
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Merhabalar, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün size çok önceden söz verdiğim üzere kitap önerileri vermek için buradayım.
Fakat bu önerilerim tamamen sizin okuma bağınızı güçlendirmek için.
Ve bir şeyler okumak isteyip ne okuyacağını bilemeyen kafası karışık arkadaşlar için olacak.
Burada kitap sitelerini hiç baz almadım.
Orada çok satanlar listesi var biliyorsunuz.
Hep aynıdır ve çok klişe geliyor onlar bana.
Oradan bir şeyler önermeyeceğim size.
Kendi okuyup deneyimlediğim, hoşuma giden şeylerden önereceğim.
Daha sonra da belki Bordo Bereli okuyucular için ve benim gibi böyle kuramsal okuma yapmayı da sevenler için ayrı bir podcast yaparım veya işte liste yayınlarım bilmiyorum şu anda.
Bu arada başlamadan şunu belirtmek istiyorum.
Kitap önerisi vermek çok riskli bir şey ve çok deli saçması bir şey.
Neden derseniz ya bu şeye benzetiyorum ben.
Egeli biri işte gidip doğulu birine diyor ki zeytinyağlı barbunya'yı çok seveceğini düşünüyorum.
Aynı şekilde kitap önerisinde de beğenilmeyebiliyor bazen arkadaşlar.
Ben bunu yaşadığım için söylüyorum.
Hem de nasıl yaşadım. Bu İlber Ortaylı'nın bir kitabı vardı ya.
Bir Ömür Nasıl Yaşanır. Bu arada gençler için şimdiden notunuzu alıyorsanız okumanızı tavsiye ederim.
Tamam bazen yer yer çok ütopik bulacaksınız.
Ama keşke böyle bir eğitimden geçsek diyeceğiniz bir kitap diye düşünüyorum.
O kitapta İlber Ortaylı işte gençler için okunması gereken kitaplar işte tavsiyeler vermiş.
Ben de koşarak gidip aldım durur muyum yani İlber Ortaylı öneriyor.
Neyse böyle okumaya başladım falan.
Ya tamam çok iyi kitap önerileri vardı ama bazıları gerçekten böyle ruhum daraldı, içim çürüdü.
Kendimi Yılmaz Vural gibi hissettiğim anlar bile oldu.
Hoca bitir artık hoca dediğim anlar yaşadım.
O yüzden Velilki'yi verdiğim...
Kitap reçetelerini beğenmezsiniz.
Size bir çözüm önerim olacak. Zaten Instagram adresimi biliyorsunuz.
Ortamlarda satılacak bilgi.
Buraya 7.24 böyle küçük iskendervari küfürlerim var Merve.
Senin küfür dağarcığını genişletmek istiyoruz derseniz.
Oradan bana ulaşabilirsiniz.
Kitapları beğenmezseniz.
Bir de şunu belirteyim başlamadan.
Malum podcast'ın adı ortamlarda satılacak bilgi.
O yüzden böyle işte arkadaşlar şu şu kitabı okuyun deyip geçemeyeceğim.
Böyle hafif hafif size bilgiler vermeyi düşünüyorum.
Neden? Çünkü şunu hatırlayın.
Woody Allen bir hızlı okuma kursuna gidiyor ve şey diyor ya en son.
Savaş ve Barış'ı okuduğum olaylar Rusya'da geçiyordu.
Yani en azından işte birazcık böyle kıyısından köşesinden de olsa bir şeyler öğrenmiş olurdu diye düşünüyorum ki.
Hani bir kitap tanıtımı yapan bir kızcağız vardı şey diyordu ya.
Said Faik'in Abası Yanık kitabı.
Ya bayağı gülmüştüm ona. Neyse şimdi kitap önerilerine geçmek istiyorum.
Madem Tolstoy'dan bahsettik o zaman Tolstoy'la başlayalım.
Tolstoy'dan ben size Anne Karen'e önerirmişim.
Bin sayfa. Korkmayın.
Başlangıçta kolay kitaplar önereceğimi söylemiştim.
Öyle devam edeceğiz. Tolstoy'dan 3 kitap önereceğim.
Hangisini isterseniz onu okuyun.
Bir tanesi İvan İlgiç'in Ölümü.
Diğeri İnsan Neyle Yaşar.
Bir diğeri de İtiraflarım.
Bu 3 kitabı şöyle kısaca anlatmaya çalışayım size.
Şimdi öncelikle insan neyle yaşar kitabından kısaca bahsedeceğim.
Burada işte mal, mülk, zenginlik bunlar boş beleş şeyler.
En önemli şey sevgi kafasında yazmış bu kitabı.
Ama ben buradaki bu fakir güzellemesini sevmiyorum.
Çünkü Tolstoy hiç yokluk çekmemiş bir adam.
Yani Seneca gibi.
İşte ele verir salkımı kendi yer salkımı hesabı geliyor bana.
Neyse bu kitabı niye seçtim onu söyleyeyim.
Çünkü burada Tolstoy'un görmenizi istediğim bir ahlakçı tarafı var.
Onu çok yakından görebiliyorsunuz.
Çünkü kitapta 6 saniye kısa hikaye var.
Bunlar iyilik, sevgi, merhamet, hoşgörü.
İşte dünya malına tamah etmeme üzerine dönüyor.
Yani dediğim gibi hem Tolstoy okumak için bir giriş kitabı olur.
Hem kısa kısa öyküler okumak isteyenler için de bir tatmin sağlar diye düşünüyorum.
Hem de dediğim gibi onun ahlakçı yanını görmüş olursunuz.
Buradan altını çizdiğim bir söz okumak istiyorum size.
Kıvılcımı söndüremezsen ateşi zapt edemezsin.
Bunu çizmişim. Gelelim İvan İliç'in Ölüm Ök kitabına.
Burada da ölüm temasının işleyişini ben çok seviyorum.
Ben bu kitabını seviyorum bu arada.
Sıradan bir ev kazası geçiren İvan İliç adlı bir karakter var.
Varsıl bir adam tıpkı Tolstoy gibi.
Yani bu karakterde ben Tolstoy'un çok fazla yansımalarını gördüm.
İşte evlilikte işte mutlu olmaması, karısının kıskanç olması, işte adamın varsılığı ve daha birçok şey Tolstoy'la o kadar çok paralel ki okuyunca göreceksiniz.
Bu kitapta hiç unutamadığım olaylardan biri şuydu onu paylaşmak isterim.
Miliç adlı karakter dediğim gibi sıradan bir ev kazası geçiriyor ve yavaş yavaş günden güne ölmeye başlıyor adam.
Ve o sırada işte tam olarak spoiler vermeyeyim ama arkadaşları adam can çekişirken orada işte akşam oyuna gidelim mi işte ne yapalım kağıt oynayalım falan diye konuşuyorlar.
Yani aslında bu hayatın devam ettiğini bize böyle çok sert bir şekilde gösteren bir kitap.
Bu konular ilginizi çekiyorsa eğer yine çok kısa iki kitap önereceğim size.
Birisi Turgenev'in Lüzumsuz Bir Adamın Günlüğü.
Ben bu kitabı çok seviyorum.
Yani ölüm temasını bence İvan İliç'ten daha iyi işlemiş diye düşünüyorum.
Hem de Turgenev'de tanışmış olursunuz.
Bir diğeri de Enis Lola'nın Nasıl Ölünür adlı kitabı.
Bu kitapta da ölüm karşısında yani ölümün her şeyi bir anda resetlediğini.
Aaa paşa hiç fark etmez.
Kralmış, normal halktan insanmış.
Ölümün herkesi ne kadar sıradanlaştırdığını gösteren kitaplardan birisi.
Çok kısa, çok çok kısa bir kitap.
Bunu da okuyabilirsiniz. Eğer diyorsanız ki Tolstoy'u biz daha yakıyla tanımak istiyoruz o zaman tabii ki de o biyografi sayılabilecek eserlerinden birisi İtiraflarım kitabını önereceğim size.
Orada Tolstoy'un hezeyanlarını, dini konulardaki o gitgellerini, o içindeki o bitmek bilmeyen boşluğu nasıl doldurmaya çalıştığını daha yakıyla görebilirsiniz.
Yani insanın kendi kendine bile itiraf edemeyeceği şeyler varken böyle bir kitap yazması ve böyle bir kitabının olması ne diyeyim okuyun arkadaşlar.
O zaman kitapta böyle altını hunharca çizdiğim bir yerle sonlandırıyorum bu öneriyi.
Büyük bilgi büyük keder getirir.
Bilgisini arttıran kişi kederini de arttırır.
Yani diyor ki cahillik mutluluktur diyor Tolstoy.
Katılıyor musunuz bilmiyorum.
Bu arada sormayı unutuyordum az kalsın.
Sizce insan neyle yaşar?
Bence sevgiyle yaşar diyorum.
Ve ikinci kitap önerime geçiyorum.
Aslında iki olmadı bir sürü kitap saydım herhalde.
Ben bu gidişle sabaha kadar kitap önereceğim.
O yüzden biraz hızlanmam gerekiyor.
Gelelim 20. yüzyılın en büyük yazarlarından birisine Kafka.
Kafka'dan Babaya Mektup kitabını önereceğim.
Şimdi diyeceksiniz ki ama Milena'ya da mektup var niye onu önermiyorsunuz?
Onu önermeyeceğim. Çünkü bu daha böyle isterleştirilmiş.
Hani dedim ya Tolstoy'u daha yakıyla tanımak istiyorsanız bunları bunları okuyun.
İşte Kafka'yı da daha yakından tanımak için kesinlikle bunu okumazsınız diye düşünüyorum.
Çünkü kitapta Kafka'nın gerçekten yaşamından çok büyük böyle parçalar ipuçları yakalıyorsunuz.
Ve burada işte Kafka'nın yazarlığına kendini nasıl var ettiğine o varoluşuna ilişkin ayrıntıları görüyorsunuz.
Yani Kafka babasına mektuplar yazıyor.
Biz de oturup okuyoruz arkadaşlar olay bu.
Bir belgesel niteliği diyebiliriz bu kitap için.
Ve burada baba ile oğul arasındaki çatışmadan yola çıkarak yazıyor Kafka bu mektupları.
Ve sahibine hiç ulaşmamış yani babasına hiç ulaşmamış mektuplar.
Kafka öldükten sonra arkadaşı Max Brod bu kitapları yayınlıyor.
Aslında bir ihanet gibi görünüyor oradan bakınca biliyorum ama iyi ki de yayınlamış diyorum yani Kafka'yla tanıştık.
Bu tarz kitaplar okumayı seviyorsanız hemen aklıma gelmişken Emre Kongar'ın Kızlarıma Mektuplar diye bir kitabı var.
Bunu da okuyabilirsiniz. Özellikle kız çocuğu ebeveynleri lütfen okuyun.
Ben yine böyle daldan dala konuyorum.
Neyse Kafka'ya geri dönüyorum arkadaşlar.
Bu arada eğer ki dönüşüm kitabını okumadıysanız Kafka'nın ki çok satanlar listesindedir.
İşte Dava var, Şato var, Dönüşüm var.
Bu kitabı mutlaka okuyun.
Dönüşüm kitabını ben çok severim.
Bu da zaten Kafkaesk dediğimiz bir tarz var biliyorsunuzdur zaten.
Kafka'nın edebiyat literatürüne geçmiş bir yazım tarzı bu.
Çünkü adam o kadar özgün ki sırf onun için bu ifadeyi bulmuşlar.
Kafkaesk. Yani bir anda algılanan gerçeklikten kopma ve uzaklaşma anlamına geliyor Kafkaesk.
Buna geçmeden önce okursanız hem soft bir geçiş yapmış olursunuz diye düşünüyorum.
Gelelim bir başka kitap önerisine.
Madem Kafka Kafka dedik o zaman Doğu'nun Kafka'sı olarak adlandırılan Hasan Ali Toptaş'ın bir kitabını önereceğim size.
Kuşlar Yasın'a Gider.
Diğer kitaplarını da okudum ama ben bu kitabını çok seviyorum.
Çünkü anneme de verdim.
Çok yalın, çok sade, çok güzel bir Türkçesi var.
O yüzden çok anlaşılabilir olduğu için, çok akıcı bir kitap olduğu için bunu önermek istedim.
Şöyle kısaca konusuna değinecek olursak.
Kitapta yazar olan anlatıcının babası bir anda hastalanıyor yaşlı olduğu için ve bu sebeple sürekli Ankara Denizli istikametinde adam gidip gidip geliyor.
O yüzden bu arada Ankaralılar bu kitabı gerçekten çok sevecektir diye düşünüyorum.
Kitabı şöyle düşünün böyle anlattığım zaman çok basit gelebilirsiniz ama otoriter bir babası olan bir insan için bu babanın böyle yaşlandığı zaman yavaş yavaş çocuklaştığını o hastalığıyla birlikte o otoritenin
yavaş yavaş eridiğini görmenin ne kadar aslında böyle yük olduğunu üzerimizde yani bunu çok iliklerime kadar hissettim bu kitabı okurken bunlara şahit olduğunuz için işte öyle bir kitap bu daha fazla anlatmayayım
okuyun burada da en sevdiğim söz şuydu babalar alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır Gelelim bir başka kitap önerisine.
Madem böyle Anadolu kokan kitaplar öneriyorum.
Yaşar Kemal'i anmadan geçebilir miyim sizce?
Yaşar Kemal'in 32 yıllık bir zaman diliminde yazdığı İnce Mehmet kitabını önereceğim.
Şimdi diyeceksiniz ki bu kitap çok tuğla gibi Merve.
Biz nasıl okuyacağız? Bir de dörtlü İnce Mehmet 1-2-3-4 diye gidiyor.
Gerçekten hiç gözünüzü korkmasın.
O kadar yalın bir dille yazılmış ki inanın bir günde bile okuyabilirsiniz bu kitabı.
Kitabın konusuna biraz değinmek istiyorum.
Burada Torosların Eteği'ndeki bir köy var, Değirmenoluk Köyü.
Burada İnce Mehmet adlı karakterin yaşadığı yoksulluk, aşağılanma ve bunlara isyan ederek işte eşkıyalığa sürüklenmesini takip ediyorsunuz kitabın içerisine.
Yani köy hayatını, ağlık düzenini bu kadar güzel, bu kadar derinden işleyen bir kitap daha var mı bilmiyorum.
Bu kitapta da en sevdiğim söz şu olmuş.
Bu kitabı okurken gerçekten Kurtuluş Savaşı'nın yaşandığı anlara gideceksiniz, tanık olacaksınız.
Ve bir eğitim neferi olan Aliye öğretmenin bir kadının yobazlarla olan mücadelesini bu kadar güzel anlatan bir kitap daha olabilir mi demek istiyorum.
Bir de şu sebeple okuyun bunu.
Malum günümüzde eğitim ve öğretimin doğruluğu çok tartışılı gelen bir konu şu anda.
Eğitimin önemini vurgulamasıyla da önemli bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Eğitime kavuşamamış kişilerin nasıl vatan hainliğine soyunduğunu ve nihayet nasıl insan düşmanlığına yol alıp olabildiğini gösteren bir kitap bu.
Bu kitapta da en sevdiğim söz şu olmuş.
Öğretmen hanım, namus kadının yüzünü açıp açmamasını değildir.
Din de... Peçe demek değildir.
Öyle kapalı kadınlar vardır ki kapı arasından her türlü rezaleti yaparlar.
Gelelim bir başka kitap önerisine.
Anton Chekhov'dan Altıncı Koğuş kitabını önereceğim.
Bu kitap da bir Taşra kasabasındaki akıl hastanesinde eğitimli bir hasta olan İvan Dimitriç ve Doktor Andrei arasındaki felsefi çatışmayı okuyacaksınız.
Böyle bazen kim deli kim akıllı acaba falan diye düşünürsünüz ya işte öyle bir kitap bu kitap.
Eğer bu tarz kitapları okumayı seviyorsanız, böyle delilikli, akıl hastanesi vs.
bunları seviyorsanız Veronica Ölmek İstiyor adlı kitabı da okuyabilirsiniz.
Paul Colhen o kitabı.
Genellikle onun sinyacı kitabı çok ünlüdür ve dünyada en çok satan kitaplardan birisidir.
O kitabını da severim. O da çok okunabilir bir dile sahip ama çok satanlarda diye koymadım.
Yine de bir not alın okumak isterseniz.
Bunun dışında bir de...
Guguk Kuşu diye bir kitap var.
Onu da okuyabilirsiniz. Filmi de var.
Onu da önermiş olayım buradan ama o biraz bir tık daha ağır bunlardan söylemiş olayım.
Şimdi 6. Koğuş'tan en sevdiğim sözle burayı kapatıyorum.
Yalnız kalmadan hakiki mutluluğu bulmak mümkün değildi.
Gökten düşen melek muhtemelen diğer meleklerin henüz tatmadığı o yalnızlık duygusunu arzuladığı için Tanrı'ya ihanet etmişti.
Bir başka kitap önerim geliyor.
Stephen Zweig'dan Olağanüstü Bir Gece kitabını önereceğim size.
Ama önce şunu söyleyeyim.
Zweig'ın satrancı bence en iyi kitabı.
Bütün kitaplarını okumuş biri olarak söylüyorum.
Bu arada Stephen Zweig'ın podcastini yaptım.
İlk yaptığım podcastlerden birisi.
Çok detaylı bir podcast dinlemenizi öneririm.
Benim en sevdiğim ikinci kitabı Olağanüstü Bir Gece olmuştu.
Burada da şu anlatılıyor seçkin bir burjuva var çok rahat çok tasasız zengin bir hayatı var bu şekilde yaşayıp giderken hayata karşı da oldukça duyarsız bir adam bir anda işte sıradan bir pazar günü at yarışı
izlemeye gidiyor ve bir anda hayatının ne kadar değiştiğini işte o burjuva ahlakından nasıl saptığını ve suç işlediğini.
Hatta suç işledikten sonra tekrar kendi böyle insani hislerinin geri geldiğini fark ettiği bir an var.
Aslında o an böyle çok kötücül, çok ateşli hazları olan gerçek bir insan olduğunu fark ediyor.
Yani burada aslında ruhani bir uyanışa tanıklık edeceksiniz.
Bu kitapta çok fazla altını çizdiğim yer olmuş ama en çok şunu böyle kırmızıyla çizmişim.
Bunu okumak istiyorum. Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık.
Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.
Bu sözü çizmişim.
Madem Zweig dedim başka kitaplarını da önereyim ya.
Şu an hiç biyografi kitabı önermediğimi fark ettim bir anda ve Zweig'ın biyografilerine hayran oldum her zaman söylüyorum.
O zaman böyle daha ince herkesin okuyabileceği bir biyografisinden öneri yapayım.
Erasmus'un hayatını anlatan Rotterdamlı Erasmus.
Bu kitapta da Rönesans dönemi...
Yine gideceksiniz. Hem Erasmus'un hayatını okumuş olacaksınız.
Hem o hümanizmin akımın yaratıcılarından ya zaten Erasmus.
Yani Zweig'ın anlatım dili şöyle.
Birçok şey öğreneceksiniz bu kitapta.
Ve eğer Erasmus'u severseniz kitabı okuduktan sonra çok güzel bir eseri vardır.
Deliliğe Övgü diye. Bunu da önerebilirim arkadaşlar.
Erasmus'un Deliliğe Övgü kitabı.
Bu kitabı da çağlar boyunca bağnazlığa karşı kaleme alınmış en yetkin düzeydeki başyapıtlarından biri kabul ediliyor.
Zaten bunu Thomas More'un evinde falan yazmıştı öyle biliyorum.
Yani o taslağını orada yazmış adamın arkadaşlarına bakın.
Bu aslında burada bir kilise mensuplarına kilise çevresine çok acımasız çok sert eleştiriler yaptığını göreceksiniz Erasmus'un ve aklına hayran olacağınızı düşünüyorum ben.
Gelelim bir başka kitap önerisine.
Hiç kişisel gelişim kitabı önermedin diyenler olacaktır.
Bu kitap onlara gelsin.
Bir Çift Yürek Marlowe Morgan.
Aslında bu kişisel gelişim kitabı değil arkadaşlar.
Gerçek ruhsal bir yolculuğun hikayesi.
Amerikalı bir kadın Avustralya'ya aborjinlerin arasına gidiyor ve aborjinler eşliğinde...
Çölü 4 ay süre içerisinde çölü beraber geçiyorlar.
Ve burada yaşadığı o süreci, o ruhsal yolculuğu bize çok güzel bir şekilde aktarıyor.
Burada aslında hayvanlarla, bitkilerle nasıl uyum içerisinde yaşadığını bu insanların.
Bunu göreceksiniz. Ve işte bu aborjinlerin aslında bunların 50 bin yıllık bir kültürleri var.
Bir felsefeleri, bir bilgelikleri var.
Bununla tanışma imkanı sunan bir kitap size.
O yüzden çok kıymetli, çok kadim bilgilerin olduğu bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Bu yüzden bunu listenize atabilirsiniz.
Bu kitapta en sevdiğim sözlerden birisi şu olmuş.
Kan ve kemik tüm insanlarda bulunur.
Farklı olan yürek ve iyi niyettir.
Bir başka kitap önerisine geçiyorum.
Daniel Case'in Algenlona Çiçekler adlı kitabını önereceğim.
Burada da çok düşük bir IQ ile doğan Charlie isimli bir genç var.
Bu çocuğun IQ'sunu bilim adamları işte onu denek olarak kullanıyorlar bu arada yükseltmek için bir takım ameliyatlar uyguluyorlar ve daha sonra Charlie'nin o gelişimini o IQ'sunu nasıl yükseldiğini yazmış
olduğu günlükten takip ediyorsunuz işte yaşayacağı aşkı vesairesini bunların hepsini görüyorsunuz.
Bu arada çocuğun adı Charlie Merve Algernon da kim diyorsanız eğer Algernon deney faresi yani Charlie'den önce onun üzerinde deneniyor her şey ve daha sonra ikisi arkadaşlık ediyorlar.
Çarpıcı bir hikaye. Bence güzel de okuyabilirsiniz.
Zaten 27 dilde 30 ülkede yayınlanmış bir kitap bu.
Çok fazla satmış ve yalın bir dile sahip olduğu için seçtim açıkçası.
Bir de filmi var izlemek isteyenler için.
Kitapta alıntı yapacağım yani şurası olacak.
Ama ben cansız bir varlık değilim ki diye itiraz ettim.
Ben bir insanım.
Bir başka kitap önerisine geçiyorum ama eminim bu kitabı çoğunuz okumuşsunuzdur.
O yüzden çok fazla uzatmadan hemen söyleyeceğim.
Khaled Hosseini'nin Uçurtma Avcısı kitabı.
Bu kitap beni böyle ömrümde en çok ağladığım kitaplardan birisidir herhalde.
Hani diyorlar ya Afganistan'da çocuk var ama çocukluk yok.
Böyle bir hikaye ya Afgan iki çocuğun hayat hikayesini anlatıyor biri zengin biri fakir o fırsat eşitsizliğini bu kadar böyle iliklerime kadar hissettiğim bir kitap daha var mı şu an hatırlamıyorum.
Kitabın filmi de var izlemek isteyenler için ama filmden bana o duygu hiç geçmedi o yüzden hiç beğenmedim sadece Hasan karakteri o kafamda tahayyül ettiğim Hasan'la çok oturmuştu onu söyleyebilirim.
Bu arada kitabı okuyup da Başka bir kitabına satın almak isterseniz eğer.
Hosseini'nin kitaplarını zaten öneriyorum.
Çok akıcı, herkesin okuyabileceği bir şekilde yazılmış olduğunu düşünüyorum.
Afganistan'da kadın olmak nasıl bir şey diye merak ederseniz eğer.
Bin Muhteşem Güneş kitabını da okuyabilirsiniz.
Bu arada Orta Doğu'da kadın olmak nasıl bir şey diye merak ederseniz aklıma gelmişken hemen bir filmi önermek isterim.
Soraya'yı Taşlamak diye bir film var.
Onu da izlerseniz.
Buraya not düşmüş olayım. O zaman uçurtma avcısından en sevdiğim sözle burayı kapatıyorum.
Çocuklar boyama kitabı değildir.
Onları en sevdiğin renge boyayamazsın.
Gelelim bir başka kitap önerisine.
Ayfer Tunç'tan Aziz Bey Hadisesi'ni önereceğim.
Ben Ayfer Tunç'un yazım diline gerçekten hayranım arkadaşlar.
Diğer kitapların da çoğunu okudum.
Ama bu kitabı ince hacimli olduğu için öneriyorum bu arada.
Hem onunla tanışmış olursunuz hem dilini seveceğinizi düşünüyorum.
Burada da kısaca bahsedeceğim.
Aziz Bey adlı bir karakter var.
Yani boşa geçmiş hayatlar üzerine yapılmış çok güzel bir tespit olduğunu düşünüyorum.
Bu kitabı ben biraz Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonnasına da benzetiyorum.
Eğer o kitabı okumadıysanız onu da öneririm.
Bu kitapta da şuranın altını çizmişim.
O zaman
çok sevdiğim bir kitapla bu podcastı sonlandırmak istiyorum.
Bunu hep söylüyorum. Lütfen bütün kadınlar özellikle evlenmeden önce bu kitabı okusun.
Duygu Esena'nın Kadının Adı Yok kitabını önereceğim size.
Bu eser 1998'de çok müstehcen bulunarak yasaklanmıştı ve 2 yıl sonra tekrar basıma alındı.
Böyle bir kitap bu kitapta zaten adından da belli Kadının Adı Yok.
Yani başlangıçta kadınların mutlaka okuması gerektiğini söyledim ama gerçekten erkeklerin de okuması gerektiğini düşünüyorum.
Biz kadınlara neler yaşatıldığını, toplumsal hayattaki rolümüzün ne olduğunu, ne kadar kıstırıldığımızı ve bastırıldığımızı görmeniz için bu kitabı okumanız gerektiğini düşünüyorum.
Neden? Çünkü çocukken babamızdan baskı görüyoruz.
Abimizden baskı görüyoruz.
Eğleniyoruz kocamızdan baskı görüyoruz.
Boşanıyoruz toplumdan baskı görüyoruz.
Her türlü bir baskı var kadının üzerinde.
Ve bu kitap bunu gerçekten çok içselleştirmeyi başarmış bir kitap.
Daha fazla uzatmayacağım.
Alın okuyun arkadaşlar. Alıntıladığım yerlerden bahsetmek istiyorum.
Bir yerde diyor ki bunca yıllık yaşamımda bir tek şunu öğrendim.
Şu reçeteyi. Mutlu olmadığın ortamdan kaç git.
Bunun içinde güçlü ol.
Kendi kendine yet. Şimdilik önereceklerim bu kadar arkadaşlar.
Aslında masanın üzerinde daha 10 tane falan kitap var ama böyle onları daha sonra önereyim.
Çünkü podcast çok uzun olacak.
Beni Instagram'da takip etmek isteyenler için Instagram adresim Ortamlarda Satılacak Bilgi.
Oradan bana ulaşabilirsiniz ve merhaba Merve biz de seni dinliyoruz deyip bir selam gönderebilirsiniz.
Şimdilik kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
