
Güçlü ve zinde olmak için neye ihtiyacın olduğunu öğrenmek için bu bölümü dinle. 💙
https://www.instagram.com/dardanel/
https://www.tiktok.com/@balikuzmani
https://www.trendyol.com/dardanel-x-b107749
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi
Bu bölüm "Dardanel" hakkında reklam içerir.
Transkript
Zardanel Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve'niz. Bugün tüm zamanların en iyi basketbolcusu olan Michael Jordan'ı konuşacağız arkadaşlar.
90'larda NBA'ye damgasını vuran, 2 kere olimpiyat şampiyonu olan, defalarca NBA'in en değerli oyuncusu seçilen, 14 kere All-Star olan ve NBA tarihinin...
En yüksek kariyer sayı ortalamasını yapan Michael Jeffrey Jordan arkadaşlar.
Bugün onun spor başarılarından ziyade biraz hayat hikayesine odaklanacağız.
Bakalım bu efsane nasıl bir hayata doğdu?
Kariyer basamaklarında nasıl adımlar attı?
Neleri doğru yaptı da bu kadar zirveye çıkmayı başardı?
Neden bu kadar çok sevildi?
Ve neden asla yeri dolmayacak bir oyuncuydu?
Hadi gelin bunları konuşalım.
İlham veren bir biyografi olduğunu düşünüyorum.
Bu arada konuyla ilgili 3-4 ayrı kitap okudum ama Alfa'dan çıkan ve editörlüğünü Mümin Sekman'ın yapmış olduğu Michael Jordan Başarı Koçunuz Olsaydı kitabını çok beğendim.
Özellikle de gençlere tavsiye ediyorum motivasyon için.
Hediye de alabilirsiniz onlara bu kitabı.
Bir de arkadaşlar Malum platformunda belgeseli vardı çok beğenilmişti onu da izleyebilirsiniz.
Michael Jordan'ın genç basketbolculara öğütlerini aktarmış olduğu çok ünlü bir reklam filmi vardı.
Orada diyordu ki belki hepsi benim hatamdı.
Belki bu noktaya kolay geldiğimi sanmanıza sebep oldum.
Öyle olmamasına rağmen.
Belki hikayemin serbest atış çizgisinde zıplayıp smaç bastığım zaman başladığını düşünmenize yol açtım.
Spor salonunda antrenman yaparken değil.
Belki attığım her sayının maç kazandıran basket olduğuna inanmanıza neden oldum ve oyun stilimin özünde tutku değil göz alıcı parıltıların yattığına.
Belki başarısızlığın bana güç verdiğini, acının beni motive ettiğini görememiş olmanız tamamen benim hatamdı.
Belki yeteneklerimin bana tanrının bir lütfu olduğunu sanmanıza sebep oldum.
Elde etmek için her gün çalıştığım bir şey değilmiş gibi.
Belki ben basketbol denen oyunu mahvettim.
Belki de siz sadece...
Kendinize bahaneler uyduruyorsunuz diyor Michael Jordan.
Harika bence bu sözleri.
Özellikle de şu kısmına bayılıyorum.
Belki yeteneklerimin bana Tanrı'nın bir lütfu olduğunu sanmanıza sebep oldum.
Elde etmek için her gün çalıştığım bir şey değilmiş gibi diyor ya.
Burası muhteşem. Şimdi 1963 yılının 17 Şubat'ına gidiyoruz arkadaşlar.
Doğduğu gün oldukça soğuk bir gün.
Brooklyn New York'ta dünyaya geliyor Michael J.
Jordan. Ailesinin 6.
çocuğu. Annesi Deloris bir bankacı.
Babasının adı James ve forklift operatörlüğü yapıyor fakat forklift operatörlüğü ile başlamış olduğu çalışma hayatının sonunda artık uçak bile tamir edebilecek bir ustabaşı oluyor.
Zaten bu ailenin en belirgin özelliği arkadaşlar neredeyse ibadet edercesine çok...
Güçlü bir çalışma ahlakına sahip annesi ve babası.
Ve babası zaten sürekli kendini geliştiren biri.
Bunları cepte tutalım.
Neden? Çünkü Michael'ın karakterinin özüne bunlar işlemiştir.
Az sonra göreceğiz. Bir de arkadaşlar Michael'ın doğduğu yer Brooklyn.
Ama burası biliyorsunuzdur suç oranı çok yüksek bir bölge.
Dolayısıyla çocuk yetiştirmeye uygun bir bölge değil.
Babası uçak hidrolikleri için eğitim alacağı zaman buraya Zoraki geliyorlar.
Michael da burada doğuyor. Daha sonra eğitimi de tamamlar tamamlamaz.
Daha böyle taşra diyebileceğimiz Wilmington'a Kuzey Carolina'ya geri dönüyorlar.
Mike'ın iki büyük abisi var James ve Jordan ve bir de kendisinden 11 ay büyük olan Larry Jordan adında küçük abisi var ki Larry basketbolcu bayağı da yetenekli.
Hatta babaları diyor ki eğer bu aileden bir basketbolcu çıkacaksa bunun kesinlikle Larry olmasını bekliyordum diyor bir röportajında.
Hani Michael'ı beklemiyormuş. Larry ailenin yıldız çocuğu anlayacağınız hep öyle olmuş.
Bir de ablası var Deloris adında.
Küçükte bir kız kardeşi var Rose Dina.
adında Mike'ın büyük abisi Ronnie böyle oldukça lider ruhlu bir çocuk yani Larry zaten dediğim gibi sporcu ve aynı zamanda babası gibi tamirata da yeteneği var eline attığı her işte başarı sağlıyor kız
kardeşleri ve ablası da böyle oldukça yaratıcı çocuklar yani buradan baktığınız zaman hepsinin bir becerisi var ama Michael'ın becerisi ne derseniz henüz keşfedilmemiş.
Mike nasıl bir çocuk derseniz.
Bu arada lakabı Mike'tir.
Size bir çocukluk anısını anlatacağım hemen.
Bir gün yaşadıkları çiftlik evinin garajında babaları yine böyle bir tamir işiyle uğraşıyor.
O sırada Mike da yanında.
Babası Mike'dan İngiliz anahtarını istiyor.
Mike bilmiyor İngiliz anahtarı.
Hani nedir ne değildir hiç bilmediği için veremiyor.
Hatta hangisi baba diyor İngiliz anahtarı.
Babası bunu duyunca sen diyor git eve kadınların arasına takıl diyor Michael Jordan'a.
Çünkü Michael'ın ne sporla alakası var ne de tamirle.
Yani ne olacağı çok belirsiz o dönem.
Hatta ona kalsa bütün gün böyle patates gibi yatıp televizyon izleyecek.
Ha bir de televizyon izliyormuş küçükken.
Hatta o kadar çok izliyormuş ki.
Gelecekte hava durumu sonucu olmayı bile düşünmüş.
Çok izlediği için olsa gerek.
Bir de arkadaşlar hep böyle annesinin zoruyla ders çalışıyormuş.
Okulda problem yaşıyor.
Ve aslında bunun nedeni henüz ailesinin de bilmediği bir şey.
Distex arkadaşlar yani öğrenme güçlüğü çekiyor Michael Jordan.
Ama aile farkında değil.
12 yaşında okulda bir kavgaya karışıyor ve okuldan uzaklaştırılıyor bu kavgadan sonra.
Annesi de onu her gün işe giderken yanında götürüyor.
Mike'ı bütün gün ders kitaplarıyla arabaya kilitliyor.
Arabayı da alıyor ofisin önüne çekiyor.
Hani camın önünden onu görüyor.
Çalıştığından emin olmak için böyle yaptım diyor.
O günden sonra dersleri düzeliyor.
Yani eskisi kadar kötü değil.
Peki Mike'ın spora olan düşkünlüğü ne zaman ortaya çıkıyor?
Aslında dediğim gibi ilk başlarda belirsiz.
Fakat abisileri dediğim gibi basketbolla uğraşıyor.
Ama abisine bunu aşılayan da aslında babasıdır.
Çünkü babaları basketbol ve beyzbolu çok seviyor.
Evlerinin arkasında da bir pota yapmış tahtadan babaları.
İşte o tahta pota Mike'ın hayatını değiştiren şeylerden biri.
Çünkü abisileriyle beraber her öğleden sonra saatlerce bu potada basketbol oynuyor.
Ve Mike abisine her yenildiğinde o rekabetçi doğasını daha da çok keşfediyor ve her yenilgiden sonra hadi bir daha diyor abisine.
Hiç yenilmeye doymuyor ki aslında bir şeyler öğrenmek oradaki amacı.
Yenildikçe yenildikçe oynadıkça sürekli bir şeyler öğreniyor.
Michael'ın içinde saplantı düzeyinde bir rekabet ve kazanma hırsı var.
Bunu da o tahta potada keşfediyor.
Mücadeleci bir karakter ama bir yanı da oldukça sevecen, şefkatli, cana yakın.
Hem ailesine karşı hem de çevresine karşı böyleymiş.
Bir de şöyle bir durum var.
Abisi Larry onu senelerce hep yenmiş ve bu kadar büyük bir hırsla çalışmasına rağmen abisini yenememek hırsını iyice kamçılıyor.
Bir de basketbol bu.
Sadece hırsı yetmiyor arkadaşlar.
Fiziki yeterlilik lazım biliyorsunuz.
Ve ailesinde herkesin boyu kısa.
Yani annesi 1.65 babası da 1.75.
Aslında gayet sıradan boyları var ailenin.
Sadece bir basketbolcu için uygun değil.
Ve Mike her kaybettiği maçtan sonra annesine koşup anne ben uzun boylu olmak istiyorum diye ağlıyormuş.
En son babası bir gün onu karşısına alıp şöyle diyor.
Bak Mike yükseklere erişmek senin zaten...
kalbinde var. Fikirlerinle ve karakterinle dilediğin kadar uzun olabilirsin diyor babası.
Ama sonra garip bir şekilde Michael beklenenden hızlı bir şekilde uzuyor.
Ergenliğinde daha 13 yaşındayken abisi Larry ile aynı boya gelmiştir.
Ondan sonra zaten Larry'e bir daha yenilmiyor.
Hatta ileride boyu 1.98 olmuştur.
Bence basketbol oynamasının etkisiyle boyu bu kadar uzadı diye düşünüyorum.
Ama liseye başladığında boyu 1.70 falan arkadaşlar.
Yani basketbol için asla yeterli değil.
Ve en yakın arkadaşının boyu 1.93.
Tabii ki kendini kıyaslıyor onlarla.
Ve bu arkadaşı abisi Mike çok büyük bir hevesle lisenin basketbol seçmelerine katılıyorlar.
Abisi ve arkadaşı Leroy takıma girmeyi başarıyor.
Ama bilin bakalım kime almıyorlar?
Mike'a almıyorlar arkadaşlar.
Dünya başına yıkılmıştır o seçmelerden sonra o sonuçları görünce.
Yıllar sonra o gün için bir röportajında şöyle demiştir.
15 yaşımdaydım ve diğer tüm öğrenciler gibi benim de enerjimin, heyecanımın ve motivasyonumun ana kaynağı lise takımına girebilmekti.
Ne de olsa lise yıllarında statü çok önemli bir şeydir.
Basket takımına girmeyi hak ettiğimi düşünmüştüm.
Başarısız olduğumu anladığım o anda o yaşadığım yıkımı tahmin edebilirsiniz.
Tüm motivasyonumu kaybetmiştim diyor.
Ve o gün koşarak eve gidiyor arkadaşlar.
Deliler gibi ağlıyor.
Öyle böyle değil. Ve annesi tabii o halini görünce içi parçalanıyor.
Ve diyor ki Mike çok çalışmana rağmen artık başaramayacağım dediğin bir noktadasın.
Eğer bir kere daha denersen belki başarıya ulaşabilirsin.
Şu an pes etme zamanı değil elinden geleni yapma zamanı diyor annesi.
Ve diyor ki hissettiğin bu duyguları asla unutma ve tüm enerjini koçuna ve takım arkadaşlarına bir hata yaptıklarını kanıtlamak için kullan diyor Michael'a.
İşte o günden sonra pes etmeyi değil mücadeleyi seçiyor Michael Jordan.
Bu bir dönüm noktasıdır arkadaşlar onun kariyerinde ve yaşantısında bu elemeleri geçememesi.
Ona göre başarı...
En zekice intikam alma yolu olmuştur her zaman ve yıllar sonra bir yıldız olduğunda geriye dönüp baktığında o an için yaşadığım hayal kırıklığı öylesine büyüktü ki sanki
bıçakla yaralanmış gibi canım yanmıştı.
Hayatımın sonuna kadar bir daha böylesine bir acı yaşamak istemedim.
İşte o anda içimde...
Bir alev harlandı der ve ne diyor biliyor musunuz Michael Jordan?
Benim yerime Leroy'un lise takımına girmesi en yakın arkadaşının benim şu anda olduğum kişi olmamı sağlayan sürecin bir başlangıcı oldu.
O günden basketbolu bıraktığım ana kadar her gün deliler gibi çalıştım.
Çünkü... tek bir amacım vardı beni takıma almayan koça nasıl bir hata yaptığını ispatlamaktı diyor o amacım belki fazla hırsı bulmuş olabilirsiniz kesinlikle öyle arkadaşlar Michael Jordan
eşittir hırs demek benim için ve kariyeri boyunca ne zaman yorulsa ne zaman böyle ya yeter artık pes ediyorum diyecek bir noktaya gelse hep Ama hep gözlerini kapatıp o anı hatırlamış biliyor musunuz?
Yani o lisede o listede adının olmamasını hatırlamış.
Motivasyonunu da buradan almış.
Yani annesinin dediğini aslında yapıyor.
Hani başarının temeli başarısızlık diye bir bölüm yapmıştım.
Belki hatırlarsınız. Orada diyordu ya başarımın nedeni defalarca başarısız olmamdır diyordu.
Hatırlıyor musunuz? Başarısız olmak aslında böyle bakınca çok da kötü bir şey değil arkadaşlar.
Yani onu yakıt olarak kullanırsak başarısızlığımızı bazen gerçekleştiriyoruz.
İyi sonuçlar verebiliyor.
Peki o takıma giremedikten sonra Mike neler yaptı arkadaşlar?
Asıl önemli kısmı bu bence.
Bütün yaz boyunca akıl almaz bir azimle her gün antrenman yapıyor.
Ve boyu uzasın diye ağaç dallarında böyle dakikalarca asılıp durmuş.
Yani tek amacı var o da o takıma girebilmek lise takımına.
Ve bir sene içinde boyu 12 santim uzuyor.
Ağaç dalından mıdır ergenlik etkisi midir bilmiyorum.
Merve tekrar takıma girebilmiş mi?
Tabii ki girmiş arkadaşlar Michael Jordan'dan bahsediyorum.
Bu kadar emeğine bir karşılık alıyor tabii.
Bence sporcu olmak zaten çok sağlam bir irade gerektiren bir şey.
Ve tabii disiplinde arkadaşlar.
Sporcu olmak eşittir disiplinde diyebiliriz.
Ve bu öyle bir disiplin ki her alanda gerekiyor.
Yani hayatınızın her alanında o disiplinin olması gerekiyor.
Sadece sıkı bir antrenman yetmiyor.
Bir de beslenme kısmı var biliyorsunuz.
Orada da bir disiplin gerekiyor.
Bir sporcunun olmazsa olmazıdır beslenme.
Hatta Dardanelton'un son reklamını izlemişsinizdir.
diyor ya güçlü ve zinde olmak için neye ihtiyacım olduğunu biliyorum diyor sporcular.
Neye ihtiyacımız varmış Merve?
Dardanel ton arkadaşlar sadece sporcular için değil hepimiz için güçlü ve zinde olmak önemli.
Ton balığının faydalarını biliyorsunuz.
1 ton protein, 1 ton omega 3 kaynağı.
Ton balığı yüksek protein ve düşük yağ içeriğiyle tekrar ediyorum yüksek protein ve düşük yağ içeriğiyle sporcular için ve sağlıklı beslenenler için mükemmel bir besin
kaynağı. Neden? Çünkü kasların onarımını ve gelişimini destekliyor.
spor sonrası bir toparlanma süreci var ya onu hızlandırıyor.
O yüzden ben spor sonrası Dardanelton'la böyle harika tarifler hazırlıyorum kendime.
Merve bize de tarif ver diyorsanız Dardanelton'un web sitesinde birbirinden güzel harika tarifler bulabilirsiniz.
O zaman ton balığı sevenleri birbirinden lezzetli tarifler ve Dardanelton ailesinin ürünlerini daha yakından incelemek için hemen açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Ve balığın uzmanı Darden Elton'dan rotamızı basketbol uzmanı Michael Jordan'a geri çeviriyorum.
Bir sürede okul basketbol takımının en iyi oyuncusu olmayı da başarıyor.
Hatta o kadar iyi oynuyor ki insanlar onu izleyebilmek için kilometrelerce öteden geliyorlar.
E tabi bu hızlı yükseliş yetenek avcılarını da dikkatini çekmeyi başarıyor.
Amerikan Kolej Basketbolu'nun en büyük ekollerinden biri olan North Carolina Üniversitesi de onu takımına almak istiyor.
Üniversiteye de tam burslu giriyor arkadaşlar.
O saatten sonra zaten artık hayatının gidişatı belli oluyor.
Profesyonel basketbolcu olacağı belli olmuş oluyor.
Ama bu sefer de üniversitedeki rakipleri oldukça güçlü.
Çünkü yükseldikçe daha büyüklerle kapışmak zorunda kalıyor.
Ve o sıralarda basketbol koçu olan Roy Williams ki çok ünlü bir koç arkadaşlar.
Onu bayağı bir yüreklendirmiştir.
Çünkü ondaki potansiyeli fark ediyor.
Hatta Mike'ın üniversite tarihinin gelmiş geçmiş en yetenekli basketbolcu.
olabileceğini düşünüyor Roy.
Bir gün antrenmandan sonra Michael'ı yanına çağırıp diyor ki bak eğer başarılı olmak istiyorsan tek bir şey yapman gerekiyor.
O da lisedekinden çok daha fazla çalışmak.
Jordan tabii içerliyor bunu duyduktan sonra ama diyor koç ben de zaten herkes kadar çok çalışıyorum diyor herkes kadar.
Roy da ona diyor ki Mike ne yani sen herkes gibi mi olmak istiyorsun diye soruyor.
Bundan sonra o kadar büyük bir hırsla doluyor ki içi spor salonuna herkes Herkesten önce geliyor sabahın köründe geliyor takım arkadaşları gidiyor o hala orada kalıp çalışmaya devam ediyor ve her bir antrenmanı
sanki gerçek bir maça çıkıyormuş gibi o kadar ciddiye alıyor ki öyle çalışıyor ve herkesten küçük olmasına rağmen en büyük meydan okumayı o yapıyor.
Bir de her antrenmanın başında soyunma odasında seçmiş olduğu bir arkadaşına gidiyor diyor ki.
Bugün senin üzerinden smaç basacağım hazırlıklı ol diyor.
O yüzden arkadaşlar artık onunla böyle göz göze gelmek bile istemiyor.
Hani beni seçmesin aman diye kaçıyorlar korkularına.
Çünkü gerçekten dediğini yapıyormuş.
Kariyerinin başında onun başarı hikayesinde yine çok tanınan efsanevi koçlardan biri Dean Smith var arkadaşlar.
Dean ondaki bu meydan okumayı görmüş.
Yani çalışma ahlakını biliyor, saplantı düzeyindeki rekabetçiliğini görüyor.
durdurulamaz bir sayı atma yeteneği olduğunun da farkında zaten.
Yani onun yeteneğinin üstüne gitmeye başlıyor.
Hani derler ya arkadaşlar öğrenci hazır olunca öğretmen karşısına çıkar diye.
Dean ve Mike'ın ilişkisi de tam olarak böyle diyebiliriz.
Mike onun sayesinde kendini yavaş yavaş inşa etmeye başlıyor.
Bir de evet Mike çok rekabetçi ama bu bireysel çapta bir rekabet arkadaşlar.
Ve en başta da paylaşımcı biri değil bu konuda.
Galibiyetin kişisel başarıdan daha önemli olduğunu Kim aşılıyor ona?
İşte bu koçu aşılıyor, Dean aşılıyor.
O bencil tarafını törpülemeye çalışıyor.
Hatta bir gün öyle bir an yaşanıyor ki galip gelmiş oldukları bir maçtan sonra gidip koçundan özür diliyor.
Çünkü maçta vurmuş olduğu smaç o kadar çok konuşuluyor ki galibiyetlerine gölge düşüyor takımın.
Herkes Mike'ı konuşuyor, kimse takımı konuşmuyor.
Gidip bunun için özür dilemiştir.
İşte Dean Smith'in aslında ona aşıladığı bu değerler kariyeri boyunca onun kutup yıldızı olmuştur.
Arkadaşlar hep söylüyorum üzerimizde en az ebeveynlerimiz kadar etkili olan kişiler öğretmenlerimizdir diye.
Mike da işte aynısını bir röportajında söylüyor.
Annem ve babam dışında hiçbir insan hayatımda koç simit kadar etki bırakmamıştır.
O benim için bir basketbol koçundan çok daha fazlasıydı.
Mentörümdü, öğretmenimdi, ikinci babamdı ve bana sadece basketbolu öğretmedi.
Hayat dersi de verdi diyor.
İşte onun vefatından sonra bunu söylemiştir.
Peki Mike'ın kariyerinin...
Dönüm noktası ne oldu arkadaşlar?
Üniversitede zaten kampüsün en popüler gençlerinden biri olmuştur.
Takımını finale kadar yükseltiyor ve karşılarında en sonunda Amerikan Kolej Basketbolu'nun çok sağlam ekollerinden biri olan Georgetown Hoyes var arkadaşlar.
Ve maç kafa kafaya giderken son 20 saniyede Mike'ın takımı North Carolina bir sayı geride ve o son 20 saniyede Mike şovunu yapıyor.
Defansın üzerinden bir kuş gibi süzülüp...
Şutunu atmayı başarıyor.
Tabi televizyonlarda milyonlarca seyirci ve salondaki binlerce insan kendinden geçiyor.
Ve Michael bir anda eyaletin göz bebeği olup ulusal bir kahramana dönüşüyor arkadaşlar.
Bu maçtan sonra babası soyunma odasına gelip Michael'a sarılıyor ve diyor ki Mike Bu büyük şeylerin başlangıcı.
Ne olduğunu tam olarak bilmiyorum ama büyük şeylerin başlangıcıydı bu diyor.
Gerçekten de babasının dediği gibi oluyor.
Kariyerimi başlatan şey işte o baskettir der Jordan.
O son 20 saniyede atmış olduğu.
Beni Michael Jordan yapan işte o baskettir der.
Sonra gitgide yükseliyor zaten ve yılın oyuncusu oluyor.
Ve 1984 yılında Amerikan Olimpik Basketbol takımına seçiliyor.
Artık olimpiyatlarda ülkesini temsil edecek bir durumda.
Tabii burada da altın madalyalar geliyor arkadaşlar üst üste öyle bir başarı ve öyle bir başarı kazanıyorlar ki hatta olimpiyat tarihine adlarını gelmiş geçmiş en dominant takım olarak yazdırmayı
başarıyorlar düşünsenize 5 sene önce boyu kısa diye takımı almayan bir genç 5 sene sonra olimpiyatlara adını altın harflerle yazdırıyor derken NBA takımları peşine düşüyor Michael Jordan
'ın ve Mike üniversite hayatını yarıda bırakarak profesyonel olma kararı veriyor ve Chicago Bulls'a adımını atıyor arkadaşlar.
Böylece NBA devlerinin arasında yerini alıyor.
Chicago Bulls'a da abim bayılırdı.
Formaları vardı ben küçükken hatırlıyorum.
Hatta podcast'i çekmeden önce abimi aradım.
Abi dedim Michael Jordan'ı anlatıyorum.
Var mı söylemek istediğim bir şey?
Abim benimle bir saat Michael Jordan'ı konuştu.
En son dedim ki podcast'i sen çekseydin.
O kadar çok şey biliyor ki onun hakkında.
Bir ara gerçekten telefonun sesini açıp böyle hoparlörü açıp mikrofona dayamayı falan düşündüm.
Bayağı bilgi öğrendim.
Şimdi arkadaşlar NBA devlerinin arasında Michael Jordan yerini alıyor.
Şikago Bulls'a girdi dedim ama...
Takımın sahibine teknik ekibi şöyle bir şey söylüyor.
Evet diyorlar bu adam çok iyi bir skorer ama hiçbir zaman şampiyon olacak bir takımın en büyük dişlisi olma potansiyeline sahip.
Değil böyle söylüyorlar. Michael Jordan'a böyle söyleyin sonra karşısına geçip izleyin arkadaşlar.
Biliyorsunuz ondaki hırsı özellikle böyle şeyler onu çok kamçılıyor.
Ama dediğim gibi böyle bir inanç var onun hakkında yeni başladığı dönem.
Yani kimse aslında onun bu kadar büyük bir başarı elde edeceğine inanmıyor böyle baktığımızda.
Ama tabii o hız kesmeden yükselmeye devam etmiş her zaman.
Ve ettikçe de ne oluyor?
Kıdemli oyuncuların ondan rahatsız olmasına neden oluyor.
NBA'de biliyorsunuz bir hiyerarşi kültürü var.
Kim bu adam ve neden herkes onu konuşuyor?
Hani işte dergilerde bir anda kapak oluyor, bir yıldız doğuyor falan yazıyor dergiler.
E küçük oluyor kıdemli olanlar.
Michael basketbolla estetiği birleştirdiği için bir anda Amerika'nın sevgilisi haline geliyor ve All-Star maçına seçiliyor.
Ama şöyle de bir rivayet vardır arkadaşlar.
Bu All-Star maçında Michael Jordan'a kumpas kuruyorlar bu kıdemli yaşlı kurtlar.
Kendi takım arkadaşları yani.
Michael'a kasten pas vermiyorlar ve ilk All-Star maçını 7 sayıyla tamamlamasına sebep oluyorlar.
Ve bu maç NBA tarihine dışlanma maçı diye geçmiştir.
Bir nevi çaylağa hadd bildirme maçı da diyebiliriz.
Tabi Jordan bu maçtan sonra intikamını 49 sayı atarak almıştır.
Ve o yıl performansını zirveye taşıyarak yılın çaylağı ödülünü almıştır.
Bir röportajında bu dışlanma maçı için şöyle diyor.
Teşekkür ederim diyor hani beni dışladığınız için.
Beni diyor çok motive ettiniz.
Hatta kendi kendime dedim ki yani bu ligin kıdemlileri demek ki...
Benim onların seviyesinde olmadığımı düşünüyor böyle inanıyorlar.
O zaman ben de kendi kendimi kanıtlarım diyor.
Kariyerim boyunca da zaten bunu ispatladığıma inanıyorum diyor.
Yalnız dikkat ettiyseniz adam her yerden her şeyden bir motivasyon çıkarıyor.
Başkası olsa ya beni dışladılar deyip oturup ağlardı muhtemelen.
Ama onun lügatında yok yani böyle bir şey yenilmek gibi bir şey yok.
Her zaman bir motivasyon buluyor.
Mike'ın inandığı şey şu arkadaşlar.
Hani ben de bu seviyede olmayı en az onlar kadar yani bu kıdemli kurtlar kadar hak ediyorum.
Yani ne kadar iyi olduğunun farkında aslında.
Adam zaten kendini kendine ispat etmiş.
O yüzden o özgüven oradan geliyor.
Peki o adam. Hiç mi knockout olmadı?
Hiç mi başına bir talihsizlik gelmedi?
Geldi. Üstelik bir basketbolcunun başına gelecek en kötü şeylerden birini yaşamıştır.
Devler Ligi'ndeki ikinci sezonunda kariyerinin en büyük talihsizliklerinden biri başına geliyor.
Daha sezonun üçüncü maçında...
Ayağını kırıyor arkadaşlar. Doktorlar diyorlar ki bir daha basketbola dönersen tekrar sakatlanma riskin var diyorlar.
Dinliyor mu? Hayır. Fizik tedavide bile çok fazla çalışıyor.
Yani normalden çok çok daha fazla çalışıyor.
Daha erken iyileşiyor ve ligin son 15 maçına yetişmeyi başarıyor.
Ama bu sefer de ona maç başına sadece 7,5 dakika oynama izni veriyorlar.
Ama zaten günde 2 saat antrenman yapıyor.
Hani 7,5 dakika oynatıyorlar ama o ayağıyla 2 saat antrenman yapıyor.
Öyle bir basketbol aşkı var.
Ve derken yine kariyerinin dönüm noktalarından biri geliyor.
O sene şampiyon olacak olan Boston Celtics'de karşı karşıya geliyorlar ve ilk maçı kaybediyorlar.
Ki zaten Celtics buzun çok çok ötesinde bir başarıda.
Sonra Mike Celtics'in iki iyi oyuncusuyla dışarıda karşılaşıyor arkadaşlar.
Ona diyorlar ki... şaka yollu.
Bulls diyorlar Celtics'i elemeyi bırak.
Bir maçı bile kazanamaz diyorlar.
Mark da okey diyor.
Siz bilirsiniz. Yarın bitmek bilmeyecek.
Görüşürüz diyor ve gidiyor.
Ve ne oluyor? Serinin ikinci maçında Jordan bir daha kırılamayacak olan bir rekora imza atıyor.
Tam 63 sayı arkadaşlar.
Ve Boston Celtics'in lideri olan efsanevi basketbolcu Larry Bird bu maçtan sonra şöyle demiştir.
Bugün Michael Jordan kılığına girmiş bir tanrıya karşı oynadık.
O NBA'in en iyi oyuncusu kendi sahamızda canlı yayında.
Playoff'larda kimsenin unutamayacağı gelmiş geçmiş en iyi performansı sergiledi.
Hiç kimsenin Boston Celtics'e karşı böyle bir şey yapabileceğini sanmıyordum demiştir Larry Bird.
Ve Michael seri boyunca maç başına yine NBA rekoru olan 43.7 sayı ortalamasını tutturmuştur.
Celtics buzlu maç kaybetmeden eliyor ama tüm kamuoyunun artık ikna olduğu şey şu.
Michael Jordan kesinlikle gelmiş geçmiş en iyi basketbolculardan biri.
Hiç mi eleştirilmiyor bu adam?
Tabii ki eleştiriliyor. Magic Johnson kadar Larry Bird kadar iyi değil deniliyor.
Sadece hücuma yönelik oynadığını söyleyenler var.
Savunma yapamıyor diyenler var.
O da hakkımda.
yapılan en ufak bir eleştiri en ufak bir burun kıvırma ya da meydan okuma benim için bir lütuftur diyor.
Çünkü ancak bu şekilde performansımın zirvesine ulaşabilirim diyor.
Her eleştiriyi bir meydan okumaya dönüştürüyor ve onu yıkamayan eleştiriler onun büyümesine vesile oluyor arkadaşlar.
Bu denilenlerin üstüne üstüne gidiyor deliler gibi çalışıyor ve NBA tarihinde bir ilki başarıyor.
Hem yılın en iyi savunmacısı seçiliyor hem de yılın en değerli oyuncusu ünvanına layık görülüyor.
Bir de yılın en iyi skoreri NBA tarihinde bir daha kimsenin başaramayacağı bir seviye bu.
Şimdi arkadaşlar sözü sözle değil performansla susturuyor Michael Jordan.
Bu çok önemli ve NBA'de kırılmadık rekor bırakmıyor.
Ama şöyle de bir olay var.
Bireysel performans takımını Başarıya götürecek bir şey değil arkadaşlar.
Bir takım oyunu bu. Tek başına olacak bir şey yok burada.
Ve playoff'larda sadece bir tur atlamaları 4 senelerini alıyor düşünün.
Ve 1988'de ilk kez Jordan önderliğindeki Chicago Bulls bir playoff serisi kazanıyor.
Ve playoff basketbolda ilk 8 sırayı alan takımların oynamaya hak kazandığı maçlar arkadaşlar.
Yarı finalde karşılaşacakları rakipleri kötü çocuklar lakaplı Detroit Pistons oluyor.
Bu pek sevilmeyen bir takım çünkü biraz sert oynuyorlar.
Playoff'larda 1988'den 1990'a kadar her sene karşılarına Detroit çıkıyor ve sonuç hep aynı.
Her seferinde Bulls yeniliyor ve Michael'ın başarısı gördüğünüz gibi tek başına yetmiyor.
Bir de Michael bu maçlarda 61 sayı bile attığı oluyor.
Yani adam tek başına bir ordu gibi ve onun üstüne oynamaya başlıyorlar.
Dirsekler, çelmeler, yumruklar havada uçuyor.
Hani sırf Michael'ın hızını kesebilmek için.
Chicago Bulls ne yaparsa yapsın yeniliyor ve Mike tabi cinnet geçiriyor arkadaşlar.
Ve artık kamuoyunda Michael'ın işte tek başına mükemmel olduğu ama takım oyunu...
ona uygun olmadığı gibi şeyler konuşulmaya başlanıyor.
5 senede 3 koç eskitmiştir bu arada.
Derken 1985-90 arasında sezonda takımın başına Phil Jackson diye biri geliyor.
Çok egzantrik bir adam bu.
Doğu felsefesiyle ilgileniyor işte.
Maç öncesinde soyunma odasına tütsüler yakıyor.
Oyuncularına yogalar, meditasyonlar yaptırıyor.
Zen ustası diyorlar zaten ona.
Ve Phil Jackson Buse'un şampiyon olabilmesinin tek yolunun Michael'ın takım oyununu benimsemesi olduğunu düşünüyor.
Ve ona liderlik sanatını öğretiyor.
Jordan kurallarını aşabilmek için takım oyununu ön plana çıkarıyor ve işe de yarıyor yaptıkları.
Playofflar yeniden başlıyor ve Bulls Detroit Pistons'ı 4-0 yeniyor.
Yenilmez denen deve diz çöktürmeyi başarıyor.
Hatta sonra tam 24 kere üst üste yenmişlerdir onları.
İşte takım ruhunun gücü arkadaşlar.
Sonra yenilmez denen Lakers'ı da yenip NBA'nin zirvesine çıkmayı başarıyorlar ve 1991'i Chicago Bulls NBA şampiyonu olarak tamamlamayı başarıyor.
1992'de ise artık Michael'ın dünyanın en iyi basketbolcusu olduğu otoriteler tarafından kabul ediliyor ve yine 92 yılında Barcelona olimpiyatlarına NBA yönetimi tarihinde ilk
kez süperstarlarını olimpiyata yollama kararı alıyor.
Magic Johnson, Larry Bird gibi yaşayan efsanelerle beraber Michael'ı da rüya takımına seçiyorlar.
Ki zaten rüya takımın yıldızı Michael.
Ama bu rüya takımın içinde de bir rekabet var.
Magic Johnson hala NBA'in kralının kendisi olduğunu düşünüyor.
Michael da okey diyor hadi gel kendi aramızda bir maç yapalım.
Hani aksini ispat edecek ya.
Basına kapalı bir antrenman yapıyorlar ki Michael bu maç için şöyle söyler.
Hayatımda oynadığım...
En iyi maç diyor bu maç için.
Ve Magic'i bu başta alt etmeyi başarıyor.
Sonra şöyle bir olay yaşanıyor arkadaşlar.
Larry Burch ve Magic Johnson maç sonrası soyunma odasında oturuyorlar.
Michael geliyor yanlarına.
Elinde de o meşhur prosu var.
Şöyle derin bir nefes çekiyor.
Dumanını üflüyor. Ve onlara bakıp diyor ki Larry ve Magic 1980'lerde bu ligin sahibi sizdiniz.
Ama artık kasabanın yeni bir şerifi var diyor.
Bunu dedikten sonra çıkıp gidiyor.
Larry ve Magic bir...
Birilerine bakın adam haklı diyorlar.
Sonra aralarından su sızmıyor zaten.
Hatta Magic Johnson tahtını ona bıraktığını söylemiştir.
Medyaya açıklama yapıyor. 1993 yılında ise Mike 3 kez üst üste dünya şampiyonu oluyor.
Ünü tüm dünyaya yayılıyor arkadaşlar.
Elvis Presley kadar büyük bir şöhret düşünün.
Ve bir siyahi olarak Amerika'daki siyahiler arasında çok popüler bir figür oluyor.
Herkes onun gibi olmak istiyor.
Siyahisi de beyazı da onun gibi olmak istiyor.
Hatta meşhur Air Jordan modeli ayakkabı bir dönem fırtına gibi esmişti.
Büyük bir ticari başarı da yakalandı oradan.
Peki bu kadar şöhret Michael Jordan'ı mutlu etti mi dersiniz?
Evet belki bir süre başını döndürdü bu şöhret.
Korkunç paralar kazandı ama ne oldu?
Git gide daha da yalnızlaştı.
Adeta başarısının esiri oluyor diyebiliriz.
Çünkü en sevdiği şeylerden biri olan insanlarla samimi iletişimini kaybediyor.
Benzinliğe bile gidemiyor düşünün.
Markete gidip alışveriş yapamıyor.
Eşiyle bir restoranda yemek yiyemiyor.
Rahat vermiyorlar hiçbir şekilde.
Ve bütün gözler üzerinde çok rahatsız bu durumdan.
Bunlar bizim için çok sıradan şeyler değil mi?
Bence nimet arkadaşlar bunlar.
Bu sıradanlık bence bir nimet.
Çünkü o samimiyeti kaybetmek kadar kötü bir şey yok bence hayatta.
Bu benim düşüncem. Benim asla ünlü olmak istememe sebebim de bu zaten.
Hani isterim ki beni ben olduğum için insanlar sevsin.
Başarılarım için ya da bir başka şey için asla sevilmeyi istemem.
Bence bu çok kıymetli bir şey.
Michael bunu kaybediyor işte.
O insanlar diyor sanki bakışlarıyla benim telimi dağılıyorlar diyor.
Çok rahatsız edici bir duyguydu diyor.
Ve tek yalnız kaldığım yer basketbol sahasıydı diyor.
Bürünmek zorunda olduğum bu kişiliğin arkasındaki Mike'ı dışarıya yansıtamıyorum diyor.
Yani mükemmeli oynamak zorunda kalmıştır.
Adamı ilahlaştırıyorlar.
Ya bu çok ağır bir yük aslında baktığınız zaman bir insan için.
Onun bir insan olduğunu unutuyorlar arkadaşlar.
Çünkü o artık bir basketbol figürü falan değil.
Oradan çıkıyor başka bir boyutta.
Kültürel bir ikonun bile ötesinde.
Ya neredeyse mitolojik bir statüde diyebiliriz.
var. Bu adam çok rekabetçi ve zirvede ya artık yani gidebileceği bir yer yok.
Üstü yok adamın. Zirvede ve yapayalnız.
Bir numara ve yapayalnız. Merve ya Allah böyle dertler versin dediğinizi duyar gibiyim.
Peki hayatı böyleyken ne yapıyor Michael?
Kumara başlıyor arkadaşlar. Korkunç paralar kaybediyor.
Yani düşünün golf oynarken bile iddiaya giriyor.
Genelde iddia üzerinden bir kumar.
Hatta bir keresinde böyle bir iddiadan 1 milyon dolara yakın para kaybettiği söylenir.
Yani ilaç bile dozunu açtığı zaman nasıl zehre dönüşüyorsa onunkisi de o hesap.
Rekabet, hırs bunlar spor için evet güzel ama dozunu açtığı zaman zehre dönüşebiliyor.
Rekabetçi kişiliği sayesinde efsanevi bir isme dönüştü bu ayrı ama sonunda dozu tutturamadı.
Yani rekabeti onu zehirledi.
Hatta çok sevdiği babasının silahlı bir saldırıya kurban gitmesinin Mike'ın kumar borcu ile alakalı olduğu düşünülüyor arkadaşlar.
Belgeseli izleyenler hatırlayın.
Mike ondan sonra babasının vefatından sonra iyice kabuğuna çekiliyor bu olaydan sonra ve NBA sezonunun başlamasına 10 gün falan kala artık diyor ben basketbol oynamak istemiyorum bir haber gönderiyor Chicago
Bulls'un sahibine ve diyor ki 30 yaşıma bastım artık basketbol sahalarında elde edebileceğim bir başarı kalmadı ve şevkimi kaybettim diyor.
Emekliye ayrılıyor 30 yaşında hatta artık beyzbola geçeceğim falan diyor herkes tabii şok içerisinde çünkü artık başka bir amaç için çalışıyor.
Onda da bir başarı elde etme arzusu var.
Adamın içinde rekabet olduğu için, rekabet edecek kimse olmadığı için, zirvede olduğu için böyle bir şeye başvuruyor.
Ama tabii bunun en büyük sebeplerinden biri babasının beyzbolu çok sevmesi.
Hatta çocukken beyzbolu seviyormuş, basketi o kadar sevmiyormuş.
Sonra basketbola yöneliyor.
Ama dediğim gibi babası beyzbolu çok seviyor.
Hatta babası çapraz bulmaca çözmeyi de çok seviyormuş.
Ama Michael o ölene kadar hiçbir zaman bulmaca çözmemiş.
Babasından sonra bakın beyzbola ve bulmaca çözmeye başlıyor.
Beyzbolda da fena değil.
İkinci ligde falan oynuyor.
Baya bir antrenman yapıyor. Orada da iyi bir yere geliyor.
Ama tabii bir basketbol kadar olamıyor hiçbir zaman.
Fakat mutlu olduğunu söylüyor beyzbol oynadığı dönemde.
Çünkü halkla daha böyle samimi ilişkiler içerisinde.
Hatta böyle çaylak dönemine gitmiş gibi oluyor.
Hani yine ulaşmak istediği hedefleri var gibi.
Ona bir heyecan kattı sanırım bu dönemde.
Bu arada Michael Jordan'ın forması 23 numara meşhur biliyorsunuz.
Neden 23 numara?
Çünkü küçük abiseleri basketbol oynuyordu hatırlarsanız ve Mike'ın hayattaki tek amacı o zamanlar yaptığı her işte en azından abisinin yarısı kadar iyi olabilmek.
Bakın yarısı kadar. Abisinin liste takımında giymiş olduğu forma 45 numaradır.
Mike da onun yarısı olan 22.5'ü istiyor ama yarım numaralar olmadığı için 23'e razı olmuştur.
Böyle bir hikayesi var. Peki Merve Michael geri döndü mü sahalara diyorsanız elbette döndü.
18 Mart 1995'te tüm dünyaya geri döndüm çaresini verdi medya aracılığıyla ve 2 sene sonra kral geri döndü.
Bu sefer forma numarası abisinin numarası olan 45 olmuştur.
Performansı epey bir düşüyor döndükten sonra tabii hemen Michael eskisi kadar iyi değil demeye başlıyor insanlar ve o yine rekabetçi doğasıyla bu sözlerden sonra o çılgın antrenmanlarına geri dönüyor
ve 1995-96 sezonunda oynamış olduğu 82 maçın 72'sini Chicago Bulls kazanıyor.
Kral tacını geri alıyor diyebiliriz ve bir gün takvimler babalar gününü gösterirken Michael önderliğindeki Bulls dördüncü kez NBA şampiyonu olduğunda.
Michael bu zaferi öldürülen babasına hediye etmiştir ve yüz milyonlarca izleyicinin önünde...
Yere kapanıp hüngür hüngür ağlamıştır.
35 yaşında bile zirvede kalmayı başarmış bir isim ki bu basketbol için oldukça ileri bir yaş arkadaşlar ve döndükten sonra takımını 6.
kere şampiyon yapıyor.
Yani tabii ki hep birlikte oluyorlar sadece o değil ama onun katkısı çok büyük.
Ondan önce bu rekor Magic Johnson'a aitti arkadaşlar.
5 kere şampiyonluk görmüştür Magic Johnson.
Mike onu da geçiyor 6. kere olarak.
Sonra ne oluyor peki?
Yine kariyerinde bir dönüm noktası.
Mike'ın çok sevdiği zen ustası Koçu ile takımın müdürü bir anlaşmazlığa düşüyorlar.
Mike onu bu takımdan yollarsanız Chicago Bulls'u bırakırım diyor.
Tabi blöf yaptığını zannediyorlar ama tamamen gerçek.
Koçu Phil Jackson gidince o da emekliye ayrılmıştır ve kariyerimin geri kalanında Phil Jackson'dan başka bir koç için oynamayacağım demiştir ve oynamamıştır.
Sonuçta ne oluyor? Basketbol tarihinin en özel takımlarından biri bu insanların egosuna kurban gidiyor.
Chicago Bulls bu saatten sonra bir daha eski başarısını yakalayamıyor.
Playoff'lara kalamıyor ve Jordan'dan sonra 6 sezonda toplam 119 maç kazanabiliyor Şikagomuz.
Halbuki Jordan varken 3 sezonda yani Jordan beyzboldan döndükten sonra 203 galibiyeti yaşamışlardı ve 3 kez şampiyon olmuşlardı düşünün farkı.
Michael 3 sene sonra sahalara yeniden döndü ama bu sefer bir takıma hisseder olarak döndü.
Hem patron hem oyuncu oldu Washington Wizards'da ve 38 yaşında bile bir maçta 51 sayı atıp NBA tarihinde 50 sayı atan en yaşta oyuncu olmayı başarmıştır.
40 yaşında da bırakıyor ama bu alandaki başarısı daim olmuş bir isim.
Halen dünyanın en sevilen spor yıldızlarından biri.
Hala ikonik, hala bir efsane.
Ona neyi yapamazsın dedilerse hepsini tek tek başardı.
Düşmenin bir kader olabileceğini ama tekrar ayağa kalkmanın bir karar olduğunu savundu.
Kendini gerçekleştirmeyi başardı ve başarısı o kadar yüksekti ki gölgesi çok uzaklara düştü.
Şimdi sevgili Mümin Sekman'ın başarı konusu.
Bize Michael Jordan'ın hayatından ilham alabilmemiz için vermiş olduğu 23 başarı tavsiyesine gelelim.
23 önemli sözü Michael'ın.
Şimdi birinci ders başarısızlığımızın başarımıza yakıt olmasını sağlamak arkadaşlar.
İkinci ders. Herkes bir konuda başarısız olur.
Başarısızlığı kabul ederim ama denememeyi asla diyor.
Deneyin arkadaşlar. En büyük pişmanlık bence de denememiş olmaktır.
Üçüncüsü kişisel yetenekleriniz size o maçı kazandırır ama şampiyon olmak istiyorsanız takım oyunu oynamanız gerekir diyor.
Yani hiçbirimizin hepimiz kadar güçlü olmadığımızı söylüyor.
Bazen yeteneklerimizi gerçekleştirmek için bizim de bir rüya takımımız olması gerekiyor.
Dördüncü ders eğer beni zayıf olduğum bir noktadan vurmaya çalışırsanız o zafiyetimi avantajım haline dönüştürürüm der Jordan.
O kariyeri boyunca defalarca en zayıf yönünü en büyük avantajı haline getirdi.
Aşil tendonunuzu geliştirin diyor yani.
Beşinci ders başarılarım yüzünden o kadar uzun süre baş tacı edinmiştim ki o noktaya ulaşmak için atılması gereken temel adımları unutmuştum diyor.
Yani eğer dikkat etmezsek başarı aynı zamanda beraberinde kısır rutinler ve monotonluk da getirebilir.
Yani hedonik adaptasyona düşmememiz gerekiyor ve başlangıç noktamızı unutmamamız lazım.
Ve başarının bir tehlikesi de şu, başardıkça başarıya nasıl ulaşılacağına dair kendi fikirlerimize daha katı bir şekilde inanıyoruz.
En iyisini ben yaparım, en doğrusunu ben yaparım diye düşünüyoruz.
Bu çok tehlikeli bir başarı tuzağı, buraya düşmemeliyiz.
Altıncı ders, başarıya ulaşmak için bencil olmak, başarılı kalabilmek için fedakar olmak gerekir.
Yedinci ders, eğer tekniğiniz yanlışsa çok çalışsanız bile...
en iyi olasılıkla yanlış şut atmayı çok iyi başaran bir oyuncu olursunuz.
Sekizinci ders, eğer aklınızdan ödül kazanmak geçiyorsa ödülü unutun.
Yaptığınız işe odaklanın.
Hazırlık yapın, çalışın ve kendinizi geliştirin.
Eğer bir işi doğru yapıyorsanız ödül zaten gelecektir.
Dokuzuncu ders, korku başkaları için bir engel olabilir ama benim için sadece bir ilizyondan ibarettir.
10. ders, bazı insanlar bir işi olmasını ister, bazıları bir iş keşke olsaydı der.
Bazıları da gider, o işi yapar, oldurur.
Yani siz olması gerekenleri olduranlardan olun diyor.
11. ders, bırakın oyununuz sizin adınıza konuşsun, rekabetçi insanlar sonuç odaklıdır.
12. ders, büyük işler başarabilmek için önce kendinizden büyük şeyler beklemeniz gerekir.
13. ders, Çocuklarıma sadece bir özelliğimi geçirmem gerekse hayata olumlu bakmamı seçerdim diyor.
14. ders Değişime ihtiyacım vardı.
Beyzbol oynamaya başlamadan önce aynı şeyleri tekrar tekrar yapmaktan sıkılmıştım.
Elde ettiğim başarılardan eskisi kadar tatmin olamıyordum diyor.
Bazen eriştiğimiz zirveden öteye gidecek bir yer kalmadığı için motivasyonumuzu kaybedebiliyoruz.
Yani buradaki olay şu mesleğinizde zirveye ulaştığınızdan eminseniz yapabileceğiniz bir şey kariyerinize reset atmak olabilir ki Zen felsefesinde Shoshin diye bir kavram var.
Bir işe yeni başlayan insanın zihnini ifade ediyormuş.
Yani konu her ne olursa olsun yeni bir işe başlarken zihnimiz evet tam tazedir, yeniliklere daha çok açıktır.
Hayatımız daha böyle olasılıklarla doludur.
Jordan için de beyzbol aslında böyle bir deneyimde.
Bunu da yapabilirsiniz eğer böyle bir noktaya ulaştıysanız.
Mevcut işinize yeni gözlerle bakmak için farklı bir alanda çok değişik şeyler yapmayı deneyebilirsiniz.
15. ders maç kazanarak şampiyon olunmaz.
Saatlerce, haftalarca, aylarca, yıllarca çalışarak şampiyon olunur.
16. ders aşk her maçı son maçınmış gibi oynamak demektir.
Bir işi profesyonel olarak yapmakla amatörce yapmak arasındaki fark şudur.
Amatör sadece keyif aldığı sürece ve keyif aldığı kadar yapar.
Ama profesyonel o işi canı istemese de keyif almasa bile en iyi şekilde yapmaya çalışandır.
Ve profesyonellik zayıflara, tembellere ve maymun iştahlı insanlara göre değildir.
Profesyonel olmak bir dünya görüşüdür ve Jordan'da da işte bu vardı, bu felsefe vardı.
Amatör bir basketbol aşkı ile profesyonel bir iş kimliğini birleştirmişti.
Başarısız. Sırrı da burada yatıyor.
17. ders.
Bir çok başarıya imza atmış birinin uzun süre motivasyonunu sürdürmesi kolay iş değil.
Bu yüzden hakkımda yapılan en ufak eleştiri burun kıvırma veya meydan okuma benim için bir lütuftu.
Çünkü ancak bu şekilde performansımın zirvesine ulaşabildim diyor.
Bu arada belgeseli izleyenler de görmüştür.
Michael kendisine sözde rakipler yaratıyordu ve bunları ruh hastası olduğu için yapmıyordu.
Sadece kendini motive edebilmek için yarattığı düşmanları vardı.
Kim tutmadı ki ileride bu insanların hemen hemen hepsiyle arkadaş olmuştur.
18. ders basketbol sahası benim için en huzurlu yer.
Huzurlu olduğum yerde başarılı oluyorum.
Basketbol teselli aradığım zamanki sığındığım yer diyor.
Yani her başarılı kariyer aslında bir sığınaktır arkadaşlar.
İnsan onun için de bazen güven, bazen konfor ve insanlarla anlamlı bağ kurma imkanı bulur.
Kariyerimiz bazen hayata tutunma noktamızdır.
Hani psikolojide akış teorisi denilen bir kavram var.
Nasıl mutlu olunur bölümünde bunu anlatmıştım.
Michael'ın basketbolla olan ilişkisi de tam bir akış haliydi onun için.
19. dersimiz hiçbir maçı kaybetmedim sadece bazı maçlarda kazanmam için süre yetmedi diyor.
Bakın yaşadığı başarısızlıkları mutlak bir son olarak görmüyor bir gecikme olarak görüyor bu da önemli.
Kayıplarınıza ve kazançlarınıza zaferlerinize ve hezimetlerinize.
Bir zaman çizgisi üzerinden bakmayı unutmayın arkadaşlar.
Kariyer koordinatlarımızı unuttuğumuzda kendi hayatımızın içinde kaybolabiliyoruz.
Nereden başladık?
Şu an neredeyiz? Gelecekte ne olmak istiyoruz?
Bu üç nokta beyninizde her zaman net olmalı diyor Mümin Sekman.
20. ders rakibimin özgüveniyle oynamayı ve onu biraz kızdırmayı severim.
Bunu başardığım anda onun zihnine girdim demektir.
Rakibimin zihnine girdiğim an onu yendiğim andır diyor.
Yani ne iş yaparsanız yapın, işinizde kayda değer sonuçlar almak istiyorsanız insan psikolojisini iyi çözmek zorundasınız.
Zafer ve hezimet ilk önce zihinde oluşur arkadaşlar.
O aşamada müdahale edebilmelisiniz.
21. ders parke sahalara ayak bastığım her an dünyanın zirvesinde de olsam bir şeyler ispatlamam gerektiğini hissettim.
Yani başarı her gün yeniden hak edilmek zorundadır.
Zirvede kendinizi kanıtladıktan sonra size oraya neyin getirdiğini unutmayın.
Mümin Sekman diyor ki servetiniz bankada size hizmet etmeyi bekleyebilir.
Şöhretiniz sizi sokakta bekleyebilir.
Ama başarı bunların hiçbirine benzemez.
İnsanı her gün her gün yeniden sınava sokar.
Başarının efendisi yoktur ve her gün onu yeniden hak etmeniz gerekir.
Bu yüzden ilk günkü gibi amatör kalın.
Kendinizi kanıtlama kaygınızı kaybetmeyin.
22. ders eğer basketbol sevdam olmasa bu başarıların hiçbirini elde edemezdim.
Yani bu meslekte en iyi olabilmek için insanın o işe kalben teslim olması gerekir.
Ve son ders 23. ders.
Şu anda bir yerlerde basketbol oynayan bir çocuk var.
Hiçbir kestirme yola başvurmuyor.
Benim hayatımdan ders alıyor.
Aynı benim başkalarından ders aldığım gibi ve gün gelecek O çocuk benden daha iyi olacak diyor.
Burada sizden bahsediyor arkadaşlar.
Açıklamaya hiç ihtiyaç duymayacak kadar net bir vizyon.
Örnek alın, örnek yaşayın, örnek olun.
Dardenel Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Bu çarşamba yepyeni bir bölümle tekrar görüşeceğiz.
Beni hangi platform üzerinden dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Ton balığı sevenleri birbirinden lezzetli tarifler ve Dardenel ton ailesi ürünlerini daha yakından incelemek için açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
