
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Merhabalar Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz ben Merve peki siz kimsiniz demek istiyorum ve niçin bu dünyadasınız diye sormak istiyorum neden bu zor soruları sordum evet bunlar zor
sorular belki Cevap vermesi çok kolay ama derin düşündüğünüz zaman bunlar çok zor sorular.
Şimdi ben neden bu konuyu seçtim?
Çünkü bugün kendini bilmek üzerine konuşmak istiyorum.
Peki ben bu konuyu neden ve nasıl seçtim?
Bundan da bahsetmek istiyorum ki zihin yolculuğunda ben haritaya bakarken siz de yan koltukta bana eşlik edebilin istiyorum.
Şöyle oldu. Geçenlerde Matrix filmini yıllar sonra tekrar izleyeyim dedim.
Ve bir sahne beni...
adeta böyle çarptı diyebilirim zaten Matrix filmi bence gelmiş geçmiş en iyi en derin ve en kült filmlerden böyle idelerle dolu filmleri seviyorum bu filmde Neo'nun Hazreti
İsa olduğunu Morpheus'un da Hazreti İsa'nın gelişimine öncülük eden vaftizci Yahya olduğunu ve Trinity'nin de aslında üçleme anlamına geldiğini neydi üçleme baba oğul kutsal
ruh yani teslis inancı olduğunu düşünerek izlediğiniz zaman Film zaten bambaşka bir yöne evriliyor diyebilirim.
Şimdi beni etkileyen sahne şuydu.
Yani bu podcast'ı çekme sebeplerinden birisi.
Hatırlıyor musunuz? Morpheus, Neo'nun seçilmiş kişi olup olmadığını öğrenmesi için onu alıp bir kahin kadına götürüyordu.
İşte o sahnede...
Neo bir eve gidiyor.
İşte bir mutfağa giriyor.
Kahin kadın da onu orada bekliyor o sırada.
Kahin Neo'nun seçilmiş kişi olup olmadığını söylemek için orada aslında.
Yani Neo'nun merak ettiği şey de bu.
Bunu öğrenmek için oraya gidiyor.
Ve kahin kadın Neo'ya mutfak kapısının üzerindeki bir çerçevelenmiş bir panoyu gösteriyor.
Burada bu kapının üzerindeki bu tabloda şu yazıyor.
Temet Noce. Yani...
Kendini bil yazıyor.
Sonra kahin bunun anlamını açıklıyor.
Diyor ki kendini bilmek aşık olmak gibidir Neo diyor.
Kimse sana aşık olduğunu söylemez.
Ancak... Bunu sadece sen bilebilirsin diyor.
Ve sonunda da şu vurucu sözü söylüyor.
Sana ne söyleyeceğimi sen zaten biliyorsun diyor.
İşte benim bu podcast'ı çekme sebebim bu.
Yani bu podcast'ın özü bu söz olacak.
Sana ne söyleyeceğimi zaten biliyorsun.
Neyse daha sonra Neo o kapının eşiğinden tam bir cevap alamadan çıkıp gidiyor.
Bu arada kapı eşiği de aydınlanmanın eşiği gibi düşünebilirsiniz.
Çünkü eşiği geçmek diye bir tabir vardır hatırlayın.
Kapı eşiği aslında...
bir dünyadan yerine geçiş demektir sembolik olarak yani kapıdan çıkarsınız da girersiniz de bunun bir imgesel karşılığı vardır neyse konuşmamıza dönelim ne demiştik ahin kadın sana ne
söyleyeceğimi zaten sen biliyorsun bugün bu konu üzerine konuşalım kendinizi yeterince tanıyor musunuz güçlü ve zayıf yönlerinizi biliyor musunuz aslında bu soru yani 2600 yıl önce de konuşuluyordu mesela Thales
'e soruyorlar zor olan nedir diyorlar o da diyor ki kendini bilmektir diyor 2600 yıl önce de bu konuşuluyordu şu anda da aynı şey kendini bilmek bu kadar önemli bir mevzu mesela az önce bir arkadaşımla konuştum kendisi çok iyi bir
bankada gayet iyi bir kariyeri varken bir anda kapıyı çarkıp çıkmış istifa etmiş ve o işe girmek için baya böyle bir emek vermişti ne yapacaksın dedim bundan sonra bilmiyorum dedi Bilmiyorum ne istediğimi bilmiyorum
kendimi bilmiyorum dedi.
Bu podcast'ı biraz daha senin için çekiyorum arkadaşım.
Burada hemen bir örnek vermek istiyorum.
Alice Harikalar diğerinde kitabını biliyorsunuz.
Aslında bu bir çocuk kitabı değil ama herkes öyle zannediyor.
Bir matematik profesörü ve aynı zamanda bir rahip olan yazar Lewis Carroll.
Aslında bu takma adı bu dönemin İngiltere'sini eleştirmek için takma adıyla yazdı bu takma isimle.
İşte bu kitabın başını hatırlıyor musunuz?
Alice aşağı düşüyordu ve bir tavşanla karşılaşıyordu.
Ve tavşana diyordu ki hangi yoldan gideyim diyordu tavşana.
Tavşan da bugüne kadar duyduğum en iyi cevaplardan birisi bu.
Nereye gideceğini bilmiyorsan hangi yoldan gittiğinin hiçbir önemi yok.
Aslında nereye gideceğini bilmemizden daha önemlisi kim olduğumuzu bilmemiz.
Yani kim olduğumuzu bilirseniz yeterince kendinizi tanırsanız gideceğiniz yer değiştiğinde ortalıkta kalmazsınız.
Bu antik Yunan meclisesi aslında Delfi'deki Apollon tapınağının girişinde altın harflerle yazarmış.
Nosce de ipsun.
Yine kendini bil demek bu kadar önemli.
Ya da işte bu topraklardan örnek ver Merve diyorsanız.
Yunus Emre'nin sözünü hatırlayın.
Ne diyordu? Sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır.
Ne kadar güzel bir söz. Yani kendi değerinizin ne olduğunu ve kendinize biçeceğiniz edelin ne olduğunu sadece ve sadece siz bilebilirsiniz.
Yani biri size eleştiri yaptığı zaman ya da hakaret ettiği zaman onun karşısında vereceğiniz tepki de yine kendinizi bilmekle alakalı.
Hani geçen storyde bir söz paylaşmıştım Seneca'ya ait bir söz.
Diyordu ya eleştiri ya da hakaret karşısında etkilenen ya da işte sarsılan kişi ya özgüvenden yoksundur ya da kendisini küçük düşürmeye çalışan ruhtan daha acizdir.
Bu da kendini bilmekle alakalı.
Eğer içinizde en ufak bir şüphe kırıntısı duyuyorsanız bu da zaten sizin o olduğunuz anlamına gelir.
Yine kendi içinizden biliyorsunuz değil mi?
Hani diyordu ya senin ne olduğunu sadece sen bilebilirsin.
Bu işte anlatmaya çalışacağım mevzu bu.
Çok derin bir mevzu valla. Nerelere gider bilmiyorum.
Yine bilinç akışı böyle konuşuyorum bık bık.
Şimdi böyle biraz hayatın içinden örnekler vermek istiyorum.
Mesela Elvis Presley'den bahsedebilirim.
Elvis Presley ne yapmıştı?
Arkadaşları diyorlardı ki sen şarkıcı falan olma ya.
Git kamyon şoförü ol dediler.
Adam rock'ın rolün kralı oldu Elvis Presley.
Neden oldu? Bırakabilirdi o anda.
Lanet olsun deyip çıkıp gidebilirdi yani.
Başkalarının aklıyla hareket edebilirdi.
Etmedi çünkü kendi özünü biliyordu.
Böyle düşünüyorum ben.
Ya da işte Freddie Mercury annesine şunu demişti hatırlıyor musunuz?
Anne ben star olmayacağım dedi.
Ben efsane olacağım dedi.
Oldu mu? Oldu. Ben kendisine bayılırım bu arada.
Başka kim var aklıma gelen?
Picasso mesela podcast'ta bahsetmiştim.
Picasso ile annesinin diyaloğunu hatırlıyorsunuz.
Ne diyor annesi? Hani ressam mı olacaksın gibi bir şey söylüyor.
O da diyor ki anne ben ressam olmayacağım.
Ben Picasso olacağım dedi.
Oldu mu? Oldu. Dünya'ya damgasını vurdu mu?
Vurdu. Adam içini biliyor işte.
Bu çok önemli arkadaşlar.
Ya da işte bir film geldi aklıma.
Will Smith'in filmi vardı.
Umudunu kaybetme diye. O adamın o çabasını hatırlıyor musunuz?
Gözlerimde artık toksik madde falan kalmamıştı ağlamaktan.
Peki o adam o mücadeleleri niye verdi?
Çünkü özünü ve kendini tanıdığı için.
Biliyordu yani. Bir gün bir yerlere gelebileceğini biliyordu.
Bu arada gerçek bir hikayedir.
İzlerseniz. Ya da Nietzsche ile Wagner örneği verebilirim.
Wagner biliyorsunuz müzik dünyasının dahisi kabul edilen adamlardan birisi.
Nietzsche ile de ilk başta böyle kankeytolardı.
Sonradan bozuldu araları.
Nietzsche işte bir ara beste yapmaya falan çalıştı bir şeyler yapmaya çalıştı ama Wagner dönüp dedi ki kardeş sen işine baksana sen ne müzikle uğraşıyorsun gibi bir şey söylüyor.
Nietzsche de bana ne ya deyip küsüp gidiyor tabii ki gerçek sebebi bu değil ama tabii bir sürü detayları var daha bu işin ama yani içten içe belki de biliyordu başarısız bir besteci olduğunu iyi ki de beste falan yapmamış kitap yazmış yani
diye düşünüyorum. Ya da Walt Disney'i hatırlayın.
Walt Disney gazetedeki işinden kovuldu ve ona dönüp şunu dediler.
Sen hayal gücünden yoksunsun.
Defol git buradan dediler Walt Disney'e.
Ne yaptı adam? Koskoca Walt Disney oldu.
Yani burada şunu demek istiyorum.
Birine inanacaksanız eğer kendiniz olun ya bu inandığınız kişi kendiniz olun.
Çünkü kimse sizi sizden daha iyi tanıyamaz.
Bu da gerçek kimliğinizi ve gerçek amacınızı bulduktan sonra olacak bir şey.
Ya da felsefeden bir örnek verelim, Soren Kierkegaard'ın dediği gibi ne diyordu?
En önemlisi benim için doğru olanı yapmak, yani onun uğruna yaşamak, doğru uğruna yaşamak ve ölmek için gönüllü olacağım düşünceyi bulmak.
Bu işte ya, anlatmaya çalıştığım şey bu.
Herkes tarafından kabul göreni, sözde nesnel olanı kabul edeceksem, bütün bunların ne anlamı var diyordu ya, ne anlamı kalır diyordu Kierkegaard.
Yani kişi herhangi bir şeyi bilmeden önce...
kendisini bilmeyi öğrenmelidir insan ancak kendini malen anladığında yolun ilerisini görür ve hayatın anlamı bu şekilde kazanılır diyordu kirkegard peki kendinize hiç şu soruyu
soruyor musunuz ben neden varım ben neden bu dünyadayım Yani ben niye yaratıldım ya?
Benim yaratılış sebebim ne diye sorduğunuz oluyor mu?
Ben kendime çok sıklıkla bu soruyu sorarım.
Ama geçenlerde Epictetus'un bir kitabı var.
Kendisinin efendisi olmayan hiç kimsenin efendisi değildir.
Yani yaklaşık 2000 yıllık bir felsefi öğreti diyebilirim Epictetus'un bu söylemleri.
Şimdi Epictetus'un bir sözü vardı o kitapta beni çok etkilemişti.
Diyordu ki zira sen seçtiğin bir zamanda da doğmadın zaten.
Dünyanın sana ihtiyacı olduğu bir zamanda doğdum diyordu.
Bunu hiç düşünmemiştim.
Böyle bir anda ayrınlandı kafam.
Aa dedim neden olmasın ya?
Ve daha sonra da şöyle bir şey söylüyordu.
Nereye gittiğini bilen insana dünya yol verir diyordu.
Yani siz yeter ki yönünüzü, istikametinizi belirleyin bu hayatta.
Hatta yine kitapta çok güzel bir diyalog vardı.
Bir dinleyicisiyle Epiktetos'un arasında geçen.
Orada aslında kendini bilmek üzerine çok değerli kıymetli öğütler veriyordu Epictetus.
Diyordu ki kim olduğunu bilmeyen, ne içinde olduğunu bilmeyen, işte bu dünyanın nasıl bir yer olduğunu bilmeyen, anlamayan ve bu sebepten dolayı da ne işe yaradığını bilmeyen bir insan.
Hatta bu hayatta işte iyiyle kötüyü birbirinden ayıramayan, güzellikle çirkinliği ayıramayan, doğruyla yanlış ayırt edemeyen, bilemeyen bir insan.
Böyle bir insan hiçbir zaman ne arzularını, ne içgüdülerini ya da tiksindiği şeyleri bile şekillendirirken böyle bir insan mantığını kullanamaz kardeşim diyor.
Çünkü aslında yani hiçbir şey bilmezken tek kelimeyle kör ve sağırdır bu insan.
Kör ve sağırdır bu hayatta.
Ama bu şaşırtıcı bir şey midir diyor.
Hayır insanlık başladığından beri Zaten bütün hataların sebebi de bu cehalettir diyor.
Yani kendine olan cehaletin kendini bilmemen işte bunlara sebep oluyor diyor.
Ve kitabın en sevdiğim sözü şuydu.
Kendi değerinin ne olduğunu kendine ne değer biçeceğini yine sen kendin bilirsin.
Ben de diyorum ki kişinin kendi bar kodunu kendi basıp yine kendi kendisinin okunması yani kişinin bar kodunu kendisinin okuması diyorum bunun için.
Peki bu kadar konuştum.
Bunun için bir çözüm önerin var mı diyorsanız eğer tabii ki de var.
Kendini tanıma, öz farkındalık ve öz bilinç için kendi kendimize sorabileceğimiz bir takım sorular tespit ettim sizler için.
Şimdi öncelikle en sevdiğim sorulardan biriyle başlamak istiyorum.
Nasıl bir çocukluğunuz oldu?
Yani bu çocukluğuna inelim muhabbeti var ya gerçekten doğru bence.
Yani şunu demek istiyorum.
Kendi kararlarınızı alırken özgür müydünüz yoksa sizin yerinize anneniz babanız mı karar verdi?
Buna üniversite seçimleri de dahil tabii ki.
Baskıcı bir ebeveyn var mıydı evin içinde?
Hiç pasifize edildiniz mi?
Vesaire vesaire bu soruları çoğaltabilirim.
Hatta bunu bir arkadaşımla da konuştuk.
Dedim ki sence kendini tanıma yolculuğunda neden çocukluğumuza iniyoruz?
Yani sence bunun önemi ne diye sordum.
O da bana çok güzel bir cevap verdi.
Dedi ki Merve ben küçüklüğümden beri şöyle yetiştirildim.
Her zaman kendimi tanımama...
izin verdiler bana çok müdahale etmediler baskı kurmadılar o yüzden beni serbest bıraktıkları için ben de kendi yönümü kendim tayin edebildim dedi bu çok doğru bir şey hemen burada size çok çarpıcı bir örnek vereceğim duymuş
olduğum çok çarpıcı bir örnek bir arkadaşım anlatmıştı çocuğu annesine şu soruyu sormuş anne Sence ben acıkmış mıyımdır?
Bakın acıkmış mıyımdır diye annesine soran bir çocuk.
Bence çok çarpıcı bir örnek.
Bir de burada şu soruyu yöneltmemiz gerekiyormuş kendimize.
Çocukluğunuzda sizi ne mutlu ediyordu?
Bu soruyu biraz açalım.
Mesela kendimi düşündüğüm zaman çocukluğumda çok fazla oyuncak vesaire hani böyle meta.
olan şeyler beni mutlu etmiyordu çocukken daha çok böyle annemin başını okşaması vesaire böyle duygusal dokunsal şeyler beni daha çok mutlu ediyordu ki hala öyleyim yani bana maddiyat mı maneviyat
mı diye sorarsanız büyük ihtimalle maneviyatı seçeceğimi söyleyebilirim size Başka bir soru da küçükken ne olmak istiyordunuz?
Yani bu gerçekten çok önemli bir soru.
Çünkü şu anki yaşadığım hayata bakıyorum evet çok paralel gidiyormuş.
Küçükken de ben işte diyordum ki anne haber spikeri olmak istiyorum.
İşte Gülgün Feyman'ı falan izliyordum.
Böyle takıntılarım vardı. Sonra işte fotoğrafçı olmak istedim.
Ondan sonra dedim ben akademisyen olacağım, profesör olacağım falan filan diyordum.
Yani hepsi böyle paralel giden şeyler.
Hiçbiri böyle hayatımda değişmedi.
Hiçbiri farklı bir yöne evrilmedi.
Zaten küçüklüğümden ben kendimi tanımaya başlamışım diye düşünüyorum.
Aslında burada şunu görebiliyorsunuz net bir şekilde.
Geçmişinizin gelecekteki benliğinizi nasıl şekillendirdiğini anlatmaya çalışıyorum size.
Yani çocukluğunuza dönün derken bunu kastediyorum.
Bir başka sevdiğim soru değer yargılarınız nelerdir?
Yani herkes tarafından kabul edilen değer yargıları işte maddi, manevi, dini, ahlaki her şey olabilir.
Mevki olabilir, statü olabilir.
Yani hangisinin sizin terazinizde daha baskın çıktığı aslında sizin ne olduğunuzu da gösteriyor bir yandan.
Yani değer yargılarınızın terazisine baktığınız zaman onu görebiliyorsunuz.
Burada bir örnek vereyim.
Mesela para için. Eğilir misiniz?
Boynunuzu eğer misiniz para için?
Ya da yapmayacağınız bir şey yapar mısınız?
Önemli bir şey ya da işte değerinizi belirleyen şey rütbeniz mi mesleğiniz mi makamınız mı işte öyle birbirinden pahalı kıyafetleriniz mi çantalarınız mı ne bileyim o lüksleriniz mi ya da işte
sağlam karakteriniz mi bu çok önemli.
Sizin değer yargılarınız neler bunu hiç düşündünüz mü böyle oturup mesela dünya yıkılsa yapmam dediğiniz ne var hani ne mümkün ya ben bunu asla yapmam dediğiniz bir şey var mı işte o sizin değer yargılarınızı gösteren
bir şey aslında. Bir başka soru.
Hangi yeteneklere sahip olduğunuzu biliyor musunuz?
Bunu çoğu insan bilmiyor.
Bunu hala keşfedememiş insanlar var.
İşte o yüzden ilk başta dedim ya çocukluğumuza dönün.
Hani sizi de mutlu ediyordu vesaire.
Orada belki bir şeyler bulabilirsiniz.
Ha bulamadınız mı? O zaman çevrenizden destek alabilirsiniz.
Sorabilirsiniz. Arkadaşların sizi hangi yönde takdir eder genelde?
Ya sen şu işte iyisin.
Yani mutlaka böyle bir şey vardır.
Bunu sorup öğrenebilirsiniz.
Ya Merve ben bulamadım kahretsin diyorsanız başka bir öneri var.
Şöyle bir şey yapabilir misiniz?
Mesela yapmaktan hoşlandığınız şeyleri listeleyebilirsiniz bir kağıt kalem alıp.
Ama bunu yaparken lütfen hiç kimsenin değer yargılarını aldırmayın.
Ne annenizin ne babanızın ne etrafınızın sadece kendinizin ve kendinizi yargılamadan yapın bunu.
Yani saçma sapan şeyleri bile yazın anlatabiliyor muyum?
Ve burada bir soru daha var çok hoşuma giden.
Başkası sizden istemese bile sizin severek yapacağınız bir şey var mıdır?
Hatta başka bir podcast'ta bahsetmiştim.
Hatırlamıyorum hangisi. Eve geldiniz çok yorgunsunuz.
Yani böyle parmağınızı oynatacak haliniz yok.
Ama öyle bir şey var ki o evin içinde ya da dışarıda her neredeyse.
Diyorsunuz ki o anda ya bedava bile olsa yaparım ya.
Hiç önemli değil. Yani severek yaptığınız bir şeyler mutlaka vardır.
Bunu bir düşünün. Yani esas soru şu.
Neleri yaparken zamanınızı kaybediyorsunuz?
Yani mesleğinizi yaparken zaman duruyor mu?
Zamanı unutuyor musunuz? Eğer unutmuyorsanız böyle saatler geçmiyorsa kendinizi böyle boğup intihar etmek falan istiyorsanız zaten doğru yerde değilsiniz o meslek size ait değil.
Ben mesela işimi yaparken gerçekten zaman duruyor ve inanın ki para almayı unuttuğum zamanlar oluyor yani bana hatırlatıyorlar Merve Hanım paranızı almadınız falan diyorum ki aa ben parayla yapıyordum değil mi falan oluyorum yani o
yüzden diyorum ki tamam okey doğru yerdesin diyorum mesela.
ya da bu soruyu böyle daha eğlenceli bir hale getirmek istiyorum mesela size bir yerden para vurdu tamam mı büyük annenizden miras kalmış falan mısırda böyle neyse diyorlar ki size kardeşim
hayatınız boyunca çalışmak zorunda değilsiniz size sonsuz bir para vaat ediyorum diyorlar tamam mı keşke böyle bir şey olsa Alaaddin'in cini falan neyse sizin para sorunuz yok siz bu durumda Ne
işle meşgul olurdunuz?
Ne yapardınız? Bunu bir sorun kendinize.
Bence bu aşırı doğru bir soru.
Çünkü buna vereceğiniz cevap gerçekten çok şaşıracaksınız.
Ben şu işi yapardım dediğiniz şey neyse işte aslında yaklaştınız kendinizi tanımaya.
Bir başka sorum şu size.
Mesela hepimiz işte YouTube izliyoruz, Instagram vs.
ya da işte kitaplar okuyoruz.
Bir şeyler yapıyoruz ya da işte normal hiçbir şey yapmıyorsak birileriyle görüşüyoruz.
Bir sosyal hayatımız var. Bu hayatın içerisinde sizi en çok etkileyen hayatınız boyunca soruyorum insanları bir düşünmenizi istiyorum işte atıyorum bir Ayşe teyze vardır komşunuz onu düşünün tamam mı
deyin ki ben ona hayrandım ya peki o Ayşe teyzenin neyine hayrandınız ya da youtube'unuza girin bakın nelere abone olmuşsunuz neleri takip ediyorsunuz genelde ne izliyorsunuz hep diyorum ya ne izliyorsanız ona dönüşüyorsunuz
falan diye yani sizin mentorlarınız kimler ya da atıyorum işte ben şunun kitaplarını okuyorum mesela aslında o izlediğiniz şeyler ya da okuduğunuz şeyler Ya da işte Ayşe teyze.
Sizin belki bilinç altınızda diyeyim.
Yani olmak istediğiniz kişiye çok yakın bir kişilik.
Anlatabiliyor muyum? Ben mesela bu soruyla karşılaşınca hemen böyle koşarak YouTube'umu açtım.
Ben kimleri takip ediyorum. Hemen kütüphaneme koştum falan.
Yani karşılaştığım manzara şuydu.
Genelde akademisyenleri takip ediyorum.
İşte bana bilgi verebilecek doğru düzgün insanları.
Profesörleri takip ediyorum.
Halil İnalcık, Oktay Sinanoğlu, Celal Şengör, Ulus Baker.
Ne bileyim işte İlber Ortaylı, Doğan Cüceloğlu, Nevzat Kaya.
Bunlar işte ilk aklıma gelenler.
Onun dışında dünyaca ünlü fotoğrafçıları falan takip ediyorum ama şunu da söylemek istiyorum.
Hani YouTube size bir şeyler öneriyor ya şunu da izleyin bunu da izleyin.
Aslında o da sizin hani hayatta kendinizi tanımanız yolunda önemli bir detay diye düşünüyorum.
Evet bu bir algoritma bu bir sistem ama sizi çok iyi tanıyan bir sistem YouTube.
Sizin önünüze ne koyuyorsa işte daha önce yaptıklarınıza baktıklarınıza göre koyuyor.
Oradan da yola çıkabilirsiniz diye düşünüyorum.
Bir başka mevzu şu siz hiç yalnız başınıza takılıyor musunuz?
Yani işte yalnız başına sinemaya gider misiniz?
Tiyatroya gider misiniz? Herhangi bir sergiye bir etkinliğe ya da bir yere gidip kafeye ya en basiti.
Böyle insanlar varmış ben çok şaşırdım.
Yani yalnız başına kafede oturamıyor mesela tedirgin oluyor falan.
Aman tanrım inanamıyorum böyle insanlar olduğunu duydum.
İnanamadım çünkü ben aşırı severim bunu.
Kendi başıma giderim kafede otururum kitabımı açarım okurum bir şeylerle uğraşırım falan.
Çok mutlu olurum yani giderim yemek ısmarlarım kendime.
Yalnız takılmayı da çok seviyorum.
Arkadaşlarımı da çok seviyorum.
Bu da önemli bir detaymış.
Neden? Çünkü bu sizin bireysel mi yoksa başkalarına muhtaç olup olmadığınız anlamına geliyor.
Yani bireysel kalıp kendi kendinize fikirlerinizi, düşüncelerinizi bir süzgeçten geçirebiliyor musunuz?
Yalnız kaldığınız zaman daralıyor musunuz?
Bunalıyor musunuz? Kendi kendinize yetebiliyor musunuz?
Yani bunu aslında söylemeye çalışıyorum.
Aslında bu sizin böyle kalabalıkların sesine çok fazla kulak açıp açmadığınızı gösteriyor bence yani çünkü sürü psikolojisine sahip olan insanlar genellikle böyle diyorum ya kalabalıklarla takılmak isterler kendi
başlarına kendi seslerini duymak istemeyen insanlar bunlar.
Gelelim bir başka soruya o da şu sizin geleceğe dair bir planınız var mı yani bir yaşam vizyonunuz nedir vizyon işte gelecekle ilgili ne istediğinizi nerede olmak istediğinizi hedeflerinizi
belirleyen şeydir vizyonunuz yani sizin bir yaşam vizyonunuz var mı bir misyonunuz var mı bu çok önemli bir soru yoksa siz böyle aman bugün de doldurduk ya şu günde bitsin akşam olsa da yatsak kafasında
mısınız yani yoksa o gününüzü planlıyor musunuz ya da işte ben bu sene bunları Bunları yapacağım ya da işte gelecek 10 sene sonra şunu yapacağım.
10 sene içerisinde böyle bir insana dönüşeceğim falan diyor musunuz?
Biliyorum çok uç belki bu söylediklerim ama hayat dediğiniz şey böyle göz açıp kafa inince kadar geçip giden bir şey yani.
Sonra ileri de dönüp baktığınız zaman şöyle bir arkanıza koskoca bir enkazla karşılaşma ihtimaliniz var.
O yüzden bana mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin diyen Nazım Hikmet gibi size sormak istiyorum.
Bana geleceğinizin net resmini çizebilir misiniz?
diye soruyorum sizlere Bir başka durum şu ki yani ilginizi çeken şeyleri biliyor musunuz?
Mesela işte ilgi alanlarınız neler?
Ona işte hadi onu geçtim çok böyle kendinize dair parmak izi gibi böyle.
Belirli özelliklerinizi biliyor musunuz?
Atıyorum mesela ben bir parfüm almaya gittiğim zaman diyorum ki içinde Yasemin olsun, Beyaz Zambak olsun, şu olsun, bu olsun, mask olsun.
Ama işte şeker olması falan diye tarif edebiliyorum.
Bunu edebiliyor musunuz?
Ya da işte kahvenizi tarif edebiliyor musunuz?
Bu da sizin bir özelliğiniz çünkü.
Nasıl içtiğinizi en iyi siz biliyorsunuz.
Bunları bir de bilmeyen insanlar var.
Mesela fark etmez diyen bir insan grubu var.
Her şey fark etmez diyor. Sen ne alırsan ben de ondan alayım.
Niye kardeşim ya? Senin sevdiğin bir yemek yok mu?
Yani ya da senin sevdiğin bir kahve yok mu?
Anlatabiliyorum değil mi? Anlıyorsunuzdur beni.
Burada hemen aklıma bir şey geldi.
Bir kitap okumuştum. Tuğba Doğan'ın Nefaset Lokantası.
Bu yeni nesil yazarlardan galiba.
Beğenmiştim bu kitabı. Orada şöyle bir şey vardı böyle baş karakter diyordu ki böyle çok pasifize olmuş bir karakterdi o ve şey diyordu böyle kendi kendine hayaller kuruyordu diyordu ki karakterin adını hatırlamıyorum işte benim
için diyecekler ki çayı şöyle içer çayı iki şekerli içer.
O şuna kızar, buna çok sinirlenir.
O kahvesini böyle alır.
Anlatabiliyor muyum? Böyle bir detay veriyordu kendiyle ilgili.
Bana o çok çarpıcı gelmişti mesela.
Hani başkaları tarafından da böyle tanımlanmak istiyor.
Anlatabiliyor muyum? Kendini o kadar tanımıyor ki.
Böyle bir karakterden bahsediyordu Tuğba Doğan.
O kısmı çok beğenmiştim ve çarpıcı bulmuştum.
Yani bunlar önemli şeyler arkadaşlar.
Düşünsenize biriyle buluşmaya gidiyorsunuz.
İlk buluşmanız. Bir şeyler yiyip içeceksiniz.
Size soruyor ne yersin ne içersin.
Sen ne alırsan ondan alırım.
Fark etmez tamam okey.
Tamam okey oraya gidelim.
Fark etmez benim için tamam.
Yani bu bence karşı tarafa sizin adınızı kötü gösterebilir size anlatabiliyor muyum?
Ya der ki kendi kendine bunun da kendine dair hiçbir fikri yok herhalde.
Kişisel bir zevki yok, kişisel bir beğenisi yok.
Ne bileyim hani onu diğerlerinden ayırt edebilecek bir şey yok.
Yani bu bile bence böyle bir izlenim bırakabilir diye düşünüyorum.
Sizler neler düşünüyorsunuz bilmiyorum.
Yazabilirsiniz bana bu arada. Yani bu olay bu.
Bunun dışında mesela ne öğrenmeyi seversiniz?
Atıyorum bir kitap mı alacaksınız?
Hangi konuda aldığınıza dikkat edin.
Konu seçimlerinize bakın.
O da sizi tanıtır mesela. Atıyorum çok fazla aşk kitabı okuyorsunuzdur.
Romantik kitaplar vs.
Ya da çok fazla kuramsal bir şeyler mi okuyorsunuz?
Bunlara da bir bakın. Bunları bir mercek altına alın.
Hangi tür filmler izliyorsunuz?
Ya da daha önemli bir şey şu mesela.
Bir ortama girdiniz. Bir sürü insan var.
Siz ne hakkında konuşmayı seviyorsunuz?
Bu da sizi gösteren bir detay.
Yok Merve hala yetmedi diyorsanız.
Daha da söyle diyorsanız. Son olarak şunu söyleyebilirim.
Şöyle bir düşünün. Önceki başarılarınıza bir göz atın.
Sizin ne yaptığınız zaman takdir ettiler.
Ya da işte şunu dediler.
Çok iyi iş çıkarmışsın.
Ya da sen şurada çok iyisin ya.
Dedikleri bir şey var mı?
Bunu da düşünebilirsiniz. Bir de şu var.
Zayıf yönlerinizi tanıyor musunuz?
Güçlü yönlerinizi tanıyor musunuz?
Mesela zayıf yönünüz ne?
Atıyorum ben mesela mükemmellikçi olduğunu söylemiştim bunu aşmaya çalışıyorum Çok risk alır mısınız hayatınızda?
Her şeyi eleştiren bir tip misiniz?
Ondan sonra başkalarına çok fazla yardımcı olur musunuz?
Böyle kendinizden feragat edecek kadar.
Ondan sonra nelerle vakit öldürüyorsunuz?
Yani vakit öldürme huyunuz var mı?
Sabırsızlığınız var mı? Bunlar kötü özellikler, zayıf özellikler.
Detaylara çok takılır mısınız?
Bunları bir düşünün. Ya da şunu düşünün.
Hani dedim ya az önce.
Önceki başarılarınızı tanımlayın.
Şunu da yapabilirsiniz.
Ben... Nerelerde başarısız oldum hayatım boyunca?
Nerelerde başarısız oldum ve nerelerde hayal kırıklıklarına uğradım?
Hangi alanlarda bunu yaşadım?
Ve en önemli soru da şu bütün bunların sebebi neydi?
Hani bu kadar hayal kırıklığı yaşadım ama sebebi neydi?
Şimdi podcast'imi sonlandırırken diyeceksiniz ki Merve sen bunları yapıyor musun?
Ben de size diyeceğim ki bayılıyorum psikolog gibi konuşup hasta gibi davranmaya.
Elbette hepimizin eksiklikleri var.
Ben de böyle kendimi müthiş tanımlıyorum falan demiyorum.
Sadece işte ben kendi bildiğim kadarıyla size anlatmaya çalıştım.
Psikolog değilim vesaire değilim.
Sadece bu konulara ilgisi olan biriyim.
Yani şu an arkadaşım olsaydınız karşımda otursaydınız eğer yine bunları konuşuyor olacaktık diye düşünüyorum.
Samimiyetime inandığınıza inanıyorum.
Peki derseniz ki ya Merve biz kendimizi bilmezsek ne olacak ki yani falan diyorsanız eğer.
Benim zannımca şu olacak.
Yani 70-80 yaşınıza geldiğiniz zaman şöyle bir hayatınıza dönüp bakacaksınız.
Hani diyorlar ya film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti.
Aynı öyle bir film şeridi geçecek ama içinde hiçbir zaman siz olmayacaksınız.
Kendinizi tanımamış olduğunuz için kendi kendinize vermediğiniz fırsatlara böyle ah edip vah edeceksiniz.
Ama çok geç kalmış olacaksınız diye düşünüyorum ben.
Ya da bir üniversiteye gideceksiniz.
İstemediğiniz bölümü okuyacaksınız.
Ya da bir işiniz olacak.
Nefret ettiğiniz bir iş olacak.
Hatta Fight Club'da Tyler Durden diyordu ya Brad Pitt yani.
Nefret ettiğimiz işlerde çalışıp ihtiyacımız olmayan şeyler satın alıyoruz.
İşte olacağımız şey bu aslında.
Ya da aşk hayatımıza dönelim.
İşte bir kadını çok seveceksiniz ya da bir adamı çok seveceksiniz.
Ama bir süre sonra kendinizi tanımadığınız için onu da tanımadığınızı fark edeceksiniz.
Bir aydınlanma yaşayacaksınız ama bu aydınlanmayı eğer evliyken yaşarsanız duvara tozlayacaksınız ki bu çok acı bir şey.
Dönelim arkadaş çevrenize yine kendinizi tanımadığınız için saçma sapan arkadaşlar edineceksiniz.
Bunu şöyle tarif edebilirim.
Mesela küçükken edindiğiniz arkadaşlarınızla dostluğunuz devam ediyorsa şöyle bir bakın hala aynı mısınız?
Hala kafanız uyuşuyor mu?
Bunu bir düşünün derim. Eğer uyuşmuyorsa zaten siz kendinizi tanıma yoluna çıkmışsınız.
Ve sadece saygı duyduğunuz için bu insan hala hayatınızda duruyor olabilir.
Ben şunu düşünüyorum kendinizi tanıdıktan sonra edindiğiniz arkadaşların hayatınızda daha kalıcı bir yere sahip olduğunu ya da daha sizin için önemli bir hale geldiğini düşünüyorum.
Ve podcast'imi sonlandırırken madem felsefeyle başladım felsefeyle bitireyim.
Bu hafta böyle bir Seneca'ya sardım falan filan onunla ilgili bir şeyle bitireyim dedim.
Seneca diyor ki kimse sizin yıllarınızı geri koyamayacak.
Kimse size yıllarınızı geri vermeyecek.
Ömrünüz başladığı yoldan gidecek.
Ne kendi rotasını değiştirecek ne de dümeni tümüyle eline alacak.
Umarım hepimiz hayata geç kalmadan kendimizi tanırız ve bu yolda bir adım atarız diye düşünüyorum.
Ve umarım bu podcast sizin için faydalı olmuştur.
Beni takip etmek isteyen arkadaşlar için instagram hesabım Ortamlarda Satılacak Bilgi.
Merve ben de buradayım ve seni dinliyorum.
Hatta konu önerilerim var falan diyorsanız mesaj atabilirsiniz.
Şimdilik kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
