
Samsung Galaxy A34 5G Hakkında detaylı bilgi almak için: Samsung Galaxy A34
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Farkındalık Defteri için: Tıklayın
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Bu bölüm "Samsung Galaxy A34 5G" hakkında reklam içerir*
Transkript
Samsung Galaxy A34 5G'nin sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün ne konuşacağız Merve?
Mimar Sinan'ı konuşacağız.
Onun biyografisini anlatacağım.
Daha önce modern mimarinin en önemli isimlerinden ve dünyanın en iyi mimarlarından hatta benim çok beğendiğim Anthony Gaudi'yi anlatmıştım sizlere.
Çok beğenmiştiniz.
Onu anlatıp da bizim koca Sinan'ımızı anlatmadan olmazdı tabii ki.
Modern mimarinin en ünlü isimlerinden Le Corbusier, Mimar Sinan için der ki, tarih boyunca mekanı en iyi anlayan iki mimardan biridir demiştir.
Hatta bir söyleşisinde şöyle der Corbusier, sen taşla, toprakla bir şeyler yaparsın, o bir yapıdır ama birden bir şey yüreğine dokunur.
Ah ne güzel derim, işte o mimaridir.
İşte o yüreğimize dokunan yaklaşık 400 yıldır...
Ah ne güzel dediğimiz pek çok yapıyı inşa eden Mimar Sinan'ın da bizlerden yani gelecek nesilden bir isteği bir ricası var sizlere iletmiş olayım.
Demiştir ki gelecekte yaptığım eserleri görecek insaf sahiplerinin çabamın ciddiyetini göz önüne alarak beni hayırlı dualarla anmalarını umarım demiştir.
O yüzden bu podcast'ı yaptığım için şu an çok mutluyum.
O zaman şimdi Türk mimarlık tarihimizin en büyük ismi.
Kimliği doğup büyüdüğü coğrafya sınırlarının çok ötesine geçen Osmanlı'nın baş mimarı Mimar Sinan'ın doğumuyla başlayalım.
Nerede, nasıl bir aileye doğmuştur?
29 Mayıs 1489'da doğuyor.
Yani İstanbul'un fethi 29 Mayıs 1489, 36.
senesinde doğmuştur.
Yani o kadar güzel bir tarih ki bu 29 Mayıs'ın İstanbul'un fethiyle aynı anda olması.
Çünkü İstanbul'un silüetini şekillendiren insandır Mimar Sinan.
Aile hayatı hakkında çok fazla bilgimiz yok.
Dedesinin Dülger olduğunu biliyoruz ve babasının da katip olduğunu.
Bu arada Dülger böyle büyük ahşap binalar inşa edenlere deniliyor.
Ve dedesi Kayseri'nin en ünlü Dülger'iymiş arkadaşlar.
Beni köyüm yetiştirdi der.
Köyüm olmasa ben de olmazdım der Mimar Sinan.
Kayseri'nin Gesi nahiyesine, Gesi bağlarından aklınıza gelsin.
Buraya bağlı Ağırnaz'dır köyüm dediği yer.
Kayseri'yi de 1463 yılında Fatih Sultan Mehmet resmen Osmanlı topraklarına katmıştır.
Ve M.Ö. de Roma egemenliğindeydi hatırlarsanız.
Kayseri zaten Kayserya değil mi gerçek adı?
Sonra 1071'de Selçuklulara geçiyor işte Malazgirt sonrası.
Yani Ağırnaz öyle sıradan bir yer değil.
Oldukça köklü bir geçmişi var.
M.Ö. 2000'lerden itibaren Hititler, Kapadokyalılar ve Bizanslılar tarafından yerleşim yeri olarak kullanılmıştır.
Ve Osmanlı ordusuna böyle elit askerler yetiştiriliyordu ya bu amaçla Acemi oğlanlar devşiriliyordu.
O tarih derslerinden hatırlarsınız.
Ve o zamana kadar devşirmeler sadece Rumeli'den toplanıyordu.
Ama Yavuz dönemi de artık Anadolu'dan da toplanmaya başlanıyor.
Ve 1512'de Anadolu'dan ilk devşirilenlerin arasında kim var?
21 yaşında gencecik bir delikanlı Mimar Sinan var.
Şimdi normalde devşirilen çocuklar 8 ila 18 yaş arasında alınıyor ama Mimar Sinan bir tık geç gördüğünüz gibi 21 yaş.
Bazı tarih uzmanları diyorlar ki hayır daha genç bir yaşta alınmıştır ama biz 21 olarak biliyoruz.
Bana da bu daha mantıklı geldi açıkçası.
Devşirme demişken biraz devşirmeden de bahsetmek istiyorum.
Osmanlı İmparatorluğu kendi insan gücünü arttırmak için farklı milletlerden, fethettiği bölgelerden Müslüman olmayan gayrimüslimleri devşirme adı altında topluyor çocukları.
Ve bunları işte asker yapıyorlar, sarayda hizmet eden kişiler olarak kullanıyorlar.
Ki Mimar Sinan da aslında asker kökenlidir arkadaşlar.
Az sonra geleceğiz oralara.
Yeniçeri'dir, devşirmedir Mimar Sinan.
Şimdi Sinan'ın doğup büyüdüğü ve devşirilinceye kadar yaşadığı ağır nasıl?
Köyü nasıl bir yerde oradan da bahsedelim.
Çünkü çok etkilendiği bir bölge.
Çok yüksek kayalık bir tepe.
Böyle yoğuntma taşlarla yapılmış eserler var burada.
Ve Arnastalar taş ustalığında çok ileridirler.
Doğanın kendilerine sunduğu malzemeyi yani taşı en iyi şekilde kullanmayı biliyorlar.
Hatta Arnastalar böyle yer altında odaları, dehlizleri olan mekanlarda yaşamışlardır bir dönem.
Kayseri Ağırnas'a giderseniz eğer yeraltı şehri var burada mutlaka ziyaret edin derim.
Günümüzden 3000 yıl önce insanların oturduğu yerleşim yeri, dehlizler ve mağaralar var bu yeraltı şehrinde.
Mimar Sinan buralarda büyümüş.
Çocukluğunun hafızasına kazınan görüntülerden biri bu yerleşim yerleri.
Ve tabii her gün gördüğü Erciyes'in o acayip iyi büyülü manzarası.
Olur da yolunuz düşerse fotoğraf çekmeyi de ihmal etmeyin derim.
Merve fotoğraflarımız da acayip iyi olsa keşke diyenler için Samsung Galaxy A34 5G'nin 6.6 inç sonsuz U ekranı ile görüşünüzü genişletmeniz mümkün.
FHD Plus Super AMOLED ekranı sayesinde ışığın en parlak olduğu dış mekanlarda bile canlı ve yüksek çözünürlüklü gerçek hayattakine benzer renkler sunuyor.
Super AMOLED yani daha yüksek kontrast, daha canlı renkler, enerji dostu ve daha az ısınan ekran.
demek arkadaşlar. Pil ömrü de bence çok önemli bir akıllı telefonda.
Bu da sıcaklık ve belleğini optimize etmek için oyun oynama alışkanlıklarınızı izlerken arka plan aktivitelerini ve bildirimlerini engelleyerek maksimum bir odaklanma sağlıyor.
Stereo hoparlörlere sahip yani daha güçlü, daha büyüleyici ve eğlenceli bir işitsel deneyim anlamına geliyor bu.
Harika manzara fotoğrafları, portre ve yakın çekimler için 3 adet arka kamerası mevcut.
Ultra geniş, ana ve makro kamera olmak üzere.
Samsung üst düzey güvenlik ve kullanım güvencesi sunmak adına her daim cihazınızı güncel tutuyor.
4 işletim sistemi güvencesi ve 5 yıl boyunca güvenlik güncellemeleri desteği sunuyor.
Sade ve şık hatlara sahip cam gibi plastik kaplama ile çerçevelenmiş ve birbirinden güzel 3 renk seçeneği var.
Acayip iyi. Hadi o
zaman devam edelim. Şimdi Mimar Sinan'ın etnik kökeni çok merak edilen yıllardır çok merak edilen konulardan biri.
Türk mü Rum mu Ermeni mi Arnavut mu Boşnak mı yani ne yapacaksak bunu yıllardır tartışılıyor.
Şöyle ki yine devşirme sistemine dönecek olursam Osmanlı'nın fethettiği Hristiyan topraklardan işte genç yetenekli zeki çocukların 1 bölü 5'i toplanıyor.
Kendi yetenekleri doğrultusunda disiplinli bir eğitimden geçirilerek asker ve yönetici sınıfı topluluğunun sistemine dahil ediliyor.
Ve ailenin tek erkek çocuğu olmaması kaydıyla alınıyor devşirmeler.
Ve tabii ki de yüz güzellikleri, beden güzellikleri de önemli.
Ama şuraya dikkat parantez.
Anadolu'dan ilk alınan devşirmeler arasında dedim Mimar Sinan.
Yani bu bildiğimiz devşirme kurallarının bir tık dışında.
Normalde Türkçe bilmemesi gerekiyor devşirme alınanların.
Zanaat bilmemesi gerekiyor.
Bir sürü bir sürü kuralı var. Ama bu Anadolu ve ilk.
Mimar Sinan döneminden kalan belgelere baktığımız zaman.
Ağırnas için şunu söylemişler.
Hiç Ermeni olmayan bir Rum köyü denilmiş Ağırnas için.
Rumlar bu köyü bırakmadan önce Taşçıoğlu adında bir Rum ailesi varmış burada.
Ve Sinan'ın kendi ailelerinden geldiğini iddia etmiş bu Taşçıoğlu ailesi Rum aile.
Ve bu köyde yapılan vergi tahsilatlarına baktığımız zaman sadece 5 Müslüman aile olduğunu görüyoruz.
Köyde yaşayan Hristiyanların Türk ve Müslüman adı taşıdığını görüyoruz.
Hatta Mimar Sinan İstanbul'a geldikten sonra yeğenini de yanına getirtiyor ve onu da Müslüman yapıyor.
Yani lafı fazla uzatmıyorum.
Mimar Sinan gayrimüslim, Rum devşirme kökenli bir Müslümandır.
Ha bu önemli midir derseniz bence asla değil.
Ama bir dönem 1935'lerde şöyle bir iddia ortaya atılıyor.
Mimar Sinan'ın mezarından kafatasının çıkarılarak Türk mü değil mi diye bir incelemeye tabi tutulduğunu ve daha sonra kafatasının kaybolduğu gibi bir iddia ortaya atılıyor.
Ama sonra bu çürütülüyor arkadaşlar.
Atatürk'ün manevi kızı Afet İnan'ın Türk Tarih Kurumu'nun da aynı zamanda başkan yardımcısı o dönem resmi bir açıklamayla bu haberi yalanlıyor ve diyor ki biz sadece Mimar Sinan'ın mezarının mimari
açıdan incelemesini yapıyorduk ve açtığımız zaman mezarı zaten iskeletin büyük bir bölümünün bozulmuş olduğunu gördük ve mezarı yine kurul önünde büyük bir titizlikte kapattık diyor.
Yani Mimar Sinan'ın kafatasını incelemedik deniliyor ama Mimar Sinan'ın mezarını açan o kurulun üyelerinden biri var Mimar Sedat Çetintaş yıllar sonra bir açıklama yapıyor diyor ki evet işte mezarı biz açtık.
Gerçekten hani cesetten geriye hiçbir şey kalmamıştı.
Kafatası kısmındaysa sadece 3-4 santim çapında bir parça bulabildiğini söylüyor.
Ve bu parçaları da idare heyeti huzurunda antropolog Şevket Aziz Kansu'ya verdiğini iddia etmiştir.
Şu an nerede derseniz bunu bilen yok.
Yani Mimar Sinan'ın kafatası, kafatasından kalan parçalar daha doğrusu kayıp.
Umarım bulunur diyelim.
Devşirilen çocuklar önce Osmanlı adetlerine göre bir ön eğitimden geçiriliyor arkadaşlar.
Hatta Osmanlı ailelerinden birinin yanına veriliyor.
Buradaki amaç hem Türkçe'yi öğrenmesi hem de İslam dinini öğrenmesi.
Ama Mimar Sinan'ın böyle bir ailenin yanında eğitim aldığına dair herhangi bir kanıt yok.
Çünkü zaten en baştan beri Türkçe konuşuyormuş.
Hatta Türk Ortodoks bir aileden geldiği bile düşünülmüştür.
Ömrünün sonlarına yakın bir dönemde sahi Mustafa Çelebi'ye anılarını yazdırıyor Mimar Sinan.
Biraz otobiyografik öğeler var burada.
Mesela şöyle demiş bir yerde bu değersiz kul Sultan Selim Han'ın saltanat bahçesinin devşirmesi olup Kayseri sancağından oğlan devşirilmesine ilk defa o zaman başlanmıştı.
Acemi oğlanlar arasından sağlam karakterlilere uygulanan kurallara bağlı olarak kendi isteğimle dülgerliğe seçildim.
Ustamın eli altında tıpkı bir pergel gibi ayağım sabit olarak merkez ve çevreyi gözledim.
Sonunda yine tıpkı bir pergel gibi yay çizerek görgümü arttırmak için diyarlar gezmeye istek duydum.
Altyazı M.K.
Şimdi devşirmeler Yeniçeri ve Bostancı Ocağı'nın temelini oluşturuyor dedik arkadaşlar.
Bostancı Ocağı dediğim şey devletin özel koruması muhafızlar.
Yeniçeri Ocağı da işte barış zamanında İstanbul'u koruyorlar.
Savaş zamanında da padişahı koruyan askeri sınıf ve devşirilen çocuklar.
Eğer böyle fiziksel olarak kuvvetli güçlüyse Yeniçeri Ocağı'na alınıyor.
Devlet işlerine daha eğilimi varsa saraya alınıyor.
Ve Osmanlı zamanında çoğu komutan işte vezir bunların hepsi.
Devşirme bu sistemden geliyorlar.
Sonra zaten diyakat bozulmuş.
Orası ayrı. Bir de Mimar Sinan böyle küçükken dedesine hep yardım ediyormuş dedim ya.
O işte 22 sene boyunca sürmüş dedesine yaptığı yardımlar.
Dülger dedesi.
Selçuklulardan kalma Karatay Medresesi vardır bilirsiniz tarih derslerinden.
Onun tamirine gidiyor bir gün çocukken.
Çok etkileniyor. Hatta dönüşte bir arkadaşı var.
Tanrı Verdi isminde bir arkadaşı.
Ona diyor ki gördüğüm mimari eserleri bizler de yapamaz mıyız diye soruyor.
Taş işçiliği yapılara ebedi kalabilen bir kudret veriyor diyor arkadaşına.
Zaten küçükken merakı başlamış dedesinden dolayı.
Babasının katip olduğunu söylemiştim.
Ondan da okuma yazmayı öğrenmiştir.
Ve küçükken de böyle inanılmaz bir zihni hesap kabiliyeti varmış.
Çizim yeteneği çok gelişmiş.
Böyle eline ne verirseniz verin.
Bütün malzemelerle hemen bir şeyler yapabiliyormuş.
Öyle bir yeteneği var. Ve dedesi o devşirme olarak artık böyle payitahta doğru yola çıkarken Mimar Sinan'a şöyle söylüyor.
Payitahta Padişahımız Selim'e hizmete gidiyorsun oğlum.
Fakat unutma ki sen sanatkar olarak doğdun ve öyle yetişirsen burada gördüğün o ölmez eserleri sen de yapabilirsin.
Bizim Ced kabilelerimiz buralara akınlarla geldi.
Neslimizi adlarımızla ana dilimizde yaşattık.
Şimdi bu Türk soylarının çoğunluğu İslam dinini kabul ederek medeni eserler yaratıyorlar.
Seni de bu kavme Türk varlığına hizmet eden bir insan olarak görmek isterim demiş ve alnından öpüp onu uğurlamıştır.
Ve genç Sinan nihayet böyle dereler, tepeler aşarak aylarca süren bir yolculuktan sonra Kayseri'den İstanbul'a geldiğinde rüya gibi gelmiştir ona buralar.
Ve 22 yıllık çocukluğu, gençliği Orta Anadolu'da Kayseri'de kalmıştır artık.
Ama o özlemini, sevgisini yüreğine ilmek ilmek işlemiştir arkadaşlar.
98 yıllık hayatında eserlerinde bu anlattığım ilham kaynakları vardır.
Bu arada 100 yaşına kadar yaşadı diyen de var.
Sinan'ın gerçek hayatı başlıyor artık payitahta geldik.
Hizmet ettiği padişahlara baktığımız zaman 5 padişah eskitmiştir.
2. Bayezid, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, 2.
Selim ve 3. Murat'ı görmüştür.
Sinan bin Abdülmennan yani Mimar Sinan 1512'de önce Enderun denilen Acemi Oğlanlar Mektebi'ne girmiştir.
Ve kendini saraya kabul ettirmesi öyle çok da zor olmamış.
Çünkü Türkçesi çok iyiymiş. Hem de dediğim gibi Müslüman oldu sonradan.
Ve en başta dülgerlikle yani marangozlukla başlamıştır işe.
Sonraları cami, ham, hamam inşaatlarında çalışıyor.
Ustaların yanında pişiyor.
Yavuz Sultan Selim'in, Kanuni Sultan Süleyman'ın seferlerinde yeniçeri olarak görüyoruz onu.
Kadran Savaşı, Mercidabık, Ridaniye, Rodos, Belgrad baya bir sefer savaş görmüştür.
Hatta Yeniçerilerin böyle daha elit bir sınıfı vardır ya Sekbanlar.
o sekmanların süvari bölümüne ayrılmıştır Mimar Sinan.
Sonra giderek rütbesi daha da yükseliyor.
Zembelekçi başı oluyor. Baş teknisyen gibi bir şey.
Bu arada zembelek çok ağır bir ok türü arkadaşlar.
Zehir zembelekten aklınıza gelsin.
Ağır, kırıcı, sert, acı anlamında.
Ve Mimar Sinan 1534'te Yeniçeri Ortası'nın komutanı oluyor.
Yeniçeri Ortası'nı hatırladınız mı?
Bir önceki bölümde bahsetmiştim.
Zembelekçi başı oluyor. Sonra 1535'te Bu seferi esnasında damat Lütfi Paşa ondan bir şey talep ediyor.
Bu çok önemli. Van Gölü'nün karşısına geçebilmek için gemiler yapmasını istiyor Mimar Sinan'dan.
Bunun üzerine Mimar Sinan Üç kadırga yaparak askerleri karşıya geçirmeyi başarıyor.
E tabi like'ları topluyor.
Marangoz şov. Zaten Sinan'ın Haseki ünvanını kazanması da bundan sonra olmuştur.
Haseki demek hani padişahın özel hizmetlilerin olduğu o topluluk arkadaşlar.
Sultanın en yakınında bulunan personel gibi düşünün.
Hani biz has deriz ya has arkadaşım oradan aklınıza gelsin.
Has Farsçadır yani hünkârın Hasekisi, has odalığı dediğim zaman Hürrem Sultan gibi işte padişahın gönlünü çelenler.
Haremdeki kadınlardan, bostancı ocağından ve yeniçeri ortalarından seçiliyor bunlar genelde.
Gelelim 1538 yılına.
Boğdan Seferi'ne katılıyor Mimar Sinan ve burada yine bir şov yapıyor.
13 günde Purutsu'yu üzerinden asker geçirmek için çok yüksek bir köprü inşa etmeyi başarıyor.
13 günde. Neyse padişahı ve orduyu karşı kıyıya geçiriyor.
Ve o sırada Kanuni Sultan Süleyman diyor ki bu köprünün üzerine bir kule inşa et diyor Mimar Sinan'a.
Köprüye diyor asker koyalım diyor.
Mimar Sinan hayır diyor bu isteği geri çeviriyor ve diyor ki eğer diyor buraya.
Az sayıda asker koyarsak düşman da burayı zapt ederse Osmanlı kalesini fethetmiş gibi davranır diyor.
Ve ne yapıyor biliyor musunuz?
Köprüyü yıktırıyor. 13 günde yaptığı köprüyü yıktırıyor.
Kişisel hırslarına yenilmeyen biri olduğunu kanıtlamıştır aslında burada.
Ve katıldığı bütün seferler onun mimari konusunda bilgisine bilgi katmıştır.
Zaten gittiği her yeri inceleme gibi bir adeti var.
Hemen gidiyormuş seferlerde işte oranın tarihi eserlerini vesairelerini inceliyormuş.
Hani Acemi Oğlanlık zamanında diyordu ya istediğim ülkeler gezip görgümü artırmak demişti.
Az önce söylemiştim. Work and Travel'cı Mimar Sinan ve Abdülmennanoğlu Sinan 17 yıllık yeni...
Çelilik hayatından sonra 49 yaşında baş mimar oluyor arkadaşlar.
Osmanlı o sıralarda 3 kıtada hüküm sürüyor.
Ama hala has bir mimari üslubu yok tam anlamıyla.
Osmanlı üslubu diye bir şey tam oturmamış.
Ve Mimar Sinan 1538'de 49 yaşındayken Osmanlı İmparatorluğu'nun yapı işlerinden sorumlu kişisi olmayı başarıyor.
Kayseri'nin Ağırnaz köyünde doğan bir Rum köylü çocuğu Osmanlı devlet örgütünün basamaklarını kendi zekası, yeteneği ve çalışkanlığıyla tek tek çıkıp 1539'da hassa
mimar başı oluyor. İşte liyakatın güzelliği arkadaşlar ve bütün bu yükselişine rağmen mütevazılığını hep korumuştur.
Hatta çok fazla mütevazı olduğunu söyleyebilirim.
Mühründe şöyle yazar Mimar Sinan'ın.
El fakirul hakir ser mimaranı hassa yazıyor.
Yani değersiz ve muhtaç kul saray özel mimarlarının başkanı.
Mimar Sinan'ın bildiğimiz 375 eseri var ama 452 olduğu da düşünülüyor.
Kesin değil yani başkalarının yaptığı ama onun işte denetleyip yönettiklerini de sayarsak çok daha fazla.
Tabii hepsini anlatamam.
Sadece en önemlilerini ve onun sanatını anlatacağım.
Neden en olduğunu anlatmaya çalışacağım.
Sinan vefatına kadar reisim imaran olarak kalıyor arkadaşlar ve mesleğinde kaydettiği aşamayı üçe ayırır.
Zaten bunu duymuşsunuzdur.
Birincisi çıraklık eserim dediği Şehzade Cami'dir.
1548'de tamamlamıştır bu külliyeyi.
Çıraklık eserim dediği Şehzade Cami, Kanuni Sultan Süleyman'ın genç yaşta bir hastalık sonucu ölen oğlu Mehmet için yapılmıştır.
İkincisi Kalfalık Eserim dediği Süleymaniye külliyesidir.
1557'de tamamlıyor bu eseri hatta şahisleri ve İstanbul'un en görkemli yapılarından biridir.
Ve son olarak Ustalık Eserim dediği Edirne Selimiye Camii arkadaşlar.
Podcast başından beri Koca Sinan deme sebebim de zaten bu.
Bu camiyi yaptığında 83 yaşında düşünebiliyor musunuz?
Ve bu yaşta olmasından dolayı ona artık Koca Sinan yani koca kocamış yaşlı ihtiyar, pir, ulu Sinan adı.
Mimaride yeni çözümleri, buluşları, oranları...
Bunlarla öne çıkıyor mimar Sinan ama Osmanlı mimarisine bir üslup, bir kimlik kazandırmıştır.
Ve sadece bir mimar olarak düşünmeyin onu.
Aynı zamanda çok iyi bir lojistikçidir, şehir tasarımcısıdır, mühendistir, planlamacıdır ve yöneticidir arkadaşlar.
Gaudi gibi. Yani pek çok hususiyet ve birikime sahiptir.
Osmanlı ve dünya mimarisinde Sinan çağı diye anılan bir dönem vardır.
Hatta daha hayattayken Sinan okulu var, Sinan ekolü.
Ve talebeleriyle eserleriyle Osmanlı mimarisinin etkisini ve gücünü sonraki asırlara taşımayı ve bırakmayı başarmış bir isimdir.
Ustalığı çağları aşmış bir isim Mimar Sinan.
Peki onu bu kadar eşsiz kılan...
Detaylar neler? Bunlardan bahsedelim.
Şimdi yapılarını tek tek anlatmayacağımı söylemiştim.
Genel olarak söyleyeceğim. Mimar Sinan'ı, Mimar Sinan yapan detaylar nelerdir?
Bir kere yaptığı eserler günümüze kadar sapasağlam gelmiştir arkadaşlar.
Bence bu çok önemli. Çünkü depreme karşı her zaman tedbirini almıştır.
O yapıda kullanacağı taban harcını bile birçok kez denemeden geçiriyor.
Yapının temelini korumak için kullandığı drenaj kanalları, işte zemini sıkılaştırmak için kullandığı özel kazıklar, ince ince hesapladığı istinad duvarları ki kendine has özel hesaplamaları vardır.
Hem çok iyi bir mühendis hem de çok iyi bir mimar.
Yani mühendislik ile mimarlık disiplinlerini birlikte ele almıştır.
Git gide sesim gidiyor bu arada.
Nezleyim fark ettiyseniz.
Önceden önce yıma bir iskelet ve böyle çokgen çardaklı yapılar görüyoruz ama Mimar Sinan'dan sonra kubbeye dayalı özgün bir üslup görülmeye başlanıyor.
Yani daha geniş, daha aydınlık, daha ferah mekanlara kavuşuyor Osmanlı ve Mimar Sinan dediğimiz zaman İlk aklımıza gelmesi gereken tabii ki kubbeler olacak.
Çünkü merkezi plan üzerinde böyle yüzlerce ton ağırlığında bir kubbe düşünün.
Hem işlevsel hem estetik bir şekilde o yükünü zemine aktarabilen kubbeler.
Hatta Ahmet Amca Tanpınar'ın ona böyle övgü dolu sözleri vardır.
Çok da severim biliyorsunuz Ahmet Amca'yı ben.
Kalemini en sevdiğim Türk yazarlarının başında geliyor.
Oldular bilir. Der ki Ahmet Amca Tanpınar, ilahi Sinan.
Ey susan taşın, konuşan hacimlerin şairi!
Ey maddenin uykusuna, kendi nabzının ahengini hepimizin imanıyla beraber geçiren aydınlığı!
En bilgili terkiplerde eritilmiş madenler gibi yumuşatıp ondan zaferlerimize hilatlar biçen.
Sen bu şehre bütün dünyanın kıskanacağı bir cami yapmakla kalmadın.
İnsan düşüncesinin erişilmesi güç hadlerinden birini tespit ettin demiştir.
Yani bu kadar mı güzel anlatılır Mimar Sinan?
Sinan'ı bu arada Rönesans dönemi sanatçıları ve mimarları da tanıyor.
Yani evrensel bir isim olduğunu belirtmek isterim.
Ve onun yapılarına baktığımız zaman yerin...
O zeminin tatbikatını çok iyi yaptığını görüyoruz.
Hem fiziksel hem kültürel açıdan anlam ve bağlamına uygun yapılar yaptığını görüyoruz.
Bence bu çok önemli. Yani aslında her şeyi dikkate alıyor bir esere başlamadan önce.
Doğal çevreye bakıyor, topografyaya, etrafındaki diğer yapılara bakıyor.
Yani her şeyi dikkate alarak bir yapıyı inşa ediyor.
Bu arada ustalık eserimde değil Selimiye Camii 2011 yılında dünya mirası listesine alınmıştır.
Yani insanlığın ortak mirası kabul edilmiştir ki Selimiye Osmanlı mimarisinin nirvanasını temsil ediyor arkadaşlar.
Ve mimar Sinan'ın bir özelliği de şudur.
Hem geçmişle bağını koparmıyor hem de mensup olduğu medeniyetin inanç ve temellerine bağlı kalarak eserler veriyor.
Bence bu da önemli. Kanuni'nin deyimiyle Sinan bina ilminin keskin kılıcıdır.
Bir de şu var şimdi Osmanlı döneminde öyle kafasını esen her kişi vay efendim ben çok zenginim gideyim de bir cami yaptırayım külliye yaptırayım öyle bir şey yok arkadaşlar.
Bunların hepsi kontrol altında yapılan şeyler.
Bir de şimdi bakın şimdi böyle büyük anıtsal projeleri sadece padişah yaptırabiliyor.
Padişahın yaptırdığından daha büyük daha ihtişamlı bir yapı yaptıramazsınız.
Ha ben yaptırmak istiyorum diyorsanız bunu da canınızla ödersiniz bedelini ki gari ki efendi diye biri vardır minare.
Tekin'i çifte şerefeli yapmıştır.
Bu padişahlara mahsus bir şey olduğu için bunun bedelini canıyla ödemiş o dönemler.
Ve Selahaddin camilerinin has bir usluf vardır arkadaşlar.
Devasa kubbeler. İşte birden fazla minare görürsünüz.
Hünkar mahvili. Süleymaniye'ye bakın, Selimiye'ye bakın.
İşte Sultanahmet, Nuru Osmaniye, Fatih, Eyüp Sultan, Şehzade Beyazıt camiler.
Bunlar hep Selahaddin cami.
Ve sadece bunlarda görülen şeyler var.
Hani bu camilere özel şeyler işte Ramazan aylarında mesela minarelerin arasında mahya asılır ya bunlar da görüyoruz.
Minareleri çok şerefelidir işte dörder minare görürsünüz.
Normal mesela sıradan insanlar bir tane mesela minare yaptırabiliyor.
Öyle dört minare falan yaptıramazsınız.
Şadırvan avluları var işte kubbeleri kurşun kaplıdır.
Çini süslemeleri çok zengindir.
Malzemeleri özeldir Selahattin camilerde kullanılan malzemeler.
Siz bunları kullanamazsınız.
Bir de çok önemli bir detay var arkadaşlar.
Padişahın sefer ganimetleri ile yani gaza malı ile yapılıyor bu camiler.
Masraflar halkın cebinden çıkmıyor bu önemli.
Yani sefere gitmeyen padişah bu tarz Selahaddin camiler yaptıramaz.
Sefere çıkması lazım. Bu gelenek sonradan bozuldu zaten.
Bir de şu çok önemli caminin içini doldurabilecek cemaat var mı yok mu buna bakıyorlar çok dikkat ediliyor.
Mahkemede ispat isteniyor düşünebiliyor musunuz?
Kadı onaylarsa yapılabiliyor bu tarz camiler.
Gereksiz sırf gösteriş olsun diye politik şov olsun diye hayırseverlikle alakası olmayan camiler yapılmıyor.
Bence bu önemli. Devlet hazinesinden harcayıp da işte cami yapalım, medrese yapalım, külle yapalım, politika şov yapalım, camilerimizi siyasete alet edelim.
Böyle şeyler yok. Neyse ne diyorduk.
Şimdi Mimar Sinan'ı elsiz yapan detaylara dönüyorum.
Burada dediğim gibi tek tek eserleri vay efendim kaç metreydi, kaç minareliydi.
Bunlara girersek çıkamayız.
Zaten aklınızda kalacağını da düşünmüyorum.
Ama Mimar Sinan'ı tanımak için nereye bakacağız?
Tabii ki de Süleymaniye'ye bakacağız.
Sadeliğin ihtişamı.
Klasik Osmanlı mimarisinin doruk noktalarından.
Çünkü 15 farklı yapıyı barındıran bir külliye cami burası.
Pisa Kulesi'nden daha yüksektir minaresi.
İkisi 56 metredir, ikisi 75 metre.
Toplam 4 minaresi var ve caminin ana yapısı 69 metre 63 metre uzunluğunda.
Yani çok anıtsal bir yapı ama en önemli özelliği şüphesiz ki ne sağlamlığı.
Yani bu kadar büyük bir yapıyı nasıl bu kadar sağlam yaptı Mimar Sinan?
Çünkü Mimar Sinan'ın sırrı bu.
Doğru zemin, doğru temel.
Bu çok önemlidir onun için.
Yani yapılalı nereden baksanız 5 asır olmuştur.
89 deprem gördü ya.
Bana mısın demedi Süleymaniye.
Normalde binaların ömrü 150 yıl arası.
Hani günümüzde modern mimaride ama Mimar Sinan kıyamete kadar ayakta kalacak yapılar vaat etmiş resmen.
Ve Süleymaniye Camii için İstanbul'un 7 tepesinden 3.
tepesini seçiyor Sinan.
Ve buraya ilk kazmayı 1549'da vuruyor.
Ve temel taşı konulduktan sonra tam 2 yıl inşaatta hiçbir ilerleme görmüyoruz dışarıdan bakıldığı zaman.
Hatta Evliya Çelebi 3 sene bu yapının toprak üstüne bile çıkmadığını yazmış.
İşte bunun sebebi Mimar Sinan'ın sırrı arkadaşlar.
Burası kayalık bir zemine sahip ve öyle bir yer ki İstanbul'un her tarafından görülebiliyor bu cami.
Yani adam şehrin sülüyetini bile düşünmüş o kadar.
Önce yüzeydeki toprak tabakasını kaldırıyor, kayalara iyice yaklaşıyor.
Sonra 30 bine yakın kazık çakmış oraya.
Ve bu kazıkların üzerine tonlarca ağırlıkta...
bloklar koyduruyor ve sonra iki yılı aşkın süre bekliyor.
Hiçbir şey yapmıyor. Neden?
Çünkü temeli otursun diye, yapı sağlam olsun diye, yükü iyi taşıyabilsin diye yapıyor bunu.
Hatta bu inşaat çok geciktiği için halk arasında dedikodular çıkıyor.
Diyorlar ki işte parasızlıktan mı yapamıyor acaba?
İşte pazarlıkta mı anlaşamadılar?
Hatta şah tahmaz para yardımı niyetiyle koca bir sandık mücevher yolluyor.
Böyle bir rivayet var. Mimar Sinan da bu hediyeyi iade etmiyor.
Mücevherleri... ezdiriyor ve kıble istikametindeki uzun minarenin harcına katıyor.
O yüzden güneş arkadan gelince parladığı söylenir bu minarenin.
Cevahir minare, mücevher minare deniliyor buraya.
Ve şu an dünyanın En yüksek binalarının yapımında görüyoruz Sinan'ın yaptığı teknikleri.
Mimar Sinan bunu 450 yıl önce keşfetmiş.
Yani sadece bu da değil. Düşünsenize tepenizde 53 metre yükseklikte 26 metre çapında devasa bir kubbe var.
Ve bunu taşıyacak kemerler ne kadar önemli.
O görüntüsü ne kadar önemli.
Görüntüyü bile düşünmüş.
Ne kadar estetik tasarlamış.
Çok ferah, çok mistik, geniş bir hava var onun mekanlarında.
Özellikle Süleymaniye'de. Ve bunca büyüklüğe rağmen ışığın kullanımı hiç bozulmamış.
Çok başarılı onun eserlerinde.
Akustiğine kadar düşünmüştür.
Hani dedim ya her şeyi düşünüyor diye.
Bu arada Süleymaniye Camii'nin 4 minaresi Kanuni'nin İstanbul'un fethinden sonra 4.
padişah oluşunun simgesi arkadaşlar.
Minarelerinin 10 şerefeli olması da kuruluştan itibaren 10.
padişah olmasının sembolüdür.
Yani kısacası Mimar Sinan İstanbul'a silüetini veren kişidir.
O yüzden çok önemlidir ve İstanbul'da olanlar geçen hafta da bahsetmiştim.
Minya Türk sergisine mutlaka gitsin.
Mimar Sinan'ın eserlerini o eski İstanbul'u gezmek isteyenler için harika bir sergi.
Şimdi Mimar Sinan'ın eserlerinde bir de şu vardır.
Mesela Süleymaniye dediğim gibi çok ihtişamlı.
Osmanlı'nın en kudretli döneminin padişahının tezahürü çünkü.
Şehzade camiye baktığımız zaman genç yaşta ölen Şehzade Mehmet'in o matem...
Havasını sezersiniz orada. Çok asil bir karanlık vardır içeride.
Mihrimaz Sultan Camii'de genç yeni gelin olmuş bir kızın, bir prensesin neşeli ve hayat dolu ifadesini görüyoruz.
Yani yaptığı eserler kimin adına ise ona göre bir üslup belirlemiş mimarisi.
Bu da benim çok hoşuma gidiyor. Bir de Süleymaniye Camii ile ilgili bir rivayet var.
Şöyle ki kutlu bir gecede Kanuni Sultan Süleyman rüyasında Hazreti Muhammed'i görüyor ve onun ardından yürümeye başlıyor.
Hazreti Muhammed yürüyor.
Yürüyor yürüyor yürüyor ve Süleymaniye'nin olduğu o üçüncü tepede duruyor.
Ve ona dönerek diyor ki mihrabı buraya minberi de buraya koydur diyor.
Burada olsun diyor. Kanuni bu rüyadan uyanır uyanmaz çok neşeli bir şekilde Mimar Sinan'ı yanına çağırıyor.
Ve hiçbir açıklama yapmadan onu rüyasında gördüğü o tepeye götürüyor.
Üçüncü tepeye ve diyor ki buraya bir külliye yapacağız.
Ve o sırada Mimar Sinan söze karışıyor.
Sultanım diyor mihrabı buraya.
Minberi buraya diyor ve gösterdiği yer dün gece sultanın rüyasında işaret edilen yer Hazreti Muhammed tarafından.
Kanuni çok şaşırıyor tabii.
Sen diyor bu işten haberli gibisin diyor Sinan'a.
Mimar Sinan da ona diyor ki sultanım.
Dünkü rüyanızda ben de bir adım gerinizden geliyordum der.
Yani sizinleydim der. Tüylerim ürperiyor bunu anlatırken.
Şimdi Kanuni'nin kızı Mihrimah Sultan'la Mimar Sinan aşkını bekleyenler var biliyorum.
Ama şöyle söyleyeyim yok öyle bir şey.
Yani bu tarihi bir söylence asla asları yok.
Mihrimah 17 yaşında Sinan 50 yaşında ve zaten Mihrimah Rüstem Paşa ile evli.
Zaten her şeyi geçti.
Bir padişahın kızını öyle göremezsiniz ulu orta.
Yok öyle bir dünya. Yani inanmak istiyorsunuz biliyorum ama maalesef üzgünüm.
Öyle bir aşk yok. Bir de Süleymaniye Camii'yle ilgili bir nargile hikayesi vardır.
Bilmiyorum biliyor musunuz?
Bize de üniversitedeyken hocamız anlatmıştı.
Böyle ağzım açık dinlemiştim o günü hiç unutmuyorum.
Size de anlatayım. Şimdi Süleymaniye Camii'nin inşaatının uzadığı dönem hani dedim ya işte iki seneyi aşkın beklemişler.
İşte Mimar Sinan'a neler demişler dedikodular çıkmış.
Yok parasızlıktan mı pazarlıkta mı anlaşamadınız bilmem ne.
Bu dedikodular tabii ki Kanuni'nin kulağına gidiyor ve çok sinirleniyor.
Atına atladığı gibi Süleymaniye'nin yolunu tutuyor.
Şantiye alanına varıyor ve Mimar Sinan'ı aramaya başlıyor.
Neyse buluyor. Ve inşaatta bulduğu sırada Mimar Sinan'ı ne görüyor?
Mimar Sinan büyük bir kubbenin altına oturmuş.
Oh güzel güzel nar gelisini tüttürüyor.
Kanuni bunu görünce çok hiddetleniyor ve diyor ki benim diyor camim neden bir türlü bitmiyor diyor mimar başı diyor.
Şimdi anladım diyor.
Meğer diyor bizim mimar başımız oturmuş nargile fokurdatıyor keyif çatıyormuş diyor o yüzden bitmiyor.
Şimdi zahir oldu diyor anladım diyor.
Ve mimar Sinan'ın cevabı şu oluyor arkadaşlar.
Devletli padişahım.
Benim maksadım burada keyif çatmak değil caminin içindeki dumanın gidiş yönünü tespit etmeye çalışıyorum diyor.
Ve bunu tespit ederek bir is odası yapacağım.
Böylece hem camimiz isten kurtulacak hem de bu toplanan islerden mürekkep yapacağız.
Hattatlara vereceğiz duvarları süsleyecekler diyor.
Düşünsenize yani aydınlatma için 4000 adet mumun kullanıldığını ve buradan çıkacak isi düşünün.
Gerçekten böyle bir is odası var.
Böyle bir zekaya hayran olmamak mümkün mü soruyorum sizlere.
Bir de Selimiye camisine deve kuşu yumurtası kullanmıştır Sinan.
Hatta Süleymaniye'de de kullanmıştır deve kuşu yumurtasını.
Kandil çanaklarına yerleştirmiştir.
Neden peki? Çünkü bu yumurtalar örümcek ağ oluşumunu engelliyor.
Camiye haşere girmesini engelliyor arkadaşlar.
Bunu da düşünmüş. Bir de camideki akustiği sağlamak için kubbenin içerisine devasa küpler yerleştiriyor Sinan.
Çünkü o kadar büyük bir alan ki orası o sesin gelmesi gerekiyor net bir şekilde ve hocanın sesi sanki böyle hoparlör varmış gibi nettir o akustikten dolayı.
Yani Mimar Sinan aynı zamanda bir akustik dehasıdır arkadaşlar bunu da söylemeden geçmeyelim.
Mimar Sinan 9 Nisan 1588'de İstanbul'da vefat ediyor ve Süleymaniye'nin hemen yanındaki evinin bahçesinde gömülmüştür.
Tam bir asır yaşadı koca Sinan öldüğünde 100 yaşında olduğu söyleniyor.
Ama eserleri asırlardır bizlerle yaşamaya devam ediyor.
Bu podcastı yakın dostu Sahi Mustafa Çelebi tarafından kaleme alınan ve mezar taşında yazan şu cümlelerle sonlandırıyorum.
Geçti bu dende cihandan, piri maran sinan.
Samsung Galaxy A34 5G'nin sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik.
Acayip iyi bu akıllı telefonu incelemek isteyenler açıklamalara bıraktığım linke tıklayabilir.
Beni şu an hangi platformdan dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Beni Instagram'dan takip etmek isteyenler için de adresim aşağıda açıklamalarda olacak.
Merve biz de buradayız ve seni dinliyoruz demek isteyenler bana bu adresten ulaşabilir.
Bu cumartesi yepyeni bir bölümle tekrar karşınızda olacağım.
Görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Hoşçakalın bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
