
Paribu Records’un Crypto Vibes albümünü dinlemek için tıklayınız.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
“Kendimi Nasıl İyileştiririm?” kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Yeni kitabım "Hikayeni Yeniden Yaz!"ı almak için: https://amzn.eu/d/ipC0Vma
Bu bölüm ''Paribu'' hakkında reklam içerir
Transkript
Paribu Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba.
Türkiye'nin en çok dinlenen podcastı Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Arkadaşlar bugün yine ilgimi çok celbeden bir konuyla geldim size.
Kuşların felsefesini anlatacağım ve kuşların felsefesinden bizlere ilham verecek 12 hayat dersini konuşacağız.
Fransız kuş bilimci Philippe Dubois ve filozof Elis Rosso'nun çalışması bu.
Bu bölümde bilimin ışığında size kuşların yaşamlarından dediğim gibi bizlere ilham verecek 12 hayat dersini konuşuyor olacağız.
E hadi o zaman hemen başlayalım.
Birinci dersimiz ördekten geliyor.
Kendindeki kırılganlığı kabul etmek.
Şimdi arkadaşlar, kuşların yaşamı da tıpkı bizim yaşamımız gibi küçük ölümlerden ve yeniden doğuşlardan oluşan emmai çeşit olayla kaplı.
Mesela daha güzellerini giyinmek için tüylerini dökmek.
Her yıl kendini çok zorlu bir sürece sokarak yenilenmek.
İşte bu bazen bize de gereken bir şey.
Çünkü yeniden doğmak için insanın kendindeki bazı şeyleri ölüme terk etmeyi bilmesi gerek.
Kuşlar sağlıkla parlayan o yepyeni tüylerine kavuşmak için işte tam olarak böyle yapıyor.
O yıpranmış tüylerini bırakıyorlar.
Neden? Çünkü tüyleri yıpranmış bir kuş iyi uçamaz.
Tüy değiştiremememiz, geçmişten kopamamamız çoğu kez bizim ilerlememize engel oluyor.
Ve bu tüy dökme dönemi kuşların en kırılgan olduğu dönemlerden biri.
Çünkü kimi zaman bir süreliğine uçamıyorlar.
Mesela bazı ördekler, ördeklerin bu sürecine tutulma dönemi deniliyor.
Şimdi bu süreçte ördekler çok kırılgan olduklarını biliyorlar.
O yüzden çok ölçülü hareket ediyorlar, sabırlı davranıyorlar ve tekrar bütün gücünü toplamak için ve tüm güzelliğine yeniden kavuşabilmek için Bu yenilenmenin gerçekleşmesini
bekliyorlar. İşte bazen bizim de yapmamız gereken şey bu.
Çünkü bizi hiç durmadan böyle habire çalışarak sürekli performans göstererek başarı başarı başarı başarı göstermeyi bu toplumda hayatımızın o kırılgan dönemlerinde şarj olmak,
gücümüzü toplamak için kendimizi gölgede bırakmayı, kendimizde gereken zamanı ayırmayı Unutabiliyoruz.
Mesela bir yaz sürecindesiniz.
Boşanma olur, vefat olur, iş kaybı olur, ayrılık olur artık her neyse o.
Ya da çok yoruldunuz çalışmaktan bu bile olabilir.
Hayat devam ediyor arkadaşlar.
Yaz sürecindeyken bile diyorlar ya hayat devam ediyor diye.
Halbuki hayat devam etmiyor o an.
Duruyor. Yani sanki geri çekilmeye, böyle acı çekmeye.
Tam hakkımız yokmuş gibi hani show must go on hadi.
Hadi kalk hayat devam ediyor.
Evet ediyor edecek okey.
Ama benim şu an bu yası yaşamaya ihtiyacım var abi.
Hani bir durayım bir soluklanayım bir ağlayayım ya.
O kaybı ben bir sindireyim.
Yani o acımla ben bir baş başa kalayım.
Buna ihtiyacım var. Ama ya tüylerimi dökeyim anlatabildim mi?
Yenilenmek için benim o tüyümü dökmem lazım ya.
O acıyı çekmem lazım sabretmem lazım.
Ama modern zamanda böyle değil.
Artık kimse bize vakit tanımıyor.
Bazen de biz kendimize vakit tanımıyoruz.
Yani o acının iyileşmesi için gereken zamanı, o tüy değiştirme zamanını pas geçiyoruz.
O yüzden hayatımızın bazı anlarında tüy dökmeye ihtiyacımız var.
Tutulma dönemlerine izin verelim.
Ördekten alabileceğimiz hayat dersi buydu.
Tutulma dönemlerine izin vermek, tüy dökmeye izin vermek.
Çünkü o zaman çok daha güçlü, çok daha güzel geri dönebiliriz.
İkinci hayat dersimiz.
Küçük bir denklik dersi.
Hani çok bilinen bir söz vardır.
Yuvayı dişi kuş yapar derler.
Evet çoğu zaman durum böyledir.
Mesela dişi ördek yuvasını kurar ve 3 hafta boyunca neredeyse hiç kalkmadan kuluçkaya yatar.
Yavrularının başında durur ve onlar hayata tutulsun diye savaş verir.
Bu süreçte çoğu yavru avcılar tarafından kaybedilir.
Kalan birkaç yavru uçmayı öğrendikten sonra artık böyle göç zamanı gelir ve anneleri...
göç zamanı geldiği için tüylerini yenilemek zorunda kalır.
Ama anne ördek artık çok yorulmuştur ve çok zayıf düşmüştür.
O yüzden o göç esnasında hayatta kalma şansı anne ördeklerin çok düşüktür.
Bu yüzden doğada erkek ördek sayısı genelde daha fazladır.
Said but true. Ve fakat arkadaşlar bazı türlerde roller tamamen tersine dönmüştür.
Mesela kuzeyde yaşayan bazı kıyı kuşlarına baktığımız zaman dişi en gösterişli olan kuru yap...
Erkekleri seçen ve böyle çiftleşme ritüelini yöneten taraftır.
Yavruları büyüten erkektir.
Ve bazı türlerde ise iki ayrı yuvada, iki ayrı ebeveyn görüyoruz ve tek başına kuluçgaya yatıyorlar.
Burada bir görev paylaşımı var.
Kumrular böyle mesela nöbetleşe bir şekilde kuluçgaya yatıyorlar.
Yavrularını birlikte besliyorlar, büyütüyorlar.
Ve bu sayede yavruları büyüdüğü zaman ailece bir süreç başlıyor.
Dolayısıyla kumruların doğada hayatta kalma ve üreme başı...
Çok daha yüksekmiş.
Ve kumrular tek eşliler biliyorsunuz.
Hani kumru gibi derler ya aşıklar için.
Çok doğrudur o. Peki Merve buradan almamız gereken ders nedir?
Birlikte omuz omuza verilen bir mücadeleden bahsettim size burada.
Her iki tarafında fedakarlığıyla, iş birliğiyle, omuzdaşlığıyla kurulan bir ilişkinin güzelliğini ve önemini kuşlar üzerinden aktarmaya çalıştım.
Bakın ördeklerde dediğim gibi anne ördek çok fazla yaşamıyor.
Erkek ördekten. Daha fazla dedim ama kumrulara baktığımız zaman durum tam tersine dönüyor.
Çünkü bir iş birliği var orada.
Burada anlatmak istediğim şey şu.
Çocuk büyütmek bir ekip işidir.
Bir ekip işi olduğunda çocuk büyütmek yani anne de baba da eşit şekilde okumlular gibi fedakarlık yaptığı zaman o çocukların hayatta daha sadıklı uçabileceğini söylüyorum.
Hani bütün yükü sen annesin diye kadına yıkmamanın önemi.
Çünkü anne de o ördek gibi o kadar yorgun düşüyor ki artık hani hiçbir şeye hali takati kalmıyor.
Aşk sadece kalp işi değil.
Omuz işidir. Yani tek omuzla yuva kurulmuyor maalesef.
Kurulsa bile sağlam olmuyor.
Kumrulardan öğrenecek çok şeyimiz var.
Gelelim üçüncü derse.
İyi alışkanlıklar sanatı, üçüncü dersimiz.
Kuşlar alışkanlıkları olan varlıklardır.
Ama onların alışkanlıkları öyle donuk ve mekanik alışkanlıklar değil.
Mesela doğanın nabzıyla atan bir takım alışkanlıkları var.
Güneşin doğuşu, ayın evreleri, yağmurun gelişi, rüzgarın sertliği ve her değişime uyum sağlıyor kuşlar.
Yağmur yağınca saklanıyorlar, dikkat edin.
Hava açtığı zaman birden uçmaya başlıyorlar, şarkılar söylüyorlar.
Yani hayat onlar için sürekli bir devinim halinde.
Peki biz? Biz ne yapıyoruz?
Beton binalar arasında ekranlara gömülü bir halde mevsimlerin geçişini bile fark etmiyoruz.
Bu şekilde yaşayıp gidiyoruz.
Hani Fransızların metro iş uyku dediği bir döngü var ya hani uykunun tarihi bölümünde bahsetmiştim.
Metro iş uyku der Fransızlar.
Bunun için de hapsolmuş durumdayız.
Günlerimiz hep birbirinin aynısı arkadaşlar.
Zamanımız ruhsuzlaşmış.
Kırlangıçların göç ettiğini bile görmüyoruz.
Ağaçların çiçek açtığını fark etmiyoruz.
Doğayla bağlantımız koptu.
Halbuki gerçekten yaşamak sadece çalışmak değil, çevremizde olup biten şeyleri fark edebilmek, küçük mucizeleri görebilmek, ruhunu kaybetmiş bir hayatı iyileştirmenin yolu doğayla temastan
geçiyor. Hatta hep söylüyorum depresyon ve travma tedavilerinde doğa temelli iyileşme diye bir şey var.
Ekoterapi diyoruz buna.
Çıplak ayağımızı toprağa basmak bile biliyorsunuz çok iyi geliyor.
Sırada dördüncü ders var.
Bu ders doğada yön bulma yetimizi kaybetme üzerine Gobi Çölü'nde bir Fransız ekip bir araştırma yapmaya gidiyor.
Fakat Gobi Çölü hani ne telefon çekiyor, ne GPS çalışıyor, ellerinde harita yok.
Böyle ortada kala kalıyorlar ve son çare olarak orada yaşayan işte göçebe halktan birilerine danışıyorlar.
Moğollardan birileri geliyor yardıma.
Şimdi bir batılı gözüyle baktığımız zaman her yer aynı.
Çöl ve her yer aynı.
Ama onlar Moğollar o doğanın en ince ayrıntısına kadar ezberlemiş biliyor.
Sonra Avrupalı ekipten biri Moğol adama soruyor.
Buraya en son ne zaman geldiniz diyor.
Rehber adam da diyor ki Moğol olan.
20 sene önce gelmiştim.
Gerçekten çok enteresan.
20 sene önce gelmiş ve o çölü adı gibi biliyor.
Tıpkı böyle göçmen kuşlar gibi içgüdüsel bir yön bulma duygusu var.
Göçebe Moğollarda ve tabi bazı göçebe halklarda.
Şimdi kuşlara gelecek olursam.
Kıyı çamurculuğu denilen bir kuş türü var.
Bu kuş türü resmen GPS gibi saatte 70 km hızla bakın 70 km hızla bir hafta boyunca Aralıksız uçabiliyor ve 250 gram bu kuş.
Ya yeri burnu çok tatlı.
Kuşa yükseldim şu an.
Ve arkadaşlar işin en enteresan kısmına geldim.
Bu uzun uçuş boyunca kıyı çamurculuğu dediğim bu 250 gramcık kuş.
Beyninin sadece yarısını devre dışı bırakıyor ve bu şekilde uçuyor.
Uyuyarak uçuyormuş. Ne enteresan bir şey bu ya.
Gelelim guguk kuşuna.
guguk kuşu normalde çok sevdiğim bir kuştu böyle çizgi filmlerde görüyorduk işte saatin içinden çıkıyordu guguk guguk yapıyordu çok tatlı görünüyordu ama hikayesini öğrenince pek hoşlanmayacaksınız bence çünkü guguk kuşu
yavrularını kendi yuvasına bırakmıyormuş yumurtalarını alıyor başka bir kuşun yuvasına böyle sinsirellaca gidip bırakıyor gizli bir şekilde ve guguk kuşu çıktığı zaman kuluçkadan yavru
yuva içindeki o diğer yumurtaları ve yavruları dışarı atıyor ve yuvada sadece kendisi kalıyormuş ve başka yuvada büyüyen bu guguk kuşu büyüdüğü zaman bu da çok enteresan daha önce hiçbir tecrübesi
olmadığı halde Afrika'ya doğru kanat açıyor ve Geceleri seyahat ediyormuş.
Bu da çok garip geldi bana.
Hiç bilmiyor ama Afrika'yı buluyor bir şekilde ve geceleri gidiyor.
6 ay boyunca Afrika ekvator ormanında kalıyor.
Sonra doğduğu yere geri dönüyor.
Nasıl bir şey bu ya? Ve bunu geceleri yıldızlara bakarak yapıyor.
Kendi iç pusulasıyla yapıyor.
Ve bu yön bulma becerisi tamamen doğuştan gelen bir içgüdü.
Hayran oldu nasıl bir şey ya?
Ve biz modern insanlar doğayı okuyabilme yetimizi maalesef kaybettik.
Navigasyon olmadan bakın beni şehrin 50 kilometre dışına atsalar ben geri gelemem.
Geçen arkadaşıma diyorum ki Ankara'da oturanlar beni anlayacaklar.
Ben Çankaya'da oturuyorum.
Senelerdir hep Çankaya'daydım.
Diyorum ki mesela hani beni Keçiören'e bırak ben geri gelemem.
Gerçekten bilmiyorum. Keçiören, Mamak, Sincan.
Etlik hele hiç yok bende.
Etlerin nasıl gidildiğini bile gerçekten bilmiyorum.
Navigasyonsuz zaten mümkün değil.
Buralar yok bende. Bilmiyorum.
O da diyor ki Merve navigasyonla dönersin.
O olmasa, navigasyon olmasa 3-5 gün eve gelemem.
Şimdi arkadaşlar. Gökyüzünü, yıldızları, rüzgarı, toprağın rengini okumayı bilmiyoruz.
Bunu keşke bilsek, öğrensek.
Bir bölüm yapmıştı bununla ilgili.
Nasıldı? Doğayı okuma sanatı mı?
Doğanın işaretlerini okuma sanatı.
O bölümü de dinleyebilirsiniz. Kuşların ve Moğolların bize hatırlattığı gerçek bu.
Yani insanın kendi yönünü bulabilme gücü.
Gerçekten en temel hayatta kalma yetimiz ve biz bunu kaybettik modern insanlar.
Gözümüzü, sezgimizi ve iç pusulamızı kullanabilmek.
Doğanın işaret... Bunlar çok önemli.
Yani burada anlatmaya çalıştığım şey bakmak değil görmenin önemi.
Gelelim beşinci dersimize.
Beşinci dersimiz aşk üzerine.
Şimdi aşk konusunda kuşlar bizden daha yetenekli olabilir.
Hani baştan çıkarma deseniz var.
Kur yapma var. Gösteriş yapma var.
Fedakarlık var. E daha ne olsun?
Şimdi bu baştan çıkarma olayı hani işte tüyleriyle şov yapıyor ya bazı hayvanlar.
Tavus kuşu falan. Serenat yapma var işte.
Şarkı söylüyorlar falan. Çok tatlı.
Mesela kara tavuk dişisine serenat yapmaya gitmek için 3 saat kafa yormuyor.
Hemen gidiyor. Hani hoşuna gitsin gitmesin.
Hani işe yaramazsa diye düşünmüyor.
Öyle uzun vadeli stratejiler vesaire yok.
Bam bam bam. Kara tavuk gibi olmak lazım.
Kumlulara bakın. Onları izleyin.
Nasıl? birbirlerine şefkatli davranıyorlar.
Sürekli birbirlerini öpücüklere boğuyorlar ki aşk söz konusuysa hayvanlar arasında çoğunlukla kuşlar örnek gösterilir.
İşte düğünlerde uçurulan o beyaz güvercinler.
İşte aşıkların o tutkulu konuşmalarını bülbüle benzetmek değil mi?
Aşıkları kumrulara benzetmek.
Ayrılmaz çiftlere muhabbet kuşu demek değil mi?
Bir tavuğun işte civcivleriyle olan ilişkisi bu bile bize sevgiyi anımsatıyor.
Hani anne sevgisi tavuk ve civcivler bence.
Bir horoz ağzına layık bir Buğday bulduğu zaman hemen onu tavuğuyla paylaşmak için onun yanına gidiyor.
Tavuk dediğim yani sevgilisi.
Yani doğaya bakınca gerçekten aşka dair, sevgiye dair çok şey görüyoruz.
Hani kuş deyip geçiyorsunuz belki ama kuşlar arasında da aşkın envai çeşidi var.
Romantik bağlılık, dostluk, aile sevgisi ki bazı türler ömür boyu eşlerine sadık kalıyor.
Bazıları yavrularını birlikte büyütüyor az önce anlattığım gibi.
Bazıları ömür boyu birbirlerine yaren.
Yoldaşlık ediyorlar tüm sadakatleriyle, tek eşlilikleriyle.
İnsana dair buradan çıkaracağımız ders bence sevgi birine bağlanmak ve o bağı...
Korumaktır. Altını çizerim.
Bağlanmak ve o bağı korumaktır.
Biz insanlar bazen aşkı bile çok komplike bir hale sokuyoruz.
Araya gurur sokuyoruz.
Fazla ölçüp biçiyoruz.
Çok düşünüyoruz.
Kuşların aksine duygularımızı saklıyoruz.
Ya olmazsa korkusuna yenik düşüyoruz çoğu zaman.
Ve çoğu zaman cesaretimiz yok aşka.
Bir kara tavuğa bakın bir bize bakın.
Hani dişisini beğeniyor.
Yanına direkt uçuyor gidiyor.
Ve seren atını yapıyor. Hiç düşünmüyor işte ya beni reddederse, ya beni beğenmezse, sesimi beğenmezse diye düşünmüyor.
Olmadı mı? Dönüyor arkasını, geri uçup gidiyor.
En azından içinde kalmıyor.
Hani severse yanımda olur, sevmezse bir başka dal beni bekler diye düşünüyor.
Kumlulara bakın, yakınlık var, bağ var, sevgi var değil mi?
Birbirlerine böyle fiziksel temasdan çekinmiyorlar.
Nice çiftler var ya, el ele tutuşmayan, hiç sarılmayan, ciddi söylüyorum.
Böyle bir yanağından makas almayan, saçını okşamayan.
Dokunsal teması böyle bir zayıflık olarak gören insanlar var.
Kuşlardan aşk konusunda bence alacak çok dersimiz var.
Onlar böyle ötüşleriyle kendi dillerini, kendi ritimlerini yaratıyorlar.
Duygularını böyle güzel şarkılarla ifade ediyorlar.
Bazen aynı melodiyi tekrar ediyorlar.
Bazen hiç beklenmedik bir anda değiştiriyorlar.
Hayatın ve duyguların döngüsü de böyle çalışıyor bence.
Kripto dünyası da aslında tam olarak bu ritimle ilerliyor.
Umut, heyecan, coşku.
Piyasalardaki her dönem farklı bir duygu hali yaratıyor.
Grafiklerle değil. müzikle anlatmayı seçti arkadaşlar.
Teknoloji ve yaratıcılığı bir araya getiren Crypto Vibes, yapay zeka ile üretilmiş kripto temalı 10 şarkıdan oluşan özel bir müzik albümü olarak dinleyicilerle buluştu.
Ben parçaları çok beğendim, eminim siz de beğeneceksiniz.
Crypto Vibes'da yer alan her bir parça, kripto piyasalarının farklı dönemlerinde hissedilen duygu geçişlerini müzikal bir dille ifade ediyor.
Piyasanın yükselişleri, düşüşleri ve heyecan yaratan anları, yapay zeka desteğiyle özgün melodilere dönüşüyor.
Bu proje sadece müzikte sınırlı kalmadı.
Albümdeki her şarkı için özel olarak hazırlanan yapay zeka destekli videolarla Crypto Vibes bütüncül bir dijital evren sunuyor.
Müzik ve görsel anlatım bir araya gelerek Crypto dünyasının duygusal atmosferini daha da görünür kılıyor.
Paribu Records'un ilk albümü olan Crypto Vibes Spotify'da, YouTube'da ve tüm dijital müzik platformlarında dinlenebiliyor.
Açıklamaları bırakmış olduğum linkten Paribu Crypto Vibes albümünü dinleyebilirsiniz.
Hadi devam edelim. Gelelim 6.
dersimize. Bir tavuktan anda kalma dersinden bahsedeceğim şimdi size.
Hiç bir tavuğu kum banyosu yaparken izlediniz mi arkadaşlar?
Böyle mutluluktan garip garip sesler çıkarıyor.
O kadar mutlu ki böyle kendini toprağa gömmüş, güneşin altında kendinden geçiyor.
O anın tadını çıkarıyor.
Banyosunu asla aceleye getirmiyor.
Ve o an tamamen anın içinde yaşıyor.
Biz ne yapıyoruz banyo yaparken?
Banyodan çıkınca Acaba ne yesem?
Ne izlesem? Bilmem ne falan.
Bunları düşünüyoruz. Anda değiliz ya.
Kafa hep böyle bir dünya seyahatinde.
Yıkanmak bir görev haline dönüşmüş.
Bakın yıkanmayı bir örnek olarak veriyorum anda kalmak adına.
Bu arada duşun altına girip bu podcastten sonra saatlerce suyun altında oturayım.
Vallahi boğarım sizi. Suyu boşa harcamayın.
Bulurum sizi. Ya gıcık oluyorum.
Bakın arkadaşlar buradan tekrar söylüyorum.
Zaten susuzluk var. Allah aşkına o banyoda böyle saatlerinizi geçirmeyin ya.
Neyse yükseldim. Devam ediyorum.
Tavuğa geri dönelim. Tavuğun bize söylediği şey çok basit.
Ama bence çok bilgece.
Suyu boş harcama. Tavuk bize diyor ki anı yaşayın kardeşim bedeninizi hissedin.
Güneşi, toprağı, rüzgarı, dokunuşu bunları hissedin.
Zihnin gürültüsünü bir bırakın diyor.
Hani yan yana filminde Feyyaz Yiğit diyor ya.
Abicim diyor bir sakin olup nereye gittiğini bilmemenin özgürlüğünü hisseder misin?
Bakın nereye gittiğini bilmemenin özgürlüğünü hisseder misin diyor.
Müthiş bir sahneydi o. Aynen öyle arkadaşlar.
Anın hazzını yaşamayı unutuyoruz o zihnimizin gürültüsünden.
Sırada yedinci ders var.
Dünyanın güzelliği. Ve sanat sadece insanlar için midir?
Elbette hayır. Uzun kuyruklu iskete kuşu, Tüylerle, çiçeklerle, dallarla o kadar muhteşem bir yuva örüyor ki adeta sanat eseri gibi.
Yani bir örümceğin ördüğü ağ bile bence sanat eseri gibi ya da bir arının kovanı.
Matematiksel bir sanat eseri.
Çardak kuşları mesela.
Erkek çardak kuşu dişisini etkileyebilmek için yuvasını maviye boyuyor ve meyvelerden boya yapıyor.
Çakıl taşlarını böyle optik bir ilüzyon yaratacak şekilde diziyor.
Bunu bir kuş yapıyor ya.
Beyler orada mısınız?
Bir çiçek almayan adamlar.
Mavi bulduğu ne varsa yuvasının çeperini onunla sarıyor.
Çünkü güzellik onun için dişisinin kalbine giden yol.
Bakın güzeli yaratma arzusu kuşlarda da var.
Tavus kuşunun o muhteşem kuyruğu değil mi?
Kanatları ve bunun nasıl sergilediği bir estetik harikası bence tavus kuşunun kanatları.
Cennet kuşlarının dansı, başlı başına bir tiyatro eseri gibi o göz kamaştırıcı uyumları, renkleri, dalların üzerinde sergiledikleri o kusursuz kareografi.
Bu performans sanatı değil de ne?
Yani kuşların müzisyenliği hani zaten mesela ardıç kuşu.
Yalnızken böyle çok sıradan bir ötüşü var ardıç kuşunun ama bir rakip geldiği zaman hemen röportajı genişliyor.
İşte şarkılarını güçlendiriyor, süslüyor.
Sığırcık kuşu duyduğu araba kornasını, telefon zilini bile böyle melodisini...
Sanat aslında bir ihtiyaç gibi yani güzeli yaratma ihtiyacı.
Ve tıpkı kuşlarda olduğu gibi bizde de içgüdüsel bir şey bu.
Doğanın sanatını izlerken kendi içimizdeki sanatçıyı hatırlayalım.
Sanatçı olmak öncelikle çevremizi saran şeylere daha keskin gözlerle bakmayı gerektiren bir şey.
O incelikleri görebilmek.
Hani Gülten Akın diyor ya ah kimsenin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya.
İşte incelikleri görebilmek ve sonra...
Tüm bu güzelliği işte o güzelliğin yarattığı hisleri yeniden kaydetmeyi başarmak biraz da bu.
Ben resim çizemiyorum.
Çanak çömlek yaparsın belki ya da enstrüman çalamıyorum diyorsan ne bileyim şiirde kendini dene.
Bir şeyler de dene yani. Demem o ki hepimizin bize uygun bir sanatı henüz ifade etmeyi denemediğimiz bir çeşit yaratıcılığı olabilir.
Gelelim 8. dersimize.
8. dersimiz özgürlük üzerine.
Size bir soru. Sizce tehlikeli olma pahasına?
Özgür bir yaşam mı daha iyidir yoksa bedeli ödenecek bir özgürlük mü?
Yani kafesteki kuş mu yoksa özgür bir kuş mu olmak isterdiniz?
Kafesinin kapağı açılan o kanaryanın meşhur hikayesi gibi.
Hani önce böyle keyifle kanatlarını çırpıyor ama sonra paniğe kapılıyor ve çok geçmeden kafesine geri dönüyor.
Tanıdığı o küçük dünyasına geri dönüyor.
Bazı kuşlar kafeste yaşamaya alışmışlardır, koşullanmışlardır ve tek seferde özgürlük onları çok korkutur.
Güvenlikleri için korkarlar çünkü.
Bu bizim için de geçerli.
Yani bir yaşamda büyük özgürlük anları bazılarımız için gerçekten dehşet verici olabilir.
bütün kadınların dinlemesini istediğim bir bölüm var şu an aklıma geldi hemen söyleyeyim.
Cinderella kompleksi. Yazın aramaya çıkacaktır.
Onu mutlaka dinleyin arkadaşlar.
Özellikle kadınlar. Emekli olma fikri bile bazılarımıza çok korkunç geliyor.
Çünkü başkaları tarafından belirlenmiş olan mecburiyetlerin, o işaret noktalarının yokluğunda tüm bu zaman boyunca ne yapacaklar?
Bütün zaman onlara kalıyor.
Ne yapacaklar? Gerçek özgürlük hem sosyal hem bireysel ölçekte insan için çok önemli.
Çoğu kez kaygı verici bir şey.
O yüzden bir yandan özgürlüğü her şeyden çok istiyoruz ama bir yandan o özgürlük çok kaygı verici bir şey.
Hani kuşlara hep kıskanıyoruz ya özgürce uçtukları için, istedikleri yere, istedikleri an seyahat edebildikleri için ve özgürce diledikleri gibi yer değiştirebildikleri için.
Kuş ebeveynler yavruları inisiyatif alsın diye onları özgür bırakıyorlar.
Yani kendi başlarına uçmaları için küçük yavruları cesaretlendiriyorlar ama Zamane ebeveynlerine baktığımız zaman çoğu çocuklarını böyle inanılmaz kontrol altında büyütüyor.
Helikopter ebeveyn dediğimiz bir ebeveynlik türü var biliyorsunuz.
Hiçbir şey yapmasına izin vermiyor.
Cesaretini kırıyor. Hani aslında ne yapıyor?
Kendini muhtaç bir çocuk büyütüyor ve bunun farkında bile değil.
Çiftler için de bu geçerli.
Hani bir taraf bir tarafın özgürlüğünü kısıtlıyor.
Ya da bir ailede grupla aynı olmak zorundasınız.
Hani azıcık böyle sınırların ötesine adım atsanız hop ikaz alıyorsunuz.
Hemen dışlanıyorsunuz. O özgürlüğünüz kabul görmüyor.
Tabii herkes için geçerli değil bu söylediklerim ama var.
Halbuki kuşların yaşamına baktığımız zaman şunu görüyoruz.
İşte civcivler, yavru güvercinler bunlar tamamen özgür bırakıldıklarında yuvalarından fazla uzaklaşmıyorlar.
Çok uzaklara gitmiyorlar.
Havalar kötü olduğunda ya da bir tehlike algıladıklarında hemen geri yuvalarına dönüp oraya sığınıyorlar.
İnsanlar için de bu böyle bence.
Hani o yuvada her şey yolundaysa bence hep o yuvaya geri dönmek istiyoruz.
evlatları olarak birini alıkoymanın ya da korumanın en iyi yolu Belki de hani bu kendi kendine geri dönsün diye o yuvayı hep sıcak tutmak.
Ahenkli bir denge kurmak.
Buradan alacağımız ders buydu.
Dokuzuncu ders merak üzerine.
Hayvanlarda özellikle de kuşlarda merak çok etkin ve çok karmaşık bir adaptasyon aracı.
Hatta pek çok durumda kuşlar için bir hayatta kalma yolu merak.
Çünkü kuşlar merakları sayesinde o bereketli beslenme alanlarını keşfediyorlar.
Yuva yapacakları yerleri çok iyi seçiyorlar.
Mola verecekleri yerleri...
Çok iyi biliyorlar. Yani merakları sayesinde kuşlar hayatta kalmayı başarıyorlar.
Mesela Batı Avrupa ülkelerinde çok ünlü bir kuş var.
Kızılgergedan. Bahçe sahipleri bu kuşu iyi bilir.
Bu kuş çok korkusuz.
Yani böyle bir santim dibinize kadar geliyor.
Sizi böyle o kadar büyük bir merakla inceliyor ve izliyor ki.
Hani insanlardan korkar ya kuşların çoğu.
Bu öyle değil. Ama bu yandan da bu çok riskli bir şey.
Hani kedilerin zaten başlıca kurbanlarından biri olmuştur.
Kızılgergedan kuşları. Avcıların hedefi olmuşlardır bu yüzden.
Mesela bazı kuş türlerini insanlara ve hayvanlara aşina etmiştir bu merak duygusu.
Paris'teki serçeler, Londra'daki isketeler, Amerika'daki alakargalar ve Kızılgergedanlar Avrupa'daki.
Bunlar insanlara çok yaklaşıyor, insanların elinden yem yiyorlar.
Hala yabaniler ama insana yönelik korkuları artık böyle kaybolmuş.
Risk almak aynı zamanda...
Bazen hayatta kalmayı da garanti etmek anlamına geliyor.
Arkadaşlar bir saattir kızıl gergeden kuşu diyorum.
Kızıl gerden kuşu demek istedim.
Bizler merakı yaratımın motoru olarak kullanıyoruz değil mi?
Asırlardır. Bize yeni kıtaları keşfettiren, bizi aya çıkaran, hatta Mars'ta bir şeyler aramamıza neden olan, hastalıklara çareler aratan şey nedir?
O merak duygumuz. O yüzden buradan alacağımız ders.
Merakınızı kaybetmeyin arkadaşlar.
Hayatın her alanında o merak her zaman bize lazım olacak.
Onuncu dersimiz göçmen kuşlardan geliyor.
Özellikle de kuzey deniz kırlangıcından.
Çünkü onlar hayatın kendisini bir seyahat olarak yaşayan canlılar.
Ve onların hikayesi bize iki büyük gerçek fısıldıyor.
Birincisi yolculuk içgüdüdür.
Yani hem kuşlarda hem bizde.
Deniz kırlangıcı dünyayı her yıl iki kez baştan sona kat ediyor.
Ve bunu zorunda olduğu için değil içindeki çağrı yüzünden yapıyor.
Çok içgüdüsel bir yerden.
Bence bizim tatillerimiz...
Yurt dışı hayallerimiz, niye hayal diyorum çünkü vize alamıyoruz arkadaşlar, vize vize vermiyorlar.
Başka ufuklara duyduğumuz o yakıcı merak, bunların hepsi aynı yerden geliyor bence.
O içimizdeki göçmen dürtüden, kendi duranlığını kırmak isteyen o dürtüden geliyor, harekete geçmek istiyoruz.
İkincisi, her yolculuk bizi değiştiriyor.
Yeni kültürler, yeni manzaralar, yeni insanlar ve bütün bu yenilikler zihnimizde daha önce hiç olmayan bir kapı açıyor.
Kendi konfor alanımızdan çıkmış olduğumuz her rota bizi belki biraz zorluyor ama biraz daha büyüttüğü kesin.
İnsan kendini biraz da o yol esnasında tanıyor, yolda tanıyor.
Dayanıklılığını, sınırlarını, kim olduğunu, ne olmak istediğini.
O yüzden kendini tanımak isteyenler deniz kırlangıcından ders alabilir.
İster içinizde bir yolculuğa çıkın, ister dışınızda ama o yola çıkın.
11. ders ilişkiler üzerine güç gösterisi yapan alfaların ve sessiz ama etkili olan betaların hikayesini kuşlar üzerinden şöyle bir değerlendirelim.
Akbaba bir leşe konduğu zaman kargalar kaçar.
Sonra başka akbabalar gelir ve bir hiyerarşi olur.
Yani en baskın olanlar önce yerler sonra diğerleri yer.
Ama sahneye bir tilki çıktığı zaman o güçlü görünen akbabalar onlar bile geri çekilir.
Bazı uzun bacaklı kuşlar da Alfa erkekler aranada tüylerini kabartır, dövüşür, kendilerini sergiler, dişilere kendilerini gösterir, böyle bir çabaya girer.
Dişiler o esnada böyle bir kenarda ilgisiz bir şekilde beslenmelerine devam eder ve tam o an gölgede duran beta erkek sessizce dişiye yaklaşır ve o fırsatı
yakalar. Hiç kimsenin bakmadığı bir anda dişiye yaklaşır.
Gözleri yapan...
güç gösterisi yapan, şov yapan alfa yorulurken asıl beta tarafından o dişi çoktan kapılmıştır.
Ya da alfa erkek horoz tüm enerjisini, güç gösterisini harcar.
Ben buradayım demek için harcar o horoz kendini ama karnını doyurmayı unutur o esnada.
Ve o sırada böyle sessiz sessiz o horozun ayaklarının altında kalan işte yemler, bütün fırsatlar o sessiz kalanlar tarafından toplanır.
Yani beyler demem o ki Bazı kadınlar kendileri için en bilge seçimin bir erkeğin güç gösterisinde, şovunda olmadığını, asıl meselenin şefkatte,
sadakatte, uyumda ve sadelikte olduğunu bilir ve ona göre bir seçim yapar.
Hayatta öyle bir oyun.
Hani bazen evet şov yapan kazanır, bazen tam tersi.
Ve hiyerarşinin tepesine çıkmak isteyenler çoğu zaman yaşamı ve en önemli fırsatları...
İşte böyle kaçırır.
Bazıları o kadar çok gösteri peşindeki kimseye gerçekten dokunmuyor, temas etmiyor.
Bazıları da o kadar sade, gösterişsiz, mütebazı oluyor ki insana çok geçiyor.
Yani o güveni, o samimiyeti, o insanlığı.
Onlar kazanıyor arkadaşlar. Bazı kadınlar alfa erkeklere aşık olurlar ve nihayetinde beta erkekleri tercih ederler.
Dikkat edin hep böyle bad boylarla çıkarlar.
Sonra çok normal bir adamla evlenirler.
Daha güven veren bir adamla evlenirler.
Yanında duran, sorumluluk alan, duygusal zekası gelişmiş olan sakin bir adamda dinlenirler.
Yani sen alfa erkeği seçersin ama cenazende beta erkek vardır.
Alfa arzularınızı yakar.
Beta yaralarınızı tarar kızlar.
Biri fırtınalı bir deniz, diğeri sakin bir göl.
Yani neyi seçeceğiniz size kalmış ama bilimsel incelemeler beta erkeklerin nihayetinde böyle çok daha istikrarlı eşine karşı çok daha dikkatli, sabahatkar ve sadık olduğunu gösteriyor.
Belki de daha az seçeneğe sahip oldukları için o da olabilir.
Hani alfaların seçeneği daha fazla.
Bazı kuşlarda mesela çulluklarda dişiler büyük bir erkektense küçük bir erkeği tercih ediyorlarmış.
Çünkü onlar... Daha çevikmiş küçük olan erkekler.
Bölgeyi daha iyi savunuyorlarmış ama büyük olan kuşlar daha ağırlar.
Daha yırtıcı avlar karşıda çevik değiller.
O yüzden kabul görmüyorlar.
Yani önce kabul görme sonra da peşinde koşulan ve...
kıymet biçilen bir iktidara sahip olma çabası.
Kendimizi kaybetme tehlikesine atıldığımız yollara bizi sürükleyebiliyor.
Çünkü zirveye doğru tırmandıkça ayrıntıları çok daha az görmeye başlıyoruz.
Güç gösterisi yaparken o aç kalan horozu unutmayın.
Zirvede olanların da her zaman çok mutlu olduğu düşüncesine Siyasi liderler, ünlüler, influencerlar, dev şirketlerin patronları, CEO'lar çok mu mutlu sizce?
Çünkü bazen güç geniş bir manzara veriyor evet ama yakın görüşü bozuyor.
Ve bazen insan hayatın tepesinde değil kenarında nefes alıyor.
Sırada 12. ders var.
Anda kalmak üzerine bir ders.
Kuşların mutluluğu anda olma üzerine kurulu gibi.
Çünkü sert rüzgarlarla dans eden martılar görüyoruz.
İşte çamurda böyle çılgın su banyosu yapan sığırcıklar.
Güneşte tüylerini ısıtan üveyikler.
Hepsi bize aynı şeyi gösteriyor.
Mutluluk dediğimiz şey tehdit azaldığında ve anın içinde kalabildiğinde kendiliğinden gelen bir şey.
Ve kuşlara göre mutluluk...
Tok olmak, güvende olmak, rüzgarla oynamak, dostlarınla suya sıçramak, güneşte ısınmak ve...
Epiküros gibi. Haz ve ölçülük arkadaşlar burada olan şey.
İhtiyacın kadar ye, güvende kal ve tadını çıkar.
Yani bazen mutluluk böyle küçük anlarda saklı.
Arkadaşımızla içinen bir kahvede, bir kitabın sayfalarını çevirirken duyduğun o heyecan, pencereden baktığında yağan yağmur, yeni aldığın defterin o ilk sayfasında bir şeyler yazmak, bir kedinin başını okşamak,
bir sokak hayvanını beslemek, doyurmak, bir çocuğu sevindirmek, sıcak bir duş.
Temiz çarşafların serildiği günkü o yatağın kokusu.
Mis kokan bir çiçek tenine değen o ilk yaz güneşi.
Bir yabancının sana bütün iyi niyetiyle yardım elini uzatması, gülümsemesi.
İşten eve geldiğinde ayaklarını uzattığın o an.
En sevdiğin dizinin o yeni bölümünün yayınlanması.
Böyle sıcacık fırından yeni çıkmış bir kek, o kekin kokusu.
Yani demem o ki küçük anların değerini fark edin.
Çünkü hayatın ağırlığı bu şekilde daha da hafifliyor.
Mutlu olmak için böyle çok büyük şeyler olmasını beklemeyin.
Mutluluk o küçük anlarda saklı unutmayın.
Sıcacık bir sarılma, güvende hissetmek, sevilmek, sevmek, şefkat göstermek, şefkat görmek, sağlıklı olmak, iyi dostlarınızın olması, iyi bir sohbet.
Bunlar parayla satın alınamayacak şeyler ve bence bu hayattaki en büyük lüksler.
Parayla satın alınamayacak şeyler.
Mutlu olabileceğiniz onlarca şey varken kendinizi mutsuz etmenin yollarını lütfen aramayın.
2026'da hepimiz için temennilerim bunlardır.
Kendinize iyi bakın. Yollarınıza kuş konsun.
Sarılıyorum size sesimle.
Hoşçakalın. Bay bay. Paribu Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Paribu'nun yapay zeka ile hazırlanmış şarkılardan oluşan Crypto Vibes albümünü dinlemek için sizleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Ve bu albümde en beğendiğim parçayı şimdi sizlerin de dinlemesi için buraya bırakıyorum.
Görüşürüz, hoşçakalın, bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
