
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Merhaba, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugünkü konumuz haset ve kıskançlık olacak arkadaşlar.
Şimdi diyeceksiniz ki Merve bu konu nereden çıktı?
Şuradan çıktı. Dün Ankara Kongrezyum'da Amadeus sahnedeydi arkadaşlar.
Yani aylardır bunu bekliyorum.
Böyle inanılmaz güzeldi.
Ve onun gazıyla şu an bu podcast'i çekiyorum arkadaşlar.
Normalde Mozart'a bir podcast gelecekti ama dün izlerken onları sahnede kendi kendime dedim ki haset ve kıskançlık ne kadar güçlü bir duygu dedim ve sonra bununla ilgili bir podcast yapmalıyım dedim.
O günde bugün arkadaşlar.
Şimdi şöyle zaten Mozart'la onu ölümüne kıskanan ve sırf bu yüzden onu zehirlediği düşünülen Salieri'nin kendisi de aynı zamanda çok...
Ünlü bir bestecidir. Hikayesi sahnedeydi dün.
Bu öyle bir kıskançlık ki arkadaşlar o kadar büyük bir haset ki Mozart'ı onun zehirlediğini düşünüyor insanlar ama bu kesin bir bilgi değil.
Bu Amadeus filminden akıllara pompalanmış bir komplo teorisi diyebiliriz.
Hatta literatüre de Salieri kompleksi diye geçmiştir.
Şöyle kısaca Mozart'tan bahsetmek istiyorum.
Gerçekten doğuştan dehadır Mozart.
Çünkü 5 yaşında beste yapmaya başlamış.
Bu arada babası da çok ünlü bir müzisyen döneminin en iyilerinden.
Ve zaten babasının yetiştirmesidir bir nevi.
Ama babası da ondaki dehayı çok küçük yaşta fark ediyor ve üstüne gidiyor.
Aynı zamanda kızını da aynı şekilde adam yetiştirmiş.
Baba önemli arkadaşlar. Picasso'nun da babası ressamda hatırlarsanız.
Onu da o yetiştirmişti.
Ve kısacık ömrüne biliyorsunuz 35 yaşında öldü Mozart.
624 eser sığdırabilmiş bir adam.
Gerçek bir dehadan bahsediyoruz.
Amadeus Mozart. Bu arada Amadeus da Latince arkadaşlar.
Babasını koyduğu bir isim.
Ama, ama oradan geliyor.
Tanrı'nın sevgilisi anlamına gelir.
İsmi de çok bence manidar olmuş.
Biz Türkler için de çok önemlidir Mozart.
Neden? Çünkü Türk marşını bestelemiştir.
Şöyle kısaca bir hatırlatayım. Çok güzel bir marş bence
bu ya. Bu arada Türk marşı demişken şunu da belirtmek istiyorum.
Şimdi Osmanlılar Viyana kuşatmasından dönecekler.
Ve yanlarında çok çok ağır müzik aletleri var.
Bizim müzik aletlerini biliyorsunuz işte.
Kösle, kudüm zaten dev gibi böyle.
Diyorlar ki bunları yük etmeyelim yanımızda taşımayalım.
Nakliyat yok, kamyon falan yok yani abi ne yapacaklar?
Diyorlar ki bunları yük etmeyelim.
Ne yapalım? Burada bırakalım. Viyana'da kalsın ya diyorlar.
Neyse Osmanlılar yola çıkıyor.
Müzik aletleri Viyana'da kalıyor.
Viyanalılar durur mu? İnceliyor adamları hemen.
Bu nasıl bir şeymiş ya bir çalalım falan diyor.
Sonra çok hoşlarına gidiyor ve onları alıp orkestralarına dahil etmişler Kös ve Kudüm'ü.
Bu arada Kös benim çok böyle hoşuma gidiyor ya böyle çok artistik bir alet.
Onu çalmak isterdim herhalde.
Şimdi beni öyle hayal etmemiş olabilirsiniz ama ben gerçekten muhteşem yüzyılı müziklerin üstüne yani dizi müziği falan tanımıyorum öyle söyleyeyim.
Fahir Atakoğlu bir efsane.
Aytekin Ataş'ı da unutmayalım hatta Soner Akal'ı da unutmayalım.
Gerçekten inanılmaz bir dizi müziği yapmışlar.
Diyorum ki yani ben bunu dinleyip bu dizi müziklerini sefere falan çıkarım.
O derece yani.
Siz çıkmaz mısınız?
Bir dinleyin. Yani şu şarkıyı dinleyip böyle kılıçları kuşanıp sefere çıkasınız gelmedi mi?
Lütfen itiraf edin. Bana bunu Instagram'dan yazar mısınız?
Bu şarkı size ne hissettirdi?
Yani az önceki Mozart'ın Türk Marşı mı sizi böyle harekete geçirdi?
Yoksa bu şarkı mı böyle bir anda böyle bir damarınız kabardı?
Neyse konumuza dönelim arkadaşlar.
Bugün böyle çok müzikli bir podcast oldu ya bu.
Malum konumuz Mozart olunca böyle oluyor.
Şimdi arkadaşlar Mozart'a ders veren öğretmeni bile ondan çok etkilenmiş ve onun gibi çalmaya başlamış bir süre sonra.
Şimdi bu Salieri ile olan muhabbetinden biraz bahsetmek istiyorum.
Arkadaşlar bu bir komple teorisi.
Dediğim gibi kesinleşmiş bir durum söz konusu değil.
Ama kesin olan bir şey var ki o da şu Salieri Mozart gitmeden önce Viyana'nın gerçekten en ünlü müzik isimlerinden birisi.
Mozart geldikten sonra onunla arkadaş olduğunu biliyoruz ve ondan etkilenmemesi zaten mümkün değil.
Dediğim gibi küçücükken bile hocasını etkilemiş bir adamdan bahsediyoruz.
Peki bu zehirleme muhabbeti nereden çıktı derseniz o şöyle olmuş.
Alexander Pushkin'i hepiniz biliyorsunuz meşhur Yüzbaşı'nın Kızı diye bir kitabı vardır.
Ya kitabı anmışken en sevdiğim cümlesini söylemeden geçmek istemem.
Diyordu ki o kitapta benden iyisini bulursan unutursun beni.
Benden kötüsüne düşersen hatırlarsın beni diyordu.
Pushkin, Pushkin çok iyi bir şairdir aynı zamanda arkadaşlar.
Hep onu yazar olarak biliyoruz ama aslında o bir şair de diyebilirim onun için.
Neyse işte Pushkin bir kitap yazıyor Mozart ve Salieri diye.
Bu kitapta da Mozart Salieri'nin aslında zehirlediğini iddia etmiş.
Ve daha sonra bu tabii ki akıllara bir giriyor yani bu olay.
Ondan sonra bir tiyatro eseri ortaya konuluyor Amadeus diye.
Bu Amadeus da Pushkin'in kitabı okunarak sahnelendiği için tabii ki de Salieri orada şeytan gibi gösteriliyor.
Bundan sonra da bu tiyatro eserinden esinlenilerek bir sinema filmi ortaya konuluyor ki sinema filmi gerçekten çok iyidir.
Ödüllü bir film. Amadeus diye bir film.
Ben de böyle tekrar izleyeceğim onu.
Şimdi ortak nokta Pushkin gördüğünüz gibi.
Pushkin'in eserinden bir tiyatro ortaya konuluyor.
Tiyatrodan da bir sinema ortaya çıkıyor.
Dolayısıyla Salieri hep bir kötü yani Mozart'ı zehirleyen adam diye kafamıza bu yerleşiyor.
Böyle bir şey var mı derseniz bu dediğim gibi netleşmiş bir durum söz konusu değil.
Yani müzik akademisi.
Akademisyenleri bunu araştırdıkları zaman hayır diyorlar kesinlikle öyle bir şey yok.
Salieri hatta ona çok fazla destek oldu, seviyordu vs.
Hani herhangi bir kıskançlık yoktu ve onun ondan daha iyi olduğunu zaten farkındaydı diyor akademisyenler ama ben bunu geçen senemine araştırmıştım.
Böyle baya bir literatür taramıştım.
Bir yerde karşıma şöyle bir şey çıktığını hatırlıyorum.
Salieri ölüm döşeğindeyken bunu sayıklamış.
Hani ben Mozart'ı zehirledim gibi bir şey söylemiş ve sanırım Mozart'ın kayınpederi de aynı iddiada bulunmuş diye hatırlıyorum.
Ama dediğim gibi gerçek bir şey söz konusu değil ki bu sayıklamasını da şöyle açıklamışlar.
Adam ölüm döşeğinde abi zaten kafası gitmiş yani ne dediğini bilmiyor gibi bir şey okuduğumu hatırlıyorum arkadaşlar.
Umarım hafızam beni yanıltmıyordur demek istiyorum.
Şimdi dönelim Mozart'ın ölümüne.
Yani bu üç ihtimalden biri var arkadaşlar.
Bu adam ya zehirlenilerek öldürüldü Salieri tarafından.
Ya domuz pirzolası yemiş olduğu düşünüyor.
Ve oradan bir parazit kapıp öldüğü düşünüyor.
Çünkü çok erken yaşta ölmüş.
35 yaşında adam mı ölür ya?
Ya da işte salgın bir hastalıktan öldüğü düşünülüyor.
Yani bilemiyoruz. Üç ihtimalden birisi.
Bunları daha sonra konuşuruz.
Ben zaten Mozart'la ilgili böyle upuzun bir podcast yapacağım sizin için.
Ama şimdi ben bunu kısa kesiyorum.
Aydın havası olsun. demek istiyorum ama eğer Salieri Mozart'ı gerçekten zehirlediyse Ezel şarkısında duyuyor ya hani Allah'ından bul.
Bu arada Ezel'in o şarkısında şu kısma dikkat ettiniz mi?
Ne diyor? Hepinizde bir Salieri kompleksi diyor.
Nedir bu Salieri kompleksi?
Kıskançlık, haset hastalığı arkadaşlar.
Şimdi size 3 duygu durumundan bahsedeceğim.
Haset, kıskançlık ve imrenme.
Bunlar çok iç içe geçmiş kavramlar.
Özellikle Türkçe'de çok sınırlı bir tanıma sahip olduğunu görüyoruz.
Şimdi ben size Türk işi haseti tanımlamak istiyorum.
Bunu yaparken de Instagram üzerinden tanımlayacağım arkadaşlar.
Çünkü çağımızın haset hastalığının çok önemli bir sebebi Instagram.
Yazdan oraya geleceğim. Şimdi şöyle düşünün.
İşte Instagram'da geziyorsunuz işte keşfette.
Bir kız gördünüz ya da bir adam gördünüz.
Sizden çok daha güzel ya da sizden çok çok daha yakışıklı.
Ya da bunların hiçbirisi değil ama bir yerlere gelmiş tamam mı?
Bir şey olmuş yani ama sizin imkanınız yok buna.
Yani o kadar güzel değilsiniz ya da işte onun kadar zengin değilsiniz.
Ya da işte öyle mekanlara gitmiyorsunuz anladınız ne demek istediğimi.
Bir anda böyle bir hazımsızlık hissi kaplıyorsa içinize ya da işte sebepsiz bir kederlenme yaşıyorsanız.
Ya da bir ayar oluyorsanız o tanımadığınız insana bir anda bir nefret duyuyorsanız.
İşte burada bir habis bir duygu var işte bunun adı haset arkadaşlar.
Ya da işte çok mutlu bir çift.
Görüyorsunuz ve içinizden şey diyorsunuz.
İnşallah hayır ya falan diyorsanız bu işte haset oluyor.
Ya da işte bir adam vardı ya neydi keşke benim olsa her şeye nazar eden bir adam vardı.
Onun gibiyseniz bu haset.
Şimdi haset okeyiz haset bu.
Kıskançlık ne derseniz o da kısaca şöyle tanımlayabilirim.
Kişinin bir şeye sahip olması işte bu sevgili olur eş olur bir şey olur yani iş olur statü olur ama onu bir başkasına kaptırma korkusu arkadaşlar kıskançlık.
Yani haset dediğimiz şey iki kişinin arasına gerçekleşirken kıskançlık dediğimiz olayın olması için üçüncü bir kişinin devreye girmesi gerekiyor.
Gelelim gıpta etme mevzusuna.
Gıpta etmek de arkadaşlar imrenmek diye çeviriyoruz çoğu zaman bunu ama burada şu var arkadaşlar içerisinde haset yok, kıskançlık yok yani olumsuz duygulara kapılmadan minnoşca istemek yani karşındaki
insanla bir aynilik talebi diyebiliriz imrenmek için.
Yani acayip duygularımız var çeşit çeşit dediğinizi duyar gibiyim ben de aynı şekildeyim.
Bu arada en son 81 yılında bir araştırma yapılıyor ve 92 farklı duygu tanımı ortaya çıkarmış araştırmacılar.
Bir de şu var bizde duygu ile his hep karıştırılıyor Türkçe'de özellikle yine anlam sınırlaması var bu konuda dar yani İngilizce daha fazla böyle bir imkan sürüyor işte duygusu ayrı duygu durumu ayrı
hepsine ayrı bir isim vermiş adamlar işte duygu durumu mod modum düştü diyoruz ya Türkçe'ye de bu şekilde geçmiş modum düştü.
Bu arada arkadaşlar yani Oktay Sinanoğlu değilim ama gerçekten Türkçe'ye böyle plaza ağzı karıştırıp böyle kasıtlı konuşuyorlar ya çok sinirleniyorum, çok ayar alıyorum.
Bunu buradan söylemek istedim.
Plaza dili ve edebiyatını da gömdüğüme göre devam edebilirim.
Ben bu duygular mevzusuna zaten Kendini Affet diye bir podcast yapmıştım.
Çok sevdiniz onu. Orada bahsetmiştim arkadaşlar işte somatizasyon nedir, EQ nedir böyle hafiften bir giriş yapmıştık.
Bu arada EQ ile ilgili bir podcast mutlaka gelecek.
Zaten değinmiştik.
Şimdi hafifçe böyle biraz daha gireceğim arkadaşlar.
Duygulardan bahsetmek istiyorum.
Duygular bizim belli uyaranlara karşı ortaya koyduğumuz tepkiler.
Yani hasetmiş, kıskançlıkmış, gıpta etmekmiş, işte öfke olur, kızgınlık.
Tiksinme, şaşkınlık bunların hepsi birer duygu arkadaşlar.
Ama hisler tamamen sizin mizacınıza göre şekilleniyor.
Bakın duygular genel, hisler daha bireysel, daha özel fark ettiyseniz.
Ve duygular vücudunuzda bir reaksiyon yaratır arkadaşlar.
Hislerimiz ise bu duygulara verdiğimiz tepkiler.
O yüzden herkesinki aynı olmayabilir.
Yani zihinsel çağrışımlar hislerimiz.
Bunlar kişisel dediğim gibi.
Şimdi bunları tanımladığımıza göre herkeste de farklılık gösterecektir dedim.
Yani herkes ne bileyim Instagram'a girip ay ben çok hasetleniyorum falan demeyebilir ama bunu az sonra tartışacağız zaten.
Şimdi imrenmekten biraz bahsedeceğim arkadaşlar.
İmrenmeyi tanımladık işte gıpta etmek diye tanımladım.
Burada da aslında düşük seviyeli bir haset var.
Ve haset duygusu kesinlikle daha güçlü arkadaşlar.
İnsanı harekete geçirebilecek şey hasettir.
Yani imrenme dediğimiz şeyle insan harekete geçmez.
Bu çok önemli. Hatta bununla ilgili bir TED konuşması var arkadaşlar.
Aklıma gelmişken hemen söyleyeyim.
Leyla Navarro'nun yıkıcı hasetten yaratıcılığa doğru diye bir TED konuşması var.
Orada bu haset duygusu hani diyoruz ya çok habis bir duygu belki negatif bir duygu ama onu nasıl pozitif bir şekilde ivmelendirdiğini bir psikoloğun ağzından dinlemek gerçekten çok keyif verici.
O konuşmada en sevdiğim söz şu olmuştu arkadaşlar.
Haset gerçekleştiremediğimiz potansiyelimizin başkasında gördüğümüz bir aynasıdır demişti.
Çok doğru bence. Yani eminim hepiniz imrenmeyi daha iyi bir şekilde algıladınız.
Ben de öyle algılamış olabilirim ama imrenme okey daha pozitif görünümlü.
Haset çok kötü bir duyguymuş gibi görünüyor ama bazen kötü duygular da gerekebiliyor o itici gücü sağlamak için.
Mesela işte instagramda bir tane fit birini takip ediyorsunuz.
Kadın veya erkek fark etmez.
Bakıyorsunuz bakıyorsunuz şey diyorsunuz imrenen bir insan şunu söylüyor.
Ya helal olsun ya.
efsane spor yapıyor ya değil mi falan deyip kapatıyorsunuz orada kapanıyor mevzu hiçbir şey yok olumlu bir duygu olumladınız kapattınız tamamdır Ama haset öyle mi?
Haset böyle sizi koltuğunuzdan kaldırır, o sporu yaptırır.
Çünkü siz ona benzemek istiyorsunuz.
Yani aslında iki duygu durumuna baktığınız zaman imrenme çok pozitif görünüyor ama pasif.
Ama haset etme çok itici bir güç.
Ve Leyla Nevaro gibi yaparsanız evet hayatınıza bunu çok olumlu bir şekilde katabilirsiniz.
Yani olumsuz bir şeyi olumluya dönüştürebilirsiniz demek istiyorum.
Peki biz bunları nasıl ayırt edeceğiz?
Merve demiş olabilirsiniz.
Şimdi kıskançlıkta arkadaşlar hissettiğiniz şeyler şunlar.
Korku, şüphe, yalnız kalma, işte belirsizlik, bir aldatılmışlık.
Mesela diyelim ki çok yakın bir arkadaşınız var ve araya üçüncü bir kişi girdi.
Onunla biraz samimi oldu o çok yakın arkadaşınız.
Hemen böyle bir korkuya kapılıyorsunuz.
Onu ona kaptırma korkusu, elindekini kaybetme korkusu ya kıskançlık.
Hasetse değersizlik hissettiriyor size.
Suçluluk, inkar. Utanma bu gibi duyguları hissediyorsanız buradan ayırt edebiliyorsunuz.
Şimdi bu ayrımları yaptığımıza göre bu önemli duyguların tarihteki karşılığına bakmak istiyorum.
Tarihte bunun ilk örneği kutsal kitaplarda karşımıza çıkıyor.
İlk cinayet olayı arkadaşlar hatırlıyorsunuz.
Habil ve abisi Kabil arasında geçen olay.
Olayı hatırlayalım. Habil ve abisi Kabil Allah'a birer kurban sunuyorlar.
Kabil'in kurbanı Allah tarafından kabul edilmeyince kardeşine inanılmaz bir hasetleniyor ve gidip kardeşi Habil'i öldürüyor.
Hatta Maide suresi 27.
ayette de andolsun seni öldüreceğim der değil mi?
Bu yani Kur'an'ı Kerim'e de girmiş.
Aslında burada bir kız meselesi de olduğunu söyleyenler var arkadaşlar.
Belki bundan da bahsedelim bir gün.
Gelelim edebiyat dünyasına karşımıza Dante çıkıyor.
Dante ilahi komedi adlı eserinde haset için ne diyor biliyor musunuz?
Yedi ölümcül günahtan birisidir diyor haset için.
Şimdi ben de bu yedi ölümcül günahtan biri olan hasetin instagram yoluyla nasıl hayatımıza böyle derin derin girdiğinden bahsedeceğim sizlere.
Şimdi Türkiye'de arkadaşlar en son 2020'de 38 milyon Instagram kullanıcısı vardı.
Şu anda bilmiyorum ne kadar var.
Şimdi burada şöyle bir durum var arkadaşlar.
Tamam kendi özelimizi paylaşıyoruz okey ama başkalarının özeline de maruz kalıyoruz Instagram yüzünden.
Hem de an be an. Yani Instagram arkadaşlar tam bir çevrim içi karşılaştırma kaynağı olmuş durumda farkındaysanız.
Ve dikkat edin arkadaşlar hiçbir şekilde kötü halini gerçekliği paylaşan yok Instagram'da.
Yani geçenlerde bir tane videoya denk geldi.
Bilmiyorum gerçekimi artık. Kim viral yapıyor kim ne yapıyor anlamıyorum artık.
Bir tane işte ünlüymüş herhalde.
Ağlıyor böyle arabada deliler gibi.
Hiç arkadaşım yok diyor. Bilmiyorum bana çok gerçekçi gelmişti.
Ya dedim bu işte ya bu.
Hani olması gereken şey bu.
Keşke herkes bu kadar dürüst ve samimi olsa dedim izlerken.
Bilmiyorum gerçek miydi ama etkilendim.
Yani çok fazla mutsuz tarafını, onu zayıf gösterecek tarafını paylaşan insanlar yok.
Hep böyle işte geziyim, tozuyum, her şeyim çok.
Çok güzel yaşıyorum. Ay dört dörtlük yaşıyorum.
Bunları gösterme çabası var insanlarda.
Bir olumlu bir pozitif gösterme çabası var.
Yani Instagram gerçek değil.
Zaten bunu anlatmama gerek bile yok.
Bakın geçen yaşadığım bir olayı anlatacağım size.
Bir kafede oturuyorum. Bir çift girdi içeri.
Böyle o kadar güzeller ki böyle.
O kadar yakışmışlar ki birbirine.
Ay iyi dedim ne kadar tatlılar.
Neyse oturdular. Bakın size yemin ederim saatlerce konuşmadılar biliyor musunuz?
Bir tek kelime bile konuşmadılar.
Telefondan kafalarını kaldırmadılar.
Bakın bir kelime bile konuşulmadı sadece kız gülerek böyle sevgilisini öptü bir fotoğraf attı bu benim gözümün önünde yaşandı ya inanamıyorum yani şok içerisinde izledim o çifti ondan sonra
fotoğraflarını attılar hesabı ödeyip kalktılar hiçbir şekilde konuşma olmadı aralarında ve siz belki öyle bir çifti görüp haset ediyorsunuz ne kadar muhteşem bir çift neden benim bir ilişkim
olmuyor falan diyorsanız bence bunu bir daha düşünün demek istiyorum.
Bir de şöyle tipler varmış arkadaşlar.
Instagram'a yeni fotoğraf atacak ya yeni kıyafet olması gerekiyor.
Yeni ayakkabı, yeni saat, yeni çanta vs.
Çünkü daha zengin gösterecek ya kendini.
Yani tehlikenin farkında mısınız arkadaşlar?
Instagram bizi ne kadar tüketici yapıyor, buna mail ettiriyor bizi ya da işte kendimizden asla hoşnut olmamamıza sebep oluyor.
Yani Instagram şu an hasetin baş kaynağı.
Eğer Salieri yaşasaydı ve Mozart da yaşasaydı ve Instagram kullansaydı büyük ihtimalle bu sefer kem gözleriyle öldürürdü Salieri.
Öldürmediyse de öldürürdü yani.
Yani şunu demek istiyorum arkadaşlar.
Sosyal medya insanların yaşam doyumunu düşürdü.
Bu çok önemli. Ve araştırmacılar şunu tespit etmişler.
Haset düzeyinin Instagram'la olan paralelliği.
Yani Instagram'ı daha sık kullanan insanlar da bir haset artışı tespit edilmiş.
Eee olsun haset edelim ne olacak demiş olabilirsiniz.
Sonuçta şu oluyor arkadaşlar. Büyük bir depresyona sürüklenen insanlar oluyor.
Herkes aynı şekilde etkilenmiyor.
Çünkü mesela ben etkilenmiyorum.
Yani Instagram'a bakıp ne bileyim hiç depresyona girmedim.
Çünkü beni takip ettiğim adamlar hani ne bileyim işte sanattır, mimaredir vesairedir.
Keşfetime düşenler bunlar. Tabii ki arada böyle abuk sabuk şeyler görüyorum ama hiç umursamıyorum yani.
Bu herkes için aynı değil diyor araştırmacılar.
Bazı insanlar hasete daha yatkın oluyormuş yani bu bir gerçek.
Bir de deney yapıyorlar arkadaşlar sosyal medya kullanımını azaltanlar da depresyonda otomatik olarak azalmış.
Yani bu insanlar hasete yatkın olan insanlar işte o depresyonda azalma görülüyor ya haset düzeyi düşüyor çünkü.
Dediğim gibi herkes için geçerli bir kural değil bu.
Bir de şu var arkadaşlar eğer zaten hali hazırda depresyondaysanız ya da depresyona girmeye çok uygun bir bünyeniz varsa.
Instagram hayatınızı mahvedebilir.
Neden? Çünkü şu kafayla bakacaksınız her gördüğünüze.
Herkes benden daha mutlu, daha zengin, daha güzel.
Allah da beni kahretmesin diye olaya yaklaşacağınız için Instagram'dan lütfen uzak dursun depresyonda olanlar.
Ya bir de şu durum çok komik.
Instagram'da böyle haset edeceğiniz kişileri kendiniz seçiyorsunuz aslında ama farkında değilsiniz.
Ben hep diyorum ya sosyal medya deyip geçmeyin arkadaşlar.
Instagram'da, YouTube'da vesaire de kimleri takip ettiğinize bir bakın.
Aslında o sizin olmak istediğiniz kişidir.
Bakın bunu unutmayın bu sözümü.
Hatta bunu sadece ben söylemiyorum.
Aristoteles de söylüyor arkadaşlar.
Retorik eseri var ya orada diyor ki Aristoteles siz diyor en çok.
Zaman, mekan, statü açısından kendinize yakın gördüğünüz insanlara haset hissedersiniz, haset duyarsınız.
Bunu bu çerçeveletin asını yani hasetle ilgili söylenmiş en iyi sözü bence Aristoteles söylemiş çok doğru.
Yani arkadaşlar kısaca bireyler gördüklerine ve karşılaştırma yapma imkanına sahip olduklarını haset ediyorlarmış.
Yani hasetleneceğiniz kişileri siz kendiniz seçiyorsunuz Instagram'da.
O yüzden lütfen kimleri takip ettiğinizi şöyle gözden bir daha geçirin arkadaşlar.
Yani ne kimsenin Antonio Salieri'si olun ne de bir başkası sizin Salieri'niz olsun bu hayatta.
Elem terefi şikem gözlere şiş demek istiyorum.
Beni instagramda takip etmek isteyen arkadaşlarımız için adresim Ortamlarda Satılacak Bilgi.
Merve biz de buradayız ve sana haset etmeye geldik demek isterseniz bir selam gönderebilirsiniz.
Şaka bir yana güzel mesajlarınızı alıyorum çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın hoşçakalın bay bay.
Keşke benim olsa.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
