
Sephora Hakkında detaylı bilgi almak için:
https://www.sephora.com.tr/yeni-yil-tum-urunler/
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
*
Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi*
*
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Patreon'dan destek olmak için: www.patreon.com/osbpatreon
*Bu bölüm "Sephora" hakkında reklam içerir*
Transkript
Sephora'nın sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün kendimize inanmak üzerine konuşalım istedim.
Neden? Çünkü geçenlerde size Instagram'dan bir anket yapmıştım.
Arkadaşlar 2023'e girerken en çok bırakmak istediğiniz olumsuz özellikleriniz neler diye sormuştum.
En çok bırakmak istediğiniz benler hangileri demiştim.
Seçeneklerimiz şöyleydi hatırlatayım.
Kurtarıcı bekleyen ben.
Toksik ilişkilerde yıpranan ben.
Kendine inanmayan ben, hayır diyemeyen ben, başkaları ne der diyen ben, sürekli alınganlık yapan ben ve tabii ki ne çıktı sonuç arkadaşlar?
Açık ara kendine inanmayan ben sonucu çıktı.
E dedim madem öyle hemen kendine inanmayan benden nasıl kurtulabiliriz?
Buna bir podcast gelsin bunu istediniz.
Sonra belki diğer konulara da geçeriz ama eğer bunlardan başkaları ne der kısmını seçtiyseniz El Alem Ne Der bölümünü dinleyin derim.
O zaman lafı sözü fazla uzatmadan kendine inanmak nedir arkadaşlar ne değildir buradan bir başlayalım.
Kendine inanmak deyince muhtemelen kendine güvenmekle aynı zannettiniz.
Yani bir zorluk karşısında insanın kendi kendine güvenmesi gibi bir şey düşünmüş olabilirsiniz.
Ama aslında durum tam olarak böyle değil.
Kendime inanıyorum demek sadece kendime güveniyorum demek değil.
Aynı zamanda da şu demek kendi değerime olan inancım.
Bir şeyler yapabileceğime dair olan inancım.
Kabiliyetlerimi gösterebileceğime dair inancım tam demek oluyor.
Ve kendine inanmak, kendine ait olan o eşsiz erdeme ulaşabilmek demek.
Başkalarıyla tabii ki benzer taraflarımız var.
Kabul ediyorum ama... Tek başına baktığımız zaman hepimiz ama hepimiz parmak izimiz kadar eşsiziz arkadaşlar.
Kendine inanmamak ne peki inanmayı söyledik.
Bu da aslında bir nevi kendi yeteneklerine de inanmamak ve genellikle kendimizi olduğumuzdan daha aşağı görmek anlamına geliyor.
Ve böyle insanlar genellikle kendine çok fazla güvenen insanlara hayranlık beslerler.
Aslında bu da içten içe şu demekmiş.
Ben yetersizim bunu kabul ediyorum.
O yüzden o insana hayranlık duyuyorum gibi bir kapıya çıkıyormuş.
Ben demiyorum psikologlar söylüyor.
Hatta çok şaşırdığım bir şey de şu oldu.
Kendine inanmayan insanlar genelde yetersizliklerini gizleyebilmek adına gösteriş yapma ihtiyacı duyuyorlarmış.
Kendilerinden eminmiş gibi tavırlar takınıyorlarmış.
Ve içlerindeki aslında o güvensiz kişiliği gizlemeye çalışıyorlar.
Yani bir çeşit manipülasyon yapıyorlar.
Buna da şaşırdım. Ve tabii bu durumun tam tersi de var arkadaşlar.
Kendini... Aşırı aşırı aşırı uçlarda inanmak.
Böylelerine de kibirli diyoruz halk dilinde.
İkisi de sağlıksız önemli olan tam ortasını bulabilmek sanırım.
Peki Merve ben kendime inanırsam ne olacak ki ya ne değişecek hayatımda?
Ne olacak? Özgüven kazanacağız.
İnsan ilişkilerimizde daha başarılı olacağız.
Ya da işte geleceğimizi belirleme safhasında daha aktif bir rol oynayabileceğiz.
Gerçek kimliğimizi kabulle geçebileceğiz.
Kendimizle barışacağız belki insan ilişkilerimiz daha iyi olabilecek.
daha bilinçli kararlar verebileceğiz yani o yüzden ilk adımı atmak ve başlamak çok önemli arkadaşlar Kiminle başlıyoruz?
Alfred Adler'le tabii ki.
Çünkü bugün anlatacağım çoğu şey Adler'in psikoloji ekolünün keşiflerine dayanıyor arkadaşlar.
Adler'i hiç duymamış olanlar olabilir aranızda.
Adler benim de çok sevdiğim Avusturyalı bir psikolog.
Freud ve Jung kadar önemli.
Çünkü modern psikolojinin kurucularından sinir hastalığı hakkında Freud'da en çok çalışan kişidir.
Hatta Viyana'da yaşadığı dönemlerde Freud akımının kilit isimlerinden biridir Alfred Adler.
Ve bireysel psikoloji dedim mi çat Alfred Adler.
Ne demek istiyorum? Bireysel psikoloji ile ne demek istiyorum?
Her insan kendine özgü bir kişidir.
Hedef peşindedir.
Vücut, ruh ve manadan oluşan bir bütündür demek istedim.
Çünkü Alfred Adler'in fikirlerin merkezinde bu var arkadaşlar.
İnsanın sosyal bir varlık haline getirilmesi var.
İşte bu sebeple de Bireysel psikolojinin kilit olgularından biri sosyal ilgi arkadaşlar.
Sosyal ilgi derken neyi kastediyor?
Bizim bir grup ya da bir topluluğun parçası olma dürtümüzü aslında belirtmeye çalışıyor.
Ve topluma bütünüyle katılabilmemiz için şart olan o başkalarıyla iletişimde olma halimiz.
O işleri yerine getirme gereksinimimiz.
Bundan iletişim kurma bir gereksinim biliyorsunuz ki bunu kastediyor.
Ve tabii ki bireysel psikolojinin yine temel prensibi.
Densiplerinden biri. Fertlerin eşitliği arkadaşlar.
En güzel kısımlarından biri de bu bence.
Çünkü insanlar arasında dil, din, ırk, cinsiyet, statü, eğitim bu tarz farklılıklara dayanan ayrımları reddediyor.
Bu çok güzel. Yani bütün insanlar diyor aynı değerdedir.
Birbirine eşittir fertler diyor.
Hatta Adler insanları böyle yapraklarla kıyaslar.
Ağaçta bulunan yaprakların hiçbiri aynı değildir der.
Belki aynı görünüyorlar ama değiller.
Biz insanlar da belki aynı görünüyoruz ama birbirinin aynısı olan iki insan bulabilir misiniz?
Mümkün değil. Ve bireysel psikolojide sevdiğim taraflardan biri şu.
Geçmişimiz tabii ki önemli ama şimdi ve gelecek daha önce geliyor.
Yani bu yeni yıl gibi umut doluyor insanın içi.
Gelecek var orada.
Yani sorunun amacı ve anlamını çözmeye odaklanıyor.
Sebebini aramaktan daha da önemli bu hatta.
Niye Merve? Çünkü demiştim ya geçmişimizi değiştiremeyiz ya ama geleceğimizi etkileme şansımız var mı?
Var. Bir de az önce hedef dedim neyi kastettim?
Bu da şu demek biz farkında olalım veya olmayalım bütün hareketlerimiz bilinçli ya da bilinçsiz belirlediğimiz hedeflerce motive ediliyor ve yönlendiriliyor.
Bu önemli az sonra geleceğim buraya.
Bir de Adler psikolojisi insanın karar vermede özgür olduğunu söyler ve yaptıklarının hemen hemen hepsinden sorumlu bir varlık olduğunu ele alır.
Sen sorumlusun der. Ama en önemlisi yani Adler psikolojisinin belki de kalbi dediğim gibi bilinçli ya da bilinçsiz yaptığımız düşünce ve eylemlerimiz.
Burada diğer psikoloji ekollerinden bir tık sıyrılıyor değil mi?
Tersine bir durum gibi görünüyor.
Çünkü bilinçlilik ve bilinçsizlik birbirinin zıttı değil.
Aynı hedefe yönelik çalışan şeyler.
Örnek ver Merve. Mesela bir insanın çocukluğunu incelemek bilinç safhamızın aydınlanmasına vesile olabilir.
Veya rüyalarımız.
Bilinç dışı varlığımızı aydınlatabilir belki de rüyalarınız sizin hedeflerinizin duygusal geri dönüşüm arkadaşlar ve rüyalarımız bile kendimizi anlamamıza yardımcı olabilir.
Şimdi yavaş yavaş kendine inanmaya doğru gidiyorum arkadaşlar.
Ama yavaş yavaş dediğim gibi öncelikle adler deyince ilk aklımıza gelen şeyden başlamak istiyorum.
Aşağılık duygusu. Benim hep o geliyor aklıma nedense.
Çünkü adlere göre aşağılık duygusunun kökeni çocukluktadır arkadaşlar.
Bunu bir bölümde anlatmıştım.
Herkes bu hayata bir çocuk olarak gelir ve zayıf olarak başlardır adler.
Çünkü yetişkinlerin dünyasında bir çocuk olduğunuzu düşünün değil mi?
Bu şekilde başlıyoruz hayata.
Yetişkin olmaya çabalıyoruz çocuğuzda ister istemez bu aşağılık kompleksi var bu otomatik yükleniyor sanırım sonra kendimizi geliştiriyoruz arıyoruz bulmaya çalışıyoruz kendimizi ve yavaş yavaş o aşağılık kompleksinden kurtuluyoruz
diyorum otomatik yüklenmiş sonra biz ondan kurtuluyoruz nasıl sevgiyle cesaretle kurtuluyoruz veya aşamıyoruz o aşağılık duygusunu orada kalıyoruz ve çoğu insan yetişkin
olduktan sonra da kendi değerinden şüphe edebiliyor.
İşte kendine inanmak buralardan geçiyor.
Diğer insanların bizden daha iyi olduğunu düşünebiliyoruz bu noktada.
Ama bazılarımız bu aşağılık duygusunu o kadar iyi kamufle ediyor ki bu zaaflarını üstünlük konteksi göstererek o kadar iyi gizliyorlar ki biz de inanıyoruz.
İşte biz adlerin eksiklik hissi olarak adlandırdığı Bu duygu yani yeterince iyi olmadığımız duygusundan artılık isteği dediği duygusuna doğru evrilmeye çalışıyoruz.
O yöne doğru hareket etmeye çalışıyoruz.
Artılık hissine geçmeye çalışıyoruz.
Bu ne Merve? Diğerlerinden iyi olma duygusu bu insani bir şey.
Şimdi kendine inanma mevzusuna adım adım gidelim arkadaşlar.
Önce insan yapısına bir bakalım istiyorum psikolojik olarak.
Size bir takım örnekler vermek istiyorum.
Belki kendinizi göreceksiniz.
Önce şunu bir tespit edelim.
Siz kötümser misiniz yoksa imser misiniz?
Yani kendinize inanma safhasında bunlar önemli çünkü.
Kötümser dediğimiz insanlar zaten...
Başarısızlığa odaklanmışlardır hayatlarında daima karamsardırlar ve onlarda da şöyle bir üstünlük kompleksi olabilir.
Başarısızlığını önceden gördüklerine inanırlar başarı elde edemeyeceklerini ve bu yüzden kendileriyle gurur duyarlar.
Bunun neyi gurur duyulacak bir şey demiş olabilirsiniz.
Ya ben biliyordum zaten başarısız olacağımı.
Hatta beklenmedik bir şekilde başarılı olurlarsa da kendi kendilerine şey derler kesin bir yanlışlık oldu ya.
Burada bir hata var bu olmaması gerekiyor.
İyimserlere baktığımız zaman onlar başarının böyle daha ulaşılabilir olduğuna inanır ve başarısızlığa pek şans tanımadıkları için başarılı olma ihtimalleri daha yüksektir.
Ve başarısız da olsalar pes etmezler, devam ederler.
Ve aslında onlar sadece doğru tavırlara sahip olan erdemleri sayesinde başarılarına katkıda bulunurlar.
Şimdi az önce hedef belirlemek dedim.
Ne demek istedim? Şu insan doğasını incelerken karakter...
ve davranışı hatta arkalarında gizledikleri hedefe göre değerlendirmeyi kastediyorum.
Mesela yakın hedefler diye bir şey var ve bu şu demek.
İstenmeyen davranışlarımız olabilir ve bunlar kısa vadede hesap ettiğimiz 5 yakın hedeften En az biri tarafından bilinçsiz olarak yönlendirilir.
Nedir bu hedefler Merve?
Şu. Şimdi bir kişide görülen herhangi bir davranış aslında şimdi sayacaklarımdan birine ulaşmayı amaçlıyor olabilir.
Buna yakın hedef deniliyor. Birincisi arkadaşlar kusurlar için bahane göstermek.
İkincisi dikkat ve ilgi çekmek.
Üçüncüsü üstünlük kompleksi veya aşağılık kompleksinden kaçış.
Dördüncüsü intikam almak.
telafi etmek. Bunlara örnek vermek istiyorum kafamızda oturması için.
Mesela topluluk içinde sürekli yüzü kızaran birini düşünün.
Bu insana karşı diğer insanlarda nasıl bir duygu oluşacak?
Ay ne yaptım da acaba onu mahcup ettim?
Acaba onu incittim mi?
Kırdım mı? Neden böyle oldu diye sürekli o kendini iyi hissetsin diye etrafında pervane olma ihtiyacı duyacak insanlar.
Böylece ne olacak? Bu kişinin etrafında her zaman çok fazla insan olacak.
Buradaki hedef ne?
O yüzü kızaran kişinin.
dikkat ve ilgi çekmek buradaki yakın hedefe ve bunu bilinçli yapmıyor ama yüz kızarmasının gerçek sebebi dikkat çekmek olabilirmiş.
Çok enteresan. Başka bir örnek vereyim yakın hedef için.
17 yaşına bir çocuk düşünün sürekli başı ağrıyor.
Bu arada bunlar yaşanmış şeyler anlattıklarım.
Sürekli başı ağrıyor ve bu sebepten dolayı ders çalışamıyor.
Hatta okulda da sık sık aniden yere düşüyor baş ağrısından ötürü.
Ve şöyle bir de babası var.
Babası üniversite okuyamamış ve başarılı da olamamış.
O yüzden sürekli oğlunu eleştirmekte meşgul.
Ben okuyamadım sen oku modunda bir baba.
Bu hedefin yorumu yakın hedefin yorumu.
Adlere göre muhtemelen intikam.
Çünkü bu çocuk babasının onu aslında hiç sevmediğini düşünüyor.
Ve bu sevgisizliği bir saplantı haline dönüştürerek babasından intikam alıyor olabilir.
Yine söylüyorum bilinçli olmayabilir bu.
Ve babasının kendisiyle değil.
Onunla ilgilenmesi gerektiğine inanıyor olabilir.
Dikkat çekmek istiyor bu çocuk.
Yani yakın hedefler birden fazla olabilir bazen.
Bir de arkadaşlar uzak hedefler var.
Bunlar bizim yaşamımızın bir parçası ve yine bunları da bilinçsizce oluşturuyoruz.
Sonra da adına hayat tarzımız bu diyoruz.
Ama bunlar da çocukluktan geliyor.
Diğer insanların bizde uyandırdığı duygulardan, kendimizle ilgili çocukken oluşturduğumuz düşünce kalıplarından oluşuyor bu uzak hedefler.
Dediğim gibi bilinçsizce oluşabilir.
Acaba o zamanlar kendimizi küçük mü görüyorduk, aciz mi görüyorduk, güçlü mü görüyorduk, zayıf mı görüyorduk?
Bunlar önemli. Bunlar hayatta kalmamız için bizim nasıl davranmamız gerektiğini gösteriyor.
Ve yetişkinliğe kadar uzanıyor.
Hala devam ediyor. Uzak hedeflere örnek ver Merve.
Mesela şu hedeflerden hangileri size uyuyor arkadaşlar?
Şöyle derken buluyor musunuz kendinizi?
Ait olduğum yeri bilmek istiyorum.
Hata yapmamalıyım.
Başkalarına asla ayık olmamalıyım.
Birinci olmalıyım.
Ben sıradan biri değilim.
Sıradan biri asla olmayacağım.
Zengin olmam gerekiyor.
Risk almak istemiyorum.
Başkalarına daima yardım etmeliyim.
Fedakar biri olmalıyım.
İnsanlara karşı temkinli olmalıyım.
Bir düşmanlık gelebilir. Aklen üstün biri olmalıyım.
Manevi olarak üstün olmalıyım.
Kolay bir hayatım olmasını istiyorum.
Sıradan biri olmak istiyorum.
Göze batmak istiyorum.
Her şey ama her şey kontrolüm altında olmasını istiyorum.
Övülmek istiyorum. Seçkin, elit bir insan olmak istiyorum.
Her şeyi anlamak istiyorum.
Mükemmel olmak istiyorum.
Kusursuz olmak istiyorum.
Daha bunları çoğaltabilirim.
Bunlar sizce şu anda mı oluştu ya?
Bunlar çocukluktan geliyor.
Biz bunları bilinçli mi istiyoruz sizce?
Hayır bilinçsizce orada o depolanmış onlar.
Hepsinin de bir sebebi var.
O kadar çarpıcı şeyler çıkıyor ki altından.
Pandora'nın kutusu hesabı.
Şimdi biz kendine inanmak kısmından devam edeceğiz.
Ve çok yol katettik aslında buraya gelene kadar.
Şimdi kendimize inancımızın...
en az olduğu döneme gidelim.
Ne zaman bu dönem biliyor musunuz?
Hayattaki amaçlarımızın bize küçücük göründüğü anlar vardır ve gelecek adına yönümüzü yolumuzu kaybettiğimiz bazı anlar vardır.
Ne yaptığımızı bilmediğimiz zamanlar.
Bir şeyler yaparız ama bilmeyiz ne yaptığımızı.
Yaşamda gaye göremediğimiz anlar vardır.
Anlam bulamadığımız anlar.
Hayatın anlamı ne ki ya dediğimiz anlar vardır.
Eğer hayatın anlamını arayıp arayıp bulamadıysanız kendinize olan inancınızı Sarsılmış olabilir ki zaten hayatın bir anlamı var mıdır bu da sorgulanır.
Şimdi felsefeye hiç girmeyeceğim ama bireysel psikoloji hayatın gayesini şurada görüyor.
Kişilerin kendilerini toplumun aktif ve üretken bir üyesi olabilme yönünde geliştirmeleri olarak görüyor.
Kendimize olan inancımızı tazelemek için hayat gayemizi ararken kusursuzluğu da işin içine katmamız gerekiyor.
Kusursuzluk için şunu söyleyebilirim.
Hani geçen bölümde demiştim ya ne mümkün böyle bir şey yok arkadaşlar.
Yalnızca ne yapabiliriz?
Doğru şeyler yapma isteği gösterebiliriz.
Bu yönde çabalayabiliriz ki bu zaten bizi doğru yola yönlendirecektir.
Ve bu yolda devam edebileceğimiz gayeyi ve teşviği sağlayacaktır.
Kusursuzluktan kastımız bu.
Bir de şu var kusursuzluk için.
Çabalarken ne yapıyoruz aslında?
Bir noktada kusurlarımızı yüzleşmiyor muyuz?
Hatalarımızı görmüyor muyuz?
İşte bu bir cesaret bence.
Onları kucaklayabilmek bence bir cesaret.
Hatta size bununla ilgili çok sevdiğim bir hikayeyi anlatmak istiyorum.
Bir zamanlar geçinmek için yaşadığı kasabaya uzak bir nehirden her gün su taşıyan bir sucu varmış.
Bu sucu zorlanmamak için omuzlarında dengede olması gereken bir sopanın iki ucuna iki toprak testi asıyormuş ve testilerden biri parlak kırmızı renkte düzgün ve tamamen su
geçirmez bir testiymiş.
Diğeri ise eski püskü, rengisi olmuş ve biraz çatlakları olan bir testiymiş.
Hatta sucu yolda giderken biraz da su sızdırıyormuş bu testi.
Zamanla bu testinin çatlakları öylesine artmış ki sucu kasabaya ulaştığında çatlak testinin yarısı boş kalıyormuş.
Ve testi her gün her gün daha fazla su sızdırmaya başlamış.
Ve derken testi için Bu durum öyle bir dert kaynağı haline gelmiş ki sonunda utancını daha fazla gizleyemeyerek sucuya seslenmiş.
Demiş ki ben artık suyu tutamıyorum ve benim kusurlarım yüzünden sen her gün iki kat fazla çalışmak zorunda kalıyorsun.
Benim yerime işini daha iyi görecek bir testi al lütfen.
Böylece daha az yorulursun ve daha çok kazanırsın.
Lütfen bu ızdıraba bir son ver artık demiş.
Bu utancıma bir son ver demiş.
Sucu bunları duyunca çok şaşırmış ve demiş ki sen kendin hakkında böyle mi düşünüyorsun gerçekten?
Lütfen izin ver de demiş yarın nehirden dönerken sana bir şey göstereyim.
Ve ertesi gün iki testiyi de doldurup her zaman yaptığı gibi birini sopanın sağına çatlakların olduğu testiyi de sopanın soluna takmış sucu ve yürümeye başlamış.
Derken patikanın sağını işaret ederek çatlak testiye sormuş.
Ne görüyorsun söyle bana demiş.
Testi cevaplamış.
Toz görüyorum, toprak görüyorum, taşlar görüyorum demiş.
Bunu duyan sucu yolun sol tarafında ne görüyorsun peki diye sormuş.
Testi cevaplamış.
Bu tarafta çimenler var, yabani hayvanlar var, çok güzel çiçekler görüyorum demiş.
Evet demiş sucu bu güzelliği.
Her gün patikanın bu tarafına biraz su damlatarak sen yarattın.
Toprağın susuzluğunu da sen giderdin.
Uyuyan tohumlara sen can verdin ve çiçekleri döktüğün sularla besledin.
Her hafta patikanın bu yanından çiçek toplayıp senin sayende karıma götürebiliyorum.
Bu güzelliğin onun benim hayatıma getirdiği kokuyu anımsattığını bilsin istiyorum.
Ve evimden bu hayatın neşesinden hiç eksik olmuyor.
Evet demiş çatlak testi su taşıma konusunda yeterli olmayacaksın belki ama farklı yönlerine suyunu toprakla paylaşarak üzerinde bulunduğun her yeri bezleyip güzelleştiriyorsun demiş.
Aslında hepimiz birer çatlak testiyiz ve mükemmellik ulaşılması mümkün olmayan bir hedef.
Eğer bu dünyaya katkı sağlayacaksak bunu bir bütün olarak hem güçlü hem zayıf yönlerimizi tanıyarak yapabiliriz.
Kendimize ait özellikleri dışlayarak bu dünyaya bir katkı sağlayamayız ve artık kendi çatlaklarımızı...
Bence kucaklama zamanı onların bizi biz yapan biricik şeyler olduğunu kabul etmemizin zamanı.
Biz onlarla muhteşemiz ve biz onlarla tamız.
2023'de kendine inanmayan o beni lütfen geride bırak ve önce dünyada senin için en önemli olması gereken kişiye inan.
Hayallerinin gücüne inan yani kendine inan.
Çünkü hayal gücü henüz var olmayan şeyleri görme yeteneğidir bir yerde.
Yapıcı ve olumlu bir hayal gücüne sahip ol.
Aynada olmak istediğimiz kişiyi sadece kendimiz yaratabiliriz.
Yani değişimi başlatacak olan...
Tek kişi biziz kendimiz adına ve bu içeriden olacak bir şey.
İç senaryomuzu yeniden yazma kısmı burası.
Ama aynada olmak istediğimiz kişiyi görmemiz için yarım asırdır bizlere destek veren Sephora'da 2023'de bizleri hayallerinin gücüne inen sloganıyla motive ediyor arkadaşlar.
Güzelliğin sınır tanımayan gücü Sephora'nın eğlenceli ve avantajlarla dolu dünyasında yeni yıla özel harika setler sizleri bekliyor.
sevdiklerinizi ve kendinizi mutlu etmenin yolu seforadan geçiyor sevgilime anneme babama arkadaşıma eşime ne alsam diye düşünenler açıklamalara bıraktığım link Eşsiz bir hediye
destinasyonudur bilginize.
Ben şu an gözüme bir sürü parfüm kestirdim.
Siz de avantajlı ürünlere mutlaka bir göz atın derim.
Haydi o zaman devam edelim.
Kendimize inancımızı kaybetmekten bahsediyordum.
Bunun bir başka sebebi de yaşadığımız toplum.
Neden? Çünkü toplum sayesinde biz bir yerde kendimizi tanımlıyoruz.
Ve bu inancı kaybetmemizin en çok rastlanan sebeplerinden biri de kişinin yaşadığı yere ait olmadığını ve herkesten farklı olduğunu düşünüp aşağı ve değersiz olduğu duygusuna kapılması Ama
ne diyorduk önemli olan kişinin önce kendi için önemli olmasıdır tabii ki.
Diyorum ya sen kendi içinde değerliysen seni hiçbir rüzgar hiçbir fırsını zaten yıkamaz.
Ve bir önceki bölümde karar vermekle ilgili demiştim yani hayatımızın yönünü belirleyecek olan sadece biziz.
Hani derler ya hayat kendi yaptıklarınızdan ibarettir.
O yüzden geleceği ihya etmek için Tabii ki geçmişi kullanabiliriz çünkü geçmişi ondan bir şeyler öğrenmek amacıyla kullanmalıyız.
Yani onu ah edip vah etmek değil derdimiz.
Bir şeyler çıkarabilmek ve önemli olan gayretimizi bugün faaliyete dökmemiş.
Zaten geçmiş tecrübelerimizden aldığımız ders ölçüsünde gelecekteki davranışlarımızı iyi yönde değiştirebiliriz.
Bir de kendine inanmak meselesinde şu var ki olumsuz inançlarımız.
Kendime inanmıyorum demek bile aslında onu gerçek kılabilir.
Kendini gerçekleştiren kehanet hesabı nasıl olumlu inanç istediğimiz ve özlediğimiz şeylere kavuşmamız için bize yardımcı oluyorsa inancın yokluğu da korkularımızın başımıza gelmesine neden olabilir.
Bir önceki bölümde karar vermenin öneminden bahsetmiştim ve kendimize olan inancımız noktasında karar verme gücümüz çok önemli demiştim.
Çünkü ne düşüneceğimiz, ne yapacağımız, ne isteyeceğimiz ve neye inanacağımız bizim verdiğimiz kararlara dayanıyor nihayetinde.
Ve bilinçli karar verme amaçlarımıza ulaştığımız ve kendimize dair beklentilerimizi tatmin edebileceğimiz bir hayatın anahtarı olabilir.
Kendine inanma konusunda bir başka konu da şu sorumluluk alabilmemiz arkadaşlar.
Hani az önce bilinçli karar verme gücü dedim ya.
O gücü kullanmanın anahtarı yaptıklarımızın sorumluluğunu üstlenebilmemiz.
Çoğu kişi karar vermekte başarısız ya da bilinçsizce karar veriyor fark ettiyseniz.
Ya da kararı veriyor ilk adımı atamıyor.
Ya da verdiği kararların olumsuz sonuçlarını başkalarına yüklemeye meyilli.
Neden? Çünkü sorumluluktan kaçmak istiyoruz.
Ve bu duygunun kökleri nerede?
Çocuklukta yine. Çünkü her işimiz anne babamız tarafından halledilmişse biz de kendimizi tanıyamayız.
Dolayısıyla ne gücümüzü biliriz ne sorumluluğumuzu.
Ne olduğumuzu da bilmeyiz ve büyüyünce sanki hala anne babamız varmış gibi sorumluluk almaktan kaçarız.
Ama aslında onlar yok. O yüzden kendi hayatımızın sorumluluğunu almamak da kendimize inanmamaya sebep oluyor bir yerde.
Çünkü kendi kararlarımızı kendimiz alıp bedelini de kendimizin ödemesi gerekiyor.
Bu benim hayatım demek için bu gerekiyor.
Ve değişimi gerçekleştirmek sadece kendi inisiyatifimizde.
Kendimize olan saygımızı yükseltmek yine bizim inisiyatifimizde.
Eğer kendi kendimize karar alamazsak ne olur?
Elin oyuncağı oluruz. Yani onların davranışlarına, onların sözlerine göre hareket ederiz.
Böyle iki dudağın arasında yaşarız bazılarının.
Ve başkalarının güdümünde oluruz.
Hayatımızı onlara göre yaşarız.
Onlara göre şekil alırız.
Onların hayatını yaşarız bir nevi kukla gibi.
Bir de kendine inanma yolunda bizim bir takım önyargılarımız var.
İkinci el düşünme tarzının mahsulü önyargılar.
Neden? Çünkü kendi fikirlerimizi oluştururken bağımsız düşünmeden yoksunuz ve bu önyargılara sebep olabiliyor.
Zaten düşüncelerimizle ilgilenme konusunda da bence çok tembeliz.
Bazen böyle kafamdan saçma sapan düşünceler geçerken onları böyle tutuyorum, yakalıyorum, yüzleşiyorum ve sonra diyorum ki ya Merve diyorum keşke hep bunu yapsan.
Acaba diyorum farkındalığım nasıl olurdu?
Düşüncelerim berraklaşırdı, iç duyularım kuvvetlenirdi diyorum ama gerçekten tembelim bu konuda.
Keşke bunu, bu kasımı geliştirebilsem.
Bir de kendinize şunu sormanızı istiyorum.
Bir konu hakkındaki görüşünüz gerçekten size mi ait yoksa ikinci el mi?
Hani benim bu düşüncelerimi tutuyorum diyorum ya.
Çocuklarım bazen bana ait olmuyor ya diyorum ki bu benim fikrim değil abi ben bunu bir yerden edinmişim.
Ve çevreden de edindiğimiz o fikirleri takip ediyoruz bazen.
Bu siyasi görüşümüz olabilir dini görüşümüz bile olabilir.
Bence bunu bir düşünün derim.
Başkaları tarafından mı asimile edilmiş o düşüncelerimiz yoksa kendi kişisel fikirlerimiz mi?
Bu da aslında kendimize olan inancımızı etkiliyor.
Neden? Çünkü kendi kendimizin efendisi olmak diyoruz ya.
Ama nasıl? Bu sorunun cevabı da bence ancak böyle bizi biz yapan o şeyin ne olduğunu anladığımız zaman açığa çıkacak ki zaten bu da çok zor.
Fikirlerimiz de ön yargılarımız da buna dahil.
Kendi kararlarımızı alalım, sorumluluğumuzu alalım derken.
Başkalarının ikinci el düşünceleriyle değil kendi düşüncelerimizle demek istedim.
O yüzden de belki biraz derin kazmamız gerekiyor bu noktada diye düşünüyorum.
Bu arada ben böyle bıdı bıdı konuşuyorum şey diye düşünmeyin.
Merve de her şeyi halletmiş ya kafasında.
Her şeyi çözmüş. Öyle bir şey yok.
Hiçbir şey çözdüğüm falan yok.
Ben de sizlerle aydınlanıyorum bu podcastları yaparken ve bu söylediklerimi kendime de söylüyorum.
Kendim de duyayım yani bunları açıp açıp dinliyorum bazen.
Ben de bir dinleyiciyim aslında burada.
Kendine inanma konusunda en önemli yere geldim arkadaşlar.
Kendini sevmek.
Bu bence en önemli, en hayati adım olabilir.
Çünkü kendimizi sevmek, sevme kapasitemizi arttırıyor bir yerde.
Gerçekten müthiş bir şey. Mabel çiçeğimin dediği gibi.
Kendi dalına düşman.
Bu çiçeği nasıl sevsin diyor ya Mabel Matiz.
Kendini sevmeyen birisi bizi neden sevsin ki gerçekten yani.
Kendini bile sevmeye layık görmemiş.
Ama sevmeyi öğrenebilir miyiz Merve sonradan?
kesinlikle evet bir arkadaşım bana şey demişti ben sevmeyi bilmiyorum herhalde dedi nasıl yapacağımı bilmiyorum ve o yüzden aşk ilişkilerim yürümüyor demişti ama çok şaşırmıştım çünkü onu çok seven bir ailesi vardı o
yüzden şaşırdım nasıl dedim öğrenememiş olabilir ya bazıları da gram sevgi görmediği bir ailede büyüyüp sevgi pıtırcığına dönüşebiliyor çok enteresan Yani iyi ki psikoloji diye bir şey var arkadaşlar.
Böyle bir alan var. Şükürler olsun açmazlarımıza ışık tutuyor.
Size bu sevme sevilme mevzusuyla alakalı bir örnek vereyim arkadaşlar.
Biri var işte erkek 40 yaşında yalnız yaşıyor.
Ne bir erkek arkadaşı var ne bir kız arkadaşı var.
Hiç arkadaşı yok. Derken bir gün yolu psikoterapiste düşüyor.
Ben diyor hayatım boyunca çok mutsuz yaşadım.
Okul hayatımda da başarılı değildim.
Kayda değer bir öğrenci hiçbir zaman olmadım.
İş hayatım beni hiçbir zaman heyecanlandırmadı.
Hatta buraya da tesadüfen girdim diyor.
Kendini tanımadığı için parantezini kapat.
Sonra bu seanslar sonrasında da şu ortaya çıkıyor.
Bir abisi var. O kadar parlak bir öğrenci ki bu abisi.
Evde, okulda, sporda, müzikte hep başarılı.
Ailesini, göz bebeği, çiçeği.
Örnek çocuk. Bir kız kardeşi var.
Çok güzel bir kız. Herkesin dikkatini celbediyor.
Celbediyor yalnız, celbediyor. Ve bir sürü de arkadaşı var bu kız kardeşinin.
Çok sosyal, çok sevilen bir kız çocuğu.
Bu adamcağız da orta çocuk.
Ortanca çocuk, orta çocuk ne ya?
Ya abisiyle ya da kız kardeşiyle sürekli karşılaştırılıyor.
Ve daha küçücük bir çocuk.
Ya bunu nasıl tahammül edecek bu kadar ağır bir yüke.
Hayatı boyunca sevilmeyen biri gibi hissetmiş ya.
Anne babamın utanç kaynağıyım herhalde demiş.
Ben sevilmeye değer biri değilim.
Çünkü ben onlar gibi başarılı değilim.
Abim gibi değilim. Kız kardeşim gibi değilim.
Arkadaşlarım yok. Güzel de değilim onun gibi.
Ne yapıyor? Gitgide içine kapanıyor.
Çocuk çünkü ne bilsin.
Duygularını ifade edemiyor.
Ya bu duygularını ifade etme kısmı o kadar...
önemli ki bakın çoğu insan o kadar eminim ki bundan çoğu insan bunu yapamıyor ya keşke IQ'ya önem verdiğimiz kadar EQ dediğimiz o duygusal zekamıza önem versek diyorum çünkü bence hayatta böyle
sağlam adımlar atmamızı sağlayan en önemli şeylerden birisi diye düşünüyorum ve keşke bunu çocukken yapabilse aileler çocuklarına çok ütopik bir şey söyledim farkındayım Norveç'te yaşamıyoruz ki zaten Norveç'te de yoktur bence Neyse
ne diyordum yani adamcağız duygularını hiç kimseye açamıyor çünkü neden başarısız olacağını düşünüyor bu kodlanmış kafasında ve benim diyor konuşacağım bir kadın olursa o da beni değersiz bulacak ailem gibi diyor.
Kendine inancını yitiriyor ve çok ağır bir depresyona giriyor.
Burada ne var aslında ailesi belki farkında bile değil ne yaptığının o mukayeseler esnasında çocuğa nasıl zarar verdiğinin ya da kendini değersiz hissettirdiğinin farkında değil ama Çocuk
bunları kafasına sokmuş ve kendisiyle ilgili olumsuz düşünceleri bakın nereden geliyor Çocukluktan 40 yaşında ve yapayalnız ve ilişki kuramaz bir hale geliyor.
Tabii ki bunu psikoterapiste halletmiş çözülmeyecek bir mesele yok arkadaşlar uzmanına gittikten sonra.
Bunu neden anlattım?
Kendimize inancımız yoksa belki de bizim de bu danışan gibi ilk yapmamız gereken şey kendimiz hakkındaki o olumsuz düşüncelerimizin kökenine inebilmemiz.
Onu kökten değiştirebilmemiz.
Ne yapabiliriz mesela bu noktada?
Bir kağıt kalem alıp böyle sağ tarafına Kendinizde olumlu bulduğunuz tarafları yazın.
Sol tarafa da olumsuz özelliklerinizi yazın.
Ama lütfen samimi olun bunları yazarken.
Belki onları yazarken bile olumsuzları değersizlik duygusuna kapılacaksınız.
Bu çok normal arkadaşlar bir insanız.
O listedeki olumsuz maddeleri görün ve nasıl değiştirebilirsiniz?
Bunu bir düşünün kendi kendinize bir sorun.
Kendinize inancınızı onlar kırıyor olabilir.
Hatta bunu yeni yıl gelmeden yapın lütfen.
Kendinize olan sevginizi belki de geçmişte yaşadığınız, geçmişte yaptığınız bir şey var ve bundan duyduğunuz suçluluk bile baltalıyor olabilir.
Bunu da bir düşünün. Bir suçluluk hissi mi var sizde?
Kimin hatası yok arkadaşlar?
Kusursuz insan mı var? Merve Hatipoğlu'yla Huzura Doğru programı burada sona ermiştir.
Ya kendimi hakikaten öyle hissettim şu anda.
Onun gibi konuşuyorum. Dediğim gibi bunların hiçbiri ben sevgiye sevilmeye layık değilim dedirtmemeli bize.
Şu anda da aklıma suçluluk demişken Daido'nun efsane şarkısı White Flag geldi.
Neden? Çünkü evlenecekleri zaman Daido nişanlısını yüzüstü bırakıyor, terk ediyor.
Ve o vicdan azabıyla bu parçayı yazıyor sonradan.
Burada hem bir yüzleşme var hem de bir özür mahiyetinde.
Belki duygularını az önce bizim yaptığımız gibi bir kağıda yazdı ve sonra şifa olsun diye bize de söyledi şarkı olarak.
Suçlulukla yüzleşmek deyince aklıma bu parça geldi.
Bir de kendine inanmayan insanlar hayatında yanlış giden böyle en ufak bir şey bile olsa kendilerinden kaynaklı olduğunu düşünmeye meyillilermiş.
Acı çekmelerinin sebebini bile buna bağlıyorlar.
Ben değersiz olduğum için acı çekiyorum.
Çünkü ben çok şanssızım. Kötü bir talimim var.
O yüzden bunları yaşıyorum demeye meyillilermiş.
Tabii ki bunlar çok yanlış tutumlar.
Kendinize inanmanıza engel olan şeyler var mı?
Yok mu? Bunu daha iyi anlamanın zamanı arkadaşlar.
Kendinize şu soruları sormanızı istiyorum.
Birinci sorum şu. Yapacağım dediğim şeyleri bir düşün bakalım.
Bunları gerçekten yapabilir misin?
Buna inanıyor musun? Ona bir cevap vermenizi istiyorum.
İkinci sorum şu. Ben kendimi çok iyi tanıyorum.
Güçlü ve zayıf yönlerimin farkındayım.
Bunu diyebilir misin? Açık yüreklilikte.
Üçüncü sorum şu. hayatımın kararlarını ben alıyorum.
Bunu diyebilir misin? Dördüncü sorum ki bu çok önemli buraya dikkat.
Burası çok ömerli. Kendine bir insan olarak gerçekten değer veriyor musun?
Ve beşinci sorum hayallerime ulaşmama hiç kimse engel olamaz.
Bunu diyebiliyor musun? Ve son sorum harekete geçtiğim zaman arzu ettiğim sonuçları alacağıma eminim.
Bunu diyebiliyor musun? Şimdi bunlardan arkadaşlar hangisine hayır dediniz ya da hangilerine hayır dediniz bunu bir düşünmenizi istiyorum çünkü O hayır dediğiniz şey Sizin Kendinize olan inancınızı
sarsan yer işte burası Kendimize inanmak kontağı çeviren, arabayı hareket ettiren anahtar gibi arkadaşlar.
O yoksa biz hiçbir yere gidemeyiz.
Arabayı inelim de itelim derseniz o da namümkün.
Çünkü hayır dediğimiz şeyler var ya az önce onlar bizim yolumuza çıkacak, engel olacak.
Düşüncelerimiz, tutumlarımız, eylemlerimiz, hedeflerimiz de uyumlu olmadığı için engelleneceğiz bir şekilde.
O yüzden kendimize inanmak çok önemli ve kendimize inanmak için ne gerekiyor kısaca?
Öncelikle özdeğer gerekiyor.
Yani ben bir insan olarak değerliyim diyebilmeliyiz.
Hatta şimdi size bir şey söyleyeceğim belki deli saçması gelecek ama böyle bir makale var arkadaşlar bilimsel yani.
Kendi kendinize konuşun diyorlar.
Kendinize olumlu şeyler söyleyin.
İç senaryonuzu baştan yazın diyorlar ki bu kendimize dair kötü inançları yıkmamız için gerekiyormuş.
Ben hani geçen bir bölümde anlatmıştım hangisi hatırlamıyorum.
Kendi kendime konuşuyorum, telkin ediyorum işte Merve geçecek diyorum falan.
O an gerçekten birinden duymaya ihtiyacım olan şeyleri kendi kendime söylüyorum.
Yıllardır bunu yapıyorum ama.
Bunun bir makale olduğunu bilmiyordum.
Gerçekten psikolojimi buna borçluyum sanırım.
İnsanın bir noktada kendi kendinin terapisti olabilmesi gerekiyor bence.
Bir de podcast boyunca kendine güvenmekten bahsettim arkadaşlar.
Bu ne? Bu çok havada kalıyor bence.
Yani güven deyince hep böyle başkalarından beklediğimiz bir şey geliyor belki aklımıza.
O zaman size şunu sormak istiyorum.
Hani birine nasıl güvenirsiniz?
Güvenilir insan dediğiniz kişi kimdir?
Bana göre dürüst olandır.
Sözünde duran kişidir.
İşte kendine güvenmek de aslında böyle mümkün oluyor.
Kendinize verdiğiniz sözü tutun.
Kendinize dürüst olun.
Mesela işte yarın spora başlıyorum.
Söz veriyorum kendime deyip ertesi gün patates gibi yattığım zaman kendimize güven falan kalmıyor.
Onu söyleyeyim. Bir de kendime verdiğim sözü tutmak benim için çok önemli.
Hep söylüyorum. O yüzden yapacağım dediğim şeyi yapmaya çalışıyorum.
Örnek ver Merve. Farkındalık defteri.
Geçen sene dediniz ki Merve ne olur bize de bundan çıkar dediniz.
Tamam dedim size söz verdim.
Bu senede dediğim tarihte çıkarttım arkadaşlar.
Sözümde durdum. O yüzden yapacağım dediğimiz şeyi yapmalıyız.
Ama şu da var. Neden başkasına verdiğiniz sözler bu kadar önemli?
Onları tutuyorsunuz.
Onlara mahcup olmaktan korkuyorsunuz da.
Kendinize verdiğiniz o sözleri tutmuyorsunuz.
O başkaları sizden çok mu daha önemli?
Sormak istiyorum cevap verin.
Bir başka maddede şu.
Hayır demeyi bilmiyoruz.
Ve ben daha yeni yeni öğreniyorum bunu.
Buna bir podcast gelecek arkadaşlar.
Bence bu çok önemli bir konu.
Hayır demeyi bilmek üzerine konuşacağız çok yakında.
Bir de şu var.
Doğru olduğuna inandığınız şey her neyse, değerleriniz her neyse onu yaşamaya çalışın.
İç pusulanızı takip etmeye çalışın diyorlar.
Kendinize inanmanın yolunda.
Bu yol benim yolum.
My way. Bu yol bana en uygun dediğiniz yol.
Hangi yol? İşte o yolda yürüme cesaretini göstermeye çalışın.
kendinize inanma noktasında ve son olarak şu sözü unutmayın eğer inanırsanız zihniniz bunu başarabilir ve bizi inanca götüren olumlamaların tekrarıdır ve bu inanç bir
kez derinleşirse her şey olmaya başlar o yüzden 2023'de kendime inanıyorum diyebilelim Sephora'nın sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik.
Bu yıl kendimize hediye edebileceğimiz en güzel şey kendimize inanmak olsun arkadaşlar.
Tüm güzellikler sizi bulsun.
Aşağı bırakmış olduğum linkten güzelliğin sınır tanımayan gücü Sephora'nın yeni yıla özel seçlerini ve avantajlarını da keşfedebilirsiniz.
Bugün ruhumuzu güzelleştirdik.
Sephora da bizi güzelleştirsin o zaman.
Tekrar görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Kendinize iyi bakın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
