
Bu sadece Cambly Yıldönümü değil, yılın en büyük indirimiyle başlamak için en iyi zaman—%60'a varan indirim. Hemen satın al!
Kod: ortamcambly26
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
“Kendimi Nasıl İyileştiririm?” kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Yeni kitabım "Hikayeni Yeniden Yaz!"ı almak için: https://amzn.eu/d/ipC0Vma
Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir.
Transkript
Cambly Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün yine alışkanlıklar üzerine konuşacağız arkadaşlar ki en son bölümlerimden birinde, kendinin en iyi versiyonu ol bölümünde yine bu konuyu konuşmuştuk.
Atomik alışkanlıklardan bahsetmiştim size.
Bugün bunu iyice pekiştirelim istedim.
Çünkü o bölümde size araştırmalardan falan fazla bahsedememiştim.
Bu bölümde biraz bunları konuşacağız.
Şimdi Duke Üniversitesi'ne yapılan bir araştırma var ve bu araştırmaya göre...
her gün gerçekleştirdiğimiz davranış ve eylemlerimizin yaklaşık yüzde 45'i Alışkanlıklardan kaynaklanıyor denilmiş.
İnanabiliyor musunuz? Hayatımızda %45 nasıl yüksek bir oran farkında mısınız?
Yani neredeyse hayatımızın yarısının kontrolü alışkanlıklarımızın eline geçmiş durumda.
Ve yine popüler kültürde sıkça dile getirilen bir mevzu var.
Ben de yapıyorum. Şekersiz kaç gün yapıyoruz?
21 gün değil mi? Takipçilerimle sık sık şekersiz 21 gün yapıyoruz Instagram'da.
Bu 21 gün efsanesi nereden çıktı?
Neden efsane diyorum? Çünkü bir alışkanlığın 21 günde oluştuğu efsanesi aslında bir plastik cerrah olan Dr.
Maxwell Maltz'ın gözlemlerine dayanıyor olabilirmiş.
Bir ihtimal çok yüksek bir ihtimalle.
Dr. Maltz bir uzvunu kaybeden amputelerin bu duruma alışmasının ve estetik ameliyat geçiren hastalarının yeni görünümlerine uyum sağlamasının yaklaşık 21 gün sürdüğünü söylüyor.
İşte ondan sonra insanlar zamanla Maltıs'ın bu gözlemini alıyorlar.
Genel bir yaşam değişikliği için kullanıyorlar.
Alışkanlıklarını uyarlıyorlar. İşte diyorlar ki şekersiz 21 gün mesela.
Ama bir uzvun kaybıyla işte her gün su içme alışkanlığı falan ne alaka değil mi?
Neyse sonra 2009'da yayınlanan bir çalışma var.
Önemli bir araştırma bu konuyla alakalı.
12 hafta süren bu çalışmaya göre...
Bir davranışın alışkanlık haline gelmesi için geçen ortalama sürenin 66 gün olduğu söylenmiş.
Fakat asıl aralığın 18 ila 254 gün arasında değiştiği saptanmış.
Yani gerçekte yeni bir rutinin alışkanlık haline gelmesi için öyle sihirli bir gün sayısı falan yok.
Hani 21 günde olabilir, 66 günde olabilir ya da başka bir şeyde olabilir.
Hani ben lafın gelişi 21 gün diyorum.
E Merve biz nereden bileceğiz o alışkanlığın artık oturduğunu diyorsanız.
Şöyle ne zamanki o yapmaya çalıştığınız şey size artık böyle çok kolay gelmeye başlıyorsa.
Ne zamanki direnciniz kırılıyorsa ve artık böyle otomatik pilota geçiyorsanız o yapacağınız şey her neyse alışkanlık o zaman anlayabilirsiniz.
Mesela şekersiz yaparken bence 21 gün okey.
Hani defalarca yapmış biri olarak bunu söyleyebilirim.
Hatta 120 gün bile yapmışlığım var biliyorsunuz.
Ve şöyle bir şey şunu da söyleyeyim.
Şimdi ben sürekli şekersiz yapıyorum ya ve size de yaptırıyorum.
Artık hani yapmasam bile şu an şekersiz sürecinde değilim yapmasam bile eskisi gibi böyle bir şeker hata falan geçirmiyorum.
Hani vücut alışmış yani yarın da ben girebilirim şekersiz 21 güne ve hiç zorlanmam.
Alışkanlıklar öyle bir anda ortaya çıkıp bir anda kaybolacak şeyler değil.
Hatta alışkanlık oluşturmayı şöyle düşünün.
Böyle giderek düzleşen dimdik bir yokuşta bisiklet sürmeye çalışmak gibi ne yaparsınız?
Başlangıçta tüm gücünüzde pedal çevirmeniz gerekiyor değil mi?
Yani irade göstermeniz gerekiyor.
Ama devam ettikçe ettikçe o yokuş düzleşiyor ve süreç giderek daha da kolaylaşıyor.
Mesela 60 gün boyunca kendinizi zorlayın, yüz mekik çekin.
61. gün bu artık size çocuk oyuncağı gibi gelir.
Hatta yüzü bırakın işte 150 yapayım falan dersiniz.
Çünkü böyle bir rahatlama gelir.
Bir başka araştırmaya bakalım.
2011 yılında PNS dergisinde yayınlanan bir çalışma var.
Bu da irade gücünün ve karar verme yetimizin nasıl çalıştığını anlamamız açısından bence çok çarpıcı.
10 ay boyunca 1100'den fazla mahkeme kararı inceleniyor ve incelenen vakalarda hakimlerin iş günlerinin en başında yani güne başladıklarında ve yemek molalarından hemen sonra mahkumların
lehine karar vermeye çok daha eğilimli oldukları tespit edilmiş.
Yani net bir şekilde bunu tespit etmişler ama günün ilerleyen saatlerinde yani artık böyle iş çıkışına doğru tükenmiş olduğumuz o saat aralığına baktıklarında Mahkeme oturumları da uzadıkça tabii.
Hukuki koşulları bakın tamamen benzer olan davalarda bile lehte karar verme oranları giderek düşmüş.
Yani buradan ne anlıyoruz?
İrade dediğimiz şey sınırlı bir kaynak.
Evet insanlar güne belki iyi bir irade deposuyla başlıyor ama gün içinde verdiğimiz o irili ufaklı her karar bu depomuzun, irade depomuzun bir kısmını tüketiyor.
Şimdi karar yorgunluğu denilen zihinsel bir tükenme türü var.
Duymuşsunuzdur eminim. İrade gücümüz azaldıkça beynimiz yeni ve zorlu bir değerlendirme yapmak yerine statikoyu korumaya geçiyor.
Yani konfor alanında kalmayı tercih ediyor.
Ve bu araştırma aslında bize gösteriyor ki hayatımızda bir şeyleri değiştirmek ve yeni alışkanlıklar kazanmak için sadece ve sadece irade gücünüze güvenmeyin.
Neden? Çünkü atıyorum işte sağlıklı beslenmek gibi bir alışkanlık edinmeye çalışırken o iradenizle hareket ederseniz bir açlığa bakar.
Şöyle bir gözünüz döner ve bir anda bozarsınız değil mi?
Çünkü irade dediğim gibi gün sonunda bazen tükenebilen bir şey.
Az önceki araştırmada da gördüğünüz üzere.
O yüzden misal spor yapmak gibi böyle irade gerektiren zor bir alışkanlığı edinmek istiyorsanız bunu İrade depolarınızın en dolu olduğu sabah saatlerinde yapın diyorlar.
Bence çok haklı. Çünkü ben sabahın köründe yapmazsam bir şeyi, aklıma koyduğum bir şey varsa ve yapmazsam atıyorum o su para o sabah gitmezsem akşam irade falan kalmıyor.
İstemiyorum, gitmek istemiyorum.
Tükeniyorum çünkü. Akşam saatlerinde bilmiyorum bana bir yorgunluk çöküyor ve gerçekten de irade depolarımın boşaldığını düşünüyorum akşam saatlerinde.
Öyle zorlu görevleri yapacak bir halde olmuyorum.
Şimdi yine başka bir araştırmayla devam edelim.
83 çalışmayı kapsayan çok kapsamlı bir analizden bahsedeceğim size.
Az önce dediğim irade gücü tükenmesi var ya.
Bu irade gücü tükenmesine yol açan 5 önemli faktör varmış.
Çaba göstermek. O işin algıladığımız zorluğu, olumsuz etki, yorgunluk ve kan şekeri seviyemiz.
Bakın bu beş faktör, açacağım şimdi bunları.
Bunlar irade düşmanı.
Peki biz bu düşmanları nasıl yeneriz?
Şimdi çaba göstermekle başlayalım.
Normal bir alışkanlık atıyorum işte her gün bir saat İngilizce çalışmak.
Bu büyük bir çaba gerektiriyor bence ve irademizi de hızla tüketecek bir şey.
Ama daha önceki bölümde de bahsettiğim gibi küçük alışkanlıklar.
Misal bir saat çalışmak değil de günde 15 dakikanızı mesela İngilizce'ye ayırmak.
Ya da işte ben bugün 10 kelime İngilizce ezberleyeceğim gibi.
Bakın bu daha basit. O yüzden bunu yapmak...
Zihinsel tükenmişlik olasılığımızı çok büyük bir ölçüde azaltan bir şey.
Dediğim gibi önceki bölümü dinleyin.
Kendinizin en iyi versiyonu olmak bölümü.
O bölümden sonra bayağı bir harekete geçenler olmuş.
Çok mutlu oldum. Yani gayet etkili bir bölüm olduğunu düşünüyorum.
Onu da mutlaka dinleyin.
Şimdi birinci irade düşmanı çaba göstermek dedim.
Neden çaba göstermek?
Çok büyük bir hedef koyup ona doğru çaba göstereceğinize küçük bir hedef koyup yola koyulun demek istiyorum.
Mesela İngilizcenizi geliştirmek istiyorsunuzdur.
İşte ben her gün saatlerce İngilizce çalışacağım oturup böyle bir alışkanlık kazanacağım.
Bu çok mümkün bir şey değil.
Bunu hepimiz biliyoruz.
Onun yerine şöyle diyebilirsiniz mesela.
İşte ben her gün Cambly'e bağlanıp atıyorum 15 dakika bir ders alacağım.
Çünkü eminim çoğumuz bir noktada başlıyoruz, videolar izliyoruz, uygulamalar indiriyoruz ama bir süre sonra bırakıyoruz.
Çünkü süreklilik yok. Ama dil öğrenmek böyle bir şey değil.
Dil öğrenmek süreklilik işi.
Bu arada Cambly şu sıralar yıl dönümünü kutluyor.
Dünyanın 190'dan fazla ülkesinde milyonlarca kişinin kullandığı bir platform biliyorsunuz Cambly ve yıllardır insanların İngilizce hedeflerine ulaşmasına yardımcı oluyor.
Cambly ana dili İngilizce olan öğretmenlerle birebir ders yapabildiğiniz bir çevrimiçi İngilizce öğretim platformu.
Bence en değerli tarafı şu.
İngilizceyi sadece öğrenmiyorsunuz.
Düzenli pratik yaparak onu bir alışkanlığa dönüştürüyorsunuz.
Çünkü gerçek ilerleme zaten böyle gerçek insanlarla yapılan gerçek konuşmalardan geliyor.
Öyle işte oturayım bilgi edineyim de olmuyor dil öğrenme.
Şunu düşünün. Bugünden bir yıl sonra atıyorum.
Bugün başladınız diyelim. Bir yıl sonra İngilizceniz hangi seviyede olacak?
Eğer uzun zamandır böyle başlamak isteyip bir türlü harekete geçemediyseniz belki de bunun için en doğru zaman şimdi.
Çünkü Cambly'nin dediğim gibi yıl dönümüne özel en büyük indirimi başladı ve İngilizce planlarında %60'a varan indirim var şu anda.
Bize özel kod var mı?
Elbette var. Ortam kembili26.
Bu kodu kullanarak açıklamalardaki link üzerinden kampanyadan faydalanabilirsiniz.
Ama kampanya sınırlı süreli o yüzden ertelemeyin derim.
Şimdi bölümümüze irade düşmanlarına geri dönelim.
İkinci irade düşmanı algılanan zorluk dedik.
Şimdi zihnimiz yapacağımız bir şeyi gözümüzde çok büyütüyor.
Yani o kadar büyütüyor ki.
İrademiz böyle hayal ederken tükeniyor zaten.
O yüzden hedefinizi saçma derecede küçük bir hale getirin ki beyniniz o hedefinizi tehdit gibi bir şey olarak algılamasın.
Mesela bugün işte bir saat ağırlık antrenmanı yapacağım demeyin.
İki tane şınav çekeceğim deyin.
Hedefinizi küçültün.
Mesela ben geçen tatil dönüşü size...
Abartmıyorum. Böyle dağ gibi bir ütü yani 3 sele falan vardır.
O kadar gözümde büyüdü ki o.
Çünkü hayal ediyorum onu. Sürekli hayal ediyorum ve kaçıyorum.
En son dedim ki ben bunu parçalara ayıracağım, küçülteceğim.
İşte her gün bir kısmını yapsam azalır falan derken.
Bir baktım bitmiş yani. O yüzden dediğim gibi algılanan zorluk çok başka bir şey.
Bir şeyi yapmaktan kaçıyorsanız bunu göz ardı etmeyin.
Belki de zihniniz o yapacağınız şeyi gözünüzde büyütüyor.
Üçüncü irade düşmanı olumsuz etki.
Mesela diyette yaptığımız o büyük kısıtlamalar.
Bu mesela bende çok büyük bir mahrumiyet hissi yaratıyor.
Çok büyük bir olumsuz etki yaratıyor ve gerçekten bozma sebeplerinden biri bu.
Ya da işte ne bileyim diyet bittikten sonra hemen böyle...
Her şeye saldırıyorum. Neden?
Çünkü mahrum kalmışım.
O yüzden bunu yapmamamız gerekiyor.
İşte şunu demeyelim mesela. Bundan sonra asla karbonhidrat tüketmeyeceğim.
Yok tüketeceksin. Yani o diyet bittikten sonra muhtemelen istediğin kiloya ulaştıktan sonra yine tüketeceksin.
O yüzden bunu demememiz gerekiyor.
Bundan sonra işte atıyorum günde bir dilim sağlıklı ekmek tüketeceğim.
Ya da işte şunu şunu yapacağım.
Anlatabilmişimdir diye düşünüyorum. Dördüncü faktör yorgunluk.
Fiziksel ya da zihinsel yorgunluk fark etmiyor.
Bu irade düşmanı yorgunluk.
Çünkü beynimiz yaklaşan o ağır iş yükünü düşününce bile o işin fiziksel etkisini daha o işe başlamadan hissetmeye başlıyormuş.
Ama gerçekler öyle değil.
Mesela ben geçen evdeki ardeyi düzeltecektim ve bunu hani aylardır hayal ediyorum ve kaçıyorum belki anlatmıştım da çok korkunç geliyordu.
Ama bir saatte bitti ya hani 2-3 gün sürer dediğim şey bir saatte bitti.
O kadar kafamda büyütmüşüm onu, yoruluyorum ya düşünürken bile onu.
Yaptım bitti. Yani bazen gerçekten abarttığımız şeyler o kadar da büyük olmuyor.
Beşinci faktör irade düşmanlarından bahsediyorum o araştırmaya göre.
Kan şekeri seviyemizmiş.
Buna şaşırdınız biliyorum ben de çok şaşırdım.
Kan şekeri seviyesi ne alaka alışkanlığımla.
Çünkü büyük hedefler, zihinsel çatışmalar, irade savaşları ne yapıyor?
Bizim birinci enerji kaynağımız olan kan şekerimizi, glikozumuzu tüketiyor.
Ama küçük alışkanlıklar bizim enerjimizi o kadar verimli kullanmamızı sağlıyor ki zihinsel bir yüke dönüşmüyorlar.
O yüzden kan şekerinizin ve dolayısıyla iradenizin korunmasına yardımcı olan şeylerden biri küçük alışkanlıklar.
Özetle arkadaşlar hedeflerimizi başarısız olamayacağımız kadar küçük eylemlere, atomik alışkanlıklara yani küçük alışkanlıklara indirgemek irademizi tüketen bütün bu faktörleri bypass ediyor.
Böylece biz ne yapıyoruz?
İrade gücümüzü hiç tüketmeden her gün o eylemi yapmaya devam edebiliyoruz ve beynimizi böyle yavaş yavaş o alışkanlığa çaktırmadan programlıyoruz.
Ama buraya kadar anlattıklarıma ek olarak çok önemli bir şey söylemem lazım.
Şimdi araştırmalar bir alışkanlığa gerçekten bağlı kalabilmek ve onu kalıcı hale getirebilmek için lütfen buraya dikkat.
Kişinin öncelikle değişebileceğine inanması gerektiğini net bir şekilde ortaya koyuyor.
Eğer siz içinizde bir yerlerde ya ben değişmem yani bunları yapıyorum ama değişebileceğimi düşünmüyorum diyorsanız ve buna inanıyorsanız ve başarısız olmayı bekliyorsanız evet başarısız olacaksınız.
Ne kadar çabalarsanız çabalayın hiçbir şekilde olumlu sonuç elde etmeniz mümkün olmayacak.
Yani kendinize inanmıyorsanız zaten bu podcastı da dinlemenize gerek yok.
Alışkanlık geliştiremeyeceksiniz.
Daha önce başarısız olma nedenimizde işte muhtemelen yine kendimize çok büyük hedefler koymamızdı.
Küçük alışkanlıkların gücünü göz ardı etmemizde Lao Tzu diyor ya işte bin millik yolculuk bir adımla başlar.
Bakın bin millik yolculuk bir adımla başlar diyor.
Yani önemli olan o bir adımı atabilmekte.
Hani günde bir kelime yazsanız hep söylüyorum yılda 365 bin kelime yazmış olursunuz ve bu neredeyse 7 romana tekabül eden bir şey.
Kitap okumak için her sabah en azından bir saat ya bir saat erken uyansanız ya da yarım saat ya da 15 dakika bu size yılda...
Ne kadar büyük bir zaman kazandırıyor.
Yani 1 saat kalksağınız erkenden 365 saatiniz olacak.
Günde 20 dakika bile spor yapsanız bu bile sizin vücudunuzu değiştirmek için oldukça yararlı olacak ki böyle şeyler varmış YouTube'da.
Ben hiç yapmadım ama işte 20 dakikalık 30 dakikalık programlar varmış ve gerçekten çok işe yaradığını duydum.
Onları da yapabilirsiniz.
Her gün olumlu düşünmek, şükretmek gibi soyut alışkanlıklar kazansak ya bunların bile hayatımızı, mentalimizi nasıl değiştireceğini düşünün.
Hatta dün bir şey gördüm.
Bir kadın böyle içerik üreticisi inanılmaz düzenli bir evi var ve şey diyor.
Ben her gün bakın her gün sadece bir çekmecemi düzenlerim.
Bütün evi falan yapmıyorum.
Bir çekmeceyi düzenliyormuş ama yani çekmecelerini görün.
Böyle böyle oluyor demek ki bu işler.
Yani her gün en azından bir öğünümüzü ya bakın bir öğün.
Sağlıklı beslenmeye adarsak kendimizi.
Bu bile sağlığımıza büyük bir etki eder.
Şimdi arkadaşlar hayatımız yaptığımız seçimlerden ibaret.
Hani bugün olduğumuz kişiyi bu seçimlerimiz belirledi.
Ve yarını da yine yarınımızı da o seçimlerimiz belirleyecek.
Ve iyi haber şu ki bu bizim elimizde olan bir şey.
Hani seçimlerimiz. Eşinizi seçebilirsiniz.
Tamam doğduğumuz aileyi seçemiyoruz ama pek çok şeyi seçebiliyoruz.
Eşimizi, ailemizi, işimizi, bazen okulumuzu değil mi?
Bunları seçebiliyoruz. Ve şöyle bir dönüp baktığımızda hayat gerçekten yaşadığımız hayat şu anda seçimlerimizden ibaret.
Yani kendinizi eş olarak seçtiğiniz insan şu an hayat kalitenizi belirliyor.
Okuduğunuz okul şu an iş hayatınızı belki gidişatını belirliyor.
Ya da işte ne bileyim aşk yaşadığınız insanlar değil mi?
Mentalinizi belirliyor vs.
Arkadaşlık yaptığınız insanlar sizin iyi alışkanlıklarınızı, kötü alışkanlıklarınızı belirleyebiliyor gibi gibi gibi.
Seçim böyle bir anda karar verdiğimiz bir şey gibi.
Ama alışkanlık o kararın yeterince arkasında durup durmadığımıza bakar.
Yani yeterince tekrar edip etmediğimiz.
Ve bizi dönüştüren şey o alışkanlıklarımız.
Mesela bir gün yürüyüşe çıkmak bu sadece bir seçimdir ama sen bu seçimini devam ettiriyorsan yani haftada birkaç kez yapıyorsan bunu o artık senin alışkanlığındır.
Sen artık yürüyüş yapan spor yapan birisindir.
Bir gece geç yatarsın okey bu bir seçimdir ama sen her gece her gece geç yatıyorsan bu artık senin bir alışkanlığındır.
Bir kere kendini ertelersin bu bir seçimdir ama sen ha bire böyle başkalarına koşup kendini erteleyip duruyorsan Maalesef bu artık seni karakterin gibi hissettirir.
Hani bir rolü ne kadar çok oynarsan artık sen o karakterle özdeşleşirsin ki bunu da sinema dünyasında çok görüyoruz.
Bir gün rahatsız olduğun bir konuda susarsın, alttan alırsın, olay büyümesin dersin, karşındaki insanı seviyorsundur.
Evet bu bir seçimdir ama sen senelerce böyle ezilip...
hep alttan alıyorsan karşı tarafı bu artık senin karakterine dönüşür maalesef.
Neyi sürekli tekrar tekrar yapıyorsak bunu bir düşünün.
Zamanla artık o şeyle özdeşleşiyoruz ve ben böyleyim demeye başlıyoruz.
Sen öyle değilsin. Sen onu alışkanlık haline getirdin.
Sen bir gün seçtin bunu ve sonra devamını getirdin ve bu senin alışkanlığın haline geldi.
Sen onu karakteri zannediyor bile olabilirsin.
Ya ben zaten böyleyim.
Ben hep alttan alan bir insanım.
Beni hep ezerler zaten. Hayır sen bunu sürekli yaptığın için artık bu Otomatik pilot da yaptığın için alışkanlığında dönüşmüş olabilir.
Buraları bir kurcalayalım bence.
Şimdi madem böyle bir örnek verdim.
Hemen alışkanlıklarımızla sınırlarımız arasındaki bağlantıdan bahsedeyim size.
Bu arada sınırlar diye bir bölüm yapmıştım.
Hayatının kontrolü kimde bölümü?
Lütfen o bölümü dinleyin.
Gerçekten çok önemli bir bölüm.
Sağlıklı sınırlar başarılı alışkanlıkların isimsiz kahramanı.
Eğer sağlıklı sınırlarımız yoksa alışkanlıklarımızı da gerçekleştiremeyeceğiz.
Neden? Çünkü alışkanlıklarımız bizim kim olduğumuzu tanımlayan bir şeyken sınırlarımız o kişi olmak için ihtiyaç duyduğumuz alanı tanımlayan bir şey.
Yani yeni bir alışkanlık kazanmak istiyorsak hayatımızdaki her şeye evet demememiz gerekiyor.
Hayır demeyi öğrenmemiz lazım.
O yüzden sağlıklı sınırlar çok önemli.
Çünkü neden? Zamanımız ve enerjimiz sınırlı.
Sen sürekli başkalarının isteklerine göre hareket ediyorsan kendi hedeflerine zaten yer kalmamıştır hayatında.
Kendi alışkanlıklarına zaten öyle bir vakit ayıramazsın.
Bir süre sonra atıyorum dil mi öğrenmek istiyorsun?
Bu da aksar. Çünkü sen herkese evet diyorsun.
Sporda aksar, hobide aksar, kitap okumak, uyku düzeni, sağlıklı beslenme bunların hepsi bozulur.
Çünkü senin sağlıklı bir sınırın yoktur.
Yani mesele sadece disiplinli olmak değil.
Hani işte ben tembellim o yüzden yapamıyorum.
Bu değil. Belki tembel bile değilsin.
Belki sağlıklı sınırın olmadığı için alışkanlıklarını ilerletemiyorsun.
Mesele biraz daha kendimizi, sınırlarımızı koruyabilmek.
Atıyorum mesela sabah yürüyüş alışkanlığı kazanmak istiyorsun.
Sabah erken uyandığını bilen arkadaşın çat diye arıyor seni.
Uzun uzun derdini tasasına anlatıyor.
Ay diyor işe gidiyordum da seni arayayım dedim.
Ya kapatman lazım ama ayıp olur, kırılır diye yapamıyorsun.
Hevesin kaçıyor. Neyse artık yarın yürürüm diyorsun.
Bitti. Orada bitti. Yani buradaki asıl sorun sınır koyamadığımız için, bakın kendi alışkanlığımızı koruyamıyoruz sınır koymayı bilmediğimiz için.
Yani bir alışkanlığı sürdürememe sebebimiz dediğim gibi her zaman tembellik, ataletsizlik değil.
Sınır koyamamak da olabilir.
Buralara da bir bakın arkadaşlar.
Eğer eylemlerimizi...
Suçluluk, utanç ya da başkalarını memnun etme zorunluluğu yönetiyorsa edindiğimiz alışkanlıklara bağlı kalmamız gitgide daha da imkansızlaşıyor.
O yüzden alışkanlıklarımızı ve sınırlarımızı değiştirmek gerçekten büyük bir cesaret, özsevgi ve özsaygı gerektiriyor.
O yüzden kim olduğumuzu ve ne için müsait olduğumuzu açıkça tanımlamamız bencillik değil.
Aksine kendimize ve hedeflerimiz için yaptığımız en büyük iyiliklerden biri.
Peki seçeceğimiz alışkanlık bize neler kazandırmalı?
Buraya gelelim. Şimdi olmanız gerektiğini bildiğiniz kişi vardır ya.
Hayalinizde bir kişi vardır.
Ya ben böyle olmalıyım dersiniz.
Herkesin vardır böyle bir hayali.
Size o hissi kazandırması gerekiyor.
O alışkanlığın. Olmanız gerektiğini bildiğiniz kişi olma hissini kazandırmalı.
Size güçlenmişlik duygusu vermeli.
Yaşam kalitenizin arttığını hissetmelisiniz.
Başarı hissi vermeli o alışkanlık.
Eğer bunları sağlıyorsa kazanmak istediğiniz alışkanlık bence gerçekten şahane bir şeydir.
O yoldan dönmeyin. Ve dönüşeceğiniz kişiyi hayal edin diyorlar.
O kişiye aşık olun. Yani bu yolun sonundaki sizi hayal edin.
İşte o alışkanlığı kazanmışsınız ve senelerdir devam ettiriyorsunuz hiç çekmeden.
Şöyle bir hayal edin.
Nasıl biri? Yani bu alışkanlığı yapan kişi nasıl birine dönüşmüş?
Düşünsenize mesela işte sigarayı bırakmışsınız.
Bunu bir hayal edin. Hani artık böyle saçma sapan bir madde tarafından kontrol edilmiyorsunuz.
Hayatınızın kontrolü tamamen sizin elinize geçmiş.
Bu arada hani bağımlı deyince böyle...
Çok korkunç bir şey değil mi? Bağımlı.
Madde bağımlılarını kastediyoruz hep işte.
Alkol bağımlısı, madde bağımlısı ama sigarada böyle olmuyoruz.
Neden? Çünkü sigara daha masum görünüyor.
Hayır. Sigara kullananlar da bağımlı.
Çünkü siz uçakta, kapalı alanlarda ya da sigara içemediğiniz her an çıldırıyorsunuz.
Siz o maddeye bağımlısınız.
Siz sigara tarafından yönetiliyorsunuz.
Farkındasınız değil mi? Hayatınızın kontrolü sizde değil.
Onun elinde. Bir maddenin elinde.
O yüzden hiç yumuşatmaya gerek yok.
Nasıl ki madde bağımlılarına.
Aman tanrım diyorsunuz çünkü onlar da bir madde tarafından kontrol ediliyor ve onlar da büyük bir yoksulluk krizi yaşıyor.
Siz de yaşıyorsunuz. Belki hani daha aşağı seviyelerde ama siz de yaşıyorsunuz.
Şöyle bir düşünün sigarayı bırakmışsınız artık böyle soğukta ya da sıcağın alnında mekandan çıkıp dışarıda böyle sigara içecek yer aramıyorsunuz.
Ona bağımlı değilsiniz o sizi yönetmiyor.
Kötü kokmuyorsunuz, öksürmüyorsunuz, ağzınızın tadı yerine gelmiş.
Ama en önemlisi artık yani bütün bunların dışında artık siz sağlığına saygı duyan, daha uzun bir yaşamı hak ettiğini bilen, hastalıklara kapısını bile isteye açmayan.
Bedenine saygı gösteren bir insan olmuş oluyorsunuz.
Yani bir hayal edin. Bu insana dönüştüğünüzü hayal edin.
Sigarayı nasıl bırakırsın bölümümü mutlaka dinleyin.
Hep söylüyorum. Çok bırakan oldu o bölümden sonra.
Belki bunu söyleyerek buradan yine birilerine vesile olmuş olurum.
Şimdi iyi alışkanlıklar bizim kim olmaya karar verdiğimizle ilgili bir şey.
Ne yapmaya karar verdiğimizle ilgili değil.
Bakın kim olmaya karar verdiğimizle ilgili.
Ben daha önce denedim bırakamadım diyorsanız bir daha deneyin.
Bir daha deneyin. Hatta sessizce gidin şöyle bir yere oturun.
Her ne alışkanlık kazanmak istiyorsanız, iyi alışkanlık onu bir hayal edin.
Ama öyle bir hayal edin ki böyle çok ayrıntılı olsun.
Bu yeni, gelişmiş versiyonunuz olmanın, dönüştüğünüz o insanın nasıl bir şey olduğunu hissederek şöyle bir hayal edin.
Günlük yaşamınızın hangi yönleri değişecek bu alışkanlığı kazandığınızda?
Fiziksel olarak nasıl hissedeceksiniz?
Sizi ne motive ediyor?
Nasıl görünüyorsunuz?
Bu alışkanlık hayatınızdaki insanları nasıl etkileyecek olumlu yönde?
Tüm ayrıntıları şöyle özümseyerek hayalini kurun.
Yani aklınıza da bu hayali kurarken elbette engeller gelecek, bahaneler gelecek.
Ama şöyle olursa böyle olur.
Aklınızdan böyle bahaneler geçecek, engelleyecek sizi.
Bunları da gerekirse not edin arkadaşlar.
Ve bu alışkanlığınızın gelecekte sizi dönüştüreceği versiyonunuzu lütfen şöyle bir detaylı olarak düşünün.
Buna kudret mantrası deniliyor.
Hayatımız boyunca sürekli böyle tekrarladığımız düşünceler var ya inançlarımız, eylemlerle yarattığımız o şeyi yaşıyoruz.
Sürekli tekrarladığımız bakın alışkanlığa çıkıyor yine kapı.
Kudret mantrası beynimizi eğitmenin o zayıf düşünceleri uyumlu inançlarla değiştirmemizin güçlü bir yolu.
Kudret mantrasının amacı deneyimlemek istediğimiz şeyle ve olmak istediğimiz o yeni kimlikle bağdaşan kelimelere durmadan durmadan tekrarlayarak beynimizi artık bu yeni patikaya yeni gerçekliğe
ikna etmek. Hani az önce anlattığım gibi yapıyorsunuz zaten aklınızdan geçen engelleri bahaneleri yazıyorsanız hayallerinizin arasında gelen engeller var ya böyle aklınızda onları yazıyorsunuz.
Tam zıttını ifade eden cümleler kuruyorsunuz.
O cümleleri, o olumsuz cümleleri aklınıza gelenleri olumluya çeviriyorsunuz.
Ve mantranızı kurarken, yazarken ya da gelecekte olacak bir şeymiş gibi değil, şu an yaşanıyormuş gibi yazmanız gerekiyor.
Şimdiki zamanda kurgulamanız gerekiyor.
Hatta bu konunun üzerine rezonans kanunu bölümümü dinleyin.
Bu kudret mantrası olayı var ya çok benziyor zaten onunla.
O bölümü dinleyebilirsiniz.
Şimdi arkadaşlar etkileyici hedefleri ve utanç verici sonuçları olan Birçok insandan biri olmak yerine utanç verici hedefleri ve etkileyici sonuçları olan kişi olalım.
Ne demek istiyorum? Utanç verici hedefler.
İşte günde iki sayfa kitap okuyacağım.
Komik değil mi? Utanç verici hedef dediğim ama çok etkileyici bir sonuç alacaksınız bundan.
Ama ben şunu dersem günde işte 500 sayfa kitap okuyacağım.
Yapamayacağım onu ve rezil olacağım.
Anlatabildim mi? Hani küçük düşündüğümüz sürece yenilmez olacağımızı unutmayalım.
Bu alışkanlıklarımız konusunda söylüyorum.
Küçük düşünmeyi. Küçük düşündüğüm sürece yenilmez olacağımızı unutmayalım tekrar ediyorum.
Bir şınav sıfır şınavdan büyüktür.
50 kelime ezberlemek sıfır kelimeden büyüktür.
15 dakika spor sıfırdan büyüktür.
İki sayfa hiç okumamaktan büyüktür.
Yani o kadar işimizi kolaylaştıralım ki, o kadar hedefi küçültelim ki bu alanda beynimiz hayır diyemesin ve bir tehdit olarak algılamasın yapacağımız şeyleri ve daha da kolay yapalım.
Ve sürece gelince bir alışkanlığı edinmenin ne kadar sürdüğü önemli değil.
Çünkü amaç onu zaten sonsuza kadar yapmamız.
Bunu unutmayalım. Dilerim bu bölüm hepimize ben de dahil çok faydalı bir bölüm olur ve alışkanlıklarımızı sonuna kadar devam ettirmemize vesile olur.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bye bye. Cambly Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Bize özel kodumuzu tekrar hatırlatıyorum.
Ortam cambly26.
Bu kodu açıklamalardaki linke bırakıyorum.
Cambly'nin yıl dönümüne özel yılın en büyük indirimine %60'a varan indirimini kaçırmayın.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
