidir arkadaşlar.
Tanrısal düzeni çiğneyen insanlığını kaybeder demenin bir biçimidir.
Yani insan ne zaman ki haddini sınırlarını aşarsa içindeki o vahşi özün ortaya çıkıp ona nasıl zarar verebileceğinin hikayesi bu.
Yani bir nevi aslında...
Mitler tanrıyı değil de insanı anlatıyor arkadaşlar ve o insan biziz.
Yani içinde tanrı parçacığı taşıdığı söylenen o insan biziz.
Bugün hala ne yapıyoruz hırsla, öfkeyle?
Aç gözlülükle kendi içimizdeki kurtlarla savaşıyoruz değil mi?
Ahlakını, vicdanını kaybeden bir insanın nasıl bir canavara dönüşeceğinin hikayesiydi aslında bu.
Mitoloji deyip geçmeyin arkadaşlar.
Ya da bir başka hikayeden bahsedeyim.
Arakne'nin hikayesi.
Bir örümceğin hikayesi gibi görünse de ilk başta mitolojinin kalbine indiğimizde bakın neler çıkıyor.
Şimdi Anadolu'da Lidya'da yaşayan Arakne adında bir kadın var.
Ve bu kadın o kadar güzel iplik dokuyor ki sanatında çok usta.
Ve bir gün çok büyük bir kibire kapalı şöyle söylüyor.
Ben diyor o kadar güzel şeyler yapıyorum ki tanrıça Athena bile bu kadarını yapamaz diyor.
Yani kendini tanrıyla bakın mukayese ediyor tanrıçayla.
Athena yani zekanın ve el sanatlarının tanrıçası biliyorsunuz.
Bunu duyar duymaz da Athena'nın gururuna dokunuyor.
Gel bakalım diyor hangimiz daha güzel dokuyoruz.
Ve gerçekten arkadaşlar Arakne çok daha güzel dokuyor.
Zafer onun oluyor ama.
O zafer aslında onun lanetine dönüşüyor.
Çünkü Athena onu bir örümceğe çeviriyor.
Hani madem bu kadar dokumayı seviyorsun o zaman diyor sonsuza kadar doku bakalım diyor.
Seni örümceğe çeviriyor. İşte o günden beri örümcek ağını örüyor diyorlar.
Aslında yaratıcılığın sonsuz ama acılı bir biçimi gibi bu.
Arachne hala dokuma işini sürdürüyor ama artık bir insan değil.
Kendi kibriyle cezalandırılan bir varlık örümcek olarak devam ediyor.
Ne anlamalıyız bu mitolojik hikayeden diyorsanız.
Bugün hala arkada... Arkadaşlar sanat yaparken özellikle rekabet ederken birileriyle kibire ve gösterişe kapıldığımızda içimizdeki o arakne konuşuyor.
Yarat diyor yarat ama unutma.
Tanrıyı oynamaya kalkarsan yani kibirine yenik düşersen işte öyle ağında asılı kalırsın.
Şimdi ben bu kadar mitlerden bahsettim ama bu konuda dediğim gibi tam bir fikir birliği yok arkadaşlar.
Bu kadar da basit değil bu mevzu.
Yani çok çok aslında komplike bir konu bu.
Ama oldukça basit anlatmaya çalıştım ama %10'u falandır herhalde anlattıklarım.
Şimdi mitoloji bir din midir konusuna gelelim arkadaşlar.
Bu soruyu değerli hocamız Prof.
Dr. Ahmet Arslan bence çok güzel yanıtlamıştı.
Dedi ki tek tanrılı dinlerin inananları mitolojiden haz etmiyor dedi.
Yani işte dini mitoloji...
Ciden arındırma gibi bir eğilimleri var dedi.
Yunan mitolojisi çok tanrılı biliyorsunuz.
Yani birden fazla tanrısı var ve birden fazla tanrının da kendi aralarında çok garip ilişkileri var.
Garip derken ahlaka mugayir demek istiyorum.
Yani ahlaki normlara uygun olmayan ilişkiler.
İşte kimin eli kimin cebinde belli değil.
Tek tanrılı dinler de nasıl arkadaşlar?
Tanrı bilgedir, akıllıdır, güçlü olarak kabul edilir değil mi?
Ama Yunan Panteonu'nun tanrılarına baktığımız zaman, Olimpik tanrılarına böyle değil yani.
gibi yani her şey var. Kimin eli kimin cebinde belli değil dedik.
Her türlü ilişki çeşidini görüyoruz Yunan tanrıları da.
Yani bizim bildiğimiz o geleneksel tanrı anlayışıyla uzaktan yakından hiçbir alakası yok.
Bir de Ahmet Hoca burada çok güzel bir noktaya değinmişti.
Dedi ki Hristiyanlıkta hani belki o kadar yok ama özellikle Müslümanlık ve Yahudilik bir hukuktur dedi.
Yani tanrısal yasa var burada.
Hatta burada İran'ın eski dini lideri Hümeyne'nin bir sözünü söyledi.
Bu sözü çok hoşuna gitmiş hatta.
Hümeyne demiş ki arkadaşlar İslamiyet ya hukuktur ya da hiçbir şeydir demiş.
Mitoloji ile hukukun sizce bir alakası var mı?
Hiçbir alakası yok. Yani bir kural koyuculuk yok orada.
Mitoloji gayet şiirsel dilde işte tanrılarla tanrıçalar arasında geçen o entrikalı dal.
olayların anlatıldığı hikayeler ama Orta Doğu dinlerine bakın hiç alakası yok.
İslamiyet ya siyasettir ya da hiçbir şeydir derken aslında Batı'da Hristiyanlığın geçirmiş olduğu bir evrim var.
Bu evrimden sonra modern çağda dinden istenen şey, dinden beklenen şey Hristiyanlıktan bahsediyorum.
Gündelik hayatın işte toplumsal, siyasal hayatın kurallarını belirlemesi değil.
Hristiyanlık bazında konuşuyorum şu an.
Bireyle Tanrı arasındaki o ruhsal, tinsel, manevi özel ilişkinin ta kendisi olması.
Bu Hristiyanlık için geçerli.
Ve fakat şimdi Orta Doğu'da din ortaya çıktığında tamamen toplumsal ve siyasal olarak ortaya çıkıyor diyor Ahmet Hoca.
Ve şöyle söylüyor. Hristiyanlıkta diyor bu özellik zamanına kaybolmuş.
Yani ilk başta onda da biraz böyle bir şeyler varmış.
Toplumsal ve siyasala hizmet.
Ama daha sonra bireyselleşiyor.
Fakat arkadaşlar Müslümanlıkta ve Yahudilik...
Bu kalmıyor yani o yüzden İslamiyet ya siyasettir ya da hiçbir şey derken kast edilen şey bu.
Yani bireysel bir olay yok burada toplumsal bakın Müslümanlık ve Yahudilik yani kural koyucu bir takım yaptırımlarla karşılaşıyoruz.
Hem anayasadır hem kısmen ceza kanunudur hem medeni kanundur hatta özellikle medeni kanundur.
Dinler ortaya çıkarken siyasi, idari, toplumsal, hukuki temellerle ortaya çıkıyor.
Tanrı'yı arama ihtiyacıyla değil, psikolojik bir ihtiyaçla değil arkadaşlar.
Bakın toplumsal dedim.
İdari, siyasi, hukuki bu temellerle ortaya çıkıyor diyor Ahmet Hoca.
Hatta ahlaki bir ihtiyaçla da çıkmamıştır diyor.
Şimdi mitolojide bunların hiçbiriyle karşılaşmıyoruz.
Tek tanrı kavramı yok mitolojide.
Çok tanrı var. E tanrı tarafından gönderilen bir kitap var mı?
O da yok. Yani bu ne demek arkadaşlar?
İnsanların uyuması gereken kurallar yok burada.
Hukuk yok, yasa yok, siyaset yok.
Ya da evet sosyal bir işlevi var kısmen ama tam olarak yasa koyucu diyemeyiz mitoloji için.
E ölümden sonra hayat var ama çok da önemsenmiyor.
Bundan bahsetmiştim size bir bölüm.
Cehennemin tarihi bölümünde konuşmuştuk.
Yani mitoloji bir din midir sorusunun cevabını bence Ahmet Arslan hocamız çok güzel vermiş.
Peki neden Yunan mitolojisi?
Yani mitoloji deyince neden aklımıza direkt Yunan mitolojisi geliyor ya da işte Mısır, Hint mitolojisi geliyor ama özellikle de Yunan mitolojisi bütün dünyada.
Çünkü arkadaşlar en çok yazılı kaynak burada yani Yunan mitolojisinde.
O yüzden bu daha fazla konuşuluyor.
Peki neden mitoloji bilmemiz gerekiyor?
Ve bu şu an bizim...
Ne işimize yarayacak Merve demiş olabilirsiniz.
Şimdi arkadaşlar mitoloji insanın dünyayı anlamlandırma biçiminin en eski kaydı.
Bunu anlattık. Şimdi Yunan'dan örnek vermeyeyim sürekli oradan verdim.
Türk mitolojisi üzerinden gidelim hadi daha iyi anlarız.
Ergenekon destanı değil mi?
Türklerin yeniden doğuş miti.
Bizim için çok önemli. Neden?
Çünkü arkadaşlar Türklerin kendi mitolojik bilincini ve kolektif ruhunu anlamak için Bu destan çok önemli bir noktada duruyor.
Ergenekon destanı öyle basit alelade bir dağdan çıkış hikayesi mi sizce?
Değil arkadaşlar. Türk zihninin yeniden doğuşa, sabra, direnişe ve kimliğine olan inancının sembolü.
Altını çizelim. Türkler demir dağlarla çevrili olan bir vadide sıkışıp kalıyorlar.
Hatırlayın Ergenekon'u.
Ve yıllarca burada yaşayıp çoğalıyorlar ama en sonunda özgürlük arzuları kabarıyor.
Ve o demir dağı eritip kendilerine bir yol açıyorlar ve oradan çıkmayı başarıp yeniden doğuyorlar Ergenekon.
Bu aslında kolektif bir psikolojiyi gösteriyor arkadaşlar.
Türk için her sıkışmışlık bir yeniden doğuşun sembolü.
Bugün hala bu bilinç bizim kültürel kodlarımızda yaşıyor.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı bir yeniden doğuş hikayesidir arkadaşlar.
Yeniden başlamaktır.
Asla pes etmemektir.
Bir yol buluruz inançtır.
Ve Türkler için... Doğa, demir, ateş, dağ bunlar kutsaldır.
Ergenekon'da bunlarla karşılaşıyoruz.
Neden kutsaldır? Çünkü arkadaşlar doğa koruyucu annedir.
Demir iradedir.
Ateş zekadır.
Kurt rehberdir burada.
Ve Türkler gerekirse özgürlüğü için o demir dağları eritir.
Yine özgürlüğüne kavuşur ve yeniden doğar.
Mitoloji işte bir toplumun tabularını, değerlerini.
yaşam biçimini açık ediyor arkadaşlar.
O yüzden çok önemli. Ergenekon'da da bunu net bir şekilde görürüz.
Demircilik üretimdir, emektir, zanaattır, kutsaldır.
Doğayla uyum, Türk insanının doğayla savaşmamasıdır arkadaşlar.
Kurt figürü bize yol gösteren içgüdülerimizdir.
Birlik bilincimizdir değil mi?
Dağdan çıkışın ancak ve ancak dayanışmayla hep beraber kenetlenerek olacağının ifadesidir bu Ergenekon destanı.
Yani bu destan sadece bir geçmişte yaşanmış bir mucize, bir er...
tane değil arkadaşlar. Türk insanının karakter anatomisini anlatıyorum size.
Bu destan Türk insanının özünü, ruhunu yansıtan destanlardan ve yeniden doğma gücümüzü.
Birlik ve beraberlik ruhumuzu.
Özgürlüğümüz için gerekirse dağları eritebileceğimizin ve yine bir yol bulabileceğimizin hikayesi.
Aklın, sabrın, Ve umudun hikayesi Ergenekon destanı.
O yüzden mitolojimizi bilmek ve mitolojiyi bilmek geçmişi değil arkadaşlar.
Kendimizi hatırlamaktır.
O dağları eriten de ateş değildi bu arada.
İnanç da. Ateş orada sembolik bir şey.
Bugün 29 Ekim arkadaşlar.
Bir takvim yaprağından ibaret değil bu tarih.
Çok önemli bir tarih. Küllerinden yeniden doğan bir halkın, o dağları eritip geçen halkın yeniden doğuş günü Cumhuriyetimiz.
O demir dağları eritip çıkan.
Yeniden doğan bir halkın ergenekonu ve o özgürlük ateşi hala içimizde alev alev yanıyor.
Cumhuriyetimizin 102. yılı kutlu olsun.
Kendinize iyi bakın. Cambly Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Cambly'de yılın en büyük indirimi 12 ayda %60 indirim ve ayda 299 TL'den başlayan fiyatlar için bu kodu kullanabilirsiniz.
Ortamlarda BF25.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
