
Bir an, bir koltuk, bir felsefe… Sofalogy; koltukta geçirilen küçük anların değerini hatırlatan bir yaşam yaklaşımı ve bir koltuk felsefesi.
Sofalogy felsefesini daha yakından tanımak istersen @Cartedorturkiye sosyal medya hesaplarına göz atabilirsin.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
“Kendimi Nasıl İyileştiririm?” kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Yeni kitabım "Hikayeni Yeniden Yaz!"ı almak için: https://amzn.eu/d/ipC0Vma
Bu bölüm "Carte d'Or" hakkında reklam içerir.
Transkript
Kartdor Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Özleştik arkadaşlar bayram sonrası ilk bölümüm.
Sanki böyle uzun zamandır konuşmuyormuş gibi hissediyorum kendimi.
Şimdi bugün çok önemli bir konuyla geldim arkadaşlar, eminim.
Bu bölüm hayatınızı değiştirecek.
Eğer bu bölümde anlattıklarımı dinlerseniz, uygulamaya koyulursanız gerçekten söylüyorum hayatınızın değişeceğine emin olabilirsiniz.
O zaman hemen başlayalım. Şimdi bugün küçük alışkanlıklarımızın hayatımızı nasıl değiştirdiğini konuşalım istedim.
Hatırlarsanız yakın bir zamanda mükemmel olmadan mutlu olmak diye bir bölüm çekmiştim.
Çok da beğendiniz o bölümü.
Orada şöyle bir şey söylemiştim.
Yani bir şey yapacaksanız illa o şeyi böyle mükemmel yapmam lazım diye odaklanmayın.
Anmayın arkadaşlar demiştim ama ne yapın bir yerden başlayın.
Yani atıyorum spora mı başlayacaksınız?
Belki kafanızda şöyle bir senaryo var.
E şimdi başlarsam en az 3 gün gitmem lazım ya da 5 gün gitmem lazım diyorsunuz.
Kafanızda mükemmel bir tablo var.
Ne yapıyorsunuz? Erteliyorsunuz çünkü korkuyorsunuz.
Çok büyük bir senaryo bu.
İşte 3 gün gitmem lazım, 5 gün gitmem lazım.
Ne demiştik onun yerine? Hayır o gün başlayın spora.
Gerekirse 10 dakika yürüyün, 15 dakika yürüyün.
Hiç önemli değil. Yani illa 1 saat yapmayın, illa 5 gün gitmeyin ama bir yerden başlayın demiştim.
Mükemmel olmasını beklemeyin demiştim.
Hatta kendime de bunu uyguladığımı söylemiştim.
Gerçekten bakın ilk başta 15 dakikayla başladım sonra yarım saat oldu ondan sonra bir saat oldu.
Sonra derken haftada bir gün iki gün ve bir baktım ben bir aydır haftanın 6 günü her sabah hiç aksatmadan spora gidiyorum.
Hatta 7 gün gitmek istiyorum ama diyorum ki neyse bugün de dinleneyim.
O kadar büyük bir istek geldi bana.
Büyük bir keyif alıyorum şu an.
Ve artık asla bırakacağımı düşünmüyorum sporu.
Zaten yıllardır da istediğim bir şeydi bu benim.
Ben yeter ki zaten bir şeye başlayayım.
Onu kafaya koyayım. Yaparım.
Nereden biliyorsun Merve? Yıllarca her sabah beşte kalkmış, kitap okumuş bir insanım.
Senelerdir beni takip edenler çok iyi biliyor.
Umarım tabii spor alışkanlığımı da bu şekilde oturttururum.
Zaten bırakırsam toplaşıp bana hakaret edin.
Beni geri döndürün. Şimdi esas konuya gelelim.
Bugün James Clear'in o meşhur atomik alışkanlıklar kitabından bahsedeceğim size.
Zaten bu işin piri kendisi ve milyonlarca kişinin gerçek anlamda hayatına dokunmuş, alışkanlıklarını kökten değiştirmiş.
Onlardan biri de benim.
Ben önce kendime uyguluyorum sonra size anlatıyorum.
Şimdi burada kısaca şundan bahsediyor.
Kalıcı bir başarıya ulaşmak için devasa adımlar atmak yerine bakın %1 ya %1 oranındaki küçücük iyileştirmelerin gücüne odaklanan bir rehber bu kitap.
Ki bunu yaparken zaten James kendi yaşadığı çok kötü bir olaydan yola çıkarak bize tavsiyeler veriyor.
Yani çok içeriden bir yerden yaşanmışlıklardan gelen bir rehber.
O yüzden bence önemli. Merve bu adam ne yaşamış da böyle bir kitap yazmış derseniz.
Şöyle lise 2'de bir arkadaşıyla beyzbol oynarlarken bir anda çocuğun beyzbol sopası elinden fırlıyor.
Ve James'in böyle tam iki gözünün ortasına çarpıyor.
Burnu kırılıyor. Kafatası çatlıyor.
Göz çukurları parçalanıyor.
Bilincini... Nefes alamıyor işte helikopter getiriyorlar hemen büyük bir hastaneye sevk ediyorlar.
Durumu gerçekten çok ağır ki zaten solunum cihazına bağlanıyor.
Bu arada profesyonel beyzbolcu ölümden dönüyor.
Aylarca fizik tedavi görüyor vesaire derken okula dönüyor bir sene sonra ve fakat ne görsün okula döndükten sonra.
Beyzbol takımından çıkarmışlar James'i.
Hatta çok altta bir lige göndermişler.
Ve hayali zaten beyzbolda bir yerlere gelebilmekti.
Tam bir yıkım yaşıyor ama asıl dönüm noktası bu değil.
Asıl dönüm noktası üniversitede oluyor.
Hayatının kontrolünü tekrar eline almak için James ne yapıyor biliyor musunuz?
Öyle çok büyük bir şey yapmıyor.
Küçük alışkanlıklarına odaklanıyor.
Gidiyor her gece erken yatıyor.
Odasını temiz tutuyor.
düzenli bir şekilde ağırlık antrenmanı yapmaya başlıyor.
Bakın küçük küçük şeyler ama bu küçük alışkanlıklar zamanla birleşerek devasa bir sonuç doğuruyor.
Hatta kazadan 6 yıl sonra üniversitenin en iyi erkek sporcusu seçiliyor ve ülke çapında sadece 33 oyuncunun girebildiği ESMP All America takımına
seçilme onuruna erişiyor.
Bakın James Bu deneyimlerini toplayarak buradan yola çıkarak aslında bize şunu söylüyor.
Yani başarı hayatta böyle bir kez yaşanan dönüşümlerden değil günlük alışkanlıklarla gelen bir güç olduğunu söylüyor bize.
Ki bence kesinlikle haklı.
Kendi iyileşme süreci bakın başlangıçta o önemsiz görünen yüzde birlik iyileşmelerin yıllar içinde nasıl böyle 37 katlık bir fark yaratabileceğinin bir kanıtı gibi.
Kendi hayatı böyle zaten. Arkadaşlar James çok önemli bir şey söylüyor.
Bir önceki güne göre %1 bile daha iyi olursanız bakın %1 bir yılın sonunda 37 kat daha iyi bir noktaya gelirsiniz.
Çok önemli bir şey ama tersine her gün %1 geriye gidersem sene sonunda ne olacak?
Sıfıra düşeceğim değil mi?
Seçim sizin ve hayat sizin.
Şöyle düşünün bir uçaktasınız ve pilot rotasını sadece...
Birkaç derece değiştirdi.
Mesela işte Los Angeles'dan New York'a uçan bir pilot düşünün.
Uçağın burnunu sadece 3,5 derece güneye çevirsin.
Ne olacak biliyor musunuz? O uçak New York'a inmek yerine Washington'a inecek arkadaşlar.
O yüzden bugünkü alışkanlıklarımızdaki %1'lik bir değişim hayat yolculuğumuzun rotasını değiştiriyor.
Ve bunun sonunda biz tamamen farklı bir varış noktasına gidebiliriz.
%1'lik bir değişim bakın farklı bir kimliğe ulaştırabilir bizi.
Bu iyi anlamda da olabilir kötü anlamda da.
O %1'lik değişim de ne yaptığınıza bağlı.
Hatta ne yapın biliyor musunuz?
Hayatınıza bakın. Şu an mevcut durumunuza bakmanızı istiyorum.
Aslında hepsi şu an gördüklerinizin hepsi mevcut durumunuzda.
Geçmiş alışkanlıklarınızın gecikmeli bir ölçüsü.
Şimdi açın bakın banka hesabınız arkadaşlar.
Orada gördüğünüz rakam var ya aslında o rakam size uzun zamandır paranızı nasıl yönettiğinizi gösteriyor.
Yani finansal alışkanlıklarınızın.
Gecikmeli bir yansımasını görüyorsunuz o ekranda.
En basite maaşınızdan böyle her ay bir gram bile altın alsanız ya da işte bir miktar para ayırsanız kenara koysanız.
Çula çaputa vereceğinize eskiler öyle der ya.
Senin sonunda 12 gramınız olur ya ya da bir miktar paranız olur.
Hiç azımsamayın arkadaşlar.
Çünkü neyi tekrarlarsanız neticede onu elde edeceksiniz.
Kilomuz mesela kilomuz bize ne gösteriyor?
Yeme alışkanlıklarımızın gecikmeli bir ölçüsü değil mi?
Atıyorum çok fit bir insan gördüm.
Önünüzde ne düşünüyorsunuz? Direkt benim aklıma şu geliyor.
Bu insan uzun zamandır sabahatikar bir biçimde oldukça sağlıklı beslenmiş gibi bu halde.
Ya da tam tersi arkadaşlar. Yani evimizin dağınıklığına bakalım.
Tozuna, pisliğine. Bu bize neyi gösteriyor?
Temizlik alışkanlıklarımızın gecikmeli bir ölçüsü değil mi?
Ev bir anda dağılmadı yani.
Yüzde bir, yüzde bir, yüzde bir dağıldı.
Her gün, her gün, her gün. Yani özetle bugün sahip olduğumuz finansal durumumuz bize geçmişte neyi alışkanlık haline getirdiğimizi gösteriyor.
Bunun bir... Kanıtı bu. Alışkanlıklarımız hayatımızın yapı taşları arkadaşlar.
O kadar önemli bir şey ki.
Neden burada atomik terimini kullanmış James?
Çünkü atom hem çok küçük hem de devasa bir güç kaynağı.
Hani atomların işte moleküllerin yapı taşı olması gibi o yüzde birlik küçük alışkanlıklarımız da dikkate değer sonuçların yapı taşları.
Ve bu minik minik rutinlerimiz aslında böyle böyle birbirinin üzerine eklene eklene ilk yatırımların maliyetini kat kat aşan büyük büyük kazançlara yakıt sağlıyor.
Uzun vadede düşünün. Bu %1'lik değişim bile aslında sadece ne yaptığımızı değil kim olduğumuzu bile değiştiriyor.
Çok önemli bir şey söylüyorum bakın.
Attığımız her %1'lik küçük adım olmak istediğimiz o kişi için verdiğimiz bir oy.
Tamam bunu unutmayın. Her gün oturup bir sayfa yazarsanız bakın bir sayfaya.
Bir sayfa yazarsanız her gün yazar kimliğinizi pekiştirirsiniz.
Her gün yarım saat resim yapsanız o sanatçı kimliğinizi geliştirirsiniz.
Her gün 15 dakika bile spor yapsanız sporcu kimliğinizi pekiştirirsiniz.
Her gün 10 dakika dil öğrenseniz dilinizi geliştirirsiniz.
Anlatabiliyor muyum? Hani illa böyle 3 saat oturayım da dil çalışayım.
Böyle bir şeyden bahsetmiyor James.
Diyor ki küçük küçük yapın kardeşim diyor.
Hani gözünüzü de büyütmeyin.
Gelelim davranış değişikliğinin 4 yasasına.
Şimdi anlatacaklarım iyi alışkanlıklar kazanmak için.
Danışlarımızı derinden etkileyecek olan dört ana madde arkadaşlar.
Çok önemli. Birinci yasa şu.
Her ne yapacaksanız bu şeyi görünür kılın.
Yani somutlaştırın diyor.
Yani önceden planlayın diyor arkadaşlar.
Gerekirse oturun tek tek yazın.
Neden yazmamızı istiyor?
Çünkü belirsizliği ortadan kaldırın diyor.
Çünkü ancak bu şekilde biz zihnimizde bir yol haritası belirleyebiliriz.
Hani işte ben artık kitap okumaya karar verdim.
Bu değil ya. Diyeceksiniz ki yazın bunu gerekiyorsa.
Ben saat 9'da oturma odamdaki kanepede kahvemi içerken 15 dakika kitap okuyacağım.
Bitti bu kadar. Ya da diyeceksiniz ki her gün ben şu şu saatte spor salonunda 1 saat antrenman yapacağım.
Ya da işte saat 7'de odamda 20 dakika boyunca bir şeye çalışacağım.
Anlatabiliyor muyum? Yani net olun diyor James bize.
Net olun. Planlarınız net olsun.
Ben öğlen kitap okuyacağım.
Bu seneki hedefim 100 kitap okumak.
Bu değil ya. Bunu yapmayacağınızı siz de biliyorsunuz.
Diyor ki saatini belirtin.
Gerekirse hangi mekanda, hangi saat aralığında yapacağınızı her şeyi belirtin.
Öyle geniş bir zaman kullanmayın.
Bir de bu yasada şöyle bir şey var.
Bu yapacağınız şeyde size engel olan şey ne?
Bunu bulun. Neden yapmıyorsunuz?
Yani eğer ders çalışacaksanız ama eliniz böyle habire Instagram'a gidiyorsa o telefonu kaldırın ya gerekiyorsa.
Birkaç saatliğine alın o telefonu başka odaya kilitleyin.
Gözünüzün önünde olmasın.
Neden gözünüzün önünde olmasın?
Çünkü cazibeye direniyoruz ya sürekli telefon orada duruyor.
Ben niye mücadele veriyorum ona bakmamak için?
Al onu öbür odaya koy değil mi?
Sorun sosyal medyaysa silin.
Sorun abur cubursa eve almayın.
Yani işaretleri...
Tetikleyicileri ortadan kaldırın arkadaşlar.
O yüzden direnmek için ekstra bir irade harcamak durumunda kalmayız bunları kaldırdığımız zaman.
Sigara mı içiyorsunuz? Bırakmaya mı çalışıyorsunuz?
Gerekirse kardeşim birkaç ay sigara içilen ortamlara girmeyin.
Yani görünmez kalın.
Hani bu yasanın tam tersi.
İstemediğimiz şeyler için uygulanıyor.
Görünmez kalın. Tetikleyicileri ortadan kaldırın.
Mesela işte Vietnam Savaşı sırasında ABD'li askerler arasında çok yoğun bir uyuşturucu kullanımı söz konusu.
E tabi devlet panik oluyor bir anda.
Ne yapıyoruz? Nasıl engel olacağız vesaire derken bu askerler ülkelerine dönüyor ve bir bakıyorlar uyuşturucu kullanımı bitmiş.
Neden? Çünkü yok.
Tetikleyici yok. Uyuşturucu yok.
Kullanamadıkları için de bağımlılıkları son buluyor kendiliğinden.
Neyi istemiyorsanız onu görünmez kılın arkadaşlar.
Tamam mı? Size engel olan şey neyse onu görünmez kılın.
Ama neyi istiyorsanız da onu görünür kılın diyor James.
Atıyorum. Gitar çalmak istiyorsun.
Çok heveslisin ama gitarını almışsın dolaba kaldırmışsın.
Hayır diyor gözünün önüne koyacaksın o gitarı.
Spora mı gitmek istiyorsun?
Spor çantan kapıda hazır bir şekilde beklesin.
Görünür kıl. Gelelim ikinci yasaya.
İkinci yasamız o isteği cazip kılın diyor James arkadaşlar.
Yani bir şeyi yapmayı çok istediğiniz bir şeyle eşleştirerek o alışkanlığı daha cazip bir hale getirebilirsiniz.
Ben nasıl yapıyorum bunu?
Daha önce anlatmıştım. Mesela bir dizi buldum şu an böyle kafayı yorum izlemek için.
Ama izlemiyorum. Çünkü diyorum ki hayır Merve bu diziyi sadece...
Koşu bandında izleyebilirsin.
O yüzden şu an çıldırıyorum spora gitmek için ki o diziyi izleyebileyim.
Yani kendime böyle bir şart koştum.
Ya da kitap okumayı çok istiyorum sabahları.
Ama kahve içmeyi de çok seviyorum tamam mı?
Sadece kitap okursam o kahveyi içmeye hak kazanıyorum.
Böyle bir şartım var.
İkisi benim kafamda meç olmuş artık.
Ya böyle böyle şeyler arkadaşlar.
Ya da işte ne bileyim Instagram'a bakmayı çok seviyorsunuz.
Gidin 15 tane şınav çekin tamam mı?
Ya da ne bileyim evinizi toplayın bir odasını deyin ki ondan sonra bakacağım.
Yani... Bu şekilde bu şekilde anlatabildim mi?
Şu iş bittikten sonra yapabilirim gibi.
Burada yaptığımız şey aslında zor bir eylemi.
Bizim için zor olan bir eylemi.
Ödülle ilişkilendirmek bu ve daha çekici bir hale getirmek.
Bence bu yöntem harika.
Mutlaka deneyin arkadaşlar. Üçüncü yasa ise kolaylaştırmak.
Atıyorum sağlıklı beslenmek istiyorsunuz.
Hafta sonu böyle bol bol sebze yıkayın meyve yıkayın bunları saklama kaplarına koyun.
Kolaylaştırın abi yiyeceğiniz zaman.
Hafta içi yiyeceğiniz sağlıklı yemekleri hafta sonu böyle tek tek hazırlayın.
Buradaki olayımız şu aslında o istek için somut bir eylem yani bir çaba gösteriyorum.
Ve işimizi kolaylaştırıyoruz.
Siz her ne istiyorsanız ona göre uyarlayın bu dediğimi.
Dördüncü yasaya gelecek olursak.
tatmin edici kılmak.
Şimdi bu kısım beynimizin o davranışımızı bir alışkanlık olarak kaydetmesini sağlıyor.
Çok önemli. Buna bir örnek verecek olursam 1990'ların sonunda bir kamu sağlığı çalışanı Pakistan'ın bir gece kondu mahallesine gidiyor ve bir çalışma başlatıyor.
Biliyorsunuz o bölgede temiz su ve atık sistemi çok yetersiz arkadaşlar.
O yüzden ishal, zatüre tarzı hastalıklar çok yaygın ve maalesef ölüme sebebiyet veriyor.
Halk zaten el yıkamaktan bir haber.
Ve bilseler de zaten bunu bir alışkanlığa dönüştürememişler.
El yıkama alışkanlığı yok. O yüzden bu kamu personeli onlara bir sabun dağıtıyor.
Hani baktığınız zaman çok basit bir şey değil mi?
Sabun. Zaten biliyorlar sabun diye bir şey olduğunu ama kullanmıyorlar.
Alışkanlıkları yok. Bu sabunu özel kılan bir şey yapması lazım bu adamın.
Yani el yıkama eylemini bir angarya iş olmaktan çıkarıp oldukça tatmin edici bir deneyime dönüştürmesi gerekiyor.
Öyle de yapıyor. Sabun çok kolay köpürüyor.
Harika bir kokusu var.
Ve insanlara en önemlisi bu insanlara kendilerini özel hissettiriyor.
Hani böyle sanki birinci sınıf lüks bir ürün kullanıyormuş hissi veriyor.
Sonuç... Bu kötü hastalıkların oranı epey bir düşüyor.
%52 gibi bir oranda azalıyor.
Yani ne istiyorsanız arkadaşlar tatmin edici hale sokun o istediğiniz şeyi.
Ya da başka bir örnek vereyim.
Borsacı bir genç işte her sabah işe başlamadan önce önüne iki tane kavanoz koyuyor.
Bir kavanoz ağzına kadar böyle 120 tane ataçla dolu.
Diğerinde hiçbir şey yok bomboş.
Ve her iş bağladığında her iş başardığında o boş kavanoza bir tane ataç atıyor.
Neden yapıyor bunu? Çünkü görsel olarak tatmin sağlıyor bu ona.
Hani harika bir yöntem bence bunu denemek istiyorum.
Her neyi alışkanlık yapacaksanız atıyorum işte spordur.
Gittiğiniz her gün için bir tik atın ya ataç atın ya da kaydettiğiniz ilerlemeyi görün arkadaşlar zinciri kırmayın.
Ya da işte atıyorum gereksiz harcama yapmak istemiyorsunuz böyle bir alışkanlık edinmeye çalışıyorsunuz.
Kaçındığınız her harcama tutarını Çok istediğiniz bir şey için kenara atın.
Atıyorum bir Avrupa seyahati istiyorsunuzdur ya da başka bir şey.
Deyin ki mesela ben bu elbiseyi almadım.
Bu paramı buraya koyuyorum.
Böyle böyle biriktirin. Mesela bir takipçim vardı.
Sigarayı bırakma podcast'ım var ya benim.
O podcast'dan sonra sigarayı bıraktı.
Çok fazla bırakan var bu arada.
Hani bir podcast'da sigara mı bırakılır demeyin.
Büyük konuşmayın. Çok bırakan oldu ve geri başlamadılar.
Gururu duyuyorum sizinle bu arada.
Sigarayı bıraktı. Günde 2-3 paket içiyormuş bu arada.
Aylarca diyor o parayı biriktirdim.
Ve çok istediğim bir şey aldım dedi fotoğrafını attı.
Harika böyle oturup ağlayacaktım yani.
Bir de o alışkanlığı edinirken hani belki bir gün aksatacaksınız bir şey oldu.
Yapamadınız ya insanlık hali.
Ya o gün bile en azından iki dakika yapın ya.
Hani hiç yapmamaktansa iki dakika olur mu?
Bunu atlamayın. Ama asla.
İki gün üst üste atlamayın.
Kısaca dört yasa böyle. Bakın yüzde birlik bir değişim ya.
Ne kadar küçük değil mi baktığınız zaman?
Ama ne kadar büyük büyük şeylere, güzel şeylere sebep veriyor.
Arkadaşlar sanıyoruz ki böyle hayatımızı büyük büyük kararlarımız şekillendiriyor.
Hayır ya hayatımızı değiştiren şey böyle tekrar eden o küçük küçük davranışlarımız aslında gördüğünüz üzere.
Hani gün içinde bile yorulduğumuzda ya gideyim 24 saat şu koltuğa uzanayım demiyoruz değil mi?
Ya şu koltuğa uzanayım da bir 10 dakika.
soluklanayım diyoruz değil mi?
Bir mola, 10 dakikalık mola bile bizi bazen resetliyor.
Hatta buna sofoloji deniliyor arkadaşlar.
Sofoloji böyle küçük molaların ruhsal bir alan yaratması.
Bayılıyorum buna. Çok yaptığım bir şey.
Kanepede geçirilen o küçük anların değerini hatırlatan bir yaşam yaklaşımı sofoloji.
Ve sofolojiye göre koltuk sadece bir eşya değil.
Bazen insanın böyle kendine içine döndüğü bir yer.
Bazen işte bir filmin, bir dizinin içine dalmak.
Bazen bir Kahve alıp sessizce oturmak, kitabınızı okumak.
Bazen bir dostla ettiğimiz o harika sohbet.
Belki kulağa çok azımsanacak bir şey gibi geliyor ama hayır.
O küçük küçük anlar aslında bizi toparlıyor.
Hayata böyle geri çeviriyor.
O yüzden kendimize o küçük molaları, o me time'ları vermeyi unutmayalım.
Belki hayatımızı değiştirecek şey dediğim gibi o çok büyük kararlarda saklı değil.
Böyle küçük anlarda saklı.
Akşam eve geldiğinizde o telefonu şöyle bir kenara bırakıp gerçekten o...
kanepeye oturup şöyle derin bir nefes alabilmek.
Hiçbir şey çözmeye çalışmadan hiçbir şeye yetişmeye çalışmadan sadece ve sadece kendinle hemhal olabilmek aynı odada kalabilmek.
Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey yeni bir hayat değil.
O hayatın içinde küçük bir molaya, küçük bir durak sofoloji kısaca kendinize küçük bir alan açma sanatı arkadaşlar.
Sofologlar var. Sofologlar bu anları sahiplenen kişiler.
Ben de bir sofolog sayılırım.
Çünkü kanepemde böyle küçük küçük molalarım vardır ve asla unutmam.
Asla atlamam öyle anları.
Kendime zaman ayırmayı çok severim.
Hep söylüyorum. Birçok sofolog için bu küçük ritüellerin en özel eşlikçisi şüphesiz Kartdor.
MeTime'larımın en özel eşlikçisi.
Gerçekten böyle düşününce bile heyecanlandım.
Peki sizin sofoloji anlarınız ne?
Bana Instagram'dan bu bölümün gönderi postunun altına sofoloji anlarınızı mutlaka yazın.
Bekliyorum. Sofolojinin ne olduğunu daha detaylı olarak Kartdor sosyal medya hesaplarından öğrenebilirsiniz.
Şimdi arkadaşlar şu %1'lik değişim olayının biraz daha üzerine gitmek istiyorum.
Size bununla ilgili bir örnek daha vereceğim.
British Cycling diye bir profesyonel bisikletçi grubu var Büyük Britanya'da.
Bunların kaderi bakın %1'lik değişimle ne hale geliyor 2003 yılında.
British Cycling 1908'den 2003 yılına kadar çok uzun bir zaman dilimi.
Olimpiyatlarda falan ya da işte ulusal çapta hiç öyle dikkate değer bir başarı elde edemiyorlar.
Derken bu ekibin başına yeni bir koç getiriliyor.
Ve bu koçun yaptığı şey bu %1 iyileştirme olayı var ya çok benzer bir şey.
Ne yapıyor biliyor musunuz koçları?
Sadece bu bisikletçilerin bisiklet selelerini daha rahat bir hale getiriyor.
Baktığınız zaman çok basit bir şey gibi görünüyor farkındayım.
Bisikletlerin lastiklerine böyle daha iyi bir tutuş olsun diye özel bir solüsyon sürdürüyor.
Bisikletçilerin ideal kas ısılarını korumaları için onlara özel kıyafetler giydiriyor.
Uykularına kadar dikkat ediyor.
Uykularını düzenliyor. Hatta özel yastıklar yataklar seçiliyor o bisikletçiler için koç tarafından.
Sporcuların bağışıklığı çökmesin diye ellerini böyle bir cerrah gibi yıkamayı öğretiyor.
O kadar tetsiz bir şekilde yıkamayı öğretiyor.
Masaj jellerini değiştiriyor.
Bakın baktığınız zaman çok...
Büyük bir olay değil değil mi yaptığı şeyler?
Bu ne ya dediniz belki ama işte bu küçük iyileşmeler birikiyor birikiyor derken iyi sonuçlar alınmaya başlanıyor.
Ki 2008 yılında olimpiyatlarda altın madalyaların %60'ını kazanıyorlar bu bisikletçiler.
Ki bu adamlara sponsorlar bisiklet vermek istemiyormuş vakti zamanında o kadar kötüler.
Hani imajımız sarsılacak diye yani nereden nereye geliyorlar?
Ve daha sonra zaten devamı geliyor bu başarılarının.
Şampiyonluğu almışlar. İnanabiliyor musunuz?
Ya sadece yüzde birlik bir iyileştirmeyle bunu yaptılar.
Lütfen bunu kendi hayatımıza uygulamaya çalışalım.
Ben de dahil. Yani büyük başarıların büyük eylemler gerektirdiğine inanmayı bırakın.
Yani uzun vadeli düşünelim dediğim gibi.
Her gün yüzde bir.
bile daha iyi olsak yıl sonunda 37 kat daha iyi olacağız.
Bunu unutmayalım. Yani 3 gün spor salonuna gitmek bizi bir anda forma sokmaz.
Ama her gün yarım saat bile bir spor yapsak bakın her gün bir sene sonra düşünün ya o vücudun alacağı hali.
Bütün büyük şeyler küçük başlangıçlarla geliyor.
Ben mesela senelerce sabahın beşinde kalktım da ne yaptım?
Kitap okuyordum. Millet diyordu ki ne yapıyorsun?
Yat uyu. Sabahın köründe kitap mı okunur?
Başka vaktim yok. Çalışıyorum.
Bir tek o zamanım vardı. Sonra ne oldu?
Okudum okudum okudum. Dedim ben bunları anlatayım.
Birikti yani bir yerde. Ve anlatmaya başladım.
Bakın podcast yapıyorum şu an.
Küçük küçük başlangıçlarla oldu bu yaptığım şey.
Yani kötü bir alışkanlığı yenmek, güçlü bir meşe ağacını böyle kökünden sökmek gibi arkadaşlar çok zor.
Ama iyi alışkanlık inşa etmek, narin bir çiçeği böyle günbegün büyütmek gibi bir şey.
O yüzden çok daha zor farkındayım ama hangi şey kolay ki zafere giden yolda?
Kazanmanın yolu her gün ama her gün daha iyi olmamızı seçmekten geçiyor.
Bakın %1 bile olsa. Şimdi gelelim çok önemli bir detaya.
Amaçları unutun arkadaşlar.
James diyor ki amaçları unutun, sisteme odaklanın.
Hatta en çok vurguladığı şey bu olabilir.
Sisteme odaklanmak. Şimdi biz genelde şöyle düşünüyoruz.
Hayatta eğer bir şey istiyorsak bir hedefimiz olmalı değil mi?
Spesifik uygulanabilir bir hedef işte.
Ben forma girmek istiyorum.
Ben başarılı bir iş kurmak istiyorum.
Ben üniversiteyi kazanmak istiyorum gibi gibi.
Ve zannediyoruz ki isteklerimiz bu hedeflerle gerçekleşecek.
Hayır ya. Bir şey soracağım size.
Yılbaşında bir süre hedef koymuştunuz.
Ne oldu onlar? Bir yazsanıza bana.
Hiç inanmıyorum ha o hedefleriniz gerçekleştirdiğinize.
Nereden biliyorsun Merve diye sormayın.
Çünkü ben yapamadım. Şimdi neden yapamadım?
Bakın hepimizin yapamama sebebi.
Şimdi burada dedim ki isteklerimizin hedeflerle gerçekleşeceğine inanıyoruz.
Şimdi burada önemli olan o hedefe giderken Kurulan sisteme odaklanmak.
Biz yanlış yapmışız. Mesela hedefiniz çok basit örnekler veriyorum ki hani otursun kafada diye.
Dağınık evinizi temizlemek tamam mı?
Ne yapacaksınız? Evet enerji bulduğunuz anda o evi temizleyeceksiniz değil mi?
Güzelce temizlediniz. Ama şimdilik temizlediniz.
O ev tekrar o hale gelecek yani eminim.
Ne yapmamız gerekiyor burada?
O dağınıklığa yol açan şeyi bulun.
O alışkanlığı bulun. Neden o ev o hale geliyor değil mi?
Eğer bu... Yol açan alışkanlığımızdan kopmazsak çok geçmeden yine aynı durumla karşı karşıya kalacağız.
Yine evde alacak. Çünkü sistemimizi değiştirmedik.
Sistem değişmeden nasıl olacak o iş?
Asıl değiştirmemiz gereken sonuçlar değil arkadaşlar.
O sonuçlara yol açan sistemleri değiştirmemiz gerekiyor.
Bir de her hedefimizin arkasında şu var.
İşte hedefime ulaştığım zaman mutlu olacağım.
Yoo olmayacaksın.
Hedonik adaptasyon bölümümü dinleyebilirsin.
Çok yanlış bir şey bu düşünce.
Mesela dün bir takipçim yazmış.
İşte Merve ben senelerdir mali müşavirlik sınavına giriyorum.
Kazanamadım. 4 senedir uğraşıyorum.
Olmadı. Çok mutsuzum.
Ama bir taraftan da çok iyi bir işte çalışıyor.
Kazancı da gayet iyi. Ama o sınava takmış durumda.
Mutluluğunu ona endekslemiş.
Yani o olmadan... Mutlu olamayacak ve bununla yüzleşmiş yani o şeyden sonra mükemmel olmadan mutlu olmak bölümünden sonra.
Şimdi buradaki olay şu sonuçtan çok sürece aşık olmamız gerekiyor arkadaşlar mutlu olmak için.
Hani diyorum ya ben bir yere varmayı değil yolda olmayı seviyorum diyorum size saçma geliyor bu.
Mutlu olmak için bir şey beklememe gerek kalmıyor bunu yaptığım zaman.
Sistemimizin işlediği her an.
tatmin hissedebiliriz bu olduğu zaman hedef odaklı bir zihniyetiniz varsa hedefinize ulaştığınız an sizi itecek bir güç kalmayacak.
İteci güç kalmayacak ve bırakacaksınız.
Bence çoğu diyetin başarısız olma olayı bile bundan kaynaklanıyor.
Çünkü ne oluyor? Hedef kiloya varılıyor, çok mutlu olunuyor, kıyafetler alınıyor vs.
vs. Sonra ertesi gün yarınlar yokmuş gibi yenilip içilmeye devam ediliyor.
Ve ne oluyor? Eski kilonun daha da üzerine çıkılıp Hop tekrar diyete dönülüyor değil mi?
Halbuki hedef belirlemenin amacı o oyunu kazanmak.
Ama sistem inşa etmenin amacı o oyunu oynamaya devam etmek.
Çok önemli bir şey bakın. Uzun vadeli düşünmekten bahsediyorum.
Şimdi bu örnekte sağlıklı beslenmeyi öğrenebilmek, sistem kurmak işte uzun vadeli düşünmek.
Ama hedefse işte hedef kilonu varırsın sonra bitti gitti.
İtici güç kalmadı ki. Sonra yemeğe içmeye geri dönüyorsun.
Şimdi tek bir başarıya değil de arkadaşlar sonsuz iyileştirmeye odaklanmamız gerekiyor.
Yani sürekli ilerleme döngüsünde olmamız gerekiyor.
Sürece aşık olmak.
Sonuca değil bakın sürece aşık.
Aşık olmak yani sistemimize aşık olmalıyız.
Hedefe değil. Şimdi söyleyeceğim şey çok önemli.
Bunu ben de uygulamaya çalışıyorum.
Şimdi arkadaşlar eğer kalıcı bir değişim istiyorsak hayatımızda kalıcı değişimin sırrı kimlik odaklı alışkanlık.
Yani ne elde etmek istediğiniz değil.
Bakın sonuç odaklı değilsiniz.
Kim olmak istediğinize kimlik odaklısınız.
Yani her ne istiyorsanız onu kimliğinizin bir parçası haline getirmeye çalışmanız.
Mesela hedefiniz bir maraton koşmak değil, koşucu olmak.
Hedefiniz para biriktirmek değil.
Parasını yöneten bilinçli bir insan olmak olsun.
Anlatabiliyor muyum? Yani hedefin sigarayı bırakmak olmasın.
Sağlığına dikkat eden, kendine özen gösteren biri olmak olsun.
Hedefin erken kalkmak olmasın.
Ben güne bilinçli başlayan bir insanım olsun.
Hedefin bir kitap okumak olmasın.
Kitap okuyan bir insana dönüşmek olsun.
Hedefin bir enstrüman çalmayı öğrenmek olmasın.
Bir müzisyene dönüşmek olsun.
Bu kalıcı bir şeyden bahsediyorum burada.
Neden? Çünkü davranışlarımız genellikle kimliğimizin bir yansıması.
Yaptıklarımız bilinçli ya da bilinçsiz hiç fark etmez.
Yaptıklarımız bir şekilde olduğumuza inandığımız insanı yani bizi ele veriyor.
Araştırmalar kişinin belli bir yönüne inandığı zaman o inanca uygun davranma olasılığının arttığını gösteriyor arkadaşlar.
Yani hangi yönünüze inanıyorsanız işten işe.
O inanca uygun davranıyormuşsunuz.
Bakın araştırmalar söylüyor bunu.
Mesela egzersizi kimliğiyle bütünleştiren bir insanın kendini antrenmana gitmeye ikna etmesine gerek yok.
Çünkü o zaten onun bir davranışı.
O zaten onun kimliğiyle hizalanmış.
Yani onun zaten olduğuna inandığı bir insan türü var.
Tamam mı? Egzersiz yapan bir insan.
O zaten ona göre davranıyor.
Bakın bu kötü şeyler için de geçerli.
Kimliğimiz sandığımız ve kanıksadığımız o kadar çok şey var ki aslında bizimle hiç alakası olmayan.
İşte diyorsunuz ki ben sabah insanı değilim.
Ya işte ben yön bulma konusunda hiç iyi değilim.
Berbatım ya. Ben matematikte çok kötüyüm.
Bunu söylerim hep. Ben teknolojiden anlamam.
Değil mi? Artık neye inanıyorsanız bilmiyorum.
Şimdi arkadaşlar ilerleme bazen kendimiz hakkında bildiğimiz, inandığımız şeyleri resetlemeye gerektiriyor.
Silin ya onları. Kendinizin en iyi versiyonuna dönüşmek istiyorsanız bazen dediğim gibi inançlarınızı da sürekli gözden geçirmeniz gerekiyor.
Bazen de silmeniz gerekiyor.
Kendimden örnek vereyim.
Ben mesela hiç esnek olmadığımı düşünüyordum sporda işte esnemediğimi düşünüyordum ama geçen gün Pilates hocam dedi ki işte ya Merve sen ne kadar esneksin senden çok iyi cimnastikçi olurmuş biliyor musun?
Çocukken eğitilseydin anlamında.
İnanamadım yani hiç öyle olduğumu bilmiyorum ve hiç esnek olmadığımı düşünüyorum.
Kendimi inandırmışım ya böyle olduğumu düşünsenize.
Dediğim gibi bu kimliğimiz sandığımız kanıksadığımız şeylerden biri bakın.
Kötü şeyler içinde geçerli dedim ya.
Kendinizi neyle etiketlediğinize bir bakın arkadaşlar, bir gözden geçirin.
Dediğim gibi alışkanlıklarımız kimliğimizi somutlaştırma şeklimiz.
Çok basit bir örnek vereceğim.
Her gün yatağınızı toplayarak mesela düzenli bir insanın kimliğini, her gün yazı yazarak yaratıcı bir insanın kimliğini, her gün antrenman yaparak atletik bir insanın kimliğini somutlaştırabilirsiniz.
İnsan bence her gün yaptığı şey neyse.
Ona dönüşüyor arkadaşlar. O şey kimliği haline geliyor bir süre sonra.
O yüzden olmak istediğiniz insan türünü bir anlayın önce.
Siz ne olmak istiyorsunuz?
Arzu ettiğiniz kimlik ne?
Ve bu kimliği pekiştirmek için neler yapıyorsunuz?
Ya da neler yapmıyorsunuz?
Ya da kendinize nasıl ihanet ediyorsunuz?
Daha acı bir şekilde sorayım.
Mesela James'in bir arkadaşı var.
Kendisine şu soruyu soruyor.
Sağlıklı bir insan ne yapar?
Bakın bu soruyu sormuş. Sadece bu.
Ve bu şekilde 50 kilodan fazla kilo vermiş.
İnanabiliyor musunuz? Bu soruyu kendisine rehber edinmiş.
İşte sağlıklı bir insan nasıl beslenir?
Sağlıklı bir insan bedenine nasıl davranır?
Çünkü eğer yeterince uzun süre sağlıklı biri gibi davranırsa, o role girerse sonunda o insana dönüşeceğini düşünmüş ve haklı da çıkmış gördüğünüz gibi.
Çok önemli bir şey söyleyeceğim size.
Alışkanlıklarımız o kadar önemli ki alışkanlıklarımız kimliğimizi...
Kimliğimiz alışkanlıklarımızı şekillendiriyor.
Çok önemli. Bugün seçtiğiniz alışkanlıklarla aslında bugün pekiştirmek istediğiniz kimliği seçmiş oluyorsunuz.
Yani alışkanlık dediğimiz şey Özde birine dönüşmekle ilgili bir şey.
Diyorum ya bizler her gün her gün yapmayı seçtiğimiz şeyiz bence.
İnsan nihayetinde alışkanlıklarına dönüşüyor arkadaşlar.
Ben mesela her gün alkol alsam ve git gide bu alkolün dozunu arttırsam ne olacak?
Bu alışkanlığın sonu nereye varacak değil mi?
Alkolik olacağım. Her gün kitap okursam kitap kolik olacağım.
Spor yaparsam dönüşeceğim şey harika olacak.
gibi gibi anlatabildim.
Bunların örnekleri çoğaltabilirsiniz.
Ya da atıyorum her gün işte KPSS'ye mi çalışıyorsun artık?
Üniversite sınavına mı? Her gün soru çözersen çözersen çözersen varacağın sonuç belli.
Çözmezsen de varacağın sonuç belli.
Bu kadar basit. O yüzden yapmış olduğumuz her eylemin dönüşmek istediğimiz insan türü lehine bir oy olduğunu unutmayalım.
Emel ve işte bu alışkanlıklar da özgürlüğümüzü kısıtlıyor.
Belki böyle düşündünüz. Hayır arkadaşlar.
Aksine özgürlük yaratıyor.
Mesela İyi finansal alışkanlıklarınız yoksa kendinizi sürekli böyle ay sonunda işte o kartı takla attırayım bunu böyle yaptırayım derken buluyor olabilirsiniz.
Sağlıklı yeme alışkanlığınız yoksa kendinizi böyle kısır bir döngüde sürekli diyet yaparken buluyor olabilirsiniz.
Gün içinde her ne yapıyorsanız olumlu olumsuz bütün alışkanlıklarınızı şöyle bir gözden geçirin arkadaşlar.
Ve şunu söyleyin kendinize.
Bu davranışım benim olmak istediğim insan olmama yardım mı ediyor yoksa beni dibe mi çekiyor?
Çünkü alışkanlıklarımız...
derinleştikçe beynimiz otomatik pilota geçiyor.
Yani artık ne yapacağımızı hiç sorgulamadan yapmaya başlıyoruz.
Mesela Japonların demir yolu sisteminde sırf bu sebeple bakın hataları minimize edebilmek için kullanılan bir güvenlik ritüeli varmış.
Ondan da bahsetmek istiyorum. Japonların tren operatörleri ve istasyon çalışanları yapacakları her eylemi ve kontrol etmiş oldukları her detayı fiziksel olarak işaret ediyor ya da yüksek sesle seslendiriyorlarmış.
Mesela işte bir tren sinyale yaklaştığı zaman operatör ışığı işaret ediyor.
ediyor. Işık yeşil diye bağırıyor.
Zaten ışık yeşil ve herkes görüyor.
Bunu söylemesine gerek yok diye düşünüyor olabilirsiniz ama bunun bir sebebi var.
Ya da işte hız göstergesini işaret ediyor.
Tam sürat diye bağırıyor yüksek sesle.
Neden böyle yapıyor? Zaten herkesin gördüğü bir şey ve kendi bildiği bir şey.
Neden yüksek sesle böyle bağırarak söylüyor?
Çünkü bu yöntem onların otomatik pilotta yaptıkları davranışları bilinçli bir seviyeye çıkarıyor ve bonus hata yapma payı düşüyor.
Japon demir yollarında hata oranı %85.
Kazalarda %30 azalmış bu ritüelle.
Peki bunu günlük hayata nasıl uygularım Merve diyorsanız.
Mevcut davranışlarınızı seslendirin arkadaşlar.
Mesela bir alışkanlığı gerçekleştirdiğiniz sırada onu yüksek sesle adlandırın.
Mesela şu an Instagram'ı açıyorum.
Eyvahlar olsun.
O vicdan azabını şöyle bir hissedin kalbinizde.
Şu an atıştırmalık paketini açıyorum.
Yazıklar olsun. Mesela babaannem evden çıkmadan önce ütünü fişini çektim derdi.
Kendi kendine konuşurdu böyle.
Gözlüğümü aldım, rujumu aldım, çantamı aldım, cüzdanımı aldım.
Kendi kendine söylerdi ben de böyle ne yapıyor derdim.
Kadın doğrusunu yapıyormuş aslında böyle yaparak.
Hem bir şeyleri unutmayı engelliyor hem de o hata payını riske azaltıyor.
Yani özetle arkadaşlar siz neye dönüşmek istiyorsanız bunu alışkanlıklarınızla yapıyorsunuz.
O atomik %1'lik olan alışkanlıklarınız birike birike sizi ya en iyi versiyonunuza ya da en kötü versiyonunuza götürüyor.
Davranışlarımız dediğim gibi içsel kimliğimizin dışa vurumu.
Davranışsal değişimi.
Bir soğanın katmanları gibi düşünün arkadaşlar.
Bakın en dışta sonuçlar var.
Sonucu görüyoruz en dışta.
Ortada süreç var. En derinde ise kimliğimiz yani özümüz var.
Ve sen o kimliği değiştirmeden hiçbir sonuç alamayacaksın arkadaşım.
Bu yani. Mesela sigarayı bırakmaya çalışan iki insan düşünün.
İkisine de bir ortamda sigara ikram ediliyor.
Biri diyor ki hayır diyor teşekkürler ben bırakmaya çalışıyorum.
Diğeri de şöyle diyor hayır teşekkürler ben sigara kullanmıyorum diyor.
Hani çok... Bir fark yok değil mi baktığınız zaman?
İkisi de bırakmaya çalışıyor ama farklı farklı söylemleri var.
Bakın o ilk kişi hala derinlerde sigara içen biri olduğunu biliyor.
Buna inanıyor. Zihnindeki o kimliği değişmemiş.
Sadece davranışını değiştirmeye çalışıyor.
Ben bırakmaya çalışıyorum.
Yani o eski kimliğiyle savaş halinde hala.
Ama ikinci kişi diyor ki ben sigara kullanmıyorum.
Yani kendini artık farklı tanımlıyor.
Kimlik seviyesinde bir değişimden bahsediyorum burada.
Mesela ben kendimi okur olarak tanımlıyorum.
Ve benim kitap okumak için bir irade harcamama gerek yok.
Tamam mı? Ben zaten kitap okuyorum.
Kitap okumak benim kimliğim parçası.
Yani inançlarımızı değiştirmeden arkadaşlar demem o ki davranışlarımızı değiştirmeye çalışırsak o davranışımız kesinlikle namümkün kalıcı olmayacak.
Mesela bir adam var hayatı boyunca böyle.
Böyle hep tırnaklarını yemiş. Bir ara böyle zar zor hayatında ilk defa böyle minicik de olsa tırnaklarını uzatmayı başarıyor.
Sonra gidiyor hayatında ilk defa manikür yaptırıyor.
Ve manikürünü yapan kişi adama diyor ki ya tırnaklarınızın yapısına kadar güzel ne kadar estetik ne hoş duruyor diyor.
Ve bu adamcağız hayatında ilk kez o utanmış olduğu tırnaklarıyla gurur duyuyor arkadaşlar.
Ve o günden sonra hep böyle manikürlü harika tırnaklarla geziyor.
Bir daha hiç yememiş tırnağını.
Bakın çok net bir kimlik değişimi var burada.
Çünkü... O andan itibaren artık ne oldu?
Ben bakımlı tırnakları olan ve bununla gurur duyan birine dönüştüm.
Bu var değil mi? İçselleştirmiş bunu.
Şimdi bir de hep yasası diye bir şey var.
Bundan da bahsedeyim kapatmadan.
Birlikte ateşlenen nöronların birbirine bağlanması olayı.
Hep yasası. Buna göre arkadaşlar bir eylemi Her tekrar ettiğinizde o alışkanlıkla ilgili nöral devreyi harekete geçiriyorsunuz.
Ve her tekrardan hücreler arasındaki işaretleşme iyileşiyor ve nöral bağlantılar sıkılaşıyor.
Yani özetle tekrar ettiğimiz şeyler sürekli tekrar ettiğimiz şeyler beynimizde fiziksel değişikliklere yol açıyormuş.
Mesela sen her sabah yatağını topladığında bile aslında beynine diyorsun ki ben düzenli bir insanım.
Bu mesajı veriyorsun. Ben düzenli bir insanım.
Ben düzenli bir insanım. Her sabah yapıyorum.
Ve bu nöral devreyi gittikçe kalınlaştırıyorsun bunu yaparak.
Ya da sen her sabah uyanıp işte kişisel bakımını yapıp mis gibi böyle hazırlanıp işe gidiyorsan beynine diyorsun ki aslında çaktırmadan.
Ben kendine özenen bakımlı bir insanım.
Bu mesajı veriyorsun. Tam tersini yapıyorsan bakımsız.
Böyle bir insanım ya diyorsun.
Neyi yapıyorsan tekrar ediyorsan.
Yani yaptığın her küçük alışkanlık gelecekte olmak istediğiniz kişiye o sandığa attığınız bir oy ve bir seçimi kazanmak için biliyorsunuz oyların %100'ünü almaya gerek yok.
Çoğunluğu almanız yeterli.
Yani arada tabii ki kötü alışkanlıklara oy veriyoruz.
Tabii ki kaçamaklar oluyor ama eğer günün sonunda iyi oylarımız daha çoksa sen o kimlik seçimini kazanırsın.
Bu kadar. Bu basit. Farkındalık defterimi layığıyla kullananlar, eminim o kimlik seçimini iyi yönde değiştirenler.
Eğer bir şeye başlayacaksanız arkadaşlar ama kendinizi böyle hep üşenirken, mazeretler uydururken buluyorsanız da iki dakika kuralından bahsedeceğim size.
Ben bunu yapıyorum. Çok işime yaradı.
Hatta bırak yapsınlar teorisi diye bir bölümüm var.
O bölümü de dinleyin. Orada bahsetmiştim.
Buna iki dakika kuralı diyoruz.
Şimdi iki dakika kuralına göre yeni bir alışkanlığın başlangıcı.
2 dakikadan kısa sürmelidir.
Hemen bir örnek vereyim.
Dünyaca ünlü dansçı Tivele Tarp bunu uygulayanlardan biri.
Tivele her gün 2 saat boyunca çok ağır bir antrenman yapıyor.
Ama her gün. Peki her gün nasıl gidiyor?
Nasıl gidiyor biliyor musun? Sadece yoldan geçen bir taksiyi durduruyor ve şoföre gideceği yeri söylüyor.
Bu kadar salona gideceğini söylüyor.
2 dakika bu. Merve dalga mı geçiyorsun bizimle?
Aa bizimle eğleneyim.
Arkadaşlar öyle değil. Ya spora mı gitmek istiyorsun?
2 dakikaya 2 dakikada o ayakkabını giyip evden çıkacaksın.
Kendini sokağa atacaksın. Düşünüp durma.
Düşününce gitmeyeceksin çünkü.
Ben mesela bazen düşünüyorum.
Diyorum ki ama evde de çok işim var ya.
Bugün eksem mi diyorum?
No. 2 dakikada koşarak çıkıyorum.
Düşünmeyin arkadaşlar. Bakın Tivella'nın yaptığı ritüel şu aslında.
Hani her gün 2 saat...
Antrenman yapmak değil onun o ritüeli.
Sabah uyanıyor hızlı bir şekilde evden çıkıp bir taksi çeviriyor ve gideceği yeri söylüyor.
Zaten o taksiye bindiği an iş bitmiş oluyor.
Ritüel tamamlanmış oluyor. Ben de bunu uyguluyorum arkadaşlar.
Sabah böyle koşarak evden çıkıyorum.
Yoksa çıkamayacağım biliyorum oyalanırsam.
Bahaneler uyduracağım bilmem ne ritüeli bozacağım.
Yani hedefiniz mesela 5 kilometre koşmaksa önce hızlıca o koşu ayakkabınızı giyin ya.
Hedefiniz bu olsun. Koşu ayakkabımı giyip çıktım.
Hedef bir bitti. Otomatik pilot da bu olsun arkadaşlar.
Alışkanlığınızı en kolay versiyonuna 2 dakikalık adım seviyesine çekin.
Bunu demek istiyor. Bunu her gün tekrar edin.
Her gün spora gideceğim değil de her gün bu ayakkabımı giyip aşağı ineceğim.
Aşağı inip beklemeyin ama.
Merve öyle demişti.
Her gün ayakkabımızı giyiyoruz.
Aşağıda bekleyip eve dönüyoruz.
Şimdi arkadaşlar buradaki olay şu.
Beynimize o başlangıç sürtünmesi denen olay var ya oradan kurtarıyoruz.
Bakın mesela kitap okuyacağım değil.
Ben her gün bir sayfa okuyacağım.
Gerçekten de bir sayfa okuyun.
Burada olay beynimizi hacklemek falan değil.
Bir sayfa okuyun zaten devamı gelecek onun.
Bu iki dakikalık ritüel şöyle bir şey.
Devasa bir otoyola girdiğinizi hayal edin.
Hani hızlandığınız o küçük giriş rampası bu.
2 dakikalık ritüel. Yani sen sadece o rampaya çıkmaya odaklanıyorsun.
Bu 2 dakika ritüeliyle.
Aslında çok önemli. Ay çok konuştum çenem tutuldu.
Sevda çenen tutulsun ama röportajımı bölüyorsun.
Geyik yapmasam olmuyor.
Bu arada arkadaşlar Instagram'da kanalı açtım ve müthiş geyikler dönüyor.
Beklerim. Kısaca böyle atomik alışkanlıklar ve unutmadan James Clear diyor ki etrafınızda sizde olmasını istediğiniz alışkanlıklara sahip olan insanlar olsun.
Onlarla çevreleyin etrafınızı diyor.
Çünkü birlikte yükseleceksiniz diyor.
Yani beni dinlemeye devam edin.
Ortamınızın kurbanı olmak zorunda değilsiniz.
Mimarı da olabilirsiniz. Son olarak iyi alışkanlıklarınızın bedeli şu anda ödeniyor.
Mesela bir sınava hazırlanıyorsunuzdur ve işte herkes gezip tozarken şu güzel yaz gününde.
Siz diyorsunuz ki belki ya ben evde hapis hayatı yaşıyorum.
Ama sonra alacaksın onun meyvesini.
Ya da haftanın iki günü spora gidiyorum.
Ne olacak? Nasıl bir değişim beni bekliyor?
İşte acı çekiyorum sporda diye düşünüyorsun ama sonra göreceksin onun katkısını sana.
Ve fakat unutmadan kötü alışkanlıkların bedeli de gelecekte seni bekliyor olacak.
Yavaş yürü ama asla geriye gitme.
Kimliğin taşa kazınmadı.
Her an bir seçme şansın var ve değiştirme şansın var.
Bu bölüm dilerim sana bunu hatırlatmıştır.
Ve dilerim kendimizin en iyi versiyonu olmayı başarabiliriz.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Kartdor Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Kartdor hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
