
Samsung AI Energy Saving hakkında detaylı bilgi almak için: Tıklayın
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi
Bu bölüm "Samsung" hakkında reklam içerir.
Transkript
Samsung SmartThings Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve'niz. Bugün dünyayı değiştiren adam, kayıp kıtalar kaşifi, son harita bükücü, tesadüfler kaptanı, baharat sevdalısı...
Altın avcası Christophe Colombu konuşacağız arkadaşlar.
İyisiyle kötüsüyle bir bakalım neler yapmış.
Daha önceki bölümlerde kendisinden pek haz etmediğimi söylemiştim.
Hatırlarsanız karakterinden hoşlanmıyorum.
O parlatılmış, cilalanmış, büyük kaşif imajının üstünü bir kazıyalım.
Bakalım altından neler çıkacak.
Şimdi arkadaşlar, bu arada onun da hayatında bize ilham verecek noktalar var.
Onlara da değineceğim. Yani iyisiyle kötüsüyle konuşacağız Christophe Colombu bugün.
Şimdi öncelikle onun hayatını kısaca...
bir anlatacağım. Ondan sonra da seyir defterlerinden gözüme çarpan detayları konuşacağız eğer sıra gelirse.
Ama şunu yapmayacağım. İşte şu tarihte şu ülkeye gitmiş bıdı bıdı tek tek bunları söylemeyeceğim.
Çok didaktik bir bölüm olsun istemiyorum.
Sonuçta bu bir ders değil. Bir podcast.
O yüzden akılda kalması benim için daha önemli.
Şimdi 1451 yılının Ekim ayında İtalya, Cenova'da doğuyor Christopher.
Burası bir liman şehri.
Annesi ve babası İspanyol Yahudisi.
Babası bir dokumacı. Dikiş atölyesi var.
Maddi durumları iyi diyebilirim ve Kolom'un çocukluğu bu dokuma atölyelerinde geçiyor.
Babası çocukken atölyede ona bir gemici şapkası örüyor.
Ve gemicilik hayalleri daha çok küçük yaşlardayken başlamış gördüğünüz gibi.
Hep böyle limana gidermiş, oradaki gemileri seyredermiş.
Bu arada babasının atölyesine de hep böyle denizciler geliyor, tüccarlar geliyor, iş adamları gelip gidiyor.
Onlarla da bir görüşme, sohbet etme imkanı oluyor.
Tabii ki bunlardan etkileniyor arkadaşlar.
Özellikle gemicilerin anlatmış olduğu işte böyle uzak diyarlardaki o renkli, heyecanlı hikayeler onu adeta büyülüyor.
Ve bir de doğmuş olduğu yer Cenova.
Hani burası denizcilik alanında çok köklü bir geçmişe sahip.
Tüm Akdeniz'e yayılan Cenova kolonileri ve ticari yerleşim alanları.
Karadeniz'e kadar uzanıyor o dönemde.
Ve kiminle çekişiyorlar?
Osmanlı'yla. Çünkü Avrupa işlerine kadar ilerleyen Osmanlı Akdeniz'de adeta bir güç haline geliyor değil mi?
10 yaşından itibaren babası onu eğitim alması için okula gönderiyor.
Ama çok fazla bir öğrenim gördüğünü söyleyemeyiz.
Çok kısa sürmüş öğrenim hayatı.
14 yaşındayken bir gemide miçoluk yapmaya başlıyor.
Aslında babasının niyeti onun baba mesleğini devralması arkadaşlar.
Ama o ailesine haber bile...
vermeden gemideki ilk seyahatine çıkıyor.
Ki söylese bile muhtemelen babası izin vermeyecekti.
Ailesi haberi aldığında zaten o çoktan Anjou Dükü'nün gemisinde Akdeniz'de açılmış.
Hatta geminin güvertesini fırçalıyordu büyük bir ihtimalle.
Çünkü miçoydu. Bilmeyenler için miçoluk gemideki temizlik görevleri, ayak işleri arkadaşlar.
Hatta... Darwin de ilk başta Miço'luk yapmıştır.
Beni her yaş grubundan dinleyenler var arkadaşlar.
O yüzden böyle dipnotlar atarak gidiyorum.
Hani biz Miço'yu biliyoruz diyebilirsiniz bilmeyenler için.
Bu gemide Kaptan Jack diye biri var.
İhtiyar bir gemici bu. Ve Colombo denizcilik terimlerini ilk başta o öğretiyor.
Her şeyi ondan öğreniyor. Ve ilk seyahatinden döndüğünde...
Dizleri ve elleri çalışmaktan kapkara olmuş, nasır bağlamış bu şekilde ailesinin karşısına çıkıyor.
Ve onlara diyor ki ne yaparsanız yapın ben bu tutkumdan vazgeçmeyeceğim diyor.
Onlar da tabii Colombe'un bu kararlılığını görünce razı oluyorlar gitmesine.
Colombe, Anjou Ducurene ile birlikte Akdeniz'de ticaret gemilerinde seyahat etmeye başlıyor.
İşte Ege Denizi'ndeki Sakız Adası'na gidiyor.
Birçok adayı, birçok limanı ziyaret ediyor.
Kimi zaman fırtınalarla boğuşuyor, kimi zaman korsanlarla takılıyor, kimi zaman düşman devletlerin saldırılarına şahit oluyor.
Birçok macera yaşıyor Osmanlı gemileriyle karşılaşıyor.
İşte Bizans'ın Türkler tarafından fethedilmesine dair hikayeler dinliyor.
Türklerin gemilerle karadan Haliç'e inişini, Ceneviz gemilerinin ateşe verilişini bunları o kadar büyük bir heyecanla dinlemiş ki hatta az kalsın onun bulmuş olduğu gemiler Türklere karşı Bizans'a
yardıma gidiyorlarmış ama kaptan son anda vazgeçiyor.
Kolomb 1476'da Cenova'dan Kuzey Avrupa'ya değerli kargoları taşıyan asker.
Geri bir konvoy da yer alıyor arkadaşlar.
Burada 16 tane Ceneviz teknesinden oluşan bir konvoy var.
Bu konvoy Fransız-Portekiz Birleşik Donanması'nın saldırısına uğruyor.
Şiddetli bir savaştan sonra Cenevizlilerin 3 gemisi batıyor ve yüzlerce gemici karanlık sulara gömülüyor.
Kolomb ise yaralı bir halde eline geçirmiş olduğu bir tahta parçasına tutunarak 6 mil uzaklıktaki Portekiz sahillerine çıkmayı başarıyor ve tamamen şans eseri bir şekilde boğulmaktan
böylece... İşte bu onun hayatının dönüm noktalarından biri.
Hikayenin bundan sonrası daha heyecanlı ama size daha heyecan verici bir şeyden bahsetmek istiyorum.
Bir tasarrufla iki kazanç mümkün.
Samsung SmartThings ile hem enerjiden tasarruf edip hem puan kazanabiliyorsunuz.
Nasıl mı? Hemen anlatıyorum.
Samsung, inovasyonlarıyla sürdürülebilirliği günlük hayatın bir parçası haline getiriyor.
SmartThings uygulamasıyla yapay zeka özellikle seçili buzdolabı, çamaşır, bulaşık, kurutma makineleri, klima ve televizyonlar YZ enerji modu ile %70'e varan enerji
tasarrufu sağlıyor. Daha da güzeli, Samsung kullanıcıları bu tasarrufları...
SmartThings ayrıca akıllı cihazlarınızı bir araya getiriyor, enerji kullanım alışkanlıklarınızı analiz ediyor ve size tasarruf önerileri sunuyor.
Hatta uzaktayken bile cihazlarınızı kolayca tek bir uygulamayla tek merkezden yönetmenizi sağlıyor.
Eğer hala denemediyseniz hemen SmartThings uygulamasını indirin ve tasarruf ederken kazanmaya başlayın.
Hadi devam edelim. Portekiz yani Lisbon o dönemlerin deniz ticaretinde kilit noktalarından biri arkadaşlar ve özellikle de Afrika'nın batı sahillerine yapılan seferlerin başlangıç noktası.
Hemen bir parantez açıyorum.
O dönemde İspanyollar, Portekizliler ve Hollandalılar uluslararası ticaret için yeni yolların peşindeler.
Ve Cenevizlilerin de en güçlü rakipleri bunlar.
Neyse işte Colón Portekiz'e çıkıyor, karaya kurtuluyor.
Burada bir dönem haritacılık yapıyor, işte kitaplar satıyor, geçimini bu şekilde sağlamaya çalışıyor.
Kendi kardeşi de zaten Portekiz'de bu işleri yapıyor.
Coğrafi ve astronomi bilgilerini burada genişletiyor.
Lisbon limanında o dönem siyahi esirler, işte baharatlar, fil dişi, işte altın...
Bunlarla dolu yüklü gemiler var arkadaşlar dolup dolup taşıyor.
Ama ne olursa olsun ticari gelişmelerdeki bu hız Portekiz krallarını bir türlü tatmin etmiyor.
5. Alfonso Afrika kıyılarında dolaşan denizcilere ısrarla Hindistan'a giden kestirme bir yol bulun diyor.
Bunu bulun diyor araştırın diyor.
Çünkü daima batıya doğru giderek zengin Asya ülkelerine işte Hindistan'a Çin'e incileri ve değerli taşlarıyla ünlü olan Japonya'ya yani Çipango adasına varabilmenin kestirme...
bir yolu olmalı diye düşünülüyor.
O sırada bir rahip krala diyor ki benim diyor Toscanelli adında Floransalı bir dostum var.
O diyor bu yolların kestirmesini bilir.
Toscanelli'ye bir mektup yazalım yardım isteyelim diyor.
Toscanelli'nin vermiş olduğu cevapsa 5.
Alfonso'nun yerine geçen Domjao'ya yetmiyor arkadaşlar.
İnandırıcı gelmiyor. Kolom tabi o sırada boş durmuyor.
Batıya yelken açarak bir şekilde Hindistan'a varma planlarını Portekiz krallarına çekici göstermek için bir sürü bilgi topluyor.
O da Toscanelli'ye bir mektup yazıyor.
Toscanelli Kolomb'un mektubuna bayağı bir ilgi gösteriyor arkadaşlar ve ona haritayla birlikte her iki krala da yollamış olduğu mektupları gönderiyor.
Böylece Kolomb'un planı tanınmış bir bilim adamının göndermiş olduğu dokümanlarla daha da güçleniyor ve çağdaşları tarafından deli damgası vurulma ihtimali gittikçe azalıyor bu mektuptan sonra.
Toscanelli'nin de Kolomb gibi böyle dönemin ileri gelen bilim insanlarından farklı görüşleri var arkadaşlar.
Çünkü o Marco Polo'ya şarlatan diyenlere karşı çıkıyor Toscanelli ve Batlamyus'un yeryüzüyle ilgili görüşlerini yetersiz buluyor.
Marco Polo'ya göre biliyorsunuz Asya kıtası Batlamyus'un belirtmiş olduğu sınırları.
çok daha doğusuna uzanıyor arkadaşlar ama bu görüşüne pek bir destekçi bulamamıştır.
Çünkü insanlar yani o dönemin korkulu rüyası Engizisyon mahkemelerinde yargılanmak.
Bundan çok korkuyorlar. O yüzden de fikirlerini böyle ortaya atılıp söylemek o kadar kolay bir şey değil.
Bu arada Kolomb yapmış olduğu hesaplarda dünyanın çevresine gerçek uzunluğunun dörtte üçü olarak hesaplamıştır.
Böyle bir hataya düşmüştür.
İlk başta 1484 yılında Portekiz kralından Çipangu'ya yelken açmak için birkaç gemi istiyor.
Ama kral hiç oralı olmuyor arkadaşlar.
Kolomb ise vazgeçmiyor, inatla kendi görüşlerini savunmaya devam ediyor.
Hatta bilimsel denizcilik komitesine bile başvuruyor ve planının bu komite tarafından incelenmesini istiyor.
Ama buradan da darbe yiyor çünkü Kolomb'un planının işte Marco Polo'nun uydurma yazılarından yola çıkılarak geniş bir hayal gücüyle buluşmasının bir neticesi olduğu düşünülüyor.
Colom, Atlantik okyanusundan uzaklarda Hindistan ve Marco Polo'nun da keşfetmiş olduğu o zengin doğu ülkelerinin olabileceğine inanıyor.
Tabii bunun doğruluğunu teyit etmenin peşinde kendine bir finansör arıyor.
Herkes de tabii delirmiş olduğunu düşünüyor.
Çünkü çok uç geliyor. Kim anlatsa diyorlar ki ya kardeşim bir gidişine.
Bu arada Portekizli bir kadınla evleniyor ve evlendiği kişi Felipa de Perestrella.
Afrika'nın batı kıyılarına aktif keşiflere çıkan bir denizcinin kızı evlendiği kişi ve Felipa'nın kız kardeşinin eşi Porto valisi olarak atanan bir deniz subayı.
Kolomb işte bu sayede Portekiz, Porto Santo'da bir sürü gözlem yapma fırsatı buluyor.
Hatta bir keresinde batı rüzgarlarının deniz kıyısına getirmiş olduğu ve üzerinde farklı biçimde şekillerin bulunduğu bir tahta parçası eline geçiyor.
Bu ilginç heykelimsi eserin keşfetmek istediği o gizemli yerlerden geldiğini düşünüyor.
Sonra tabii bu gözlemlerini genişletebilmek için bir dizi küçük seyahatlere çıkıyor ve Azor adalarında Portekiz civarında bir ada burası.
Çok enteresan şeyler görüyor arkadaşlar.
Batı rüzgarlarının... ve Avrupa'da eşi benzeri görülmemiş ağaç parçalarının yüzdüklerini görüyor ve bir keresinde Çiçek Adası'nda iki farklı ağaç parçası görüyor ve bu bilgilerle birlikte Kolomb
'un Batı ülkelerinden farklı ülkelerinde olduğu konusunda artık herhangi bir şüphesi kalmıyor.
Portekiz'e gelişinin üzerinden 8 yıl geçtikten sonra artık emin olduğu bu keşiflerine bir destek alabilme amacıyla ana vatanı olan Ceneviz'e geri dönüyor.
Tabi seyahat planları yine saçma sapan bulunup reddediliyor.
Kolomb defalarca reddediliyor arkadaşlar.
O da yine Portekiz'e dönüyor.
Portekiz kralından destek istiyor.
Yine reddediliyor. Bu arada Kolomb'un en büyük hayali Kudüs'ü kurtarabilmek arkadaşlar.
Ve bunun için gerekli zenginliği temin edebilmek.
Yani şöyle düşünüyor. Bu keşfedeceğim yerlerden ben parayı vuracağım.
Ondan sonra da Kudüs'ü kurtaracağım.
Böyle bir niyeti var. Bu ülkeleri keşfettikten sonra Haçlı Seferi başlatmayı planlıyor ve bunun için de Avrupa'da belli bir otoritesinin olması lazım.
Bir de Colombo kralların reddetme sebeplerinden biri de şu.
Diyor ki ben Atlantik Okyanusu'nun ardında keşfedilecek olan ne varsa işte adalar, ülkeler her ne varsa ben onların kralı olacağım kardeşim, generali olacağım, valisi olacağım diyor.
Tüm bu ünvanlardan benim ailem de sebeplenecek diyor.
O ülkelerden elde edeceğiniz gelirlerinin yarısı benim olacak diyor.
Devlet Erkanlı da diyor ki...
Hayırdır ya sen diyor bu şekilde çok etki sahibi oluyorsun.
İyisin mi diyor sen ömür boyu vali olarak kal.
Hani keşfedersen böyle bir yer.
Keşfedeceğine dair hiçbir inançları da yok bu arada.
Kolomb da buna okey olmuyor.
Düşünün yani daha ortada fol yok yumurta yok adamın isteklerine bakın.
Sonra diyorlar ki sen şu gideceğin rotayı bize bir ver bakalım.
Haritanı bize bir ver bir bakalım.
Kolomb haritayı veriyor arkadaşlar.
Ve Portekiz hükümeti belirtilen güzergaha hareket edecek bir gemiyi ondan habersiz bir şekilde yola çıkarıyor.
Yolda fırtınalar tayfayı öyle bir korkutuyor ki geri dönmeye karar veriyorlar.
Kolomb kendisine yapılan bu ihanetin acısıyla sarsılırken eşini de kaybediyor.
Artık onu orada tutacak bir şey yok.
Elizbon'da da artık güvende olmadığını düşünüyor.
Orayı terk ediyor arkadaşlar ve gerçekten bazı saray mensupları onun öldürülmesi gerektiğini düşünüyor.
Çünkü bu planı gider başka bir millete satar diye düşünüyorlar.
E zaten öyle de yapıyor. Kolomb yine kendi vatanına gidiyor.
Yine reddediliyor. E o da artık ne yapsın İspanya...
sarayına gideyim bari diyor.
Onlara söyleyeyim bu niyetimi.
Bu arada yanında küçük oğlu var 8 yaşında ve çok büyük yoksulluklar da çekiyorlar bu süreç içerisinde.
Kral Ferdinand ve kraliçe Isabella İber Yarımadası'ndaki en güçlü iki Hristiyan topluluğun mirasçıları ama tamamen politik sebeplerden dolayı evlenmişler.
Karakterleri de taban tabana zıt arkadaşlar.
Ferdinand para diye ölen bir tip.
Çıkarları için her şeyi yapabilecek bir insan.
Isabella ise böyle daha dindar biri, daha idealist biri diyebiliriz.
Yani Kolomb'un her ikisini de ikna etmesi gerekiyor.
İşi zor. Hristiyanlığın yayılabileceği yeni topraklar diyor.
Buradan elde edilecek zenginliklerle Kudüs'ü kurtarabiliriz diyor.
Yani anlayacağınız hem nalına hem mıhına vuruyor Kolomb.
Ve onları ikna etmeyi başarıyor.
Kabul ediyorlar bu teklifi ama onu bir heyetin önüne çıkarıyorlar.
Yani bu konu hakkında bilgi sahibi olan insanlar ve işte rahipler falan var bu heyette.
Kolomb'un dünyanın küreselliği hakkındaki düşüncelerine gülüyorlar heyettekiler.
İşte söylediklerin kutsal kitapla çelişiyor diyorlar, suçluyorlar.
Dünya düz diyorlar sen delirdin herhalde be adam diyorlar.
Kolomb dünyanın herhangi bir noktasından yolculuğa başlayan bir insanın yine aynı noktaya varacağına inanıyordu.
Ve nihai hedefi Kudüs'ü işgal edecek olan güçlü bir ordu oluşturmakta altını çizerim.
Hatta Prof. Dr. Halil İnalcık hocamız da bu konu hakkında bir açıklama yapmış.
Diyor ki Christoph Kolomb'un yeni dünyanın keşfi...
Bir bakıma Akdeniz'de Hristiyan dünyası özellikle İspanya ile Osmanlı arasındaki mücadele ile ilişkili görünmektedir.
Kolomb günlük notlarında onu harekete geçiren gerçek düşüncenin İslam dünyasını geriden çevirerek doğudaki Hristiyan dostu Moğol hanı ile doğrudan bir ilişki kurmak,
Hindistan ticareti, Hint deniz yolunu aşmak, Batı ve Doğu Hristiyanlarının iş birliğiyle Kudüs'ü almaktı diyor.
Böyle söylemiş. Neyse arkadaşlar sonuç olarak 56 yaşında bakın 56 yaşına gelmiş artık senelerce beklemiş defalarca reddedilmiş vazgeçmemiş bir adam Christophe Colomb bu yönüyle takdir edilesi.
İspanyol hükümeti artık diyor ki okey yeni dünya keşfinde sana yardımcı olacağız.
Ve bu arada bu seyahat dedi konusu Avrupa'da yayılmaya başlıyor.
Fransız ve İngiliz krallarından da bir davet alıyor Colomb.
Hatta böyle bir Fransa'ya göz kırpar gibi oluyor.
Bir gidecek gibi oluyor ama durduruyorlar.
14 Nisan 1492'de Kolomba istediği gerekli ayrıcalıklar İspanyol hükümeti tarafından sağlanıyor arkadaşlar.
Ama yola çıkacak gemiler hiç de öyle sağlam değil.
Ve ona eşlik edecek olan gemiciler çok deneyimsiz.
Daha önce hiç böyle bir yolculuğa çıkmamışlar.
Ama aralarında çok cesur gemiciler var.
Pinson kardeşler gibi.
Mesela onlar Ninia adı verilen bir gemiyle bu sefere katılmışlar.
karar veriyor. Onların bu kararını duyan diğer gemiciler de böyle bir heyecanlanıyor.
Biz de sefere gidelim diyorlar.
Bunlar dışında işte kraliçenin adamlarının olmuş olduğu Pinta adlı bir gemi var.
Santa Maria adlı bir gemi var.
Bunların hepsi sefere hazır.
Hatta Santa Maria gemisinin yönetimi Kolomb'da arkadaşlar.
Ve bu gemiler böyle bir sefer için çok küçük.
Mesela Santa Maria 60 kişi alıyor.
Pinta gemisi 30. Diğeri de 20 kişi falan alıyor.
Ve adamlar bu gemilerle düşünün.
Bu gemilerle yeni dünyayı keşfe çıkacaklar.
Bunun da 16 senelik büyük bir çaba neticesini veriyor.
3 Ağustos 1492'de Palos'tan yola çıkıyorlar ve yola çıktıktan 4 gün sonra Kolomb daha en başından talihsizliklerle karşılaşmaya başlıyor.
Pinta adlı geminin dümeni gidiyor arkadaşlar.
Yani kontrolünü kaybediyor dümen.
Geri dönemeyecek bir hale geliyor.
Neyse bir şekilde dümeni tamir ettiriyorlar.
Ama sonra gemi su sızdırmaya başlıyor.
Kanarya adalarına gidiyorlar.
İşte gemiyi takas edebilir miyiz acaba diye.
O sırada oradaki yanardağ uyanıyor.
Kolomb ve yanındakiler diyor ki herhalde bu bizim başımıza gelecek felaketlerin habercisi.
Acaba geri mi dönsek falan derken.
Yok diyorlar. Arızalı gemiyle yollarına devam ediyorlar.
Düşünün o gemiyle yeni dünyaya keşfe çıkıyorlar.
Hatta Portekiz kralı Colombo diyor ki sen diyor bu keşfe en iyisi Portekizlilere bırak.
Üç tane savaş gemisi gönderiyor onu durdurabilmek için ama Colombo o sırada çıkan kuvvetli bir fırtına sayesinde kaçmayı başarıyor.
Ve bu sefer ne oluyor? Okyanusun ortasında korkunç dalgalarla boğuşuyorlar ve o dalgalarda sürüklenen gemi parçalarına rastlıyorlar.
Kısa bir zaman sonra ise pusulalarının oku...
Çok güçlü bir şekilde batıya doğru sapmaya başlıyor arkadaşlar.
Bu arada pusula sapması denilen bu olayla ilk defa bu keşif esnasında karşılaşıyor.
Hepsi onların işte denizcilerin yaşadıkları dehşeti.
Hayal bile edemiyorum.
Talasofobisi olan biri olarak.
Başka bir gün gökyüzünden meteor parçaları yağıyor.
Düşünsenize her gün başka bir felaket.
Ve gözleri hep böyle bir kara parçasını arıyor.
Ama yok yok yok.
Okyanusun ortasında yapayalnızlar.
Yeşil yosunlarla karşılaşmışlar bir keresinde.
Ve bu yosunlar geminin yol alışını zorluyor.
Gidemiyorlar yani çok zorlanmışlar.
Ve mürettebatın içinde hep böyle bir geri dönememe korkusu var arkadaşlar.
Daha fazla ileri gitmenin hiçbir fayda sağlamayacağını düşünenler var.
Geri dönmek için artık geç kaldık diyenler var.
Böyle her kafadan bir ses çıkıyor ama Kolomb hariç.
Yani içlerinde en inançsızı o.
Yani adam bulacağına çok emin.
Ve arkadaşlar bu öyle bir korku ki içlerinden biri, mürettebattan birisi aklını yitirmiş.
Delirmiş adam düşünün. Bazıları Colombo düşman oluyor.
İşte bu eğlence meraklısı adam için yaklaşık 120 kastilyalı hayatını kaybedecek diye düşünüyorlar.
Ara ara bulutları kara parçası zannediyorlar.
Sevinç çığlıkları atıyorlar.
Bir bakıyorlar ki bulut hezimete uğruyorlar.
Bir ara Colombo gemiye zincirleyip geri dönmeyi bile düşünmüşler arkadaşlar.
Ciddi ciddi adamı gemiye zincirlemeye düşünmüşler.
Ve diğer gemilerde çok büyük bir isyan çıkıyor.
Colombo tek başına kalıyor okyanusun ortasında bir sürü adama karşı.
Pinta gemisinin kaptanı ben diyorum.
Güney'e gideceğim. Aslında amacı Avrupa'ya geri dönmek, kaçmayı planlıyor.
Ama Kolomb buna izin vermiyor.
İşte her akşam diyor burada olacak bütün geminin kaptanları.
Benim gemime geleceksiniz diyor.
Hatta gemileri birbirine zincirlemiş Christoph Kolomb kaçmasınlar diye.
Ve 11 Ekim günü gemilerin önünde desenli yeşil yapraklarla kaplı birkaç ağaç parçasının yüzdüğünü görüyor mürettebat.
Ve artık kara parçasının yakında olduğunu anlıyorlar.
Ve nitekim 11 Ekim gecesi.
Gemide hiç kimse uyumuyor yani herkes o kara parçasını ilk gören kişi olmak istiyor.
Ve sabah saatlerinde Pinta gemisinde insanlar çığlık çığlığa bağırmaya başlıyor.
Kara göründü diye bağırıyorlar ve çoğu dizlerinin üstüne çöküp dua ediyor sevinçten.
Böylece Kolomb'un Atlantik okyanusunun ardında bir kara parçasının olduğu düşüncesi tamamen kanıtlanmış oluyor.
12 Ekim 1492'de Kolomb Amerika'ya resmen ayak basıyor.
İşte bu tarihte Kolomb öncesi Amerika denilen o dönem sona eriyor arkadaşlar.
Ayak bastığı ilk yer Bahama atalarından birinin doğu sahili ve Kolomb'un El Salvador adını verdiği yer burası.
Bu küçük adada yaşayan yerliler ilk defa görmüş oldukları gemiye tabi merakla bakıyorlar kıyıya doğru koşuyorlar bu nedir diye.
Kolomb ve arkadaşları teknelerine biniyor ve kıyıya doğru ilerliyorlar.
Tabi yerliler korkuyor bu garip giyimli insanlardan silahları da var bazıları ormanın iç kısımlarına gizleniyor.
Kolomb'un üstünde kenarları dantelli koyu renkte kadife bir elbise var işte mor ipekli çorapları var ve İspanyol soylularının kuşanmış olduğu bir pelerini var.
Sol elinde kılıcı sağ elinde de bir sancak.
şapkasının kenarındaki kordonun üzerinden altın bir muska sallanıyor.
Hayal edin. Karadaki insanlarsa çırılçıplak.
Kolomb'u görünce tabii şok oluyorlar.
Hayatlarına hiç kıyafet görmemişler çünkü.
Kolomb adayı San Salvador adıyla vaftiz ediyor ki bu Hazreti İsa'nın sıfatlarından biridir arkadaşlar.
Kurtarıcı anlamında ama ne kurtarıcı.
Sonra gemicilerin ve şaşkın yerlilerin Heyecanla baktığı bir konuşma yaparak burayı İspanya kralı adına egemenliği altına aldığını bildiriyor.
Bu yerliler Aravak yerlileri arkadaşlar yani Amerikan yerlileri.
Karayiplilerin yerli halkı Kızılderililer.
Bu arada Kızılderili'yi ırkçı bir yerden söylemiyorum.
Amerikan yerlisi dememiz gerekiyor normalde ama anlamayanlar olabiliyor.
O yüzden Kızılderili dedim.
Kolomb yerlilerin düşmanca bir tutumu olmadığını görünce onlara boncuk, kırmızı bere ve zil gibi daha önce hiç görmediği şeyler veriyor.
Yerliler de tabii başlarına geleceklerden habersiz çok seviniyorlar çünkü neler kaybedeceklerinden haberleri yok henüz.
Kolomb seyir defterine şöyle yazmış.
Dostluklarını kazanmaya çalıştım ve anladım ki bu adamlar zorla değil sevgiyle kendi inanışlarını bırakıp kutsal dinimize katılıyorlardı.
Bunun üzerine aralarından birkaçına renkli külahlar, 3-5 tane sırça gerdanlık verdim.
Hemen bunları boyunlarına taktılar.
Değersiz ufak tefek bir iki şey daha vardı.
Çok sevindiler, bize çok bağlandılar diyor.
Onların daha sonra gemi sandallarına yüze yüze geldiklerini görüyorduk ve bize papağanlar, pamuk ipliği, yumaklar, mızraklar getiriyorlardı.
Bir sürü ıvır zıvır getirdiler.
Bütün bunları bizim önerdiğimiz ufak tefek şeylerle küçük sırça gerdanlıklarla, çıngıraklarla değiş tokuş ediyorlardı.
Bir sözcükle kendilerine sunulan her şeyi alıyor.
Karşılığında ise en küçük bir duraksama göstermeden Ellerinde ne varsa hemen veriyorlardı diyor.
Ama öyle sanıyorum ki bunlar çok yoksul insanlardı.
Hiçbir şeyleri yoktu. Çırılçıplaktılar.
Anaları dünyaya nasıl getirdiyse öyleydiler.
Kadını da erkeği de böyleydi.
Doğrusunu söylemek gerekirse yalnızca tek bir kadın gördüm.
Gençten biriydi ve görebildiğim herkes gençti.
Hiçbiri otuzunu aşmışa benzemiyordu.
Yapılı, düzgün insanlardı.
Görünüşleri oldukça güzeldi.
Saçları bir at kuyruğunun kılları kadar kabarıktı.
Önden kısa kesip kaşlarına düşürüyorlar.
Arkada ise bir tutamını örüp hiç kesmeden aşağı salmışlardı.
Bir kısmının bedeni kahverengi boyalı.
Geri kalanları ise beyaz, kızıl ya da başka renklerde.
Ellerini hangi boya geçtiyse yüzlerini boyayanlar, bütün vücutlarını, gözlerini ya da yalnız burunlarını boyayanlar da vardı.
Bakın en üzücü yerlerden biri şu arkadaşlar.
Diyor ki... Silahları yok.
Silahın ne olduğunu da bilmiyorlar.
Kılıçlar gösterdim.
O kadar bilgisizlerdi ki keskin tarafından tuttular ve parmakları kesildi.
Demirden yapılma hiçbir şeyleri yok.
Mızraklarında... Demir uç bile bulunmuyor.
Kimileri bunun yerine ya balık kılçığı takıyor ya da rastgele bir şeyler.
Bunlara en ağır işler gördürülebilir.
Uyanık adamlar. Bakıyorum dediklerimi hemen yineliyorlar.
Onları kendilerine özgün bir inanışları olmadığına göre dinimize döndürmek kolay olacak zannediyorum.
İsa Efendimizin izniyle buradan ayrılırken siz yüceler yücesine sunmak için ayrıca dinimizi öğrensinler diye bunların 5-6'sını yanıma alacağım.
Bu adada papağandan başka hayvan görmedim.
Eğrilmiş pamuk yumakları getiriyorlardı bize.
Papağanlar, kargılar.
Tek tek sayılması gereksiz bir yığın öteberi.
Bütün bunları rastgele bir şeyler karşılığında veriyorlardı.
Bense kendi payıma gözümü dört açıyor ve bu ıvır zıvır arasında altın olup olmadığına bakıyordum.
İçlerinden kimisinde burunlarını açtıkları küçük bir delikten sarkan altın parçacıkları bulunduğunu gördüm.
Böyle söylüyor. Arada özet geçerek gideyim arkadaşlar.
İşte bu altınları gördükten sonra tabi esas sulanın nerede olduğunu merak ediyor.
Bunun peşine düşüyor. İşte tekrar geminin kayığına atlıyor.
Adanın kıyısı boyunca uzanan...
Köylere bakmaya başlıyor. Orada da yine karşısına halk çıkıyor, yerli halk çıkıyor.
Tanrı'ya şükrediyorlar.
İşte kimileri Kolomb ve yanındakilere su getiriyor, yiyecek getiriyor.
Yüzerek yanlarına gidiyorlar.
Kolomb diyor ki anladığım kadarıyla bize gökten gelip gelmediğimizi soruyorlardı diyor.
Hatta içlerinden bir ihtiyar koşun diyor gökten gelen adamlara bakın böyle söylüyor.
İnsanlar kendilerini yerlere atarak ellerini göğe kaldırarak Tanrı'ya şükrediyorlar.
Böyle çığlık çığlığa bağırıyorlar.
Karaya çıkın diye yalvarıyor.
Arıyorlar hatta Kolomb ve yanındakilere ama Kolomb çıkamıyor çünkü çok sığ oradaki sular ve su altı kayaları varmış.
Kolomb bu adamların işte çok temiz çok saf yürekli olduklarını hatta içlerinden yedisini yanına alıp krala götüreceğini ve onlara dillerini öğreteceğini söylüyor.
Aslında diyor yüce efendimiz buyruk verselerdi bunların diyor hepsini Kastilya'ya götürebilirdik.
O da olmadı diyor kendi adalarında bu insanları tutsak tutabilirdik yazıyor bakın.
Çünkü bu adamlara gık dedirtmemek ve kendileri...
Bu arada Colombo'nun yanına almış olduğu yerlilerden kaçanlar oluyor denize atlayıp muhtemelen onun niyetini anlayanlar bunlar.
Kolomb diyor ki adaların hepsine el koyarak altın aramayı düşünüyorum.
Böyle söylüyor. Ve gördüğü yerlerin doğanın güzelliğini öve öve bitiremiyor.
Günlüklerinde bunları çok belirtmiş.
Hatta denizdeki balık cinslerine kadar yazmış.
Onların güzelliklerini anlatmış.
Bence Kolomb'un seyir günlüklerini mutlaka okuyun arkadaşlar.
Diyor ki yeryüzünün güneş altındaki hiçbir yerinde buralardan daha güzeli daha görkemlisi bulunamaz.
İlk 3 yıl için buraya adanın ve altın ırmaklarının güvenliğini sağlayacak bir adam yerleştirmek çok uygundur.
100 tane de atlı adamımız olsa bu işten çok karlı çıkarız diye not düşmüş.
Buradaki insanlar dediğim gibi çok saflar ve onların gökten geldiğine inanıyorlar arkadaşlar.
Kendilerine hangi duayı öğretirsek öğretelim tekrarlamaya hazırlar diyor Kolom bunu da denemiş.
İstavroz bile çıkarır. Yerlileri köle yapma niyetinde zaten ve Kolomb her ayak basmış olduğu adaya dini isimler veriyor dikkat ederseniz.
Tam olarak nerede olduğunu ve nereyi keşfettiğini de hala idrak edemiyor o kadar zaman sonra bile.
Kendini Hindistan topraklarında bir yerlerde zannediyor.
O yüzden bu yerlilerden Hintliler diye bahsediyor günlüklerinde.
Yerliler Kolomb'un hedefinin altın olduğunu öğreniyorlar ve onu maalesef Küba ve Haiti adalarına yönlendiriyorlar.
Ve Kolomb 28 Ekim'de Küba'ya gidiyor.
Tabi Kolomb hala Marco Polo'nun...
Etkisi altında ve zannediyor ki işte burada altın damlı evler görecek.
Fid dişinden işte mermer şehirler çıkacak karşısına.
Ama bir bakıyor ki birkaç tane böyle kuru balıkçı kulübesi var.
Yine çıplak çıplak yerliler var ve başka da hiçbir şey yok.
Bir de ne buluyor burada arkadaşlar?
Tütün buluyor. İşte bu zararlı bitkinin gün gelip Amerika'da böyle çok büyük bir gelir kapısı olacağından da habersiz.
Yerliler tütün içiyorlar.
Kolombun gemicileri de deniyor bu tütünü ve alışıyorlar.
Ve ülkelerine dönerken yanında tütünü götürüyorlar.
Sonra tabii dünyanın dört bir yanında...
Yanına bu zehir yayılıyor. Bir de arkadaşlar şunu belirtmek istiyorum.
Bu podcastı hazırlarken bir sürü kaynaktan okuma yaptım.
Ve şunu çok bariz bir şekilde söyleyebilirim ki.
Herkes işine geldiği gibi yazmış.
Yani okursanız çok taraflı yorumlarla karşılaşacaksınız.
Özellikle de bu frengi muhabbeti hastalıklar olaylarında.
Kimi diyor ki frengi diyor zaten Amerika kıtasındaki yerli halklarda vardı.
Zaten olan bir hastalıktı.
Gemicilerle birlikte keşif sonrası hastalık Avrupa'ya taşındı diyor.
Kimi diyor ki frengi zaten Avrupa'da vardı ama teşhis edilmemişti.
Amerika'dan... Dönenlerle beraber salgın haline geldi.
Bu kısımlar çok muallaktı ama 1972 tarihinde yayınlanan Alfred Crosby'nin Kolomb Takası adlı bir kitabı var.
Burada şöyle diyor Alfred Crosby.
Kolomb Takası dünyanın biyolojik yapısını geri döndürülemez bir şekilde değiştirdi.
Kolomb'dan bu yana dünyadaki bitki ve hayvan türleri sürekli azaldı.
Türlerin varyasyonları bile kademe kademe azaldı.
Kolomb takasını 4 kategoriye ayırıyor.
Hastalıklar, bitkiler, hayvanlar ve insanlar olarak.
Avrupalılar arkadaşlar bu yerlilere çiçek hastalığı, kızamık, kabakulak, tifis ve su çiçeği bulaştırarak ölümlerine sebep oluyor.
Yerlilerin nüfusu neredeyse %50'lere düşüyor.
Çünkü Avrupalılar gelmeden önce bu hastalıklar yerliler arasında yok.
Hatta tekrar Kolomb'un seyir defterine dönecek olursak bir yerde bakın şöyle söylüyor.
Yüce Efendimize şükürler olsun.
Adamlarımdan bir tekinin bile başı ağrımadı.
Bir teki bile hastalanıp yataklara düşmedi.
Bu dediklerim üç geminin adamları için de geçerli demiş.
Bakın neyse devam edelim.
Diyor ki bunlar diyor buyruk almaya, ekip biçmeye çok yatkın olan insanlar.
Bunlara kentler kurdurabiliriz diyor.
İşte inşaat işlerimizi, her işlerimizi gördürebiliriz diyor.
Bizim gibi giyinmeyi, bizim gibi davranmayı öğretebiliriz diyor.
Hatta dediğim gibi dinlerine de geçirmeyi düşünüyor bu insanları.
Kolomb'un zaten dindar bir tarafı da var.
Şimdi arkadaşlar... Toparlayacak olursak pardon dindar demiştim.
Dinci diyecektim ayrı şeyler. Toparlayacak olursak Kolomb'un yolculuğu 3'e ayrılıyor.
Birinci yolculuğu böyle. Ve bu ilk yolculuğunda işte San Salvador'a varıyor dedim.
Sonra işte Küba'yı keşfediyor.
Hispanyola'yı keşfediyor. Tabii kendini Hindistan'da zannediyor.
Ve adamlarının bir bölümünü geride bırakıyor.
Bu şekilde dönüyor. 4 Mart'ta Portekiz'e varıyor.
Fernando ve Isabel bunu duyunca Kolomb'un başarısını duyuyorlar.
Onu hemen saraylarına İspanya'ya davet ediyorlar.
İşte Portekiz'de malanmasın diye.
Kolomb daha sonra Barcelona'ya...
gidiyor ve 7 denizin amirali ünvanını alıyor.
Amirali yalnız. Amirali ünvanını alıyor.
Bir sürü armağan, bir sürü para alıyor.
Yaptığı yolculuk ve keşifleri Avrupa'da tabi hızla duyuluyor.
Kolomb'un Asya'ya giden yeni böyle kestirme bir yol bulduğu dilden dile dolaşıyor.
Ve ilk sefer sonrası Kolomb daha sonra 3 sefer daha yapıyor.
Ve hepsinde de yeni yeni yerler keşfediyor.
Mesela 2. yolculuğunda artık amacı yeni koloniler kurmak, topraklarını kullanmak bu insanların, Hristiyanlığı yaymak, yerli insanları köleleştirmek ve işler gitgide Çirkinleşiyor gördüğünüz gibi.
Üçüncü seferinde yine yeni bölgeler keşfetme peşinde.
Altın aramaya devam ediyor.
Hala Hindistan'a ulaştığını zannediyor.
Hispana'daki o kötü despotik yönetim nedeniyle İspanya'ya şikayet ediyor.
Ve tutuklanarak geri dönüyor.
Sonra işte Asya'ya giden deniz yollarını aramaya devam ediyor.
Bugünkü Costa Rica'yı.
Panama'yı keşfediyor ve büyük hayal kırıklıklarıyla dönüyor.
Sonuç olarak Kolomb Hindistan'a ulaşamıyor ama bu süreç Avrupa'nın Amerika'yı keşfetmesini ve sömürgeleştirmesini başlatıyor.
Kolomb takası dönemi başlıyor.
Dünya tarihinin dönüm noktalarından biri Kolomb'un keşfi.
Her ne kadar kötü şeyler yaşansa da bölümün başında iyi şeylerini de söyleyeceğimi söylemiştim size.
İlham alınacak özellikleri, yeni bir deniz rotası bulma hayalini hiç bırakmaması, yılmaması, başarısızlığına onca reddedilmesine rağmen, bütün belirsizliklere rağmen, kararlılığını korumaya devam etmesi,
fikirleri dönemin genel görüşüne aykırı olmasına rağmen kendi vizyonuna inanması, cesareti, keşif ruhu, diplomasi ve ikna gücü, sabrı bunlar bence ilham alınacak yönleri.
Keşke bütün bunları iyi bir yönde kullansaydı.
Yaptıkları ve bıraktığı derin iz asla unutulmadı.
Dahası için seyir defterlerini mutlaka okuyun arkadaşlar.
Mark Twain Colombe için şöyle söylüyor.
Colombe Hindistan'ı ararken Amerika'yı buldu ve buna keşif dedi.
Eğer bu bir keşifse ben de yanlış bir otobüse binip şehri keşfettim diyor.
Bu arada Colombe yeni ülkeler bulmak için batıya doğru yelken açan ilk kişi değil arkadaşlar.
Bunu da ayrı bir bölümde konuşuruz.
Bu bölümü Colombe'ın şu sözleriyle kapatacağım.
Tekrar edeceğim bu sözlerini.
Silahları yok. Ne olduğunu da bilmiyorlar.
Kılıçlar gösterdim ve o kadar bilgisizlerdi ki keskin tarafından tutup parmaklarını kestiler diyor.
Ve diyor ki cehalet her zaman köleliği getirir.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Samsung SmartThings Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
SmartThings hakkında daha fazla bilgi almak için sizleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
