
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Merhabalar, Hakikati Çölü'ne hoş geldiniz.
Morpheus demek isterdim arkadaşlar ama maalesef ben Merve ve bu da Ortamlarda Satılacak Bilgi.
Bugün üzerinden 22 yıl geçmesine rağmen hala fırtınası devam eden bir filmden bahsetmek istiyorum.
Matrix filminden bahsedeceğim.
22 Aralık'ta serinin dördüncüsü gelecek biliyorsunuz heyecanla bekliyoruz.
Neden bu idelerle dolu Cyberpunk filmi seçtin Merve derseniz.
Çünkü filmler hazır Netflix'e düşmüş 1-2-3 hepsi var izleyebilirsiniz.
Ve zaten yapay zeka tartışmaları günümüzde çok revaçta.
Hem de ilk film üzerinden iyi bir analiz yaparsak diğerlerini anlamamız daha kolay olur diye düşündüm.
Tabii ki benim için esas sebebi şu.
Bu film üzerinden sayısız Ortamlarda Satılacak Bilgi verebileceğimi fark ettim.
Şimdi başlamadan önce şunu da belirtmek istiyorum.
Bugün benim anlatacaklarım tamamen Matrix'le ilgili olan kitaplardan, makalelerden ve film okumalarından arkadaşlar.
Çünkü biliyorsunuz Matrix'le ilgili bir sürü bir sürü şey var internette.
Belki hiç yeni bir şey duymayacaksınız ya da belki onlarca yeni bilgi duyacaksınız.
Hiçbir fikrim yok. Çünkü biliyorsunuz Matrix'in manyakları var.
Böyle deliler gibi izleyip her şeyi bilen insanlar.
Onlar lütfen gidebilir mi arkadaşlar?
Hayır şimdi diyecekler ki biz zaten bunları biliyorduk niye tekrar anlattın ki diyecekler.
Ben size anlatmıyorum arkadaşlar.
Hiç konuya hakim olmayan insanlar için anlatmaya çalışacağım.
Hep şöyle bir muhabbet vardır ya.
İşte bir kitabı okurken yazarın hayatını bildiğiniz zaman önünüzde bambaşka pencereler açılır.
Çünkü yazarın hayatından içine bir şeyler mutlaka damlamıştır.
Dikkat edin buna. Aynısı filmlerde de geçerli.
Mesela Matrix filmi için bu çok fazlasıyla geçerli.
Çünkü Matrix bir yandan da bir trans alegorisi.
Ki zaten yönetmenleri Wachowski kardeşler biliyorsunuz.
Daha sonrasında dediler ki bu film...
Bizim cinsel dönüşümümüzün de hikayesi dediler.
Yani Wachowski biraderler sonrasında Wachowski sisterlar oldu.
Andy Lily oldu.
Larry de Lana oldu.
Bence Lana daha böyle tatlış olmuş o saçları falan.
Gerçekten çok radikal bir karar.
İkisi de evli olan erkekler için böyle bir karar almak.
Bilemiyorum Türkiye'de olsa düşünemedim.
Şimdi bu etki Netflix'te aslında Sense8 diye bir dizi var.
Orada da görebilirsiniz. Yine Wachowski kardeşlerinin yönettiği bir dizi.
Bu arada zaten o filmin girişinde hani Matrix yazıyor ya sadece bir M kalıyor.
Biz onu aslında Matrix olarak düşünüyoruz ama o aslında male.
Çünkü filmin sonunda sistem hatası diye bir ekran göreceksiniz.
Orada M ve F bir anda ayrılıyor ve bir tünel çıkıyor.
Tünel sinema dilinde zaten geçişin sembolüymüş arkadaşlar.
Yani male female.
Burada bir dönüşümün sinyalini zaten Wachowski kardeşler bize vermiş.
Şimdi bugün hangi konulara gireceğiz derseniz çok fazla.
Öncelikle işte bu Matrix'teki o karakterlerin isimlerinin etimolojik kökenleri neler bunlardan bahsetmeye çalışacağım.
Çünkü hepsi çok önemli. İşte metafizik olacak, epistemoloji, Nietzsche, Sokrates, Aristoteles ne ararsanız var arkadaşlar.
Hristiyan teolojisi, Descartes, Baudrillard bu aralar ben çok fazla okuyorum onu.
Masonluk falan işte ezotelizm çok fazla şey var yani.
Ama bunlar bir podcast'e sığar mı?
Bilemiyorum Altan. Belki iki podcast yaparız.
O zaman hadi Beyaz Tavşan'ı takip edin de hemen başlayalım arkadaşlar.
Şimdi ilk başta filmin özetini kısaca bir hatırlatmak istiyorum.
Bu arada filmi izlemeyenler lütfen kapatsın.
Çünkü spoiler falan yemeyeceksiniz.
Ben direkt filmi anlatacağım.
O yüzden filmi izledikten sonra da dinleyebilirsiniz.
Ya da keyfinize kalmış.
Şimdi film gördüğümüz kadarıyla çağdaş bir Amerika kentinde başlıyor.
Ve filmin baş kahramanı Neo.
Yani Thomas Anderson.
Şimdi bu isimler tabi ki alelade seçilmiyor.
Çünkü havari Thomas vardı hatırlarsanız.
Hz. İsa'nın 12 havarisinden birisidir havari Thomas.
Yuhanna İncil'inde şöyle söylüyor.
Diğer havariler diyorlar ki Hz.
İsa dirildi. Biz onu gördük diyorlar ama Aziz Thomas buna inanmıyor.
Hatta diyor ki ben inanmam.
Onun ellerinde çivi izi görmedikçe, çivilerin izinde de parmağımla dokunmadıkça ve hatta elimi böğrüne sokmadıkça inanmam diyor Yuh artık.
Ve bunun üzerine Hz.
İsa havarilerine bir kez daha görünüyor ve Thomas'a diyor ki gel yaralarıma dokun.
İşte bu yaralara dokunduktan sonra Thomas Rabbim Tanrım diyerek bir anda iman ediyor.
Hatta Caravaggio'nun bu konuyu işlediği efsane bir resmi var.
Şimdi dönelim Thomas Anderson'a yani Neo'ya.
Adı dediğim gibi özellikle Thomas Anderson olabilir.
Çünkü kendi gözleriyle gördüklerine bile inanmamıştı aziz Thomas.
Anderson ne derseniz Anderson da insanın oğlu yani anlamında.
Yunanca Andros insan demek zaten oradan geliyor olabilir.
Peki Neo ismi ne?
Neo'yu tersinden okuduğunuz zaman Ion oluyor.
Yani bu da sonsuz anlamına gelen bir anagram aslında.
Şimdi filmi şöyle kısaca bir hatırlatacak olursak.
Neo geceleri Matrix adlı gizemli bir programı çözmeye çalışıyor ve efsanevi hacker Morpheus'u bulmaya çalışıyor.
Ama bir anda işler tersine dönüyor ve Morpheus Neo'yu buluyor.
Neo öncesinde nasıl bir eğitişte metakortekste çalışıyor, saygın bir işi var, sosyal güvenlik numarası var, düzenli vergilerini ödeyen ve teknolojinin esiri olan bir adam ve gerçeğin ne olduğundan bir haber.
İşte Thomas Anderson'ın Beyaz Tavşan'ı izlemeye başladığı andan itibaren inisiyasyon süreci başlıyor.
Ve kendi kişisel geçiş ritüsü başlıyor.
Neo kendisini The One yani kurtarıcı olmaya götürecek tinsel yolculuğa koyuluyor.
İşte bu aşamadan sonra Neo'nun başına gelecek her şey o inisiyasyonun bir parçası.
Aslında esas mevzu şu yaşanan her şey Matrix olarak adlandırılan.
bir programın ürettiği sanal dünyada gerçekleşiyormuş meğersem.
Yani modern yaşamın tüm gereklilikleriyle donanmış insanlar yaşadıklarını zannediyorlarmış.
Aslında öyle bir şey yok. Yani içinde yaşadıkları dünya aslında bilgisayarlar tarafından üretilmiş bir düş dünyasıymış.
Aman tanrım çok korkunç. İşte Neo da bu dünyayı terk edip gerçeği öğrenmek için gereken çağrıyı çok geçmeden alıyor.
Şimdi o çağrının olduğu sahneye gidelim hep beraber.
Filmin ilk sahnelerinden biri şunu hatırlayın.
Neo ekranın karşısına sızmış uyuyor böyle uyuyan güzel gibi.
Bir anda ekranda bir yazı beliriyor.
Uyan Neo. Matrix sizi esir etti.
Vardı ya işte büyük birader sizi gözetliyor.
Matrix de aynı şekilde.
Her yerde. Matrix her yerde.
Bir anda Neo'nun ekranında beliriyor.
Ve daha sonra ekranda beyaz tavşanı izle yazısı çıkıyor.
Ve Neo iki kez dikkat edin escape tuşuna bastı.
Yani bu ne demek? Kaçmak istiyor Thomas Anderson.
Çünkü hazır değil buna. Ve o esnada Neo'nun kapısı çalıyor.
Oda kapısının numarasına lütfen dikkat edin.
101 bu ne demek?
101 Dwan yani seçilmiş kişi 1 ve 101 yani 1 Masonik seviyede aslında çırak anlamına geliyor.
Yani Thomas Anderson henüz hazır değil ve çırak demek bu.
Ve filmi izleyenler eğer George Orwell'in meşhur 1984'ünü okuduysa oradaki o işkence odası vardı ya hani sisteme karşı çıkanların sorgulandığı bir oda vardı.
Onun numarası da 101'di.
Çok güzel bir gönderme yapmış film.
Ve hatta Neo'nun daha sonra ajanlar tarafından sorgulandığı oda numarası da 101'di.
Hatta orada ajan simit böyle cahillik mutluluktur gibi böyle bir söylemde bulunuyordu.
Direkt Orwell'in 84'üne bir gönderme yapmış.
Devam edelim. Neo kapıda müşteriden parayı alıyor ve onu içeri gidip bir kitabın içerisine koyuyor.
Ve o kitap benim storylerimde bu ara çok sık görüyorsunuz.
Baudrillard'ın kitabı. Bu adamın adını söyleyemiyorum.
Baudrillard çok zor söyleniyor.
Neyse simülasyon ve simülark kitabının içerisine koyuyor.
Simülasyon dediğimiz şey hiper gerçek.
Yani bir şeyin benzeri veya sahtesi.
Simülark dediğimiz şey de kendisi zaten kopya olan bir şeyin kopyası gibi.
Bunu böyle primitifçe böyle açıklayabilirim.
Yani Baudrillard beni duysa vururdu herhalde.
Postmodernizmin baş rahibiyle özdeşleşmiş kelimeler.
Özellikle simülakr.
Bu arada Baudrillard'ın Fight Club üzerinde de çok büyük etkisi var.
O yüzden de kitaplarına böyle iyice sarıldım dört elle.
Hem de yani bu filmin üzerindeki etkisi çok büyük.
Yani Neo bu kitabın içerisine hem parasını hem de bir yazılım saklıyor.
Burada aslında Baudrillard'ın mevcut kapitalist düzeni sorguladığı felsefenin göstergesi olan iki şey.
Para ve teknoloji arkadaşlar yani çok manidar.
Bu arada şöyle bir şey var.
Ortamlarda satılacak bir bilgi.
Bütün settekilerin okuması istenmiş bu kitabı.
Simülasyon ve simüler kitabını okumasını istemişler.
Ödev gibi yani.
Neyse kitabın içerisine de koyarken dikkat edin açılan sayfada.
Nihilizm yazıyor yani nihilizmle ilgili bir sayfa.
Bu da şu oluyor yani Baudrillard'a göre bugünkü anlamda nihilizm kendisinden önce var olmuş ve tarihsel biçimlerden daha acımasız ve radikal bir biçimdir.
Çünkü artık yani Nietzsche'nin felsefesiyle o nihilizm değil de tanrı öldü diyordu ya hayır tanrı ölmemiş hiper gerçek bir şeye dönüşmüştür.
Yani Baudrillard'a göre söylüyorum çünkü kitap onun zaten.
Neyse daha sonra nihilist Niyo kapıya gidiyor işte müşterisine CD'yi veriyor ve orada müşterisinin Niyo'ya dediği sözlere dikkat edin.
Şükürler olsun diyor hallelujah ve daha sonra da benim kurtarıcım diyor.
Zaten taşlar yavaş yavaş oturmaya başlıyor derken Niyo tavşan dövmedi kızı görüyor.
Şimdi bu beyaz tavşanı takip et muhabbeti ne?
Hikayeyi şöyle kısaca hatırlatacak olursam.
Alice adlı bir kız var ağacın altında böyle canı sıkılmış bir şekilde otururken bir anda önünden beyaz bir tavşan geçiyor ve çok geç kaldım çok geç kaldım diyor.
Ve ikisi beraber işte bir tavşan deliğinden aşağı düşüyorlar.
Ondan sonrası zaten malum Alice harikalar diyarında.
Lewis Carroll bu eseriyle bize gerçeklik kavramını defalarca sorgulatıyor.
Çünkü Alice'in tavşan deliğinden aşağı düşerek aslında gerçeklik kavramını anlamak için bu yola girdiği çok aşikar.
Bir de Neo ile Alice'in çok benzer tarafları var.
Mesela şapkacıyı kurtarmamız gerek repliğini hatırlıyor musunuz?
Alice harikalar diyarına şapkacıyı kırmızı kraliçe almıştı.
Ve Neo da Morpheus'u ajanlar aldığı zaman aynısını söylemişti.
Morpheus'u kurtarmamız gerek.
Bakın aynı replik. Bir de her iki kahramanın da bir kimlik arayışında olduğunu görüyoruz.
Ve bu kimlik arayışlarını gidermek için ağızlarına bir şey atmaları gerekiyor.
Alice ne yapıyordu? Ağzına bir parça kek atıyordu ya da işte bir iksir.
vardı. Onu yiyip böyle büyülüp büyüyüp küçülüyordu.
Neo da Matrix'e girmek için bir seçim yaptı ve sonuç olarak ikisi de Beyaz Tavşan'ı takip etti ve bambaşka bir dünyayla karşılaştı ve ikisi de gerçeği sorguladı.
Yani Alice ve Neo benzer arkadaşlar.
Bu hikaye öyle alelade konulmamış.
Hatta Matrix 4'e bakarsanız fragmanına yine orada Alice Harikalar diyarına gönderme yapılıyor.
Yine o kitap var yani. O yüzden bu önemli bir metin.
Neyse Neo tavşanı takip ediyor ve bir gece kulübüne gidiyor.
Ve Neo ilk kez Trinity ile...
Burada karşılaşıyor. Şimdi Trinity'ye dikkat edin.
Hem kadın gibi hem erkek gibi görüntü olarak.
Aynısı Neo içinde geçerli.
Yani böyle androjen bir karakter ikisi de.
Ne erkek gibiler ne kadın gibiler.
Yine Wachowski kardeşlerin özel bir seçimi.
Şimdi biraz Trinity'den bahsetmek istiyorum.
Çünkü onun üzerinden bir feminist okuma yapabiliriz.
Çünkü tek dişil güç yani filmdeki tek dişil güç.
Ve şuna dikkat edemenizi istiyorum.
3 Matrix'i de izlediyseniz 3 Matrix'in filmin başında da Trinity saldırıya uğruyor.
Neden peki? Çünkü bu dişili güç aslında bir yandan da sevgi ve merhametin sembolü.
Peki sevgi ve merhamet ne yapar?
Birliği kurar, düzeni kurar ve devam ettirir, idame ettirir.
Bunlar bu adamlar bunu ister mi?
Hayır. O yüzden Trinity'ye karşı bu şekilde bir sistem var.
Sistem aslında bir yerde kadınları hor görüyor ve kadınların aşağılaması üzerinden ilerliyor.
Trinity karakteri bu yüzden önemli.
Peki Trinity'nin anlamı ne?
olgusu olabilir. Yani neydi?
Maria Magdalena, Fahişe Maria, Bakire Maria yani Meryem Ana ve Prenses Maria Salome olabilir.
Yani bu isim buraya bir gönderme olabilir.
Ya da Teslis inancındaki baba oğul kutsal ruh üçlemesi de olabilir ki bence öyle.
Oradaki kutsal ruh olabilir.
Şimdi şöyle bir flashback yapın ve filmin ilk sahnesini hatırlayın arkadaşlar.
Ne oluyordu? Trinity 303 numaralı odada.
Arkası dönük bir şekilde oturuyordu.
Ve orada duvara yansıyan gövdelerine dikkat edin.
Kendisiyle beraber 3 kişi oluyor.
Ve yine ezoterizmde 3.
Masonik düzeyde üstadı simgeleyen bir rakam.
En önemli detaylardan birisi şu.
Hz. İsa çarmıha gerildi.
Öldükten 3 gün sonra tekrar gerildi.
Bu da bir detay. Ve şunu da hatırlayın.
Hani Neo ile ilk karşılaşmanları vardı ya.
Orada Neo ona tanrım diyor.
Trinity de efendim diyor.
Şimdi diyeceksiniz ki hani Neo Hz.
İsa'ydı hani tekrar gelmişti.
Trinity aslında Neo'nun dişi yanı arkadaşlar.
Yani Neo'nun iç sesi.
Çünkü dikkat edin onun hakkında her şeyi biliyor.
Yani aynı bedende can gibiler diyebilirim.
Sonra şöyle bir sahne geliyor.
Neo Trinity'ye diyor ki senin hep erkek olduğunu zannetmiştim diyor.
Trinity de diyor ki erkekler beni erkek zanneder.
Aslında burada hani tanrıyı daima böyle baba, erkek olarak düşünüyorlar ya bunu vurgulamaya çalışmışlar bence.
Ve Trinity'nin ilk geldiği sahnede böyle üzeri çıplak gibi dikkat edin.
Hani bu cennetten kovulan Adem'le Havva, tasvirindeki Havva gibi.
Orada bir baştan çıkarıcı bir tavır sergiliyor.
Thomas'ın kulağına eğiliyor yani Neo'nun.
Diyor ki senin diyor neyi aradığını biliyorum.
Ve Thomas'ın aradığı şey aslında ne arkadaşlar?
Bilgi değil mi? Burada aslında Morpheus'un bir yılan rolü üstlendiği modern bir Adem Havva öyküsü görüyoruz.
Ve bilgi yeminini kim yutuyor?
Neo yutuyor. Ve Yüce Şaman Morpheus'un oltasına geliyor.
Bu arada diyeceksin Morpheus mu yılan mı ne alaka?
Şu olabilir. Çünkü Gnostikler Adem ve Havva'ya bilgi kaynağını veren yılanın kutsal olduğunu düşünüyorlar arkadaşlar.
O yüzden böyle bir söylem de var.
Derken sabah oluyor ve Neo iğrenç sıkıcı işine geri dönüyor.
Bu arada iş yerinin adına dikkat etmenizi istiyorum.
Metakorteks. Metakorteks ne?
Şu demek metakorteks beynin yani zihnin sınırlarını aşmak demek.
Çok manidar bir isim. Ve olağanüstü zihin anlamına da geliyor.
Yani Matrix aslında dünyayı kontrol eden bilgi şirketleri gibi de düşünebilirsiniz.
Ve Matrix'e baktığınız zaman beyaz yakalı köleler görüyorsunuz.
Onları teslim alan bir sistem.
Hatta sadece beyaz yakalılar değil kapitalizmin tüm ekonomik sınıfları diyebilirim.
Ve şuna dikkat etmenizi istiyorum.
Film boyunca Neo'ya sadece ve sadece iki kişi Mr.
Anderson dedi. Kim bunlar?
Birisi patronuydu iş yerindeki patronun.
Birisi de ajan Smith'ti.
Ve patronunun kıyafetine bakın aynı ajan Smith gibi.
Bu bize aslında şunu gösteriyor.
İkisi de sistemin adamı arkadaşlar.
Ve Neo patronuyla konuşurken daha doğrusu fırça yerken Bir anda böyle kafasını çevirip cama bakıyor.
Çünkü camda cam siliciler binanın camını temizliyorlar.
Kirli camı temizliyorlar ki dışarıyı net görsün diye.
Peki camı silenler kim arkadaşlar?
Wachowski kardeşler.
Evet yönetmenler oradaki camı siliyor.
Neyse burada şunu demek istiyorlar aslında.
Yani gözlerini aç ve hakikati gör.
Yani bu Neo'yu yönetmenin gözünü açtı.
Aslında filmin seyircisi. Yani biz yapıyor.
Biz kurumsal kölelere sesleniyor.
Gözünüzü açın aslında.
Burada bu var. Derken Neo odasına dönüyor ve kendisine bir kargo ile telefon geliyor.
Telefonu bir açıyor ki Morpheus.
Neyse Morpheus buna talimatlar yağdırmaya başlıyor ama şimdi buna gelmeden önce hemen Morpheus'u bir açmak istiyorum.
Kim bu Morpheus? İsminin anlamı ne?
Şimdi demiştim ya baba oğul kutsal ruh.
Yani Morpheus'un baba olduğunu düşünüyorlar.
Baba ya da vaftizciyah ya yol gösteren kişi anlamında.
Yani Neo'nun akıl hocası.
Morpheus aslında mitolojik bir isim.
Yani uyku ve düşler tanrısıdır Morpheus.
Ve aynı kökten gelen bir bilgisayar teknolojisine kullanılan morphing diye bir sözcük var.
Yani bir gerçekliği biçimlendirme, bir gerçekliği diğerine dönüştürme anlamında düşünebilirsiniz.
Ve aynı zamanda da morfin bunun etimolojik kökeni bildiğimiz morfin yani.
Ve Yunanca'da da morfe biçim anlamına geliyor zaten.
Düşlerden uyandırır, biçim verir ve hakikati gösterir.
Hakiket neyse hakikat. gösterir.
Ve düşler tanrısı olduğu için düş görmek ile uyanıklık arasındaki farkı en iyi bilen kişi tabi ki de Morpheus.
Zaten Morpheus'a baktığınız zaman gerçek dünya ile Matrix arasında gidip gelen bir karakteri canlandırıyor.
Neo'yu uykusundan uyandıracak kişi Morpheus ve Neo'nun ve tüm ekibini koruyucu babası olarak görülen kişi aynı zamanda.
Morpheus Nabukadnezar adlı geminin kaptanı demiştim.
Bu da alelade bir isim değil arkadaşlar.
Nabukadnezar M.Ö.
605-562 yılları arasında hüküm süren Babil kralının adı ve adı Babilce'de tahtı koruyan anlamına geliyor.
Yani Nabukadnezar bu arada öldükten sonra da umut tanrısı olarak anılmış.
Yani ekibi umuda taşıyan kişi kim?
Morpheus ve krallığını koruyan gemide Nabukadnezar.
Aslında bu hikayesi var bu ismin o çok hoşuma gidiyor benim.
Nabukat Nezar isminde sıradan bir adam varmış.
Ve bu adam gördüğü bütün rüyaları unutuyormuş ve rüyalarının aklından böyle bir yerlere kaçtığını falan düşünüyormuş.
Ve adamın hayattaki tek amacı o rüyalarının kaçtığı yeri bulabilmek o gizemli yeri bulmak.
Sonsuza kadar o rüyaların içinde yaşamak.
Ve çok ilgi çeken detaylardan birisi de bu geminin plakası arkadaşlar.
Dikkat edin Mark 3 No 2 gibi bir şey yazıyor.
Marcus İncil'ine gittiğiniz zaman bu takip ettiğiniz zaman şu çıkıyor ortaya.
Diyor ki ve o arınmış olmayan ruhlar onu gördüğünde önünde secdeye vardılar ve haykırdılar.
Sen Tanrı'nın oğlusun.
Yani nasıl bir İsa Mesih'e gönderme bir kurtarıcı göndermesini yoya yüklenmiş görüyorsunuz.
Şimdi dönelim iş yeri sahnesine.
Bir telefon gelmişti dedim ve Morpheus ile Neo ilk kez telefonda konuşuyorlar.
Orada aslında beyaz yakalı köle Thomas'ın ölümü yani simgesel olarak ölüyor ve Neo'ya dönüşümü başlıyor.
Yani simgesel bir dönüşüm.
Burada da Wachowski'lerin işte kız kardeşleri dönüşü gibi ve yeniden doğumu gibi açıklayabiliriz bunu.
Neyse Neo telefonu açıyor ve Morpheus onu hiç görmeden sadece telefonla yönlendiriyor dikkat ettiyseniz.
Orada da her şeyi gören bir göz gibi tıpkı bir tanrı gibi değil mi Morpheus?
Neo'yu ajanlar yakalamaya geliyor ve Neo'nun çalıştığı ofis dikkat edin birdenbire bir labiranta dönüşüyor.
Ve Morpheus diyor ki cama çık ve benim talimatlarıma uyu fakat Neo bunu yapamıyor.
Neden? Çünkü korkuyor.
Daha doğrusu kendine hiçbir şekilde inancı yok.
Henüz yok yani. Burada aslında mitolojik bir hadise var.
Yani şu aslında bu.
Babasının sözünü dinlemeyip güneşe çok yaklaşan Icarus'u hatırlayın.
Ne olmuştu? Bal mumundan kanatları erimişti ve denize düşüp ölmüştü.
Hikaye çok paralel.
Neo da Morpheus'un verdiği direktiflere uymadı.
Tam olarak yerine getiremedi.
Ve ne oldu? Labirentten kurtulamadı.
Ajanların eline düştü.
Şimdi şu sahneye dikkat etmenizi istiyorum.
Ajanlar bunu sorgu odasına götürdüler.
Ve ajan Smith önünde bir dosya var.
Dosyayı karıştırırken bir anda Neo'nun pasaportunu göreceksiniz.
O ekranı bir zoomlarsanız ekranda 11 Eylül 2001 yani pasaportun bitiş tarihinin bu olduğunu göreceksiniz.
Nasıl olmuş bilmiyorum yani komplo teorisi midir nedir.
Yani 2001 saldırılarını nereden bildiniz bildiyseniz eğer.
Daha sonra Neo'nun sorgu odasında bir anda böyle kapanıyor.
O sahne beni çok etkiliyor hep.
Orada aslında alegorik olarak şu var bir sistem eleştirisi.
Yani devlet sizin haklarınızı bilmeniz.
ve sisteme karşı gelmenizi istemez.
Haklarınızı talep etmeyin kardeşim.
Burada bir sistem eleştirisi var.
Bir de şunu söylemek istiyorum.
Morpheus, Trinity, Neo hepsinin isminin etimolojisine falan gittik ama ajanların adlarını hiç düşündünüz mü?
Smith, Brown, Jones yani herkesin adı oldukça sıradan.
Bu da bize aslında bireyselleşme olgusunun eksikliğini gösteriyor.
Neyse devam edelim.
İşte ajanlar Neo'nun bedenine bir böcek yerleştiriyorlar ve sonra işte Neo uyanıyor.
Hayal mi gerçek mi derken telefon çalıyor.
Trinity'ler bunu almaya geliyor falan.
Orada Trinity'nin o böceği çıkardığı sahne var.
Şimdi bu böceği takıp çıkarma olayını şöyle yorumlamışlar.
Wachowski kardeşler böyle film boyunca bile isteye Neo'yu sürekli bir penetrasyona maruz bırakmışlar.
Enteresan. Ve daha sonra şunu hatırlayın çok fazla yağmur yağıyordu o sahnede.
Yağmur sinema diliyle bir arınma.
Ve daha sonra bir köprünün altından geçiyorlar.
Bu da Neo'nun artık bir inisiyasyon sürecine girişini simgeleyen bir detay.
Şimdi Neo'nun Morpheus'la karşılaşacağı sahneye gidelim.
Orada binanın girişinde bir döşeme vardı.
Bir satranç tahtası gibi.
Böyle siyah beyaz işte karolarla kaplı.
Bu da inisiyasyon ritüslerinin uygulandığı Mason localarında kullanılan bir döşeme türü.
Yani mozaik döşeme simgesel olarak şu anlamda.
Aydınlık, karanlık.
İyi, kötü, bilinen, bilinmeyen yani karşıtlıkların ifadesi gibi düşünebilirsiniz.
Gelelim artık hap sahnesine.
Kırmızı hap, mavi hap sahnesi.
Yani Morpheus'la yüzleştiler artık, karşılaştılar.
Morpheus neden siyahi arkadaşlar?
Bunu hiç düşündünüz mü? Çünkü yine bu filmde kölelerin özgürlük savaşının bir alegorisi yapılmış Morpheus üzerinden.
Ve dikkat ederseniz ajan Smith'in tavırları da böyle çok ırkçıydı.
İşte mikrop kapmaktan çekiniyorum, iğrenç falan diyordu.
Şimdi gelelim filmin en efsane sahnesine.
Neo kırmızı hapı mı seçecek, mavi hapı mı seçecek?
Şimdi bu kırmızı hap ne, mavi hap ne?
Ve neden iki seçenek var?
Bunu hiç düşündünüz mü? Aslında film boyunca Neo hep seçim yapmak zorunda kalıyor.
Patronu seçim yap diyor.
Ajanlar bunu alıyor, sorgu odasına iki seçenek sunuyorlar.
arabayla Morpheus'a giderken Switch arabada buna dönüp diyor ki Our way or the highway diyor.
Yani bir Amerikan atasözü.
Yani ya benim yolumda gidersin ya da çevre yolunda gibi çevirebilirsiniz.
Morpheus diyor ki ya bizdensin ya onlardansın.
Seçimini yap diyor eğitim sırasında.
Sonra işte kırmızı hap mı diyor mavi hap mı diyor.
Kahine gidiyor. Kahin diyor ki ya kendi hayatın ya Morpheus'un hayatı.
Metroda Ajan Smith ile çarpışıyor.
Yine iki seçeneği var. Ya savaş ya kaç.
Mavi hap pasif enerji.
Yani mavi eril enerji.
Kırmızı da dişil enerji.
Yani aktif enerji.
Şimdi Morpheus ne diyordu Nio'ya?
Mavi hapı alırsan öykü bitecek.
Yatağında uyanacaksın ve artık canın ne istiyorsa ona inanacaksın.
Kırmızı hapı alırsan harikalar diyarında kalırsın.
Ve sana tavşan ininin ne kadar derin olduğunu gösteririm diyordu.
Şimdi mavi hap Neo'yu Matrix'in derin uykusunda tutmayı sürdürecek olan bir sakinleştirici görevi görüyor.
Kırmızı hap ise Neo'nun gerçeklik algılamasını tetikleyecek ve onu yeniden doğumu yaşayacağı kadar böyle daha yüksek bir varoluş düzeyine çıkaracak bir uyarıcı.
Tabii ki Neo kırmızı hapı alıyor ve daha sonra Cypher ona dönüp diyor ki kemerlerini bağla Dorothy çünkü kansaz arkanda kalacak diyor.
Bu sahnede de Oz büyücüsüne gönderme yapılmış.
Dikkat edin Ali Sarikalar diyarında var.
Oz büyücüsü var. Hep başrollerinde kız karakterler olan masallar seçilmiş.
Enteresan. Derken Neo seçimini yapıyor.
Kırmızı hap ağzına atıyor ve bir anda o kararının sonuçlarını görmeye başlıyor.
Yani inisiyasyon sürecine giriyor.
İşte o sahnede bir ayna vardı hatırlıyorsanız.
Ayna bir anda sıvılaştı ve Niyo'yu yuttu.
Bu da yani burada aynanın ötesine geçmek insanın kendini tanıması, içsel yolculuğu ve kendisiyle yüzleşmesini simgeleyen bir şey.
Ayna aslında orada. Ya da bize şu soruyu da sordurabilir.
Aslı hangisidir?
Taklidi hangisidir? Yani aynanın önünde durup kendimiz görsek bile hayalimiz bizim gerçekte ne olduğumuz hakkında hiçbir şey içermez.
Bu da Budist bir öğreti ayna metaforuyla buraya da gönderme yapılmış.
Ve tabii ki Alice Harikalar diyarındaki kırık aynayı da hatırlamanızı isterim.
Burada aslında Neo mu Thomas Anderson mu yani bir kimlik çatışması ikilik anlamında kullanılmış ayna.
Ve ökültü alemlerde ayna başka bir boyuta geçişin temsili.
O zaman hazırsanız artık başka bir boyuta geçelim mi?
Matrix'e şöyle bir giriş yapalım.
Matrix'e gireceğiz ya böyle sesim bile bir sesim kendine geldi.
Çünkü gelelim artık Matrix'e değil mi?
Ya şimdi Matrix'e geleceğim okey ama gerçekten bu podcast 10 saat yapılır yani.
Matrix 10 saat falan konuşulabilecek bir konu.
Sadece birinci filminden bahsediyorum.
Daha bunun ikisi var, üçü var, bilmem nesi var, dördü geliyor.
O yüzden lütfen demeyin ki bana işte Merve şunu da anlatmamışsın, eksik, hayır, yanlış falan.
Tabii ki çok iyi bilenler var.
Matrix'i çok çok iyi bilen adamlar var.
Beni eleştireceklerdir eminim.
Eleştirin ama ben elimden gelenin en iyisini yaptım Matrix 1'i anlatmak için sizlere.
Ama dediğim gibi Matrix bir lebiderya ve eminim şu an anlattıklarım bu konunun %10'u falandır diye düşünüyorum.
Daha bunun bir sürü dediğim gibi bıt bıtı bir şeyleri var yani.
Neyse başlayalım. Şimdi Matrix'in tanımını yapalım.
Son zamanlarda çok haşır neşir olduğum bir isim var.
Slavoj Zizek. Slavoj Zizek'in Matrix için çok güzel bir tanımı var.
Diyor ki felsefecilerin mürekkep lekesidir Matrix diyor.
Konuyla ilgili direkt kitabı da var okumak isterseniz.
Böyle babalar gibi bir kitap.
Yani okuyun zaten. Zaten filmden soğursunuz.
Neyse şimdi Matrix'e geçmeden önce şunu söylemek istiyorum.
1960'lardan sonra sinemada Roland Barthes ki kendisi çok baba bir gösterge bilimci.
Ah keşke ben de olabilsem.
Roland'la birlikte etkinlik kazanan bir görüş var.
Şimdi ben her şeyi anlattım.
E bu işte içinde psikanaliz vs.
var. Freud'u geçmeden olur mu arkadaşlar?
Diyor ki bu adam Freud'un Oedipus kompleksini temel alan film çözümlemeleri.
göre filmin bütün anlatısı babanın aranması üzerine kuruldu.
Yani Freud girince tabii ki de böyle şeyler çok normal.
Ve hatta bir kitabında Barthes diyor ki Roland Barthes Freud ise anne bedeni için kişinin daha önce bulunduğundan emin olabileceği tek yerdir diyor.
İşte Matrix'in de zaten latince anlamı üreme ve anne anlamına gelen bir köke sahip.
İşte Matrix psikanalitik okumalar için gördüğünüz gibi çok uygun bir film.
Şimdi yine bir flashback yapacağız o ayna sahnesine tekrar dönelim.
Neo'nun aynada kendisine dokunduğunu hatırlıyorsunuz değil mi?
Bu Lacan'a göre imgesel dönemde çocuk.
Benlik bilincinden yoksun ve annesinin bedeninde böyle ortak yaşar bir ilişki içerisinde.
Ve çocuğun aynada kendini incelemesi, kendi imgesini, kendi olarak tanımaya başladığını gösterir.
O neonun aynaya bakışını bir gözünüzün önüne getirin.
İşte çocuk bu andan itibaren benlik kavramını ve kendi bütünlüğünü ayna yardımıyla yoklar.
Bu çok önemli ayna olayı.
Ve hatta gözler de benlik duygusunun kaynağı.
İşte Neo kırmızı hapı yuttuktan sonra ayna yardımıyla bütünleşmiş kişilik imgesini oluşturmaya başlıyor aslında.
Yani şöyle düşünebilirsiniz aslında Matrix'te yaşamak düşsel hayali bir evrende yaşamak gibi.
Yani bu biraz şeye benziyor çocuğun doğumundan önceki hayatı gibi anne karnımızda, anne karnında yaşadığımız anlar gibi.
Anne karnı nedir? Dünyada kendimizi en huzurlu belki de en mutlu hissettiğimiz yer.
İşte konfor alanının dibi.
Gibi düşünebilirsiniz. Hiçbir şeyi görmüyorsunuz gerçeklere karşı.
Hiçbir fikriniz yok anne karnındayken.
İşte Neo gerçekliğe uyandığında içinde bulunduğu milyarlarca yumurtadan birinin içerisindeydi.
O rahim şeylerin içerisindeydi.
Ve kırmızı hap aslında Neo'nun yeniden doğmasını sağladı.
Ve yapay zekanın muhafızlarından kaçmasını sağladı.
Şimdi Neo makineler tarafından bozuk olarak algılandı.
O rahimin içerisindeyken.
Ve lağıma atıldı. Ve Neo tekrar doğdu yani doğum travmasını tekrar yaşadı.
Ve artık Neo Matrix'in bedeninden...
Koptu. Bu çok önemli. Anne karnından kopuş var ya çıkıyoruz oradan ve gerçek dünyaya gözlerimizi açıyoruz.
Neo da aynı o şekilde.
Gerçek yaşama geldiği halini hatırlayın.
Tıpkı bir bebek gibi değil mi?
Böyle saçları yok, ıslak bir görünümde.
Ve hatta ilk şeyi gözlerin neden acıyor diyor.
O efsane renkliyi hatırlayın.
Yani Neo aslında bir zihin hapishanesinde olduğunu bilmiyordu.
Ve gerçeklerle yüzleşti acı bir şekilde.
Şimdi burada bir es vermek istiyorum.
Nereye gidiyoruz Merve?
Platon'a gidiyoruz. Platon'un devlet kitabının 7.
kısmına geçiyoruz. Platon'un ünlü mağara alegorisini bir anımsayalım.
Hikaye şöyle arkadaşlar.
Bir mağarada doğdukları andan itibaren tutsak olan bir grup insan var.
Bunlar arkalarını göremeyecek şekilde zincirlenmişler.
Arkalarını görmüyorlar. Ve sırtları mağaranın girişine dönük olduğu için dış dünya hakkında hiçbir bilgileri yok.
Ve dünyaları sadece mağarada görebildikleri duvar, ve o duvara yansıyan gölgeler.
Duyabildikleri tek ses yankılardan ibaret.
Ve bu yüzden inandıkları dünyada bunlardan başka hiçbir şey yok.
Ve gölgelerinin, yankılarının gerçek olduğunu düşünüyorlar.
Ve bunlar haricinde başka hiçbir gerçeklik hayal bile etmemişler.
Çünkü bilmiyorlar. Derken tutsaklardan birisi bir gün zincirini gevşetmeyi başarıyor ve mağaradan çıkıyor.
Mağaradan çıktığında güneşle ilk kez karşılaştığı için Ne oluyor?
Gözleri çok acıyor ve geçici bir körlük yaşıyor.
Tıpkı Neo gibi. Güneşe alıştıktan sonra körlüğü geçiyor ve etrafındakileri görmeye başlıyor.
İlk defa tek bir yöne değil tüm yönlere bakıyor ve bu zamana kadar inandığı yegane gerçekliğin aslında arkalarındaki bir ateşin önünden geçen insanlar olduğunu görüyor.
Ve onların taşıdığı nesnelerin gölgesi olduğunu anlıyor.
Ve gerçek dünyayı gören bu adam diyor ki ben gördüm etrafımdakiler de görsün.
bu gerçekliği, bu gölgelerin sadece bir yansıma olduğunu görsünler diye hala zincirli olan tutsaklara bu durumu anlatmak için geri dönüyor ve mağaraya girdiğinde artık mağaranın boş ortamına alışkın
olmadığını fark ediyor ve duvara yansıyan gölgeleri eskisi gibi net göremediğini fark ediyor.
Neyse tutsaklara olan biteni anlatıyor ama kimse onu anlamaya çalışmıyor hatta dinlemiyorlar ve onun aptal ve kör olduğunu düşünüyorlar.
Çünkü onlar için Tek gerçeklik duvara yansıyan gölgeler ve bu yüzden zincirlerini kırıp dış dünyayı görmüş olana inanmıyorlar.
Hatta dış dünyanın...
O insanı yozlaştırdığını düşünüyorlar ve bu yüzden zincirleri kırmaya ve mağaradan çıkmaya şiddetle karşı çıkıyorlar.
İşte Platon'un bu alegorisinde mağaradaki tutsaklar sıradan insanlar, halk ve çabaları sonucu zinciri gevşetip mağaradan çıkabilen kişiler ise filozoflardır.
Mağaradan çıkmak dediğimiz şey çok acılı bir süreçtir ve bu süreç ancak...
iyi bir eğitimle tamamlanabilir.
Ve böylelikle zincirlerimizden kurtulabiliriz.
Zincirlerinden kurtulma yeteneğine sahip ve sahici bilgiye ulaşabilen filozof insanları yönetebilir, halkı eğitebilir.
Çünkü insanlar cehalete inanıp düşündüklerinin aksini söyleyenlere karşı nefret beslerler.
Ve eğer insanlar cehalete gömüldüyse onları aydınlatmak, hakikati göstermek çok zordur.
İşte bu alegoriye göre ancak sorgulayan Zincirlerinden kurtulan kişiler hakikate ulaşabilir.
Ne demişti Sokrates?
Sorgulanmayan bir hayat yaşamaya değmez.
Peki ben bu hikayeyi neden anlattım?
Şimdi bu kadar filozof demişken Kim bu mağaradan çıkan, insanlığa yol gösteren filozof?
Tabii ki Sokrates. Bu film aslında çok bildiğimiz bir hikayenin devamı gibi.
Sokrates'in af dilemeyen hayatının ve onu ölüme getiren onurlu duruşunun sinemasal anlatışı gibi.
Şimdi ikisinin benzer yönlerine böyle bir göz atalım.
Neo ne yaptı? İnsanlığa işte yapay zeka var, işte siz bundan bir habersiniz, sizi kölelikten kurtaracağım misyonuyla yola çıktı.
Sokrates de ona Tanrı Apolo...
Neon tarafından verilen bir görev üzerindeydi.
Neo gibi Sokrates de insanları derin uykularından uyandırmayı kendine misyon edinmişti.
Yine Sokrates için de asla cahillik mutluluktur modu kabul edilemez.
Hatta cahilce yaşayanların sonunun mutluluk değil sabun köpüğü olduğunu falan söyler Sokrates aynı şekilde.
Sonra Delphi'deki kahin hikayesini biliyorsunuz Sokrates'in.
Aynı şekilde Neo'nun da bir kahin hikayesi var ki zaten kendini bil yazıyor o mutfağa.
Sokrates baldıran zehrini içti.
Neo kırmızı hapa aldı.
Sokrates'i gençleri baştan çıkarmakla suçladılar.
Neo'yu ajanlar internet yasalarını çiğnemekle suçladı.
Şimdilik anlatacaklarım bu kadar.
Fakat bu podcast'in ikinci parti gelecek.
Belki üçü de gelebilir bilmiyorum.
Ve ikinci partta aşırı detaylı olacak.
Yine sahne sahne gideceğiz arkadaşlar.
Beni instagramda takip etmek isteyenler için adresim Ortamlarda Satılacak Bilgi.
Merve biz de buradayız ve seni dinliyoruz demek için bir selam göndermek için bunu söylüyorum.
Çok yakın bir sürede ikinci part gelecek.
Beyaz tavşanı takip edin arkadaşlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
