
Mediamarkt Hakkında detaylı bilgi almak için: Tıklayın
* Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB
* Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *
*Bu bölüm "Mediamarkt" hakkında reklam içerir*
Transkript
Mediamarkt Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, ben Merve.
Bugün kırmızıyı konuşacağız arkadaşlar.
Daha önce size renklerin psikolojisi diye bir bölüm yapmıştım ve çok sevmiştiniz.
Sonra da renklerin satın alma kararımıza etkisini konuşmuştuk.
Benim renkleri ne kadar sevdiğimi o takipçilerim iyi bilir.
Ama bugün sadece bir renge, tarihsel süreçte, dinde, modada, sanatta, kültürde ve daha pek çok alanda kısa bir bakış atacağız.
Daha sonra tek tek başlayacağız.
Başka renklere de bölüm yapmayı düşünüyorum arkadaşlar.
Başlangıcı kırmızıyla yapalım dedim.
Çünkü kırmızı insanlık tarihi kadar eski.
Dillerin pek çoğunda siyah ve beyazdan sonra isimlendirilen ilk renk kırmızı olmuştur.
Yani dildeki renksiz dönemi sonlandıran renktir.
Siyah ve beyaz aydınlığı ve karanlığı ifade etmek için kullanılmış.
Ama renklerle ilgili ilk sıfat kırmızı olmuştur.
Yani renkli anlamında kullanılmıştır.
O yüzden ilk başta kırmızıyı anlatmak istedim.
Bir de Türk kırmızısı var arkadaşlar.
Turkuaz ve Türk kırmızısı bizim dünyaya hediye ettiğimiz iki muhteşem renk.
Uluslararası renk uzmanı Litrice Iceman, kendisi Pantone kuruluşunda da baş danışman arkadaşlar.
Her sene onun öncülüğünde yılın rengi seçiliyor biliyorsunuz.
Kendisi aynı zamanda şu an dünyada renk alanında en etkili otoritelerden biri olarak görülüyor.
Bence bu harika bir ünvan arkadaşlar.
Keşke bizde de böyle uzman biri olsa diyorsanız sizin de işinizden bu geçti eminim.
Ondan bizzat senelerce eğitim almış bir isim var.
Pelin Gülüşen. Senelerdir renk alanında, dünya çapında kurumlarla ve kişilerle tanışıp bizzat renkler üzerine araştırmalar ve çalışmalar yapmış bir isim.
Ben de bugün onun bilgilerinin ışığında ilerlemeyi planlıyorum.
O zaman hadi başlayalım.
Kırmızı deyince aklımıza neler geliyor?
Aşk, tut... Kutku, şehvet, cesaret, güç, tehlike, heyecan ve özgüvenin rengi değil mi?
Zaten o yüzden kırmızıyı herkes giyemez bence.
Kırmızı rengin ilk özdeşleştiği imgeler kan ve ateş.
Neden? Düşünsenize ilkel insansınız ve bir kadının doğum yapmasına şahit oluyorsunuz.
Kan görüyorsunuz. Ya da biri vuruluyor, yaralanıyor, hayatını kaybediyor.
Yine kan görüyorsunuz.
Yani anlam veremediğiniz kırmızı bir sıvı.
Hem yaşam veriyor hem ölüm verebiliyor.
Yaşam ve ölümün kaynağı kan ve dolayısıyla kan rengi kırmızı.
Derken ateşi buluyorsunuz, bir bakıyorsunuz e o da kırmızı.
Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarıyor.
Artık vahşi hayvanlardan geceleri o kadar korkmuyorsunuz onun sayesinde.
Yani kan kırmızısı eşittir.
Yaşam ve ölümün kaynağı dayanıklılık, enerji ve güç.
Ateşten dolayı olan kırmızı ise insanoğlunun...
Bunun yangınlarla mücadelesi nedeniyle korku, endişe, acı, heyecan gibi duyguları da beraberinde getiriyor.
O yüzden arkadaşlar kırmızı kolektif hafızamızda nasıl bir yere sahip?
Hem yapıcı ve onarıcı hem de şiddetli ve bazen yıkıcı özelliklere de sahip değil mi?
Şimdi ilkel dönemde böyleydi.
Sonrasına baktığımız zaman mesela antik Mısırlılar kırmızıyı hematit taşından elde edebiliyorlardı.
Ayrıca kök boyası bitkisi ve kermes böceği gibi boya böceklerinden kırmızıyı elde etmişlerdir.
Ama insanların kumaşları boyamaya başlamasının M.Ö.
6. yüzyıllarda işte 4.
yüzyıllar arasında başladığı düşünülüyor.
Yani kırmızının kumaş boyamada oldukça uzun bir geçmişi var.
Özellikle de Roma'da hem sanatçıların paletinde hem de kıyafetlerinde kırmızı sık kullanılmış.
Romalı zenginler varlıklarını gösterebilmek için kermes böceklerinden elde edilen o kırmızı kırmızı.
Oldukça yaygın bir şekilde giymişlerdir.
Yani arkadaşlar bir zamanlar insanlar renklerle zenginliklerini göstermeye çalışıyordu.
Hani şimdiki zamanın markaları var ya lüks markaları.
O zamanın renkleriydi bunlar.
İşte kırmızı giymek mesela bir marka gibi.
Bugünün markası gibi. Kırmızı ve mor renk sadece zenginlere mahsustur.
Öyle herkes giyemez. Çok zor elde edilen renkler olduğu için böyledir.
Ama Orta Çağ'a baktığımız zaman din çok hakim, skolastik düşünce var biliyorsunuz ve Hristiyanlık yükselişte.
Ve Orta Çağ'da kırmızı şeytanın, cehennem ateşinin simgesi oluyor bir yanda.
Ama bir yandan da Hz.
İsa'nın ve şehitlerin kanı diye kutsiyet atfediliyor kırmızıya.
Oldukça kafalar karışık.
Derken 13. yüzyılın sonlarına doğru kırmızı renk Hristiyanlar için fedakarlık, kutsallık ve Hz.
İsa'nın dediğim gibi kanıyla özdeşleştiriliyor.
Böylece kiliselerdeki ayinlerde kardinal cübbelerinin rengi olarak kullanılmaya başlanıyor kırmızı.
Kardinal kırmızısı diye bir renk vardır bilirsiniz.
Krallar ve aristokratlar parlak kırmızı kıyafetlerle zenginliklerini sergilemeye başlıyorlar.
Ortaçağ sanatında kırmızı denince akla Scarlet kırmızısı geliyor.
Hatta Scarlet kelimesi zamanla...
Kırmızı ile eş anlamlı hale gelmiştir.
Böylece 13. yüzyılda batı toplumlarında parlak ve lüks kumaşlarla özdeşleşen Scarlet yani kırmızı zenginliğin bir sembolü haline geliyor.
Ve 13. yüzyılın başlarına baktığımız zaman mavi renkte kırmızı bir rekabete girişiyorlar.
Özellikle de Kuzey Almanya ve Kuzey İtalya'da kırmızı hakim.
Mavi ise Fransa, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinde daha rövaşta.
Ama işte kırmızı, kırmızının adı var derler.
Doğru bence. Kırmızı tutkunun ve enerjinin rengi.
Kırmızı deyince teknolojiye tutkuyla bağlı olan, bizlere en yeni ve en iyi ürünleri sunmak için tüm enerjisiyle çalışan Mediamarkt ilk aklımıza gelenlerden size bir soru.
Hiç büyük bir kitapçıda.
bir markette ya da bir teknoloji mağazasında tanıdığınız oldum arkadaşlar.
Eğer olduysa onlar en iyi indirimleri, alışveriş için en uygun zamanları çok çok iyi bilirler.
Mesela geçen sezondan bir ürünün fiyatı düşmüştür.
Hemen size haber verirler.
Herkesin bence böyle arkadaşlar olmalı.
Ben bir mağazada çalışmıyorum ama sizin bu arkadaşınız olabilirim.
Hazır olun. Şimdi size çok iyi bir bilgiyle geliyorum.
Duyduk duymadık demeyin.
Mediamarkt stoklarını eritiyor arkadaşlar.
Old stock kampanyasıyla akıllı telefonlardan tabletlere, gaming ürünlerinden küçük ev aletlerine pek çok son teknoloji ürününü stok fiyatlarıyla satışa sunuyor.
Tekrar ediyorum stok fiyatlarıyla satışa sunuyor.
Siz de bu kampanyadan yararlanmak için mediamarkt mağazalarını ya da mediamarkt.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Eee ne demek arkadaşlar bugünler için var?
O halde ne diyoruz? Son teknoloji ürünlerle yapabileceklerini keşfetmenin MediaMarkt'la tam zamanı.
Gördüğünüz gibi Mediamarkt'a kırmızı sadece logoda değil aynı zamanda müşterilerine sunduğu hizmetin tam kalbinde yer alıyor.
Hadi devam edelim. Peki 14.
yüzyılın ortalarında kırmızının başına ne geliyor arkadaşlar?
Yani veba salgınından sonra.
Biliyorsunuz korkunç bir kıtlık oldu.
Vebadan sonra halk fakirleşti.
Ekonomik kriz var salgından dolayı ve tüm Avrupa'da savurganlık yasası diye bir yasa çıkarılıyor.
Lüks tüketim bir anda kısıtlanıyor.
Kasalar sosyal sınıflar arasında itibar ve zenginlik pozisyonuna göre oluşturulan o keskin sınırları yansıtan renk kullanımını da bayağı bir etkiliyor.
Sosyal renk ayrımı daha çok renklerin elde edildiği pigmentlerin pahalılığına göre şekilleniyor.
Mesela kermes böceklerinden elde edilen kırmızı zenginlere mahsus.
Daha ucuz pigmentlerden elde edilen solgun kırmızılar ise alt sınıflara ayrılıyor.
Yani solgun kırmızı giyiyorsanız daha fakirsiniz.
Ne kadar parlaksa o kırmızı o kadar zengin.
Zenginliğinizin alameti.
Kırmızı orta çağın belki de en tartışmalı rengi arkadaşlar.
Özellikle de işte cinsellik, şehvet bunlarla da ilişkilendirilmiştir o dönemde.
Hatta hayat kadınlarının diğer kadınlardan ayrılmaları için böyle gösterişli, dikkat çeken bir renk kullanmalarını istiyorlar.
Bir kumaş parçası belki kıyafetlerinde.
Bu da kırmızı oluyor değil mi?
Bundan dolayı kırmızı hem asaletin, hem zenginliğin, hem de ahlak dışılığın rengi olmuştur bu dönemde.
Ve 16. yüzyıl. baktığımız zaman renk savaşları başlıyor arkadaşlar.
Roma Katolik Kilisesi ile reform yalnızlığı olan protestanlar arasındaki gerginlik renklere de yansıyor.
Protestanlar özde sadeliği savundukları için Katolik Kilisesi'nin o büründüğü tüm parlak renkleri ve özellikle de Katolik Kilisesi'nin sahiplenmiş olduğu Scarlet Kırmızısını protesto ediyorlar.
Bu dönemde mavi ve siyah özellikle saray çevresinde bir yükselişe geçiyor.
Kırmızıyı da böyle Scarlet yerine Crimson Kırmızı denilen yani daha iddiasız daha böyle kiremitimsi bir tonda olan kırmızı kullanılmaya başlanıyor.
17. yüzyılda ise protestanlığın iyice yayılmasıyla koyu renkler daha ön plana çıkıyor.
1666'da Isaac Newton'ın ışık ve renk çalışması da o zamana dek renk çemberinin merkezinde yer alan kırmızının yerini değiştiriyor ve onu önemsizleştiriyor.
Ama kırmızı 17.
yüzyılın ikinci yarısından 18.
yüzyılın ortalarına kadar kadın erkek hiç fark etmeksizin tüm soylular ve zenginler arasında oldukça popüler bir renk olmayı başarıyor.
Hatta soylular güneşin altında çalışmaktan koyulaşan o insanlardan kendilerini ayrıştırabilmek için yüzlerine ve boynlarına bembeyaz bir pudra sürmeye başlıyorlar.
Bu sefer de çok soluk göründükleri için yüzleri gözleri soluk olduğu için dudaklarını ve yanaklarını kırmızı ürünlerle renklendirmeye başlıyorlar.
Bu asil görünme modası İspanya'da başlıyor.
Sonra... Fransa, İngiltere ve Almanya'nın yanı sıra Avrupa'nın pek çok ülkesine hızla yayılıyor.
Hatta Fransa'da sarayda neredeyse zorunlu hale gelmiştir.
Derken kırmızı makyaj soylular ve zenginler arasında bir akım haline geliyor arkadaşlar.
Ve bonus erkekler de kullanıyor kırmızı makyajı.
19. yüzyılın başlarında erkekler makyajdan gitgide uzaklaşmaya başlayınca kırmızı tamamen kadınlara kalıyor.
Bu arada yıllarca askeri üniformalarda da kırmızı kullanılıyordu ama kırmızı biliyorsunuz kamuflaja uygun bir renk değil.
Aksine ben buradayım diyor.
İngiliz askerlerinin kırmızı üniformasını bilirsiniz ama tüfek çıkıp mertlik bozulduktan sonra artık kırmızı giymek pek akıl karı olmuyor tabii.
Ve kırmızının Fransız devriminde de özel bir yeri var.
Devrim sırasında vatansever...
devrimcilik sembolüne dönüşen Fransa'da dükkan sahibi ve zanaatkarların giymiş olduğu hürriyet boneleri var arkadaşlar.
Bunlar kralın kulu yerine vatandaş olmayı isteyenlerin giydiği kırmızı boneler.
Aynı zamanda devrimin sembollerinden biri haline geliyor ve tabii kırmızı bayrak yine Fransız devriminin en büyük sembollerinden biri olmuştur.
Bir de devrim öncesinde potansiyel bir tehlike konusunda halkı uyarmaya hizmet etmiştir Kırmızı Bayrak.
1789 yılında kolluk güçlerine bu Kırmızı Bayrağ'ın görüldüğü her durumda, her toplantının bir suç unsuru oluşturduğunu ve bu sebeple güç kullanarak dağıtılabileceği yetkisi
veriliyor. Ve bu yetki maalesef çok kanlı bir şekilde de kullanılmıştır.
Kırmızı Bayrak zamanla Fransa'da adalet uğruna can verenlerin sembolü haline gelmiştir.
Devrimin 100. yılında bir araya gelen birçok sosyalist partinin 1 Mayıs'ı Uluslararası İşçi Günü kabul etmesini takiben bu kutlamaların yapılmış olduğu meydanlarda da kırmızı bayrak kullanılıyor.
Bizim için zaten kırmızının yeri her zaman başkadır.
Güzeller güzeli bayrağımızdan dolayı değil mi?
Şimdi kırmızının çeşitli kullanım alanlarına bakalım arkadaşlar.
Mesela kırmızı topuklu ayakkabı.
Bu ayakkabılar aslında bir zamanlar statü göstergesiymiş ve sanılanın aksine kadın modası değil erkek modasıymış kırmızı topuklu ayakkabı.
1643 yılında tahta geçen Fransa kralı 14.
Louis boyunu uzun göstermek amacıyla topuklu ayakkabı.
Rengi de ne olacak?
O dönemin en pahalı rengi olan kırmızı.
Derken saraya yakın olan soylularda bu modaya uyuyorlar ve kırmızı topuklu ayakkabı giymek aslında saraya yakınım demenin bir işareti oluyor arkadaşlar.
Hatta artık kırmızı topuklu ayakkabı giymeyen aristokrat olan erkeklerin kral tarafından sevinmediği ve gözden düştüğü düşünülüyor.
Ve yine kırmızı deyince akla ne geliyor?
Adem ile Havva'nın meyvesi değil mi?
Kırmızı elma. Belki de yeşil.
Kildi bilemiyoruz yani sadece elma diye geçiyor ama hepimizin kafasında nedense bir kırmızı elma beliriyor değil mi?
Rönesans döneminin başlarında bir kişiye ilanı aşk etmenin bir yolu da ona kırmızı bir meyve vermekmiş.
Kiraz zamanı demek zaten aşk zamanı anlamında.
Yani kırmızının aşkla yakınlıkla romantizmle sıkı bir ilişkisi var.
Simyancılıkta da kırmızıya özel bir önem verilmiştir.
Yüzyıllar boyunca farklı metalleri altına çevirmenin yolları...
Felsefe taşına tasavvufta kibriti ahmer deniyor arkadaşlar.
Yani... Kırmızı kibrit.
Podcast'ın başında bizim dünyaya armağan ettiğimiz renk dedim Türk kırmızısı için.
Edirne kırmızısı da deniliyor Türk kırmızısına.
Hem parlaklığı hem de pamuklu kumaşlardaki kalıcılığı ile dünyaya nam salmıştır bir dönem.
15. yüzyılda Osmanlı'dan dünyaya yayılmıştır Türk kırmızısı.
Osmanlı tekstil teknolojisinin en büyük başarılarından biri olmuştur.
Antik çağlardan beri kırmızı elde etmek için yararlanılan kök boyası zaten analog.
dolu kökenlidir. Avrupalılar 18.
yüzyılda Türk kırmızısının formülünün peşine düşüyorlar ve 1746 yılında iki Fransız sanayici İzmir'deki Türk kırmızısı boya ustalarını alıp memleketlerine götürüyorlar ve ondan sonra bu
renk dünyaya yayılıyor.
Kırmızı çağlar boyunca iktidar, zenginlik ve güç göstergesi olmuştur arkadaşlar ama kızıl saçlı insanlara barbar, köle ya da köylü muamelesi yapılmıştır
kötü anlamda. Ahlaktan ve erdemden yoksun oldukları düşünülmüştür kızıl saçlı insanların ve onların ötekiyi temsil ettiğine inanıyorlar.
Bir de kızıl saç Lilit'le özdeşleştirilmiştir o yüzden de böyle düşünülüyor.
Antik Mısır'a baktığımız zamansa Mısırlı hükümdarlar kızgınlığı...
ortaya çıkaracağı, öfkenin güçle sonlanacağı mesajını vermek adına saçlarını Kınayla kızıla boyuyorlarmış.
Mesela 2. Ramses bunu yapmış.
Mısırlılar da kızıl saç bir üstünlük alameti, bir güç alameti olarak görülüyor.
Ama şöyle de bir şey var. Osiris'i öldüren kardeşi Set, onun da saçlarının kızıl olduğunu düşünüyorlar.
Set'in saçlarının. O yüzden Osiris için kızıl saçlı insanları kurban etmişler bir dönem.
Osiris'e tapan Mısırlılar bunu yapıyorlar.
Bir de arkadaşlar Hz. İsa'ya ihanet eden Yahudan'ın da bazı Orta Çağ ressamları tarafından kızıl saç...
Saçlı resmedildiğini görebilirsiniz.
Neden? Çünkü kızıl saçlı erkekler antik Yunan'da, Roma döneminde ve Orta Çağ'da hep dezavantajlı pozisyonda olmuşlardır.
Hatta palyaçoyla da bir ilintisi olduğu düşünülüyor.
Ama kızıl saç deyince kraliçe bilince Elizabeth de geliyor değil mi aklımıza?
Onun tahta geçtiği 16.
yüzyılda içinde iyilik olmayan insanın dış görünüşünün de güzel olmayacağı düşünülmüş.
O yüzden dış güzellik ruh güzelliğinin bir yansıması olarak kabul görüyor.
Ama kilisenin kozmetik kullanımına dair olumsuz bir tutumu var.
Buna rağmen kraliçe Elizabeth kendi otoritesini kilisenin üstünde görerek makyaj konusundaki o tutucu anlayışa karşı çıkmayı başarıyor.
Kendisinin de kırmızı altın rengi saçları var ve bembeyaz bir yüzü var biliyorsunuz.
Al yanakları kırmızı dudaklarıyla sıkça taklit edilen bir isim haline geliyor Elizabeth.
Ve rujun büyülü bir şekilde ölümü uzaklaştıracağına inanılıyormuş o zamanlar.
Hatta kraliçe Elizabeth öldüğü zaman dudağında kaç kat boya varmış.
Rouge'un çünkü ölümü uzaklaştıracağını düşünüyor.
Ben de Rouge fanatiğiyim biliyorsunuz ve bunun için daha saçma sebepler bulabilirim.
Issız bir adaya düşsem ve sadece bir makyaj malzemesi verilse bana muhtemelen ruju seçerim.
Elizabeth'in ölümünden sonra ruj kullanmanın şeytan işi olduğuna dair fikirler yeniden yayılmaya başlıyor.
Hatta İngiliz parlamentosu makyaj yaparak bir İngiliz erkeğini evlilik için kandırmayı cadılık olarak cezalandıracak bir yasa bile çıkarmış.
Ama çok sürmeden yasayı deliyorlar.
Hem kadınlar hem erkekler ruj kullanmaya devam ediyor.
17. yüzyılda Fransız devrimi 1789 ve İngiltere'de baskıcı Victoria döneminin başlaması 18.
yüzyılın ağır makyaj yapma pratiklerini bir kez daha gözden düşürüyor arkadaşlar.
Fransa'da saray çevresiyle özdeşleşen ağır makyaj yapmanın cezası devrim sonrasında ölüm olarak belirlenmiştir ama birçok aristokrat giyotine giderken bile ağır makyajından vazgeçmemiş.
Tam benlik bir hareket.
Beni giyotine götürüyorlar.
Bir dakika. Kuruşum kalmış bir saniye.
Onu sürmem lazım.
Neydi? Sonbaharda yere düşen hazan yaprağı rengi.
Oldlar hatırladı bu espriyi.
Ve bütün kozmetik ürünleri arasında özellikle ruj kullanımı 100 yıl boyunca en çok karşı çıkılan olmuş.
Gerçekten zor bir süreç.
Yani iyi ki o dönemlerde yaşamamışım.
Rujsuz duramam. Derken Birinci Dünya Savaşı başlıyor ve erkeklerin çoğu askere gidiyor.
Kadınlar daha da özgürleşiyorlar.
Yani o eril baskı ortadan kalkınca.
Kadınlar çalışmaya başlıyor ve hayatın her sahasında çalışıyorlar.
Çünkü çalışacak erkekler... Erkek yok zaten çoğu cephede meydan kadınlara kalıyor.
İyi ki de öyle olmuş. Kadının toplum içindeki önemi bu süreçte daha da iyi anlaşılmıştır.
Zamanla kırmızı ruj kadın hakları savunucularının bir başkaldırısı, bir sembolü haline geliyor.
Kadın hakları savunucusu olan süfreje hareketine mensup olan kadınların meydan okuyan parlak ve belirgin kırmızı tondaki rujları tercih etmeleri, bu hareketin düzenlediği yürüyüşlere katılan kadınların
kullanmış oldukları parlak kırmızı rujlar, baskıya karşı bir isyan sembolü olarak görülüyor.
Hatta Elizabeth Arden adlı kadın hatırlarsınız bir kozmetik firması kuruyor ve on binlerce kadına kırmızı ruj temin ediyor.
Sonra kozmetik kullanımı gitgide artıyor.
Hatta öyle bir noktaya geliyor ki dışarı makyajsız çıkmanın artık hoş karşılanmadığı bir dönem geliyor.
Audrey Hepburn ve Natalie Wood'un da etkisi tabii ki büyük burada kırmızı ruj kullanımında özellikle.
20. yüzyılın başında ise artık makyaj yapmamak tembellik olarak görülüyor.
ise bile yüzyıllardır devam ettirdiği o olumsuz tutumunu kırıyor ve güzelliği için çaba sarf etmeyen kadınların yani makyaj yapmayan kadınların kocalarını kaybedebileceğine dair nasihatler vermeye başlıyorlar.
1954 yılında Londra'daki bir dergide kendine yeteri kadar bakmayan kadınlar 10 evlilikten 9'unun bitmesinin sorumlusu olarak görülüyor.
Kadınların yüzyıllar sonra kazanmış olduğu özgürlük gördüğünüz gibi yine dönüp dolaşıp kadınların Ayağına dolanıyor.
Şaka gibi. Kırmızı Roma'da çok sık kullanılmış dediğim gibi heykeller ve kabartmalardaki tanrıların büyük çoğunluğunun yüzleri parlak kırmızıya boyanmıştır.
Kıyafetlerinde de tapınaklarında da işte gladiyatörlerin üzerinde kurumsal binalarda kırmızıyı Romalılar sık kullanmıştır.
Hatta Romalı kadınlar gelinliklerinin üzerine yüzlerine kırmızı bir peçe takarlarmış ki bu doğurganlığın ve sevginin bir simgesi.
Roma ordusunda üniformalar kırmızı çünkü olası kan lekeleri belli olmasın diye düşman görmesin.
Kırmızının tonlarından biri olan mercan rengi ise 2019 yılında Penton tarafından yılın rengi seçilmişti.
Ve mercanın da oldukça etkileyici bir hikayesi var mitolojide.
Medusa'nın hikayesini bilirsiniz.
Bilmeyenler için kanalımda podcastı var.
Perseus yılan saçlı Medusa'nın kafasını kılıçtan geçirdikten sonra kanları denize dökülüyor.
Ve o mercan bitkisini hem kırmızı renge boyuyor hem de taşa çeviriyor.
Buna inanılıyor. Romalılar nazardan korunmak için o yüzden...
Mercan'ı sıkça kullanırlarmış.
Medusa'nın nazarla ilişkisini anlatmıştım.
Ve orta çağda bebeklere de nazardan korunmaları için boyunlarına mercandan bir kolye takarlarmış.
Ama hikayesi Medusa'dan geliyor.
Hindistan'a baktığımız zaman kızlarını evlendiren babalar kızlarına Sarikan adlı kırmızı bir Hint elbisesi alıyor arkadaşlar.
Ve bu elbise artık baba evinden çıkılıp evleneceğinin eş olacağının bir işareti.
Tıpkı bizim kına elbiselerimize benziyor.
Geleneksel Çin.
Ay güneş takviminin başında kutlanan bahar festivalinde kırmızı çok kullanılıyor Çin'de.
Hatta kırmızı diye bir animasyon filmi vardı.
Çok güzeldi izlemek isterseniz.
Japon kültüründe güneş sarı değil kırmızıdır arkadaşlar.
Hatta Japonlar şeytani ruhlardan korunmak için dudaklarına kırmızı kil sürermiş bir zamanlar.
Bizde de kına geleneği vardır.
O da işte nazardan koruduğuna inanılan bir şey.
O yüzden düğünlerde ve kına gecelerinde kına yakılıyor.
Nazardan korusun diye. Kınanın...
cennetten geldiğine inanılıyor çünkü İslam kültüründe.
Bir de kırmızı deyince akıllara ne geliyor?
Kırmızı halı. Peki kırmızı halı neden ödül törenlerinin, galaların, resmi ziyaretlerin vazgeçilmezi olmuştur?
BBC editörlerinden Lindsay Baker'ın 2016'da yapmış olduğu bir araştırmaya göre kırmızı halı ilk olarak antik Yunan döneminde kullanılıyor arkadaşlar.
Hatta efsaneye göre M.Ö.
485'te Kral Agamemnon'un karısı, kocası Ruva Savaşı'ndan döndüğünde onun zaferini kutlamak için yere kırmızı halı serdirmiş ve öyle karşılamıştır eşini.
Günümüzde de işte baş tacı edilmek, bir kral gibi karşılanma isim geliyor kırmızı halı.
Peki yılbaşında giyilen o kırmızı iç çamaşırları da neyin nesi dediğinizi duyan gibiyim.
Kırmızının arkadaşlar cadıları korkuttuğu gibi bir inanış var bir zamanlar.
Orta çağda kadınların ya da erkeklerin üremeleri, doğurganlıkları bir cadı tarafı...
Etkilenmesin, onlara büyü yapılmasın diye kırmızı iç çamaşırı giyiyorlarmış.
Yılbaşında giyinmesinin sebeplerinden biri de tabii iyi şans getirsin, zenginlik getirsin diye.
Bir de arkadaşlar kırmızı deyince aklımıza ne geliyor?
Boğa güreşlerindeki kırmızı pelerin.
Boğalar renk körü arkadaşlar.
Kırmızıyı ve yeşili ayırt edemiyorlar.
Muhtemelen kırmızı pelerini kullanma sebepleri yine o kanı kamufle etmek için.
Boğallar aslında kırmızı pelerini görünce cinnet geçirmiyorlar.
O pelerinin dalgalanması hareketleri onlara bir tehdit gibi geliyor.
Ve son olarak sanatta kırmızıdan bahsetmek istiyorum.
Antik Roma döneminde en etkin olan renk dediğim gibi kırmızı.
Özellikle duvar resimlerinde dekorasyonlarında kullanmışlar.
Ve bu yoğun parlak kırmızı renk Vesuv yanardağının patlamasıyla lavlar altında kalan Pompei şehrinde 18.
yüzyılın ortalarında yapılan kazılarda ortaya çıktı.
Ve Pompei kırmızısı olarak adlandırılıyor.
Bu rengin en güzel örneğine de kazılarda ortaya çıkan Gizemler Villası'nda rastlanıyor arkadaşlar.
Villadaki bir odanın tamamı kırmızı renkle kaplı Pompei kırmızısıyla.
Şarap ve bağ bozumu tanrısı Dionysos'a adanan mistik ayinlerin resmedildiği Gizemler Villası Pompei'nin en ünlü kırmızı freski barındıran yer.
Ve son olarak kırmızı deyince benim aklıma ilk gelen kişi tabii kırmızıyı çok seven ve ona çok...
yakışıyor bir arkadaşım var.
Bir o bir de Rubens.
Peter Paul Rubens arkadaşlar barok döneminin en önemli ressamlarından biri ve eserlerinde genelde kırmızı kullanıyor.
O dramatik etkiyi daha da arttırabilmek için sanat tarihinin en tartışmalı isimlerinden biri olan boşta dünyevi zevkler bahçesi tablosunda kırmızının şehvet ve aşkla olan ilişkilerine bir gönderme
yapmıştır. Özellikle Adem ve Havva'daki o yasak kırmızı elma ile kırmızı meyvelerle bunu yansıtmaya çalışıyor.
Kırmızı meyveler zevk ve karşı konulamayan arzu.
Kırmızıyı en başarılı kullananlardan biri de Raffaello özellikle Isabelle tablosunda.
Rubens'in öğrencisi olan Van Dyck yine kırmızıyı iyi kullanan isimlerden.
20. yüzyılda ise Henry Matisse Red Room adlı eserinde kırmızıyı oldukça iyi kullanmıştır.
Kısaca kırmızının kültür tarihi böyleydi arkadaşlar.
Ben bugün gidip kırmızı giyeceğim bu kadar anlattıktan sonra.
Ne demiş Audrey Hepburn?
Kırmızı her zaman doğru karardır.
Kırmızı deyince ilk aklım...
Hoşçakalın bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
