
Yapay zekâ destekli Samsung BESPOKE AI beyaz eşyalarla tanışın!
Akıllı cihazlar sayesinde eviniz daha zeki, hayatınız daha kolay.
Tüm beyaz eşyaları tek yerden yöneten SmartThings* uygulaması ile hem evde hem dışarıda kontrol sizde. Beyaz eşyalarınız birbiriyle haberleşir, sizi tanır ve alışkanlıklarınıza göre senaryoları otomatik olarak devreye alır. Uzaktan kontrol ve Knox güvenliği sayesinde verileriniz daima korunur.
https://www.samsung.com/tr/home-appliances/bespoke-home/
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Yeni çıkan kitabım “Kendimi Nasıl İyileştiririm?”i almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Bu bölüm "Samsung" hakkında reklam içerir
Transkript
Samsung Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Arkadaşlar, bugün size dünyaca ünlü bir liderlik uzmanı olan, aynı zamanda yazar, konuşmacı, eğitmen, koç John Calvin Maxwell'in 21 liderlik yasasından bahsedeceğim.
Kendisi pek çok politikacıyı ve tanınmış yöneticiyi eğitmiş, çok önemli bir eğitmen, koç.
Kitapları 20 milyondan fazla satmış ve New York Times'ın en çok satanlarına girmiş.
Bu 21 liderlik yasası aslında onun seneler içindeki deneyimlerine dayanıyor arkadaşlar.
Bu deneyimlerden süzerek oluşturmuş olduğu değerli bilgiler.
Yani yıllar boyunca liderlik hakkında her ne öğrendiyse hepsini 21 yasa halinde bize anlatmış.
Ben de bugün bu deneyimlerini işte onun bu tecrübelerini size aktaracağım.
Şimdi başlamadan önce arkadaşlar 4 önemli maddeden bahsetmek istiyorum.
Birincisi şu. Bu yasaları pratikte biz de öğrenebiliriz ve uygulayabiliriz.
İkincisi yasaları tek tek ele alabilirsiniz.
Çünkü her yasa birbirini tamamlıyor.
Evet ama birini öğrenmek için bir başkasına ihtiyacınız yok.
Üçüncüsü yasaları siz önemseyip siz uymazsanız insanlara liderlik edemezsiniz.
Yani hiç kimse sizi izlemez demiş Maxwell.
Dördüncüsü de eğer bunları öğrendiyseniz bir zahmet hayata geçirin diyor.
Hadi o zaman başlayalım. Şimdi bu konu neden önemli?
Çünkü bir grup insan bir araya geldiğinde onları ileri taşıyan şey nedir arkadaşlar?
Liderliktir değil mi? Çünkü liderlik sadece bir pozisyon değil, aynı zamanda bir etki alanıdır.
Bakın etki alanıdır diyorum.
Lider sadece yöneten kişi değildir değil mi?
Aynı zamanda ilham veren kişidir.
Ve şunu da biliyoruz ki dünya sadece fikirlerle değişmedi.
O fikirlere inanan, onların arkasında duran liderler sayesinde değişti.
Bakınız Atatürk fazla söze gerek yok.
Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük lideri canım Atam.
Onun liderliğine zaten ayrı bir bölüm çekmem gerekiyor.
Şimdi arkadaşlar John Calvin Maxwell'in 21 liderlik yasasına şöyle bir bakacak olursak.
Birinci yasayla başlayalım.
Geniş ufuk yasası. Yani arkadaşlar geniş ufuk yasası şu.
Liderlik yeteneği bir kişinin etkinlik düzeyini belirler.
Şimdi Maxwell diyor ki bir bireyin yönlendirme yeteneğinin düşük olması.
onun potansiyeli üzerindeki etiketinin de düşük olması anlamına gelir.
Çünkü liderlik yeteneği nihayetinde bir organizasyonu yönlendirme, ilham verme, karar alma ve insanları etkileme kapasitesidir.
Bakın liderlik yeteneği insanları etkileme kapasitesidir.
Bir organizasyonu yönlendirebilmektir, ilham vermektir, karar almaktır.
Eğer bu zayıfsa, insanların etkileme kapasiteniz zayıfsa, Diğer becerileriniz yani bilginiz, deneyiminiz, teknik yetenekleriniz falan bunların etkisi de sınırlı kalacaktır.
Yani arkadaşlar liderlik yükseldikçe etkinlik artar.
Mesela diyelim ki benim liderlik oranım 8.
Bu durumda etkinliğim asla 7'yi geçemez.
Maxwell diyor ki ben başarının hemen hemen herkesin ulaşabileceği bir yakınlıkta olduğuna inanıyorum.
Ancak liderlik yeteneği olmadan...
Kişisel başarının yalnızca sınırlı bir etkinlik sağlayacağına da inanırım.
Ne kadar yükseğe tırmanmak isterseniz o kadar fazla liderliğe gereksinim duyarsınız.
Altını çizerim. Ne kadar yükseğe tırmanmak istiyorsanız o kadar fazla liderliğe ihtiyacınız var.
Ne kadar etki yapmak istiyorsanız ihtiyacınız olan liderlik düzeyi de o denli artar diyor.
Şimdi bir düşünün arkadaşlar bir ülke çok kötü bir durumda ve insanlar ilk başta neyin değişmesini ister böyle bir durumda?
En baştaki kişinin değil mi?
Yani lider olarak adil ettiğimiz kişinin değişmesini isteriz.
Ya da bir futbol takımı üst üste yeniliyorsa, ligden düşüyorsa değil mi?
Taraftar kimin değişmesini ister?
Hani ilk başta futbolcularının mı değişmesini ister yoksa teknik direktörü mü?
Ya da bir şirket para kaybettiği zaman yeni bir CEO atanır değil mi arkadaşlar?
Bakın hep en baştaki kişi hedefleniyor.
O yüzden organizasyonun yönü ve çapı için de aynı şey geçerli.
Yine en baştaki kişi önemli demek istiyorum.
Organizasyonun ki bu ülke yönetiminden tutun işte spor takımı olur ne bileyim futbol kulübü olur.
Yani her şekilde arkadaşlar yönetime kadar bir şeyin yönünü değiştirmek için lideri değiştiriyor insanlar.
Bir futbol takımını başarıya taşıyan şey nedir?
Antrenör ve birkaç kilit oyuncu vardır değil mi?
Bunlar tarafından sağlanan liderlik fark yaratır.
İşte bu geniş ufuk yasası arkadaşlar.
Mesela şöyle düşünün işte orkestradaki tüm müzisyenler çok iyi şekilde kendi enstrümanlarına hakimler tamam mı?
Ama orkestra şefi yoksa bir düşünsenize ne kadar kakofonik sesler çıkardı mı her telden çalarlar.
İşte şef buranın lideridir.
Ya da Atatürk'ün emri altında binlerce vatansever, fedakar, güçlü asker vardı ama Atatürk onları bir milli ülkü altında birleştirmeseydi zafere varabilir miydik
soruyorum sizlere. Yani en başta dediğim gibi liderlik yeteneği kişinin etkinliğini ve kuruluşu üzerindeki potansiyel etki düzeyini belirliyor arkadaşlar.
Mesela bu geniş ufuk yasasına bir örnek vermek istiyorum.
Dünyaca ünlü çok ünlü bir hamburgerci var eskilerden böyle en meşhuru anladınız siz.
O hamburgerciyi kuran iki kardeşti arkadaşlar.
En başta işte 1937 yılında Kaliforniya'da bir restoran açıyor bu iki kardeş.
Arabaya servis hizmeti veriyorlar.
Sonra 1948 yılında restoran işlerinde bir takım değişiklikler yapmaya karar veriyorlar.
İşte diyorlar ki arabaya servisi kaldıralım.
Hani müşteri yürüsün, içeri girsin, ayakta bir şekilde servis verelim onlara.
Sonra menüde çok fazla çeşit varmış.
Bunu da düşürüyorlar arkadaşlar.
Diyorlar ki en iyi bildiğimiz şey yapalım.
Hani hamburger yapalım. Sonra işte porselen kullanıyorlarmış, cam kullanıyorlarmış.
Bunun yerine işte kağıda geçiyorlar.
Kağıt bardağı, kağıt tabağı geçiriyor.
Yani baktığınız zaman ne yapıyorlar aslında?
Masrafları düşürüyorlar, ücretleri.
Ondan sonra hızlı servise geçiyorlar.
Ve 1952 yılına geldiklerinde diyorlar ki biz bu konsepti franchise edelim.
Ama ne oluyor? Başarısız oluyorlar.
Neden başarısız oluyorlar?
Evet, bir dükkanda işler gayet güzel yürürken franchise işine gelince başaramıyorlar.
Çünkü arkadaşlar burada bir liderlik gerekiyor.
Her iki kardeşte de liderlik yeteneği yok.
Tek iyi yaptıkları şey ne?
Masraf kısma, kar arttırmak değil mi?
Hızlı sistem ama liderlik yok dediğim gibi.
Liderlik olmazsa zaten o kadar büyük bir etki alanınız olmuyor.
Derken 1954 yılında iş insanı Ray Kroc'la bağlantıya geçiyorlar ve Ray Kroc'un liderlik ufku sayesinde bugün bütün dünyada binlerce restoran var düşünün yani franchise işi alıyor yürüyor.
Şimdi anlatmaya çalıştığım tam olarak bu arkadaşlar.
Hatta size bununla ilgili bir film öneriyim aklıma gelmişken The Founder izleyin bu hikayeden bahsediyor.
Devam edelim ikinci yasaya geldik etkileme yasası arkadaşlar.
Liderliğin ölçüsü etkilemedir diyor Maxwell.
Hatta yönlendirdiğini düşünen fakat hiçbir takipçisi olmayan kişi yalnızca yürüyüşe çıkmıştır diyor.
Etkileme gücünüz olmadan kimseyi yönlendiremezsiniz arkadaşlar.
Buna da örnek olarak Lady Diana ve Rahibe Teresa'yı verebiliriz.
Her ikisi de 1997 yılının sonuna doğru hayatını kaybetti biliyorsunuz.
Biri prenseste, diğeri Nobel Barış Ödülüne sahip en yoksul insanlara hizmet etmiş bir rahibeyle çok sevilen bir rahibe.
Fakat her ikisinde etkileri çok benzerdi.
Çok yüksek bir etki güçleri vardı.
Şimdi liderlik dedik, etkilemektir dedik.
Bu noktada Lady Diana için bir lider diyebilir miyiz?
Diyebiliriz. Bakın burada ünvanların hiçbir önemi yok.
Yani birinin sadece ünvanına bakarak ona lider diyemeyiz.
Yani olay etkileyici bir ünvan değil.
Bunun altını çizerim. Gerçek bir etkiden bahsediyoruz.
Lady Diana'nın yapmış olduğu etki gibi ya da Rahibe Teresa'nın.
Bunu ünvanla ve parayla satın alamazsınız o etkiyi.
Bir de arkadaşlar liderlik hakkında 5 tane bit var.
Bunlardan birincisi şu.
Yönlendirme ve yönetmek ayrı şeyler.
Mesela liderlik insanları etkileme sanatıdır dedik.
Ama yönetim, yönetmek bunlar bir sistemin yapısını devam ettirebilmek üzerine yoğunlaşmaktır.
Karıştırmayalım. İkinci mit girişimci miti arkadaşlar.
Genelde bizler çok iyi satıcıların, çok iyi girişimcilerin bir lider olduğunu düşünmeye yatkınlığımız var.
Bu da her zaman geçerli bir şey değil.
İnsanlar sizin sattığınız bir şeyi çılgınlar gibi satın alabilir.
Evet çok da para kazanabilirsiniz buradan ama bu da size bir lider yapmıyor arkadaşlar.
Üçüncüsü ise bilgi miti.
Hani bilgi güçtür diyorlar ama çoğu insan gücün liderliğin özü olduğuna inanıyor.
Bu da doğru değil. Bilgiyle zekaya sahip olmak eşittir.
Liderlik getirecek. Böyle bir şey yok.
Öyle olsa zaten Einstein ne bileyim işte dünyaya damgasını bulmuş bilim insanları lider olurdu değil mi?
Yok kendi hallerinde insanlar.
Dördüncüsü öncü mit arkadaşlar kalabalığın önünde bulunan insanları lider zannediyoruz ya da işte birinci olmak bizi lider yapacak falan zannediyoruz onunla da alakası yok liderliğin.
Eğer arkanızda sizi takip eden size inanan insanlar yoksa o kalabalığında hiçbir önemi yok kuru kalabalık yani bu da sizi lider yapmıyor.
Beşincisi statü miti yani insanların sahip olduğu statüye göre onları lider zannediyoruz bazen bununla da alakası yok liderliğin.
Mesela gönüllü organizasyon düzenleyen insanlara bakın, liderlere bakın, onların takipçilerine bakın.
Onları hiç kimse hiçbir şeye zorlamaz.
Tamamen gönüllü olarak oradadırlar.
Liderlik de aslında böyle bir şey.
Yani etkileme gücünün özü başka insanların katılımını sağlamada yatıyor.
Özellikle de böyle gönüllü organizasyonlara bakınca bunu görüyorsunuz.
Yani sözün özü.
Başkalarını etkileyemezseniz o insanlar sizi izlemezler ve eğer sizi izlemiyorlarsa sizler birer lider değilsinizdir diyor Maxwell.
Ve arkadaşlar bir lider yalnızca yön göstermeyi değil hayatları kolaylaştıracak sistemler kurmayı da bilir.
İşte tam da bu noktada size evlerimize yeni bir liderlik vizyonu getiren bir teknolojiden söz etmek istiyorum.
Tabii ki Samsung, Bispok, Beyaz Eşya ailesi gerçekten adı gibi zeki.
Düşünsenize evinizdeki beyaz eşyalar artık sadece çalışmıyor, sizi tanıyorlar, alışkanlıklarınızı öğreniyorlar ve kendi kendine ayarlanabiliyorlar.
Üstelik hepsi birbiriyle haberleşiyor.
Buzdolabı, çamaşır makinesi, süpürge sanki bir ekip olmuşlar.
Tüm bu cihazları tek bir yerden yani SmartThings uygulamasından kontrol edebiliyorsunuz.
Üstelik evde olmanıza bile gerek yok.
Direkt telefonunuzdan her şeye hakimsiniz.
Uzaktan kontrol ve naks güvenliği sayesinde verileriniz daima korunuyor.
SmartThings üzerinden aktifleşen AI enerji modu ile Samsung beyaz eşyalar sadece gerektiği kadar enerji tüketiyor arkadaşlar.
Seçili ürünlerde %70'e varan tasarruf sağlıyor.
Çok ciddi bir enerji tasarrufu bence.
Ve Beespoke AI teknolojisi beyaz eşyaların kullanım alışkanlıklarınıza göre kendini ayarlamasını sağlıyor.
Ve her yaş grubundan kullanıcı için oldukça kolay bir yönetim sunuyor.
Mesela JetBot süpürge.
Evinizin haritasını öğrenerek odaya özel temizlik yapabiliyor.
Buzdolabı kapı açılma sıklığına göre enerji tüketimini optimize edebiliyor.
AI yıkama, çamaşır miktarı, kirlilik ve deterjan ihtiyacını analiz edebiliyor arkadaşlar.
AI Eco Bubble ise düşük sıcaklıkta derinlemesine temizlik sağlıyor.
Bu benim için gerçekten çok önemli bir özellik.
Isı pompalı BISPOK AI Laundry kombo kurutmalı çamaşır makineleri düşük sıcaklıkta kurutma ile kumaşlara zarar vermiyor, enerji kullanımını %75'e, süresini ise %60'a kadar azaltıyor.
BISPOK AI Jet Ultra süpürge 400 W gücünde motoruyla farklı zemin türünü algılıyor ve emiş gücünü otomatik olarak ayarlıyor.
Temizlik istasyonu sayesinde toz hazinesini kolayca boşaltıyor.
Tüylü dostlarımız bence JetBot'u çok sevecek çünkü JetBot'un PetCare özelliğiyle evcil hayvanlarınızı uzaktan takip edebiliyorsunuz arkadaşlar.
Beslenme saatlerini bile planlayabiliyorsunuz ve tüm bu özellikler SmartThings uyumu ve Nux güvenliğiyle destekleniyor.
Seçili Samsung buzdolabı, çamaşır ve kurutma makinelerinde bulunan kompresör ve motordaki 20 yıl dijital inverter garantisi sayesinde beyaz eşyalarınız ilk günkü performansını koruyor ve size uzun
bir süre eşlik ediyor. Ayrıca Haziran sonuna kadar iş bankasıyla anlaşmalı olan seçili Samsung bayileri ve Samsung.com'da maksimum karta özel 6 taksit kampanyasından faydalanabilirsiniz
arkadaşlar. Daha detaylı bilgi almak isteyenleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Hadi devam edelim. Gelelim 3.
yasaya. Süreç yasası arkadaşlar.
Dindarlık biliyorsunuz öyle bir günde olacak bir şey değil.
Bir sürece yayılıyor. Mesela bununla ilgili bir örnek verecek olursam.
Anne Schieber isimli bir kadın.
Çok gösterişsiz, çok mütevazı bir kadın.
Seneler seneler önce emekli olmuş 50 yıl kadar önce.
Tek başına yaşıyor. Dairesi de oldukça mütevazı bir daire.
Ve bu kadının hayatında dikkat çeken bir şey var.
Asla 5 kuruş harcamıyor.
Maaşının hayatı boyunca bakın maaşının %80'ini biriktiriyor.
Ne yeni bir kıyafet alıyor ne evini değiştiriyor.
Hiçbir şekilde hiçbir şey yapmıyor. Tabi kimse bilmiyor bu kadının ne yapmaya çalıştığını.
Ve Enşiber 1944 yılında emekli oluyor.
Ve emekli olduğunda sadece 5000 dolarla bir yatırım hesabı açıyor.
Ve düzenli olarak hisse senetlerini alıp onları elinde tutuyor.
Asla satmıyor. Sermayeye dokunmuyor.
Ve ne yapmış biliyor musunuz?
Bütün parasını vefatından hemen önce Yeşiva Üniversitesi'ne bırakmış.
Aslında amacı da buymuş. Tam 22 milyon dolar bırakıyor düşünün.
Meğer sırf bunun için senelerce bu şekilde birikim yapmış hiç harcamamış.
Yani onun başarısının sırrı yaşamının çoğunu böyle bir değer oluşturabilmek için harcaması.
İşte süreç yasası da aslında böyle bir şey.
Bir lider olmak böyle baktığınız zaman borsada başarıyla yatırım yapmak gibi bir şey.
Eğer ben bir gün içinde servet kazanma umuduyla bu işe giriyorsam büyük ihtimalle başarılı olamam değil mi arkadaşlar?
Bir de şu var başarılı liderler üzerine bir araştırma yapılıyor.
Çıkan sonuçlardan biri şu, başarılı liderler hala öğrenci.
Yani ben oldum ya gibi bir şey yok onlarda.
Hala öğrenciler, yaşam bayı öğrenciler ve öğrenmeye de devam ediyorlar.
Çünkü liderlik gelişiminin dört aşaması şunlarmış.
Birinci aşama ne istediğimi biliyorum.
İkinci aşama ne bilmediğimi biliyorum.
Üçüncü aşama gelişirim, bilirim ve ortaya çıkmaya başlarım.
Dördüncü aşama bildiklerim ne?
Basit ve akıcı bir şekilde ilerlerim.
Bakın bunlar liderlik gelişiminin dört aşaması.
Şimdi Benjamin Disraeli'nin bir sözü var.
Diyor ki, yaşamda başarının sırrı kişinin zamanı geldiği zaman hazır olmasıdır.
Bakın zamanı geldiği zaman hazır olmak.
Bu çok önemli. Hatta farkındalık defterime de bu sözü yazdım diye hatırlıyorum.
Buna örnek verecek olursak, mesela John seminerler veriyor dedim ya liderlik üzerine.
Bu seminerlerinden birine 19 yaşında Brian adında bir genç katılıyor ve o birkaç saatlik seminerde bu genç o kadar iyi dinliyor, o kadar iyi notlar alıyor ki John'un dikkatini çekmeyi başarıyor
ve John onu yanına çağırıp diyor ki sana bir sır vermek istiyorum delikanlı.
Senin diyor 20 yıl içinde çok büyük bir lider olabileceğine inanıyorum ve seni yaşam boyu liderlik öğrencisi olmaya teşvik etmek istiyorum.
Kitaplar oku, düzenli olarak ses kayıtları dinle yani zamane podcastı.
Seminerlere de katılmaya devam et.
Gerçeğin altın külçesine ya da göze çarpıcı bir söze rastladığın zaman gelecekte kullanmak üzere onu bilgi dağarcığına ekle.
Bu hiç kolay olmayacak ama 5 yıl içinde etkileme gücünün arttığını göreceksin.
10 yıl içinde seni etkin bir lider yapacak olan bir yapı geliştireceksin.
Ve 20 yıl içinde eğer hala öğrenmeye ve kendini geliştirmeye devam ediyorsan, Başkaları liderlik hakkında sana sorular sormaya başlayacak.
Ve bazıları sana hayran olacak.
Onlar birbirlerine şöyle diyecekler.
O birdenbire nasıl bu kadar çok bilgi sahibi oldu?
Brian sen büyük bir lider olabilirsin fakat bu bir gün içinde olmayacaktır.
Bunun bedelini şimdiden ödemeye başla diyor.
İşte bu süreç yasasıdır arkadaşlar.
Mesela basketbolun efsanelerinden Larry Bird.
Her sabah okula gitmeden önce 500 atış yapıyormuş.
İnanabiliyor musunuz? Sonradan sıra dışı bir serbest atış oyuncusu oldu değil mi?
Yani arkadaşlar şampiyonlar rinkte şampiyon olmazlar.
Onlar orada yalnızca tanınırlar.
Bakınız Muhammed Ali.
Kanalımda onun da bölümü var.
Mutlaka dinleyin derim. Dördüncü yasaya gelecek olursak denizcilik yasası arkadaşlar.
Nedir bu denizcilik yasası?
Herkes dümeni kullanabilir ama bir seyir haritası çıkarabilmek liderlik vasfı gerektirir değil mi?
Bunun için en güzel örnekleri dünyayı değiştiren seyahatler adlı bölümde vermiştim.
Özellikle de arkadaşlar o bölümde kutup kaşiflerinden bahsettim size ki beni çok etkilemişti o kısım.
Bence gerçek liderlik oydu arkadaşlar.
Bu yasanın özü şu.
Eğer lider olmak istiyorsanız planlama ve detaylara dikkat etmeniz gerekiyor.
Çünkü bu... Bir liderin en önemli yeteneklerinden biri arkadaşlar denizcilik yasası da bu.
Kılavuz liderler vizyon sahibi insanlardır ve varış noktalarını gayet net bir şekilde bilirler, planlamalarını yaparlar.
Engelleri de hani aşağı yukarı önden tahmin edebilirler.
Leroy Elms'ın liderlik tanımı gibi bir lider başkalarının gördüğünden daha fazlasını gören, başkalarının gördüğünden daha uzağa gören ve başkalarından çok daha önce
gören kişidir. Tam bu noktada titaniğin batışını hatırlatmak isterim.
Şimdi denizcilik yasasında bir de şunlar var.
Denizciler geçmiş deneyimlerinden öğrenir arkadaşlar.
Ve denizciler başkalarının söylediklerine de kulak verir.
Yorum yapmadan önce durumu iyice incelerler.
Şimdi gelelim beşinci yasaya.
Beşinci yasa dinletebilme yasası.
Bu ne demek? Gerçek bir lider konuştuğu zaman insanlar böyle pür dikkat dinler arkadaşlar.
Bir kalabalık ortamda insanları şöyle bir gözlemleyin.
O ortamda en çok kimin sözü dinleniyor?
Konuşulurken herkes susup full konsantre kimi dinliyor?
Muhtemelen o kişi liderdir.
Ya da biri soru sorduğu zaman herkes bir anda dönüp kime bakıyor?
Kimden cevap bekliyor? Şöyle bir dikkatle inceleyin.
Yine bu noktada basketbolun efsanelerinden Larry Bird'den bahsedeceğim arkadaşlar.
Çok çekişmeli bir basketbol maçında artık böyle son saniyelere geliniyor.
Durum oldukça kritik yani maçı ya kaybedecekler ya kazanacaklar son dakikalar.
Larry Bird takımına dönüp diyor ki tam o esnada topu bana verin diyor.
Ve herkes derhal benim yolumdan çekilsin diyor.
Antrenör de tabii diyor ki ben antrenörüm hayırdır diyecek oluyor.
Oyunu ben belirlerim diyor ama sonra Larry'e bakıyor.
Göz göze geliyorlar ve diyor ki topu ona verin ve yolundan çekilin.
Olay budur arkadaşlar. Altıncı yasaya geldik.
Sağlam zemin yasası. Sağlam zemin yasası şu.
Güven liderliğin temelidir.
Yani bu da aslında düzgün bir karakterle mümkündür arkadaşlar.
Düzgün bir karakteriniz yoksa bence lider falan da olamazsınız.
Yani olduğunuzu zannedebilirsiniz tabii ki.
John Marley diyor ki arkadaşlar hiç kimse kendi karakterinin sınırlarının ötesine tırmanamaz.
İşte sağlam zemin dediğim karakterinizde.
Yedinci yasaya gelecek olursak saygı yasası.
İnsanlar saygı duydukları liderliğe sahip olanları izler arkadaşlar.
Misal Malcolm X ki yakında bölümü gelecek.
Bence bu kısma örnek olarak verilebilecek en iyi liderlerden biriydi o.
İnsanlar birine bir birey olarak saygı gösterirse ona hayranlık duyarlar.
Bir arkadaş olarak saygı gösterirlerse onu severler ama bir lider olarak saygı gösterirlerse onu takip ederler.
Bakınız Mustafa Kemal Atatürk değil mi?
Bir asırdır onun izinden ayrılmıyoruz.
Sekizinci yasaya bakacak olursak sezgi yasası arkadaşlar.
Eski ABD başkanı Lyndon Johnson der ki odaya girdiğinizde kimin sizin yanınızda, kimin size karşı olduğunu söyleyemiyorsanız eğer politikada yeriniz yoktur.
Sezgi yasası bu arkadaşlar ve bence tüm bu liderlik yasaları için de en zor olanı.
Çünkü içgüdü ve soyut faktörlere bağlı.
Yani kısaca havayı koklama yeteneği diyebiliriz.
Dokuzuncu yasa çekim gücü yasası.
Bu da şu demek kim olduğunuz aynı zamanda kimi çektiğinizdir arkadaşlar.
Liderler genellikle kendilerine benzeyen insanları seçme eğilimindeymiş.
O yüzden lider olmak gibi bir niyetiniz varsa.
Çekmek istediğiniz kişi kimse oh hale bürünün diyor Maxwell.
Pozitif ve neşeli insanlar genelde birbirlerini çekerler.
Negatifler negatifleri çeker.
Yaşları birbirine yakın insanlar birbirini çeker.
Aynı tecrübeye sahip aynı hayat yollarından geçmiş olan insanlar da birbirine çekilmeye meyledir.
Değerleriniz aynıysa yine birbirinize çekilebilirsiniz.
Mesela Hitler'e bakacak olursanız etrafında bir tane iyi bir insan yoktu bence.
Hep böyle kendi gibileri çekmiş değil mi?
Kennedy'e baktığımız zaman hep böyle kendi gibi idealistleri yanına çekmiş.
Atatürk aynı şekilde.
Yani liderler kendilerine benzer liderleri yanlarına çekiyorlarmış genelde.
Ve Maxwell şöyle diyor.
İster inanın ister inanmayın yanınızda çalışanlar sizin isteğinizde belirlenmemiştir.
Bu... Sizin kim olduğunuzda belirlenmiş bir şeydir diyor.
Bence çok çarpıcı bir söz ve şu an aklıma podcast ile ilk başladığım zamanlarda işte ilk bölümlerimden birinde söylediğim bir şey geldi.
Diyorum ki beni benim gibiler takip etsin ve dinlesin.
Yani umarım böyle olur demişim.
Böyle bir temennim olmuş. Tam da öyle oldu arkadaşlar.
Yani bunu ben belirlediysem bilmeden bile olsa bence harika oldu.
Teşekkür ediyorum buradan. 10.
yasaya geçelim. Bağlantı yasası.
Theodor Roosevelt diyor ki arkadaşlar insanlar onlarla ne kadar ilgilendiğinizi görene kadar sizin ne bildiğinizle ilgilenmezler.
Tekrar ediyorum insanlar onlarla ne kadar ilgilendiğinizi görene kadar sizin ne bildiğinizle ilgilenmezler.
Yani insanları harekete geçirebilmek için önce ne yapmanız gerekiyor?
Onların duygularını harekete geçirmeniz lazım.
Yani kalbine hitap edeceksin ki karşı taraf seni dinlesin.
Bağlantı yasası dediği bağ yasası aslında gördüğünüz gibi.
Duygusal bağı, bağlantı.
Mesela Napolyon'un emrindeki tüm subayların isimlerini Napolyon biliyormuş.
Nerede yaşıyorlar, hangi cephede savaşmışlar, hayatları hakkında özel bilgiler bunların hepsini biliyormuş, aklında tutuyormuş.
Bu da aslında onlarla kurduğu bağı gösteriyor.
Bu da bir liderlik vasfı dediğim gibi ve onlara ne kadar değer verdiğini, onları ne kadar önemsediğini gösteren bir şey.
Atatürk de aynı şekilde bunu çok iyi yapanlardan biriydi.
11. yasaya gelecek olursak iç çember yasası.
İç çember yasası kısaca şu demek arkadaşlar.
Şimdi liderin potansiyelini kim belirliyor?
En yakınındaki insanlar belirliyor.
Hani çok eski bir bölümüm var diyorum ya orada en çok zaman geçirdiğiniz 5 kişinin ortalamasısınız.
Olay bu. Bu olay bu.
11. yasamız iç çember yasası dedik.
12. yasa yetki verme yasası arkadaşlar.
Bu da şu demek. Yalnızca kendinden emin olan liderlerin başkalarını yönlendirebileceği anlamına geliyor yetki verme yasası.
Gerçek liderlik başkalarına güvenip yetki vermekten geçiyor arkadaşlar.
Ama pek çok lider ne yapıyor?
Aman yerimi kaybetmeyeyim bilmem ne diye hiç kimseye yetki vermiyor.
Bu da onların ve ekibinin büyümesini engelliyor değil mi?
Bir de her şeyi kendi yapmaya çalışan var.
Hani sanki kendisi yapmazsa her işi o iş bitecek mahvolacak gibi düşünenler var.
O yüzden de hiç kimseye görev vermiyorlar.
Bütün yükü kendileri sırtlarına alıyorlar ve günün sonunda bitiyorlar yani.
Ve kendilerini sırf bu yüzden vazgeçilmez sanan insanlar var.
Halbuki vazgeçilmez olmanın gerçek yolu başkalarını geliştirerek onların da başarılı olmasını sağlamak diyor Maxwell.
Şimdi burada bir paradoks var dikkat ettiyseniz.
Zayıf lider eğer birine yetki verirse gücünü kaybedeceğini zannediyor.
Yani yetkiyle bunu kafasında bağlamış.
Ama güçlü lider yetki vererek daha da güçlü oluyor arkadaşlar.
Yani sözün özü şu ki, En iyi liderler işleri kendi başına yapanlar değil başkalarının en iyisini ortaya çıkaranlardır.
Altını çizerim. Gelelim 13.
yasaya. Yeniden üretim yasası.
Şimdi bir lider yetiştirmek ne gerektiriyor arkadaşlar?
Bir lider gerektiriyor değil mi?
Neden? Çünkü bir lider başkalarını sadece takipçi yaparsa ne olacak?
Her şey nihayetinde o liderin varlığına bağlı kalacak ve gelişim duracak.
Lider yetiştirmek liderlik potansiyelinin en önemli göstergesidir diyor Maxwell.
Bakın lider yetiştirmek liderlik potansiyelinin en önemli göstergesi.
Mesela buna bir örnek verecek olursak Henry Ford arkadaşlar.
Henry Ford her zaman çalıştığı insanlar arasında böyle sivrilenleri, lider olabilecek pozisyona gelenleri sınırlandırıyormuş.
İnsanlara azıcık yukarıdan bakıyormuş ve şirkette ne zaman ümit veren böyle iyi bir lider yükselişe geçse Onu hemen alaşağı ediyormuş.
Sonuç olarak ne oldu? En iyi yöneticilerini kaybetti.
Ve yıllarca sadece Ford'un geliştirdiği T modeli üretilebildi.
Ve her geçen yıl daha da zarar ettiler.
Ve derken atı alan Üsküdar'ı geçti.
Atı alan derken başka firmaları kastediyorum.
Şimdi arkadaşlar birinin omuzlarına ellerinizi koyarak onu aşağı doğru itmeye başlarsanız ne olur?
Evet o insan aşağı doğru gider ama...
Siz onu daha da aşağı edebilmek için ne yaparsınız?
Sizin de aşağı inmeniz gerekir değil mi?
Ne kadar aşağı etmek isterseniz bir insanı unutmayın ki kendiniz de bir o kadar aşağı inmek zorunda kalacaksınız.
İşte aynı şey liderlik içinde geçerli.
Eğer siz bir kartalsanız kartallar sürüyle uçar değil mi?
Güvercinlerle değil. Gelelim 14.
yasaya. 14. yasa ortaklık yasası.
İnsanlar liderlerle ortak olur arkadaşlar.
Onun ağrıdığından vizyon gelir.
Yani bu yasaya verilebilecek en güzel örnek Mahatma Gandhi.
Gandhi Hindistan'ın bağımsızlık mücadelesi için asla şiddet kullanmadı biliyorsunuz.
Pasif direnişi ve sivil itaatsizliği kullandı.
Irkçılığa karşı durdu, sömürüye, adaletsizliğe karşı durdu ve sadece Hindistan'a değil tüm dünyada özgürlük hareketlerine ilham verdi Gandhi.
Ve insanlar onun bu vizyonu etrafında kenetlendiler, onu bu şekilde takip ettiler.
Yani liderler önce hayal eder sonra insanları bulurlar ama insanlar önce lideri bulur sonra hayal ederler.
Aradaki fark bu. Liderler önce hayal ediyor sonra insanları buluyorlar dediğim gibi.
İnsanlar yani takipçiler takipçi deyince de sosyal medya takipçisi gelmesin aklınıza.
Takipçiler liderden ve vizyondan hoşlanmazsa eğer başka bir lider arayışına girerler.
Liderden hoşlanmayıp vizyonu beğenirlerse başka bir lider arayışına girerler.
Liderden hoşlanıp vizyondan hoşlanmazlarsa o vizyonu değiştirirler.
Hem liderden hem de vizyonundan hoşlanırlarsa Gandhi'de olduğu gibi ne yaparlar?
Hem liderin hem de o vizyonun arkasında dururlar ve liderlerini takip ederler.
Tanıdığımız ve güvendiğimiz insanlarla aynı yolda yürümek isteriz değil mi?
Gandhi'nin liderliği, vizyonu tam olarak böyleydi ve bu sayede Hindistan 1947 yılında özgürlüğüne kavuştu.
En basit arkadaşlar reklamları düşünün.
Mesela Michael Jordan'ın oynamış olduğu reklam seneler önce.
Neden o ayakkabı sizce o kadar sattı yani?
Tarihin en ikonik ayakkabılarından biri oldu.
Yani ayakkabı muhteşem diye mi yoksa insanların Michael Jordan'a olan sevgilerinden, ona olan güvenlerinden dolayı mı?
Bir düşünün. Yani eğer mesajı gönderen kişinin güvenilir bir insan olduğuna inanıyorsak, onunla bir kalpten bağ kurduysak o mesajın bir değeri vardır arkadaşlar.
Çünkü insanlar tanıdıkları ve güvendikleri insanlarla dediğim gibi aynı yolda olmak isterler, ortak olmak isterler.
Yani lider olmak için insanların önce size inanması gerekiyor, size güvenmesi gerekiyor ve sizinle bir ortaklık kurma isteği duyması gerekiyor.
Olay budur.
Gelelim 15. yasaya.
Zafer yasası. Şimdi lider ekibin kazanacağı bir yolu bulur arkadaşlar.
Mesela Churchill zafer için şöyle demiştir.
Bizim amacımız nedir? Tek kelimeyle yanıtlayayım.
Zafer demiştir. Ne pahasına olursa olsun zafer.
Tüm korkuşluğa rağmen zafer.
Yolumuz ne kadar uzun ve zor olursa olsun zafer.
Zafer olmazsa hayatta kadınamaz demiştir.
Yani bunu da umarım Machiavellis bir yerden söylememiştir.
Şimdi zafer kazanan liderleri kaybedenlerden ayıran şey şudur.
Bu insanlar yenilgiyi kabul etmiyor arkadaşlar.
Olay bu. Kazanmak dışında bu insanların başka bir alternatifi yok.
Liderlerin. Onlar için başarısızlık diye bir şey yok.
B planı yok. Zorluklar olduğunda bile bu insanlar ekiplerine ilham vermeye devam ediyorlar.
Ve liderler takımın kazanması için mutlaka ne yapıp edip bir yol bulmayı başarıyorlar.
Michael Jordan bölümümü bir dinleyin arkadaşlar.
Zafer yasasının en iyi örneklerinden biri bence Michael Jordan.
Gelelim 16. yasaya.
Büyük an yasası.
Değişimi başlatmak için bir hareket anı gerekir.
Ve bu harekete de... Yalnızca bir lider öncülük edebilir değil mi?
Yani bir değişim, bir ilerleme istiyorsak önce onu başlatabilecek bir an yaratmamız gerekiyor.
17. yasa öncelikler yasası.
Liderler başarı için yapılması zorunlu olmayan etkinlikleri de iyi bilir diyor John Maxwell.
Liderler etkinliklerini ölçme ve örneklendirme için iki kılavuz kullanır diyor.
Bunlardan ilki Pareto ilkesi.
İkincisi 3R ilkesi.
Şimdi Pareto ilkesi kısaca şu.
Dikkatinizi önem açısından %20'de yer alan faaliyetlere odaklarsanız çabalarınızdan %80 verim alırsınız.
Yani tüm eylemlerimizin %20'si sonuçların %80'inin sebebidir arkadaşlar.
Tekrar ediyorum. Tüm eylemlerimizin %20'si sonuçların %80'inin sebebidir.
%80'idir. Görevlerimizin %20'si yaptığımız şeyin değerinin %80'lik kısmını oluşturur.
3R ilkesi de şu arkadaşlar.
Talep, kazanç, ödül.
Yani benden ne isteniyor?
Neye ihtiyaç var?
Bu şey gerekli mi değil mi?
Eğer gerekli değilse zaten ortadan kaldırılır.
Kazanç yani en iyi kazancı nasıl sağlarım?
Ve lider olarak zamanımızın çoğunu en güçlü olduğumuz alanlarda geçirmemiz gerekiyor.
Mesela herhangi bir şey firmanızdaki biri tarafından %80 çok daha iyi yapılabiliyorsa o işi o insana devredin diyor John.
Siz güçlü olduğunuz alanlara kanalize olun diyor.
Ödül dediği de size ne ödül gibi gelir arkadaşlar.
Yani o işin sonunda tutkunuz ne o işi yaparken bu.
Kişisel ilgileriniz size enerji ve tutku verir yapacağınız işte.
Bunun için de mutluluk akış bölümümü dinleyebilirsiniz.
Yani önceliklendirme, liderlerin neyin önemli olduğunu bilmesi bunlar önemli.
Sizin için en önemli şey neyse dikkatinizi ona yoğunlaştırın bu.
Şimdi 18. yasaya gelecek olursak 18.
yasa özveri yasası zaten adı üstünde.
Bir liderin gerekirse çok büyük bir özveride bulunması gerekiyor.
Çünkü lider ne kadar büyükse...
Bedakarlık da o kadar büyük olur arkadaşlar.
Bu kısma verilecek en iyi örneklerden biri elbette Martin Luther King.
I have a dream. Bir hayalim var.
O meşhur konuşması.
Irkçılığa karşı direnişin en sembolik isimlerinden biri.
Ve bu uğurda çok ağır bedeller ödemiştir.
Gelelim 19. yasaya.
Zamanlama yasası. Yani ne yaptığınız, ne yöne gittiğiniz kadar bunu ne zaman yaptığınız da çok önemli arkadaşlar.
Bir lider her hareket ettiğinde ortaya çıkabilecek olan 4 olası sonuç var.
Eğer bir lider yanlış zamanda yanlış hareket ediyorsa bu insanları felakete sürükler takipçilerini.
Yanlış zamanda doğru bir hareket gösteriyorsa direnç doğurur.
Doğru zamanda yanlış hareket ediyorsa bu bir hatadır.
Fakat doğru zamanda doğru hareket edebilmek işte bu başarı getirir.
Churchill'ın dediği gibi Herkesin hayatta özel bir anı vardır.
Yaşamak için dünyaya gelmiş olduğu özel bir an.
Bu özel fırsatı ele geçirdiğinde görevini gerçekleştirirsin ki zaten bu görev için eşsiz şekilde donatılmışsındır.
İşte o an yüceliğini bulursun.
O an senin yaşayacağın en iyi zamandır diyor.
Gelelim 20. yasaya arkadaşlar.
Büyük gelişim yasası 20.
yasamız. Bu da kısaca şöyle.
Eğer büyümenize ekleme yapmak istiyorsanız ne yaparsınız?
Takipçileri yönetirsiniz.
Ama büyümenizi katlamak istiyorsanız böyle çarpıp çarpıp ilerlemek istiyorsanız lideri yönetirsiniz arkadaşlar.
Yani lideri geliştirip donatmayı asla bırakmamak lazım.
Liderinize yatırım yapın diyor Maxwell.
Lider yetiştiren liderler büyümeyi çarparak katlarlar diyor.
Geçen çok büyük bir şirketin patronuyla konuşuyordum ve en iyi elemanı için bir tane vardı.
Keşke dedi o elemanım gibi birkaç tane daha olsa dedi.
Hani alır yürürüm dedi o derece.
Olay bu arkadaşlar. Firmanıza 10 takipçi eklediğinizde 10 kişinin gücüne sahip olursunuz ama 10 lider eklerseniz firmanıza işte o 10 lider kadar takipçiye ve onların da ekleyeceği
yeni liderlere sahip olursunuz.
Bu da demek oluyor ki çok çok daha büyüyeceksiniz.
Ve son olarak 21. yasa miras yasası.
Şimdi arkadaşlar bir liderin varlığını sürdüren değerler ardından gelenlerle ölçülür.
Başarı ayrıldıklarınızla değil arkanızda bıraktıklarınızla ölçülür.
Yani arkadaşlar bir liderin değeri kendi döneminde başardığı işler veya kurduğu kurumlarla değil onların da elbette önemi var ama Ayrıldıktan sonra ekibinin ve o kurumun
ne kadar iyi olduğuyla değerlendirilecektir.
Çünkü en büyük liderler gelecek için planlar yaparlar.
Miraslarını sürdürmeyi seçtikleri kişilere rehberlik ederler.
Ve son olarak miras yasasının yaşayan en büyük örneği.
Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk'tür.
Ben ölümsüz değilim ama halkım fikirlerimle yaşayacak dedi.
Onun mirası sadece böyle taş binalar, yollar, köprüler değil, değerler, ilkeler, zayıklık, demokrasi, özgürlük değil mi?
Bizler bugün bu topraklarda özgürce nefes alabiliyorsak, kadınların toplumda bir sesi, bir nefesi, bir birey olma hakkı varsa, inançlarımızla, kimliğimizle, fikirlerimizle
hep beraber el ele durabiliyorsak, bu onun...
Büyük önder Atatürk'ümüzün bize bıraktığı miras sayesinde.
O yüzden bu bölümü tanıdığım en büyük lider olan atamıza armağan ediyorum.
Onun bize bıraktığı en büyük mirasa lütfen sahip çıkalım.
Ve onun şu sözleriyle bu bölümü kapatıyorum.
Benim manevi mirasım bilim ve akıldır.
Onun mirasına daima sahip çıkalım.
Kendinize iyi bakın arkadaşlar.
Bu arada arkadaşlar Kendimi Nasıl İyileştiririm adlı kitabım sonunda çıktı.
Onun için de açıklamalara bir link bırakacağım.
Beni Instagram'dan takip etmek isteyenler için adresim yine açıklamalarda olacak.
Samsung Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Yapay zeka destekli.
Samsung Bisbok AI beyaz eşya ailesiyle tanışmak isteyenleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
