
Kod: 60OSB
Cambly Kids Hakkında detaylı bilgi almak ve %60 indirimden faydalanmak için linke tıklayın: https://cambly.biz/60OSBKIDS
Kod: 60OSBKIDS
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
*Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir*
Transkript
Anadili İngilizce olan deneyimli eğitmenlerle ister birebir ister grup derslerine katılabileceğiniz online bir eğitim uygulaması olan Cambly'e bugün başla en büyük yatırımı geleceğine yap.
60 OSB kodu ile tam %60 indirimle ilk ve son kez ayda sadece 199 TL'ye abone ol.
Ayrıca ilk dersin ücretsiz.
Bugün kendin için bir adım at.
Herkese merhaba, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün dünyanın en güzel kadınlarından biri olan Marilyn Monroe'yu konuşacağız.
Çünkü bugün 1 Haziran, onun doğum günü.
Hayatını böyle bilinmeyen yönleriyle anlatmak istedim.
Geçen Netflix'te de bir belgeseli yayınlandı, izlemişsinizdir belki.
İzledim, çok da beğendim.
Çok güzel doneler toplamış gazeteci ama bir tık eksik geldi.
Çünkü hakkında yazılmış çok kapsamlı bir biyografi kitabı var.
Marilyn Monroe ve Bilinmeyen Hayatı diye bir kitap.
Bebekliğinden intiharına kadar aşırı detay içeren bir biyografi okumak isteyenler için.
Aslında burada şunu görüyorsunuz.
Yani o ışıltılı hayatın arkasındaki karanlığı, o gülen gözlerin arkasındaki yaşları, çocukluğunun silinemeyen derin yaralarını ve şöhretin aslında Jim Carrey'nin de dediği gibi hani diyor ya
umarım bir gün herkes ünlü ve zengin olur.
Hayal ettiği her şeye kavuşur ve böylece asıl cevabın bu olmadığını anlar diyor ya Carrey.
Çok doğru söylüyor bence.
Yani Marilyn Monroe'nun... Hayatı tam olarak bunun karşılığı diyebilirim.
Çünkü şöhretin aslında ödettiği bedelleri de görüyorsunuz.
Özenildiği kadar muhteşem bir şey olmadığını da kanıtlayan bir hayat bence Merli Morlu'nun hayatı.
Bir de şu var bu podcast'ı yapma sebeplerinden birisi.
Hiçbir şeyin aslında dışarıdan gördüğünüz gibi olmadığını, insanları yargılamadan önce neler yaşamış olabileceğini düşünmemizi istiyorum hep beraber.
Konu çok uzun ve detaylı.
Hadi başlayalım. Hatta onun şu sözüyle açalım bu yayını.
Hatalar yaptım, kontrolümü kaybettim, çekinmez biri oldum zaman zaman ama en kötü zamanlarımda beni idare etmezsen en iyi zamanlarımda benim yanımda olmayı...
Hak etmezsin diyor Merlin.
Şimdi hikayeye en baştan başlayalım.
Doğumuna gidelim. Öncelikle Merlin'in anneannesiyle başlayacağım.
Çünkü onun hayatı hakkında en çarpıcı detaylardan birisi bence.
Genlerinde olan akıl hastalığı.
Annesi, dedesi akıl hastanesine yatmış ve Merlin'in de en büyük korkusu bir gün onlar gibi delirmekmiş.
Anannesinin adı Dela doğum sonrası çok ağır bir depresyona giriyor hatta bu öyle bir depresyon ki yere 10 cent düşsün böyle günlerce ağlarmış bunun için yemek yemezmiş.
Dela için yazar çok ahlaksız çok iffetsiz bir kadın olarak bahsediyor bilemiyorum yazar erkek.
Bu sebepten dolayı da çok fazla kadın arkadaşı olmadığını belirtmiş ama bir gün şöyle bir olay oluyor.
Della evinin yakınlarında bir kilise var.
Oraya gidiyor ikinci el kıyafetler satın almak için.
Orada da bu kıyafetleri satan kadınla tanışıyor.
Adı Ida. Çok iffette, çok dindar bir kadın olarak lanse edilmiş kitapta.
Neyse bu kadın Marilyn Monroe'nun hayatı için çok önemli bir noktaya geliyor.
Nasıl oluyor? Şöyle bir gün Della Ida'nın evine gidiyor kıyafet satın almak için.
Ve o sırada fark ediyor ki kadın aynı zamanda para karşılığında çocuk bakıcılığı yapıyor.
Bir anda aklına bir fikir geliyor.
Kızı Glyde ise o sırada hamile.
Diyor ki kızım doğuracaksan o çocuğa bakar mısın para karşılığında.
Kadın da okey diyor.
Şimdi olay şöyle ki Gladys yani Merlin'in annesi hamile fakat bebeğin babasının kim olduğu belli değil.
Ve o sırada da Gladys Hollywood'da bir montaj stüdyosunda çalışıyor.
İlk eşinden iki tane çocuğu var yani Merlin Monroe'nun üvey kardeşleri var.
Eşiyle ayrıldıktan sonra çocukları alıyor adam ve başka bir kadınla evleniyor.
Gladys'in bundan sonra psikolojisi bozuluyor ve kendini alkole veriyor.
Bu arada bir parantez açayım.
Della'nın eşi yani Merlin'in dedesi de akıl hastası.
Hatta alkolik ve delirerek ölmüş.
Bütün bunlar olurken baba neredeydi diyorsanız.
Yani Della'nın eşi Hindistan'a gidiyor iş için.
Yani kızını o şekilde bırakıyor.
Hamile karısını da o şekilde bırakıp gidiyor.
Daha sonra da delirerek ölüyor.
Della'nın aynı zamanda bir de oğlu var.
Yani bir kızı bir oğlu var. 33 yaşında iki küçük çocukla kala kalıyor eşi öldükten sonra.
Bir demiryolu işçisiyle evleniyor ama anlaşamıyorlar, boşanıyorlar.
Bundan sonra da sayısız...
İlişki yaşıyor Merlin Monroe'nun anneannesi.
Aslında annesinin kaderi de anneannesinden çok farklı değil.
Alkolik bir adamla evleniyor.
Kendisinden 12 yaş büyük ve adam buna sürekli şiddet uyguladığı için artık beyin sarsıntısı geçirecek noktaya geliyor ve boşanıyorlar.
Ondan dediğim gibi iki çocuğu oluyor.
Gladys daha sonra tekrar evleniyor Martin Edward diye biriyle ama akıl hastalıkları belirti vermeye başladıktan sonra ayrılıyorlar.
Bu evlilik sadece 4 ay sürüyor.
Ama şöyle bir şey oluyor daha boşanmadan Gladys herkesle birlikte olmaya başlıyor.
Ve o sırada montajcı olarak çalışıyor demiştim ya Hollywood'da bir stüdyoda.
Ve zaten orada da şöhreti Sarah Hatton nam salmış diyebilirim.
Oradaki satış müdürüyle bir beraberliği oluyor ve adama aşık oluyor.
Ve dediğim gibi o sırada henüz boşanmamış.
Bu adam da böyle varlıklı bir adam.
İki çocuğu var 37 yaşında boşanmış.
Ama adam açık açık Gladys'le gönül eğlendirdiğini söylüyor.
Fakat Gladys hamile kalıyor.
İşte o yüzden Marilyn Monroe'nun babası Gladys'in ikinci eşi mi?
Yoksa buradaki satış müdürü mü?
Burası bir muamma. Fakat kadın ölene kadar bebeğin babasının bu satış müdürü yani Stanley Gifford olduğunu söylüyor.
Fakat adam kesinlikle kabul etmiyor.
Diyor ki ben ne bileyim diyor çocuğun başkasından olmadığını.
Tam bir Türk filmi.
İstemem diyor adam. Ama adam ölmeden önce her şeyi itiraf etmiş.
Hani Marilyn'in babası olduğunu itiraf etmiş.
Bilmiyorum doğru mu? Belki Marilyn Monroe çok popüler diye de söylemiş olabilir.
Neyse dönelim Marilyn Monroe'nun doğumuna.
Annesi Marilyn'i doğurduktan sonra tıpkı kendi annesi Della gibi çok büyük bir depresyon geçiriyor.
Hatta şöyle bir olay yaşanıyor.
Marilyn Monroe daha iki haftalıkken.
Bu arada Marilyn Monroe diyorum ama Norma kendi ismi.
Ben Marilyn demeyi tercih ediyorum.
Bu takma ismi biliyorsunuz.
Marilyn daha iki haftalıkken Glynis onu bir arkadaşına bırakıyor ve alışverişe çıkıyor.
Arkadaşının adı da Grace McKee.
Marilyn Monroe'nun hayatındaki mihenk taşlarından biri diyebilirim.
Tıpkı Ayda gibi. Arkadaşını bırakıyor ve geri döndüğünde diyor ki sen benim bebeğimi zehirledin diyor ve bu da yetmiyor.
Kadını bıçaklıyor.
Merlin Monroe'nun annesi arkadaşını bıçaklamış.
Bebeğimi zehirledin diye. Sonra tabii ki de bebeği onun elinden alıyorlar.
Bu kadın akıl hastası diye.
Daha iki haftalıkken Merlin'i Ayda'ya veriyorlar.
Hani bu kilisede çalışıyor dediğim kadın var ya.
Bu kadın çok soğuk bir kadın.
Ruhsuz bir kadın. Daha sonra Gladys çok pişman oluyor onu verdiği için.
Sürekli kızını görmek için ziyaretlerde bulunuyor.
Neyse o sıralarda anneanne Hindistan'dan dönüyor eşinin yanından.
Ve torununu görmek için Ayda'nın evine gidiyor.
Adım bunu eve almak istemiyor çünkü biliyor onun da bir akıl hastalığı var.
Ve anneanne camları kırıyor zorla içeri giriyor.
Diyor ki bebek öldü ve siz benden bunu saklıyorsunuz diyor.
Ayda diyor ki hayır çocuk ölmedi bak burada ben sana göstereyim.
Hatta diyor ki ben sana bir bardak su getireyim dur kendine gel.
İçeri gidiyor su almak için ve geri döndüğünde bir bakıyor Della eline bir yastık almış ve Merlin Monroe'yu boğmaya çalışıyor.
Küçücük bebeğe inanabiliyor musunuz gerçekten akıl hastası.
Hatta Della'nın böyle sanrıları var işte biri beni takip ediyor.
Bana tecavüz ettiler işte kasabım kıymaya cam kattı.
Beni işte öldürmeye çalışıyorlar sürekli böyle iddiaları var ve hatta Della artık...
Diyor ki kendi kızı Glyde ise yani Merlin'in annesine beni lütfen akıl hastanesine yatır diyor.
Ve yatırılınca zaten yapayalnız kaldığı için 19 gün sonra da ölüyor anneanne.
Normal yani Merlin Monroe 7 sene Ayda ile yaşıyor ve bu esnada 5 üvey kardeşi var evlatlık.
Bir tane Ayda'nın kendi çocuğu var.
Geri kalanların hepsi evlatlık ve baktığı çocuklar.
7 sene bakıyor Merlin'e ama çok katı, çok dini kurallarla büyütüyor.
Çok da soğuk ve güçlü bir kadınaydı.
Belki de o yüzden diyorum profesyonel hayatta böyle çok güçlü bir profil çizerken özel hayatta biraz annesi gibiydi Merlin Monroe.
Zaten ileride göreceksiniz anlatacağım.
Glyde ise dönecek olursak tabii ki de Merlin'i böyle ara ara ziyaret ediyordu ama 3 yaşındayken Aydan'ın evine giriyor ve Merlin'i almak istiyor.
Tabii o sırada bir arbede çıkıyor.
Kadın çocuğu alıyor bir bez çantanın içerisine koyuyor.
İnanabiliyor musunuz? Bez bir çantanın içerisine 3 yaşındaki çocuğunu koyup kaçırmaya çalışıyor.
Ve yakalanıyor.
Yakalanınca da o bez çanta yırtılıyor kavga esnasında.
Ve o Merlin 3 yaşında da yere düşüyor o sırada.
Ve ağlamaya başlıyor.
Ayda diyor ki Norma'yı evlat edinmek istiyorum diyor.
Hani annesine vermemek için.
Çünkü annesi gerçekten akıl hastası gördüğünüz gibi.
7 yaşında bir okula başlıyor işte Merlin Monroe.
Ve o sırada da yetim olduğunu biliyorlar zaten.
Dışlıyorlar. Ve bundan dolayı da biraz böyle içine kapanık ve utangaç bir çocuk oluyor.
Ve Ayda'ya anne dediği zaman Ayda diyor ki ben senin annen değilim diyormuş.
O da senin baban değil yani eşi.
Henüz böyle resmi olarak evlat edinmedik seni diyormuş.
Bize öyle deme diyormuş ama Merlin Monroe çok üzülüyormuş tabii hani çocukluk hatıralarını anlatırken.
Ama o yine de babacım dermiş adama.
7 yaşında Ayda onu annesine...
geri vermek durumunda kalıyor.
Çünkü korkuyor. Onun da akıl hastası olduğundan şüpheleniyor.
Çünkü Marilyn Monroe'nun sarnalar gördüğünü iddia ediyor.
Ve çok duygusal bir çocuk olduğu için, kendisi de çok soğuk olduğu için baş edemiyor.
Annesini arıyor ama çok da emin değil.
Üzülüyor onu annesine vermemek için ama mecbur kaldığını söylüyor ve geri veriyor.
Gladys de kızını almaya, bu daha önce bıçakladı dediğim arkadaşı var ya, ondan sonra kanki oluyorlar.
Grace diye bir kadın. Onunla birlikte gidiyor.
Gladys de bu arada film laboratuvarında film kesmeye devam ediyor.
Devam ediyor. Parası da oldukça iyi.
İki arkadaş aynı evde yaşıyorlar ama Gladys Merlin'i aldıktan sonra ona bakamayacağını anlıyor.
Ve onu Atkins diye bir ailenin yanına yerleştiriyor.
Ve bu aile de Aydan'ın aksine içki içen, sinemalara giden tam tersi bir aile düşünün.
Öyle bir yere veriyor. Hatta kadın Hollywood'da dublör.
Yani Merlin Monroe'nun psikolojisini bir düşünün.
çok katı dini kurallarla büyürken 7 yaşında tamamen bambaşka bir dünyaya adım atıyor.
Hiç hayatında alkol görmemişken o evde alkol görüyor.
Çok çok çok zıt ailelere veriliyor.
Ve o sıralarda Gladys'in hani oğlu var demiştim ya ilk eşine verdiği o ölüyor.
Ve öldüğü zaman Marilyn Monroe'ya gelip diyor ki keşke onun yerine sen ölseydin diyor.
Kadının hayatına bakar mısınız ya çok acı.
Ve sonra Gladys büyük babasının depresyona girip kendini astığını öğreniyor.
Sonra anne ve babası zaten Bir de bunu duyunca çok korkuyor.
Ondan sonra sarnıları iyice artmaya başlıyor.
Diyor ki ölen oğlumun sesini duyuyorum.
Büyük babamı gördüm falan demeye başlıyor Merlin Monroe'nun annesi.
Hatta Grace yani arkadaşı bir gün eve geliyor.
Gladys resmen böyle delirmiş.
Diyor ki evde biri var ve beni öldürecek.
Eline bıçak almış bekliyor.
Zaten sonra Marilyn Monroe'nun annesine paranoyik şizofren teşhisi konuluyor ve akıl hastanesine yatırılmak durumunda kalıyor.
Marilyn de ortada kalıyor.
Kimle? Grace ile kalıyor.
Ve bir gün Grace böyle birisiyle konuşurken Marilyn Monroe daha küçük ve şunları duyuyor.
O çocuk da akıl hastası olabilir.
Bence onun sorumluluğunu alma.
Bunu duyuyor sürekli ve...
Çok üzülüyor. Bu arada Grace'in hayali de oyuncu olmak ve hatta film arşivinde çalışıyor zaten.
Grace Merlin'i ilk fark eden kişi.
Annesinin arkadaşı yani. Ama Grace'in bir sıkıntısı var.
Asla çocuğu olmayacakmış.
Yani doktorlar öyle söylüyor.
İşte o yüzden Merlin'i böyle biraz kızı gibi sahipleniyor fakat çok kötü şeyler de yapıyor.
8 yaşındayken Merlin Monroe'ya makyaj yapmaya başlıyor, süslemeye başlıyor.
Alıyor onu böyle süs bebeği gibi iş yerine götürüyor.
Hani keşfedilsin diye bayağı uğraşmış.
Merlin konuşması, giyimi her şeyini bu kadından öğrenmiş ve büyüyünce film yıldızı olma olayında kafasına Grace sokmuş.
Ama sonra yine çok kötü bir şey oluyor tabii ki.
9 yaşında Merlin Monroe'yu alıyor ve kimsesizler yurduna veriyor.
Neden? Çünkü Grace kendinden 10 yaş küçük olan 3 çocuklu bir adamla 4.
evliliğini yapıyor ve bu adamın bir kızı var Nona diye.
Bu kız Merlin'i hiç sevmiyor anlaşamıyorlar ve Merlin Grace'i çok kıskanıyor.
Çünkü hayatta tek güvenebileceği kişi o annesi gibi görüyor halbuki annesinin arkadaşı.
Yani Grace sırf kocası istemiyor diye Merlin Monroe'yu alıyor yetimhaneye veriyor.
Çünkü kocası diyor ki ya paramız yetmez bir de bu çocuğa bakamayız falan filan diyor.
Şimdi diyeceksiniz ki Ida'ya geri verseydi orada da şöyle bir şey oluyor annesi...
Kıl hastanesine yatmadan önce arkadaşına tembihliyor.
Ne olursa olsun Merlin'i geri Ayda'ya vermeyeceksin diyor.
Kadın da o sözü çiğnememek için Merlin'i alıyor.
Kimsesizler yurduna veriyor.
İşte 9 yaşında verildiği bu yetimhane onun hayatının en karanlık bir buçuk senesini yaşatıyor Merlin Monroe'ya.
Hatta burası için diyor ki belirsizliğe itinmek nasıl bir şey bilir misiniz diyor.
Bu arada podcast yapmadan önce arkadaşıma anlattım Merlin'in hayatını.
Böyle oturuyorduk. Bir baktım gözleri dolmuş.
Ağlayacak. Ne oldu dedim ya bu nasıl bir hayat?
Diyor bergenle yarışırmış yani bilmiyordum bu kadarını dedi.
Neyse işte merdivenlere oturuyor ağlıyor.
Diyor ki benim annem hayatta ben kimsesiz değilim.
Bence bu çok acı bir şey.
Annen baban hayattayken öksüz kalmak.
O kötü günleri atlatmak için bir kendine böyle bir hayal dünyası yaratıyor.
Ve hayalinde şu var.
Diğer çocuklar arasında en özeli oymuş ve hep onu seçiyorlarmış.
O kadar güzelmiş ki kimse ondan gözlerini alamıyormuş.
Herkes ona övgüler yağdırıyormuş.
Ve bütün bunları gerçekten söylenmiş gibi kendi kendine de yüksek sesle tekrar ediyormuş.
Böyle bir hayal dünyası varmış çocukken.
Grace daha sonra Merlin'i eve tekrar geri getiriyor.
Kocası bir şekilde ikna oluyor ama kocasının tabii ki planları var.
Öyle Merlin'i boşu boşuna çağırmıyor.
Kız geldikten sonra sürekli taciz ediyor.
İşte bir öpücük versene bilmem ne sıkıştırıyor.
Ve Grace bunu gördükten sonra Merlin'i alıp kendi yengesinin yanına...
gönderiyor. Fakat orada da yengesi Merlin'i kendi çocuklarının hep böyle ayrı tutuyor.
Önce kendi çocuklarının karnını doyuruyor.
Sonra Merlin'in önce kendi çocuklarını banyo ettiriyor.
Kalan kirli suyu Merlin'e veriyor.
Çok acı bir şey ya. Ve o sıralarda Merlin'in annesi akıl hastanesinden kaçıyor.
Üstelik hemşire elbisesi giyip kaçmış ama yakalanmış.
Arkadaşı Grace de kadına destek olmak için onun ilk doğurduğu kıza ulaşıyor.
Yani Merlin'in üvey ablasına ulaşıyor.
Bernice demiştim ya. Bernice de diyor ki ben annemin öldüğünü zannediyordum.
Çok şaşırıyor. Ve Merlin üvey ablasının olduğunu duyunca o kadar çok sevinmiş ki.
Daha sonra Merlin Grace'in bir halası var.
Onun yanına gönderiliyor. Hep bu yanlış biliniyor arkadaşlar.
Yani Merlin'in halasının yanına gittiği söyleniyor.
Hayır Grace'in halası o.
Ve halasının yanına gittikten sonra Grace'in 11,5 yaşlarında falan okula gidiyor.
Ve bir anda bütün gözlerin onun üzerinde olduğunun farkına varıyor.
Güzelliğinin artık gelişmeye başlıyor 11,5-12 yaşlarında.
Ve bu şekilde sevildiğinin, bu şekilde ilgilenildiğinin farkına varıyor Merlin.
Ve kendini 13 yaşından öllene kadar bu şekilde var etme kararı alıyor.
O onun sevilme biçimi. Makyaj, dar kıyafetler yani hep böyle güzelliğiyle ön plana çıkmaya çalışıyor.
Sırf onu seviyor. sinler diye bunu yapıyor.
Bu kısım çok acıklı gelmişti bana.
Okula giderken fark ediyor ki arkasından kornalar çalınıyor ve işte bu onu dediğim gibi kendini var etme biçimine dönüşecek daha sonra.
Fakat Merlin halada da çok fazla kalamıyor.
Çünkü kadın kalp krizi geçirdiği için Grace'in yanına maalesef geri dönmek durumunda kalıyor.
Fakat orada dediğim gibi bir tehlike var.
Grace'in kocası onu bekliyor ve Grace de bunun farkında.
Hemen duruma el atıyor.
Komşularının bir oğlu var.
Yani Merlin'in ilk eşi.
Onu ayarlıyor. İskoç bir çocuk.
Sırf Grace yetimhaneye geri dönmesin diye onu o adamla evlendirmek durumunda kalıyor.
O sırada eşi de 21 yaşında ama Merlin 16 yaşında daha.
Bu evlilikte Merlin şunu fark ediyor.
Cinsellikten çok uzak olduğunu ve çok korktuğunu bunları fark ediyor.
Hatta kendini sıklıkla banyoya kilitliyor.
Yani o tipine aldanmayın Marilyn Monroe'nun.
Gördüğünüz gibi görüntü başka, içi başka Marilyn Monroe'nun.
Çünkü dediğim gibi çok büyük travmalar yaşamış hayatında.
Bir de bir gün geceliklerle sokağa fırlıyor ve 5-6 saat sonra geliyor.
Ve geldiğinde de diyor ki peşimde bir adam var beni izliyor sürekli diyor.
Dikkat ederseniz aynı annesi gibi yaptığı şeyler, söylediği şeyler.
Ananesi gibi. Ve hatırlarsanız en büyük korkusu delirmek Merlin Monroe'nun.
Ve Merlin Jime yani kocasına babacık diye hitap edermiş.
Ve adam dermiş ki ben senin kocanım.
Yani ben bu tabiri sevmiyorum dediği halde sürekli babacık diyormuş.
Bu bana çok enteresan gelmişti.
Bir de eşini sürekli tehdit ediyor.
Benden ayrılırsan intihar ederim.
Sürekli bir tehdit var. İlk eşi de Merlin'e çok kıskanıyormuş ve çok korkuyormuş.
Beni aldatacak diye sürekli görevlere gidiyor adam.
Uzun süreler olmuyor. Ve bu görevler esnasında da Merlin pilotsuz uçak üreten bir fabrikaya işe giriyor.
Bir gün fabrikaya bir fotoğrafçı geliyor.
1944 yılındaydı galiba.
Fotoğrafçı geliyor ve birkaç kadını çekiyor.
Aralarında Marilyn Monroe da var.
Bu fotoğrafların amacı şu.
İş hayatında kadınların da etkin olduğunu göstermek istiyorlar fotoğraflarla.
Ve bir anda şöhret oluyor.
Fotoğrafçılar bir anda peşine düşüyorlar modellik için.
Sonunda da bir mankenlik ajansına girmeyi başarıyor.
Ve 1946'da 30'dan fazla dergini kapandı.
Marilyn Monroe var.
Ama şöyle bir durum var. Aşırı mükemmel.
Ve hep böyle başkalarının onayına bağımlı.
Kendine güveni sıfır.
Sürekli başkalarına nasıl göründüğünü çok merak ediyor.
Bu onun için çok önemli ölüm kalım meselesi.
Çünkü iyi olursa içinde bir yerlerde şöyle bir şey var.
Ayda onu ister.
Bakın bu çok çok acıtıcı bir şey aslında.
Güzel olursa Grace onu ister.
Varlığı olduğu gibi kabul görmemiş bir çocuk.
Daha önce bunu bir podcastta anlatmıştım hatırlıyorsanız.
Hayatı sorgulatan sorular podcast'ıydı galiba.
Ve Jim o sıralarda açık denizlerde çalışıyor ve olanları duyunca deliye dönüyor.
Hemen evine geri dönüyor ve Merlin Monroe'ya diyor ki çocuk yapacağız.
Evinin kadını çocuklarının anası olacaksın diyor.
Merlin de diyor ki ha ha canım ben çok para kazanıyorum artık işkolik olmuş.
Ve hatta bir gün bir fotoğrafçıya şöyle diyor bir kehanet gibi gelmişti bu bana.
Evet diyor bende hani özel bir şeyler var bende bunun farkındayım ama ben koca bir yatak odasında elinde...
Boş bir uyku hapı şişesiyle ölü bulabilecekleri türden bir kızım diyor fotoğrafçıya.
Hatta diyor ki genç ve sağlıklı iken pazartesi günü intihar etmeyi planlayıp salı günü yine kahkahalarla gülebilirsiniz diyor.
Gerçekten kehaneti de tutuyor daha sonra.
20 yaşında saçlarını sarıya boyuyor.
Daha sonra sinema endüstrisinin deviyle anlaşıyor ve haftalık kazancı 75 dolarları buluyor.
Bu arada sinema sektöründe erkekler korkunç paralar kazanırken kadınlar hep böyle eziliyor daha az paralar kazanıyor.
Merlin bunu da kıracak daha sonra.
Bu arada annesini akıl hastanesinden alıyor.
Bakmaya başlıyor ona yani maddi olarak iyi bakıyor ve bir tanıdığının yanına yerleştiriyor.
Ama kadın bu seferde kendini böyle aşırı derecede dine bağlıyor Merlin Monroe'nun annesi.
Ve Merlin'in yaptıklarına laf etmeye başlıyor.
Kendi geçmişini unutup.
Merlin ünlü olup olmama arasında böyle gidip geliyor.
Boşanıyor, ünlü iş adamlarıyla birliktelik yaşıyor cinsel olarak.
Ve bunlardan dolayı da ruhumu satmış gibi hissediyorum kendimi.
mı demiştir. Gelelim hayatını değiştiren insanlardan birine Johnny Hyde.
Bu adam 53 yaşında böyle 1.55 boylarında.
Kesinlikle yakışıklı biri değil.
Kalp hastası ve gösteri camiasının krallarından.
Merlin'e deli divane aşık oluyor.
Hatta seni çok büyük bir yıldız yapacağım diyor.
Merlin de sırf bu yüzden adamla ilişki yaşıyor.
Ünlenebilmek için. Bu arada Hyde evli.
Yani sırf Merlin'le beraber olmak için karısını falan terk ediyor.
Ve bu adama da Merlin babacık diyormuş.
Çok enteresan. Ve Merlin şöhretten kesinlikle hoşlanmıyor.
Çünkü özel hayat diye bir şey yok zaten.
Sürekli fotoğrafçılar peşinde.
Ve bir keresinde bir arkadaşına şöyle bir cümle kurmuş.
Suratıma asit döküp yakma.
Bakmak istiyorum ki beni artık çekemesin fotoğrafçılar diye.
Enteresan. Hani baktığınız zaman çok böyle şöhret delisiymiş gibi duruyor.
Aslında değil. Ve Johnny Hyde de ona böyle işte kitap okumasını, entelektüelliğini arttırmasını söyleyen kişidir.
Hayatındaki önemli insanlardan birisidir.
İşte Tolstoy oku, Turgenev oku, Marcel Proust oku diyen kişidir Merlin'e.
Hani meşhur bir sözü vardır Merlin'in.
Hollywood'da bir kadının iç dünyası ve erdemleri saçından daha az önemlidir der.
Görünüşünüzle, bakışınızla değerlendirilirsiniz ancak.
Kimse kim olduğunuzu önemsemez.
Hollywood'da bir öpücüye bin dolar, ruhunuza ise elli cent biçilir diyor Merlin.
İşte bu sözleri sarf etmesine rağmen yine de böyle kendini geliştirmeye çok önem veren birisiymiş.
Ben de kendimi geliştirmeye önem veriyorum.
Cambly Kids ile 4-15 yaş aralığındaki çocuklar tamamı ana dili İngilizce olan en kaliteli eğitmenlerle birlikte İngilizceyi kalıcı olarak öğreniyorlar.
Şu anda Cambly Kids'de yılın en büyük indirimi var.
60 OSB Kids kolu ile %60 indirimden faydalanın.
Çocuğunuza özgüvenli İngilizce konuşma becerisi hediye edin.
Hadi devam edelim. Entelektüel sevgilisinden bahsetmiştik.
Ve ona kitap aşkını aşılayan kişiden.
Hatta Merlin'in işte kitap okuyan fotoğrafları falan vardır ya böyle.
Hep ondan sonradır bunlar.
Ve bunları okuyup zaten Hyde'la üzerine böyle derin tartışmalar yapmışlar.
Ve inanılmaz zevk alıyor kitap okumaktan Merlin.
Ama bunun yanı sıra çok kötü bir özelliği var.
Telefon bağımlısı. Saatlerce telefonda konuşurmuş.
Johnny Hyde da buna çok sinirleniyormuş.
Ama Merlin onu böyle babası gibi görüyormuş.
Dedim ya babacık diyor zaten.
Bu bana çok enteresan geliyor.
Merlin'in bu babacık söylemleri ve bu adamı babası gibi görmesi ve kendinden hep böyle yaşça büyük erkeklerle birliktelik yaşaması.
Ve bu adam Merlin'in işini, karısını, çoluğunu, çocuğunu, her şeyini bırakıyor.
Onun için ayrı ev açıyor.
Merlin'le evlenmek istiyor.
Zaten ben öleceğim diyor.
Bütün param sana kalsın diyor.
Ama Merlin kesinlikle evlenmiyor adamla.
Bir de şöyle bir şey var parantez açayım.
Merlin böyle özel hayatında çok kapalı giyinen bir kadın.
Böyle boğazına kadar iyiliklermiş kıyafetlerini.
Ve sade bir kadınmış.
Sadece sahneye özel o şekilde giyiniyormuş.
Yani Merlin kesinlikle göründüğü gibi bir kadın değil onu söyleyebilirim.
Ve o aralar annesi biriyle evleniyor.
Şimdi diyeceksiniz ki bu kadın hani akıl hastasıydı nasıl birini buldu evlendi.
Şöyle ki Merlin'in annesinin evlendiği adamın amacı Merlin'e ulaşabilmek ve adam zaten evli.
Merlin'den para sızdırmaya çalışıyor hatta ilk başta 1000 dolar istiyor.
Ama o aralar Merlin çok kötü bir durumda 50 dolara çırılçıplak poz veriyor.
Meşhur pozu vardır ya kırmızı böyle arka fon çırılçıplak pozları var ya o işte.
Sebebi de şu kendi ayaklarının üzerinde durabilmek.
Johnny'den para almadan kirasını ödemeye çalışıyor ve bir çekimden 50 dolar alıyor sadece.
Yıllar sonra da meşhur olduktan sonra bu fotoğraflar basını sızınca soruyorlar.
Üzerinde ne vardı Merlin diye.
O da diyor ki Chanel No 5 vardı sadece.
Sadece bu parfüm vardı diyor.
Ama işte Halk'ın böyle gale ayağında gelmesinden sonra diyor ki ya diyor açlıktan çektirdim o fotoğrafları ne yapayım diyor.
Hani başka çarem yoktu diyor.
Öyle deyince de bu samimiyetiyle Halk'ın sevgisini kazanmayı başarıyor.
Ve 1949'da Elmas Kaçakları filmiyle Merlin Monroe iyice parlamaya başlıyor.
Fakat oyuncu koçu ile çalışırken sarnılar görmeye başlıyor.
Sesler duymaya başlıyor Merlin.
Ve onu sakinleşmesi için ilk defa ilaçlarla tanıştıran kişi de Johnny Hyde oluyor.
Ya da Elmas Kaçakları filmi Oscar'a aday gösteriliyor ama orada Merlin'in önemli bir rolü yok.
Bir metresi canlandırıyor.
Ha bu arada unutmadan Johnny için Merlin diyor ki keşke ben de ona aşık olabilseydim.
Çünkü o Norma'yı seviyordu.
Merlin'i değil diyor bu önemli.
Daha sonra Perde Açılıyor diye bir filmi var Merlin'in.
Bu filmde 14 dalda Oscar'a aday oluyor.
Tıpkı Titanic filmi gibi. Ve Perde Açılıyor 6 Oscar almış bir filmdir.
Bu sırada yine her yere geç kalmaya devam ediyor.
Her zaman insanları saatler...
1950'de üniversiteye gidiyor ve 10 haftalık dünya edebiyatı bölümünde okuyor.
Edebiyatı hep bir ilgisi var demiştim.
Ve bu sıralarda da Johnny maalesef ölüyor.
Bir kalp krizi geçiriyor. Merlin darma duman oluyor.
Çok ağlıyor onun arkasından.
Hatta onun arkasından demiş ki başını göğsüne yaslayıp kalp atışlarını dinlediğinde işte bir adamı ancak böyle tanıyabilirsin.
Kalbi senin için çarptığında demiş.
Ve adamın ardından Merlin Monroe birkaç gün sonra Hap içiyor, intihar etmeye kalkışıyor ve ölmek üzereyken oyuncu koçu tarafından bulunuyor Merlin ve kurtarılıyor.
Yani adamı sevmiş gördüğünüz gibi.
Ve 26 yaşına geldiğinde de Joe DiMaggio ile tanışıyor.
Ve bu adam çok kıskanç, çok evcimen bir kadın arıyor kendisine.
İşte yemek pişirsin, çocuk baksın, evi temizlesin.
Böyle bir kadın arıyor ve Merlin'e diyor ki işi bırak.
Merlin Monroe'ya diyor işi bırak diye.
O sıralarda Merlin Monroe Erkekler Sarışın Sever filminde böyle esip gürlüyor.
Yani o şarkı söylediği sahne var ya hatta bu yapımın en görkemli ve en pahalı sahnesidir o.
Bayılıyorum oradaki haline.
Ve 1953'lere geldiğimizde Merlin artık korkunç bir şöhrete ulaşıyor.
Ama şöyle bir durum var artık aptal sarışına oynamak istemediğini fark ediyor.
Başka roller de istiyor yapımcılardan ama vermiyorlar.
Yani ısrarla sen aptal sarışın olacaksın diyorlar.
O da bunu istemiyor. 1954'te Dimacho ile evleniyor.
Ve evlendiği zaman Dimacho'ya diyor ki senden önce ölürsem mezarıma lütfen her hafta çiçek bırakacağına yemin et diyor Dimacho'ya.
Daha sonra buraya tekrar döneceğiz.
Neyse balayına gidiyorlar ama balayı dönüşü Merlin'in parmağının kırık olduğunu fark ediyor gazeteciler.
İşte bunu sorguluyorlar acaba neden falan diye.
O da bir şeyler uyduruyor. Evet aklınıza gelen şey.
Ve Merlin balayındayken bile çalışmaya devam ediyor.
Hatta Kore'ye gidiyor askerlere işte şarkı söylemek için.
Burada bir parantez açacağım.
Ayla filmimiz vardı ya izleyenler için çok ağlatmıştır o film beni.
Orada hatırlıyorsanız Merlin Monroe'lu bir sahne vardı.
Kore'deki askerlere şarkı söyledi.
İşte o sahneler balayındayken aslında.
Bir de Dimacho ile evlendiği sırada bu hani Yaz Bekarı diye bir filmi var ya.
Merlin'in bu işte üstünde beyaz bir elbise var.
Alttan böyle rüzgar vuruyor.
Etekler uçuyor. Meşhur en meşhur sahnesi odur zaten.
O sahnenin de hikayesini anlatayım.
Gece birde çekiliyor sahne ve Merlin'in o çok kuvvetli projektör ışığından dolayı iç çamaşırından bütün içinde ne varsa her şey görünüyor.
Ve eşi de orada o sırada onu izliyor.
Eşinin dışında böyle bayağı sokakta 100-200 kişi diziliyor.
Merlin Monroe'nun o kalkan eteklerini izliyorlar.
Eşi de deliriyor bunu gördükten sonra.
Otel odasına gidiyorlar ve Merlin Monroe'yu sabaha kadar dövüyor.
Her yeri mosmor oluyor Merlin Monroe'nun.
Ve sevdiği halde bunu hazmedemeyip DiMaggio'dan ayrılma kararı alıyor.
Fakat henüz boşanmadan Frank Sinatra'nın evine taşınıyor.
Yanlış duymadınız Frank Sinatra dedim.
Ve bu arada Merlin'in şöyle bir huyu var.
Çırılçıplak dolaşıyor evde.
Kadının huyu bu. Ve sonra aralarında cinsel bir birliktelik yaşanıyor Frank Sinatra ile.
Ama adam eski eşini o kadar seviyor ki unutamamış.
O yüzden aşk yok. Sadece cinsel bir birliktelikleri var Merlin molluğuyla.
Marilyn Monroe daha boşanmadan iki ilişki yaşıyor ve daha sonra boşanıyor Dimash'la.
1955'e geldiğimizde de Arthur Miller'la bir ilişkisi başlıyor.
Arthur Miller ünlü bir oyun yazarı.
Tipi böyle sıradan ama çok zeki bir adam ve aralarında 10 yaş var.
Arthur solcu bu arada ve FBI de peşinde ve o dönem böyle soğuk savaş dönemi olduğu için.
Amerika'da böyle korkunç bir komünizm paranoyası var biliyorsunuz ve Merlin de FBI tarafından araştırılıyor ve bu adam sonrası araştırmalar başlanmış Merlin'in üzerinde.
Arthur Miller evli karısından boşanıyor ve Merlin'le evleniyor ve Merlin günlük hayatta böyle o kadar da güzel değilmiş.
Yani Arthur Miller bunu öyle ifade ediyor.
Hatta Merlin adamın günlüğünü buluyor.
Ve orada şöyle ifadeler yazmış Arthur Miller.
Kadın değil yani çocuk gibi demiş Merlin Monroe.
Hiç de ki değil demiş. Evlenmekte çok acele ettim demiş.
Hatta ona acıyorum demiş.
Hatta sürtük demiş Merlin Monroe için.
Ve adam günlüğünü de saklamamış.
Böyle öylece ortaya koymuş.
Ve Merlin bunları okuduktan sonra özgüveni yerle bir oluyor.
Ama boşanmıyor enteresan bir şekilde.
Ama 1957'de artık bir psikolojik destek alma durumunda kalıyor ve Anna Freud'u tavsiye ediyorlar.
Sigmund Freud'un kızı Anna Freud'dan bahsediyorum.
Yani onun ekolünden birileriyle çalıştıyorlar.
O da öyle yapıyor ve haftanın 5 günü çocukluğuna iniyorlar Merlin'in ve bu onu gerçekten mahvediyor.
Bir travmanız var ve sürekli sürekli sürekli oraya döndüğünüzü düşünün.
Aslında Merlin'i delirten detaylardan birisi de buydu bence.
Ve o sıralar Arthur'dan hamile kalıyor.
Çocuk istiyor deliler gibi ama bu hamilelik maalesef dış.
Gebelik ve çocuk düşüyor.
Daha sonra depresyona giriyor.
Ve depresyonla geçen bir sene evliliğinde asla mutlu değil.
Fakat ısrarla devam ediyor.
Çünkü el alem ne der diye düşünüyor.
Ve mutsuzluktan o sıralar 9 kilo alıyor Merlin.
Sürekli içiyor. Hap içiyor.
Alkolik olmuş artık.
Ve 1958'de setlere geri dönüyor.
Ama artık özgüven diye bir şey yok.
Sahneleri defalarca tekrar ettiriyor.
Defalarca ağlıyor.
Rolünü unutuyor. Sete sürekli geç gidiyor.
Sürekli alkol alıyor.
Artık bitik bir durumda.
Ve daha sonra bazıları sıcak sever diye bir filmi var biliyorsunuz.
Çok büyük bir hasılat yapmıştır o film.
Hatta en komik filmlerin arasına girmiştir.
100 filmden birinci oldu düşünebiliyor musunuz?
1958'de tekrar bir gebelik geçiriyor Merlin.
Fakat aşırı dozda ilaç kullandığı için çocuk maalesef düşüyor.
Ve Merlin o ara eşini aldatıyor ve manşetlere düşüyor.
İyice psikolojisi bozuluyor ve daha sonra psikiyatristini değiştiriyor.
Ve Ralph Grinson diye biriyle çalışmaya başlıyor.
Belgesel izleyenler zaten bu adamı hatırlamışlardır.
Daha sonra Kennedy'lerle tanışıyor.
İşte hayatının dönüm noktası diyebilirim 1950'ler.
Öncelikle Kennedy'lerin kız kardeşiyle samimi oluyor ismi Pat.
Ve Pat'in eşi var Peter.
Merlin onunla da birliktelik yaşamış.
Enteresan bir ilişkiler yumağı.
1960'da da Pat'in abisi John Kennedy ile tanışıyor.
Ve adam evli. Başkanlık seçimi var önünde.
Hala Arthur'la evliliği devam ediyor bu arada Merlin'in.
Fakat bu sırada çok ağır bir bunalım da geçiriyor.
Hastaneye kaldırılıyor. Yine doz aşımı yapmış ilaç ve içkiyle.
O sırada söylediği bir söz var çok ilgimi çekmişti.
Diyordu ki hayatım boyunca Merlin Monroe taklidi yaptım.
Bence psikolojisinin bozulmasının alt yapısında biraz bu da var diye düşünüyorum.
1961'de boşanıyor. Tekrar bir intihara meyili oluyor o dönem içerisinde.
Ve doktoru artık baş edemiyor.
Seni diyor hastaneye yatırmak durumundayız.
New York hastanesine yatırılıyor.
O gece zorla camları kırıyor.
Bileklerini kesmeye kalkışıyor.
Deli gömleği giydiriyorlar Marilyn Monroe'ya.
Ve annesi haberlerde onu o şekilde görünce kadın o gece bileklerini kesiyor.
İkisi de o sırada hastanede.
Bu da çok trajik bence.
Hastaneden çıkıyor ve ne yapacağını şaşırıyor bir bunalımda.
Joe DiMaggio'ya geri dönüyor.
Eski kocası var ya. Bu arada DiMaggio çok aşırı derecede kıskanç ve çok cimri.
bir adammış. Yani boşanma sebepleri de bu.
Ve Frank Sinatra ile tabii yeniden görüşüyorlar o sırada.
Ve ilerleyen zamanlarda da doktoru diyor ki bu kadın paranoid şizofreni sınırında.
Yani buna teşhisler bunu gösteriyor diyor.
Zaten şizofren olduğunu söyleyen çok da doktor var.
Zaten bir de şu var 1950'lerde ilaca başlamış Marilyn Monroe ama tedavisine başlamış ama kilo yapan ilaçlar olduğu için içmiyor bunları.
Sırf hani güzelliğin bozulacak diye ilaçlarını kullanmıyor.
Öldüğü zaman komodinin üzerinde 15 tane ilaç kutusu varmış.
zaten. Ve son zamanlarda o kadar ilaç bağımlısı olmuş ki böyle susuz bir şekilde hapları yutmaya başlamış.
Netflix'teki belgeselde hatırlarsanız bir doktordan bahsediyorlardı sürekli.
Hatta onun ailesiyle röportajlar yapılıyordu.
Dr. Grinson. Mesela bu kitapta Dr.
Grinson'ın böyle pek de sevilmediği söyleniyor.
Çünkü hani hatırlarsanız Marilyn Monroe öldüğünde yanında bir hemşire vardı ya.
O hemşireyi bu adam yerleştiriyor ve bu kadının casus olduğunu düşünüyorlar.
Hatta Grinson'ın casusu diyenler de var.
Kadın acayip derecede suratsızmış işte ve böyle misafirler geldiğinde Marilyn'in arkadaşları.
Resmen böyle hani kovar gibi davranıyormuş.
İşte Marilyn'e soğukmuş acayip derecede soğuk bir kadınmış.
Ve böyle hemşirelik konusunda da çok iyi biri değilmiş.
Diyorlar ki neden böyle bir kadın?
Kadını Merlin'in yanına layık görüp de yerleştirdi diye düşünüyorlar.
Olabilir mi casus?
Olabilir. Çünkü kadının böyle her adamını izliyormuş Merlin'in.
Ve dediğim gibi hiç de sevilmeyen birisiymiş.
Şimdi Kennedy'lere geçecek olursak ki bence o belgeselde en iyi aktarılan kısımlardan birisi Kennedy'lerdi.
Bu belgeselden de böyle biraz izlenimlerinden bahsedeyim.
Orada bir röportajda diyor ya mutlu olmaya hiç alışkın değilim.
Mutluluk gibi bir beklentim bile yoktu diyor Marilyn Monroe.
O biraz böyle üzmüştü beni.
Yani o kadar hayattan umudu yok ki aslında ve ihtiyacı olan tek şeyin bir aile olduğunu gördüm o belgeseli izleyince.
Ki zaten hayat hikayesinden de bu tablo ortaya çıkıyor.
Bir de bu Grinson dediğimiz psikolog hayatında çok önemli bir rol oynuyor.
Onun da Merlin için koymuş olduğu teşhis de benim çok enteresan gelmişti bana.
Yetimlerin hissetmiş olduğu bir reddedilmişlik var dedi.
Yetim kızların özellikle hissettiği bir reddedilmişlik duygusu var dedi.
Olabilir mi? Olabilir ki benim düşüncelerim ve izlenimim şu.
Merlin sürekli gülümsüyor.
Sürekli insanları etkilemek için böyle yüzünde bir maskeyle dolaşıyormuş gibi bir şey var onda.
Ve erkeklerle konuşurken böyle sürekli seksi, böyle sürekli şuh gülümsemeden.
Şuh bir ses donu. Sanki o değil, o olmadığı birini oynuyor gibi geliyordu bana.
Ki zaten o sözü görünce de emin oldum.
Yani böyle sevilmek için yaptığı şeyler bunlar.
Seksi olmalıyım, çok güzel giyinmeliyim, sürekli gülümsemeliyim gibi bir şey var Merlin Monroe'da.
Bir de hani az önce yetimlerin hissetmiş olduğu bir reddedilmişlik demişti ya psikolog.
Onu da biraz açmak istiyorum. Şöyle ki bir keresinde Merlin Monroe diyor ki kimse beni sevmiyor.
Yaptığım her şey buhka sarıyor.
Hiç kimsem yok, kimsesizim.
Bu da aslında o durumunu açıklıyor.
Milyonlar seni sevse de sen kendini sevmiyorsun, kendini yetersiz hissediyorsun, yetim hissediyorsun hala, kimsesiz hissediyorsun.
Halbuki seni milyonlar seviyor.
Gerçekten bunun bir önemi yok.
Hani bir padişah hikayesi vardır ya, padişah diyor ki işte en istediğim şey bu hayatta samimi candan bir gönül ilişkisi, bir arkadaşımın olması diyor.
Oradaki yanındakiler de diyorlar ki tebaanız var, biz varız padişahım, emret buyur.
O da diyor ki siz benden korktuğunuz için bana saygı duyuyorsunuz ve beni sevmiş gibi davranıyorsunuz.
Ben beni ben olduğum için sevecek birini istiyorum diyor.
Aslında bu çok acı bir şey biliyor musunuz?
Yani her şeyiniz var. Düşünsenize padişahsınız böyle ama gerçek sevgiden yoksun olmak bence...
Çok büyük bir fakirlik ya o yüzden ünlü olmak benim için çok korkunç bir şey.
Asla istemem ünlü olmak çünkü özgürlüğünün kaybolması demek bir yerde ve insanların seni sen olduğun için değil de ünlü olduğun için sevmesi bence bu bilmiyorum ya çok can yakıcı bir şey ve Merlin belki Norman
'ın sevilmesini istedi, Norman'ın görülmesini istedi.
Gerçekten hayatında değer verdiği insanlar tarafından ama hep Merlin olarak sevildi ve takdir edildi.
Bir de bu belgeselde çok çarpıcı bir kısım vardı hiç aklımdan çıkmıyor.
Geçen arkadaşımla buluştuk. Dedim ki Freud kalksın mezarından.
Bunu açıklasın. Her şeyden iyi Freud açıklıyorsa alışmışız.
Şöyle bir yerde diyor ki Marilyn Monroe işte herkes hayatta en çok istediği şeyi söylüyor.
Böyle şişe çevirmece gibi bir şey oynuyorlar herhalde.
O da diyor ki siyah bir peruk takıp bir bardağı babamı tavlayıp onu yatağa atmak isterdim.
Ve ona kızınla sevişmek nasıl bir duygu diye sormak isterdim demiş.
Bu ne ya şok oldum.
O yüzden hani Freud açıklasın dedim.
Bir de aklıma gelmişken hani aptal sarışın diye bir tabi.
biri var. Hiç hoşlanmıyorum bundan.
Sarışınlıkla aptallığına alakası var.
Bence şu alakası olabilir.
Merlin Monroe hani ilk oyunculardan ve ilk sarışınlardan birisi.
Ve hep aptal rollerini oynadığı için hatta Erkekler Sarışın Sever diye de bir filmi var.
Aptal sarışın bence oradan geliyor.
Yani Merlin'in üzerimize yapıştırdığı bir şey diye düşünüyorum.
Halbuki Merlin Monroe'nun IQ'su korkunç yüksek.
Çok zeki bir kadın. Ama onu aptal sarışın zannedenler aslında arkasındaki o zekayı göremediler.
Buna da Sven sendromu deniliyormuş.
Kennedy'lere geri dönecek olursam 1950'li yıllar boyunca Kennedy'ler onun hayatına girip girip çıkmış zaten.
1961 Ocak'ta da Arthur Miller'dan boşanıyor.
Tam da başkanın göreve başladığı gün 20 Ocak 1961 enteresan.
Bu arada Kennedy'ler diyorum.
Çünkü Kennedy'lerin ikisiyle de Marilyn Monroe'nun ilişkisi var.
Hem de aynı anda ve 1961 yılında Malibu'da bir evde buluşuyorlar.
Buluştukları ev de Frank Sinatra'nın arkadaşının evi.
Hatta bu adam onlara hep böyle ünlü isimleri ayarlayan kişiymiş.
Bir de belgeselde çok şaşırdığım bir şey şuydu.
Kennedy'ler eşleri de evdeyken Marilyn Monroe ile odaya geçiyorlarmış.
Ve hatta eşlerinin önünde Marilyn'in göğüslerine falan dokunuyorlarmış.
Bu nasıl bir eşse artık. Ve zaten Kennedy'lerin babası da aynı onlar gibiymiş.
Çok kadınla beraber. olan oğlum diyen bir adam Joe Kennedy.
Merlin hem Bobby Kennedy ile hem de John Kennedy ile birlikte oluyor cinsel olarak.
Üstelik aynı zaman dilimlerinde.
Bir de Kennedy'lerin bir can düşmanı var.
Bu adam da siyasetçi ve aynı zamanda bir mafya lideri.
Böyle karanlık işler yapan bir tip.
Jimmy Hoffa diye birisi. Ve Merlin'le Kennedy'lerin ifşa olmasını istiyor.
Özellikle siyasetçi olduğu için.
Ve özel dedektif tutuyor.
O eve de dinleme cihazı koyuyor.
Hatta yetmiyor Merlin'in evine de cihaz koyduruyor.
Bu koydurduğu dinleme cihazı yani böcek öyle bir böcek ki 8 kilometre öteden bile dinleyebiliyor adamlar.
Ve o esnada şunu fark ediyorlar.
İşte yazlık evde Merlin ve Jack'in kayıtları var.
Defalarca cinsel birlikteliklerini kanıtlayan kayıtlar var.
Bobby de bu arada defalarca geliyor bu eve.
Sadece böcek olayı da değil FBI de peşinde Merlin Monroe'nun.
Hatta bu gazeteci FBI'in kayıtlarına ulaşıyor.
Merlin'le ilgili neler yazmışlar çizmişler diye.
Merlin Monroe için bayağı böyle komünist yazmışlar ki neden?
Çünkü zaten Soğuk Savaş dönemi, Amerika-Sovyetler bitmek bilmeyen anlaşmazlıklar, nükleer savaş tehditi, komünistlerin dünya hakimiyeti planları, Amerika çok sarsılmış bir durumda zaten.
Merlin'in de peşine düşüyor FBI ve hatta 1962'de FBI'in bir belgesi var.
Burada Meksika gezisi sırasında Merlin'in Amerikalı komünistlerle ve hatta solcularla zaman geçirdiğini yazmışlar.
Ve Amerika'dan kovulan insanlar bunlar.
Daha da ileri götüreyim.
Komünist Amerikalı sürgünlerle görüşme yapmış Merlin bilmiyorum doğruysa ve burada da Bobby Kennedy ile yaptığı siyasi konuşmaları aktarmış.
Yani Merlin komünist olarak yaftalanmış insanlarla görüşüyor ve bunların arasında Fidel Castro'nun adamları da var.
Onlarla da temasta olduğunu söylüyor FBI bilemem doğru mu.
Ölümüne doğru gidecek olursak artık 5 Ağustos 1962'de henüz 36 yaşındayken Marilyn Monroe öldü biliyorsunuz.
Ve burada şöyle bir şey vardı.
Kennedy'leri sürekli rahatsız ettiğini, Marilyn Monroe'nun işte Beyaz Sarayı aradığını ve artık bizi arama denildiğini, bundan dolayı gururunun çok kırıldığını söylüyordu belgeselde.
Ve ölmeden önce zaten çok kötü bir durumda uyku haplarıyla alkolü karıştırıp içmeye başlıyor artık.
Ama hala üzerinde uzlaşılamamış bir şey var.
O da Marilyn Monroe öldürüldü mü?
Yoksa intihar mı etti?
Şimdi o güne gidecek olursak evdeki o yardımcı hemşire var ya Merlin Monroe yatakta ölü buluyor ve elinde fişi çekilmiş bir telefon tutuyormuş.
Yatağının yanında da bir sürü uyku apı kutusu buluyorlar.
O yüzden de intihar ettiği düşünülüyor ve fakat not bırakmamış.
Adli tıpta diyor ki aşırı dozda ilaç kullandığı için öldü.
İntihar olabilir demişler.
Şimdi bu hikayenin herkes tarafından bilinen bir versiyonu var.
Buna Hollywood versiyonu diyoruz.
Buna göre Dr. Grinson ve evdeki Muray var ya onların ifadesi neyse o.
Onu biliyor herkes. Onların ifadesine göre bu bir intihar ama burası da çelişkili.
Şöyle ki o bayan Muray'a göre 4 Ağustos çarşamba günü hayatının son günü yani Merlin'in yatak odasına gidiyor ve kapıyı kapatıyor.
Ve hizmetçi gece 3 gibi uyandığı zaman bir bakıyor ışık hala açık bunu fark ediyor ama kapı kilitli.
Çok endişeleniyor psikiyatrist.
At least arıyor yani Greenson'ı arkadaşını arıyor.
O da kalkıyor. Merlin'in evine geliyor.
Pencereden bakıyor ve onun böyle yüzüstü yattığını görüyor.
Bir şey yapamıyor tabii o sırada.
Camı kırıyor. İçeri giriyor.
Ve bir bakıyor Merlin Monroe ölmüş.
Bu olay böyle. Polis kayıtlarına göre bu saat 04.25.
Yani 04.25'te polisi arıyorlar.
Ama şöyle ki bu gazeteci bunları araştırıyor.
Hayır diyor olay böyle olmadı.
Merlin'in halkla ilişkiler sorumlusu var Arthur diye birisi.
Ve onun bir eşi var Natalie diye.
Onlarla görüşüyor. Düştüğü zaman ortaya şöyle bir tablo çıkıyor.
Şöyle ki Natalie diyor ki gazeteciye ben o gece eşimle bir konsere gitmiştim.
Yanımıza hiç tanımadığımız biri geldi ve bizi işte eşime bir şeyler söyledi ve apar topar oradan ayrıldık diyor.
Haberi ne zaman duydunuz diyor gazeteci kadına.
O da diyor ki saat böyle gece on buçuk civarıydı diyor.
Ne gece yani on buçuk nerede saat sabaha karşı dört yirmi beş nerede.
Çelişkiler çelişkiler sonra kadın evine gidiyor.
Kocası da Merlin'e koşuyor hemen.
E burada bir çelişki yok mu?
Hani evdeki o hemşire Muray hemen psikoloğu aramıştı Grinson'u.
Hani o da gece koşarak oraya gitmiş de camı kırmıştı ve saat 3.30'da Merlin'in ölüsünü bulmuştu.
Ve 4.25'de polisi aramışlardı.
Hani evde o hemşireden başka hiç kimse yoktu?
Yalan ve bu adam da bu evdeymiş o sırada halkla ilişkiler müdürü ve karısı diyor ki adamın karısı kocam her şeyi gizlemek zorunda kaldı ama size nedenini söyleyemem çünkü kocam artık hayatlı değil dedi.
Ve bu adamın görevi zaten basını uzak tutmaktı Merlin'den halkla ilişkiler müdürünü ve gerçeği herkesten sakladık diyor.
Yani olaya bakar mısınız Merlin Monroe aslında gece yarısından önce ölmüş orada bir çelişki var.
Bir de şöyle bir şey oluyor gece 11'den saat 3'e kadar bir boşluk var ya o evde neler olduğunu bilmiyoruz.
Ambulans görevlisinin savcıyla iletişime geçtiğini öğreniyor bu gazeteci.
Sonra ambulanstaki adama ulaşıyor ve bütün resmi raporlarda Merlin'in evde öldüğü yazıyor ya ama ambulansta çalışan adam diyor ki hayır ölmedi komadaydı diyor biz gittiğimizde Merlin yaşıyordu diyor.
Ve bu durumu doğrulayan 7 kişi daha buluyor gazeteci.
Herkes diyor ki biz gittiğimizde Merlin hayattaydı komadaydı biz onu ambulansa koyduk diyor.
Ve Merlin öldükten sonra 1964'te hani o Grinson dediğim adam var ya onun oğlu diyor ki evet ambulansta öldü ve biz onu eve geri götürdük.
Ve Grinson da o sırada yani babam ambulanstaydı diyor.
Merlin ölmeden önce hatta Beyaz Sarayı aramış.
John'a bu bu şikayet etmiş.
Kardeşini başımdan al hepinizden nefret ediyorum falan demiş.
Ve kendini böyle bir et parçası gibi kullanılmış öyle bir şey hissetmiş.
Ve Bobby'e demiş ki benden uzak dur hayatımdan uzak dur demiş.
Çok kötü tartışmışlar ve Bob'a aşık olduğunu söylüyorlar Merlin'i tanıyanlar.
Ama daha sonra ondan soğumuş çünkü kullanıldığını hissetmiş.
Bir de şöyle bir detay var Merlin'in evindeki hemşire var dedim ya hiç kimsenin sevmediği Bayan Muray.
O diyor ki Kennedy Merlin'in öldüğü gün Öğlen evdeydi diyor.
Bunu söylemiş. Ama sonra aralarında çok büyük bir tartışma çıktı.
Ve Kennedy'nin korumaları olaya müdahale ettiler diyor.
Ki zaten Kennedy'ler bu işi kapatmak için her şeyi yapmışlar.
Ama şöyle bir olay oluyor.
Şeytan ayrıntıda gizlidir.
Bir muhabir o sırada bir detay yakalıyor.
Olaya bir helikopterin dahil olduğunu öğrenmiş.
Ve pilotuna ulaşıyor bu helikopteri.
Ve kayıtlarda Kennedy'nin San Francisco'ya giden bir uçuşla götürüldüğü tespit ediyor.
Saat böyle gece. 2-3 gibi tam Merlin'in öldüğü denildiği zamanlar.
Ve Kennedy bu olay yakalandıktan sonra bu haberi yapmasan iyi olur diyor.
Yani bir tehdit de var işin içerisinde.
Ve Merlin'in ölü bulunmasından sonraki saatlerde evinde böyle Kennedy'leri riske atacak ne varsa temizlenmiş.
Ve Bobby Kennedy o gün oradaymış dediğim gibi çok büyük bir kavga ediyorlar.
Ve adamı şehirden çıkarıp uzak bir yere götürüyorlar.
Neden? Ve 1982'ye baktığımızda Los Angeles savcısı diyor ki artık hani kazan...
kendini öldürmüş ve bu dosyayı kapatalım diyor.
Bu dosya kapanmış ama kapanmayan bir aşk dosyası var.
Marilyn Monroe'nun mezarına tam 20 sene boyunca haftada 3 kez kırmızı güller yollayan bir adam vardı.
Joe DiMaggio ikinci eşi ve Marilyn'in belki de bu hayatta gerçekten aşık olduğu tek adam oymuş ve ona şiddet uyguladığı için kendini asla affetmemiş DiMaggio.
Merlin'den sonra kesinlikle bir daha evlenmemiş ve 2000 yılında ölüm döşeğindeyken neredeyse son nefesinde demiş ki Merlin'i tekrar göreceğim.
Bu bölümü sonlandırırken sizlere de sormak istediğim bir soru var.
Sizce Marilyn Monroe intihar mı etti yoksa bir cinayete kurban mı gitti?
Cevap vermek istiyorum Merve diyenler için aşağıya Instagram adresini bırakıyor olacağım ve aşağıda Cambly'nin muhteşem indirimlerinden faydalanmak isteyenler için bir kod da olacak.
İyi ki doğdun Marilyn diyerek bu bölümü kapatıyorum ve onun muhteşem sesiyle sizleri uğurluyorum.
Haftaya tekrar görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Hoşçakalın bay bay. Sınırlı
sayıda kişi için geçerli bu büyük indirimi kaçırmayın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
