
Cambly Hakkında detaylı bilgi almak ve %60 indirimden faydalanmak için linke tıklayın: https://cambly.biz/Osb60
Kod: Osb60
*
Cambly Kids Hakkında detaylı bilgi almak ve %60 indirimden faydalanmak için linke tıklayın: https://cambly.biz/Osb6
Kod: Osb6
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
*Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir*
Transkript
Anadini İngilizce olan deneyimli eğitmenlerle ister birebir ister grup derslerine katılabileceğiniz online bir eğitim uygulaması olan Cambly'e bugün başta en büyük yatırımı geleceğine yap.
OSB 60 kodu ile tam %60 indirimle ilk ve son kez ayda sadece 199 TL'ye abone ol.
Ayrıca ilk dersin ücretsiz.
Bugün kendin için bir adım at.
Herkese merhaba, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün hayatımızda bizi mutlu edeceğine inandığımız ama yapmak için asla vakit bulamıyorum dediğimiz şeyler için nasıl zaman yaratabiliriz mevzusundan bahsedeceğim.
Kanayan yaramız. Akşamları böyle yatağımıza yorgun argın giriyoruz ve bazen kendi kendinize siz de şunu derken buluyor musunuz?
Bugün aslında gerçekten ne yaptım?
Sahiden bu kadar ne yapıyoruz da kendi istediğimiz şeyleri yaşamaya ya da yaratmaya zaman bulamıyoruz?
Neden sürekli meşgulüz, neden böyle hayatımız çok çılgın bir hızla son sürat akıyormuş gibi geliyor bize yoksa gerçekten zaman mı hızlı akıyor ya da biz mi iyi değerlendiremiyoruz kafamda deli sorular.
Neden daha az meşgul, daha az yoğun ve daha az dikkati dağılmış ve yaşanan andan zevk alırken bulamıyoruz kendimizi çoğu zaman.
Bu podcast zaman yönetimiyle ilgili değil baştan söyleyeyim yani işte nasıl daha fazla iş yaparız yapılacaklar listemizi nasıl daha hızlı şekilde tamamlarız falan öyle bir şey değil.
Bugün sizin için aslında önemli olan şeyleri gün içerisinde nasıl daha fazla zaman yaratabiliriz?
Buna yönelik bir podcast bu.
Ailenize zaman ayıramıyor olabilirsiniz, bunun ızdırabını çekiyor olabilirsiniz.
Yeni bir dili öğrenmek, ne bileyim bir roman yazmak, bir enstrüman çalmak vs.
vs. Artık orasını siz bileceksiniz.
Neye zaman yaratamıyorsak artık?
Peki neden bu kadar yoğunuz?
Neden bu kadar meşgulüz?
Neden bir kaosun içerisinde hissediyoruz kendimizi ve dikkatimiz sürekli dağınık?
Çünkü bunun iki sebebi var.
Birincisi meşgul çoğunluk dediğimiz ve herkesin diğer insanlara bakıp sırf onlar yapıyor diye sorgusuz sualsiz üstüne atladığı şeyler.
Meşguliyet kültürümüz, dolup taşan e-posta kutularımız, sonsuz sonsuz yapılacaklar iş listelerimiz, her dakikasını verimli kılmaya çalıştığımız aslında bir o kadar da verimsiz
anlar kendime söylüyorum.
Böyle azıcık yavaşlasak geride kalma hissi yaratan o meşguliyetlerimizi bir düşünelim istiyorum.
Sadece bu değil tabii ki zamanımızı almak için yarışan ikinci bir güç var.
O da sonsuzluk havuzları dediğimiz şey.
Nedir bu sonsuzluk havuzları?
Böyle sürekli aşağı kaydırdığımız o ekranlarımız var ya asla bitip tükenmek bilmeyen o sosyal medya içerikleri sayfayı sürekli yeniliyoruz aşağı kaydırıyoruz.
Her uygulamada bir sonsuzluk havuzu var dikkat ettiyseniz.
Her daim elimizin altında olan ve her zaman yeni olan bir eğlence şekli sürekli sürekli meşgulüz bu yüzden sürekli meşguliyetten kaynaklanıyor.
Bir tükenmişlik içerisindeyiz ve aslında bir ödül gibi değil mi bu yani meşgulüz tükenmişiz bu da bize bir ödül sonsuzluk havuzunda yüzmek peki soruyorum size sürekli
meşguliyet gerçekten zorunlu mu sonsuz bir şekilde oyalanma ve bu şekilde dikkatimizi dağıtmak gerçekten bir ödül olabilir mi sizce?
Yoksa hepimiz otomatik pilotta sıkışıp kaldık mı?
İşte bu iki güç meşguliyet dediğim ve sonsuzluk havuzları dediğimiz iki güç bizim varsayılan hallerimize dönüştükleri için artık çok güçlüler.
Otomatik pilot diyoruz ya.
Varsayılan demek teknoloji jargonunda şu demek.
Atıyorum yeni bir telefon aldınız diyelim.
O içerisinde böyle yüklü bir takım uygulamalarla geliyor.
Artık televizyonlar da böyle yenilesin.
Yani sizin öyle ekstra bir şey yüklemenize falan gerek kalmıyor.
Al kardeşim diyor içinde bunlar zaten var.
Yani telefonu üreten kişilerin yüklediği şeylerden bahsediyorum.
Otomatik geliyor. İşte iş hayatımızda da böyle varsayılanlar vardır.
Hatta hayatımızda da vardır varsayılan dediğimiz.
Sadece teknoloji dünyasında yok.
Standart ayarlar hayatımızın her yerine sızmış durumda.
Ne zaman böyle kendimizi bu meşgul çoğunluktan uzağa götürsek sonsuzluk havuzlarının içinde yüzerken buluyoruz kendimizi.
Meşgul çoğunluk dediğim varsayılan o sonsuz görevler arkadaşlar.
Sonsuzluk havuzları dediğimde işte bu bilgisayarlarımız, Netflix, oyunlar, sosyal medya, telefonlarımız yani böyle dikkatimizi dağıtan şeylerden bahsediyorum sonsuzluk havuzu derken.
Ve hepsi sadece bir parmağımızın ucunda ve korkunç bağımlılık yaratacak şekilde tasarlanmışlar.
Telefonunuzun ayarlar kısmına gidin ve ekran süresine bakın.
İşte o sizin sonsuzluk havuzunuz.
Yani bir tarafımızdan meşgul çoğunluk çekiştiriyor.
Bir tarafımızdan da sonsuzluk havuzu çekiştiriyor.
İşte biz de ortada kalıyoruz.
Ne olacağız? Yaşantımızdan geriye kalan günlerden beklentimiz ne?
Yani kendi varsayılan ayarlarımızı nasıl ayarlayacağız?
Hamsterlar hani üzerinde koştukları bir tekerlek vardır ya.
Onlar ne kadar hızlı koşarsa tekerlik de o kadar hızlı döner.
Yani sorun şu ki.
Her zaman bu işlerimizin yerini almayı bekleyen bir iş her zaman çıkacak yani bu işlerden kurtuluş yok.
O yüzden madem kendi zaman çizelgemizi biz belirleyemiyoruz tabii ki bağımsız çalışanları tenzih ediyorum onlar hariç.
O zaman bari böyle ilgimizi dikkatimizi mutlak bir şekilde kendimize verelim.
Kendimiz odağımızı kontrol edebilelim ve bizim için önemli olan o istediğimiz şeyler için mutlaka zaman yaratalım.
Cambly Kids ile 4-15 yaş aralığındaki çocuklar tamamı ana dili İngilizce olan en kaliteli eğitmenlerle birlikte İngilizceyi kalıcı olarak öğreniyorlar.
Şu anda Cambly Kids'de yılın en büyük indirimi var.
OSB 6 kodu ile %60 indirimden faydalanın.
Çocuğunuza özgüvenli İngilizce konuşma becerisi hediye edin.
Aslında bugün anlatacaklarım da önceden Google, YouTube gibi hizmetlerin ürün tasarımı ekibinde bulunmuş kişilerden öneriler ve bu insanlar hiçbir zaman kendine, hobilerine, ailesine hiçbir zaman bunlara vakit
ayıramayan ve bunun eksikliğini çeken insanlar.
Adamlar direkt bu teknolojinin içindeler ve amiyane tabirle kendi kazdıkları kuyuya kendileri düşmüşler.
Sonra da çıkmışlar o kuyudan bizi de nasıl çıkarabileceklerinin yollarını araştırmışlar.
İşte bugün onların önerilerinden bahsedeceğim sizlere.
Bu arada şu an aklıma bir belgesel geldi.
Yanılmıyorsam adı Sosyal İkilem'di.
Eski bir belgesel Netflix'te bilmiyorum duruyor mu.
Orada da böyle bir şey vardı.
Pinterest'in yaratıcısı.
Adam diyordu ki ben tuvaletten çıkamıyorum.
Çünkü sürekli Pinterest'te takılıyormuş.
Kendi yarattığı şeyin içerisinden kendi çıkamıyor.
Düşünün biz nasıl çıkacağız.
Neyse şimdi bu tasarımcılardan bahsedelim tekrar.
Bunlardan biri Jake dediğim gibi.
Jake'in iki tane oğlu var arkadaşlar ve diyor ki ben diyor onlarla zaman geçirmek için bütün bir haftayı dört gözle bekliyorum.
Çok yoğun çalışıyorum falan. Yıl diyor 2012 ve bir gün işte iki oğlum diyor oturma odasında oturmuş böyle ahşap trenleriyle oynuyorlar.
İkisi de küçücükler daha.
Ve ben o sırada onlara bakmayıp telefonuma bakıyorum işte e-postalara falan bakıyormuş.
Oğlu da dönüp diyor ki baba diyor neden hep telefonuna bakıyorsun?
Bunu sormuş ve benim ona verebilecek mantıklı bir cevabım yoktu.
Küçücük bir çocuğa verebilecek mantıklı bir cevabım yoktu.
Oradaydım ama aslında orada değildim yanlarında değildim.
bu çok önemli bazen oradasınız ama orada değilsiniz ya öyle bir an aydınlanma anı ve o an şunu fark ediyor diyor ki her gün diyor yeni bir şeylere tepki veya yanıt veriyorum e-posta mı geldi hemen cevap
ver internetteki o sonsuz yeni şeylere bak o havuzda kaybol ailemle olan anılarım öylece diyor gözümün önünden akıp gidiyordu peki diyor ne uğruna ne uğruna ne kadar güzel bir
soru bu ne uğruna biz bunları yapıyoruz ya Yani milletin nispet yarışını izlemek için mi?
Sosyal medya malum artık bir nispet arenası bence.
Neyse işte o anda bir aydınlanma yaşıyor adam ve diyor ki sürekli çevrem içi olmanın bedeli ailemin yanında olmamaktı.
Ve sürekli hayalim olan kitap yazma işini ertelemekti diyor.
Neden? Çünkü başka insanların hayatını stoklamakla meşguldüm diyor.
Tokat gibi değil mi aynı?
Şılak. Neyse işte adam aydınlanıyor bir anda falan.
Telefonundan tüm sosyal medya uygulamalarını siliyor.
Çocuğuna flüt alamayan baba İbrahim Tatlıses.
Nereden aklıma geldi?
Ve kendimi diyor çok özgür hissettim o an diyor.
Neden? Çünkü artık en ufak bir can sıkıntısında telefonuma uzanmama gerek kalmadı diyor.
Gerçekten telefonumda uygulamaları silsem sosyal medya uygulamalarını vesaire.
Hiç yani telefonla hiç alakam olmaz.
Çaldığını bile duymam o derece.
Adeta benim için zaman yavaşladı diyor.
Bir arkadaşımın Instagram hesabı kapanmıştı ve aynısını söylemişti.
Merve zamanla kadar yavaşmış meğersem demişti.
Şimdi anlıyorum. Sonra da işte Jay-Z ile...
Yani John'la ve onun zamanı böyle kendisinden çok daha iyi yönettiğini fark ediyor.
Neden? Çünkü Jay-Z olayı çözmüş.
Diyor ki sorun diyor bizim avcı toplayıcı köklerimiz ve modern çılgın dünyanın arasındaki o büyük kopuklukta yatıyor.
O yüzden bu dikkat dağıtıcılarla savaşmaya falan gerek yok diyor.
Tek yapacağımız şey onları zor erişilebilir kılmalıyız diyor.
Bu zaman yaratma mevzusuna iki arkadaş çok kafa yoruyorlar ve şu sonuca varıyorlar özetle.
İlk altın kurala göre tek bir yüksek öncelikli hedefle başlamamız gerekiyormuş.
İddialı ancak ulaşılabilir.
tek bir hedef koyarsanız o zaman o günün sonunda bunu halletmiş olursunuz ya da o haftanın sonunda o işin yanına da bir tık atarsınız ve mutlu kapatırsınız günü diyor motivasyonun alası bence bu ikinci
kural da cihazlarımızı kısıtlamak işte e-postaymış sosyal medyaymış bilgisayarmış telefonmuş yok abicim bunlar bunları diyor kısıtlayacaksınız kaldıracaksınız Tüm dikkatinizi yapacağınız işe vereceksiniz diyor.
Sadece o anda kalarak o işi halledeceksiniz.
Üçüncü kural da güzel besleneceksiniz diyorlar.
Yok enerji kazanayım bilmem ne yapayım diye öyle şekerli paketli gıdalar yemeyeceksiniz diyor.
Yani enerjinizi onlar evet tavana vurdurur ama sonra öyle bir hale gelirsiniz ki pert.
Akşama pertiniz çıkar.
O yüzden sağlıklı besleneceksiniz ve enerji seviyenizi koruyacaksınız diyor.
Sonra işte bunlar blog yazmaya başlıyorlar.
Bu bulduk. ...yoklarıyla alakalı şeyler işte nasıl zaman yaratırız vesaire diye ve inanılmaz rağbet görüyor.
Benim de hoşuma gidiyor çünkü genelde dünyaca ünlü iş insanlarının böyle işte zamanı nasıl yönettiğini, kendine nasıl zaman ayırdığını falan izliyoruz, okuyoruz, araştırıyoruz ama bence bu adamlarınki daha samimi çünkü dediğim gibi sosyal
medyayı bizzat tasarlayan ekibin içerisinde oldukları için hani zehri veren panzehri de verir hesabı.
Bir de şey demiyorlar böyle teknoloji düşmanı olun lanet olası pislikler falan demiyorlar.
Yani daha gerçekçi bir yerden bakıyorlar olaya.
Instagram'ı kapatın gidin işte ıssız bir sahil kasabasına yerleşin öyle bir şey yok.
Sadece kontrolü ele almayı yani bu taktikleri öğretmeye çalışıyorlar.
Örnek ver Merve ne yapmışlar mesela en basitinden.
Ceyik dedim ya bir kitap yazmaya çalışıyor falan ama bir türlü vakit bulamıyor.
Çünkü derdi şu yani adam gece yazmak istiyor.
İşten geliyor diyor ki gece ben bir bunu deneme yapayım kitabımı.
yazmak için ama kendimi diyor her gece film dizi izlerken koltukta sızmış bir şekilde buluyorum.
Netflix'te sürekli burada.
O yüzden gittim diyor Netflix'i yediğimi kapattım.
Ne kadar basit bir hamle ama ne kadar etkili olmuş.
Harika hissettim diyor çünkü kitabımı yazmaya başladım otomatikman.
Bitirince yine açar Netflix.
Ne var sanki bana? Bu kadar basit bir hamleyle aslında neler yapabileceğimizi gösteriyor.
Şimdi artık taktiklere doğru yol alalım.
Efsane taktikler vermeyeceğim tamam mı?
Yani dünyayı kurtarmayacağız.
Bunu söyleyeyim. Ama şunu da yapmayacağız.
Yani hunharca plan yapacağız ve hayatı kaçıracağız.
Yaşasın. Öyle bir şey yok.
Özgürlüğü ve anı yaşamamız da gerekiyor.
Özgürlüğü ve anı yaşamak ve Merve.
Neyse. Var ya günlerdir arkadaşlarımı ekiyorum.
Çalıştığım için. Diyorum ki bitmedi, bitiremedim, yetişemedim.
Ona gülüyorum şu anda.
Bir de burada kalkmışım size zaman yaratmayı anlatıyorum.
Aslında bu podcast'i kendim için çekiyorum.
Sinirim bozuldu.
Neyse devam ediyorum. İlk önce bir soruyla başlayalım.
En başta sorduğum soruya dönüyorum.
Önemli bir soru bence. Dün gerçekten tam olarak ne yaptığınızı sormak istiyorum.
Ne yaptığınızda zamanınız kalmadı.
Bunu bir düşünün. Önce başlamadan önce şunu söyleyeceğim.
Zaman yaratmak dört adımlı bir süreç diyor bu arkadaşlar.
Birinci adımımız odak noktası, ikinci adımımız lazer modu, üçüncü adımımız da düşüncelerimizi yansıtmamız, dördüncüsü ise enerji sağlamak.
Şimdi bunları açığa açığa gideceğim.
Birinci olarak odak noktası.
Şimdi soruyorum size siz tam olarak ne için zaman yaratmak istiyorsunuz?
Önce buna bir cevap vermemiz gerekiyormuş.
Ne için zaman istiyorsun abi?
Her gün için en önemli hedefini belirlemen gerekiyor.
Bu sizin gün boyu yapacağınız en önemli önceliğiniz olmalı.
İşte atıyorum ben bugün şu yarım kalan işimi halledeceğim tamamen bitireceğim gibi.
Bitirip kurtulacağım gibi.
Her güne bir odak noktası seçmemiz gerekiyor ve bunu takvimimize yazmamız gerekiyor.
Bu bizim tabii ki gün boyu yapacağımız tek aktivite değil.
Yani illa bunu yapacağız. Kesinlikle bunu yapmalıyız.
Başka hiçbir şey yapamayız. Öyle bir şey yok.
Ama bunu hallettikten sonra diğer işlerimizi de yapabiliriz.
İkinci adımımız lazer modu.
odaklanmak istediğiniz şey her neyse ne için zaman yaratmaya çalışıyorsak önce dikkat dağınıklığımızı gidermek.
Yani kısacası dikkatinizi dağıtan şeyleri bulmanız gerekiyor.
Bir düşünün muhtemelen telefonunuz e-postalarınız sosyal medyanız falan diyeceksiniz.
Bunlara az sonra değineceğim zaten.
Üçüncü olarak da enerji sağlamak dedim.
Bu da zihnimizi şarj edebilmek için.
Vücudumuzu kullanmamız yani yapacağımız iş her neyse bunun için önce böyle mental olarak bir hazır olmamız gerekiyor ya sağlam bir kahvaltı güzel bir duş modumuzu yakalıyoruz efendim kısmı.
Bu enerji kısmı böyle bizim bataryamızı nasıl dolduracağımızı gösteriyor aslında egzersiz uyku beslenme vesaire buralara geleceğiz.
Yani kısa vadede yapmak istediğiniz şeyler için nasıl enerji sağlayabilirsiniz bunlara da geleceğiz.
Dördüncü kısımda da düşüncenizi yansıtmak dedim.
Bu da kısaca şu oluyor.
Akşam olduğu zaman.
Hani böyle bir yüzleşme anı yaşıyoruz ya abi ben bugün ne yaptım gerçekten ne yaptım zamanımı nasıl yönettim de hiçbir şeye vaktim kalmadı bunu ben kendime söylüyorum.
Hangi taktiği hangi tekniği uygulamak bana keyif verdi güzel geldi.
Ben buradan devam edeyim ya da işte telefonumda ne kadar zaman harcadım bir bakayım yüzleşme seansı bu kısım.
Telefonunuzun ayarlar kısmına bakın ekran sürenize bakın dediğim gibi kahrolacağınız sonuçlarla karşılaşacaksınız.
Düşüncenin yansıt kısmı aslında bu zaman yaratmakta kendimize has bir rutin oluşturacağımız kısım arkadaşlar.
Önce en önemli mevzuyla başlayalım.
Odak noktası. Ben bunu nasıl bulurum Merve diyenler için?
Odak noktamı nasıl bulacağım?
Diyelim ki gün bitti, gece yarısı oldu.
Siz geriye dönüp o güne baktığınız zaman, hangi işi tamamladığınız zaman o şeyin tadını çıkartmak istersiniz?
Ya şunu da hallettim ya oh be oh rahatladım.
Gençleştim resmen bu kadar mı fark eder dediğiniz şey ne?
İşte o odak noktası arkadaşlar.
Merve benim bir sürü şey yapasım var, rahatlayasım var demiş olabilirsiniz.
Benim gibi. Yani odak noktam birden fazla diyorsanız bunu da zaten üçe ayıracağız.
Acil, tatmin edici ve keyifli olarak.
Şöyle acil olan ne sizin için?
Acil olanı nasıl bulacağız?
Şöyle bulacaksınız. Kendinize şu soruyu sorun.
Şu an benim üzerimde en çok baskı oluşturan şey ne?
Ama en çok baskı oluşturan şey.
Böyle yapmadığınız zaman bu vicdan azabı duyduğunuz şey bütün gün boyunca onu soruyorum.
Bu acil olan şeydir arkadaşlar.
İkinci olarak tatmin eden odak noktası bu da şu.
Gece yatağa yattığınız zaman o günü keyifle anımsatacak şey bu.
Yani ne yaptığınızda böyle gülümsüyorsunuz o yatakta.
Saçma bir soru sordum.
Kendi isteğiniz olan şey ne?
Biri şey demiş, Merve hani çok gülüyorsun podcastlerde, sarhoş musun?
Hayır sarhoş değilim abi, oksijensizlikten artık kendimi dışarı atmam lazım.
Şimdi şöyle, atıyorum bir tatil planı yaptınız veya kitabınızın geri kalanını okudunuz, bitirdiniz.
Beni en çok mutlu eden şey bu mesela, yatağa yattığımız zaman oh ya kitabım da bitti falan.
Yani ucu açık yaptığımız planlar vardır ya ya da işte ne bileyim bir yeteneğiniz vardır, bir potansiyeliniz vardır.
Onu böyle biraz olsun gerçekleştirmenize vesile olacak şeylerden bahsediyorum.
Ya seneye yaparım ya ya da şu şöyle olursa yaparım falan deyip böyle ötelediğimiz şeyler var ya ama onlar aslında bize çok iyi hissettirecek şeyler.
Acil olmayan ama bir türlü de fırsat bulamadığınız o şeyi söylüyorum.
İşte bu tatmin eden odak noktası arkadaşlar.
Üçüncüsü de eğlence üzerine odaklanmak.
Burada da şu soruyu sorun kendinize.
Bugünü düşündüğüm zaman bana en büyük eğlenceyi hangi aktivite yaşatacaktır?
Bir kitap okumak bile olur bu ya da işte gitarla yeni bir parça öğrenmek, film izlemek, arkadaşınızla buluşmak.
Eğlence yani sizin eğlence anlayışınız neyse belki benimki size uymaz, sizinki bana uymaz.
Gün içinde her saatimizi böyle optimize etmek zorunda değiliz.
Bazen bazı şeyleri sadece yapmayı sevdiğimiz için yapıyoruz ya işte o eğlence kısmı oluyor.
Ve bu üç odak noktasından dedim ya işte bir acil, iki tatmin edici, üç de keyif verici, eğlenceli dedik.
İşte bu üç odak noktasından hangisini seçeceğinize içgüdülerinizle karar verin.
Ve demişler ki lütfen seçtiğiniz aktivite her neyse 60 ila 90 dakika arasında tamamlayacağınız bir aktivite olsun.
Bu oldukça makul bir süredir demişler.
Gerçekten günde bir saatinizi atıyorum gitar çalmayı ayırsanız 365 gün içerisinde 365 saat kitap çalmak veya gitar çalmış olacaksınız.
Yani önce odak noktamızı tespit ediyoruz.
Planlarımızı yazmakla başlıyoruz.
Neden? Çünkü yazdığımız şeylerin gerçekleşme olasılığı daha çoktur.
Eğer odak noktanız için zaman yaratmak istiyorsanız lütfen yazın demişler.
Yazarak başlayın. Hatta bunu günlük bir ritüel haline getirin.
Akşam yatmadan önce veya sabah ilk işiniz.
Ve mümkünse de bunu gözünüzün önüne bir postitle yapıştırın diyorlar.
Ve bunları önem sırasına göre bir kağıda yazın.
Sadece iş yaşamı değil. Arkadaşlarınız olur, aileniz olur.
Zaman bulamadığınız şey her neyse sırayla yazın.
Önceliğinize göre yazın. Ama Merve ben seçemiyorum diyorsanız hangisini öne koyacağım diyorsanız sizin için en anlamlı olanı öne koyun.
En acil değil demiyorum bakın en anlamlı diyorum.
Ve bir numaraya yazdığınız şey aslında şu demek.
Her gün bulduğunuz her fırsatta.
Odağınızın merkezi olması gereken şey hani 60 ila 90 dakika dedim ya bir ay sonra önem sırasını değiştirin.
2'yi 1'e alın 3'ü 5'e alın değiştirebilirsiniz ama her gün bunu bir rutin halinde yapmanız gerektiğini söylüyorlar.
Atıyorum her gün çocuğumla 1 saat kaliteli zaman geçireceğim ya da işte her gün 1 saat dil öğrenimimi ayıracağım ya da her gün 1 saat spor yapacağım gibi gibi gibi.
Şunun farkındayım yapılacaklar listesi böyle mutlaka yapmalıyız tatsız da olsa arzulamasak da yapmalıyız gibi bir kapıya çıkıyor ama bunu diyor lütfen yapın yani bu listeyi yapın çünkü yapmanız
gereken şeyleri gün içerisinde görmeniz gerekiyor gözünüzün önünde olsun.
Ama işte yapılacaklar listesi değil de biz diyor yapabilirimler listesi yapıyoruz.
Bu daha güzel değil mi? Kulağı daha güzel görüyor.
Yapabilirim. Ben bunu bugün içerisinde yapabilirim.
Tik atabilirim buna. Plan yapmadığımız günlerde ve zamanlarda ne yapabilirsiniz?
Bu listeden yapabilirimler listesinden seçip bir şeyler yapabilirsiniz.
Bir başka madde de şu.
Kişisel bir sprint yani döngü yapın arkadaşlar.
Mesela bir haftalık sprint yapın ya da aylık.
Bu şu demek tek tek her gününüzü adım adım planlıyorsunuz yazıyorsunuz.
Ve burada önemli nokta şu ara vermiyorsunuz.
Her gün ama her gün aynı rutinle yapmanız gerekiyor bunu.
Mesela dedim ya kendileri Google'da çalışıyorlarmış önceden diye.
Tasarım sprinti diye bir şey yaratıyorlar burada.
Bu da şu bir ekip için temel olarak böyle sıfırdan yaratılmış bir çalışma haftası düzenliyorlar.
5 gün çalışma 5 iş günü.
5 gün boyunca belirli bir çizelgeyi takip ediyorlar.
Ekip olarak sadece ve sadece.
Tek bir noktaya odaklanıyorlar.
Baltayı bir yere vuruyorlar.
Ve bu şekilde bir sene içerisinde 150'den fazla sprint yapıyorlar, tamamlıyorlar yani.
Nasıl yapıyorlar? Şöyle, her sprint gününde tek bir büyük odak noktası belirliyorlar.
Pazartesi günü ekip olarak buluşuyorlar, bir harita oluşturuyorlar.
Odak noktalarını belirliyorlar.
Salı günü her bir kişi bir çözüm taslağı hazırlıyor.
Çarşamba günü hangi çözümün en iyisi olduğunu düşünüyorlar, kararlaştırıyorlar.
Perşembe günü bir prototip inşa ediyorlar ve cuma günü bu prototipi test ediyorlar.
Yani her günün hedefi belli, hedef çok iddialı ve sadece bir tane var.
Bakın beş gün içerisinde bir hedefe odaklanıp çözüp bitiriyorlar.
Bunu biz kişisel bir hale getirelim onu söylemeye çalışıyorlar.
Bir şeyi böyle aylara yayalım, yıllara yayalım.
Vay efendim 365 günümü planlıyorum.
Bu değil, olayımız bu değil. Haftalık sprintler, döngüler yapın diyorlar.
Ben bunu çok sevdim. Bir işi belirliyorsunuz.
Ardı ardına her gün, her gün, her gün düzenli olarak yapıyorsunuz.
Ve belirlediğiniz sürede bitiriyorsunuz.
Harika. Odak noktanızı parçalara böyle, böyle, böyle sonunda tamamlamak bu sprint dediğim şey.
Tabii bu zamanı da siz planlıyorsunuz.
Ve odak noktanızı gerçekleştirmek için ne kadar zamana ihtiyacınız var?
bir tespit etmeniz gerekiyor tahmini ne zaman bitirmiş olmasını umuyorsunuz çünkü böyle ucu bucağı açık olunca o bitmiyor yani yaparım ya işte falan işte 5 hafta sonra öyle bir şey değil diyeceksiniz
ki şu tarihte ben bunu bitiriyorum arkadaşım yani bunu yazacaksınız takviminizi de yazacaksınız ve bu zaman dilimini de asla başka bir şey almayacaksınız ne bileyim işte arkadaşınız mı görüşelim dedi hayır abi
görüşemem Şimdi beni dinleyen arkadaşlarım diyecekken Merve sen sprint mi yapıyordun bizimle görüşmedin.
Yalnız bu bölümde de çok güldüm.
Gülüşümü sevmeyenler ağlayarak günlüğünüze yazabilirsiniz.
Ne diyordum ya sprint yaparken planınızı bozmuyorsunuz dedim en son.
Sevgiliniz bile arasa diyorsunuz ki görüşemem abi seninle yani sprint yapıyorum.
Sonra diyorsunuz ki ne oldu ya.
WhatsApp resmin gitti. Mesela Google'ın o üst düzey yöneticilerinden biri adamın tüm günü toplantılarda geçiyormuş.
Her dakika toplantı yapıyorlar işte sürekli çalışma halinde falan ama bir bakıyorlar adamın takvimine saat 6 ile sabah 6 ile 11 arası boş.
Diyorlar ki abicim burayı da dolduralım hadi buraya toplantı alalım falan.
Adam da diyor ki hayır ben o zaman dilimini kendime ayırdım.
Sabah 6 ile 11 arasına hiçbir iş alamazsınız.
O zaman diliminde bu adam işte ne istiyorsa hangi aktiviteyi ne yapmak istiyorsa onu yapıyor.
Kendini ayırmış o zamanı.
Ben de işte diyorum ya saat 4 ile 5 de kalkıyorum.
Saat 8 ile 9'a kadar kitap okuyorum.
Belgesel izliyorum. Bir şeyler yapmaya çalışıyorum.
Kendime zaman ayırmaya çalışıyorum.
Old tayfa biliyor zaten bunu.
En sevdiğim şey. Benim de zaman yaratma tekniğim bu.
4 senedir. Bunu gece de yapabilirsiniz.
Yani ben gündüz insanıyım ama.
Ama herkese de hey işte sabah 5'te kalkın.
İşte kahvenizi için sporunuzu yapın demiyorum yani.
İnsanlar bunu da yanlış anlamış.
Herkesin bir döngüsü var abi yani.
Ben gündüzü seviyorum.
Sen belki geceyi seviyorsun.
Sen o şekil giyinirsin.
Ben bu şekil giyinirim ya anlatabiliyor muyum?
Mesela bana deseler ki Merve gece oturacaksın ve işte bir saat kitap okuyacaksın, bir saatte şunu yapacaksın.
Asla yani o masada sızar kalırım öyle söyleyeyim.
Asla gece insanı değilim.
Hep böyle özenmişimdir. Hayatım boyunca gece oturan insanlara böyle özendim.
Ama yapamadım. Yapamadığım için ben gündüz sabahları beşte kalkıyorum, dörtte kalkıyorum.
Yapabilsem gece de oturacağım.
Ama yok yani bende de o yok.
O yüzden gece de olur yani.
Baksat kendimize zaman yaratmamız.
Bu dediğim adam var ya Jay-Z.
O da sabah 5.30'da kalkıyor, yürüyüşünü yapıyor, duşunu alıyor, kahvaltısını yapıyor, gazetesini okuyor, kahvesini içiyor.
O şekilde işe gidiyor ve diyor ki yaşadığım tatmini anlatamam size.
Gerçekten muhteşem bir şey.
Yani zaman yaratarak kendinize işe koyulmanız kadar güzel bir şey yok.
Gece veya gündüz hiç fark etmez.
Bunu lütfen deneyin. Bir başka ve en önemli şeylerden birisinde biliyor musunuz?
Zaman neden yaratamıyoruz kendimize?
Çünkü... Türk toplumu olarak bence hayır demeyi bilmiyoruz ya.
Herkese evet diyoruz ama aslında en büyük hayırı kendimize diyoruz o sırada farkında mısınız?
Ve hayır demekte zorlandığınız şeyleri lütfen bir düşünün.
Aslında onun altında böyle bir anlamda ihtiyaç duyduğunuz bir şeyi gizleme çabası olabilir.
Ne demek istiyorsun Merve?
Şimdi neden birine hayır diyemiyoruz?
Belki yalnız kalmaktan korkuyor olabiliriz.
Ya da sevilmek gibi bir arzumuz olabilir.
Yani karşımdaki insanı kırmak istemiyorum.
Çünkü onun tarafından sevilmek istiyorum.
Hayır dersem sevmeyecek beni.
Kafanızın içinde bu olabilir.
Ya da işte ne bileyim kaygılarınız devreye girmiş olabilir.
İstemsizce belki bilinçaltınızda bir şey olabilir.
Akıllı yaşama sanatında Baltasar Greysian diyor ki insanın hayattaki büyük derslerinden biri kendini frenlemeyi bilmesidir.
Daha da önemlisi ise şudur kendinizi bazı işlerden ve bazı insanlardan yoksun bırakmayı öğrenmelisiniz.
Değerli zamanımızı yiyip bitiren önemsiz uğraşlar vardır.
O yüzden sizi ilgilendirmeyen, sizin üstünüze vazife olmayan işlerle meşgul olmak boş durmaktan daha yanlıştır diyor.
Buna böyle psikolojik açıdan bakacak olursak hayır diyememe sebeplerimize madem bu konuya girdik.
Eğer çocuklukta eksik ya da koşullu olarak bir sevgi gördüysek biz bu sevgiyi çeşitli yollardan elde etmeye çalışıyoruz.
Çünkü bunu tatmin etmemiz gerekiyor.
Eksiyiz abi orada yani ruhsal bir arayış içerisindeyiz ve bunu ne yapacağız?
Başka insanların tarafından onaylanmak isteyeceğiz.
O yüzden hayır diyemeyeceğiz kimseye yani sevgiyi elde etmek için aşırı uçlara gideceğiz.
Aşırı fedakarlıklarda bulunacağız.
Kendimizden vazgeçeceğiz.
Sınırlarımızı kaybedeceğiz.
Hayır kelimesini lügatımızdan söküp atacağız.
Bu bir çeşit bağımlılıktır.
Çünkü sevilmeme düşüncesinin yarattığı o kaygı var ya kişinin kendinden vazgeçmesine kadar gider.
O yüzden sağlıksız düzeyde sevgi açlığı çeken kimseler hayır diyemeyen insanlardır.
Çünkü bu beraberinde yalnızlık getirebilir, reddedilme getirebilir, toplumdan uzaklaşma, dostuz kalma bunlar hep canı acıtıcı şeyler, keskin şeyler bunlar.
Yani talep edilme ihtiyacının ortadan kalkması aslında korkutucu olan.
Ama şöyle bir şey var.
Gerçek sevgi kendini ifade etmek için zorlamaya falan ihtiyaç duymaz.
Yani eğer biri tarafından sevinmek için böyle kendinizi paramparça ediyorsanız muhtemelen gerçek sevginin ne olduğu konusunda yanlış öğretilere sahipsiniz.
Ne olursa olsun kendinde olanın hep daha fazlasını sun karşındaki insana kafasıyla yaklaşıyorsunuz insanlara.
Şimdi şunu düşünmenizi istiyorum yani kendinizde olanın daha fazlasını hiç düşünmeden başkalarına sunduğunuz halde bu yaptığınız fedakarlıkların ucu bucağı olmadığı halde kendinizi
böyle başkalarının mutluluğuna hunharca adadığınız halde neden hala mutsuzsunuz?
Neden sevip sevilmediğinizi hissediyorsunuz?
Çünkü siz de aslında bütün bunları sevdiğiniz için yapmadınız.
O içinizdeki korkudan dolayı yaptınız.
Yani bütün emekleriniz sevgiden ileri gibi gelmiş görünse de aslında içsel motivasyonuz başka bir şeydi.
Korku var içinizde. O yüzden lütfen acil çıkışta ilk kırılan cam siz olmak istemiyorsanız hayır demeyi lütfen öğrenin.
Kendime de söylüyorum. Diyelim ki hayır diyemiyorum.
Ne olacak ki? Demiş olabilirsiniz.
Ne oluyor? Kendi elimizde kendi varlık ve benlik sınırlarımızı ihlal etmiş oluyoruz.
Öfkeleniyoruz bunu yaptığımız için.
Çünkü kendimize saygısızlık ediyoruz ve bunu biliyoruz içten içe.
Vicdanımız rahat değil.
Öfkeyle dolup taşıyor içimiz.
Neden? Çünkü olmak istediğim kişi olamıyorum.
Ben orada hayır demek istiyorum ama demiyorum.
Olmak istemediğim biri gibi davranmak zorunda kalıyorum.
Ve bu sebepten dolayı ne oluyor?
Kararlılık gösteremiyorum ve kendimi suçlu ve mahcup.
Çok hissediyorum. Hayır dememenin bedeli çok ağır aslında.
Kendimle kavga ediyorum orada ben.
O yüzden kendisiyle kavgalı olan bir insanın başkasından saygı görmesi sizce mümkün mü bu şekilde bir insanın?
Yani her şeye evet diyen birine kim saygı duyabilir ki soruyorum size.
Ama suç bizim de değil.
Dediğim gibi Türk toplumunda böyle bir şey var.
Yani kültürel olarak bizde hayır demek çok ayıp kabul ediliyor ve biz bu şekilde yetiştirilmiş insanlarız.
Yani kişisel sınırlarımız, kişisel haklarımız konusunda iyi bir şekilde eğitilmedik.
Neden? Çünkü Türk toplumu çok misafirperver.
Evet çok güzel bir şey bu ama biz bu geleneğin evlatlarıyız ve önce ve sadece başkalarını memnun etmemiz gerekir.
Hani bir podcast'ta demiştim ya salonları var evlerin ama hiç girmemişler.
Yani çocuk salonu görmemiş evindeki çünkü o salon sadece misafir için mesela.
Ya da müthiş bir yemek takımı var ama misafiri bekliyor çünkü başkaları daha önemli.
Başkalarına hayır demek mümkün mü Türk toplumunda?
Var mı böyle bir şey? Yalnız felaket dolmuşum.
Devam ediyorum. Hayır demeyi bilmemiz gerekiyor.
Burası önemli. Bu konuya bence bir podcast gelmeli diye düşünüyorum.
Gelelim lazer moduna.
Şimdi odak noktasını çok anlattım.
Onu bulduk tamam mı? Odak noktanızı buldunuz.
Planlarınızı yaptınız. Zamanınızı yarattınız.
Nasıl odaklanacağız? Yani odak noktasını buldun ama nasıl odaklanacaksın?
İşte bu da lazer modu.
Çünkü lazer modunda olduğumuz zaman dikkatimiz sadece o hedef üzerine yansıtılmış bir lazer ışını gibidir.
O yüzden lazer modu diyorlar.
Şimdi... Tabii ki dikkati dağıtan baş unsur ne?
Teknoloji. Yani çoğumuz günde 4 saatimizi Instagram'da falan geçiriyormuşuz.
İnanmıyorsunuz değil mi buna? Açın bakın, ekran sürenizi görün.
Özellikle 15-24 yaş grubu çok fazla.
E ne yapacağız Merve? İlber Ortaylı gibi bir telefon mu alalım?
Onun telefonu biliyorsunuz akıllı değil ve çok hani memnun bu halinden.
Ne yapacağım diyor akıllı telefon diyor beni akılsız edecek diyor.
Aslında güzel bir şey söylüyor.
Çok uç bir şey bu farkındayım.
Yani şu devirde öyle bir telefon kullanmak gerçekten uç bir şey gibi geliyor.
Bunu yapmaya gerek yok diyor bunlar.
Yani bu adamlar diyorlar ki sosyal medya uygulamalarınızı silin.
İrade gösteremiyorsanız silin.
Ya da ekran sürenize bakın.
En çok nerede vakit geçiriyorsanız onu silin.
Veya kısıtlama getirin ekran sürenize.
Ben bunu denemiştim gayet iyi oluyor.
6 süre diye bir şeydi galiba.
Sadece 24 saat deneyin diyorlar.
Bir görün ya 24 saat bakalım ne olacak yani.
Çünkü artık öyle bir duruma geldik ki telefonu kullanmıyoruz.
Telefon bizi kullanıyor gibi bir durumdayız şu anda.
Veya bir çözüm de şu uygulamalardan çıkış yapın.
Çünkü şifre isteyecek sizden.
Ben mesela şifre istediği zaman girmiyorum, üşeniyorum.
Bu da bir taktikmiş. Bir de şu var telefonunuzun bildirimlerini lütfen kapatın diyorlar.
Sürekli diring diring ötüyor ya bu da dikkat dağıtıyor ve bir anda diyorsun.
WhatsApp'tan arkadaşım yazmış hemen bakayım.
Onunla yazışırken yarım saat gidiyor.
Sonra diyorsun ki oradan bir şuraya gireyim bakayım.
Bir bakmışsın bütün günün gitmiş.
24 saat lütfen bildirimlerinizi kapatın diyorlar.
Hatta telefonunuzun ana ekranındaki uygulamaları da silin.
Ekran boş kalsın.
Bilgisayarınız içinde diyorlar.
Ekranınız boş kalsın.
Ve ve ve en önemli şeylerden birisi.
Ben de buna dikkat ediyorum. Ben genelde bu akıllı telefonumu saate bakmak için kullanıyorum.
Yani saate bakayım diye giriyorum hop ondan sonra kapılıp gidiyorum bir sele.
O yüzden kol saati kullanın diyorlar.
Böylece sürekli telefona bakmanıza gerek kalmaz.
Ve işten eve geldiğiniz anda telefonunuzu lütfen bir çekmeceye koyun.
Gözünüzün görmeyeceği bir yere kaldırın.
Ve sabah uyanır uyanmaz lütfen o telefonu elinize almayın diyorlar.
Çünkü gerçekten ben sabah günaydın storiesi atıyorum ya her sabah 4-5 gibi.
Hemen böyle oradan çıkmazsam o sonsuzluk havuzunda cidden boğuluyorum.
Önüme bir şeyler düşüyor gülüyorum eğleniyorum bir bakıyorum yarım saat geçmiş.
Sonra diyorum ki merhaba.
Ve sen bunun için mi sabahın köründe uyandın?
Keşke uyusaydın yarım saatte şunu yapmasaydın diyorum.
O yüzden en çok vaktinizi alan uygulama aslında sizin kriptonit elementiniz.
Hani süpermeni güçsüz kılan element vardı ya o da bizi güçsüz kılıyor.
Hangi uygulamada böyle bir saat size bir dakika gibi geliyorsa o sizin kriptonitiniz arkadaşlar.
Yani hayatınızı ele geçiren gününüzü sobota eden şey o.
Bir başka yapmamamız gereken şey de şu haber okumayı azaltmak yani sürekli böyle haber sitelerinde geziyorsanız bu da sıkıntıymış zaten diyorlar çok acil olan bir şey.
Önünüze düşecektir bir şekilde siz onu zaten göreceksiniz eğer çok acizse bütün gündem Türkiye'yi gündemini ilgilendiren bir şeyse ama günlük değil diyor haftalık falan haber okumaya çalışın diyorlar biraz böyle kendinizi o konuda kısıtlayın
her dakika haberle de bakmayın diyorlar.
Ben gerçekten eskiden bir haber bağımlısıydım kendimi dizginlemeye çalışıyorum her sabah ünsal ünlü yani mutlaka bir dost çok severim ama şu an gerçekten fırsat bulamıyorum bulsam herhalde yine.
kapılıp gideceğim oraya başka yapmamamız gereken şey de bilgisayarımızın web sekmeleri arkadaşlar masa üstünüz vesaire bunları azaltın diyorlar ekranınız temiz olsun çünkü ekran temiz olmadığı
zaman dikkatiniz dağılacak ve tarayıcıdaki o sekmelere bir şekilde gireceksiniz kendinizi oralarda bulacaksınız Bir de şu var zaman kraterleri adını vermişler buna küçük dikkat dağıtıcılar.
Mesela bir tweet attınız tamam mı ve o gün boyu o tweetin etkileşimini takip ediyorsunuz.
Giriyorsunuz Twitter'a sürekli 30 kere kim ne demiş kim beğenmiş kim ne yapmış sürekli ya da işte Instagram'a bir fotoğraf atıyorsunuz.
Kim kaç kişiyi beğenmiş falan.
Bu bir zaman krateri arkadaşlar.
Küçük bir tweet bile inanın yarım saatinizi götürüyor.
O yüzden bir türlü odak noktamıza dönemiyoruz.
Lazer moduna geçemiyoruz.
Orada harcadığınız o yarım saatte neler yapabilirdiniz?
Bunu bir düşünün. Bir de kendinize şu soruyu sorun.
Ben bu uygulamayı cidden neden kullanıyorum?
Neden kullanıyorum? Eğlence için mi?
Arkadaşlarına irtibat kurmak için mi?
Haberler için mi? Ve bunlar benim hayatıma ne katıyor abi?
Ne gibi bir değer katıyor?
Ayda ben bu uygulamalara 120 saat harcamayı...
Gerçekten istiyor muyum? Yani ayda nereden baksanız tam 5 günümüz bu şekilde gidiyor uygulamaların içerisinde ve böyle düşününce gerçekten tüyler ürpertici bir durum.
Gelelim televizyon konusuna.
Steve Jobs diyor ki gördüğüm...
En zarar verici teknoloji parçası televizyon.
Ama yine de harika bir şey ediyor.
Kesinlikle öyle. Bu adamlar televizyonunuzu çöpe attım demiyorlar.
Ama şöyle söylemişler.
Onu ara sıra yenen bir tatlı haline getirin diyorlar.
Ben mesela günde yarım saat falan Netflix izliyorum.
Yalan yok. Ya da YouTube'da takılıyorum.
Yapıyorum bunu yani. Ama atıştırmalık gibi yapmaya çalışıyorum.
Mesela bir filmi gerçekten beş güne bölüp izlediğim oldu ya.
Öyle bir şey denedim yani.
Yapmaya çalışıyorum. Bir de bir taktik daha kronometreli saat arkadaşlar.
Normalde telefondan ben bunu yapıyordum.
Saati açıyordum kronometreyi ama bir baktım ki o telefonda gözüm sürekli.
O yüzden kronometreli bu öğrenci saati mi diyorlar ne öyle bir şey de temin edebilirsiniz bir yerlerden.
Ya da ben çok kendime güveniyorum diyorsanız telefonunuzdan kronometre kurup onu bir şekilde uzağa koyun saatlerce odak noktanızda kalın diyorlar.
Buraya kadar okeysek şimdi enerji sağlama kısmına geçmek istiyorum.
Buraya kadar çabanızı nereye odaklayacağınızı.
Nasıl yapacağımızı ve dikkat dağıtıcıları nasıl engelleyeceğimizi konuştuk.
Şimdi de nasıl enerji toplayacağız kısmına geldim.
Diyorlar ki en yüksek getiriye sahip metotlar en küçük değişimin en büyük faydayı sağladığı şu ilkeleri takip eder.
Birincisi hareket etmek.
Çünkü vücudumuz ve beynimiz en iyi hareket halinde performans gösteriyormuş.
Niçe çiçeğim günde 8 saat boşuna yürümüyordu bence.
Sadece 20-30 dakika hareket etsek bile hatta 20 dakika bile yetiyormuş.
Katkısı olacaktır diyorlar.
Yani mükemmel olmanıza gerek yok abi.
Hani gideyim saatlerce fitness salonda takılayım öyle bir şey yok.
20 dakika bile yeter. Yoga, meditasyon her şey olur.
Yeter ki o vücudunuzu hareket ettirin.
Neden? Çünkü bu vücut pilinizi şarj etmenin en güzel yolu.
Hatta bir araştırma yapılmış bir üniversitede böyle minik egzersizler kısa dönem hafızamızı güçlendiriyormuş arkadaşlar.
Hatta psikolojimizi bile iyileştiriyormuş.
Bence de öyle yani spor yaptığım dönemlerde kendimi çok mutlu hissettiğimi hatırlıyorum.
Bu aralar yapamıyorum ama bu podcast'ın amacı zaten zaman yaratmak.
Ben de bu zamanı yaratmanın peşindeyim.
Hiçbir şey yapmasak bile işe giderken ya da işte markete gideceğimiz zaman falan.
Yürüyüş gerçekten mucizevi bir ilaç.
Çünkü endorfin salgılıyor.
Vücut direkt mutlulukla karşılık veriyor size.
Bir de yürüyüşün en güzel yanı düşünme fırsatı bulmak.
Bence Nietzsche de bu yüzden o kadar uzun uzun saatler düşünmek için yürüyordu.
Bir de bu enerji elde etme konusunda aralıklı oruç dediğimiz if'i önermişler.
Çok şaşırmıştım buna. Yani 16 saatlik açlık benim senelerdir yapmaya çalıştığım şeylerden biri.
Şu anda da yapıyorum. Şöyle bunun tabi periyotları var.
Direkt if 16 saat olacak diye bir şey yok.
Onu araştırırsınız. Akşam 5-6'dan sonra böyle kalorili bir şey yiyip içmiyorum.
Ertesi gün saat 12'ye 1'e kadar bu şekilde devam ediyorum.
O sırada kahve içiyorum, su içiyorum ama kalorili bir şey no asla yok.
Ben bazen 18-19 saat yapıyorum.
Kulağa deli saçması gelebilir.
Nasıl o kadar aç kalıyorsun diyor olabilirsiniz.
Hiç etkilenmiyorum. Yani deneseniz anlarsınız.
Neden böyle bir şey yapıyorum?
Çünkü bunu bulan bir Japon bilim insanı.
Bu ifi bulan. 2016'da Nobel ödülü aldı bu çalışmasıyla.
Şöyle bir şey bu. Yani açlığınızın tetiklenmesiyle hücreleriniz otofaji yapıyor.
Yani kendini sindirerek yeniliyor.
Hücreleriniz yenileniyor.
O yüzden güzel bir şey. Şimdi buraya kadar anlattıklarımı eminim zaten hepiniz böyle içten içebiliyor.
Ben öyle çok da yeni bir şey söylediğimi sanmıyorum.
Bu adamlar da öyle. Yani bildiğimiz ama yapamadığımız şeyleri hatırlatma seansı gibi bir şey oldu bu podcast.
Aslında biz zamanı harcamıyoruz arkadaşlar.
Zaman bizi harcıyor farkındaysanız.
Yani onu akıllıca kendi lehimize kullanmadığımız her dakikada bize harcamaya devam edecek.
Ve aslında asıl özgürlük dediğimiz şey yaşamak için kazandığımız zaman.
İşte bugün yaşamak için yaşadığımızı hissetmek için daha doğrusu nasıl zaman kazanırız konusuna ufakça değinmeye çalıştım.
Çok yakında da zaten zaman yönetimine bir podcast yapmak istiyorum.
Şimdi podcast bittiği zaman lütfen elinize bir kağıt kalem alın ve en çok zamanınızı harcayan o şeyleri yazın.
Tek tek ekran sürenize bakmayı unutmayın ve lütfen hayır demeyi de öğrenelim.
Başkalarına evet derken kendimize hayır demeyelim.
Yoksa bizim meşguliyetlerimiz falan işimiz gücümüz hiç bitmez.
Reşat Nuri Güntekin mi diyordu?
Hani bizim işimiz gücümüz bitmez.
Çünkü biz hayır demeyi bilmeyen insanlarız diyordu.
O yüzden hep meşgul oluruz eğer bunları yapmazsak.
Kapanışımı NASA'nın başına gelen bir şey anlatarak yapacağım.
NASA'nın 1997 yılı yazında Mars'a yolladığı bir araç vardı Pathfinder diye.
Bu uzay aracının başına gelenlere örnek vermek istiyorum bu zaman yaratma konusunda.
Şimdi bu araç 97 yılında Mars'ın yüzeyine indi arkadaşlar ve oradan dünyaya böyle iletiler yollamaya başladı.
Ama bir anda şak diye iletiler kesildi ve Pathfinder görevini ertelemeye başladı.
Bakıyorlar sürekli meşgul kafasına göre takılıyor falan hiç alakası yok bize iletilen.
İleti falan göndermiyor. Sonra bir anlıyorlar ki programlayıcısında tabii ki bir arıza meydana gelmiş.
Neden? Çünkü her işletim sisteminde bir programcı var ve bu işlemciye geçiş yapmadan önce her görevde ne kadar çalışacağını belirliyor yani neye geçiş yapacağını söylüyor.
Ve normalde bilgisayar böyle çeşitli görevler arasında müthiş bir şekilde hızlı bir şekilde geçiyor ya biz her şeyin aynı anda yapıldığını falan düşünüyoruz.
Hiç anlamıyoruz o geçişleri ama işler böyle ters gidince bilgisayarlar bile bazen kafayı yiyor.
Yani diyor ki ben artık çalışmak istemiyorum.
Böyle oluyor. Yani aynı insanlar gibi kendini meşgul kılıp en önemli görevini erteleyen Pathfinder'dan ne farkımız var soruyorum size.
Sürekli meşgul ve kafamız karışık değil miyiz?
Yani kısaca arkadaşlar zaman istiyorsak onu yaratmamız gerekiyor.
Bunu sadece kendimiz yapabiliriz.
Ve çarpıcı bir istatik söylemek istiyorum size.
Ortalama bir insanın ömrü 75 yıl olsa yaklaşık 23 yılımızı uykuda geçiriyormuşuz inanabiliyor musunuz?
10 senesini çalışarak geçiriyormuşuz.
9 senesini televizyon ve sosyal medyayla geçiriyormuşuz.
4 ila 6 yılımızı ev işlerine harcıyormuşuz.
4 ila 7 yılımızı yine işte yeme içme konularına harcıyormuşuz.
2,5 yılımızı alışverişte ve 2-3 yılımızı da kişisel bakımda harcıyormuşuz.
1,5 senede ulaşımla geçse bize kala kala 8-9 yıl falan kalıyormuş.
Ona göre yani bu çarpıcı bir tabloydu.
Yani zaman aslında hepimize eşit dağıtılan tek adaletli şey belki bu dünyada.
Herkesin zamanı aynı 24 saat hepimizin 24 saati var.
Yeter ki bunu güzel değerlendirelim.
Yani hayatın tadını çıkarabilecek zamanlarımız da olsun.
Yaratalım o zamanı lütfen.
Lütfen kendime de söylüyorum ve bir podcast'ın daha sonuna geldik.
Eğer kendinize zaman yaratıp böyle dil öğrenmek gibi bir hedefiniz varsa açıklamalara bıraktığım linkten detaylara ulaşabilirsiniz.
Altyazı M.K.
Cambly'de ilk defa tüm ürünlerde geçerli %60 indirimi kaçırmayın.
Cambly'nin %60 indiriminden yararlanmak için OSB60 kodunu, Cambly Kids'in %60 indiriminden yararlanmak için ise OSB6 kodunu kullanarak hemen abone olabilirsiniz.
Sınırlı sayıda kişi için geçerli.
Bu büyük indirimi kaçırmayın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
