
Kim Olduğunu Biliyor Musun? / 7 İçsel Çocuk Arketipi
6 Kasım 2024 · 43 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Diploma onaylı psikolog ve diyetisyenlerle internetin olduğu her yerden online görüşme yapabileceğiniz Eczacıbaşı Evital 'le şimdi tanışın.
Görüşmelerinizi %20 indirimle planlamak için OSB25 kodunu kullanabilirsiniz. Evital'i indirmek için: Tıklayın*
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi
Bu bölüm "Evital" hakkında reklam içerir
Transkript
Evital, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün çok istediğiniz ve çok beklediğiniz o bölümle geldim arkadaşlar.
Kendimi nasıl iyileştiririm diye bir bölüm çekmiştim.
Bayıldınız o bölüme ve devamını istediniz.
Bugün bu konuya devam edeceğiz.
Kendimizi iyileştirme işine yani devam edeceğiz.
O bölümü de mutlaka dinleyin.
Hadi o zaman hemen başlayalım.
Şimdi arkadaşlar holistik psikolog Nicole Lepera diyor ki yaşayabilmek için kendimize hikayeler anlatırız ve bu hikayeler genellikle bizlerin gerçek deneyimlerine dayanır.
Bunlar genelde bizim çocukluğumuzda yarattığımız hikayeler arkadaşlar ve bu hikayeler hiç güncellenmeden bugüne kadar geliyor.
Sıkıntı burada zaten. Mesela...
Çocukken çok sorumsuz böyle eve yurda uğramayan bir ebeveyniniz var.
Diyelim ki babanız böyle. Ve siz kendi kendinize şöyle bir hikaye uyduruyorsunuz.
Ya işte babam çok çalıştığı için eve gelemiyor.
Bakın hikaye. Neden? Çünkü zaten çocuksunuz ve öyle geniş bir anlama kapasiteniz yok.
Ve bir de zaten bunun hakikati çok ağır değil mi?
Babanın gelmemesi, seni umursamaması ve aslında istese sana vakit ayırabileceği.
Bu gerçekten çok acı.
Ne yapacağız? Bahaneler bulacağız ki hayatta kalabilelim değil mi?
Ya da öfke kontrolü olmayan bir ebeveyniniz vardı.
Size habire şiddet uyguluyordu diyelim.
Çocuksunuz ve şunu diyecek haliniz yok.
Ya işte benim anam babam öfkesini yönetmekte sorun yaşıyor.
İşte o yüzden böyle keşke bir psikoloğa gitse.
Yani bunu diyecek halimiz yok.
Ne diyeceğiz? Benim yüzümden ya.
Ben sebep oldum. Hani ben böyle yaramaz, çok kötü bir çocuk olduğum için sürekli beni dövüyorlar.
Bunu diyebiliyoruz arkadaşlar.
O kötü değil, ben kötüyüm diyebiliyoruz çocukken.
Çünkü bizim bu dünyada en bağımlı olduğumuz insanlar onlar.
Ve çocuklar dünyayı böyle algılıyor.
Daha önce anlatmıştım. Ne oluyorsa kendilerinden mütevellit olduğunu düşünüyorlar.
Biz başka bir dünya bilmiyoruz ki çocukken.
Onlar ne yaparsa okey doğrudur.
Hani Dostoyevski cezaevinin bahçesinde böyle herkes tarafından tekmelenen bir köpek görüyor.
Onu sevmek istiyor yanına gidiyor.
Köpek ne yapıyor? Bir anda onu ısırmaya kalkıyor.
Hatırladınız mı bu hikayeyi?
Odlar bilir. Neden böyle yapmıştı o köpek?
Çünkü hep dövülmüş değil mi?
Yani bunu biliyor. Sevgi diye bir şey görmemiş ki hayatı boyunca.
Onun gerçeği bu. Yani o köpek insan olup dile gelse ben çok havladım diye beni dövdüler herhalde derdi.
Halbuki o bir köpek değil mi?
Doğası bu. İşte kendimize hikayeler uyduruyoruz arkadaşlar.
Bu hikayelerle büyüyoruz.
Ve bunlara çekirdek inanç deniliyor.
Çekirdek inançlarımız nasıl oluşuyor?
Kendimiz, ilişkilerimiz, geçmişimiz, geleceğimiz ve sayısız başka konularda yaşanmış olan deneyimlerimize dayanarak uydurduğumuz hikayeler.
Bakın deneyim var burada. Mesela bir örnek vereyim.
Bir markettesiniz, kasadasınız.
Sıraya geçmişsiniz ve bir anda biri hop diye önünüze geçti.
Sizden böyle biraz büyük ya da aynı yaşlısınız.
Hani yaşlı biri olsa tabii ki sıra veririz.
Sinir olursunuz değil mi? O an şöyle bir durup hissettiklerinize bakın.
İçinizden geçen his ne arkadaşlar?
Şu mu? Sen önemsizsin.
İşte sana böyle herkes içinden geçip gidebileceği bir hayalet muamelesi yapar.
Bak bak bak gibi bir şey mi geçiyor içinizden o?
Yani ne geçti? Belki çocukken de kale alınmıyordunuz.
Yani belki çocukken de bir hayalet çocuktunuz o evin içerisinde.
Bu tetiklenmiş olabilir o anda.
Belki farkında değilsiniz. Bakın bu çekirdek inanç.
Başka bir örnek vereyim. Nicole mesela küçükken annesi oldukça kaygılı bir ev hanımı.
Babası da çok dakik bir adammış.
Her gün aynı saatte hatta aynı dakikada gelen bir adam.
Bir gün yine annesi eşinin geliş saatine yakın bir zamanda yemek hazırlıyor.
Hani sıcak sıcak yiyelim diye.
Nicole de orada oynuyor.
Annesi mutfakta. O da annesinin böyle ayaklarının altında oynuyor.
E tabi annesinin yine hiç umurunda değil.
Yani o evin içinde var mı yok mu hiç umurunda değil.
Hayalet çocuk. Sonra babası böyle biraz gecikiyor.
Ve annesi inanılmaz bir panik halinde.
O camdan o cama koşuyor.
Çok kaygılı. Ve bunu da Nicole'e yansıtıyor.
İşte ellerini ovuşturuyor.
Dediğim gibi camdan cama koşuyor.
Böyle korkunç bir panik havası var o an evin içerisinde.
Sonra babası geliyor arkadaşlar ve anne otomatikman hop eski haline dönüyor.
Şimdi bu çok çok çok basit bir olay değil mi baktığınız zaman?
Çoğumuzun evinde daha beterleri yaşanmıştır.
Ay bu ne Merve? Travma mı?
Hayır öyle bir şey değil. Buradan bakınca çok hafif görünüyor farkındayım.
Şimdi burada arkadaşlar çocuk dediğim gibi zaten hayalet.
Çocuk zaten görünmüyor.
Bu birinci çekirdek inanç tamam mı?
Ben görülmüyorum.
Birinci çekirdek inanç bu Nikol'ün.
İkincisine bakalım. İçsel kargaşanın rahatlaması sadece dışarıdan, benim dışımdan gelen bir şeyle mümkün.
Bakın. Ve bu sıradan bir olay gibi görünüyor farkındayım ama buna defalarca maruz kalmış.
Bunu düşünün. Defalarca maruz kalıyorsunuz böyle şeylere.
İşte çekirdek inanç böyle oluşuyor arkadaşlar.
Bir şeye defalarca maruz kalarak, defalarca deneyimleyerek.
Yani şu değil ya ben de bir kere böyle yapmıştım çocuğuma Allah kahretsin şimdi çekirdek inancı böyle mi oluştu?
Öyle bir şey yok hemen panik olmayın beni dinleyen ebeveynler korkuyorlar çünkü.
Yani bayağı büyük bir etki yaratması lazım ya da böyle defalarca maruz kalıp artık onun kalıplaşmış olması gerekiyor.
Bu arada bazen anneler bana işte Merve çocuğum şu hareketleri yapıyor sence normal mi diye soruyorlar bilmiyorum arkadaşlar.
Bunun için tabii bir pedagoğa danışmanız gerekiyor.
Merveciğim çok yoğun çalışıyorum pedagoğa nasıl gideyim diyorsanız her şeyin bir kolayı var arkadaşlar.
Size daha önce bahsetmiş olduğum harika bir dijital sağlık platformu var.
Evital. Nedir Evital?
Evital, sağlık danışmanlığı arayan bireyler ve sağlık profesyonelleri için uzaktan sağlık danışmanlığı hizmeti sağlanmasına imkan sağlayan bir platform.
Evital ile ihtiyacınız olan sağlıklı yaşam desteğine internetin olduğu her yerden planladığınız zaman ulaşmanız mümkün.
Oldukça sade ve kullanıcı dostu bir arayüzü var.
Herkesin kolaylıkla kullanabileceği özelliklere sahip bir uygulama.
Evital uygulaması üzerinden sağlık profesyonelleri ile çok kolay bir şekilde iletişim kurabilirsiniz.
Peki Merve Evital'de hangi alanda uzmanlar var diyorsanız?
Diyetisyen, psikolog ve sağlık profesyonelleri var.
Sistem çok kolay işliyor zaten.
Hemen Evital uygulaması üzerinden randevu oluşturarak ihtiyacınıza en uygun olan uzmanla online olarak görüşebiliyorsunuz.
İnternetin olduğu her yerden her an bağlanıp destek alabilirsiniz.
Hatta psikolog ve diyetisyeninizle ücretsiz ön görüşme yaparak sağlık uzmanınızı daha yakından tanıyabilirsiniz.
Birlikte bir program oluşturabilirsiniz.
Avantajlı seans paketleri de var ve sistemdeki bütün sağlık profesyonellerinin diplomaları onaylı.
Evital Sağlık Bakanlığı tescilli bir platform.
Evital ile kendimize iyi bakmanın çözümü var.
Yüzlerce psikolog, diyetisyen ve sağlık profesyoneli Evital'de.
Evital hakkında daha detaylı bilgi almak için sizleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Hadi devam edelim. Şimdi başka bir örnek vereyim size.
Mesela bir çocuk düşünün.
Bu çocuğa annesi asla kahvaltı hazırlamıyor.
Sabah okula giderken kahvaltısını kendisi hazırlıyor.
7 yaşında bir çocuk olsun bu.
Ve Ne hissedecek?
Bütün arkadaşların annesi kahvaltı hazırlıyor ama o çocuk buzdolabını açıp kendi bir şeyler alıp yemeye çalışıyor ve bu defalarca yaşanıyor.
Anne asla kalkmıyor.
Kalkabilecekken kalkmıyor bu arada.
Sonra bu kız büyüyor.
Bir sevgilisi oluyor. Gayet güzel, güvenli bir ilişkisi var.
Sevgilisi diyor ki aşkım yarın kahvaltı yapalım mı?
Yapalım okey. Sonra ertesi gün oluyor.
Kız sabah mesaj atıyor.
İşte hayatım uyandın mı vesaire.
Tık yok. Bir iki saat cevap alamıyor.
Bu arada güvendiği birisi. Hani asla ihanet falan aklının ucundan geçmiyor.
Ama bu kız bir anda ağlamaya başlıyor.
Deliler gibi ağlıyor. Tabii kimse anlam veremiyor niye ağladığına.
Niye ağlıyor bu kız sizce?
Ne tetiklenmiş olabilir? Kahvaltı.
Çocukluğuna gitti. Ben önemsizim.
Ben değersizim. Bu şekilde iknaç işte.
Sonra bu kız diyelim ki anne oluyor.
Ve çocuğunun kahvaltısına saplantılı bir şekilde takık yani çocuk kahvaltı yapmadığında cinnet geçiriyor.
Acaba neden? Ya da Nicole'a dönelim arkadaşlar.
Nicole'in aşk ilişkisi olsa ve mesaj gelmese ne yapacak?
Rahatlamak için karşı tarafın mesajına ihtiyaç duyacak değil mi?
Az önce dediğim gibi dışarıdan gelecek bir desteğe ihtiyacı var.
Tıpkı annesinin işte ancak babası eve gelince rahatlaması gibi değil mi?
Bazısına saatlerce mesaj atmayın böyle senaryolar yazmazlar.
Yani gayet rahatlardır.
Çünkü öyle bir çekirdek inançları yok.
Yani işi vardır der telefonunu koyar devam eder hayatına.
Hani beni görünce arar zaten der değil mi?
Niye önemsiz olsun? Neden görünmez olsun?
Yani öyle bir his yok ki.
Bilmiyor, tanımıyor öyle bir şeyi.
O yüzden çekirdek inancımızı bulmamız lazım.
Bir inanç yaşanmış deneyime temellenen bir düşüncenin uygulanmasıdır arkadaşlar.
Ve inançlar yıllarca süren düşünce kalıplarımızın üzerine inşa edilir.
Ve burası çok ömelli. Lütfen buraya dikkat.
Kendimiz hakkındaki inançlar, kişiliğimiz, zayıflıklarımız, geçmişimiz, geleceğimiz bunlar bizim dünyamızı nasıl gördüğümüzün merceğinin üzerindeki filtrelerdir.
Bakın bu inançlarla dünyamızı şekillendiriyoruz.
Çekirdek inançlarımızla dünyamız şekilleniyor.
Aşka bakışınız, aşk hayatınız, iş hayatınız, sosyal hayatınız, arkadaşlıklarınız her şeyi etkiliyor çekirdek inançlarımız.
Ve bu inançlarımız, düşüncelerimiz stres tepkimizi ve vagus sinirimizi uyarıyorsa bu özellikle doğrudur arkadaşlar.
Vagus sinirimiz ana sinirlerimizden biri.
Kalp atışımızı, nefes alıp verişimizi, sindirim sistemimizi, bağışıklığımızı etkiliyor bakın.
Belirli bir düşünceyi defalarca düşünme alışkanlığımız beynimizi, sinir sistemimizi ve bütün bedenimizin hücresel kimyasını değiştiriyor.
Çok önemli. Gelecekte de bu düşünce kalıplarımızın var.
Dersayılan olmalarını kolaylaştırıyor bunlar.
Yani arkadaşlar sürekli pratiğini yaptığınız o düşünceleriniz var ya markette bile sırada bile.
Farkında değiliz. Hakikatimiz haline gelmiş düşünceler.
Bunlar gerçek değil. Bir inanç tekrar tekrar doğrulanırsa çekirdek inanç dediğimiz şey haline geliyor.
Ve çekirdek inançlar kimliğimizle ilgili en derin algılarımız ve genellikle 7 yaşından önce bilinçaltımıza yerleşiyorlar.
Bunlar bizim kim olduğumuz hakkındaki hikayelerimiz.
İşte ben akıllıyım, ben cana yakınım, ben dışa dönüyüm, ben asosyalim, ben matematikte hiç iyi değilim, ben aptalım, ben gece kuşuyum, ben malım.
Bunu çok sık söylüyorum. Ben malım umarım çekirdek inancım olmamıştır.
Arkadaşlar bunu çok kullanıyoruz ben bir malım diye.
Daha dün bir arkadaşım ben tam bir malım diye başlayan bir mesaj atmış.
Yani Gandhi duymasın hani diyor ya söylediklerinize dikkat edin kaderiniz olur falan.
Evet kendiniz hakkında ne düşünüyorsunuz arkadaşlar?
Lütfen dürüst olun.
Gerçekten ne düşündüğünüzü soruyorum ben bilmem adım değil.
Bu düşünceleriniz sizin kişiliğinizin çerçevesini oluşturuyor.
Çekirdek inançlarımız bize ait gibi görünen Ama başkaları tarafından bizim etrafımıza örülen ağlar gibidir arkadaşlar.
Ve biz bunları asla sorgulamayız.
Kolumuz bacağımız gibi olmuş.
Ben niye kolumu sorgulayayım durup dururken?
Ay bu benim kolum mu falan diye.
Yani bunlar bizim ilk deneyimlerimizden geldiler.
İşte ebeveynlerimiz, ilkokul hayatımız, arkadaşlarımız, çevremiz tarafından bize geldiler.
Ve ne yazık ki çekirdek inançlarımızın çoğunu travmalar şekillendirdi.
Ve biz bunları sürekli sürekli sürekli doğrulamaya çalışıyoruz.
Ama farkında değiliz. Mesela iş yerimizde müthiş bir başarı yakalıyoruz ve sonra diyoruz ki ya balı ne oldu ya tamamen şans eseri.
Bakın ne alaka halbuki başarmışım yani.
Imposter sendromu yaşıyoruz, sahtekarlık sendromu.
Kendimizi bir sahtekar gibi hissediyoruz.
Sanki böyle bir anda patron bizim foyamızı ortaya çıkaracak.
Aa yanlışlıkla seni terfi ettirdim diyecek gibi geliyor.
İşte ben gerizdeki alnın tekiyim çünkü bu başarı tamamen şansım oldu.
Hak etmiyorum abi ben bunu. Bakın ya da binlerce kişinin sizin için yaptığı olumlu yorumu görmeyip arada böyle bir tane olumsuz yoruma oturup saatlerce ağlıyorsunuz.
İş yerinizde çok iyi bir performans değerlendirmesi alıyorsunuz.
Bunu hemen unutuyorsunuz hemen muhteşem bir olayı hemen unutuyorsunuz ama bir meslektaşınızın saçma sapan bir eleştirisine günlerce gözünüze uyku girmiyor değil mi?
Hatta bazı şeylerin acısını yıllarca unutmuyorsunuz.
İyiliklerini değil kötülüklerini unutmuyorsunuz.
Merve bu ben kindar sürpriz yumurta.
Neden böyleyiz arkadaşlar? Çekirdek inanç yani bir çekirdek inanç oluştuğu zaman doğrulama yanlılığı adı verilen bir şey devreye giriyor.
Buna bulaşıyoruz. İnancımıza uymayan ne varsa onları hop bir kenara atıyoruz.
İnancımızla uyumlu olan şeylere takılıyoruz.
Eğer ben değersiz olduğuma inanıyorsam gerçekten hak ettiğim bir terfi aldığımda bile Bu bana yanlışlıkla olmuş gibi geliyor.
Hatta işte patron yarın hatasını anlayacak ve o terfiyi gerçekten hak eden birine verecek gibi ecel terleri döküyoruz.
Ya da diyoruz ki işte birini çok beğeniyoruz ve şöyle söylüyoruz.
Ya o adam beni ne yapsın?
O kadın beni ne yapsın diyoruz.
O adamların, o kadınların beraber olduğu insanlar.
Bir bakın ya sizden çok mu iyi arkadaşlar?
Sizde olmayan, onlarda olan şey ne?
Kendilerini çok değerli hissetmeleri mi?
Ve o insanlara kendilerini layık bulmaları.
Bu olabilir mi? Ya da harika biriyle tanışıyorsunuz ve şöyle söylüyorsun.
Abi kesin bir bit yeniği var.
Bu niye beni bu kadar sevdi?
Bu insan niye bu kadar iyi?
Dur bakalım ya altından ne çıkacak?
Niye böyle... düşünüyorsunuz ya?
İçinizde ne var arkadaşlar?
O inanç ne tam olarak size bunu düşündüren şey ne?
Bunu bulmanızı istiyorum. Şimdi RAS diye bir şey var arkadaşlar.
Bu adeta beyninizin kapı bekçisi gibi çalışan bir sistem.
Bizim daha önce oluşturduğumuz inançları kullanıyor ve gelen bilgileri tarıyor.
Bu inançları destekleyecek olan kanıtlar varsa hop!
Hemen onlara bir öncelik tanıyor.
Zaten doğru olduğuna inandığımız şeyleri pekiştiren bilgilere aktif olarak işleme alıyoruz.
Bakın doğru olduğuna inandığımız şeyleri pekiştirmek için devrede.
Belki bugün çok kötü bir gün geçiriyorsunuz.
Hiçbir işiniz gücünüz bugün rast gitmiyor.
Kendinizi çok şanssız hissediyorsunuz.
Halbuki rast yine iş başında ve günün pozitif anlarını görmenize...
Asla izin vermiyor.
Bazen de şöyle çalışıyor arkadaşlar bu rast sistemi.
Beynimiz bazen bir savunma mekanizması olarak da bu rast filtresini kullanabiliyor.
Mesela bazı insanlar bilirsiniz çocukken sürekli dayak yemiştir.
İğrenç bir çocukluğu vardır. Bilirsiniz ama şey der böyle etrafta.
Ya çocukluğu muhteşem geçti.
Yani aksini ispat eden onca şey bilmenize rağmen, görmenize rağmen yaşadıklarını ölümüne inkar eden insanlar var.
Muhakkak tanımışsınızdır böyle insanları sizde.
Çocukluğa dair her türlü idealize edilmiş görüş kendini koruma kaynaklı bir çekirdek inanç haline gelebilir.
Lütfen kendinize dürüst olun arkadaşlar.
Küçükken ruhsal olarak bireysel ihtiyaçlarımızın...
Üç temel ihtiyacı vardır.
Ebeveynler lütfen iyi dinleyin burayı.
Nedir bunlar? Görülmek, duyulmak ve en özgün benliklerimizi benzersiz, bize özgü bir şekilde ifade edebilmek değil mi?
Bu üçü çok önemli. Çocuklar ihtiyaçları yeterince ve istikrarlı bir biçimde karşılanmadığında bu üç ihtiyaçtan bahsediyorum.
Ne oluyor? Genellikle bu ihtiyaçların karşılanmasına değer olmadıklarına dair bilinçaltı, çekirdek bir inanç geliştirebiliyorlar.
Duygusal anlamda reddedildiklerinde ya da ebeveyn figürleri tarafından onaylandıklarını ve değerli görüldüklerini algıladıklarında neyin onaylanıp değerli bulunduğuna bağlı olarak
Kendilerinin bazı parçalarını abartabiliyorlar.
Bazılarını reddedip unutup törpüleyebiliyorlar.
Mesela kendi duygularının ağırlığı altında ezilen ve rahatsız olan bir ebeveyn çocuğunu sıkıntılı gördüğü zaman şöyle diyebiliyor.
Ya sen de amma hassassın ya.
Ne o öyle her şeye bebek gibi ağlıyorsun diyebiliyor.
Ama aslında çocuğun amacı orada sevgi almakti belki.
Bu çocuk ne yapacak arkadaşlar defalarca buna maruz kaldığı zaman.
Sen de bebek gibi ağlıyorsun bilmem ne.
Böyle bakın baskı var burada.
Duygularını bastır, ağlama.
Ne yapacak? O sevgiyi alabilmeye devam edebilmek için o hassas denilen yönünü bastıracak, gizleyecek.
Eğer bu davranış sürekli sürekli tekrar edilirse çekirdek inançlara dönüşebiliyor dediğim gibi.
Kişi ağlamak istese de o saatten sonra artık zayıf görünürüm endişesiyle ağlayamıyor ki bu erkeklerde daha sık görülüyor biliyorsunuz.
Özellikle de toksik hipererillik ortamında yetişen ve duygularını ifade etmemeye teşvik edilen, duygularını ifade edince de utandırılan erkekler için duygusal bir dünyaları olabileceğini kabul etmek zordur
arkadaşlar. Erkekler ağlamaz kız gibi ağlama bilmem ne bu şekilde büyütmeyin.
Zaten bence ağlayamayan o duygusuz zannettiğimiz adamlar gerçekten böyle ebeveynlerin eseri diye düşünüyorum.
Toksik hipererillik ortamında büyüyen o küçük çocuklar işte büyüyünce ağlayamıyorlar ki bir bölümüm var arkadaşlar.
Kanserin sebebi diye bir bölümdü sanırım tam adını hatırlayamıyorum.
Lütfen onu özellikle de beyler dinlesin.
Şimdi bu küçük ve sürekli tekrarlanan mesajlar dediğim gibi genellikle çekirdek inan...
Başka bir örnek vereyim mesela.
İşte küçükken anneniz kardeşinizin bütün sorumluluğunu eğer size yüklediyse ve sürekli şöyle söylüyorsa.
Ya ne güzel bakıyorsun kardeşine sen ileride ne kadar iyi bir anne olursun.
falan bunları söylediyse bakın sürekli tekrarlanan bir şeyden bahsediyorum.
Öyle ara sıra değil. Tabii ki kardeşinize bakacaksınız ara sıra.
Eğer böyle büyüdüyseniz arkadaşlar ileride şöyle bir çekirdek inanç oluşabiliyormuş.
Yani sevilmek için başkalarına bakım vermem gerekli.
Eğer bunu yapmazsanız da kendinizi oldukça benceli, oldukça suçlu hissedebiliyorsunuz.
Ya da aileniz size habire işte keşke sen de abin gibi olsan, ablan gibi olsan ya da kardeşin gibi olsan diyor.
Bakın bunlar sürekli tekrar ediliyor.
Onlar kadar iyi olmadığınız çekirdek inancıyla ne oluyor?
Yetersiz bir benlik duygusu geliştirmeye başlıyorsunuz.
Ha bir de kendinizi böyle el alemle kıyaslayan biriyseniz.
Olduğunuz halinizle asla yeterince iyi olmadığınızı, yeterli olmadığınızı düşünüyorsanız bir bakın.
Bu insanları sadece ebeveynler oluşturmuyor arkadaşlar.
Belki harika bir ailede büyüdünüz ama okulda hep aynı zorbalığa maruz kaldınız.
Belki çok çalışkandınız işte inek inek inek dediler size.
Belki boyunuz kısaydı arkadaşlarınıza göre alay ettiler.
Yani zorbalığın haddi hududu yok arkadaşlar.
İşte yetişkinliğimizde dünyayı çocukluğumuzun bu filtreleriyle görüyoruz.
Sorun da burada zaten. Eğer olumlu filtreleriniz varsa çok güzel yani.
Neredeyse zaten her yetişkinin talebi aynı.
Görülmek, onaylanmak, duyulmak değil mi?
Bunları istiyoruz. Peki Merve biz bu çekirdek inançlarımızı nasıl bulabiliriz?
Şimdi biraz derinlemesine düşünmemiz, bunların üzerine zaman ayırmamız gerekiyor ki bulalım ve şunu da unutmamamız gerekiyor.
Bir inanç sadece pratiği yapılmış bir düşüncedir arkadaşlar.
Tekrar ediyorum bir inanç sadece...
pratiği yapılmış olan bir düşüncedir.
Neyin sürekli kafanızda pratiğini yapıyorsanız şöyle gün içinde bir içinize dönmenizi istiyorum.
Düşüncelerinize kulak verin.
Mesela alın elinize bir kağıt kalem şu sorulara bir cevap verin.
Kendiniz hakkında ne düşünüyorsunuz?
Başkaları veya ilişkileriniz hakkında ne düşünüyorsunuz?
Eğer bir aşk ilişkiniz varsa kendinizi nasıl hissettiriyor o kişi size?
Geçmişiniz hakkında ne düşünüyorsunuz?
Şimdiki an ve gelecek hakkında Ne düşünüyorsunuz?
Tamamen lütfen kendi düşüncelerinizi yazın.
Gerekirse yakın atın sonra.
Ama lütfen kendinize dürüst olun.
Bu podcast içerisinde bu çok önemli.
Yazalım bunları. Çekirdek inançlarımız değişebilir mi?
Tabii ki değişebilir. Onların yerine yeni inançlar oluşturup bunların pratiğini yapa yapa değiştirebiliriz.
Hani mantralar vardır. İşte bunlar inanç değiştirme üzerine çok etkili şeyler ya da pozitif olumlamalar yapmak.
Belki deli saçması geliyor size ama mesela bir arkadaşıma terapisti aynanın karşısına geçip ben değerliyim diyeceksin demişti.
Her gün bunu söyleyeceksin. Böyle bir vazife vermişti.
İlk başta tabii bunu aşırı saçma bulmuştu ve gülüyordu yani yaparken.
Sonra dedi ki çok iyi geldi.
Çünkü arkadaşlar o kötü inancın yerine yenisi yüklenmeye başlıyor.
En basiti 15 dakika boyunca kendinize sövün ya.
Oturup sövün kendinize.
Bütün kötü sözleri söyleyin.
Bütün sinkaflı küfürleri edin kendinize.
Bütün olumsuzlukları kendi üzerinize şöyle bir boca edin.
Bir bakın bakalım ne hissedeceksiniz.
Ruhunuzun tepkisine bir bakın.
Bir de arkadaşlar tam tersini deneyin.
Kendinize şefkat gösterin.
Seni çok seviyorum. Sen çok değerlisin.
Böyle güzel şeyler söyleyin.
Gülmeyin. Yani içiniz nasıl huzurla dolacak bir görün istiyorum.
Deneyin görün arkadaşlar. Bir de şu var.
Bir başkası hata yaptığında çok rahatlıkla şunu söylüyoruz.
Ya sen de insansın.
Takma o kadar. Herkes hata yapar.
Peki kendimize aynı şefkati gösteriyor muyuz?
Böyle çevreme bakıyorum. Hayır ben ne kadar salağım, ne aptalım.
Nasıl böyle bir hata yaptım?
Abi sen de insansın ya.
Niye başkalarına gösterdiğin şefkat?
Kendine göstermiyorsun.
Esas önemli olan bu zaten.
Önce kendimize şefkat göstermemiz gerekiyor.
İçsel çocukluk yaraları şu anki benliğimizi etkilemeye devam eden ve bilinçaltımız aracılığıyla ifade bulan ve çocukluğumuzdan beri sürekli olarak karşılanmamış fiziksel,
duygusal ve Ruhsal ihtiyaçlarımız arkadaşlar.
Mesela narsist dediğimiz insanlar.
Onlar bile gerçekte zannettiğimiz kadar öyle kendilerine aşık insanlar değiller.
Aslında çok derinde kanayan, içsel bir çocukluk yarasına tepki gösteren büyük çocuklar gibi düşünün onları.
Narsist misin diye bir bölümüm var, onu da dinleyebilirsiniz.
Romantik partnerlerimiz, bizim bu yaralarımızı en yoğun seviyede aktive etmeye yatkın olan insanlar.
Mesela en çok romantik ilişkilerde tetiklenebiliyoruz.
Diyorum ya, bence insan kendini en iyi bir aşk ilişkisinde tanır ya da ebeveyn olduğunda tanır.
Bana göre böyle. İçindeki çocukla en çok insan buralarda karşılaşıyor diye düşünüyorum.
Mesela bir arkadaşınızla ya da işte bir sevgilinizle.
Bağıra çağıra tartıştınız mı hiç böyle?
Kapıları tekmelediniz mi?
Ya da ne bileyim böyle bardaklar havada uçmuş olabilir, camlar kırılmış olabilir.
Çok büyük bir öfkeden bahsediyorum.
Bu bir çocukluk öfkesi olabilir.
Yani o yüzden öfkeli anlarımız kıymetli.
Oraya bakmamız gerekiyor.
İşte o zaman oyuncaklarımızı alıp kum havuzlarımızı terk edebiliyoruz değil mi?
Tıpkı küçük bir çocuk gibi.
Ya da illa öfke olmasına gerek yok.
Mesela... Bir işteki başarıyı paylaşmayı reddetmek bu bile olabilir.
Gücenmiş hissettiğiniz anlara bakın arkadaşlar.
Çünkü çoğumuz bir tehditle karşılaştığımızda ya da üzüldüğümüz zaman bir çocuk gibi davranıyoruz.
Bir fark edin ne yaptığınızı.
O zaman şimdi gelin içimizdeki çocuklarla tanışalım arkadaşlar.
Şimdi 7 içsel çocuk arketipinden bahsedeceğim size.
Bakalım siz hangisine daha yakınsınız?
Bakıcı arketipiyle başlıyorum.
Bakıcı arketipinde olanlar eş bağımlı dinamiklerden geliyorlar.
Kendi ihtiyaçlarını ihmal ederek bir kimlik duygusu ve özdeğer kazandığını zannediyorlar.
Bakın kendi ihtiyaçlarını göz ardı ediyorlar.
Sevgiyi alabilmenin tek yolunun kendi ihtiyaçlarını yok sayarak başkalarına hizmet etmek olduğuna inananlar.
Bunlar bakıcı arketipi ve bence bizim anne ve babalarımız genellikle bu.
Aşırı başarılı içsel çocuk arketipi.
Bu da böyle bir şeyler yaparak ve bir şeyler başararak görüldüğünü, duyulduğunu, ona değer verildiğini hisseden arketip oluyor.
Dışarıdan gelen takdiri düşük özdeğerle başa çıkmanın bir yolu olarak kullanıyor bu arketipte olanlar.
Ve sevgiyi alabilmenin tek yolunun başarıdan geçtiğine inanıyorlar.
Aşırı başarısız arketipi var bir de.
Onlar da eleştirilmekten ve başaramamanın utancından çok korktukları için kendini böyle...
küçük, görülmez ve potansiyelinin altında tutan insanlar.
Yani daha büyük şeyler yapabilecekken kendini kamufle ediyor.
Daha oyun oynanmadan kendini duygusal olarak oyunun dışına çıkaran insanlar bunlar.
Ve sevgiyi alabilmenin tek yolunun görünmez olmak yani görünmez kalmak olduğuna inananlar bunlar.
Kurtarıcı, koruyucu arketipi ise özellikle böyle kendi çocukluğundaki o savunmasızlığından iyileşme çabası verdiği için çevresindekileri kurtarmak.
çalışanlar, bu arketipte olanlar.
Genelde başkalarını böyle çaresiz görüyorlar, yetersiz, bağımlı görüyorlar.
Sevgisini ve öz değerini bir güç sahibi olmaktan alan insanlar bunlar, kurtarıcı olanlar.
Sevgiyi alabilmesinin tek yolunun başkalarının ihtiyaçlarına ve başkalarının arzularına odaklanarak o insanların sorunlarını çözmekte ve yardım etmekte olduğuna inanıyorlar.
Ortamın neşe kaynağı olan içsel çocuk arketipiyseniz eğer bunlar da asla acı, zayıflık ya da işte bir kırılganlık, belirtisi göstermeyen hep böyle ortamda ay gülelim
eğlenelim çok mutlu ve neşeli tipler vardır.
Bu insanlar hiç mi ağlamıyor dersiniz öyle insanlar vardır.
Muhtemelen bu içsel çocuk duygusal durumu nedeniyle utandırılmıştır bir zamanlar ve kendini iyi hissetmenin ve sevgiyi alabilmesinin tek yolunun çevresindeki herkesin olması
olduğunu sanır.
Bunu bir misyon olarak üstlenmiştir ve herkesi güldürmeye çalışır.
Ortamın neşe kaynağıdır.
O gelince herkes böyle bir anda pozitif bir enerjiyle dolar.
Halbuki o kendinden vererek, kendini tüketerek bir şekilde sevgiyi almaya çalışıyor.
Herkesi mutlu etmeye çalışarak.
Her şeye evet diyen içsel çocuk arketipi var.
Bu ise böyle her şeyi bırakıp başkalarına hizmet etmek uğruna kendi ihtiyaçlarının tümünü ihmal eder arkadaşlar.
Eğer bu tipteyseniz muhtemelen çocukluğunuzda bakımınız Kızdan sorumlu olan kişilerden derin eş bağımlılık ve kendini feda etme kalıplarını kendinize model almış olabilirsiniz.
Ve sevgiyi alabilmenin tek yolunun polyanna derecesinde bir imserlikten ve kendinizi feda etmekten geçtiğini düşünebilirsiniz.
Ve son içsel çocuk arketipimiz kahramana tapınan arkadaşlar.
Bu insanlar takip edeceği birine...
İhtiyaç duyarlar daima bir guruya belki bir tarikat liderine ihtiyaç duyarlar.
Muhtemelen de bu süper insan böyle kusursuz biri olarak algıladığı bir ebeveyn figürü tarafından açılan bir içsel çocuk yarasından ortaya çıkıyor.
Yani tapındığı kişiler genellikle o ebeveynle paralel insanlar.
Sevgiyi almanın tek yolunun kendi ihtiyaçlarını ve arzularını reddederek nasıl yaşanacağını öğrenmek için başkalarını bir model olarak görmek olduğuna inanırlar bu tiptekiler.
İşte bu 7 içsel...
çocuk erke tipinden hangisi size daha uygun arkadaşlar?
Instagram'da gönderi postunun altına yazabilirsiniz yorumlarınızı.
İçimizdeki bu yaralı çocuk tüm bu saplantıları yetişkinliğe taşıyor ve bu güçsüzlüğü taşıyoruz arkadaşlar.
Başkalarının koşullarımızı değiştireceğini, bizi mutlu edeceğini umuyoruz.
Kendimizi iyi hissetmek için başkalarının onayını arayıp duruyoruz.
Belki alkole, kumara, sekse bir bağımlılık geliştiriyoruz değil mi?
Bağımlılıklar başlıyor. Peki ne yapabiliriz?
Yaralı çocuğu iyileştirebilmek için.
Şimdi ben buna apayrı bir bölüm çekeceğim arkadaşlar.
Çünkü bu konuyu gerçekten çok önemli buluyorum.
Ve bu konuda şifalanmamız gerektiğini düşünüyorum.
Bazıları bu psikolojinin çocukluğa inme mevzusunu tiye alıyor biliyorsunuz.
Halbuki o kadar önemli bir konu ki.
Size şunu söyleyeyim arkadaşlar, belki yaralı bir iç çocuğu olan herkesin oldukça iyi, sakin, uzun süredir ızdırap içerisinde olduğunu düşünüyorsunuz değil mi?
Belki böyle merhamet duyguları uyandı şu an içinizde ama aslında dünyadaki şiddet ve zalimliğin çoğunluğundan bu yaralı iç çocuk sorumlu.
Mesela Hitler, çocukluğunda sürekli dayak yiyen, hep küçük düşürülmüş, hep aşağılanmış bir çocuktu ve Yahudi bir toprak ağasının evlilik dışı olan sadist babası tarafından utandırıldı çocukluğu.
boyunca korkunç bir çocukluk geçirdi ve çok sevdiği annesinin neredeyse her gün dayak yediğini, zorba babasının annesine nasıl bir cinsel şiddet uyguladığına şahit oldu Hitler.
Peki bu zulmün bedelini daha sonra kime ödetti?
Milyonlarca Yahudi'ye ödetti değil mi?
Tarihteki zorbalara, diktatörlere, katillere bir bakın arkadaşlar.
Çoğunun çocukluğu çok kötü geçmiştir.
Yani mutlu bir çocukluk geçiren göremezsiniz.
Çocukluk travmaları diye bir bölümüm var.
Onu da dinleyebilirsiniz bu söylediklerimin üzerine.
Orada sadece kötü insanların çocukluğunu anlatmıyorum.
Kendinizden de birçok şey bulacağınıza eminim.
Ben bu içsel çocukluk yaralarına muhakkak bir bölüm çekeceğim.
Ama o zamana kadar... Şöyle bir çalışma yapabiliriz.
Mesela az önce işte çocuk arketiplerinden bahsettim ya 7 içsel yaralı çocuk arketipinden bahsettim.
Mesela aşırı başarılı içsel çocuk arketipindeyseniz eğer yani sadece ve sadece bir şeyler yaparak başarılı olarak görüldüğünüzü ve duyulduğunuzu değer gördüğünüzü hissediyorsanız sadece başarılı olarak bunları
hissediyorsanız dışarıdan gelen takdiri düşük özdeğerle başa çıkmanın bir yolu olarak kullanıyorsanız sevgi alabilmenin tek yolunun başarıdan geçtiğine inanıyorsanız
kendinize oturup bir mektup yazın arkadaşlar.
Nasıl bir mektup bu? Mesela sevgili, küçük, aşırı başarılı Ahmet olsun adı Ahmet.
Seni sevmeleri için başkalarını mutlu edecek, gurur verecek şeyleri kusursuzca yapmaya ihtiyaç duyduğunu biliyorum.
Bu sana kendini bu halinde yeterince iyi değilmişsin gibi hissettiriyor.
Artık bunu yapmak zorunda değilsin.
Her şeyi mükemmel yapmak için kendini bu kadar zorlamaya, bırakmaya izinlisin.
Olduğun halinle ve fazlasıyla yeterlisin.
Seni görüyorum, seni duyuyorum ve her zaman seni seviyorum.
Yetişkin halin Ahmet.
Böyle bir mektup arkadaşlar anladınız değil mi?
Yani kendi cümlelerinizle bir öz şefkat mektubu yazmanızı istiyorum.
Ben bazen böyle gözlerimi kapatıyorum, kendi çocukluğuma sarılıyorum.
İşte eğiliyorum, gözlerinin içine bakıyorum, ellerini avuçlarımın içine alıyorum, öpüyorum.
Yani nedenini bilmiyorum ama inanılmaz duygulanıyorum bunları yaparken.
Hem de şifalanıyorum gibi de hissediyorum.
O yüzden siz de bu alıştırmayı deneyin derim.
Mesela kurtarıcı, koruyucu, ihsan çocuk arketipindeyseniz eğer şöyle bir mektup yazabilirsiniz.
Sevgili küçük kurtarıcı Ayşe.
Etrafındakiler ne zaman mutsuz, ne zaman üzgün ya da yardımına muhtaç olsa onları hemen kurtarma ihtiyacı hissettiğini biliyorum.
Bu seni yoruyor, hayal kırıklığına uğruyorsun ve her zaman kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlayamıyorsun.
Artık bunu yapmak zorunda değilsin.
Başkalarının sorunlarını çözmeye bir ara vermek için izinlisin.
Seni temin ederim ki kendine odaklanmaya başlayabilir ve yine de sevilebilirsin.
Seni görüyorum, seni duyuyorum ve her zaman seni seviyorum.
Yetişkin halin Ayşe.
Gibi bir mektup arkadaşlar.
Bazen saçma sapan şeylere cinnet geçiriyorsunuz değil mi?
Yani işte yok diş macunu niye ortadan sıktın?
Yok işte ben bu filmi çok beğendim.
Nasıl bu filme kötü dersin?
Nasıl o siyasi sen beğenmezsin?
Böyle saçma sapan şeyler. Ya da çocuğunuza gün içinde sizce gerçekten böyle aşırı mantıklı bulduğunuz şeyler için mi kızıyorsunuz?
Yoksa böyle saçma sapan şeyler içinde kızdığınız oluyor mu?
Ya ben bunu niye yaptım şimdi dediğiniz anlar.
Duygusal durumumuzu sizce neden düzenleyemiyoruz?
Çünkü bunlar... Bazen henüz farkında bile olmadığımız böyle içimizde bir yerlerde bir yaraya dokunuyor ve o yarayı acıtıyor.
Hani böyle kabuk bağlamış bir yara böyle oynuyorlar orayla ve biz o öfkeyle o iddette çıldırıyoruz.
İçimizdeki çocuğu koruyan bir şey var arkadaşlar.
Egomuz yani ben kimliğimiz.
O esnada o devreye giriyor.
Egomuz devreye giriyor. Egomuz şu ben dedikten sonra gelen her şey bizim egomuz.
Ben neyim diyorsunuz işte ben akıllıyım.
Ben seksliyim. Ben iyiyim.
Ben çok kötüyüm. Doldurun bu boşlukları.
Ego bizim kendilik duygumuz.
Kişisel kimliğimiz, özdeğerimiz ve egolarımız çok usta bir hikaye anlatıcısıdır.
O yüzden dikkatli olun.
Sen o diş macunu ortadan sıkınca bu bana ne hissettirdi de cinnet geçirdim.
Hala alınmadığımı düşündürttü bana bu.
Ben o yüzden çıldırıyorum.
Çünkü çocukluğumda da bir benzerini annem babam ya da bana bir şey yaşattı.
Yani belki diş macunu değil başka bir şeydi ama o onunla tetikleniyor.
Sen o mesaja bir iki saat dönmedin.
Ben çıldırıyorum. İşte ayrılık mesajları atıyorum sana.
Çünkü sen bana çocuk halimi hatırlattın.
Hiç duyulmayan o sesimi hatırlattın.
Ama ben o esnada bunun farkında değilim.
Otomatik pilotta hareket ediyorum ve sana bir sürü mesaj atıyorum.
Ayrılık mesajı. Çünkü benim bir gerçeğim var ve onu ben sorgusu sualsiz kabul ettim.
Benim ego. Senelerdir de bu değişmedi değil mi?
Çünkü ben onun aslında gerçek olmadığının farkında bile değilim.
Arkadaşlar çocuklukta gelişen ego bilinç altımızda yaşayan ebeveyn figürlerimizin arkadaşlarımız.
Yakın çevremizin ve daha geniş çevremizin bize aktarmış olduğu inançlar ve fikirlerle oluşturuluyor.
Yani çoğu onlara ait size ait değil.
O kimliğiniz zannettiğiniz şeyden bahsediyorum şu anda.
Ego inançları durup dururken ortaya çıkmaz.
Yaşanmış deneyimlerle temellenir bunlar.
Ego çok savunmacıdır ve alt temelinde de korku vardır egonun.
Ego düşüncelerine bağlıdır ve bizlerin düşüncelerimiz olduğumuza.
Bizi buna inandırır.
Her türlü anlaşmazlığı ya da eleştiriye doğrudan varoluşumuza bir tehdit olarak algılar.
O yüzden egosal bir durumda olduğumuz zaman inançlarımız ve düşüncelerimiz kim olduğumuzdur arkadaşlar.
Ve bunu sorgulayan, bunu eleştiren herkese biz düşman kesiliriz.
Düşüncelerimiz sorgulandığı zaman Ego çekirdek benliğimizin tehdit edildiğine inanıyor çünkü.
Mesela bir çalışma arkadaşınızın yaptığı böyle tepenizi attıran küçücük bir yorum düşünün.
Savunma, suçlama ve kazanma arzularımız.
Haklı çıkma ve ne pahasına olursa olsun son sözü söyleme arzumuz.
Ay o bana mesaj attı ama ben ona cevap vermedim.
Ya da işte el alemi yargılıyoruz.
Kendimizi kıyaslıyoruz.
Yeterince bir şey olmadığımız duygusu artık o şey neyse eksik hissettiğimiz.
İşte birileriyle tartıştığınızda öfkeli halinize bir bakın.
Bir durun. Ne hissediyorsunuz orada?
Bu niye soruyorum?
Bu bizim tepkisel durumdaki egomuz arkadaşlar.
Tepkisel durumlarınıza bakın.
Çünkü egomuz aktive olduğu zaman orada aktive oluyor genelde.
Her şeyi çok kişisel algılıyoruz.
Tıpkı çocukluğumuzda yaptığımız o ben merkezciliğimiz gibi.
Hani küçükken her şeyi bizimle alakalı zannediyoruz ya.
Çocuklar şöyle düşünüyor işte annesiyle babası kavga ediyor.
Benim yüzümden. Anne baba boşanıyor.
Benim yüzümden. Annesi üzgün oluyor.
Benim yüzümden. Çocuklar... her şeyi kendileriyle alakalı zannediyorlar.
İşte ben merkezcilik. O döneme dönüyoruz.
Her şey kendimizle ilgili. Kişiselleştirme bakın.
Her şey bizim yüzümüzden oluyor.
Şimdi egomuzu ne kadar fazla dinlersek onun dediklerini hakikatimiz zannediyoruz.
Burası çok ömerli. Atıyorum.
Kitap okuyayım diyoruz değil mi?
İçinizde bir ses. Ya kalk ya bir sürü işin var anca Otur otur otur kitap okuyorsun.
Zaman kaybı diyor. Ya da bir iş başvurusunda bulunmak istiyorum.
Çok güzel bir yer. Diyor ki içinizdeki ses.
Seni niye alsınlar oraya sen kimsin ki ya.
Kendini nasıl oraya layık görsün.
Gerizekalı diyor içinizdeki ses.
Ya da bir kızı çok beğeniyorsunuz.
Konuşmak istiyorsunuz. Hemen içinizdeki ses diyor ki.
Ya sen bir tipine bak ya o seni ne yapsın.
Değil mi? Ne bu ego düşman mı?
Hayır. Egomuz bizi olası bir başarısızlık bir reddedilme ihtimalinden korumak için engelliyor aslında.
Ego. bir daha incinmeyeceğinden emin olmak istiyor arkadaşlar.
O yüzden bariyerler kuruyor.
Çünkü her pozitif değişim fırsatında aslında bir başarısızlık acısı ihtimali de var değil mi?
Ego bunu engellemeye çalışıyor.
Şimdi arkadaşlar kendimizden ne kadar koparsak, kendimizden ne kadar utanırsak başkalarında da aynı şeyi O kadar çok görürüz.
Buna yansıtma diyoruz.
Kendimizle ilgili hissettiğimiz hata ve eleştiri oklarını başkalarına fırlatıyoruz bazen değil mi?
En karanlık yanımız gölge diye bir podcastım var.
Onu da dinleyebilirsiniz. Şimdi size bir ego hikayesinin nasıl aktive olduğunu küçücük bir örnekle anlatacağım arkadaşlar.
Diyelim ki bir arkadaşınızla karşılaştınız.
Size dedi ki ya çok yorgun görünüyorsun iyi misin canım diye sordu.
Alaycı bir tonda hemen cevap veriyorsunuz.
Tabii yorgun görünürüm.
Haftada 60 saat çalışıyorum.
Çocuğa bakıyorum. Yemek yapıyorum.
Evi toparlıyorum. Bilmem ne bilmem.
Eminim senin gibi böyle boş zamanı çok olan insanların keyfi de keyiftir ya dediniz bakın.
Şimdi arkadaşınız nesnel olarak ne dedi?
Yorgun görünüyorsun canım iyi misin dedi.
Demez olaydı. Evlerine ateşler yağdırdınız.
Peki sizin egonuz ne duyduğu anda?
Her zaman kaba ve küçümseyici bir insan zaten neler çektiğimi anlamıyor.
İşte ayakta kalmak için verdiğim çabayı görmüyor.
Bu bunu duydunuz. Arkadaşlar ego temel bir duygu hissediyor.
Bakın burada ne hissediyor? Değersizlik değil mi?
Acı veren, savunmaya, saldırıya geçmeye neden olan şey bu.
Ego ne yaptı burada? O acı verici duygularla baş başa kalmak yerine onları hop karşı tarafa aktarmayı tercih etti değil mi?
Şimdi arkadaşınızın yorumunu idare etmenizin başka başka şekilleri de vardı ama siz böyle bir tepki vermeyi seçtiniz.
Belki ben başka bir tepki vereceğim.
Karşımdaki başka bir şey verecek.
Herkes aynı tepkiyi vermiyor.
Çünkü herkesin egosu başka.
Egomuzu daha güçlü bir şekilde yönlendirebilirsek eğer bu tarz durumlarla daha kolay başa çıkabiliriz.
Yani kendimizi böyle tehdit altında hissetmeden yapabiliriz bunları.
Günlük hayatta nelere savunmaya geçiyorsunuz?
Nelere hemen yükseliyorsunuz, öfkeleniyorsunuz?
Hemen orada bir durun, içinizde bakın hızlıca.
Ben neden böyle tepki veriyorum?
Bunu bir düşünün. O ego ile bir konuşmaya çalışın içinizdeki.
Yansıtmalarımız, başkalarında dıhsallaştırdığımız iç duygularımız ve gölge benliklerimizden gelen mesajlar.
O yüzden ne yapıyoruz? Bir dahaki sefere böyle bir durumla karşılaştığımız zaman o içimizdeki yargıçın sesinin farkına varmaya çalışıyoruz.
Size kendiniz hakkında ne söylüyor, size ne hissettiriyor?
En basit arkadaşlar hiç tanımadığınız halde böyle ayar olduğunuz insanlar vardır değil mi?
Sizi öfkelendiren bir şey vardır onlarda.
Ne acaba? Hiç tanımıyorsunuz ya.
Hiçbir münasebetiniz yok.
Gıcık oluyorsunuz bir anda. Mesela çok havalı bir kadın görüyorsunuz.
Çok güzel giymiş, şıkır şıkır havalı bir kadın böyle.
Bir anda gıcık oluyor. Niye?
Niye sinir oluyorsunuz?
Çünkü belki siz de öyle görünmek istiyorsunuz ama bastırıyorsunuz o tarafınızı.
Böyle birini görünce de tetikleniyorsunuz.
Yani arzunuz havalı görünmek, giyinip kuşanmak ama yapamıyorsunuz, bastırdınız.
Belki de küçükken bir aile baskısına maruz kaldınız ve o yanınızı kapatmış olabilirsiniz.
Gizlediniz, bastırdınız. Geçen gün mesela bir ortamda bir arkadaşım hiç tanımadığı insanlara böyle her özelliğini anlatan birine acayip gıcık olmuştu içten içe böyle.
Sonra bir düşündük. Bilin bakalım arkadaşımda olmayan şey ne?
Tabii ki bu. Yani çok sırrıcı.
Kendisiyle alakalı asla hiçbir şeyini anlatmaz.
Güven problemi yaşıyor.
Ama içten içe çok istediği bir şey o kadın gibi olabilmek.
Hani insanlara biraz olsun güvenebilmek.
O kadın ne yapıyor? Herkes her şeyini anlatıyor.
Ben bunu da doğru bulmuyorum bu arada.
Örnek olsun diye anlattım.
Ya da arkadaşlar inanılmaz utangaç biriyseniz böyle toplum içerisinde konuşmaktan azıcık böyle sesinizi yükseltmekten korkuyorsanız bu tarz bir insan ortamınıza girdiğinde gıcık olabilirsiniz.
Böyle çok yüksek. Tek sesle konuşan, ne istediğini bilen, tuttuğunu koparan, asla utangaçlık duymayan insanlara ayar olabilirsiniz.
Umarım anlatabilmişimdir ne demek istediğimi.
Bu arada popüler inanışın aksine amacımız egomuzu öldürmek değil arkadaşlar.
Ego olması gereken bir şey zaten.
Ona hakim olduğumuzu hissetmek önemli olan.
Buna ayrı bir bölüm gelecek ama gelmeden önce kendimize şu soruyu sorabiliriz.
Mesela bir kıskançlık hissediyorsunuz.
Kendinize şu soruyu sorun.
Benim eksikliğini duyduğum şey ne?
Ve bu şeye bir başkası sahip olduğunda ben ne hissediyorum?
Bunu sorun. Genelde Instagram'dan böyle kıskançlıklar oluyor.
Bir sorun bakalım orada eksikliğin çektiğiniz şeye.
Başkalarına ne sıklıkla tavsiye veriyorsunuz arkadaşlar?
Ve bunu neden yapıyorsunuz?
Neden başkalarına tavsiye verme ihtiyacı duyuyorsunuz?
Bunu bir sorun kendinize eğer yapıyorsanız.
Başkalarına kendinizden nasıl bahsediyorsunuz arkadaşlar?
Bunları neden soruyorum özellikle bu soruyu?
Çünkü benlik anlatılarınızı ve sınırlayıcı inançlarınızı görmeniz için bunu sordum.
Etrafında olmadıkları zaman başkaları hakkında nasıl konuşuyorsunuz?
Bunu neden soruyorum? Çünkü ilişki anlatılarını ve bağlanmalarını ruhsal travmayı anlamaya yardım edecek bir soru bu.
Ne zaman? Egomu ya da...
Kendimiz hakkındaki hikayemiz tehdit edilse duygusal olarak tepkili olduğumuzu unutmayın.
Başkalarını eleştiriyoruz, fikirlerimiz için savaşa giriyoruz, benim fikrim doğru savaşları yapıyoruz, öfke nöbetleri geçiriyoruz ya da kopuyoruz, bir anda sessizleşiyoruz, içimize kapanıyoruz, küsüyoruz
ve genellikle üzgünken bunları yapıyoruz.
Bu tepkileri yöneten derin inançlarımızı teste çıkalım arkadaşlar, keşfedelim.
Aşk ilişkilerinize de bir bakın.
Neden hep aynı tarz kadınlara ya da adamlara çekiliyorsunuz?
Mesela bir kadın işte çok güçlü, çok baskın, işte ataerkil, dominant, başarı hırsı gözünü bürümüş ve girdiği ortamda hemen fark edilen adamlara doğru çekiliyor.
Sürekli bunu yapıyor diyelim.
Hayatına giren adamların hepsi böyle.
Şimdi bu kadının çekirdek yarası şu.
Ben görülmüyorum, ben duyulmuyorum.
Bu olabilir ve bu ana yaranın ifadesini sürdürebilecek partnerlere çekiliyor olabilir.
Bir kez daha küçümsenmek ve bir kez daha görünmezlik durumuna çekiliyor değil mi?
Böyle partnerler buldukça ama bu rolü oynamak ona ne yapıyor işin sonunda?
Görülmemek ve duyulmamakla ilgili bütün rahatsız duygularını yeniden aktive ediyor ve yine ilişkisi diğerleri gibi hüsrana uğruyor.
O yüzden seçtiğiniz partnerlere bakın arkadaşlar çekirdek yaramızı.
Aşk ilişkilerimizde çok iyi görüyoruz.
Bugünlük anlatacaklarım bu kadar.
Bu konuların devamını getireceğim arkadaşlar.
Eğer özümüze döner kendimizi gözlemleyebilirsek gerçek şeylerin olmaya başlayacağını gerçek olmayanlarınsa yavaş yavaş çözülüp gideceğini göreceğiz.
Derin dönüşümün yolu küçük ve istikrarlı seçimlerimiz unutmayın.
İyi bir ruh halini seçelim diyorum.
Kendimizin en iyi halini.
En iyileşmiş haline.
İçinizdeki çocuğa sarılmayı unutmayın.
Hepinize buradan sesimle kocaman sarılıyorum tüm kalbimle.
Evital Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Evital sağlık alanında ihtiyaç duyduğunuz her an bir tık yakınınızda.
Açıklamalara bıraktığım linkten Evital'i daha detaylı olarak inceleyebilirsiniz.
Yepyeni bir bölümle tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
