
Transkript
Watson's Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Bugün size kış mevsiminden bahsedeceğim.
Kışla ilgili aklımıza ne geliyorsa işte sinema, kartaneleri, kış uykusu, edebiyat artık aklımıza ne geliyorsa biraz böyle sosyoloji, toplum, kültür, tarih bölümü gibi olacak.
Odlar bilir ben asla yaz insanı değilim hep söylüyorum sonbaharcıyım.
Kışçı da değilim. Hani arkadaşım bana kışçı demişti ya.
Hatırlıyorsunuzdur. Yeni gelenler bu esprimi anlamadı.
Neyse devam edelim.
Zaten ben Kasım doğumluyum 22 Kasım.
Annem geçen şey diyor sen doğduğun günde böyle gökler yarılmıştı, yağmurlar yağmıştı.
Yani İzmir'de sel oldu eve zor gittik falan dedi.
Bilmiyorum o yüzden mi doğduğum günde yağmurlu bir günmüş.
En sevdiğim hava her zaman yağmurlu havalardır.
O yüzden bu soğuk mevsimlerin hikayesini anlatmak istedim.
Belki böyle kışın o olumsuz çağrışımlarından kurtarırım hepimizi.
Atasözlerimiz bile kışı ne kadar sevdiğimizi gösteriyor.
Bakın şimdi Allah dağına göre kar verir diyoruz.
Yaz yalan, kış gerçek.
İşini kış tut da yaz çıkarsa bahtına.
Yazın başı pişenin, kışın aşı pişer.
Sabahın kızıldığı akşamı kış eder.
Akşamın kızıldığı sabahı güz eder demiş eskiler.
Bunu yeni öğrendim bu arada. Kış genelde böyle hep zorluklarla anılmış.
E haklılık payı da var. Çok zor bir mevsim.
Ama yani kışı sevmek için hiç mi nedeniniz yok ya?
Mesela kestane.
Bayılıyorum ya. Ya da geçen kıştan kalan o montunun cebinden para çıkması.
Gerçi o para çıksa ne olur bu enflasyonla o ayrı.
Portakal, mandalina sevenler.
Ama ben kabuğunu yemeyi seviyorum.
Var mı başka acaba kabuk yemeyi seven?
Umarım tek değilimdir. Battaniye altında film izlemek.
Dışarıda kalan yemeklerimizin bozulmaması.
Yani sevmemek için de tabii nedenlerimiz var.
Soğuk klozetler dediniz bence şu an.
Sabah çalışmayan o arabalar.
Sıcacık yataktan kalkıp işe gitmek.
O soğukta otobüs beklemek.
Karanlıkta işe gitmek.
Ve doğal gaz faturasını da unutmuyoruz tabii ki.
Bir arkadaşım bana şey demişti.
Doğal gaz faturasını sen ödemiyorsan.
Evet kış çok romantik bir mevsim demişti.
Bunu hiç unutmuyorum ve bence doğru.
Yani kış işte seveni de var sevmeyeni de ama şu da bir gerçek ki büyük kışların geri dönüşü yol açabilecekleri vahim sonuçların kaygısını taşıyan toplumları daima meşgul etmiştir onların
akıllarını. Ve yılın 4 mevsime ayrılması her yerde aynı değil.
Mesela Kuzey Amerika'nın ilk insan topluluklarından bazıları yılı 16 parçaya ayırıyor.
Soğuk, kar, buz, karanlık böyle gidiyor 16 parça ama biz sadece kış demekle yetinmişiz.
Amerika'da yaşamış başka yerlilerin şöyle bir atasözü var.
Yalnızca 2 mevsim bulunduğunu söylüyorlar.
Demişler ki ilk kış ve son kış.
Sadece iki mevsim vardır diyorlar.
İncil'de mesela diyor ki yerin bütün günlerinin devamınca ekme ve biçme, soğuk ve sıcak, yaz ve kış, gündüz ve gece.
Kesilmeyecektir. İncil'de böyle geçiyor.
Yaradılış anlatısına göre Tanrı gündüz ve geceyi dönüşümlü olarak düzenlemiştir.
Nuh tufanı sonrasında insanlıkla ittifak yapmadan önce Tanrı onların acılarını dindirmek için bir jest gibi soğukla sıcağın, yazla kışın döngüsel nizamını veriyor.
Yaratılış kısmında geçiyor bunlar ve bunların nizamının her zaman süreceği söylenmiş, devam edeceği.
İbranice'deki şoref kelimesi kutsal kitap metinlerinin tamamında 7 defa geçmiş.
Ama nasıl geçiyor?
İlkbahar ve sonbaharsız.
Sadece iki mevsim var olarak görünüyor.
Eyüp kitabı mesela kışı, karı, sel gibi sağanakları, kasırgaları artık kışa dair her ne varsa soğuk namına bunu ilahi kudrete mal ediyor.
Şöyle. denilmiş burada.
Tanrı'nın soluğu suları dondurur.
Engin sular buz tutar deniliyor Eyüp kitabında.
Kur'an-ı Kerim'de biliyorsunuz kar namına hiçbir şey yok.
Dolu var, yağmur var, şimşek var ama kardan hiç bahsedilmemiştir.
Yılın böyle parçalara ayrılması Roma antik çağ boyunca artık yavaş yavaş oturmaya başlıyor.
Mitolojiye baktığımız zaman bu babası Satürn'ün ayağını kaydıran Jüpiter'e atfediliyor.
Mitolojide Jüpiter tanrıların en güçlülerinden olan Zeus'la denktir arkadaşlar.
Satürn'ün en genç oğludur Jüpiter.
Ve Satürn astrolojide bile kış gibidir değil mi?
Çetindir, zordur, olgunlaşma verir.
Disiplin, güç, sorumluluk.
sahibi olmak, yaşlılık, zaman, dakiklik, gerçekçilik değil mi?
Realistlik. Bir baba gibidir Satürn.
Oğlaktır ve zamanın efendisidir Satürn.
Mücadele demektir.
Zorlu hayatlar demektir.
Bakın bunlar hep böyle kışla özdeşleştirilen şeyler değil mi?
Ocak ayı zaten oğlak ayı işte Satürn.
Satürn ebedi ilkbaharı altın çağ biçiminde tesis etmişti.
Romantik çağ paganizm dönemi inancı bu.
Ve Satürnelia festivalleri kutlanıyor o dönemler.
Dionysos şenlikleri vardır ya ona benziyor.
Satürn onuruna düzenlenen bir festival bu.
Satürnel ya da kısa bir süreliğine bile olsa insanlar yasaları, etik kuralları, kaideli kurallı hayatı yani az önce Satürn namına saydığım ne varsa bunları alırlar bir kenara
atarlar ve aşırıya kaçan böyle uçlarda bir eğlence yaşarlar.
İnsanların içinde tuttuğu hani karanlık bir duamız vardır ya bastırdığımız her insanın içinde vardır.
İşte onu serbest bıraktıkları dönem bu Satürniyeliye Festivali.
O yüzden çok çılgın şeyler yaşanıyor.
Bir altın çağ anısı diyelim.
Genelde toprağın ekilmesinin bitiminde yani hasat sonrasına denk gelen dönemde olur bu.
İnsanlar çalışır çalışır ondan sonra işte hasat sonrasına denk gelen 21 Aralık'ta Satürniyeliye'ler kutlanır.
Jules Cesar öncesi 17 Aralık'ta başlayıp 6 Ocak.
bitiyordu bu ama Sezar sonrası ne oldu?
Takvim reformu geldi ve 17-23 Aralık'a artık tekabül etmeye başladı.
Hristiyanlık sonrası işler değişti.
17 Aralık, 25 Aralık oldu artık.
Ocağa bir sarkma yok yani.
Katolikler Hazreti İsa'nın doğumunu 25 Aralık kabul ediyor.
Ortodokslar 6 Ocak demiştim.
Daha önce bunu size anlatmıştım.
Hazreti İsa astroloji bölümlerimi dinleyebilirsiniz.
İnsan hayatının 4 evresini burçlar üzerinden anlatmıştım orada.
Karın bu olumsuz intiba bırakmasının sebeplerinden biri de aslında edebiyat dünyasında konuşulanlar.
Mesela işte 18. yüzyılda Fransız şair Jean Antoine kendisi Voltaire'in öğrencisi ve Fransız devrimcisi.
Onun bir şiiri var kış mevsimiyle alakalı.
Diyor ki karın kasvetli yoğunluğunu dayatan kış hükmünü sürüyor.
İlerlemekte zorlanan, endişeden yüreği daralmış, eskaza kendini uykuya bırakacak olsa.
Ölümün pususuna düşecek yolcunun deneyimlediği hüzünlü gün.
Kışın bitişini de kötü mevsimi sonu olarak aktarmış sağ olsun.
Bir de şu var kolektif muayenede kış ayrılmaz bir biçimde karla bağlantılı değil mi?
Yağmur ve karanlık eşittir.
Soğuk havayla bütünleşiyor.
Avrupa'nın pek çok bölgesinde kış kendini yüzünü böyle gösteriyor.
O yüzden de olumsuz hisler uyandırması aslında normal.
Şimdi size büyüleyici kart.
Kar tanelerinden bahsetmek istiyorum.
Kar tanelerinin dayanıklılığı ve kompozisyonu pek çok bilimsel araştırmaya konu olmuş.
Karın opaklığı ise büyük ölçüde gizemli kalmıştır arkadaşlar.
Thomas Mann'ın Büyülü Dağ kitabının baş karakteri Hans Karstop'un bir tespiti var karla alakalı.
Diyor ki her biri mutlak bir biçim birliği ve buza ilişkin bir intizam içinde eşit kenarlı ve açılı altıgenden.
Tek ve aynı temel temayı dönüştürüp incelikli bir şekilde geliştiren bir mucidin sonu gelmez şevkini ortaya koyan, hiçbiri birbirine benzemeyen sayısız büyülü
yıldız. Bu az çok endişe verici, anti organik ve hayata düşman bir olgudur.
Çünkü hayat ölümcül saydığı böyle şaşmaz bir kesinlikten tik sinir diyor.
Tespite bakar mısınız ama ya müthiş.
Kartaneleri matematikçi gökbilimci Kepler'in de çok ilgisini çekmiştir.
Bir gün Prak Köprüsü'nden geçerken kartanelerinin o simetrik biçimleri karşısında böyle adeta şaşırıp kalıyor.
Biraz düşündükten sonra bunun kendiliğinden bir düzenleme ile altılı simetri içerisindeki donmuş küçük su bilyeleri olduğu sonucuna varıyor.
Bana göre küçük su bilyeleri Kepler bilye demiş.
Sonra 1610 yılında bu konuda bir deneme kalemi alıyor ve bu denemeyi 1611 yılında yeni yıl hediyesi olarak Pıraklı hamisine sunuyor.
Latince'deki strena terimi bayram hediyesi demek ve Stella'ya çok benziyor dikkat ettiyseniz yani yıldıza çok yakın.
Kepler erimeye yazgılı yıldız şeklindeki kar tanesinin geçiciliğinden yararlanmıştır.
Latince'deki nix yani kar kelimesiyle Almanca'daki aynı şekilde hemen hemen telaffuz ediliyor.
Hiç ya da kavranılamaz olan anlamında benziyorlar.
Bulutlardan kuyruklu yıldızlara ve gökkuşağına dek bütün atmosfer olaylarını belirten bir terim bu.
Tanımı gereği öngörülemez olan bu olgular.
Düzensizlik sebebi rastlantısal ve kaotiktir.
Doğanın sanat eseridir diyebiliriz kar taneleri için.
Kar taneleri aslında buz kristalleridir ve kar bulutlardaki su buharının böyle çok soğuk bir havayla karşılaştığında Çok incecik buz parçalarına dönüşmesiyle oluşuyor biliyorsunuz.
Zaten sıfır derecenin altında meydana gelen bir yoğuş şekli.
Bulutları meydana getiren şey su buharı ve sıfırın altında su buharı donuyor.
Donunca da işte iğne şeklinde buz kristalleri haline geliyorlar.
Sonra birbirleriyle birleşiyorlar ve halay çekiyorlar.
Birbirleriyle birleşerek düzgün altıgen şeklinde kar kristalleri haline geliyor.
Gerçekten çok enteresan yani siz nasıl birleşiyorsunuz da düzgün bir altıgen şekline geliyorsunuz gerçekten hayret edilesi bir şey.
Ama bu kar kristallerinin bozulmadan böyle direkt yere ulaşmaları için geçtikleri o hava tabakalarının sıcaklıklarının da sıfırın altında olması gerekiyor.
Yoksa zaten kar olarak değil yağmur olarak yağıyordu.
Ama altıgen olması kusursuz bir altıgen zaten gerçekten benim için çok hayret verici ama esas öğrenince çok şaşırdığım şey şu.
Dünyadaki hiçbir kar tanesi, hiçbir kar kristali birbirinin aynısı değil.
Benzersizler. Yani tıpkı bizim parmak izimiz gibi.
Bu konuda Amerikalı bir bilim insanı Wilson Bentley ilk araştırmaları yapanlardan.
6000'e yakın kar kristallerini inceliyor ve hiçbirinin birbirine tam anlamıyla benzemediğini görünce hayretler içerisinde kalıyor.
Daha sonra yapılan araştırmalarda da aynı şekilde, aynı büyüklükte ve aynı miktarda su molekülü bulunduran kar kristallerine rastlamıyorlar.
Hepsi benzersiz, hepsi eşsiz.
Ve kar kristalleri havadayken hiçbiri birbirine değmiyormuş arkadaşlar.
Ve yere indikleri sırada bu kristaller birbirine ittiği için birbirlerine yapışmıyorlar ve tüm özelliklerini koruyarak yeryüzüne iniyorlar.
Kar tanelerini inceleyen bilim dalı kristallografi arkadaşlar.
Sıcaklık ve nem gibi hava koşulları kar tanelerinin şekillerinin oluşumunu etkiliyor.
Mesela Düşük nem koşullarında kartanelerin şekli daha basit oluyormuş ama nem oranı yükseldikçe daha komplike bir hale geliyormuş kartaneleri.
Yani daha böyle çılgın şekiller desenler ortaya çıkıyor.
Kartanelerinin şekillerine hiç baktınız mı bilmiyorum ama gerçekten olağanüstü.
Yani çizmeye kalksam çizemem çok zor mucize gibi bir şey.
Kartanesinin fotoğrafını ilk çeken az önce dediğim gibi Wilson Bentley bu konuda bayağı araştırmalar yapmış.
İlk böyle kar kristalini fotoğrafladığı zaman bunu başardığı zaman bu olağanüstü doğa sanatı karşısında adeta Stendhal sendromu yaşamıştır.
Ve o günden sonra...
40 yıl boyunca hep böyle kar kristallerine kafa yormuş.
Onları çekmiş, kar tanelerini incelemiş.
O kadar güzel fotoğraflar çekmiş ki koyacağım Instagram'a.
Ve diyor ki mikroskopun altında kar tanelerinin mucizevi güzellikte olduğunu keşfettim.
Bu güzelliğin başkaları tarafından görünmemesi ve gerekli önemin gösterilmemesi büyük bir kayıptır.
Her kristal bir tasarım harikası ve hiçbir dizayn.
Bir daha tekrarlanmıyor diyor.
Dünya Wilson Bentley'i kar tanesi adamı olarak tanıdı arkadaşlar.
Kar tanelerini inceleyen bir başka önemli bilim insanı da Amerikalı fizik profesörü Kenneth Liebrecht ve tüm bu çalışmalardan elde edilen sonuç şu ki Kar taneciklerinin
arasında aynı büyüklükte, aynı şekilde, aynı sayıda su molekülü olan iki kristal bile yok.
Bulamıyorlar. Mesela sivri ve uzun buz kristalleri eksi 2 derecede oluşurken düz olanlar eksi 5 derecede oluşuyormuş.
Tabak şeklinde olanlar. Kar kristallerinin açıları, motifleri ve renkleri de birbirlerinden çok farklı.
Peki kar yağdığı zaman bilmiyorum hiç dikkat ettiniz mi?
Etraf neden çok sessizleşir?
Bunun nedeni de kar kristallerinin sesi yutması arkadaşlar.
Yeni yağmış olan kar tanelerinin yüzeyinin o gözenekli yapısı karın ses dalgalarını soğurmasına imkan veriyor.
Ve kar çevresindeki sesleri emerek ve yansıtarak bir tür doğal ses yalıtımı sağlıyor.
Bu da aslında etrafın sessizleşmesine yol açan şey.
Hatta karın yoğunluğu...
Yerdeki kar tabakası yükseldikçe etraf daha da sessizleşiyormuş.
Ama erimiş ve buza çekmiş olan kar ses dalgalarını yansıtıyor.
Sesin daha uzağa ulaşmasını sağlıyor.
Merve yağı, kar yağdığı zaman ağzımız, yüzümüz, tüm suratımız öyle bir kuruyor ki soğuktan.
Dudaklarımızdaki çatlaklardan konuşamıyoruz.
Ne kar sessizliği diyorsanız eğer.
Kışın cildi bu hale gelenler için cildine iyi bakmak isteyenlerin adresi belli.
Türkiye'de 61 ilde 360'ın üzerinde mağazasıyla faaliyet gösteren her kadının mutlaka yolunun düştüğü Watson's tabii ki güzellik ve kişisel bakım deyince İlk
aklımıza gelenlerden neden Watson's'ı bu kadar seviyoruz?
Çünkü avantajlı fiyatlar, mağazalarında yer alan uzmanlar ne zaman gitsem aradığım ürünü bulmama hemen böyle yardımcı olmaya çalışıyorlar.
Ürün çeşitliliği zaten çok fazla.
Tek bir ürün talebini karşılayacak yüzlerce ürün bulabiliyoruz.
Yeni markaları, yeni ürünleri de orada bulabiliyoruz.
Mesela Kore cilt bakımı ürünleri son dönemde çok revaçta biliyorsunuz.
Watson's'ta da harika Kore cilt bakımı ürünleri var.
Bir de zaten evime çok yakın.
Hemen yürüyerek gidebiliyorum.
Size de çok yakın biliyorum.
Çünkü Watson's her yerde var.
Bu kışta güzelliğimiz Watson's'tan.
Hadi devam edelim. Ve kar.
Sanıldığının aksine beyaz değil.
Saydam arkadaşlar ama biz onu beyaz gibi algılıyoruz.
Çünkü ışığın kar kristalleri üzerinde yansımasından dolayı öyle görünüyor.
Yani karın yüzeyi ışığın farklı yönlere yansıtıp renk spektrumunu dağıtıyor ve biz onu beyaz gibi görüyoruz.
Bu arada kar kristalleri üzerine çalışan Japon Masara Emoto'da yapmış olduğu çalışmalarda çok ilginç bulgulara rastladığını iddia etmişti.
Suyun bir hafızası olduğunu söylemişti.
Su kristallerinin ses içeriğine göre etkiye tepkiye geçtiğini farklı şekiller aldığını söylemişti.
İşte su kristaline hakaret ediyorlar.
Şekli başka oluyor. Güzel sözler söyleyince farklı şekil alıyor demişti.
Ama üçlü körleme yöntemiyle gerçekleştirilen deneylerde bunun doğru olmadığını gördük.
Yani bir sahte bilim vakası diyebiliriz bunun için.
Yani o kitabı okuyunca keşke doğru olsaydı diye düşünmüştüm.
Yazarın iddiası şuydu.
İnsan bedeninin %70'i sudan oluşuyor.
Su molekülleri bizim duygu ve düşüncelerimizden kullanılıyor.
Hatta farklı müzik türleri dinletilen su kristalleri bile farklı şekiller oluşturuyor demişti.
O zaman kullandığınız dil eğer sevgi dili olursa olumlu sözcükler kullanırsanız bedeninize dönüşü harika olur demişti.
Ama çektiği kar kristali fotoğrafları gerçek ve şahane onları koyarım belki.
Suyun gizli mesajı adlı kitabı okuyanlar seri üzgün şu anda duygularımızla oynandı.
Ya ben Japon bilim insanı deyince böyle otomatikman bir inanç yükleniyor bana.
Hani bir ara şey vardı ya İsviçre'de bilim insanları.
Onun gibi bu Japonlar benim için.
O yüzden hayallerim çok büyük yıkıldı.
Şimdi gelelim kış deyince yine ilk aklımıza gelen şeylerden biri.
Ayılar ve kış uykusu tabii ki.
Kış uykusu uzunca bir süre hiçbir şey yapmadan sadece uyumak demek.
En büyük arzularımdan birisi olabilir.
Kış uykusuna yatan hayvanların beyinlerinde gri maddeye oksijen akışı normalin %2'si kadar gidiyor ve metabolik aktiviteleri, kalp atışları bile yavaşlıyor.
Kendileri yapıyor bunu. Mesela tarla sincaplarının kalpleri normalde uyanık oldukları zaman dakikada 300 defa atarken kış uykusuna yattıkları zaman bu dakikada 3 ya da
4'e düşüyor. Madagaskar'ın tropik ikliminde yaşanan kurak mevsimlerde yiyecek ve su kıtlığı yaşandığı için tombul kuyruklu cüce lemurlar ağaç kovuklarında yaklaşık
7 aylık bir uykuya yatıyorlar.
Yani kış uykusu dediğimiz sadece kışa mahsus bir şey değil.
Yazın en sıcak günlerinde bazı kertenkele cinsleri, salyangozlar, kaplumbağalar da yaz uykusuna yatıyorlarmış.
Kış uykusu değil bakın yaz uykusu.
Uyku da denmez de hani bir tür uyuşukluk hali diyelim.
Hatta çok şaşıracaksınız.
Balıklar da kış uykusuna yatıyorlarmış.
Nototenia kerikops adı verilen bir balık türü var.
Soğuk Antarktika'da yaşıyor.
Ve Antarktika'nın bu kış döneminde zaman zaman denizin dibindeki bir çukurda günlerce uykuya yatarmış bu balık.
Kış uykusu aslında bir nevi dediğim gibi uyuşukluk hali.
Felçli gibiler ve uyuşan bu hayvanların vücut sıcaklıkları düşüyor.
Kuzey kutbunda o soğuklarda yaşayan tarla sincapları vücut sıcaklıklarını eksi 3 derecelere kadar düşürebiliyorlar.
Yani neredeyse kanları buz kristallerine dönüşecek.
Dağ sıçanları ise 3 haftada bir kış uykularına yatıyorlar.
Bir ara veriyorlar ve o sürede beyinleri neredeyse tamamen durma noktasına geliyormuş.
Bazı ayılar kış mevsimini ağaç yapraklarını ve dallarını yığarak böyle bir yuva gibi bir şey yapıyorlar.
1,5 metre genişliğinde.
Ama ayılar yavrularını uyurken bile koruyabiliyorlarmış.
Bir mühendis bunu araştırıyor.
Ayıların boyunlarına böyle radyo sinyalleri yayan bir verici yerleştiriyor ve şunu tespit ediyor.
Bir anne ayı inine 15 metre kadar yaklaşan birinin varlığını uyurken bile sezebiliyor ve anında kalp atışları hızlanıyor, uyanıyor.
Baba ayı nerede o sırada bilmiyorum hiçbir fikrim yok.
Yani bence insanlarda da bu böyle.
Geceleri kadınlar hep böyle kalkarlar bebeklerini emzirirler.
Babalar yatar horul horul uyur.
Çoğu baba kış uykusuna yatıyorlar.
Yatmayın beyler. Hatta bazıları çocuk büyüyene kadar uykudan uyanmıyorlar kış uykusundan.
Şimdi bazı hayvanların kendilerini hazırda bekletme tuşu gibi bir şey kış uykusu.
Keşke biz de yapabilsek ama ben yaz uykusunu tercih ederim.
Yazın uyuyayım, kışın uyanayım.
Yani bizi bırakın kış uykusunu bir de kış hüznü falan yaşıyoruz.
Kış matemi yaşıyoruz. Romancıların bu matem içerisindeki doğanın insan yüreği üzerindeki daraltıcı etkisi olarak kabul ettikleri şey tecrit olma, kısılıp kalma duygusu, kötü
havaya karşı bir tap düşme bu gibi şeyler insanı uyuşukluğa ve sükunet içinde kötü sonu beklemeye yöneltebilir.
Mesela genç bir Amerikalı yazar eşiyle birlikte Montana'nın ücra bir köşesinde bir kış geçiriyor ve o sırada yapmış olduğu bir takım tespitler var.
1987-88 arasında yaşamış olduğu bu tecrübeyi her hatırladığında gününü dışarıda odun keserek de geçirmiş olsa daha rahat koşullarda sıcacık odasında yazı
yazarak da geçirmiş olsa akşama doğru yine de bitip tükenmiş olmasına şaşırır ve şöyle der.
O günlerini anlatırken sonunda yorgunluğumun tadını çıkarmayı öğreniyorum.
Tamamladığım ya da neredeyse tamamladığım bütün angaryalarla beraber ateşin dibinde boylu boyunca uzanıp uyuklamayı, baş döndürücü ve sıcak bir şuursuzluğun içinde kaybolmayı
öğreniyorum. İçinde bulunduğum olağanüstü keyifsizlik halini, yarına yeniden toparlanma zorunluluğunu anlamaya ve bundan tat almaya başlıyorum.
Günler yavaş yavaş, dakika dakika uzuyor.
Yakında bu derin uyuşukluktan çıkıp hayatıma dolu dizgin devam edeceğim.
Kentli alışkanlıklarıma.
geri döneceğim ve 3 kat daha fazla çalışacağım.
Fakat bu kısa ve karanlık günler benden çok daha güçlü.
Beynimin derinliklerinde işleyen kimyasal kargaşadan daha kudretli ve şayet mücadele etmeye kalkarsam ertesi gün daha yorgun olacağımı biliyorum artık.
Bunları yazmış. Büyük soğuklar karın pencereleri vurmasına neden olan tipi eve kapanıp kalmak yazara göre yöre insanlarının Kış bulantısı dedikleri şeyi yani
bir tür mevsimsel keyifsizliği açıklıyor.
O yüzden anlattım bunları.
Kış bulantısı bence harika bir tanım.
Kullanırsınız belki. Ama ben bu genç yazarın dediklerini okurken aklıma Dostoyevski, Tolstoy, Chekhov, Bulgakov, Pushkin bunlar geldi.
Neden dedim acaba dünya edebiyatının en baba yazarları?
Bu karlı havaların olduğu Rusya'dan çıkmış.
Yani bunlar karı nasıl fırsata...
çevirmiş onu merak ettim.
Dünyanın en iyilerinden kabul edilmelerini geçtim.
Yani o soğuklarda abi nasıl kafanız böyle çalıştı zehir gibi yani hiç mi bunalama girmediniz?
Nasıl yazdınız o eserleri?
Palto eseri mesela kış deyince direkt aklımıza o geliyor değil mi?
Gogol'un paltosu. Hepimiz Gogol'un paltosundan çıktık diyordu ya Dostoyevski.
Palto da şöyle der.
Yılda 400 ruble kadar gelir elde eden herkesin mücadele etmek zorunda kaldığı amansız bir düşman vardır Petersburg'da.
Söz konusu düşman her ne kadar insan sağlığına iyi geldiği söylense de bizim ünlü Kuzey Ayazımızdan başka bir şey değildir.
Sabah 9'da yani tam da yürüyerek işlerine gitmeye çalışan insanların caddeleri doldurduğu o saatte Ayaz herhangi bir ayrım yapmadan hepsinin burunlarına keskin ve iğneli
fiskeler indirmeye başlar.
Zavallı memurlar burunlarının nereye sokacaklarını şaşırırlardı.
Ya palto da nasıl acıklı bir eserdir ya.
Artık nasıl bir soğuk varsa adamın paltosu kayboluyor ve hayaleti geliyor paltoyu bulmak için.
Güldüğüme bakmayın ağlamışlığım vardır o kitapta.
Şimdi Dostoyevski'nin suç ve cezasını hatırlayanlar.
Orada da Raskolnikov'un o içsel çatışmaları, kışın sertliğiyle birleşiyordu.
Sen Petersburg'un o meşhur soğuğu değil mi?
Ya da işte Tolstoy'un Anne Karenina'sı.
Aynı soğuğa yakalananlardan.
Bulgakov'un usta...
ile margaritasındaki o Moskova'nın soğuğu buradan ciğerlerimizde işliyordu.
Turgenev'in babalar ve oğullarında yine böyle kış atmosferi vardı.
Kışın karlı manzaraları o karakterlerin ruh halleriyle paraleldi.
Yani karın o soğukluğu ve yalnızlığının temsili.
Hem karakterlerin hem de Rusya'nın zorlu çetin o değişim süreçleri değil mi?
Rus değil ama şu an aklıma Jack London da geldi.
O Sibirya hikayeleri de böyle ciğerlerini dondurur insanların.
Gerçi yaklaşık 30 30 yıldan beri kış mevsimine bağlı depresif apatiden bahsediliyor yani depresyondan.
Yani basit bir kış hüznünden ziyade gerçek bir depresyona dönüşebiliyor bu.
Kış fobisine sahip insanlarda uyuma ihtiyacı o kadar artıyor ki çalışma coşkularını kaybediyorlar.
Üretkenlikleri düşüyor bazı insanların kış gelince.
Gerçekten yani kışla ilgili bir depresyon olabilir.
Eğer böyle hissediyorsanız ilkbahar gelince de eski hallerine dönüyorlar.
Güneş enerjisiyle çalışıyorlar.
Diyorum ben bu gruba ama uzun süre soğuk ve karlı ortamlarda kalanlarda gerçekten de psikolojik rahatsızlıklar olabiliyor.
Uzun süre güneşte kalanları size anlatmıştım bilmediğimiz duygular bölümünde.
Güneşe kurşun sıkan Adanalılara hak verdiğimiz o duygu hatırlıyor musunuz?
Asiliya duygusu uzun süre kara maruz kalan kuzey kutbunda yaşayan ve eski molara etkileyen bir rahatsızlık vermiş.
Arktik histeri deniliyor buna ve kardan korkanlara da.
Sinofobi deniliyor bu arada.
Küçükken kar travması yaşayanlar da olabiliyormuş ya da fazla Nuri Bilge Ceylan filmleri izlediyseniz ondan da olabilir.
Ya şaka bir yana kar deyince niye bilmiyorum aklıma direkt yani Nuri Bilge Ceylan geliyor.
Hani şey yapıyorlar ya böyle psikolojik bir test var.
Sanırım bunu katillere mi yapıyorlardı böyle değişik şekiller gösterip şimdi ne görüyorsun diyorlar.
Kan görüyorum hocam vahşet görüyorum.
Ben de bana kar fotoğrafı göster direkt Nuri Bilge Ceylan falan diyeceğim o pozisyona gelmişim.
Bir de Dostoyevski geliyor aklıma beyaz geceler ama böyle o hoş geliyor kötü bir şekilde değil.
Ya da Jack London'ın o kızak çeken köpekleri Sibirya soğuğu.
Kuzeyli Nanook belgeseli geldi şu an aklıma ve nedense Charlie Chaplin'in Altına Hücum filmini izlediniz mi?
O soğuktan donduğu sahneler şu an aklıma bunlar geldi.
Bir de Ferit Ezgi'nin Hakkari'de bir mevsim miydi?
Yok dört mevsim. Hakkari'de dört mevsim.
Kar deyince aklıma direkt bunlar geldi.
Nuri Bilge Ceylan'ın o Kuru Otlar Üstüne filmini izlediyseniz acayip karlı bir filmdi değil mi?
Uzak filmi de öyleydi. Kış uykusu da öyleydi.
Yani onun bu filmleri üzerinden bile kışın haleti ruhiyesini bence tanımlayabiliriz diye düşünüyorum.
Uzak filminde Yusuf'la beraber yani İstanbul'un o ayazını içimde hissettim yani.
İş aradık birlikte çıkıp.
O batmış gemiye baktık beraber.
Karaya vurmuş bir gemi sahnesi vardı ya karla beraber.
Sanki oradaydım ya filmin içinde gibi hissettim.
İçindeki o yabancılaşma, o yalnızlık duygusu.
Ayrı severim bu filmi ya.
Ve karın kimi zaman böyle sakin ve huzurlu oluşu, kimi zaman soğuk ve çetin bir yalnızlık duygusu verişi.
Bir de bu filmde iki insanın birbirine yabancılaşması.
Yani bu kadar mı güzel anlatılır?
Mahmut'un o kış ayazından beter soğukluğu.
Ne küfür ettim o Mahmut'a ben.
Ve o film yazın çekilse aynı etkiyi alamazdık gibi hissediyorum.
Bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz.
Kış uykusu filmini de hani az önce anlattıklarımdan, kış uykusu muhabbetinden yola çıkarak düşündüğümüz zaman bence daha iyi bir isim olamazdı bu film için.
Hayatı bir süreliğine de olsa beklemeye almak, zamanı bir süre dondurmak ve ağır çekimde yaşamak.
Yani onu hissettirdi bu film bana.
Yazı görmek için bütün kışı mağarada, kovukta bir...
inde geçirmek gibi bir film.
Ve bu filmdeki karakterlerde de yani sanki böyle iç dünyalarında, ilişkilerinde toplumsal bağlamda kış uykusunda gibilerdi sanki.
Ve Kuru Otlar Üstünde filmi diğerlerinden daha çok karlıydı.
Ve orada da o Samet karakterinin gelecekte yaşaması vardı.
Anda değildi. Hep gelecekte yaşıyordu.
Ve ilk fırsatta oradan kaçmak istiyordu.
Spoiler vermeyeceğim merak etmeyin.
Hani Samet de böyle sanki hani o karlar bir erisin.
Ben bir yola çıkayım gibi bir his vardı.
Kuru otlar işte karın altında kalmış.
İki mevsim arasında daha böyle yeşeremeden sararıp kurumuş kalmış otlar.
Yani kar Nuri Bilge Ceylan filmlerinin sinematografisinde çok ayrı bir boyut kazanıyor bence.
Kara dair ne varsa tüm duyguları ben onun filmlerinde böyle ilk derime kadar hissedebiliyorum.
Zaten az önce anlattığım Rus edebiyatı Nuri Bilge Ceylan'ı da biliyorsunuz çok etkilemiştir.
Ayrı zamanda Tarkovski tabi.
Peki Rus yönetmen. Yani bayılıyorum ya filmlerine.
Kar deyince direkt o geliyor aklıma o yüzden.
Tarkovski demişken Ayna diye bir filmi vardır Tarkovski'nin.
Orada bir kar sahnesi paylaşmıştım Instagram'da çok önceden.
Yine paylaşırım. 1975'te yayınlanan filmi bu.
Peter Bruhl'ın da 1565 tarihli The Hunters in the Snow diye bir resmi vardır.
Aynı sahneler neredeyse.
Yani sanki o tablonun canlanmış hali gibi düşünün.
Yani Tarkovski deyince de aklıma kış geliyor diyebilirim.
Ve kış deyince tabii ki Henry David Thoreau onu da anmadan geçmeyelim.
Yürümenin felsefesinde anlatmıştım onu.
1845 ile 1847 arasında Walden Gölü kıyısında bir ormanın açık alanında yaşadığı Kuzey Amerikalı filozof.
Sanayi uygarlığının değerlerinden bağımsız bir yaşam tarzıyla karşı karşıya kaldı.
Bakir toprakla bir tür kozmik bütünleşme içine girdi burada.
Adamın gelişinden önce var olduğu haliyle doğayla yani yeniden bağ kurduğuna inanıyor.
Ve özellikle de kışın sesleri, merraklığı, bir baykuşun hem umutsuz hem ahenkli notaları, göl yatağında dönen buzların gıcırtıları, Tora'ya doğanın ana dilini
hissettiren şeyler olmuştur.
Ve Rilke, Rilke'yi bilmeyenler için Nietzsche çiçeğimin aşık olduğu bir kadın vardı biliyorsunuz.
Lusalame ona yüz vermemişti ama Rilke'ye aşık olmuştu.
Bir şair Rilke edebi eserlerine baktığımız zaman kışa ait figürlerle sık karşılaşıyoruz.
Rilke bir yandan fırtına gürültüleri ve çam rahiyasının yayıldığı gece kokuları gibi bilinen sayısız metafor yelpazesinin kullanılmasıyla Karın ve soğuğun dizeleştirildiği
çok sayıda şiirin yazarıdır Rilke.
Mesela bir mektup var 1903'te 94 kışını geçirdiği Roma'da Noel'in yaklaşmasına üzülüyor.
Çünkü havanın tatlılığı yani böyle biraz sıcak bir hava var.
İlkbaharı düşündürüyor ona ve bundan dolayı üzülüyor.
Şöyle demiş mektubunda burada içinde yaşadığımız büyük bahçede Noel olamaz.
O gece bizim için sakin geçerken bahçedeki çardakta oturup Noel'i yaşayanları düşüneceğiz.
Çünkü Rilke'ye göre gerçek bir Noel şiddetli rüzgarlarla, keskin seslerin duyulduğu uzun gecelerle, gün batımıyla, gecenin gelişine usulca eşlik eden huzur verici
kar yağışıyla birlikte gelmelidir.
Noel eşittir kar diyenlerden mektubuna da şu satırlarla devam ediyor.
Bu kısmı çok hoşuma gitti.
Demiş ki biz çocukluğumuzla sıkı sıkıya bağlantılı bu kuzey gerçeklerini düşünürken kalben size yakınlaşırız çok sevgili arkadaşım.
İçinde yaşadığınız ve lambanın yanında yazdığınız küçük evi hayal ederiz.
İşte bu koca kışın ortasında o küçük evin içinde tanıdık eşyalar arasında yaşanacaktır gerçek Noel demiş Rilke.
Kış hakkında anlatacaklarım bu kadar.
Kar yağdığı zaman böyle...
Bana sanki dünya tertemiz bir sayfa açıyormuş gibi geliyor.
Müzikli kar kürelerini gece karanlığında izlemek de sanki böyle bir masalın içine girmişim gibi güzel bir his yaratıyor.
O zaman yeni yılda umarım hayatımıza temiz bir sayfa açarız ve güzel bir masalın baş kahramanı gibi hissederiz kendimizi bu yıl o kar küresindeki gibi.
Ve umarım Frank Sinatra'nın Let It Snow parçasında dediği gibi sen beni böyle sevdiğin sürece.
Bırak yağsın kar, umrumda değil diyebilelim.
Sevgisiyle kalbinizi ısıtan insanlarla karşılaşmanız dileğimle.
Watson's Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Bu cuma, normalde cumaları bölüm olmuyor.
Bu cuma yeni bir bölüm gelecek ve cumartesi de gelecek.
Belki pazar da gelir. O yüzden bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
