
Cambly hakkında detaylı bilgi almak ve kampanyadan faydalanmak için: cambly.biz/60konfor İndirim Kodu: 60konfor
* Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi * *Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir*
Transkript
Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün kendimize meydan okuma üzerine konuşalım istedim.
Böyle kendimizi hapsettiğimiz o güvenli kabuğu kırmayı yani konfor alanımızdan çıkışı konuşalım istedim.
Çok uzun zamandır beklenen bir konu bu.
Öncelikle konfor alanı nedir?
Buradan başlayalım. Şöyle ki test edilmediğimiz için kendimizi böyle oldukça rahat hissettiğimiz şeyler vardır ya.
Psikolojik bir durum bu zaten. Böyle stresimizden, acılarımızdan, korkularımızdan, endişelerimizden kaçarak o sığındığımız rahat alana, konfor alanı diyoruz.
Aslında etrafımıza ördüğümüz koca koca duvarlardan oluşan güvenli ama bir o kadar da tehlikeli olan sığınağımız burası.
Ve bu alanda böyle hep tanıdığımız, hep bildiğimiz, hep aynı şeyler var ama bize huzur veren şeyler böyle.
Çünkü sakin bir yer orası.
Değişim ve yenilik adına bir şey yok.
İşte yıllardır gittiğim aynı restoran.
Çünkü biliyorum yani orada başıma bir şey gelmeyecek ve aynı yemeği yiyeceğim.
Aynı keyfi alacağım.
Tavuklu mantarlı sote.
Ya da 450 kere izlediğim ve hala aynı keyfi aldığımı iddia ettiğim o filmler ya da diziler.
Aynı dostlarım, her sene gittiğim aynı tatil yeri, aynı yemek, aynı deniz, aynı müzik, her şey aynı.
Yani burası bizim daha önce denediğimiz ve böyle iyi bir sonuç aldığımız, hani başımıza bir şey gelmeyeceğini bildiğimiz şeyler vardır ya.
Orası konforlu olduğumuz alan.
Yani bana kendimi güvende ve rahat hissettiren alandan bahsediyorum.
Risksiz alan. Kısacası her gün aynısını kopyalayıp yapıştırdığımız hayatımız.
Yani aynı hayat. Bir balıksınız ve bir geminin içindeki akvaryum.
Okyanusu seyrediyormuşsunuz gibi düşünün.
Size her gün yem veren bir sahibiniz var.
Evet güvenli bir akvaryumunuz var.
Çok da rahatsınız. Çünkü siz yiyecek büyük balıklar yok.
Herhangi bir tehlike yok. Ve o akvaryumdan her gün o okyanusu seyrediyorsunuz.
Ama asla cesaretiniz yok o denize atlamaya.
Çünkü bilinmezlikten çok korkuyorsunuz.
Hani şey vardır ya Samet Behrengi'nin Küçük Kara Balık diye bir hikayesi.
Ben çok severim onu. Old Bad Goldler bilir.
Bir ırmakta yaşayan küçük kara bir balığın hikayesi.
Bütün baskılara, her şeye rağmen o ırmağı terk ederek, konfor alanından çıkarak yani denize ulaşma çabasını anlatır o küçük kara balığın.
Bu podcast o denize ulaşmak isteyen tüm küçük karabalıklara gelsin ve o zaman açılışımı da masalın en sevdiğim sözleriyle yapayım.
Ben bilmek istiyorum.
Hayat gerçekten bir avuç yerde durmadan dönüp durmak, sonra da yaşlanıp ölüp gitmek mi?
Yoksa bu dünyada başka türlü yaşamak da mümkün mü der küçük karabalık.
İşte konfor alanı dediğimiz yer o bir avuç küçük yerdir aslında.
Madem bir masalla açılış yaptım o zaman bir Hint masalıyla devam edeyim arkadaşlar.
Özlemişsinizdir. Masal anlatmamı çok seviyorsunuz.
Yetişkinlere masal seansı.
Ne diyorduk? Masallar küçükler uyusun, büyükler uyansın diye diyorduk değil mi?
Bir zamanlar Hindistan'da Mojit adında oldukça sade bir hayat yaşayan, belediyede çalışan bir memur varmış.
Mojit kendini işine adayan oldukça dürüst bir adammış ve bu da onun kariyerinde yükselmesine vesile olmuş.
Herkes bir gün onun çok daha üst düzeyde bir göreve getirileceğini bekliyormuş ve bu ona saygınlık ve zenginlik getirecekmiş elbette.
Bazılarına göre onun işine bu kadar bağlı olması sadece basit bir alışkanlıktan ibaretmiş.
Mujud bir gün işe gitmek için ıssız bir yoldan geçerken uzun beyaz sakalları olan bir adam yanına yaklaşmış.
Yüzü iyilikle parlıyormuş bu ihtiyarın ve Mojota demiş ki bu kasabada önünde parlak bir gelecek uzanıyor.
Ama görüyorum ki sen yine de hayatta bundan fazlası olup olmadığını merak ediyorsun.
Bunu öğrenmek istiyorsan eğer üç gün sonra benimle nehir kıyısında buluş demiş.
Ve sonra birdenbire ortadan kaybolmuş yaşlı adam.
Mocut her zaman olduğu gibi işine gitmiş.
Patronundan üç günlüğüne izin istemiş.
Üç gün sonra yaşlı adamla buluşmak üzere o nehrin kıyısına gitmiş.
Yaşlı adam Mocut'a demiş ki, görüyorum ki bu hayatta başka neler yapabileceğin konusunda gerçekten de merak duyuyorsun.
Öyleyse talimatlarımı harfiyen ve hiç sorgulamadan yerine getir.
Sana vereceğim ilk ders şudur, giysilerini yırt ve nehre atla.
Ve Mujud bunu duyunca çok şaşırmış çünkü Mujud yüzme bilmiyormuş ve buna rağmen kendini nehire atmış.
Mujud bir anda akıntıya kapılmış ve vücuduna taşlar çarpmaya başlamış.
Her tarafı yara bere olmuş, yosunlara dolanmış ve boğulmaya başlamış.
Bir an içinden bu yaptığının gerçekten delilik olduğunu düşünmüş.
İşte tam o anda elinden biri kuvvetle tutup onu sudan çekip çıkartmış.
Mucut'un hayatını kurtaran bir balıkçıymış.
Yaralanan Mucut'a aylarca barınağında bakmış.
Derken çok iyi arkadaş olmuşlar.
Mucut yüzmeyi öğrenmiş, doğayı keşfetmiş, okyanusu keşfetmiş ve bir balıkçı olmuş.
Oldukça mutlu bir hayatı varmış Mucut'un.
Derken günlerden bir gün yine aynı yaşlı adam tekrar karşısına çıkmış ve ona şöyle demiş.
Bu hayata alıştın ve görüyorum ki çok mutlusun.
Ama eğer hayatla ilgili daha fazlasını öğrenmek için merak duyuyorsan lütfen bu balıkçıyı terk et.
Buradan ayrıl, gereken yapılacak demiş.
Mujud hiç soru sormadan dediğini yapmış.
Balıkçı barınağını ve mutlu hayatını arkasına bakmadan terk etmiş.
Bütün gün aç, susuz, yürümüş, yürümüş, yürümüş ve şehrin dışına kadar gelmiş.
İşte orada atının sırtında bir yükle bir yere gitmeye çalışan bir adam Mucut'a işe ihtiyacın var mı diye sormuş.
Ve o yükleri çiftliğe götürmesini istemiş ondan.
Mucut bu adama yardım etmiş ve daha sonra o adamın çiftliğinde çalışmaya başlamış.
Orada tarımla ilgili her şeyi öğrenmiş.
İşte bu yeni hayata tam alışırken tam rahat ettim derken aynı yaşlı adam tekrar karşısına çıkmış ve ona demiş ki şimdi bütün birikiminle bir derici dükkanı aç.
Bu çiftliği hemen terk et demiş.
Mujud yine denileni yapmış.
Güzel de kazancı olmuş bu yeni işinde.
Tam kendine bir ev alacakken yine aynı yaşlı adam gelip ona demiş ki bütün varını yoğunu bırak ve Semerkant'a yürü.
Ve bir manavın yanında bir işe gir demiş.
Mujud Semerkant'a gitmiş ama artık aynı Mujud değilmiş.
İnsanlar onun halinden, tavrından o kadar etkileniyorlarmış ki.
Ve ondan akıl almak için o kadar çok gelen oluyormuş ki.
Herkes onda bir bilgelik olduğunu düşünmeye başlamış.
Kısa süre sonra ünü tüm ülkeye yayılmış.
Herkes onun bilgeliğinden faydalanmak istemiş.
Ve pek çok kişi aynı soruyu sormuş.
Öğretmenin kimdi ve bütün bunları kimden öğrendin?
Söylemesi güç demiş Mucut.
Çünkü attığı ilk adımın bütün o muhteşem öğrenme yolculuğunun kapısını açtığını söylese ona kim inanırdı?
O yüzden onlara sadece şunu söylemiş.
Eğer hayatta daha fazlası olduğunu hissediyorsanız evet bu doğru.
Onu gidip arayayım demekle yetinmiş.
İşte bu masal konfor alanından çıkışın masalıdır bana göre arkadaşlar.
Çünkü çoğumuz rahatlığı seviyoruz, aşinalığı seviyoruz, konfor alanlarımızı seviyoruz değil mi?
Ben mesela bayılıyorum. Hatta geçen gün bir arkadaşımla konuşurken bunu daha da iyi fark ettim.
Bayıldığımı yani. Kendisi böyle her şeyi bırakıp yelkeniyle transat yolculuğuna çıktı.
Çok büyük bir yarışa hazırlanıyor şimdilerde.
Ve bana o kadar uç geliyor ki mesela bu.
Halbuki ne kadar büyük bir macera değil mi?
Ama ben kendim böyle dünyanın bir ucunda, bir okyanusun ortasında, yelkenimle düşününce inanılmaz tedirgin oluyorum.
Tamam bende talasofobi var okey ama olay bu değil.
Yani bunun üzerine düşününce baya böyle anladım.
Konfor alanından işte bu denli uzaklaşmanın aslında beni çok korkuttuğunu.
Hani altyapısında bence bu var.
Bazıları benim gibi böyle mekan olarak bir konfor alanına alışkın olabilir.
İşte bazıları mental olarak, kimisi arkadaşlık ilişkilerinde, kimisi işinde böyledir.
Yani bunun çeşitleri var bir tane değil.
Az sonra açacağım bunu. Yani rutinlerimizin hüküm sürdüğü böyle tehlikelerden uzak bu konfor sığınağı bizim için yatıştırıcı, dingin ve ara sıra gerekli olan zihniyet.
Ama bizim gelişmemize engel olabiliyor.
Yani bu alan kötü bir şey değil.
Hani direkt böyle çok kötü bir şey korku filmi gibi öyle algılamayın.
Ara ara dediğim gibi gerekli olan da bir zihniyet.
Ama bu sahadan ayrıldığımız zaman kendimizi kötü hissetmemiz de çok normal.
Buralara geleceğim. Ama buradan ayrılmamız da gerçek.
Bir büyüme için şart diyorlar.
Örnek ver Merve. Mesela şöyle bir blog yazıyorsunuz.
Tamam gayet de iyi yazıyorsunuz.
Ve size diyorum ki ben hadi bakalım roman yaz diyorum.
Bunu denediyorum. Bir arkadaşıma bunu yaptım.
Zorlanabilirsiniz değil mi? Endişeye, paniğe kapılabilirsiniz.
Çünkü yıllardır yaptığınız bir şey var.
Çok da iyi bir şey yapıyorsunuz.
Ben sizden daha fazlasını talep ediyorum.
Daha büyük bir efor, zaman ve çaba bekliyorum sizden.
Siz de tabii ki de bir anda panik oluyorsunuz.
Konfor alanınızdan çıkacaksınız çünkü.
Blog yazarlığı sizin konfor alanınızda ama roman yazmak onun dışı.
Hani böyle tanımlayabilirim.
Bazen böyle hayatımızda kendimizi zor bir yol ayrımında bulabiliyoruz.
Bazı zor kişisel kararlar almak zorunda kalıyoruz.
İşte bu noktada Jeff Bezos'un bulduğu bir şey var.
Pişmanlığı en aza indirme diye bir kavram çerçevesi çok hoşuma gitti.
Şimdi burada üç zihinsel yönerge var arkadaşlar.
Birincisi... Kendinizi 80 yaşında hayal edin tamam mı?
İkincisi o yaşta geçmişe dönüp baktığınızda 80 yaşınızdasınız.
Ne hissedersiniz? Ve mümkün olduğunca az pişman olmak için ne yapardınız?
Bu soruyu sorun kendinize.
Üçüncü soru da şu.
X yıl sonra bu eylemi yaptığım için pişman olur muyum acaba diye bir sorun.
Başarısız olursanız pişman olmayacaksınız belki.
Kendinize bir şans vermezseniz ileride çok pişman olacağınızı söyleyebilirim.
Çünkü bunu 80-90 yaşlarında olanlara sormuşlar.
En büyük pişmanlığınız nedir diye.
Onlar da demişler ki hayallerimi gerçekleştirmek için vakti zamanında adım atmamış olmam, cesur davranmamış olmam demişler.
Bence çok doğru. Şimdi biz de kendimize soralım.
80 yaşına geldiğimiz zaman şöyle bir arkamıza dönüp baksak.
Pişman olacağımız şey ne olacak sizce?
Ve bunu nasıl en aza indirgeyebiliriz?
Keşke yapsaydım dediğimiz şey sizce ne olacak?
Yani hayatın bir reset tuşu yok maalesef arkadaşlar.
Böyle keşke olsaydı yani bir anda böyle basıp bir anda her şey sıfırlansa ve yeniden başlasak değil mi?
O zaman belki ne pişmanlık alırdı ne bir şey.
Ya Merve haklısın yani bir reset tuşu olsa da bassak şu konfor alanından bir çıksak en azından insanlık için ufak ama kendimiz için dev bir adım atsak yahu diyenler.
Şu an Cambly'de hem grup derslerinde hem bireysel derslerde geçerli %60 indirim var arkadaşlar.
Bu arada o çok eğlenceli grup dersleri ilk ve son kez ayda sadece 199 TL.
Ben tek başıma çıkamam ya konfor alanından grup olarak çıkalım diyenlere duyurulur.
Çünkü burada böyle yeni insanlarla tanışıyorsunuz, sohbet muhabbet yani hem İngilizcenizi geliştiriyorsunuz hem de konfor alanından çıkmış oluyorsunuz.
Bize özel kodumuz 60KONFOR ve bu kodla eğer daha önce denemediyseniz hemen ücretsiz bir deneme dersi yapabilirsiniz.
Online olarak zaman mekan fark etmeksizin 7-24 ders alabiliyorsunuz.
Hatta bence bu konfor alanı mevzusunu onlarla da konuşabilirsiniz.
Çünkü istediğiniz konuyu konuşabileceğiniz eğitmenler mevcut burada.
Açıklamalara bırakmış olduğum linkle hemen şimdi konfor alanınızdan çıkabilirsiniz.
Kodumuz 60konfor arkadaşlar.
Hadi devam edelim. Şimdi konfor alanımıza geri dönüyoruz.
Bu rahat ve tehlikeli bölgeye.
Şimdi bu konuyla ilgili çok meşhur bir söz vardır.
Duymuşsunuzdur. Hayat konfor alanınızın dışında başlar diye bir söz.
Peki ama neden? Yani ben gayet iyiyim arkadaşım.
Rahatım. Neden ben rahatımı bozayım?
Merve niye bizden bunu istiyorsun?
Ben istemiyorum abi. Böyle bir şey var anlatıyorum.
Ben de oradayım çünkü. Açıkçası ben de rahatım.
Yani niye çıkıyoruz ki buradan modundayım?
Çayımı demleyeyim burada oturayım ya.
Bu da geldi rahatımızı bozuyor.
Kendimi öyle hissediyorum.
Biri bana bu podcastı atsa derim ki rahatımı kaçırdın bir sus ya.
Şimdi bunun için size beş neden söyleyeceğim tamam mı?
Belki ben de yapabilirsem.
Şöyle ki şimdi birincisi.
Evet hayat çok kısa abi.
Yani yalnızca kendimizi rahat hissettiğimiz deneyimlerden ibaret değil.
Bu hayat çok daha ötesi var ama deneyimleyemediğimiz için bilmiyoruz.
Daha doğrusu deneyimlemek istemediğimiz için bilmiyoruz.
Hani renkarnasyon bölümünde demiştim ya ruh tekamülü ulaşıncaya kadar böyle sürekli geliyor, yeniden bedenleniyor, geliyor, geliyor, geliyor, gidiyor.
Renkarnasyon böyle bir şey. Yani her gelişinde eski ruhla, yeni bedeniyle ama yeni başka bir bilinçle geliyor demiştim.
Olgunlaşmaya tekamül için geliyor.
Bu bana öyle geliyor. Yani konfor alanından çıkış.
Yeniden doğuş gibi ama çok da sancılı bir yeniden doğum.
Çünkü bilinmeyen her zaman korkunçtur ya arkadaşlar.
Hani yatağımızın altındaki canavarlar diyorum ya onlarla yüzleşelim diyorum.
O hesap. İşte gerçek hayatımızı bir bütün olarak deneyimlemek neden önemli?
Çünkü daha kapsamlı bir insan olabilmek için önemli.
Hani resilience dedikleri o esneklik olayı var ya bunu da anlatmıştım ama hangi bölümü hatırlamıyorum.
Hayata karşı esnek olalım hani.
Bal ülkesi podcast hatırladım.
Orada anlattığım gibi hayata karşı daha esnek olmak için kendimizi geliştirebilmek adına bu önemli bir durum.
Yani birincisi bu. İkincisi kendimizi böyle rahatsız edici şeyler yapmaya zorlamak aslında bize şunu gösteriyor.
Gerçekte ne bildiğimizde yüzleşiyoruz o noktada ve gerçekte ne kadar güçlü olduğumuzda yüzleşiyoruz.
Kendimize meydan okuyoruz bir noktada.
Burada işte hani geçen Instagram'da paylaşmıştım ya bir söz.
Kimseyle hiçbir konuda yarış halinde değilim.
Kimseden akıllı, kimseden güzel, kimseden iyi olma gibi bir derdim, iddiam yok.
Kimse için en değilim, daha değilim ve bu devasa iddiasızlığın bana verdiği bir özgürlüktür diye.
O yüzden kendinize meydan okuyun, rahatınızı kaçırın diyorum.
Üçüncü nedene geçiyorum. Üçüncü neden şu.
Sonuç her ne olursa olsun iyi veya kötü.
Risklerimiz var hayatta ve bu bizim büyüme deneyimlerimiz.
Yani risk almadan büyüyebilir miyiz ya?
Mümkün mü böyle bir şey? Bu aslında ticaret yapmak gibi değil mi biraz böyle?
Hani masa başı sabah 8, akşam 5 mesai yapan bir memur düşünün ve 30-40 senedir aynı masada, aynı yerde, aynı insanlarla çalışıyor, aynı pozisyonda.
Hayatında hiçbir değişiklik yok.
Bir de varını yoğunu ortaya koyup inandığı işe atılan insanlar var.
Büyük bir risk yani. Belki her şeyini kaybedecek.
Aslında ailelerimiz de bizi konfor alanına itmeye çalışıyor.
Doğduğumuzdan beri bu bize empoze ediliyor.
Çünkü çoğu aile çocuğunun böyle düzenli bir işi olsun, maaşı olsun istiyor.
Yani memur olsun istiyor açıkçası.
Bizler böyle büyütülüyoruz.
Aileden başlıyor konfor alanı eğitimi aslında.
Kötülüğümüz için yapmıyorlar.
Tamam ona bir şey demiyorum. Yanlış anlamayın.
Herkes çocuğunun garanti bir işi olsun ister.
Ama kaç kişi şey der oğlum işte atıl ticarete belki her şeyini kaybedersin.
Ay biz de çok fakiriz olsun yavrum.
Öyle bir şey yok yani herkes korkar.
Ama geçen böyle yıllardır aynı yerde aynı pozisyonda çalışan bir memur tanıdım.
Bana dedi ki ya ben dedi burada çürüyorum ya hiç gelişemiyorum ve mutsuzum.
Her günün bir öncekinin aynısı dedi.
Aslında konfor alanını tarif ediyor.
Konfor alanında mutlu olanlar da var arkadaşlar ama herkes mutlu değil.
Ben mutsuz olanlar için bu bölümü yapıyorum.
zaten. Bu rahatsızlığı hissedenler için bu bölümü yapıyorum.
Çünkü bu rahatsızlık önemli.
Doğum sancısının başladığı yer burası.
O rahatsızlık hissi. Az sonra buraya geleceğim.
Şimdi dördüncü nedene geçiyorum.
Burada size tek bir soru sormakla yetineceğim.
Sıradanlıkla yetinmek sizce iyi bir şey mi?
Bu soruyu cevaplamanızı istiyorum.
Tek bir soru. Beşinci neden.
Şimdi konfor alanımızın dışına çıkmak bize şunu gösteriyor.
Ben değişimle nasıl başa çıkacağım?
Ve konfor alanımızı genişletiyor ve bu alanı genişletmek için atacağımız her adım bizi kişisel gelişime, öğrenmeye ve başarıya götürüyor arkadaşlar.
Filter Bubble dediğimiz yerden çıkış aslında bu.
Filter Bubble Podcast'ı mı anımsayın.
Bu arada kendinize böyle taban tabana zıt olan, fikirlere sahip olan insanları dinlerken de bir rahatsızlık hissediyorsunuz ya aslında o da.
Konfor alanından bir çıkış bence.
Karşıt fikirleri dinlemek.
Şimdi Merve bu kadar neden var?
Neden biz burada hala ısrarcıyız kalma konusunda?
Çünkü arkadaşlar bu alanın dışı karanlık bir orman gibidir.
Yani belirsizliklerle dolu.
Tehlikeler var. İnsanoğlu tehlikeden hoşlanmaz.
Korkuyoruz. Kaygı ve stres hissediyoruz.
Çok normal. Ve başarısız olur muyum korkusu da var.
Risk var. Cesaretimiz yok.
Endişelerimiz var. O yüzden ne yapıyoruz?
Erteliyoruz. Bir türlü harekete geçemiyoruz.
Bir arkadaşım var. Bayılıyorum ona.
O kadar konfor alanının dışında yaşıyor ki.
Böyle hayatını sürekli yeniliklere açmış.
Yeni arkadaşlar, yeni iş sahaları, yeni yeni sporlar.
Onu izlerken yoruluyorum böyle.
Hep yeni bir keşif halinde.
Hatta onu alsam dünyanın bir ucuna koysam oraya da uyum sağlar öyle bir insan.
Ben mesela böyle yeni dostlar edinmek aman tanrım kabus gibi.
Çünkü eskileri benim konfor alanım.
Yani orada rahatım ya o konfor alanım.
Ama iş konusunda veya işte kendimi geliştirme konusunda sabah biliyorsunuz 4'te 5'te kalkan bir insanım.
Konfor alanımın dışına çıkabiliyorum böyle sahalarda ama arkadaşlık deyince no.
O yüzden herkesin hayatında böyle farklı farklı alanlar, konfor alanları hepsi aynı değil.
Benimkiyle seninki başka olabilir.
Ama şunu da çok merak ediyorum.
Yani kendimi gerçekleştirme yolculuğumu nasıl tamamlayacağım?
80 yaşıma gelmişim şöyle geçmişime bir bakmışım.
Ya keşke buna cesaretim olsaydı da yapsaydım acaba.
Hani dediğim şey ne olacak?
Çok sevdiğim bir film var. Şimdi ya da asla diye.
2007 yapımı. Ve onu izlerken de aynı soruyu sormuştum kendime.
Çok yaşlı böyle iki kanser hastası adam var.
Ve birbirlerinden hiç hazretmeyen iki insan.
Taban taban azız karakterler.
Biri korkunç, zengin, biri de standart bir adam.
Ve her ikisi de ömürlerinin son çeyreğine gelmişler ve bir kemoterapi sürecindeler.
Bunun başarılı olup olmayacağı belirsiz.
Ve bu iki adam, Jack Nicholson ve Morgan Freeman başroldeler.
Bir hastane odasını birlikte paylaşmak zorunda kalıyorlar.
Ve sonra her ikisi de hayatlarında böyle isteyip de gerçekleştiremedikleri şeyler olduğunu fark ediyorlar.
Bir liste yapıyorlar. Ve bu listeyi hazırladıktan sonra bunları yapmak için yola koyuluyorlar.
Çok anlamlı bir film. Yani içimizde kalan o son keşkelerimiz var ya ona şimdiden bakmamızı sağlıyor aslında.
Ve bu hayatta en değerli şeyin aslında bize zaman ve sağlık olduğunu gösteren bir film.
Ölmek değil de yaşamadan ölmek bence en korkunç şey.
Bu filmi mutlaka izleyin derim arkadaşlar.
Hani konfor alanı deyince aklıma bu film geldi.
Bu arada Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidinin en üst basamağını hatırlayın.
Neydi o? Kendini gerçekleştirmek değil mi?
Hani insanın özünde olan potansiyelini açığa çıkarmak.
Kendinin en iyi versiyonuna ulaşma çabası var o basamakta.
Ve tabii ki potansiyelini en iyi şekilde değerlendirmesi demek bu.
Psikolog Carl Rogers kendini gerçekleştirenler için kapasitesini tam anlamıyla kullanabilenlerdir der.
Ve psikolojik sağlığınızın da en üst basamağı burasıdır.
Ve Maslow'a göre kendini gerçekleştiren insanlar daha yaratıcı, daha verimli ve daha üretkendir.
Ama bu süreç dediğim gibi hepimiz için farklıdır.
Yani kimimiz kariyerimizde bunu yaparız, kimimiz annelikte, kimimiz sanatta, yazarak, sporla, liderlikte farklı farklı alanlar var.
Hepimizin varoluş şeklini, ifade ediş biçimleri farklı.
Ve bu piramidin en üst basamağı tabii ki ne getiriyor?
Mutluluk getiriyor. Çünkü biz burada bilgimizi, yeteneğimizi tüm...
Ünbecerilerimiz yani kendimizi aslında tam olarak ortaya koyuyoruz ve bu bir süreç, ömür boyu devam eden uzun bir yolculuk.
Kendimizi gerçekleştirmek ne demek yani?
Konfor alanımızın dışı demek değil mi?
Çünkü içimizdeki o gizli yeteneklerin, potansiyelimizin keşfi için bizim o konfor alanından ayrılmamız gerekiyor.
O basamağa adım atabilmek için tıpkı kahramanın yolculuğu gibi.
Çünkü yeni yeni yeteneklerimizi keşfetmek ne demek oluyor?
Sınırlarımızın genişlemesi yani konfor alanımızı genişletiyoruz değil mi?
Bu da şu demek aslında böyle geçmişte yaparken rahatsız olduğumuz hani konfor alanı dışına çıkıp rahatsız olduğumuz gerildiğimiz endişelendiğimiz şeyler var ya.
Onları yaparken artık böyle oh diye böyle rahat rahat yapmamızı sağlar.
Fitness gibi düşünün. İşte en başta iki buçuk kilo kaldırıyorsunuzdur.
Sonra üçe çıkarsın beşe çıkarsın en son böyle.
Böyle koca koca ağırlıkları kaldırmaya başlarsın.
Ve bundan sonra da artık yeni bir hedef belirlemeye geçersin.
Tabii bunları yaparken belirli bir amacımızın olması gerekiyor.
Amaçsızca değil konfor alanından çıkış bu önemli.
Hatta Bill Ekstrom diye bir yazar var.
Bu konfor alanı böyle bayağı kafa yormuş bir isim.
Onun hikayesini de çok seviyorum anlatmak istiyorum sizlere.
Adamın böyle müthiş düzenli güzel bir işi var.
Hayatı gayet tıkırında.
Derken bir gün patronu odasına çağırıyor onu ve işten kovuyor.
Üstelik hiç beklemediği bir anda.
Diyor ki yani dünya başıma yıkıldı.
Eve gittim 3 saat boyunca böyle cenin pozisyonda yattım yatakta ve hayatı sorguladım diyor.
Ama sonra diyor ki hani yıllar sonra şu an geldiği noktada bunu söylüyor.
İyi ki kovuldum diyor yani o zamanlar biri gelip bana bunu söylese onu tokatlardım ama gerçekten iyi ki kovulmuşum çünkü hani biri gelip size dese ki kovulmak harika bir şey dostum işte şimdi gerçekten büyüyeceksin
falan dese ne yaparsınız?
Malum küfür. İşte Bill diyor ki yani bu olay hayatımı sonsuza kadar değiştirdi.
Şunu unutmayın diyor Bill.
Bugün sizi rahat ettiren şey sizi mahvedebilir.
Sizi rahatsız eden şey sizin büyümenizin tek yoludur diyor.
Ancak rahatsızlık halinde sürekli büyüyebilir insanlar.
Ve buna büyüme halkası adını vermiş yani böyle bir kavram oluşturuyor.
Bill'in rahatsızlık ve büyüme bilimi adı altında bir çalışması var.
Size bundan bahsedeceğim. engelleyen yaşam ortamlarını dört bölüme ayırıyor.
İlk büyüme halkasının adı durgunluk.
Ve bu kısım yaratıcı düşünme ve eylemi engelleyen bir ortam arkadaşlar.
Düşük performans, düşük büyüme yani bir akvaryum balığının boyutunu belirleyen şey çevresidir diyor Bill.
Bir ev kedisi olduğunuzu düşünün veya işte köpeği olduğunuzu.
Sokağa bırakıldığınızı düşünün.
Ne yaparsınız? Çok savunmasız kalırsınız değil mi?
Evet doğanız öyleydi ama bir eve hapsolduğunuz için vahşi doğanızdan koptunuz.
Tekrar sizi doğaya saldım.
Ne yapacaksınız? Dışarıda sizi muhtemelen paramparça edecekler.
Fazla yaşama şansınız yok.
Veya işte bir akvaryum balığını alsam, göle alsam ne olur?
Aynı hesap. Sizler de diyor bir akvaryumdaki balıklar gibisiniz.
Çok güvenli bir ortamınız var ve sınırlarınız var.
O sınırlar dahilinde büyüyorsunuz.
Akvaryumunuz var diyor. Sizin dünyanız o akvaryum diyor.
Yani copy paste hayatlarımızdan bahsediyor.
Her gün aynı, her gün aynı.
Yaratıcılığın ve bağımsız düşünmenin.
Önündeki engel de bu diyor. Burada büyümeniz imkansız diyor.
Bu birinci büyüme halkası durgunluk.
İkinci büyüme halkası ise kaos arkadaşlar.
Bu durgunluğun tam zıttı.
Burası da aslında düşük performans ve büyüme demek.
Çünkü durgunluğun tam karşıtı dediğim gibi buradaki olay sıfır öngörülebilirlik.
Yani sıfır kontrol alanı.
Her şey çığırından çıkıyor.
Doğal afetler gibi düşünün.
Bir anda yerle bir oluyorsunuz.
Ve afet sonrası yaşanan kaos, o belirsizlik, o endişe, o stres hali gibi düşünün.
Üçüncü halka da düzen.
Burası çok rahat bir bölge arkadaşlar.
Çünkü yaptıklarınız gayet öngörülebilir.
Sonuçlar bellidir.
Konfor alanlarımız gibi.
Yıllardır aynı şeyi yaparsın.
Aynı neticeyi alırsın. Ve ne netice alacağını bilirsin.
Her şey önceden bellidir. Ama bu size bir büyüme sağlamaz diyor.
Çünkü sonuçlar öngörülebiliyor, rahatsınız ve düzenin tehlikesi de bu rahatlıkta saklıdır diyor Bill.
Çünkü bilim ne zaman sürekli bir şeyler yapsanız hatta bir şey hakkında böyle aynı şekilde düşünmeye başlasınız.
Sonunda gelişmeyi ve yeniliği mutlaka bırakacağınızı söylüyor.
Büyüme düzende değildir, rahatsızlıktadır, burada gelişir diyor.
Ve rahatsızlık başladığında o büyüme halkasının en önemli halkalarından karmaşıklık halkasına girmiş oluyorsunuz.
Yani düzeniniz değişiyor.
O rahatsızlığın kaynağı da bu.
İşte işten atıldınız, eşinizden ayrıldınız, yeni bir şehre taşındınız, düzeniniz sarsıldı.
Bir anda bir işte kaosa sürüklendiniz, sonucu kestiremediğiniz bir durumda kaldınız.
İşte o zaman bu halkada oluyorsunuz.
Böyle anlarda verdiğiniz tepkilere bakın.
Buna karmaşıklık tetikleyicisi diyoruz.
Ve bu bizim nasıl büyüyeceğimizi belirten bir şey.
İşten atıldığınız zaman.
İçinize mi kapandınız?
Ne yaptınız? Kızıp küstünüz mü?
Ya da işte ya artık kendi şirketimi kurma zamanı demek ki mi dediniz?
Orada verdiğiniz tepkiye bakın.
Veya şunu söyleyeyim. Çok kötü bir çocukluk geçirdiniz.
Acılarla, travmalarla dolu.
O acılara tutunmak bile bir konfor alanı biliyor musunuz?
Yani büyümek için oradan çıkmamız lazım.
Artık o acılara ya ben geçmişte bunu yaşamıştım da.
Bırakın bunu ya diyor. Hani artık önünüze bakın.
Bakmaya çalışın en azından.
Hani psikolojinizi düzeltmeye çalışın.
Bu karmaşıklığı tetikleyin.
Bazen aileniz olabilir.
Bazen patronunuz, eşiniz, sevgiliniz, bir arkadaşınız olabilir.
Yani şunu demek istiyorum.
Yüzme bilmiyorsunuz ve bir iskelenin ucundasınız.
Size biri bir tekme atıyor iskeleden denize.
Eğer düzene ve durgunluk çemberine takılırsanız.
Hani sizi biri atmasına gerek yok.
Siz kendinize atın kardeşim diyor.
Karmaşıklığı siz yaratın.
Siz tetikleyin diyor. Yani bu şu demek.
Rahatsızlık yaratın ya hayatınızda.
O rutin hayatınızda bir rahatsızlık yaratın.
Bir çomak sokun. Arı kovanına çomak sokun.
Atıyorum bir dil öğrenmeye kalkın.
Zor bir spor deneyin.
İlle de gidin muhteşem işinizi bırakın demiyorum.
Düşünsenize podcast'ı yanlış anlayan bir işi bırakıyor.
Muhteşem bir işi var. Konfor alanımdan çıkmalıyım.
Ticarete atılıyorum.
Şimdi gidip çikolatalı lokmacı açacağım ve batacağım.
Sonra bana hesap sormayın.
Şimdi düzeninizi bozun tamam mı?
Rutinin dışına çıkın diyor. Kendinizi biraz zorlayın gelişmek için diyor.
Ya bu şey bile olabilir. Hani her gün eve aynı yoldan gidiyorsundur da farklı bir yoldan gidin diyorlar ya bu bile olabilir.
Çok basit şeyler de konfor alanından çıkmak aslında.
Hani insanlar şey bekliyor böyle wow bir şey çok büyük şeyler yapmalıyız.
Öyle bir şey yok ya.
Böyle minik minik küçük adımlar da atabiliriz.
Bu gece 5 dakika geç yatacağım.
Kuaför alanımdan çıkıyorum.
Bu kadar da minik değil yalnız.
Orta yolu bulacağız umarım.
Kendime de söylüyorum.
Karmaşıklığı tetikleyenler bazen sadece kendilerini değil bir toplumu da kökten değiştirebiliyorlar.
Mesela 2 Mart 1955'te ABD'nin Alabama eyaletinde kalabalık bir otobüste siyahi bir kadın yerini beyaz bir kadına vermeyi reddederek karmaşıklığı tetikledi arkadaşlar.
Çünkü rahatsızlık verdi, düzeni bozdu ve bu yüzden tutuklandı.
Bu haksızlığa direndi aslında.
Ben siyahiyim, işte bize otobüste layık görülen yer burası, en arkalar ve bir beyaz geldiği zaman yerimi ona vermeliyim diyebilirdi.
Çünkü düzen bu, herkes bunu yapıyor diyebilirdi ama demedi ve tutuklandı.
Dava açtı, baş kaldırdı, itiraz etti, büyük zorluklar yaşadı ama geri adım atmadı ve ne oldu?
Hayatı değişti, düzeni değişti kökten.
Ama o düzeni değiştirmeyi de başardı.
Çünkü bu olaydan bir sene sonra mahkeme kararı onadı ve Alabama'da bu otobüs ayrımcılığı sona erdi arkadaşlar.
İşte bu siyahi kadının adı Colleen Claudette.
Rosa Park olayından 9 ay önce oldu bu otobüs ayrımcılığına son verilmesi için fitili ateşleyen cesur kadın.
Alın size mükemmel bir karmaşıklık örneği.
Dediğim gibi karmaşıklığı tetikleyenler bazen sadece kendilerini değil bir toplumu kökten değil.
Konfor alanlarından çıkarak.
Peki Merve bu kadar anlattın.
Konfor alanımı ben nasıl bulacağım demiş olabilirsiniz.
Farkındalıkla tabii ki. Bizim değişim ihtiyacımız var mı?
Buraya bakmamız gerekiyor.
Yani şöyle bir düşünün. Kendinizi en çok nerede güvende hissediyorsunuz?
Hayatınızda memnun olmadığınız şeyleri düşünün.
Ya işte ben şunu çok yapmak isterdim ama.
O amayı düşünün mesela.
Sonra bu amalarınızın o güvende hissettiğiniz yerle her neyse artık o alakalı olup olmadığını düşünün.
Ve şu an yaptıklarınızın sizin hayallerinizle bir alakası var mı bunu düşünün.
Hayattaki hedefinize doğru mu ilerliyorsunuz hayatınızın şu aşamasında buna bakın.
Yaptıklarınızda yapmak istediklerinizin arasında ne gibi farklar var buna cevap verin mesela.
İşte iyi bir işim var okey konforluyum çok güzel para da kazanıyorum ama ne bileyim mutlu değilim.
Diyor musunuz? Oradaki amayı bulun.
Niye mutlu değilsiniz? Sabah erken kalkıp spor yapmak istiyorum.
Ama. Oradaki ama ne?
Her gün biraz kitap okumak istiyorum.
Ama. Bir dili öğrensem iyi olurdu.
Ama. Yeni insanlarla tanışmak isterdim.
Ama bir sevgilim olsun çok isterdim ama o amaları bir dolduralım.
Yani korkularımızın kaynağına inelim ne var orada.
Yeni bir insanla tanışmak istiyorum ama iletişim kurmakta zorluk çekiyorum.
Çünkü sohbet edemiyorum diyebilirsiniz.
Kalbimin kırılmasından korkuyorum olabilir gibi gibi gibi.
Yazalım bunları sebeplerini bulalım üstüne gidelim.
Ve bunları tespit ettikten sonrası önemli.
Çünkü bu sahada küçük küçük adımlar atmamız gerekiyor.
Yola çıkmamız gerekiyor. Konfor alanımızdan böyle çaktırmadan uzaklaşıyoruz.
Ve fitness'a başlayınca mesela direkt dediğim gibi 20-30 kilo kaldırmıyoruz dedim.
Yani ufak ağırlıklarla başlıyoruz.
Onun gibi düşünün. Ve o alandan çıkarken bizim en büyük yardımcımız ne olacak biliyor musunuz?
Kararlılığımız olacak. O yüzden kararlılık önemli.
Bunun üzerinde bir podcast yapmıştım.
Kararlılığımız aslında bahanelerimizle çarpışırken bize böyle savaşı kazandıracak yegane şey diyebilirim.
Çünkü biz o konfor alanından çıktığımız zaman bizim dört bir yanımıza endişeler, korkular, panikler saracak.
Yenilik korkutuyor. Çünkü insanlar çok normal.
Ertelemek isteyeceğiz. Kafamızda bir ses başlayacak hiç susmayacak o ses.
Boşver kanka sonra yaparsın.
O ses bizim kolumuza girecek böyle sanki gerçekten bizim iyiliğimizi isteyen bir arkadaş rolüne bürünecek.
Bizi konfor alanımıza tekrar çekmeye çalışacak.
Ya bugün spor salonuna gitme işte zaten hiç halin yok kanka yarın yaparsın.
Ne olacak ya bir günden diyecek.
Ben onu en son dediğimde işte bir sene önceydi.
Bakın bir gün ara verdim bir sene olmuş.
O ses beni nasıl kandırdıysa geri dönemedim.
Ya da diyecek ki size yesene o hamburgeri yarın bozarsın diyeti boşver.
Hadi bugün de kendini ödüllendir.
Bir gün kitap okuma ya ne olacak sanki alim mi olacaksın?
Ya sallı başı alma aşı mutsuzsan mutsuzsun şimdi yeni bir iş aramakla mı uğraşacaksın boşver.
Sevgilin olsa ne olacak sanki yani böyle yalnız başına çok iyisin.
Demek kalbin kırılsın mı istiyorsun boşver.
Eşinle mutsuz musun aman boşver ya ondan iyisini mi bulacaksın boşver sus otur.
Yani kafanızın içindeki o küçük ses var ya onu susturmaya çalışın.
Susturun onu çünkü bahaneler yaratacak.
Sizi korkutmaya çalışacak o ses.
Kazanacağınız şeylere odaklanmaya çalışın.
Kaybedebiliriz bu arada çok normal.
Hani o 80 yaş senaryomuz var ya.
O zaman deriz ki denedim ya.
Denedim de başaramadım deriz yani.
Bence bu çok büyük bir başarı biliyor musunuz?
Denedim. Ve başaramadım diyebilmek.
Bir de bu süreçte yakın çevrenizdeki insanlara dikkat edin.
Yani sizi destekleyecek insanlar olsun o sepette.
Yengeç sepeti sendromunu anlatmıştım ya sizi.
Sizi dibe çekmesinler.
Ve elalem dediğimiz o kötü jüriye kulak asmamaya çalışalım.
Onların fikirlerinin gürültüsünün kendi kalbimizin sesini bastırmasına izin vermeyelim.
Başkalarına değil kendimizi memnun etmeye çalışalım.
Kendimizle yarışalım ya başkalarıyla değil hep bunu söylüyorum.
Ya ben bu işe kalkışırdım ama şimdi zamanı değil demeyelim.
Çünkü o beklenen an var ya bazen hiçbir zaman gelmiyor.
Çünkü hayat kısa. Nasıl başlayacağını, nerede, ne zaman sona ereceğini asla bilmiyoruz.
Sadece o ortadaki süreci bilebiliyoruz.
O yüzden o ortadaki süreç çok önemli.
Çabalamayı asla bırakmamalıyız.
Taşı delen suyun gücü değil damlaların sürekli diye.
Şimdi gelelim önemli meseleye.
Konfor alanımızdan çıkmak için yapabileceğimiz şeylerden bahsedeceğim size.
Bugün 5 dakika geç yatacağım.
Bunu demeyeceğim. Mesela.
Yalnız başınıza bir seyahat planı yapabilirsiniz.
Bu arada ben bunu hiç yapmadım ve denemek istiyorum.
Özellikle bu son yıllarda çok şiddetli bir şekilde yalnız başıma böyle bir tatile çıkma ve bir seyahat etme isteği geldi bilmiyorum niye.
Ama bence bir denemeliyiz.
Her zamankinden farklı bir şey giymeyi deneyebilirsiniz.
Hiç giymediğiniz bir şey.
İş yerine tuvalette falan.
Hayatınızda hiç tatmadığınız bir yemeği yiyebilirsiniz.
Ne bileyim işte ben suşi yemiştim.
Bakın o kadar şeyim muhafazakarım ki yemek konusunda.
İlla karnı yoruk imam bayıldı falan yiyeceğim.
Sushi benim içime çok uç bir şeydi.
Dedim bu ne hani ilk yediğimde ama sonra alıştım şu an seviyorum mesela.
Sushi aşermiyorum da hani yiyelim dediklerinde okey kanka yiyelim diyebiliyorum.
Konfor alanı, konfor alanı anlayışı Merve'nin.
Ya şey zannediyorsunuz değil mi böyle işte ben bu podcast'ı yapıyorum ve Merve konfor alanını dışına çıkmış bir insan ve bu podcast'ı yapıyor.
Hayır çoğu şeyi yapmadığım için size anlatabiliyorum.
Hani şey modundayım şu an.
Beraber yapalım. Aslında amaçım bu.
Hani bunu anlatıyorum ama şey kızım sana söylüyorum gelinim sen işit.
Oradaki gelin ben de oluyorum yani.
Çoğu şeyi yapmıyorum abi hani şey zannetmeyin.
Merve de işte Nirvana'ya ulaşmış her şeyi yapıyor.
Öyle zannedenler var ya çok enteresan.
Hayır ben de sizin gibiyim şu an dinleyici gibiyim.
Hani anlatıyorum ya ben de dinleyeceğim sonradan ve gaza geleceğim.
Umarım yapabilirsem. Bütün dünya buna inansa.
Bir inansa devam edelim.
Sosyal medyanızı bir süreliğine kapatabilirsiniz diyorlar konfor alanınızdan çıkmak için.
Farklı bir ulaşım şekli deneyebilirsiniz.
Yıllardır böyle arabayla seyahat ediyorsanız metroya binebilirsiniz, dolmuş otobüse falan.
Bu da bir konfor alanından çıkış.
Haftada bir gün bile olsa diğer günlerinizden farklı bir gün yaşamaya çalışın.
Haftada bir gün ya da işte bir saat bile olsa bunu yapın diyorlar.
Hiç gitmediğiniz yerlere gidin.
Yıllardır gittiğiniz mekanları bırakın artık.
Başka şeyler deneyin. Cinsellik de aynı şekilde.
Buralara girmek istemem ama ne diyeceğimi tahmin ediyorsunuz.
Artık farklı şeyler deneyin diyeceğim ama yani bu iş nereye gider bilmiyorum.
Susuyorum. Yıllardır dinlediğiniz müzik türünden başka bir tür dinlemeye çalışın.
Yeni bir hobi edinmeye çalışın.
Hayır demeyi öğrenin.
Bence bu çok önemli. Yeni bir şey yaratmaya çalışın.
Bu bir yemek bile olabilir. Bir tarif denemek bile olur arkadaşlar.
Bu ufak bir şey ve konfor alanından çıkış.
Yeni insanlar tanımaya çalışın.
Yeni anılar biriktirmeye çalışın.
Ve en önemlisi üşenmeyin, ertelemeyin ve vazgeçmeyin ve harekete geçin.
Sana diyorum Merve. Son olarak Cambly'nin muhteşem fırsatlarından faydalanmak isteyenler için açıklamalara bırakmış olduğum linke tıklamanız yeterli.
Kodumuz 60KONFOR arkadaşlar.
Konfor alanından çıkmak isteyenleri bu linke bekleriz.
Bu cumartesi, pazartesi ve çarşamba tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Beni Instagram'dan takip etmek isteyenler için adresimi aşağıya açıklamalara bırakıyor olacağım.
Merve biz de buradayız ve seni dinliyoruz.
Haberin var mı demek isteyenler bana bu adresten yazabilir.
Beni hangi platformdan dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Ay ne kadar çok konuştum içim şişti.
Hadi görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
