
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
“Kendimi Nasıl İyileştiririm?” kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Yeni kitabım "Hikayeni Yeniden Yaz!"ı almak için: https://amzn.eu/d/ipC0Vma
Transkript
Herkese merhaba, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün masumiyet müzesini konuşacağız arkadaşlar.
Sonuna kadar.
Sonuna kadar gideceğiz.
Diziyi izleyenler anladı.
Bu arada diziyi izlemediyseniz lütfen bu bölümü dinlemeyin.
Çünkü spoiler değil babasını yiyeceksiniz.
Baya böyle konuşacağım yani.
Şimdi bu dizi aman kitap malum platformda biliyorsunuz diziye uyarlandı ve tabiri caizse yer yerinden oynadı.
Ben de şöyle bir konuşayım içimi dökeyim dedim arkadaşlar.
Uzunca bir bölüm olacak diye düşünüyorum.
2020'de kitabını okumuştum.
Çok eski değil. Kitabı beğendim arkadaşlar.
Beğenmeyenler olmuş şaşırdım.
Ben çok beğenmiştim. Hatta bende bıraktığı etki diziden çok daha fazla olmuştu.
Bu arada dizi kesinlikle olabileceğinin en iyisi olmuş.
Ve kesinlikle kafamda hayal ettiğim Füsun Kemal oturdu yani.
Ne varsa böyle canlanmış ve izliyormuşum gibi hissettim.
Kas seçimi, mekanlar, senaryo uyarlaması, sinematografisi çok güzeldi.
Zaten yönetmen Zeynep Günay daha önce öyle bir geçer zamanki dizisini yönetmenliğini yapmış bir isim.
Ben o diziyi de çok beğeniyordum.
Hatta çemberimde gül...
diye bir dizi vardı. Onunla da Zeynep Günay yardımcı yönetmenlik yapmıştı.
Yani böyle birbirinden güzel projelere imza atmış genç bir kadın yönetmen.
Gurur duyuyorum. Ve dizinin yönetmeninin kadın olması gerçekten diziye böyle bir kadın elinin değmiş olması da çok hoşuma gitti.
Biraz böyle Orhan Pamuk'un o ateerkilliğinden çıkmışız gibi hissettim.
Çok çıkamadık ama olsun.
Şimdi diziden bahsedecek olursam kitabımı da şöyle bir gözden geçirdim ama altını çizdiğim yerlere baktım.
Hani paralel mi gitsem diye düşündüm.
düşündüm. Yok dedim. Sadece dizi üzerinden gideyim.
Çünkü dizi kitabın birebir uyarlamasıydı arkadaşlar.
Bence en ufak bir sapma yoktu.
Şimdi 1975 yılında geçiyor bu hikaye.
İşte bir bahar gününde başlıyor.
İstanbullu zengin bir ailenin oğlu Kemal Basmacı ve onun hısımı yani çok uzaktan bir akrabası olan 18 yaşına yeni girmiş yoksul bir kız Hüsün.
Bunların aşkı anlatılıyor.
Tabi buna aşk denirse arkadaşlar bence ortada bir aşk yoktu.
Ne Hüsün tarafında ne Kemal tarafında.
Sibel tarafında. Bence hiçbiri aşık değildi bunların.
Kemal 30 yaşında. Füsun 18 yaşında ve Kemal o sıralarda Sibel diye böyle Sorbonne'da eğitim görmüş.
Zengin, güzel bir kızla nişanlanmak üzere ve herkesin ona çok yakıştırdığı bir kız Sibel.
Neyse hikayeyi biliyorsunuz.
Dizi izlediniz. Ben yorumlarıma geçeyim arkadaşlar.
Şimdi şunu çok eleştirenler olmuş.
İşte adam 30 yaşında kız 18 yaşında demişler.
Okey adama sapık muamelesi yapmışlar.
Ama arkadaşlar o zamanlar annelerinizin babalarınızın yaş farkı da muhtemelen böyleydi.
Hatta anneannelerimizi ve babaannelerimizi hiç söylemiyorum.
Yani 13-14 yaşında evlendirilen çocuklar vardı.
Bunlar zaten pedofiliğe giriyor bence.
Yani bir zamanlar bu normal karşılanıyordu.
Hani 18-30 yaş. Evet şu an baktığımızda biraz anormal ama 1970'lerden bahsediyoruz.
Bundan yarım asır yıl önceden bahsediyoruz.
Yani Kemal Sapık falan değil arkadaşlar.
O dönem için normal karşılanan bir şey bu.
Şimdi o yıllarda 18 yaşındaki bir kız toplumsal olarak evlilik çağına gelmiş kabul ediliyor.
Ve bugünkü gibi çok büyük bir...
Yaş farkı yok aralarında.
Hani şok edici görülmüyor bu hikaye.
Şimdi Kemal Füsun'u görür görmez cinsel bir çekim hissetti arkadaşlar.
İlk gördüğü anda işte o jeli ayaklarına bakışı ve hatta başka yerlerine bakışı.
Kız işte çanta almak için eğiliyor falan ya.
Hatırlayın o sahneyi. Kız da yani hani Füsun adamın nişanlı olduğunu biliyor arkadaşlar.
Kemal abi, Kemal abi. Hani bunu bile bile adamın evine niye gidiyorsun Kemal abi diyerekten yani.
Füsun da çok masum değil.
Ve bence kesinlikle Füsun da aşık değildi.
Sonradan belki olmuş olabilir.
Füsun güzellik yarışmasına giriyor.
İşte hakkının yenildiğini düşünüyor.
Birinciliği hak ettiğini düşünüyor.
Güzelliğinin çok farkında bir kız.
Neyi nasıl tallayacağını iyi bilen bir kız.
Ki zaten hayatı boyunca bu...
Kıza bedeni üzerinden, güzelliği üzerinden bir ilgi verilmiş.
Ve bu onun artık hayatta kalma mekanizmasına dönüşmüş.
Hani bence öyle yani. Ve bir hayali var film yıldızı olmak.
Hatta önce Fisun'u bir konuşalım arkadaşlar.
Madem Fisun'dan bahsettim. Bir kere bu kız 18 yaşında.
Yani çok toy bir kız. Yani onun cinselliği yaşama biçimiyle 25-30 yaşında bir kadının yaşama ve değerlendirme biçimi hatta sınır koyma biçimi elbette çok farklı olacak.
Burada Kemal'i eleştirebilir miyiz?
Bence evet eleştirebiliriz.
Bu kızın bunu anlamlandırması bile başka olacak.
Çünkü 18 yaş. Hani ergenliğin içerisinde 1 yaş.
Çok küçük. Ama Sibel mesela 25 yaşında.
Daha olgun bir kadın Füsun'a göre.
Cinselliğe bakışı daha farklıydı.
Şimdi Füsun o eve gitti arkadaşlar.
Füsun da masum değil. Tamam mı?
Kemal abi Kemal abi. Kemal abinin nişanlı.
Niye evine gidiyorsun? Hadi evine gittin.
Öpüşmeyi çok severim ama seninle değil.
Efendim yani. Sonra hatırlarsanız şöyle bir muhabbet oldu.
İşte senden önce de çok zengin bir adamla görüş.
İşte ama adam evliydi ve sadece öpüştük falan dedi Kemal'e.
Yani şimdi bu zaten Kemal'in ortaklık yaptığı adamlardan biri çıkıyor falan ya bu adam.
Ya sonra Kemal diyor ki neden diyor onunla sonuna kadar gitmedin.
Sonuna kadar. Pisin da diyor ki çünkü diyor daha 18 yaşıma basmamıştım.
İki hafta önce bastım. İki hafta önce bastım.
Yani yeni bastım. Ve 18'ime şu anda seninle beraber oldum gibi bir şey değil mi bu?
Kulağa böyle geliyor bence.
Belki o zaman 18 olsa o adamla da olabilirdi Füsun.
Çünkü her şey bir anda olup bitti arkadaşlar.
Hiç konuşulmadı. Tamamen cinsellik odaklıydı o ilk anlar.
Ve Füsun sanki böyle bunu deneyimlemek istiyormuş gibiydi.
Hani şey gibi değil. Aşık oldum lay lay loğum hadi bakalım.
Gideyim de beraberlik yaşayayım gibi bir şey yoktu ortada yani.
Kemal sadece orada bir özneydi bence Füsun için ilk başta.
Ki Kemal ne demişti o ilk gün?
Öyle çok tanımadığı halde kendini seçip bana verişi içime işliyordu gibi bir şey söyledi.
Bu arada kitaba baktım o ilk anlar için.
Kemal orada diyor ki bir yandan diyor birbirimize çok güçle, acımasızca hatta hırsla sarılırken diğer yandan birbirimizi sırf kendi zevkimiz için kullanmaya başlamıştık diyor.
Bakın ilk cinsel beraberliklerini Kemal böyle anlatıyor kitapta.
Yani arkadaşlar ilk başlarda ikisi de öyle çok anlam dolu, aşk dolu bir yakınlaşma falan yaşamadılar.
Biraz zaman geçtikten sonra belki Füsun umutlanmış olacak.
olabilir. Hani acaba bir şeyler olabilir mi?
Acaba benimle evlenir mi?
Gibi bir umuda kapılmış olabilir.
Çünkü Füsun bir şey söylüyordu hatırlıyorsanız.
Bir kız arkadaşı işte onunla beraber güzellik yarışmasına girmiş Ceyda.
Sonra o kız çok zengin bir adamla evlenmiş.
Adam diyor işte mini etek bile giymesine izin vermiyor.
Bence çok güzel. Hani böyle bir evlilik.
Hani zaten evinin kadını olmak istiyordu gibi bir şey söylüyor Füsun.
Sanki o kıza özeniyormuş gibi anladınız mı?
O da sanki böyle bir hayale kapılmış olabilir mi?
Dedirtti bana o. Bir de Füsun İşte bu sevişmeden sonra Kemal diyor ya işte ne görüyorsun gözlerini kapatıyken işte beynin sana nasıl bir sahne gösteriyor gibi bir şey söylüyor o da.
Ay çiçekleriyle dolu bir tarla gördüm diyor.
Bence burada, hadi bu benim fikrim arkadaşlar.
Ay çiçeğinin mitolojik hikayesini anlatmıştım ya size.
İşte güneş tanrısına aşık olan o bahtsız güzelin hikayesi.
Ay çiçeği mitolojide Clitra adında mı ne bir genç kız vardı.
İşte güneş tanrısı var Helios.
Ona aşık oluyor. Sonra Helios onu bırakıyor.
Başka bir kadına gidiyor Sibel.
Clitia bunu kabullenemiyor.
Kıskançlıktan deliriyor. Ve yerini yolunu kaybediyor.
Günlerce yemek yemiyor. Su içmiyor.
Hatırla. Enfisu'nun yıkılışını bu nişandan sonra böyle bir sahne vardı.
Sadece güneşi izliyor ve sonunda da ay çiçeğine dönüşüyor.
Hatta filmin şarkısında diyor ya ve sen istersen çevirirsin.
Güneşi kendine bilmiyorum böyle hissettim yani.
Sanki ay çiçeğinin hikayesi vardı orada mitolojik.
Ay çiçeğinin yüzü hep güneşe dönüktür.
Kalbi ondan kopamaz.
Bedeni de o kopamamanın biçimine dönüşür ya öyle geldi bana bilmiyorum.
Ben aşırı okuma yapıyor da olabilirim.
Şimdi dizinin sonunda Füsun'un bu arabayla işte ayçiçeği tarlasına girişi ve kocaman bir çınar ağacına çarpması.
Çınar kökü geçmişte olan, gölgesi gelecekte olan bir ağaçtır derler biliyorsunuz.
Kutsal gölgenin temsilidir çınar ağacı.
Uzun ömrün temsilidir.
Bu arada o son sahnede arabayı süren yani direksiyonda olan kişi Füsun'du arkadaşlar.
Ve belki de ilk kez bu ilişkinin gidişatı, kontrolü onun elindeydi.
Hani araba, direksiyon.
Bunlar boşuna değildi bence.
Sonra araba yoldan çıktı. Ayçiçeği tarlasına girdi ve çınara çarptı.
Ve Füsun öldü. Ve Füsun o ayçiçeği gibiydi.
Böyle hep Kemal'e doğru. Ona doğru döndü.
Kendini onun ışığında tanımladı.
Döndü derken kendini onun ışığında tanımladı.
Ama o ışık onu yaktı ve bitirdi.
Yani ayçiçeği sembolik olarak hep böyle bir ışığa dönük olmaktır ya.
Bir merkeze bağlanmak.
Hatta bazen kendini bir başka varlığın etrafında tanımlama hali gibi o ayçiçeği.
Füsun böyleydi arkadaşlar. Füsun hep birine dönük hep bir teslimiyet halinde yaşadı hayatını.
Ve son sahnede Kemal'in Füsun'a işte şey demesi.
sen de yanında güçlü bir erkek olmadan o yollara tek başına gitmekten korktun diye bağırması hatırlarsanız.
Ve bütün bölümler boyunca Füsun'un en sinirli olduğu an, bence bu anda.
Böyle çıldırdı o sözü duyduğu an.
Böyle geldi bağırmaya başladı falan.
Füsun hep çok tepkisizdi.
Sadece orada çok büyük bir tepkiyi gördük.
Ve dizide çok sembolik bir şeyler vardı bence.
Hani Füsun'un çizdiği kuş resimleri falan.
Hani ilk tanıştıklarında kafeste bir kuş vardı.
Sarı bir kuş, limon. Sonra işte evlerindeki o...
Kafesteki kuş aynı kuş.
Püsün o kafesteki kuştu bence arkadaşlar.
Yani sadece güzel olduğu için seyredilen ve kafese kapatılan ve o güzelliği uğruna özgürlüğünü yitiren o güzel kuş.
Hatta ilk seviştikleri gün cama bir karga geldi hatırlıyorsanız.
Karganın anlamını zaten biliyoruz.
Kötü bir şeyin habercisidir ya.
Füsun Habire böyle kumru çiziyor, kırlangıç resimleri çiziyor falan.
Kumru aşktır, sadakattir, bağlılıktır, romantik aşktır.
Kırlangıç umuttur, baharın gelişidir, özgürlüktür, mutluluktur.
Zaten Füsun'un çok konuştuğunu böyle çok içini açtığını görmüyoruz dizi boyunca.
Ama bunlar üzerinden sanki okuma yapabiliyoruz hani Füsun hakkında.
Sonra işte Spirelli o kelebek küpesi ki o küpenin onun için aşırı bir değeri vardı.
Küpenin teki Kemal'le beraber olduğu gün düşmüştü hatırlıyorsanız.
Adam gitti çok değerli inci küpeler verdi kıza işte babasının.
Sevgilisinin küpesiymiş falan.
Onları verdi. Sonra kız şey dedi.
Hayır dedi ben kendi küpemi istiyorum.
Bu önemliydi arkadaşlar. Ben kendi küpemi istiyorum.
Bu inci küpeleri istemiyorum.
Burada bence şu vardı. Kemal Füsun'un binlerce şeyini çaldı.
Biriktirdi. Ve bunların üzerinden kendince bir aşk yaşadı.
Ama Füsun'a gerçekten aşık mıydı?
Bence değildi arkadaşlar. Füsun dizi boyunca neleri nereleri araklandı.
Hepsinin de farkındaydı. Ama sadece bir küpenin peşine düştü farkındaysanız.
Kendine gerçekten ait olduğunu hissettiği bir şey.
şeyin peşine düştü. Bir tek oydu yani.
O küpe Fisun'du arkadaşlar.
İşte görmedi ya adam son sahnede.
Küpeyi taktığını bile fark etmedi.
Ve Kemal Fisun'u hiçbir zaman gerçekten görmedi.
Kız hep görülmek istiyordu ama görmedi.
O yüzden o küpeyi fark etmedi Kemal.
Küpenin kelebek olması onun işte özgürlüğü.
Bir kelebek kadar güzel ve narin oluşuydu bence.
Kısacık ömrünün sembolüydü.
Ve spiral şeklinde oluşu hikayenin işte aynı eksen etrafında dönüp durması.
İşte sarmal. Sermal ileri gidiyor gibi ama hep aynı merkeze, aynı yaraya, aynı ilişki düğümüne geri dönüyor.
Spiral hem ilerlemeyi hem de geri dönüş hislerini aynı anda taşıyor gibi arkadaşlar.
Ve bu Kemal'in zamanı ileri doğru yaşamamasının temsili gibi bence.
Ve bu arada dizide Füsun'un giydiği renklere dikkat ettiyseniz ilk tanıştıklarında eve gelişinde üzerinde sarı elbiseler vardı.
Sarı Yahuda'nın rengidir arkadaşlar.
İsa'ya ihanet Yahuda.
Yani ihanetin rengidir denilir sarı için.
Orada bir ihanet vardı. Sibel'e ihanet edildi.
Ve ilk başlarda yani Fison'un gençlik dönemlerinde böyle uçuş uçuş çok soft renkler giydiğini görüyoruz.
İşte pembeler, açık sarılar, çiçekli elbiseler falan.
Sonra bir anda yıllar sonraki o karşılaşmalarında kırmızı ruj, kırmızı elbise, saçlar kesilmiş.
Böyle artık genç kızlıktan kadınlığa geçmiş yani.
Hani bu geçişi bence çok iyi vermişler kıyafet olayı.
Peki Füsun neden şöhret olmak istiyordu arkadaşlar?
Neden güzellik yarışmalarına girdi?
Çünkü Füsun görülmek istiyordu.
Yani bunu yapabileceği tek yer bedeniydi.
Ona öğretilen şey buydu çünkü.
Kamusal alanda tanınmak ve görünürlük kazanmak için bence bu yarışmalara girmeyi tercih etti.
Çünkü dışarıdan gelecek bakışlar eşliğinde varlığı onanmış olacaktı.
Füsun küçüklüğünden beri hep dediğim gibi güzelliğiyle görülmüş, bedeniyle varlığı onanmış bir kız.
Ve buradan devam ediyor yoluna.
Ama Kemal tarafından özünün görüleceğini zannetti belki de.
Onu yıkan şey belki oydu.
Hadi sadece güzelliğimi değil, benim kalbimi gör.
Benim ideallerimi, hayallerimi gör.
benim gerçek bir insan olduğumu gör beni tamamen bütün varlığımla gör gibi bir yerden yanaştı Kemal'e Yani son dönemde söylüyorum ilk başlarda aşk yoktu ama belki Füsun'un talebi buydu Kemal'den ama Kemal o küpeyi
bile fark etmedi arkadaşlar.
Ve Kemal'in de onu hiçbir zaman gerçekten görmediğini Füsun o anda anladı.
Onu idealize ettiğini, özünü görmediğini, onun için asla bir özne olmadığını anladı ve yıkıldı.
Füsun o ilişkide sadece bir arzu nesnesiydi.
Asla özne değildi, arzu nesnesi.
Sadece arzulanan bir kadın.
Ve sadece bir cinsellik yaşadılar dikkat ettiyseniz.
Hiçbir şey yok, iletişim yok.
Yatıp kalkıyorlar. Başka hiçbir şey yok.
Buna aşk mı diyoruz yani?
Değil abi. Bu çok geçici bir şey.
Bedensel arzular. Anlık.
Ve hep cinsellik vardı aralarında.
Dediğim gibi sıfır iletişim.
Ama o kalıcı bir şey olmak istedi Kemal'in hayatında.
Gerçekten seçilmek, değer görmek, görünür olmak, özne olmak istedi.
Halbuki o sadece Kemal'in bir hatırası olmak için.
Onun müzesinde bir envanter olmak için vardı Füsun.
Sadece buydu yani. Bir de bu bağlanma türleri açısından bakacak olursak.
Füsun adama böyle ilk başta bir umut veriyor.
Ondan sonra işte ben öpüşmeyi severim ama sizinle olmaz falan diyor.
Sonra gidiyor. Adam delilenip her gün oraya gitmeye başlıyor falan.
Bir anda böyle bir kaçan kovalanır hesabı.
Kemal kaygılı bağlanan.
Füsun da kaçıngan muhtemelen.
Füsun işte bunu terk ettikten sonra adam deliriyor bildiğiniz.
Kendini dağlara taşlara vuruyor.
Senelerce kadını arıyor falan.
Yani Füsun muhtemelen kaçmasaydı, adamın hayatında kalsaydı Sibel'le nişanlandıktan sonra bu ilişki belki sürmeyecekti bile arkadaşlar.
Füsun'un orayı terk etmesi Kemal'in ona böyle çıldırmasına neden oldu diye düşünüyorum.
Bir de Kemal'in Füsun'u böyle yasak aşk gibi yaşaması, gidip Sibel'le nişanlanması.
Füsun'da zaten bir değersizlik hissi vardı arkadaşlar.
Bu bunu iyice körükledi.
Füsun kendi hayat rotasını çizemeyen bir kadın.
Tek başına karar alamayan bir kadın.
Ve dizi boyunca dikkat ettiyseniz hep hayatını...
yönünü ya kocası Hatay Medeniyetler Sofrası olan kocası mezhebinin içinde at koşturduğu affedersiniz Alagabat kocası ve Kemal belirledi kadının hayatını.
Şimdi Kemal yüzünden üniversiteye gidemediğini söylüyor.
İşte adamlar yüzünden artist olamadığını söylüyor.
Hep böyle başkalarını suçluyor fark ettiyseniz.
Kardeşim masaya yumruğunu vur zaten anan baban Öyle kıskanç, seni kısıtlayan insanlar değiller.
Hatta tam aksine seni böyle pazarlamaya çalışan insanlar.
Aşırı sinirlendim. Özellikle annesine.
Gidebilirdi abi. Yani milleti suçluyor.
Anlatabiliyor muyum? Böyle bir kurban pozisyonunda.
Kendi hayatının sorumluluğunu alamayan ve gerçekten tek başına karar alamayan bir kız.
Milleti suçluyor. İşte siz beni hep kıskandınız.
Beni hep evi hapsettiniz falan diyor.
Şimdi arkadaşlar bu sahte çanta mevzusu vardı.
Bence bu da çok önemli. Füsun küçüklüğünden beri...
Başkalarının ikinci elini giymiş, kullanmış.
Hatta Kemal'in bisikleti de buna dahil.
Ve orada işte bir değersizlik hissi yine tetikleniyor.
Sibel'in çakmadığı ya takmadığı, o geri yolladığı çantayı nişanda takıyor mesela.
Jenny Cole'un çanta var ya.
Bu arada Jenny Cole'un 19.
yüzyılda Paris'te yaşayan bir kadın.
Çok ünlü bir opera sanatçısı ve aktrist.
Bakın Füsun'un olmak istediği şey gibi.
Sonra bu kadına bir şair aşık oluyor.
Platonik bir aşk. Adam kendi kendine solo takılıyor.
Tıpkı Kemal gibi. Sonra bu kadın başkasıyla evleniyor.
Ve çok genç bir yaşta kadın hayatını kaybediyor Füsun gibi.
Sonra şair bunalıma giriyor ve kendini bir sokak lambasına asarak hayatına son veriyor.
Hani o çanta boşuna seçilmemiş o çantanın ismi.
Şimdi Kemal ile Füsun'un aşkının başlamasına neden olan o çantaydı aslında.
O yüzden çantanın anlamı bu hikayede büyük arkadaşlar.
Bu arada Sibel o çantayı istemedi ya işte sahte dedi ben bunu takmam falan geri iade.
dedi. İhale Füsun'a kaldı arkadaşlar.
Sahte olan duyguları istememek gibi anladım ben bunu.
Füsun o çantayı çakma olduğunu bile bile taktı arkadaşlar.
Hatta Sibel'e dedi ya bence insanlar taklit bir ürünü sahte olduğu için değil de ucuza alındığı anlaşılır diye takmak istemiyor dedi.
Kendi duygularını değil de başkalarının duygularını önemseyen insanlar vardır.
gibi dedi. Bir şeyler söyledi.
Kemal'e söylüyor bunu. Kemal onunla ilk başta toplum önünde görülmek istemedi arkadaşlar.
Füsun'la toplum önünde görülmek istemedi.
Bu yine Füsun'un o değersizliğini körükledi.
Seçilmemişlik hissini körükledi.
Bu arada dizideki karakterlerin isimleri de bence öyle alalade seçilmemiş.
Füsun mesela Efsun'dan geliyor arkadaşlar.
Yani büyü, sihir, çekicilik, cazibe.
Tam Füsun'un karşılığı.
Kemal zaten Kemal'e ermiş.
İşte tam olgunluk, mükemmellik, eksiksizlik, tamlık anlamına göre adam zaten narsist arkadaşlar.
Sibel buğday başağı anlamında yere düşmemiş yağmur damlası anlamında ki Anadolu mitolojisinde Kibele'den gelir.
Sibel ismi bereket tanrıçası.
Buğday başağı arkadaşlar. Buğday başağı nedir?
Emek verip karşılığını almaktır.
Olgunluktur. Hatta dolu başak eğilir, boş başak rüzgarda sallanır derler ya.
O olgunlukla gelen tevazu için hani söylenen bir şey.
Sibel de tam olarak böyle bir kadındı, olgun bir kadındı.
Yaşına göre bence fazlasıyla olgun genç bir kadındı.
Adamı toparlamaya, kurtarmaya çalıştı.
Emek verdi ama karşılığını alamadı bu daybaşı Asibel.
Şimdi Masumiyet Müzesi, Merhamet Apartmanı bunlar da tabi bilinçli seçilmiş isimler.
Hatta Merhamet Apartmanı için kitapta şöyle bir cümle vardı.
Diyordu ki Orhan Pamuk 1934'te Atatürk'ün bütün Türk milletine soyadı almasının şart koşmasından sonra İstanbul'da yeni yapılan pek çok binaya aile adları verilmeye başlanmıştı.
Ve aynı yılların bir başka eğilimi binalara yüce ilkelerin, değerlerin adını vermekti.
Ama annem yaptırdıkları apartmana hürriyet, inayet, fazilet gibi adlar verenlerin aslında bütün hayatlarını bu değerleri çiğneyerek geçirmiş insanlar arasından çıktığını söylerdi diyor.
Yani merhamet apartmana o kadar doğru ki.
Kemal en büyük merhametsizliklerini bu apartmanda yaptı.
Ve masumiyet müzesi de hiç masum bir yer değil.
Dediğim gibi arkadaşlar Füsun'u da masum bulmuyorum.
Çünkü artık mesela evlenmiş tamam mı artık evlenmiş.
Ve sırf parası için adama mektup yazıp Kemal abi diye adamı davet etti evine.
Yani omurgasızlık ya bu ailece omurgasızlar.
Bir de kocan var abi.
Hani her akşam Kemal yemeğe geliyor.
Neyin kafasını yaşıyorsunuz?
Anlatabiliyor muyum? Füsun masum değil ya.
Bazıları o kadar romantize ediyor ki Füsun'u.
İşte Kemal'in Allah belasını versin.
Füsun masum mu arkadaşlar?
Evlenmiş, barklanmış. Her gece evine Kemal abi, Kemal abi.
Kemal abi ne? Niye geliyor size her akşam?
Kocası da zaten alagavat.
Ona da ayrı bir sinir oldum. Bile bile yani adamın sır parası için adamla görüştü ya kocası da.
Hepsi omurgasız abi bunlar.
Füsun masum değil tamam mı?
Füsun hakkında yeterince konuştuk.
Görülme ve ona ihtiyacı.
Kırılgan özdeğer. İşte bu kaçıngan bağlanma.
Öfkeyle arzusu birbirine karıştı falan ki Kemal'in annesi bunu söyledi arkadaşlar.
Kız istemeden çıktıktan sonra arabada ne dedi Kemal'e?
Bak dedi dikkat et o kızda bir intikam hissi.
Yani bir öfke var sanki içinde dedi.
Oğlum dikkat et dedi. Bu size zarar vermesin dedi.
Gerçekten de verdi zaten. Hatta bir kere de şey dedi annesi.
Madem dedi seni seviyordu.
Sekiz sene niye kocasını boşamadı dedi.
Olacağı var saydı olurdu oğlum gibi bir şey söyledi.
Abi 8 sene niye evli kaldın?
Madem aşıksın Kemal'e git boşa adamı.
Zaten adamı sevmiyorsun. Füsun kocasını da sevmedi bu arada.
Sırf senarist diye adamla okey olmuş yani.
Adam bunu küçükken aşıkmış seviyormuş.
E senarist hadi evlenivereyim.
Tabi burada bir bekaret meselesi de var onunla pas geçmeyeyim.
Ailesi bunu söylüyor. Durumunu biliyorsun oğlum o yüzden evlendi gibilerinden.
Abi kimse masum değil ya bu hikayede.
Kimseyi böyle romantize etmeyin.
Fisun da masum değil. Şimdi ne diyordum ben?
Füsun'un aman Kemal'in annesi hissetti dedim olacakları.
Şimdi biraz sonra Kemal'e geçeceğim ama Kemal'in babasından da söz etmek istiyorum.
Burayı kaçırıyoruz bence. Kemal'in babası arkadaşlar Mümtaz Bey geçmiş yıllarda böyle benzer yasak bir aşk yaşamış.
Evliyken 11 yıl başka bir kadınla görüşüyor.
Bu arada 11 yıl demişken Kemal'le Füsun'un ilişkisi de 11 yıl sürdü ve 11 yıl sonra kadın öldü.
Babası da aynı şekilde evliyken 11 yıl başka bir kadınla görüşmüş.
Ümit vermiş kadına. Arasından da boşanmamış ikisini de idare etmeye çalışırken kadın kahrından kanser olmuş ve ölmüş.
Şimdi Mümtaz hayatı boyunca yani Kemal'in babası bunun acısını çekiyor arkadaşlar.
Ve oğluna da işte oğlum bir kadının değerini vakti zamanında bil falan diye öğütler veriyor.
Bu sahneye de ayrı bir gıcık oldum.
Yani Kemal'le babası oturmuşlar sanki Kemal'in annesi değil aldatılan.
Kemal böyle bir efkarlanıyor falan.
Neyin kafasını yaşıyorsun oğlum sen?
Adam anneni aldatmış.
11 yıl. Karayaslar bağlamış.
Gitmişsin adamla oturmuşsun rakı içiyorsun orada.
Sohbet muhabbet. Sanki şey elin insanını konuşuyorsunuz.
Ay sinir oldum. Arkadaşlar bu bölüm çok dedikodu gibi oldu.
En sevdiğim şey.
Şimdi arkadaşlar ne diyordum ben ya?
Bunun babası da işte yıllarca melankolik hayalet gibi takılmış o evde.
Eğer Kemal Sibel'le evlenseydi bence tam olarak bu yaşanacaktı.
Aynı senaryo. Hem Füsun'u hem Sibel'i idare edecekti.
Ki zaten bunu demişti.
Adamın niyeti buydu. Bir de bir reklam dönüyordu ya sürekli.
Sen her şeyin en iyisine layıksın.
Sen her şeyi hak ediyorsun. Pardon.
Sen her şeyi hak ediyorsun gibi bir reklam dönüyordu.
Kemal'in kendine bahşettiği şey bu arkadaşlar.
Her şeyi hak ettiğini düşünüyor.
Bütün kadınlar. Bu arada Orhan Pamuk'un Kırmızı Saçlı Kadın diye bir romanı var eğer okuduysanız.
Ben Orhan Pamuk'un kalemini severim ama o kitabı beğenmemiştim şimdi yalan söylemeyeyim.
Ama orada da şey vardı baba oğul aynı kaderi yaşıyordu.
Yani Orhan Pamuk'un romanlarında bunları görebiliyoruz ki obsesif karakterler olduğunu da görüyoruz Kemal gibi romanlarında.
Bu da böyle bir detay. Şimdi arkadaşlar bu hikayede bu Masumiyet Müzesi'nde hep böyle Kemal'e odaklandık Füsun'a ama bence Mümtaz Bey'i gözden kaçırdık hani babasına.
Çok benzer bir hikaye yaşaması.
Yani burada bence çok güçlü bir kuşaklar arası tekrar hikayesi var gibi arkadaşlar.
Sanki böyle babadan oğula geçen bir ilişki senaryosu.
Ve Kemal sanki babasının o yarım bıraktığı hikayeyi tamamlamaya çalışıyor gibi.
Bilmeden tabii bilerek değil.
Ve şu da var. Kemal senelerce babasının bir başka kadına ilişkisi olduğunu ve bu sebeple eve barka gelmediğini, annesinin hep yalnız kalışını izleyerek büyümüş bir çocuk.
Yani kafasında hani erkek olmak demek hem bu düzeni sürdürmek hem de dışarıda böyle başka bir yasak aşk, yasak tutkuyu yaşamak gibi bir şey.
Hani böyle bir kalıbı da olabilir. Hani anne babasının ilişki kalıbını alıp copy paste etmiş olabilir.
Bunu bilmeden yapıyoruz bir bölümde anlatmıştım.
Hangi bölüm? İlişki bağımlısı mısın bölümünde bahsetmiştim arkadaşlar.
Anne babamızın ilişki kalıbını bilmeden kendi ilişkimize taşıyor olabiliriz demiştim.
Ya da Kemal babasıyla bilinç dışı olarak özdeşleşmiş olabilir arkadaşlar ki hatırlarsanız şöyle diyordu.
Hayatın bana özel insanlara özel ancak 50 yaşında büyük eziyetlerden sonra bağışladığı ahlak dışı erkek mutluluğunu Burası çok önemli ahlak
dışı erkek mutluluğu arkadaşlar. 30 yaşında ben çok da acı çekmeden yaşıyordum diyor.
Bir yandan eğitimli, kültürlü, aklı başında bir kadınla mutlu bir aile hayatı sürerken diğer yandan genç, güzel, çekici bir kızla gizli ve derin bir aşk yaşıyordum diyor babasının yaşadığı şey.
Burada ekrana yumruk atmak istedim arkadaşlar.
Yani sanki Kemal'de şöyle bir şey olabilir.
Babası bir kadının değerini çok geç fark etti ve o kadını kaybetti.
Melankoliye gömüldü bir hayalete dönüştü yaşarken.
Bunu oğluna da bir tür miras gibi bırakmış olabilir.
Kemal'de sanki aynı oyunu yeniden sahneliyormuş gibi hissettim.
Hani belki bilinç dışında şöyle bir fantezi vardı.
Babamın yapamadığını ben yapacağım.
Babamın yarım kalan hikayesini ben tamamlayayım bari gibi bir şey.
Çok saçma bulmuş olabilirsiniz bu dediğim ama böyle şeyler yaşanıyor arkadaşlar.
Kemal'in babası da o kadının değerini bilmedi hayattayken bilmedi ama sonra işte onun arkasından o acıyı kutsallaştırdığını, melankoliye gömüldüğünü, bir hayalete dönüştüğünü, olayı romantize ettiğini görüyoruz
ama muhtemelen o kadın yaşasaydı yine evlenmeyecekti, yine hiçbir şey değişmeyecekti, yine her şey aynı olacaktı.
Yani bunların hayatlarında bence dertleri tasaları yok bu zengin insanların kendilerine böyle bir acı, böyle bir dram yaratarak.
Hayatlarında sanki bir anlam kazanmaya çalışıyorlar gibi hissediyorum arkadaşlar.
Yoksul birinin bu şekilde dertleri olacağını düşünmüyorum.
Adam zaten boğazının derdine düşmüş.
Akşam ne yiyeceğim, kiramı nasıl ödeyeceğim, çocuklarımı nasıl karnına doyuracağım diye düşünüyor.
Oturacak böyle 500 yıl acı çekecek, müze yapacak falan hali yok yani.
Bunlar hep işsizlikten.
Dizi izlerken diyorum şu Kemal'i sağlam bir döveceksin, aklı başına gelecek.
Bunlar hep dayaksızlıktan.
Şaka bir yana arkadaşlar ben şöyle düşünüyorum.
Temel hayatta kalma derdi azaldığında...
Anlam boşluğu bence daha gürültülü bir şekilde geliyor insanın kulağına.
Neden hep zenginler varoluşsal sancı çeker arkadaşlar?
Neden fakirlerin böyle bir derdi yoktur, varoluşsal sancı çekmezler?
Çünkü karnı doymuş adamın, sırtı pek ekonomik derdi yok.
Artık kafayı yorabileceği başka dertler bulması gerekiyor zenginlerin.
Bence Kemal'in hikayesi de böyle bir şey.
Gerçek bir mücadele yaşamayan bazı insanlar yoğunluk hissetmek için o acıyı bence romantize ediyorlar, büyütüyorlar.
Hatta bazen... Ve o acıyı kendileri üretiyorlar.
Hani kendine dert arayıp buluyor bu insanlar.
Çünkü dert yok abi. Yaşama amacı yok ki adamın.
Hani ekmek elden su gövden.
Zengin. Bir de annesi şey diyor ya Kemal'e.
İşte oğlum hayatını yaşa ya.
Baban yıllarca çalıştı. Sen boş ver diyor Sibel'i al gez.
Hayatını yaşa oğlum. Bu şekilde büyütülmüş bir çocuktan ne bekliyorsun ya?
Hani nasıl bir sorumluluk bekliyorsunuz?
Kemal hiçbir zaman sorumluluk alamayan.
Kararlarını veremeyen. Salak bir karakterdi yani.
Ailesinin de faktörü var burada.
Şimdi büyük bir acı yaşarsam.
Hayatım çok anlamlı olur gibi bir kafa yaşıyor bence bu Kemal ve babası.
Kemal gerçekten sevdiği için acı çekmedi arkadaşlar.
Acı çektiği için kendini daha gerçek, daha böyle ulvi, daha derin ve daha özel hissettiğini düşünüyorum.
Bence böyleydi bana göre.
Ve arkadaşlar olay Füsun değildi aslında.
Füsun orada dediğim gibi bir nesne ya Füsun orada bir şey işte arzu nesnesi.
Hem babası hem de Kemal bir kadınla sağlıklı bir ilişki kurmaktan çok kaygı ve pişmanlığı soylulaştırdılar.
Sevgi yerine trajedilerine yatırım yaptılar bence.
Yani yoksul biri dediğim gibi aşk acısı çektiğinde yine de bir hayatta kalma derdi olduğu için bunun peşine düşüyor.
Ve o acıyı yaşamasına fırsat kalmıyor arkadaşlar.
Ya da işte arabesk falan işte dinliyor o şekilde acılı.
Yine de bir hayatta kalma derdi var ama Kemal gibiler acısını müziğe çeviriyor.
Hatıraya çeviriyor.
anlatıya çeviriyor. O acıyı bile lüks bir şekilde yaşıyor ve sergiliyor.
Yani bunların asıl yoksulluğu parasızlık değil.
Anlam yoksulluğu arkadaşlar bu insanların.
Hayatlarında anlam yok.
Hani o kadar büyük bir boşluktalar ki hatta bir sahne vardı.
Herkes eğleniyor işte alkol, gırla böyle herkes kendinden geçmiş ama Kemal'in orada çok büyük bir boşluk anı vardı.
O bence ya öyle bir boşlukta ki bu insanlar maddi olarak her şeye sahip oldukları için ruhsal olarak eksik kalıyorlar ve bu eksik kaldıkları şeyi kendilerinin bir acı yaratarak, bir dram yaratarak büyük acılarla doldurmaya
çabalıyorlar. Ben öyle düşünüyorum.
Sizi bilemem. Kemal için böyle düşünüyorum.
Yine bence gözden kaçırılan bir detay Kemal'in annesi arkadaşlar.
Hep böyle Kemal ve Füsun etrafında odaklandık ama Kemal'in annesi ve babası bence hikayedeki kilit noktaydı.
Çünkü aynı şekilde Füsun'un annesi de gerçekleşmemiş hayallerini kızının üzerinden inşa etmeye çalışan bir yaratık demek istiyorum annesine.
Şimdi yine gözden kaçırılan bir detay Kemal'in annesinin de istifçi olması arkadaşlar.
Babası zaten garip bir adamdı.
Annesi de böyle ve o kadar istifçi ki bu kadın.
İstiflediği şeyler için bir daire açıyor onları koyabilmek için.
Sığmıyor evine ve bir daire açıyor.
Daha önce istifçilik üzerine bir bölüm yapmıştım.
Kemal'in annesi buna tam uyuyor arkadaşlar.
Peki bu kadın neden böyle istifçiydi?
Çünkü bence kocasının o evlilikte ne ruhen ne de bedenen orada olmadığını biliyordu.
Aldatıldığını bile bile göz yumdu.
Yani burada çok büyük bir öfke var, kayıp var, aşağılanma var.
Ama bunlar hiçbir şekilde dile dökülmüyor.
Evliliğini kontrol edemiyor, kocasını kontrol edemiyor.
Ne yapacak bu kadın? Ve böyle durumlarda bazı insanlar o kaybedilen şeyi, kontrolünü eşya üzerinden geri almaya çalışıyor arkadaşlar.
İstifçilik bölümünde anlatmıştım bunları.
Bir eşyayı satın almak, ona sahip olmak, onu almak, saklamak, yerleştirmek, düzen sağlamak, korumak bunlar mümkün değil mi?
Yani bazen hayatın dağıldığı yerde eşyalar düzeni kuruyor bu insanlar için.
İlişkimi tutamıyorum, bari nesneleri tutayım.
Hani bazen kaybetme korkusu büyüdükçe nesneye bağlanma oranımız artıyor arkadaşlar.
Kaybetme korkusu büyüyor, nesneye bağlanma oranımız artabiliyor.
İstifçiliğin altyapısında bazen bu olabiliyor.
Kemal'in annesi de bence duygularını yıllarca açığa vuramamış bir kadın.
Bunun yerine nesneler biriktirmiş.
Ve Kemal de duygusunu böyle canlı kanlı yaşamak yerine nesne çalıyor, arşiv yapıyor, donduruyor falan yani.
Aslında bu da bir nevi istifçilik.
kaybını eşyaları yığarak dolduruyor.
Kemal de aşk sandığı şeyi eşya çalarak donduruyor.
Ya benzer bir hikaye. Bence Kemal'in müzesi sadece püsüne adanmış bir yer değil.
Kemal'in annesinden devraldığı öğrenilmiş bir baş etme mekanizmasının o erotikleştirilmiş ve estetize edilmiş hali o masumiyet müzesi.
Annesi kocasının yokluğunu nasıl baş etti yokluğuyla?
Nesneleri istifleyerek değil mi?
Bu şekilde kapatmaya çalıştı.
O utancını, öfkesini vs.
bu şekilde kapatmaya çalıştı Kemal.
Yokluğu nesne ile kutsadı.
Yani ikisi de hatta baba da dahil buna canlı kanlı bir ilişki yerine bu insanlar ölü ve cansız maddelerle nesnelerle bir bağ kurmuşlar.
Ve bu ailede baktığınız zaman duygu yaşanmıyor ya.
Duygu yaşanmıyor. Saklanıyor arkadaşlar.
Ve ilişkiler onarılmıyor.
Bitrine kaldırılıyor bu ailede.
Basmaca ailesinde. Baba gidiyor dışarıda bambaşka bir hayat yaşıyor.
Anne konuşmuyor.
Bakın Kemal ile Füsun hiç konuşmadı.
Dikkat etmesin. Kemal hiçbir zaman duygularını açığa vurmadı Füsun'a karşı.
Annesi de aynı şekilde. Söylemiyor hiçbir şey.
Konuşmuyor. Biriktiriyor.
Oğlu da sevmiyor, müzeleştiriyor ya.
Aynı şey. Kemal Püsün'ü sevmek yerine ondan çaldığı parçaları biriktirdi.
O idealize ettiği Hulvi aşkını...
Maddeleştirdi Kemal. Bir de Kemal dikkat ederseniz hep aynı saatte hep aynı yerde buluşuyor Füsun'la.
Saat 2 ile 4 arası merhamet apartmanına gel.
Kemal yine duygusal olarak bak kontrol edemediği bir şey var.
Burada ritüeller yoluyla bunu kontrol etmeye çalışıyor gibi geldi bana.
2 ile 4 arası hadi bakalım.
Ama Sibel'le böyle değil. İstediği saatte istediği zaman görüşüyor.
Füsun'la niye 2 ile 4 arası?
Kemal Füsun'u hayatının merkezine almıyor.
Onu... günün belli saatleri arasına böyle sıkıştırıyor.
Yani onu kendi hayat düzenini bozmadan tüketmeye çalışıyor.
Belli bir saat aralığında alınan bir doz yasak aşk füsun.
Anlatabiliyor muyum? Yani böyle atıştırmalık.
Onu hayatına almıyor, belli bir saat aralığına sıkıştırıyor ve geri kalan hayatını yaşıyor ve yaşayacağını zannediyor ve yaşayamıyor.
Onu esas kadını yapmadı Füsun'u hiçbir zaman.
Elinden tutup işte bu benim aşık olduğum kadın, eğleneceğim kadın demedi arkadaşlar.
Hatta utandı bundan ve bunu bir tek yakın arkadaşı olan Zahim'e söyledi.
Ve bunu söylerken bir de dikkat ettiniz mi?
Füsun'un bedeni üzerinden yine bir arzu nesnesi gibi bahsettiler orada.
İşte o kız benim sevgilim.
Herkesin arzuladığı bu kız benim sevgilim cinsel anlamda.
Herkesin yatmak istediği o kız benim gibilerinden.
Bir konuşma geçti aralarında Zahim'le.
Bir de Kemal dikkat ederseniz Füsun'un hep güzelliğini bahsediyor.
Yok işte tomurcuk memeleri.
Yok şöyle porselentene.
Yok bilmem ne. Füsun'un hep güzelliği.
Hiç içine dair hiçbir şey duymadınız.
Bütün dizi boyunca ve kitap boyunca.
Hiç anlatılmadı. Füsun'un nasıl bir karakteri var.
Kemal neyine aşık olduğu.
Sadece güzellik vardı dikkat ettiğiniz.
Hatta kadın öldü. Direksiyon saplandı kadının kalbine.
Orada bile diyor ki canım benim işte o güzel göğsüne direksiyon.
saplandı. Pardon abi kadın ölmüş orada yani.
Bunu mu konuşacağız?
Böyle bir adam yani. Sadece güzelliği üzerinden Füsun var.
Ve Füsun nişana geldi arkadaşlar.
O nişana geldi. Ve nişanda Kemal'in Sibel'le de bir cinsel beraberlik yaşadığımı duyunca Füsun cinnet geçirdi.
Terk etti adamı. Neden?
Çünkü arkadaşlar şöyle düşünüyordu bence.
Tamam Sibel onun görünen hayatı sosyeteye karşı temsili yüzü ama benimle yaşadığı şey bambaşka.
Hani bizimki gerçek tutku.
bedeni de bana ait Kemal'in.
Öyle zannediyordu. Kendini eşsiz ve biricik zannediyordu aslında.
Kafasında bunu kurdu ama Kemal mecburen o kızla evleniyor zannederken Füsun bir anda Kemal'in de onunla beraber olduğunu cinsel olarak öğrenince yıkıldı.
Ve o anda Füsun bir yasak aşk olmaktan çıkıp Hop otomatikman direkt ikinci kadın pozisyonuna düştü.
Ve Fisun bence o çanta gibiydi arkadaşlar orada.
Hani Sibel sergilenilecek olan gerçek çanta.
Fisun ise sosyetenin takmaktan utanacağı hani ucuz olduğu belli olur diye takmaktan utanacağı o replika çanta gibiydi orada.
Asıl olan şey Sibel'di.
Çakma olan şey Fisun'du.
İkinci el taklit.
Eksik bırakılmış o çanta Füsun'du arkadaşlar.
Ve o çanta aslında önce Sibel için alınmıştı.
Ama sonra Sibel çakma diye iade edince çantayı Füsun taktı nişana geldi.
Füsun sembolik olarak Sibel'in yerine geçti ama o çanta orijinal değildi arkadaşlar.
Kemal'in aşkının orijinal olmadığı gibi.
Füsun o zengin dünyanın yerine geçmek istedi belki.
Ama eline geçen şey o dünyanın yanından bile geçemeyen bir şey oldu.
Kemal'in ona olan aşkı bile işte o çanta gibi.
Hani orijinal gibi görünen ama gerçek.
Gerçek olan bir şeyin birebir kopyası gibi.
Gerçek bir aşk yoktu arkadaşlar bu hikayede.
Bilemiyorum Altan yani bunlar benim şahsi yorumum.
Kemal'in Füsun'u nişanına davet etmesi ayrı bir saykoluk.
O nişandaki mutluluğu gerçekten ekrana yumruk atacaktım.
Narsist herif. Sadece kendi mutluluğunu önemsiyor.
Orada Füsun yıkılmış ağlıyor falan.
Hiç umurunda değil. Herkes beni alkışlıyor çok mutluyum falan diyor.
Adam çok mutluydu nişanında.
Hem yasak aşkı yanında hem müstakbel eşi ve adamdan mutlusu yok.
Yani bu kadınlar... duygusu yok abi.
Bunlar ne hissediyor ne düşünüyor hiç yok.
Umurumda değil. Sadece Kemal var ya.
Dünyanın merkezi Kemal.
Ve narsist demişken arkadaşlar bunun bir bölümünü yapmıştım.
Her narsist aynı değil. Bunun çeşitleri var ve bence Kemal kırılgan narsisti.
O anlattıklarıma göre. Ve dikkat ettiyseniz dizi boyunca hikayenin tek anlatıcısı Kemal'di.
Her şeyi Kemal'in gözünden dinledik ve gördük.
Hikaye hep onun ekseninde döndü.
İşte Kemal ne yaşadı? Kemal'in duyguları ne?
Diğer yok ya sıfır empati.
Benim duygum var.
Benim duygum çok büyük. Benim acım çok eşsiz ve benim hikayem çok özel.
Siz sadece bu hikayede bir figüranssınız gibi bir şey vardı.
Hatta dizinin sonunda şey diyor psikopat çok mutlu bir hayat yaşadım diyor.
Pardon. Neyin mutluluğu?
Neyin kafası bu? Herkesin hayatını kaydırdın be adam.
Yani kendi kendine mutluymuş baksanıza.
Allah'ın cezası. Şimdi Kemal'in narsistik yaralanmalarını izledik dizi boyunca ve hep böyle kendi ihtiyaçları ön plandaydı.
Ve bu iki kadını idare etmeyi falan hep kendine hak gördü.
Kemal onay arayıcısı arkadaşlar.
Çünkü ele güne karşı Sibel'i gösteriyor.
Onay alacak ya o kadınla.
Ama tenhada yani iç dünyasında Füsun'la takılıyor.
Bakın içi dışı da bir değil.
Sorumluluk alamayan bir adam zaten.
Ne Sibel'den adam gibi ayrılabiliyor.
Kadının ayrılması için her şeyi yapıyor.
Cesareti yok buna. Ne de Füsun'u tekrar bulduğunda.
Gel evlenelim işte kocandan boşan zaten sevmiyormuşsun vesaire demek yerine.
Abi senelerce eve gidiyor ya her akşam.
Bir de yetmezmiş gibi evden bir şeylerini araklıyor.
Bu insanlar zaten yoksul.
Ayva rendesini niye çalıyorsun?
Stifonu çaldı ya. Bir sunu siponunu çaldı.
Gücü yetişse tuvaleti de söküp götürecekti.
Nasıl bir psikopatsın arkadaş ya.
Şey diyorum arkadaşıma. Bunlar diyorum zaten fakir, gariban insanlar.
Sen zenginsin. Bunların evine gelip niye bir şeyleri çalıyorsun?
Zaten yok yoksul bu insanlar.
Bir de son dönem para koyuyordu ya.
Sağ ol ya. Çok makbule geçti.
Bunlar da hiçbir şey sormuyor ya işte.
Bir şeylerini araklıyor adam gelip.
8 sene boyunca. Bir sorun ya.
Kardeşim niye bizim eşyalarımızı çalıyorsun demediler.
Bir de şey dikkatinizi çekti mi?
Kemal'in babası da senelerce yasak aşk yaşadığı dönem annesini evde tek bırakıyor.
O kadınla görüşüyor.
11 yıl boyunca akşam yemeklerinde sevgilisiyle takılıyor.
Kadın evde yalnız karısı.
Kemal aynısını annesine yapıyor ve bunun hiç farkında değil.
Annesi söyleyene kadar. Bu da çok enteresandı.
Dizide hiçbir kadının yüzü gülmedi arkadaşlar ya dikkat ettiyseniz.
Tek hikayeden mutlu olan Kemal'di.
Kemal adisti çok mutlu olduğunu söyledi.
Sibel'den hiç bahsetmedik.
Sibel de bence işte kurtarıcı rolüne sahip bir karakterdi.
Onu değiştirebileceğini, Kemal'i değiştirebileceğini falan düşündü.
Ama sağlıklı bir karakterdi.
Çünkü ne yaptı?
Duygusal sınırını çizmeyi başardı arkadaşlar.
Duygusal olarak erişemediği adamı bıraktı.
Kendi öz saygısını koruyarak.
Çünkü öz saygı aşktan daha değerliydi Sibel için.
Hayatına, yoluna devam etti.
Çok zor olduğu halde bunu başardı.
Sibel çakma olan şey değil orijinal bir aşkı tercih ederek yolunu bu şekilde çizdi.
Bir de Sibel arkadaşlar gerçeği görmezden gelmemezlik yapmadı.
Hani gözlerini kapatmadı. Her şeyin farkındaydı ama ne yaptı günün sonunda?
Öz değerini korumaya çalıştı.
Sınırlarını bilen bir kadında ve öz saygısını tercih ederek Kemal'i terk etti çok zor olsa da.
O yüzden Sibel karakteri bence güçlü bir karakterdi diye düşünüyorum.
Füsun'un da en büyük hatası arzulanmayı aşk zannetti.
arkadaşlar. Cinsel arzu duyulmasını aşk zannetti.
Eğer Füsun'un arkadaşı olsaydım ona şöyle derdim.
Bebeğim aşk sandığın şey bağımlılık.
Yani Kemal'in yaşadığı şey aşk değil.
Bir yoksunluk, bir takıntı, adam obsesif.
Bundan dolayı sana aşk gibi geliyor ama değil.
Seni gizleyen bir adam seni seçmiyordur ve seni sevmiyordur derdim.
Çünkü adam toplum önünde Sibel'i tercih etti.
Sibel'le görünmeyi seçti seni değil.
Seni saklamayı tercih etti.
Değerini başkasının seçimine bağlarsan kaybedersin Füsun derdim.
Bu sevgi değil derdim.
Bu bir takıntı. Kemal'in sana duyduğu aşk saplantılı bir obsesif kompilsif bozukluk.
Arkadaşım melankolik bir yaz.
Adamda nesne fetişizmi var.
Adam seni idealize etmiş.
Bunları söylerdim arkadaşlar. Şimdi sizlerin yorumlarını bekliyorum bu hikayeyle ilgili.
Siz Füsun'un arkadaşı olsaydınız.
Çünkü Füsun'un hiç arkadaşı yoktu dikkat ettiyseniz.
Füsun'un sistası olsaydınız ona neler söylerdiniz arkadaşlar.
Yorumlarınızı bekliyorum. Benim yorumlarım şimdilik bu kadar.
Eminim daha çok fazla şey vardır ama bölüm çok uzun oldu.
O yüzden devamını sizler getireceksiniz.
Yorumlarda buluşalım arkadaşlar. Hoşçakalın kendinize iyi bakın bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
