
Kore cilt bakımının sakinleştirici dünyasına adım atıyoruz. Yeni ISANA Korean Skincare serisi ile nemli ve ışıl ışıl bir cilt.
İncelemek için tıklayınız.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
“Kendimi Nasıl İyileştiririm?” kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Yeni kitabım "Hikayeni Yeniden Yaz!"ı almak için: https://amzn.eu/d/ipC0Vma
Bu bölüm "Rossmann" hakkında reklam içerir
Transkript
Rosman, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, Türkiye'nin en çok dinlenen podcast'ımdasınız.
Ben Merve. Bugün taptaze yeni bir yılın ilk günlerinden biri.
O yüzden size umut dolu güzel bir bölümle geldim.
Bugün size tarihi boyunca defalarca işgale uğramış olan, ekonomisi tekrar tekrar yerle bir olmuş bir ülkenin, hatta 7 kere düşüp 8 kere ayağa kalkan, dünyanın en zengin...
en havalı ve teknolojik olarak en gelişmiş ülkelerinden biri kabul edilen Güney Kore'nin Nunchi felsefesinden ve başka felsefelerinden bahsedeceğim.
Kore, Güney Kore ve Kuzey Kore olarak ikiye bölünmeden önce tarih boyunca yaklaşık 800 kere işgale uğramış bir ülke ve her işgal biliyorsunuz ardında çok büyük bir yıkım bırakan bir şey ama
her yıkım onlar için yeni bir başlangıcı zorunlu kılmış diyebilirim.
Yani enkazın içinden bir düzen yaratmayı başarmışlar.
Yokluğun içinden bir güç inşa etmeyi başarmışlar ve bugün Güney Kore dünyanın en güçlü ülkeleriyle yan yana durabilen hatta onlarla rekabet edebilen bir donanıma sahip.
Bu başarı yalnızca teknolojiyle, ekonomiyle ya da disiplinle açıklanmıyor.
İnsanı hayran bırakan bu dönüşümün arkasında Kore kültürünün sessiz ve derin kavramları var.
Bugün biraz onlardan bahsedeceğiz.
Nunchi felsefesiyle başlayalım çünkü belki de bu ülkeyi ayağa kaldıran şey görünmeyeni.
görebilme becerisidir.
Nunchi kısaca ilişkilerimizi böyle daha derin bir güven içerisinde, daha uyumlu ve iş birliği içinde geliştirebilmemiz için başkalarının duygularını, başkalarının ihtiyaçlarını ölçme sanatı diyebiliriz.
Şimdi buradan bakınca belki çok basit bir iletişim becerisi gibi geldi size ama değil.
Bu bir nevi insanlar arasındaki o görünmeyen dili okuyabilme sanatı arkadaşlar.
Başkalarının ne söylediğinden çok ne söylemediğini fark edebilme sanatı.
Mesela bir bakışın ağırlığını sezebilmek, sessizliğin sebebini anlayabilmek, ortamın o değişen atmosferini koklayabilmek değil mi?
Psikolojik açıdan baktığımızda Nunchi zihnin sürekli ben ne hissediyorum sorusundan çıkıp şu an burada ne oluyor sorusuna yönelmesi demek aslında.
Yani narsistik bir iç konuşmadan İlişkisel bir farkındalığa geçiş.
Yani bir nevi duygusal zeka dediğimiz şey.
Ama Nunchi duygusal zekanın bir tık ötesi diyebiliriz.
Çünkü duyguları anlamakla yetinmiyor.
Nunchi zamanlamayı, dengeyi, uyumu da işin içerisine katıyor.
Ne zaman konuşmalıyız, ne zaman susmalıyız, ne zaman geri çekilmeyi bilmeliyiz.
Bunlar da var burada. Nunchi'ye sahip bir insan kelimelere tutunmaz.
Çünkü bilir ki insan ilişkilerinin büyük bir kısmı Sözcüklerin dışında kurulur.
Bakın her şey konuşmakla olmuyor.
Ses tonumuz, beden dilimiz, göz temasımız, ortamın ruhu, güç dengeleri ve hatta geçmiş deneylerin bıraktığı izler.
Bunların hepsi bir bütün. Hepsini aynı anda okuma sanatı Nunchi.
O yüzden Nunchi dediğimiz şey çok konuşma becerisi değil.
Doğru anda doğru şekilde var olabilme becerisi.
Ne kadar önemli. Peki Kore kültüründe bu neden bu kadar önemli Merve?
Çünkü... Toplum bireyin yüksek sesle kendini ifade etmesinden çok başkalarıyla uyum içinde hareket edebilmesini önemsiyor Kore kültüründe.
Belki size ters gelmiş olabilir ama bu onların kültürü.
Bu da insanlara küçük yaşlardan itibaren şunu öğretiyor.
Dünyanın merkezi sen değilsin kardeşim tamam mı?
Ama sen... Bu dünyanın ritmini anlayacak kadar hassas bir insan olabilirsin.
Yani psikolojik olarak münçimiz geliştiği zaman şöyle bir dönüşüm yaşıyoruz.
İnsanlar tarafından daha iyi anlaşılan biri oluyoruz.
Çatışmalarımız azalıyor.
Çünkü çoğu kriz yanlış zamanda söylenen doğru cümlelerden çıkıyor.
Ya ben bunu var ya çok acı bir tecrübeyle öğrendim.
Söylediğin şey ne kadar doğru olursa olsun.
Eğer zamanlaman yanlışsa o söylediğin doğru bütün gücünü yitiriyor arkadaşlar.
Yani yaz güneşi altında kalmış bir dondurma gibi düşünün.
Böyle gözünüzün önünde o doğru eriyip gidiyor.
Bir arkadaşımın toksik ötesi bir ilişkisi vardı ve bitti.
Çok yaralıydı, canı çok yanıyordu ve ben doğrularımla çünkü her zaman doğruyu söylemeyi tercih ederim atıyorum.
Sevgilisiyle tartışmıştır gelir bana anlatır derim ki bir dakika ya.
Sen haklı değilsin kardeşim. Sevgilin haklı diyebilirim yani.
Kim haklıysa onu söylerim.
Arkadaşımı kayırmam. Asla öyle bir şeyim yok.
Doğrularımla o kadar canını acıttım ki.
Yani insan sıcağı sıcağını anlamıyor.
Ama sonra düşününce yani böyle akli bari bir şekilde düşününce çok üzülmüştüm.
Hatta ağlamıştım bu yaptığımı.
Özür diledim. Düşünsenize gözünüzün önünde bir trafik kazası oluyor.
Bunun olacağını önceden görüyorsunuz.
Ama engel olamıyorsunuz. Hani kaza geçiren kişi sonuç olarak yaralı.
Orada kan kaybediyor. Ve sen o an ona yardım etmek yerine ambulansı aramak yerine işte ben bu kazayı önceden görmüştüm de direksiyonu sola kırsan buz lamba vardı azıcık hızlı geçsen şöyle olmazdı falan diyorsun.
Abi adam gidiyor ya. Bir dur şu an adam gidiyor.
Sırası değil şu an. O yüzden bu kısım bence önemli.
Nunchi'deki o işte doğru zamanlama kısmı çok önemli.
Her şey her an söylenmez arkadaşlar.
Her şeyin bir yeri ve zamanı var.
Çoğu kriz dediğim gibi yanlış zamanda söylenen doğru cümlelerden çıkabiliyor bazen.
O yüzden buna dikkat. Nunchi başka ne işe yarıyor derseniz güven duygusunun artmasına yarıyor.
Çünkü insanlar seni tahmin edilebilir değil güvenilir buluyor.
İkisi arasında fark var. Nasıl bir fark var?
Şöyle söyleyeyim. Tahmin edilebilirlik davranışın otomatiğe bağlanması.
Yani insanlar senin ne yapacağını biliyor aşağı yukarı.
Çünkü sen hep aynısını yapıyorsun.
Saat gibisin, refleks gibisin.
Hani güven verici gibi duruyor aslında çok riskli bir şey.
Çünkü koşullar değiştiği zaman sen değişmeyi bilmiyorsun.
Tahmin edilebilir olan insan herhangi bir sürpriz yaratmaz ama kriz de yönetemez.
Yani bu insanlar şöyle söyleyeyim hayat satrançken dama oynar.
Ama güvenilir insanlar daha farklı.
Güvenilirlik şu, davranışın değil, ilkenin.
Bilinir olması. Hani bir insanın bu hayatta asla yapmayacağı şeyler vardır.
Dersin ki bu insan bunu asla yapmaz.
Bilirsin ilkelerini. İnsanlar senin ne yapacağını değil hangi ölçüde göre karar vereceğini bilir.
Yani bugün A'yı yaparsın ama yarın belki tam tersini yaparsın.
Fakat ikisi de aynı değer setinden çıkar.
Bakın aynı değer setinden.
O yüzden insanlar ne yapacağını değil saçmalamayacağını bilir.
Güven tam olarak buradan doğuyor.
Tahmin edilebilir biri kurallara uyar çünkü o kuraldır.
Ama güvenilir biri kurala uyar çünkü neden konduğunu anlar.
Gerekirse de o kuralları bozar ama bunu açıklayabilir.
O yüzden tahmin edilebilir olan insanlar evet rahatlatır ama güvenilir insanlara sırtınızı rahatlıkla dayayabilirsiniz.
Çünkü liderlikte, dostlukta, ebeveynlikte hatta aşkta fark burada görülüyor arkadaşlar.
İnsanlar senin hep aynı olmanı istemezler.
Tutarlı olmanı isterler.
Tutarlılık değişmemek değil.
Aynı merkezden değişebilmektir.
Tamam mı? Tahmin edilebilirlik konfordur ama güvenilir olmak bir karakter meselesidir.
Nunchi çok geliştiyse eğer dediğim gibi ilişkilerinizde daha az yoruluyorsunuz ve insanlar sizi daha güvenilir buluyor.
Tahmin edilebilir değil daha güvenilir buluyor.
Sürekli böyle kendinizi kanıtlama ihtiyacı duymuyorsunuz ve tabii en önemlisi de empati.
Çünkü empati kasımızı geliştiren bir şey bu Nunchi dediğim şey.
Ve olur da arkadaşlar Nunchi'yi hayatımıza entegre edebilirsek artık insanları değiştirmeyi bırakırsınız.
Yani onları okumaya başlarsınız.
Kontrol etmeyi bırakırsınız.
Bu o kadar rahatlatıcı bir şey ki kontrolü bırakmak.
uyumlanırsınız, konuşmayı azaltırsınız, anlamayı çoğaltırsınız.
Ve en önemlisi şunu fark ederiz arkadaşlar, Nunchi sahibi olduğumuzda.
Güçlü olmak her zaman en yüksek sesi çıkarmak değildir.
Mesela New York Times Nunchi için diyor ki, insanların ne düşündüğünü ve ne hissettiğini sezmek ve buna uygun tepki verme sanatı.
Bu şekilde tanımlamış, bence çok iyi bir tanım.
Koreliler bir kişinin...
Nunchi'ye sahip olup olmadığından söz ederken iyi nunchi yerine hızlı nunchi ifadesini kullanıyorlar.
Ve nunchisi olmayan birine nunchi eopta yani nunchisi yok demek bu.
Ne anlama geliyor? Sosyal açıdan beceriksiz olmak ya da ortama pek uyum sağlayamayan kişi anlamında nunchisi yok.
Nunchisi hızlı demek bir övgü.
Yani kişinin ortamdaki durumu çabucak kavradığını, uyanık ve sezgili olduğunu belirten bir şey nunchisi hızlı demek.
Ki günlük hayatta bu kelime pek çok deyim ve ifade de geçiyor.
Mesela işte biri ortamdaki havayı koklayarak çok temkinli davranıyorsa nunchi izliyor diyorlar.
Yani kimseyi incitmeden uygun anı bekliyor anlamında.
Türkçede de vardır ya nabza göre şerbet vermek.
Hani böyle bir tabir vardır ya da etrafa bakarak ona göre davranmak, havayı koklamak.
Bu Kore'de nunchi salpida ifadesiyle karşılanıyor.
İşte ortama göre davranmak, nabza göre şerbet vermek.
Nunchi bizi... doğrudan görünmeyeni görmeye davet ediyor.
Ve bir ortamdaki o gerilimi, işte bir arkadaşınızın ses tonundaki o hafif titremeyi ya da yüzündeki anlık ifadeyi.
İşte Nunchi bu gizli sinyalleri yakalama yeteneği arkadaşlar.
Açıkça söylenmeyen şeye anlama becerisi.
Ve bu Kore kültürünün bize sunduğu en değerli sosyal zeka formlarından biri.
Peki hayatın detaylarını okumakta bu kadar ustalaşırken.
kendi en yakınımızdaki detayı yani cildimizi okumakta ne kadar başarılıyız.
Cildimiz, ruh halimiz, uykusuzluğumuz, beslenmemiz ve stresimiz hakkında sürekli olarak bize sessiz sinyaller gönderiyor.
İşte hafif bir kuruluk, beklenmedik bir kızarıklık, solgun bir görünüm.
Aslında bunlar cildimizin bizden dikkat istediğini gösteren şeyler.
Söylenmeyen nunce ipuçları.
Peki cildimizin ihtiyaç duyduğu bu sessiz sinyalleri fark edebiliyor muyuz?
Yoksa kendimize göstermemiz gereken şefkati ihmal mi ediyoruz?
İşte tam bu noktada.
Rosman markası Isana Kore serisi devreye giriyor arkadaşlar.
Bu yeni seri cildinizin nuncisini dinlemeniz için size aracı bir konumda.
Serinin tonik, krem, serum, maske ve diğer ürünleri...
Cildinizin gönderdiği o sessiz sinyalleri ihtiyaç duyduğu o derin nemi, hassas dengeyi ve bakımı baştan sona sağlıyor.
Güçlü içerikler ve yenilikçi formüllerle geliştirilen bu seri cildinize tam da ihtiyacı olanı sunuyor.
Nem, koruma ve eşsiz bir ışıltı.
Rosman markası Isana Kore serisiyle Nunchi felsefesini içe döndürebilirsiniz.
Kendinize zaman ayırarak, cildinizin gönderdiği sessiz sinyalleri kabul ederek ve ona hak ettiği Kore'den gelen şefkati göstererek.
Çünkü içten... gelen güzellik kendinize gösterdiğiniz farkındalık ve sevgiyle başlıyor.
Hatta yeri gelmişken şöyle adım adım bir bakım özeti geçmek istiyorum size.
Adım 1. Isana Korean Skin Care Köpük Temizleyici.
Bunun içerisinde Sika, BHA ve PHA var.
Gözleneklerinizi derinlemesine temizliyor.
Kiri ve fazla sebumu arındırıyor.
Ciltte pürüz oluşumunu önlemeye yardımcı oluyor.
İkinci adım. Isana Korean Skin Care Tonic Pad.
Bunun içerisinde Sika, HAA ve PHA var.
Serumla ıslatılmış yumuşak petler bunlar ve ciltte kalan kalıntıları fazla yağı nazikçe temizliyor.
Daha ferah ve temiz bir cilt hissi sağlıyor.
Bu arada arkadaşımın da favori ürünü.
Sürekli yüzünde bu petlerle geziyor.
Üçüncü adımımız.
Isana Korean Skincare Serum arkadaşlar.
%5 niacinamide ve sika içeriyor.
Sebum üretimini dengeliyor.
Cilde arındırıyor, yatıştırıyor ve aynı zamanda yoğun bir nem vererek daha pürüzsüz bir görünüm sağlıyor.
Dördüncü adım Isana Korean Skin Care gündüz kremi.
Sika ve pantenol içeriyor.
Cildi yoğun bir şekilde nemlendiriyor, besliyor ve cilt bariyerini güçlendiriyor.
Cilt bariyerini güçlendirmesi önemli bir detay.
Bunun dışında gözaltı pedi, kağıt maskesi, akne bandı, dudak yağı ve daha pek çok ürünü var.
KBT felsefesi bu dönemde çok moda oldu biliyorsunuz.
Burada iyileştirmekten çok önlemeye odaklanan bir anlayış var.
Yani amaç kusur kapatmak değil cildi uzun vadede sadıklı tutmak.
O zaman sizleri cildinizin nunchisini daha iyi anlayabilmek için Rosman markası Isana Kore serisini incelemek üzere.
Açıklama nerede ki? Link'e davet ediyorum.
Hadi devam edelim. Kore kültüründe arkadaşlar kibun adı verilen çok önemli bir kavram var.
Buna da değinelim. Bu kişinin ruh hali ve ortamın duygusal tonu anlamında kullanılan bir şey.
Kibun. Yani bunu ruh hali gibi...
Ama şöyle aslında hani tek bir insanın duygusu değil arkadaşlar.
Tek bir insanın ruh halinden bahsedilmiyor kibun derken.
Kibun ortamın görünmez atmosferi anlamında.
Yani odadaki havanın duygusal basıncı gibi düşünebilirsiniz.
Kimse hani benim kibunun bozuldu demeden bile herkes onun değiştiğini çok rahatlıkla hissedebilir.
Hani batıda duygu bireyseldir ya daha bireyseldir.
Hani ben ne hissediyorum ben ben ben vardır orada.
Ama Kore'de duygu ilişkiseldir arkadaşlar.
Bizim aramızda şu an burada ne oluyor?
Hani biz var bakın burada. Birinde ben birinde biz var.
Kibun uyum, saygınlık ve yüz kaybı yaşamamak.
Üçlüsünün ortasında duruyor.
Yani yüz kaybı dediğimiz toplum içerisinde kötü bir duruma düşmemek anlamında.
Birinin kibununu incitmek onu üzmekten çok daha ağır görülüyor.
Çünkü sadece onun duygusuna değil topluluk içindeki onun itibarına, dengesine zarar veriyorsun.
O yüzden Koreliler için önemli olan şey doğruyu söylemek değil arkadaşlar.
Doğruyu... ki bunu koruyarak söylemek.
Bence bu önemli. O yüzden hani günlük hayattan pratiklerle örnek verecek olursam Kore'de doğrudan eleştiri yapılmıyor.
Mesela bir Koreli patron çalışanına şey demez.
İşte bu iş çok kötü olmuş ya demez.
Bunun yerine işte bak ben senin niyetini çok iyi anlıyorum.
Hani belki birlikte biraz daha bakabiliriz.
Bakın gerçek değişmedi ama ki bun korunmuş oldu.
Eleştiri açıkça değil atmosfer bozulmadan yapıldı.
Yani ki bu bozulmadan yapıldı.
Başka bir örnek vereyim. İşte bir ortamda biri Çok uygunsuz bir şaka yapıyorsa eğer hiç kimse buna tepki vermiyor.
Yani bu sessizlik şu anlama gelmiyor.
Anlamadık esprini. Bu anlama gelmiyor.
Bu sessizlik şu demek.
Sen şu anda ki bunu bozuyorsun demek.
Bakın sessiz kalmak burada bağırmaktan çok daha güçlü bir sosyal uyarı.
Bir de misafirlikten örnek vereyim.
İşte bir şey içer misin diyorlar.
Hayır gerek yok diyorsunuz.
Ama ki bunu okuması bilen biri şöyle düşünür.
Gerçekten istemiyor mu şu an yoksa bunu...
Nezaketen mi yapıyor? Reddediyor.
O yüzden soruyu tekrar ediyor.
Bir şey içer misin? Ya için ısrarcılık var.
Ton daha yumuşatılıyor.
Ortam kollanıyor. Yani çünkü ki bunun tek kelimelik cevaplardan değil böyle ince ince işaretlerden anlaşılan bir şey.
Kore'de insanlar nadiren yüksek sesle kavga ediyorlar.
Sorunlar birikiyor sonra başka bir bağlamda çözülüyor.
Aslında iyi bir şey mi bilmiyorum. Çünkü o anki patlama sadece iki kişi değil ortamın tamamının kibonunu zedeleyeceği için.
Yani dışarıdan belki çok pasif görünüyor şu an anlattığım şey ama aslında ileri seviye duygusal mühendislik diyebilirim.
Kibon da aslında... Bir nevi nunçi gibi yani her doğru her an söylenmez.
Her haklılık her ortamda gösterilmez.
Hani ilişkiler bazen doğruluktan değil zamanlamadan kazanılır gibi bir şey.
O yüzden arkadaşlar Kore kültüründe olgunluk kendini ifade etmekten çok ortamı okuyabilme yeteneği.
Bakın burada Nunchi ve Kibun işin içine giriyor.
Kibun'u koruyan insan sadece nazik bir insan değil, sosyal olarak zeki kabul edilen bir insan.
Yani özetle arkadaşlar Kibun karşımızdaki kişinin duygusal tonunu okuyabilmek.
Ne kadar önemli bir meziyet ya.
Ve onu sezdikten sonra ona göre davranabilmek.
Nunchi yüksek sosyal duyarlılık demek ve bu beceriye sahip olan insanlar bulunduğu ortamdaki o konuşulmayan mesajları bile yakalayabiliyor.
İşte kim konuşuyor, kim susuyor.
Kim o anda gözlerini debiliyor ya da iç çekiyor.
Bütün bu ince ince işaretleri ayırt ederek grup içindeki hiyerarşiyi, ilişkileri ve genel ruh halini okuyabiliyor.
Şimdi buraya bir parantez açmak istiyorum.
Çocuklukta oldukça kaotik olan, görülemez, duygusal olarak çok güvensiz bir ortamda büyüyen çocuklar hayatta kalmak için bir beceri geliştiriyorlar.
Buna hiperduyarlılık diyoruz.
Yani tehlikeyi önceden sezme hali gibi düşünebilirsiniz.
Çünkü o çocuk hep böyle annesinin babasının yüzüne bakarak, onların o değişen ifadelerine bakarak çocukluğunu öyle geçirmiş.
Yani bu çocuk aslında şunu öğreniyor.
Ses tonundaki o mikronluk değişimi bakın bunu hissediyor.
Yüzdeki kas kasılması, kapının kapanış biçimi.
Ve sessizlik ki bağırmaktan bazen çok daha tehlikeli olabilir.
Bunları deneyimlemiş. Atmosfer bozulduysa bir şey olacak.
Bakın bunu deneyimlemiş. Bu yüzden bu insanlar yetişkin olduğu zaman insanların yüzünü çok rahatlıkla okur.
Ortamın havasını hemen hisseder.
Kim ne hissetti? Neden değişti?
Bunları sezgisel olarak çok rahatlıkla anlar.
Bu zeka gibi görünüyor.
Evet baktığınız zaman ama...
Kökeni çoğu zaman travmatik adaptasyondur arkadaşlar.
Şimdi buraya kadar psikolojik taraf.
Şimdi asıl ilginç kırılma noktasına gelecek olursam.
Aynı beceri iki farklı köken görüyoruz burada.
Batı psikolojisinde bu beceri genelde şuradan geliyor.
Güvende değilim ki bundan bahsettim ya az önce.
Bakın Batı psikolojisi de bu şu anlama geliyor.
Güvende değilim o yüzden her şeyi okumayı öğrendim.
Kore kültüründe ise ki bun ki bun diyorum.
birlikte yaşamak için ortamı okumayı öğrenmeli.
Burada travmatik bir şey yok.
Aradaki fark bu. Yani biri travma temelli, diğeri kültürü temelli.
Ama dışarıdan bakınca aynı davranış gibi görünüyor.
Bir Korelinin yüz okumasıyla bizimki asla aynı değil.
İkisi de yüz okuyor, ikisi de atmosferi hissediyor, ikisi de söylenmeyeni duyuyor.
Fakat fark niyet ve bedel kısmında.
diyebiliriz. Yani travmadan gelen okuma yeteneği ayrı bir şey.
Çünkü bu kişi ortamı okuyor.
Çünkü rahatlayamıyor.
Sinir sistemi hep tetikte kalıyor.
Okuma becerisi var ama çabuk yoruluyor.
Sürekli kendini o değişen şeylere göre ayarlıyor.
Başkalarının duygusunu taşıyor.
O ağırlığı taşıyor. Kendi duygusunu da çok geç fark ediyor.
Yani bu beceri bir hayatta kalma refleksi olarak gelişmiş bu insanda.
Sessizlik bu insanlar için huzur değil bir alarm.
Belki de böyledir ama kültürden gelen okuma yeteneği, Kibun dedik, Nunchi dedik, Kore örneği verdik.
Burada çocuklar şunu öğrenerek büyüyor.
Ortamı okumak başkalarını korumaktır.
Uyum bireysel patlamadan daha değerlidir.
Bunu öğreniyorlar. O yüzden Kibun, Nunchi gibi kavramlar travma değil arkadaşlar.
Eğitim, bunun altını çizerim.
Eğitim. Sinir sistemi burada daha regüle.
Yani atmosferi okuyor ama onun içinde kaybolmuyor.
Ve aynı becere, bakın bu kez yıpratıcı değil.
Düzenleyici gibi çalışıyor.
Şimdi burada çok önemli bir şey var onu da söyleyeyim.
Travmatik geçmişi olan birçok insan Kore kültürünü çok tanıdık buluyor.
Kore dizileri niye tuttu zannediyorsunuz?
Çünkü çocukken zorla öğrendiği şeyi orada doğal ve onaylanan bir davranış olarak görüyor.
Ama bir tuzak var burada.
Travmadan gelen sezgi kişiyi kendini feda etmeye götürebilir.
Ama kültürden gelen sezgi kişiyi uyuma götürür.
Arada bir fark var bakın. Aynı davranışı görüyoruz fakat farklı bir iç mekanik var burada.
O yüzden arkadaşlar her ortamı iyi okuyan insan travmatiktir demek yanlış olur.
Ama travmatik ortamda büyüyen insanlar ortam okumada istatistiksel olarak çok daha gelişkindir diyebiliriz.
Şimdi Kore toplumunda olağan olan şey batıda çoğu zaman terapi odasında karşımıza çıkan şey.
Travma şunu öğretiyor.
Hata yaparsam bedeli ağır olur.
Ama kültür... Bize şunu öğretiyor.
Birlikte kalmak için, Nunchi Bey ki bundan bahsediyorum, dikkatli olmalıyım.
Bakın biri hayatta kalmak, diğeri birlikte yaşamakla alakalı bir şey.
Az önce Kore dizileri demişken, evet Türkiye'de çok tuttu Kore dizileri.
Ondan da böyle bir bahsetmek istiyorum.
Neden tuttu bence?
Çünkü... Ortak bir zemin var burada hani kaotik duygusal atmosfer.
Türkiye'deki pek çok insan duyguların böyle açık açık konuşulmadığı, sevginin net değil de koşullu olduğu, işte otoritenin sert olduğu, kuralların tutarsız olduğu ve işte ev içindeki atmosferin
sık sık gerildiği bir ortamda büyüdü bence.
Büyümediyseniz çok şanslısınız.
Şimdi bu bireysel bir travma hikayesi olmaktan çok kolektif bir alışkanlık ve Kore dizileri tam da bence...
Böyle bir yere dokunuyor. Hani o yüzden bizi bu kadar etkiledi.
Çünkü Kore dizilerinde işte gerilim bağırarak değil susarak veriliyor.
Sevgi böyle aşikar değil.
Hani ilan edilen bir şey değil.
Hissedilen bir şey. İşte çatışmalar patlamıyor, birikiyor.
İnsanlar birbirinin yüzüne bakarak ne olduğunu anlıyor falan.
Yani Kibun ve Nunchi ile çalışan bir anlatı görüyoruz orada ama Türk izleyicilerin bilinç dışı bence şunu söylüyor olabilir.
Ya ben bunu tanıyorum ya. Sen tanıyorsun da abi başka bir yerden.
Kendi hayatındaki atmosfer çok yorucuydu.
Dizide ise bu çok anlamlandırılmış ve çok estetik olarak karşımıza çıkıyor.
O yüzden Kore dizileri izlerken Türk insanları duygusal olarak çok görülmüş hissediyor bence arkadaşlar.
Bilemiyorum siz ne düşünürsünüz ama ben avartmıyormuşum diyor belki.
Hani bastırılmış duygularına çok güvenli bir mesafeden bakabiliyor bir de çok estetik bir ortam.
O yüzden belki de hani regüle edici bir deneyim olduğundan olabilir.
Peki Hint dizileri derseniz gerçekten hiçbir fikrim yok.
Onu bilemeyeceğim. Onu söyleyemiyoruz maalesef.
Şimdi Batı anlatısı genelde şunu yapıyor.
Duygu patlama, sorun yüzleşme, gerilim açık çatışma değil mi?
Ama Türkiye'de büyüyen birçok insan için bu tanıdık bir şey değil.
Bence bizim bildiğimiz model şu.
Duygu susma, sorun ima, gerilim...
Ortamdan anlaşılan bir şey.
Ay ne kadar tanıdık değil mi arkadaşlar?
Bir de Kore dizilerinde acı böyle yüceltilmiyor ama inkar da edilmiyor.
Bu Türkiye'de çok güçlü yankı bulacak bir şey.
Çünkü bizde acı var. Ama hani böyle şey derler işte.
Acı çekiyorum. Geçer ya.
Büyürsün. Sabret falan derler.
Kore dizileri sabrı romantize etmiyor.
Anlamlandırıyor. Bu da izleyici de bizlerde şu hissi doğuruyor.
Benim yaşadığım duyguların abi işte karşılığı varmış ya.
O yüzden bence Türkiye'de Kore dizileri...
Bundan dolayı tutuyor çünkü ortam okumaya dayalı bir kültürden geliyoruz.
Ortak noktamız bu. Bastırılmış duygulara oldukça aşinayız ne yazık ki.
Sessizlikten anlam çıkarmayı çok iyi biliyoruz.
Kaosu çok iyi tanıyoruz ama bu kez kaosu...
güvenli bir mesafeden estetik bir şekilde izliyoruz.
O yüzden Kore dizileri Türk izleyicileri için travmayı yeniden sahneleyen bir şey gibi değil de onu regüle eden, düzenleyen bir anlatı sunuyor.
O yüzden sadece izlenmiyorlar, bağ kuruyoruz o dizilerle ve bağ kurulan hikayeler bilirsiniz ki kolay kolay bırakılmaz.
Nunchi'ye dönecek olursam, özetle Nunchi yüksek sosyal duyarlılık dedik ve bu beceriye sahip olan insanlar bulunduğu ortamdaki o konuşulmayan mesajları rahatlıkla yakalıyor.
Dediğim gibi kim susuyor, kim konuşuyor, kim gözlerini deviriyor, kim içini çekiyor hepsini görüyorlar.
Bütün ince işaretleri gayet güzel bir şekilde ayırt ediyorlar ve grup içindeki hiyerarşiyi, ilişkileri ve genel ruh halini okuyabiliyorlar.
Peki bu Nunchi kavramı nereden geliyor?
Tabii ki konfüçyüzcü öğretilerden geliyor arkadaşlar.
ve 19. yüzyıllardaki o aralıktaki Kore'ye baktığımız zaman Konfüçyüz felsefesini şekillendirdiği 5 temel insan ilişkisi görüyoruz.
Neler bunlar? Yönetici, teba, baba, oğul, karı, koca, büyük kardeş, küçük kardeş, arkadaş, arkadaş.
Bakın 5 tane temel insan ilişkisi.
Bunların etrafında örgütlenen bir felsefenin şekillendirdiği insanlar var.
Bu öğretiye göre toplumsal uyum ve ahenk herkesin statüsüne uygun davranışlar sergilemesiyle korunacak bir şey.
İşte Nunchi tam da bu sosyal uyum ve saygı ihtiyacından doğan bir yetenek olarak gelişti.
Küçüklerin büyüklere karşı son derece dikkatli, saygılı ve sevgili olması bekleniyor.
Gençler yaşlıların isteklerini onlar dile getirmeden anlamaya çalışmalı.
Hani bu şeyin içerisinde.
O yüzden Konfüçyüz toplumlarda dolaylılık...
Nezaket ve hiyerarşiye riayet eden insanlar erdemli insan sayılıyor.
Belki size çok ters gelecek bu ama onların kültürü bu şekilde işliyor.
Koreliler o yüzden incelikli bir sosyal sezgi geliştirmişlerdir.
Bu yüzyıllardır süre gelen bir şey.
Bu arada antropologlar Kore'yi yüksek bağlamlı high context olarak tanımlıyor, kültür olarak tanımlıyor.
Yani bu şu demek, iletişimin böyle açıkça söylenen sözlerden ziyade örtük anlamlar, örtük imalar, beden dili ve sessizlik üzerinden yürüdüğü...
Bence de öyle ki zaten tarihsel süreçte Kore toplumu dış tehditler ve iç huzuru koruma gücüsüyle çatışmayı en aza indirecek sosyal kurallar geliştirdiler.
Çünkü mecburdular buna. Ve doğrudanlık yerine üstü kapalı ifade tercih edildi Kore'de.
Mesela. Bir büyüğün yanında doğrudan işte pencereyi kapatır mısınız?
Bunu demek yerine biraz serin oldu sanki değil mi?
Gibi bir imada bulunarak bu şekilde işlerini hallediyorlar.
Bu onlara daha makbul geliyor arkadaşlar.
Hani bu şekilde hem istekte bulunan kişi karşısındaki insanı zor durumda bırakmıyor.
Hem de muhatap kişi bu imadan pencereyi kapatması gerektiğini kendi nunçisiyle anlamış oluyor.
Yani nunçi sayesinde kişiler doğrudan böyle çatışmaya girmeden karşısındaki insanı utandırmadan ve işte kendi duygularını da açık...
Hiç ortaya dökmeden ki kızım sana söylüyorum gelinim sen anla gibi bir iletişim biçimiyle hallediyorlar işlerini.
Bu çok mu iyi bir şey dersiniz?
Evet belki. İyi olmuştur bu zamana kadar iyi şeylere de sebep vermiştir ama kötü bir tarafı var mı?
Evet karanlık bir tarafı var ki sevdiniz bunu bence anlatış şeklimden.
Benim mesela dilim şişer.
O kadar örtük yok yani bende.
Ya tamam bu yüzyıllar boyunca evet Korelileri korumuş dışarıdan gelen fırtınalara karşı böyle birlikte ayakta kalmışlar.
İçeride düzenlerini korumuşlar işte bu sosyal uyumları sayesinde.
Yani bu Nunchi dediğim ki bunu dediğim şey evet Kore toplumunu bir arada tutan sosyal yapıştırıcı gibi bir görev.
Ve ve vesile olmuş. Ve fakat.
Şimdi gelelim kötü noktasına.
Otorite itaat arkadaşlar.
Böyle bir bölümüm var. Onu da mutlaka dinleyin.
Otorite itaat bölümü.
Aşırı nunçi şöyle bir şeye sebebiyet veriyor.
Kötü anlamda. Bireylerin üstlerine karşı.
Hani asıl üstü ilişkisi var ya orada.
Üstlerine karşı ses çıkaramaması.
Ve bunu tehlikeli durumlarda da yapmaları.
Yani sorgulamıyorlar. Tehlikeli bir durum var ve bunu sorgulayamıyorlar.
Hatta bir örnek vereyim.
2014 senesinde Sevol Peribot faciası yaşandı Kore'de.
Peribot batmaya başlıyor ve yolculara bir anons geçiriyor işte üstlerden.
Bulunduğunuz yerde kalın diyorlar.
Bakın bunu yapanlar işte geminin kaptanları falan.
Bulunduğunuz yerde kalın diyorlar.
Ve hiç kimse yerinden kıpırdamıyor.
Ve anonsa itaat ediyorlar.
Hiç kimse sorgulamıyor. Sonuç gerçekten çok vahim.
Hiç söylemeyeyim yani hepsi kayboldu.
İşte bu yüzden arkadaşlar Sevol faciasından sonra Kore'de şu fikir çok konuşuldu.
Evet nunchi güzel bir şey fakat farkındalıkla birleşmediğinde, itaat sorumlulukla dengelenmediğinde, sessizlik cesaretle desteklenmediğinde çok tehlikeli bir şey olabilir.
Hatta bir uçakta işte iki Koreli.
pilot gidiyorlar. Bu da şey gibi oldu.
Temel fıkrası gibi. Yardımcı pilot görüyor.
Yani uçağın düştüğünü görüyor fakat söyleyemiyor.
Yani kendinden üstü olan bir pilot oturuyor ayağında.
Bunu söyleyemiyor. Düşünün yani işin geldiği noktaya bakın.
O yüzden modern Kore'de nunchi yeniden tanımlanıyor.
Hani sadece ortamı sezmek değil gerektiğinde o uyumu bozacak cesareti gösterebilmek önemli diyorlar.
Kesinlikle katılıyorum. Bizdeki nunchi'ye örnek verecek olursam çünkü bu bizim toplumumuzda da var dediğim gibi.
Mesela ortak bir sofrada son bir lokma yemek kalır.
Ve hiç kimse ona dokunmuyor. Yani bu bir nezaket kuralıdır.
Hani yazılı bir kural değil ama bunu yaparız.
Ya da işte toplu taşımada yüksek sesle telefonla konuşulmaz.
Bu resmi bir yasak mı?
Hayır. Ama diğer insanları rahatsız etmeme kuralı.
Bunu çiğneyenler var mı? Elbette var ama bu bir kural, sessiz bir kural.
Nunci kültürünün bir yansıması gibi hani bizdeki bu anlattıklarım.
Yani arkadaşlar özetle empati kurmak, başkalarının duygularını okuyarak o şekilde hareket etmek Nunci.
Daha böyle somut gündelik hayattan örnekler verelim.
İşte ev hayatında mesela bir evde bir kişi aniden böyle ortalığı toplamaya başlıyorsa işte çamaşırları katlamaya başlıyorsa hemen diğer ev arkadaşları ya da aile bireyleri bunun işte söylenmesine gerek yok.
Yani şu anda evin toplanması gerekiyor.
Hadi hep beraber bunu yapalım.
Kore'de bu var. Yani yardım etmenin beklenebileceğine dair bir işaret bu.
O insanın kalkıp hiçbir şey söylemeden ortalığı toplamaya çalışması.
Türk insanı da bu yok ya keşke olsa.
Hiçbir söz söylenmiyor.
Ama Nunchi'si kuvvetli biri için bu davranış hadi sen de bana katıl hep birlikte evimizi toplayalım gibi bir şey.
Sözsüz bir iletişim bakın çok empatik bir dil var burada harika.
Peki Nunchi pratiği yapmak için neler yapabiliriz?
İnsanların beden dilini iyi okumamız lazım.
Bununla ilgili de bir bölümüm var beden dili üzerine.
İyi bir dinleyici olmak bununla ilgili de bölümüm var etkili.
dinleme bölümü. Konuşmadan önce gözlem yapmak.
Karşınızdaki insan konuşurken onu gerçekten dinlemeniz.
Bakın gerçekten dinliyorum. Sözlerinin alt metnini anlamaya çalışmanız.
Gerektiğinde nabız yoklamanız.
Doğru yerde doğru sözü söylemeye çalışmanız.
Mesela doğrudan memnun musun demek yerine nasıl buldun diyebilirsiniz.
Biraz tereddüt ettin sanki gibi.
Hani dolaylı ama böyle daha duyarlı sorular sormak gibi gibi.
Mesela uluslararası çalışma ortamlarında şöyle bir şey oluyormuş.
Kore'de çalışmaya gelen bir yabancı başlangıçta En zorlandığı şeyi söylüyorum.
Söylenmeyeni anlamak. İşte bu Nunchi olayı.
Söylenmeyeni anlamak. Çünkü Batı kültürlerine alışkın olan biri Korelilerin hayır demekten kaçınmasına, doğrudan eleştirmeyip böyle dolanbaşlı yollardan konuşmasına ya da işte sürekli karşısındaki insanı memnun etmeye çalışmasına
pek bir anlam veremeyebiliyor.
Bu yüzden Kore şirketlerinde yeni işe başlayan yabancılara çoğu kez bu kavramlar anlatılıyormuş.
Yani insanların davranışlarını nasıl gözlemlememiz gerektiği, alt üst ilişkilerindeki o incelikleri öğrenme, bedendi...
Eline dikkat etme. Peki Kore'ye özgü değerlerden bahsetmişken başka neler var?
Mesela Han diye bir şey var arkadaşlar.
Han Kore kültüründe böyle derin bir içsel üzüntü, kırgınlık ya da işte engellenmişlik hissi gibi düşünebileceğiniz bir şey.
Emel ve bu benim her gün yaşadığım duygunun adı diyorsanız biliyorum.
Nereden bildiğimi sormayın.
Ama bu daha çok kolektif bir duygu gibi.
Han dediğim şey. Bireysel değil.
Çünkü tarih boyunca çekilen acıların, haksızlıkların, hayal kırıklıklarının birikimi gibi han.
Hem böyle derin bir hüzün hem de kırgınlığın.
İşte aynı zamanda içten gelen de umudun birleşimi gibi düşünebilirsiniz.
Mesela Korelilerin pansori gibi böyle geleneksel müzikleri varmış.
Burada işte bu acılar toplu şekilde dile getiriliyormuş han dediğim şey.
Ve ortak bir deneyim ve acının sadece kişisel kalmayıp hep beraber üstesinden gelinmesini sağlayan bir şey.
Hem de bir dayanışma ruhu var bunun içerisinde.
Günlük yaşamda hanla başa çıkmanın yolları ise duygularınızı ifade etmek arkadaşlar.
İçinizde birikmiş olan o olumsuz duyguları sanat aracılığıyla mesela.
adışa vurmak, ruhsal bir rahatlama sağlayacak bir şey.
Paylaşım ortamı oluşturmak, yani güvendiğiniz insanlarla duygusal deneyimlerinizi paylaşmak, anılarınızı, sıkıntılarınızı hep beraber konuşmak, dertleşmek.
Bence bu kesinlikle bir terapi.
Güvendiğim biriyle dertleşebilmek bana çok iyi gelen bir şey.
Topluluk desteği, yani ortak zorluklar karşısında topluluk etkinliklerine katılmak, gönüllü faaliyetlerde yer almak, bir yangın çıkıyor koşuyorsunuz, deprem oluyor koşuyorsunuz.
Bu müthiş bir dayanışma hissi yaratan bir şey.
Ve bu Han olayı Korelilerin Japon işgalci sonucu yaşamış olduğu ve daha sonra işte bölünmeler, savaş, diktatörlük gibi o duygusal travmaların bir sonucu olarak Kore ruhunda oluşan o kalıcı hasarı
açıklamak için ortaya atılmış olan bir kavram.
Şu an aklıma İstiklal Marşımızın yazarı Mehmet Akif Ersoy'un.
İşte Allah bir daha bu millete istiklal marşı yazdırmasın demesi geldi.
Kuvayi Milliyemiz geldi. Atalarımızın yaşadıkları, ulusal travmalarımız.
Kenetlenerek, güçlenerek çıkışımız.
Ergenek Rundaistanımız.
Yani özetle Han kırılmış bir ruh değil.
Kırıldığı halde dağ gibi böyle ayakta kalmayı öğrenmiş bir ruh.
Topluluk ruhu. Ve travmanın kendisi değil.
travmayla yaşamayı öğrenme biçimi.
Yine geleneksel Kore kültüründe hiyo diye bir kavram var.
Bu da ebeveyne saygı ve itaat anlamına geliyor.
Konfüçüstü düşünceden geliyor yine.
Çünkü aile toplumun temelidir ya orada işte ebeveynlere karşı derin bir sevgi, derin bir sorumluluk.
Bunlar hiyo kavramıyla ifade ediliyor.
Yine bizim kültürümüze çok benzetiyorum bunu.
Hani aileye saygı, ebeveyne itaat, anaya babaya saygı.
Bizde de var ya bu bir borç ödeme biçimi.
Ebeveynlere karşı saygı, şefkat ve itaat etmek.
Kore kültüründe. Neden? Çünkü Kore'de bizim gibi bireyselliğin değil de kolektivizmin ön planda olduğu bir ülke.
Yani kapalı toplum yapısına sahip bir ülke.
Yani Kore ahlakı bireysel bir yerden değil bir toplumcu bir yerden bakıyor olaya.
Ama bu toplumculuk da duygudan çok rol, sevgiden çok sorumluluk üzerinden işleyen bir şey.
Ve Kore'de ben ne istiyorum gibi bir soru değil de bu zaten çoğu zaman ikinci planda olan bir şey.
Önce ben kimin çocuğuyum?
kimin çalışanıyım, kime ne borcum var gibi.
Yani bu Konfüçyüsçü ahlakın özellikle işte hiyerarşi, İtaat, sadakat üçgeni kültüre yerleşmiş hali gibi düşünebilirsiniz.
Peki günlük yaşamda Koreliler Hiyo'yu nasıl yaşama geçiriyorlar?
Şöyle bir kere ailelerine düzenli bir şekilde zaman ayırıyorlar.
Büyüklerini ihmal etmiyorlar.
Bunlar güzel şeyler arkadaşlar. Ev işlerinde ailelerine destek olmaya çalışıyorlar.
Tek bir insanın üzerine yıkmıyorlar yükü.
Büyüklerinin tecrübelerini öğretilerine kulak veriyorlar.
Nasihatlerini önemsiyorlar.
Ama şu da var özellikle son dönemde Hanjok denilen bir kavram ortaya çıktı Güney Kore'de.
Yalnız yaşamayı tercih etmeye başladı.
Sosyal baskıdan kaçmak için.
İşi, yemeği, hobilerini hep yalnız yapmayı tercih ediyorlar.
Hani başkalarıyla etkileşim kurmak istemiyorlar.
Yalnız zaman geçirmeyi çok daha huzurlu buluyorlar.
Bir de minimalizm. Hani günlük yaşamda minimalizm gitgide daha da benimseniyor Kore'de.
Ki minimalizmi konuştuk bir bölümde.
Kore'de de böyle karmaşık hayat ritminden uzaklaşmak adına sadece gerekli olanı almak.
Nefes alacak, daha fazla alan açmak daha ön planda şu anda.
Peki ne yapabiliriz bunun için kısaca?
Eşyalarınızı azaltın arkadaşlar. Kullanmadığınız eşyalarınızı elden çıkarın.
İstifçilik bölümümü dinleyin.
Evde gereksiz eşya biriktirmeyin.
Onun için düzenli temizlik yapın.
Alışverişlerinizde seçici olmaya çalışın.
Satın alacağınız her ürüne gerçekten ihtiyacınız var mı?
Bunu sorgulayın. Sadece gerekli olanı edinme prensiplerini uygulamaya çalışın.
Yaşam alanınızı sadeleştirin.
Fazla mobilya, fazla eşya, fazla süs yerine sadeleşme.
taraftar olun. Hani sade tasarım detaylarıyla daha huzurlu bir atmosfer yaratmaya çalışın deniliyor.
Ve fakat şunu söylemek istiyorum ya arkadaş herkesin evi Pinterest'ten fırlamış gibi ya.
Tek düze, renksiz, ruhsuz, bembeyaz hastane odası gibi.
Birbirinin kopyası. Ya farkında mısınız?
Minimalizm bu değil ya.
Yanlış anlamışsınız. Minimalizm böyle bir şey değil.
Benim evimde mesela her oda ayrı bir renk.
Salonum yeşil. Tavanı yeşil.
Salonu düşünün. Oturma odam sarı.
Kütüphane odam bordo. Yatak odam siyah kırmızı.
Mutfağım beyaz ama çok fazla renk var içinde işte kış bahçesinde.
Merak ediyorum nasıl bu kadar renksiz yaşayabiliyorsunuz diye gerçekten anlamıyorum.
Hani Pinterest evi yapacağım diye evini hastane odasına çevirenler var.
Bir kendinize gelin ya bir kendiniz olun pardon kendinize gelin değil kendiniz olun.
Yakın arkadaşımın evi mesela komple beyaz ve işte onun tonları ton sür ton ama o zaten oldu molası böyle.
Hani aşırı sade bir insan.
Giyim kuşamı da öyledir. Otantik minimalist yani.
Hani copy paste değil o zaten o onun zevki.
Hiç yadırgadığım bir şey değil.
Ona başka böyle renkli bir ev zaten düşünemezdim.
O yüzden o zaten... Zaten yani birinin rolünü oynamıyor anlatabildim mi?
Kendisi. İnsanları sadeleşiyorum zannediyor ama bence kendilerini siliyorlar.
Hani eşyayı azaltırken sanki ruhlarını da azaltıyorlar gibi geliyor bana.
Kimliksiz ve anısız evler görüyorum sürekli.
Bakın yanlış anlaşılmasın. Kimseyi böyle sade olduğu için eleştirmiyorum.
Kendileri olmadıkları için eleştiriyorum.
Ya sen o evin insanı değilsin abi.
Kendiniz olmaktan bu kadar korkmayın.
Herkeste aynı olmak bence çok daha korkunç.
Dediğim gibi minimalizm işte evinizin duvarını beyaza boyayıp krem rengi koltuk almak krem rengi halı almak bunlar değil ya.
Olayı yanlış anlamışsınız.
Neyse devam edelim. İsteyen istediğini yapsın kardeşim bana ne.
Kore'de yavaş yaşam hareketi de çok ravaşta.
Slow life, mindfulness bunu çok seviyorum.
Çünkü çok ihtiyacımız olan bir şey bence.
Çünkü bu akım işte evde yemek pişirme, çamaşır asma, ütü yapma, temizlik yapma, kitap okuma gibi böyle sıradan işleri oldukça sakin bir şekilde ve dikkatli bir şekilde yani yaşaya yaşaya
yapmayı öğütmeyen bir şey.
Günlük yaşamda anı yaşamak.
İşte yemek yerken sadece o yemeğe odaklanmak.
Yürüyüşte o ağaçların, o çiçeklerin kokusunu alabilmek.
Teknoloji molası vermek.
Telefonu bırakmak. Anın tadını çıkarmak.
O anın farkında olmak.
İşte slow life. Ev işlerini stresle değil bir meditasyon gibi yapmak.
Bu size çok saçma gelebilir ama ben bazı ev işlerini meditasyon gibi yapıyorum.
Mesela geceleri buharlı süpürgeyle her yeri.
Kovalamak, buhar tutmak bana aşırı iyi hissettiriyor.
Çünkü bir yerin parladığını görmek, ışıl ışıl olduğunu görmek çok garip bir haz veriyor nedense.
Şimdi Merve temizlik bağımlısı mı falan diye düşünebilirsiniz.
Değilim, değilim. Ama biraz daha düzenli bir insan olmayı çok isterdim.
Umarım bu sene bunu gerçekleştireceğim.
Bazı şeyler gerçekten meditasyon oluyor.
Ve son olarak yine çok hoşuma giden bir kavram var.
Derin bağlılık, şefkat, sevgi.
Paylaşılan duygu gibi bir anlamı var.
İşte aile üyeleriniz, yakın arkadaşlarınız ya da uzun süreli bir ilişkiniz varsa hani böyle zamanla gelişen bir sıcaklık vardır, bir bağlılık vardır.
Bu onu ifade eden bir şey.
Budist düşüncede Hanmayun yani bir yürek kavramı diye bir şey var.
Bir yürek yani bir yürek olmak.
İnsanların birbirine olan içsel bağlılığı.
Bunu vurgulayan bir şey. Jeonk dediğimiz şey de birlikte aynı duyguyu paylaşma anlayışının bir sonucu.
Aynı duyguyu paylaşmak.
Ve günlük yaşamda jeonkunuzu geliştirmek istiyorsanız eğer uzun vadeli ilişkilerinize yatırım yapın.
İşte arkadaşlarınızla, ailelerinizle daha çok zaman geçirin.
Birlikte anılar biriktirin.
Benim bu sene hedeflerimden biri bu arkadaşlar.
Mesela işte bir çanta alacaksam duruyorum düşünüyorum.
Hayır diyorum bunu almak yerine şu an bir arkadaşımla...
Bir anı biriktirebilirsin, bir yemeğe çıkabilirsin, bir şey yapabilirsin.
Anı biriktir diyorum. Buna yatırım yapmayı planlıyorum bu sene.
Hatta daha dün konuştum yakın arkadaşımla.
Dedim şuraya gidelim mi, buraya gidelim mi?
Hayırdır dedi ya sana ne oldu?
Dedim bu sene anı biriktireceğiz kızım.
Anı kumbaramda daha çok anım olsun istiyorum.
Çünkü hiç kimse bence hayatının son gününde şunu demez.
Ya nasıl kıyafetlerim vardı, ne takılarım, ne çantalarım vesaire vesaire.
Ama şunu diyeceğine eminim.
Ya ne güzel anılar biriktirmişim.
Sevdiklerimle ne kadar güzel zamanlar geçirmişim.
O yüzden bu sene sevdiklerimle işte tatildir, etkinliktir, kurstur, yemektir, sinemadır artık ne varsa yapmayı planlıyorum.
Paramı somut şeylere değil soyut şeylere daha çok harcamayı düşünüyorum bu sene.
Daha değerli çünkü bunlar. Korelilerin jeyong dedikleri o derin bağlılık ve şefkat duygumu daha da derinleştireceğim bir yıl olsun.
Sizin için de aynısı geçerli arkadaşlar.
2026 yılı Nunchi ile birbirimizi daha dikkatli dinlemeyi...
Minimalizm ile fazlalıklardan sıyrılıp özümüze yaklaşacağımız bir yıl olsun.
2026 yılı. Sevgiyle kalın.
Hoşçakalın. Bu arada biliyorsunuz ikinci kitabım çıktı.
Hikayeni yeniden yaz.
Çok sevdiniz kitabımı.
Çok mutlu oldum. Gerçekten buradan teşekkür etmek istiyorum.
Sevgiyle kalın. Hoşçakalın.
Rosman Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Rosman markası Isana Kore serisini incelemek için sizleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
