
Diploma onaylı psikolog ve diyetisyenlerle internetin olduğu her yerden online görüşme yapabileceğiniz Eczacıbaşı Evital 'le şimdi tanışın.
Görüşmelerinizi %20 indirimle planlamak için OSB25 kodunu kullanabilirsiniz. Evital'i indirmek için: Tıklayın*
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi
Bu bölüm "Evital" hakkında reklam içerir
Transkript
Evital Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün kendi kendimizi nasıl iyileştirebileceğimizi, kendi yaralarımızı nasıl sarabileceğimizi, geçmişimizi iyileştirerek nasıl kendimizi dönüştürebileceğimizi konuşacağız
arkadaşlar. Klinik psikolog Dr.
Nicola Pera'nın uzun zamandır okumak istediğim kitabı kendini iyileştirme işi nasıl yapılır burada bundan bahsediyor.
Bana bu kitabı çok attınız Merve bunun podcast'ını istiyoruz diye ben de bugün yapıyorum arkadaşlar.
Size dikkatimi çeken yerleri onun uzmanlığı ışığında anlatıyor olacağım.
Ama takdir edersiniz ki konu çok uzun.
Hepsini bir bölümde anlatmam zor.
Detaycı bir insan olduğum için de belki ikinci bir bölümü de yaparım.
En azından bugün bir giriş yapmış oluruz.
Şimdi kendini holistik psikolog olarak tanımlamış Dr.
Nicola Pera. Bunu daha önce hiç duymadıysanız bundan da bahsedeyim.
Kısaca şöyle arkadaşlar holistik psikoloji.
Zihinsel, fiziksel ve ruhsal iyilik hali yani gördüğünüz gibi olaya tek bir pencereden bakmıyor.
İşte sadece ruhsal olarak ele almıyor, bütüncül olarak yaklaşıyor.
Ve çocukluğumuzda yaşamış olduğumuz olumsuz deneyimlerin, illa travma olacak diye bir şey yok ya da travmaların hala bizimle nasıl yaşadığına ve bunların tüm bedenimizde nasıl bir işlev
bozukluğuna neden olabildiğini anlamamıza yardımcı oluyor.
Holistik psikolojinin iddiası bu.
Hz. İsa demiş ki size doğrusunu söyleyeyim ki kimse sevgiyle ışık içinde yaşarken kim olduğunu ve nereye gittiği hakikatiyle aydınlanarak Tanrı'nın krallığına
giremez demiş. Yani diyor ki böyle işte lay lay loğum çok mutlu çok mesut yaşarken aydınlanamazsınız diyor.
Kim olduğunuz gerçeğiyle yüzleşemezsiniz böyle yaşarken.
Yani dikenli gül bahçelerinden geçmeden.
O güle ulaşamazsınız demiş.
Gerçekten dikkat edin insan böyle en acılı olduğu anlarda kendisiyle özüyle bence daha fazla temas ediyor.
Tabi bazen kopuyoruz acıdan dolayı özümüzden ama kim böyle çok mutlu anında kendini deneyimliyor bilmiyorum ben öyle biri değilim.
Şimdi doktor Nicole bir gün sevdiceğiyle beraber harika bir ormanın içerisine bir yere tatile gidiyor arkadaşlar.
Orada da çocukluk travmaları üzerine annenin duygusal yokluğu üzerine bir kitap okuyor.
Bu arada buna bir podcast gelecek.
Annenin duygusal yokluğu beklemede kalın.
Ve bir anda duygu patlaması yaşıyor bunları okurken.
Gerçekten arkadaşlar hani...
Bu bazı podcastları şey bulanlar var mesela bu yaptığım şu an kişisel gelişim değil psikoloji önce bunun bir ayrımına varalım işte bazıları diyor ki sürekli bilgi içerikli bölüm yok hayır ben buna da karşıyım arada böyle bölümler gelecek
çünkü bana da iyi geliyor size de iyi geldiğini biliyorum mesajlarınızı okuyorum şöyle bir şey var arkadaşlar bazen hiç ummadığınız bir kitapta sadece bir cümle bakın bir cümle ki bu kitapta da beni aydınlatan
bir kısım vardı böyle bir anda geçmişe götürdü beni Bir an hatırladığım aman tanrım oldum ya.
Gerçekten yani şu an yaptığım şeyin sebebini orada buldum.
Ve ben bunun için ayrı böyle bir terapi almayı düşünüyordum.
Bir cümleyle çözdüm.
O yüzden psikoloji bölümlerini seviyorum.
Bu kitapları okumayı çok seviyorum.
Size de şifa olsun diyerek kapa parantez devam ediyorum.
Şimdi Nicole Lepera bir dediğim gibi bir tatile gidiyor işte orada bir kitap okuyor falan bir anda bir duygu patlaması yaşıyor görmüş olduğu cümle üzerine.
Elinde de bir yulaf kasesi var bir anda ağlamaya başlıyor işte kasenin içine diyor aktı gözyaşlarım deliler gibi ağlıyorum diyor.
Ve tabii o anda bir psikolog olduğu için olsa gerek çünkü sıradan bir insan olsa onu böyle...
Böyle aman niye ağladım ki şimdi diye geçiştirebilirdi.
Bunu üzerinde duruyor arkadaşlar.
Yani diyor ki ruhumda bir imdat çağrısı vardı ve ben bu çağrıya kulak verdim diyor.
Aslında bunu yapmamız ne kadar güzel bir şey.
Yani durdurup o anda.
Ben niye ağlıyorum şu an? Ben bu sahnede bir film izliyorum.
Neden ağladım? Ben bu kitapta buradan niye etkilendim?
Keşke bunları düşünebilsek.
Çünkü gerçekten böyle derin kazdığımız zaman böyle çekirdek inançlarımıza ulaşabiliyoruz bazen kendi kendimize.
Zor da olsa. Neyse devam edelim.
İşte bu olayı da ruhun karanlık gecesi olarak adlandırıyor Nicole.
Peki nedir onu bu şekilde ağlatan?
Şimdi arkadaşlar bazen köşe bucak saklandığımız, kaçtığımız derin yaralarımız vardır değil mi?
Onunki de annesinin duygusal yokluğu.
Şimdi bazen dedim ya işte fiziken yanımızda olabilir insanlar ama ruhen yanında değildir ve bunun hiçbir anlamı yoktur dedim geçen bir tweet atmıştım.
Aynı böyle bir an yaşıyor ve ailesi hakkında uzun süredir bastırmış olduğu duyguları var bunu fark ediyor.
Ve dünyada belki de en son benzemek istediği insana annesine benzemeye başladığını fark ediyor.
Ve o an için diyor ki bu bir aynaya bakmak gibiydi diyor.
Çırılçıplaktım o an ve gördüğüm şey beni çok rahatsız etti diyor.
Dışarıdan bakanlar işte Nicole için diyor ki ne kadar hareketli, ne kadar sosyal, işte işi için çırpınan böyle biri olduğunu düşünüyor.
Halbuki diyor bu bir oyalanma, bu bir gerçek değil.
Ben acıdan kaçıyorum diyor.
Bu bir acıdan kaçış şekli.
Kendimizi ölesiye meşgul ediyoruz değil mi bazen?
Niye? Çünkü o kanayan yarayı görmezsek o zaman kan kaybı.
Ölmeyi zannediyoruz çünkü.
Bir takipçim bana şöyle bir soru sormuştu.
Merve neden bu kadar kitap okuyorsun?
Dedim ki nasıl yani? Sonra şöyle bir soru sordu.
Kaçtığın şey ne? O anda böyle bir yüzleşme yaşadım.
Ya şey de bence böyle işte bağımlılık diyoruz işte kumar bağımlılığı, seks bağımlılığı, ne bileyim işkoliklik bir sürü bağımlılık çeşidi var.
Bunların da ben altyapısında bir acıdan kaçış olduğunu düşünüyorum ki bunu konuştuk diye hatırlıyorum arkadaşlar.
Gabor Mete ile ilgili bir bölüm yapmıştım orada konuşmuştuk ama hangisiydi o ya?
Tramvalarımız bize ne öğretir miydi öyle bir bölümdü onu da dinleyebilirsiniz.
Şimdi Nicole'ün annesi nasıl bir kadın?
Hep böyle işte bacakları ağrıyan, dizleri ağrıyan, hep keder.
Hep kaygılı bir kadın.
Peki Miko nasıl bire?
Annesinin tam tersi işte ha bire spor yapan, sağlıklı beslenen, dışarıdan baktığınızda oldukça neşeli bire.
Tam tersi buraya dikkat.
Burada hemen bir es verip ben de size sormak istiyorum.
Annenizle babanızla taban tabana zıt bir karakteriniz mi var?
Şu anki hayat tarzınız nasıl?
Bunu bir düşünmenizi istiyorum atıyorum.
Babanız alkolikti ve siz şu an asla kesinlikle alkol almam diyen bir insan mısınız?
Bunları bir düşünelim devam edelim.
Dediğim gibi Nicole annesinin tam tersi işte ondan sonra kendini iyileştirme kararı alıyor.
İşe önce bedeniyle başlıyor.
İşte egzersizler, meditasyonlar.
Bu arada kitapta çok sık tekrarlanan bir şey bu.
İşte egzersiz, meditasyon falan bu bir öneri olsun arkadaşlar.
Eğer depresyondaysanız çoğu ünlü psikologun önerdiği şeylerden biri bu.
Yani başta gelen şeylerden biri.
Mutlaka vücudunuzu hareket ettirin.
Egzersiz yapın. Hiçbir şey yapamıyorsanız yürüyüşe çıkın.
Bir nefes alın. Bir meditasyon yapın.
Bunlar çok ödeniliyor. Hatta daha önce de psikolojimi nasıl iyileştiririm bölümünde depresyonda olanlara spor önermişti Dr.
Phil Stutz hatırlarsanız.
Nicole sonra beslenme alışkanlıklarını düzeltiyor.
Daha sağlıklı beslenmeye başlıyor.
Bu daha çok önemli bir öneri arkadaşlar.
Çünkü bu holistik psikoloji zaten.
Ki biz sürekli şekersiz 21 gün yapıyoruz değil mi takipçilerimle?
Bunun nedenlerinden biri de bu zaten.
Bu arada şekersiz 21 gün ikinci tur pazartesi günü başladı.
Bugün üçüncü günümüz.
Okçular tepeyi terk etmeyin diyorum.
Bu sefer çok uzun yaptım ben ya.
O şekersiz 21 gün bitti ben devam ettim.
Bakalım nereye kadar gidecek?
Şimdi arkadaşlar bunları bir rutine oturtmamızı söylüyor Nicole.
Çünkü dediğim gibi holistik psikolojide beden, ruh ve zihin bir arama.
Yani düzenli bir şekilde o sporu o beslenmeyi sağlıklı beslenmeyi yapın bunları hayat tarzınız haline dönüştürün ve yapmadığınız zaman eksikliğini çekin diyor.
Çünkü zihin beden ve ruh arasındaki kopukluk kendini ileride bir hastalık olarak bir düzensizlik olarak muhakkak gösteriyor değil mi?
Zihin beden ruh birlikteliği demişken size bu konuda harika bir sağlık platformundan bahsetmek istiyorum arkadaşlar.
Evital sağlık danışmanlığı arayan bireyler ve sağlık profesyonelleri için uzaktan sağlık danışmanlığı hizmeti sağlanmasına imkan sağlayan bir platform.
Evital ile ihtiyacınız olan sağlıklı yaşam desteğine internetin olduğu her yerden planladığınız zaman ulaşmanız mümkün.
Oldukça sade ve kullanıcı dostu bir arayüzü var.
Herkesin kolaylıkla kullanabileceği özelliklere sahip bir uygulama.
Evital uygulaması üzerinden sağlık profesyonelleri ile çok kolay...
bir şekilde iletişim kurabiliyorsunuz.
Mesela ebeveynleriniz şehir dışında yaşıyor.
Onların sağlıklarıyla uzaktan ilgilenmeniz bazen zor olabiliyor arkadaşlar.
Sürekli gelip gidemiyorlar da sonuçlarını birkaç uzmana göstermek istiyorlar.
Farklı farklı görüşler almak istiyorlar.
İşte bu noktada Evital yardımınıza koşuyor.
Hemen Evital uygulaması üzerinden randevu oluşturarak ihtiyacınıza en uygun olan uzmanla online olarak görüşebiliyorsunuz.
Ya da diyetisyene gitmek istiyorsunuz saatleriniz uymuyor, psikoloğa gideceksiniz bir türlü işten güçten vakit bulamıyorsunuz.
Bu noktada da Evital aracılığıyla sağlık profesyonelleri tarafından sunulan sağlık hizmetlerine internetin olduğu her yerden her an bağlanıp destek alabilirsiniz.
Ücretsiz ön görüşme yaparak sağlık uzmanınızı daha yakından tanıyabilirsiniz.
Birlikte bir program oluşturabilirsiniz.
Avantajlı seans paketleri de var ve sistemdeki bütün sağlık profesyonellerinin diplomaları onaylı.
Evital Sağlık Bakanlığı tescilli bir platform.
Evital ile kendimize iyi bakmanın çözümü var.
Yüzlerce uzman.
Doktor, psikolog ve diyetisyen Evital'de Evital hakkında daha detaylı bilgi almak için sizleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Hadi devam edelim. Genlerimizin kaderimiz olmadığını eğer değişmek istiyorsak bunu bilinçli olarak en sevdiğimiz kişilerin şekillendirdiği alışkanlıklarımızın ve düşünce modellerimizin
farkında olmamız gerektiğini keşfettiğini söylüyor.
Ve hatta belki çok iddialı olacak bu ama ne demiş biliyor musunuz?
Beni her geçen gün etkileyen şeyin çocukluğundan kalmış çözülmemiş travmalarım olduğunu gördüm diyor Dr.
Nicole. Ve içimdeki çocukla buluştum.
Ona yeniden ebeveynlik yapmayı öğrendim.
Beni tutsak eden travma bağlantılarımı gördüm.
Sınırlar koymayı öğrendim.
Ve dünyayla daha önce mümkün olduğunu bilmediğim bir şekilde bağlantı kurdum diyor.
Bu kısım benim çok hoşuma gitti. Kendini yeniden büyütmek kısmı.
Sezen Aksu'nun dediği gibi bu kızı yeniden büyütmeliyim.
Kor ateşlerde yürütmeliyim.
Değirmenlerde öğütmeliyim.
Farkındayım. Farkındalık önemli.
Hepimiz şimdiki gerçekliğimizi yaratan bir çocukluğa sahibiz değil mi arkadaşlar?
Ve bugün yeni bir gelecek yaratmak için geçmişimizden iyileşmeyi seçmemiz gerekiyor.
Şimdi öncelikle şunu bilelim.
Bizi bizden başka hiç kimse iyileştiremez.
Altını kalın. puntolarla çiziyorum bizi bizden başka hiç kimse iyileştiremez çünkü bu Bizim hayatımız.
Şimdi bazen hayatımızda değiştirmemiz gereken yönleri fark ediyoruz ama kolay kolay bir değişim gösteremiyoruz değil mi?
Hep böyle aynı noktaya dönüp dolaşıp geliyoruz.
Kendimizi aynı yerde buluyoruz ve bu çok sinir bozucu.
İşte bu her defasında tekrarlayan bilinçaltı döngülerimiz arkadaşlar.
İşte sevgilinizle kavga ederken eşinizle tartışırken.
Aslında iki küçük çocuk kavga ediyor demiştim.
Bunu hatırlıyor musunuz? Çocukluk rollerimize geri dönüyoruz o esnada.
İlişkilerimiz ebeveyn figürleriyle koşullanma adında bir davranış belirleme modeliyle kurduğumuz Erken dönem bağlara göre modellenir arkadaşlar.
Bir de genetik faktör var.
Bu kısım da çok önemli.
Ailemde ne hastalık varsa bunun benim de yaşama ihtimalimin yüksek olması değil mi?
Genetik dediğimiz. Ama size inancın biyolojisi bölümünde bunun tamamen genlere bağlı olmadığını anlatmıştım.
Hayatın kurbanı değil yaratıcısı olduğumuzu söylüyordu Dr.
Bruce Lipton. Evet genler çok önemli.
Bunu inkar edemeyiz ama duygu ve düşüncelerimizin çevresi.
Devremizin de çok büyük bir etkisi olduğunu anlatmıştım o bölümde beden sağlığımız üzerinde.
Sonra beklentilerimiz hayatımızı nasıl etkiliyor bölümünü hatırlarsanız orada size placebo'dan bahsetmiştim.
Yine inançlarımızın hayatımızı nasıl yönlendirdiğini anlatmıştım.
Zihnimizin bedenimiz üzerinde nasıl çarpıcı etkiler yaratabildiğini konuşmuştuk.
Sadece inanarak değil mi placebo etkisiyle bunları yapıyoruz.
İşte antidepresan aldığını zanneden hastalara boş haplar veriliyordu.
Bir süre sonra iyileşiyorlardı hatırlarsanız.
Yani bedenimiz iyileşmeyi umduğu zaman iyileşme sürecini başlatan mesajlar gönderiyor arkadaşlar.
Burası çok önemli.
Hormonlarımız, bağışıklık sistemi hücrelerimiz ve nöro kimyasallarımız iyileşmemiz için hemen işe koyuluyor.
Bir de size nocebo'dan bahsetmiştim.
Nocebo, placebo'nun tam tersi demiştim.
Yani ben kötü olacağıma inanıyorum, inanıyorum, inanıyorum ve gerçekten kötü oluyorum.
Düşüncelerimle kendimi hasta edebilirim.
Bunu konuşmuştuk. Bunları neden tekrar anlatıyorum?
Çünkü bugünkü konumuz holistik psikoloji.
Yani ruh sağlığımızı fiziksel sağlıktan ayrı düşünmemek holistik.
Şimdi arkadaşlar psikolojinin dört temel ilkesi var.
Birincisi İyileşmek için içimize dönmemiz gerektiği.
Kendi iyileşmemize aktif katılımcı olmamız gerektiği.
Bizi kimse kurtaramaz dedim en başta.
Kendi kendimizi kurtaracağız.
Ve bunu her gün küçük ve istikrarlı seçimlerimizde hayatımızın içine uygulamamız gerektiği.
Birincisi bu arkadaşlar. Dediğim gibi iyileşmek için öncelikle özümüze içimize dönmemiz gerekiyor.
İkincisi. Pek çok şey evet bizim kontrolümüz dışında gerçekleşiyor.
Buna yapabilecek hiçbir şeyimiz yok.
Ama kontrol altında olan şeyler var.
Nasıl bir aileye doğduğumu ben seçemem değil mi?
Ama şu andaki hayatımı kontrol edebilirim.
Hani az miktarda da olsa bir şeyler yapabilirim kendi hayatım için.
Holistik psikoloji işte bu seçimlerin gücünden yararlanıyor.
Neyi seçiyoruz kendimiz için bu önemli.
İşte ben çok kötü bir aileye doğdum aman tanrım hayatım çok kötü gidecek bilmem ne de diyebilirim.
Ya da abiciğim ben bu kaderi baştan yazıyorum.
Diyebilirim değil mi? Kontrolümüz dahilinde olan şeylerden neyi seçiyoruz?
Bu kısım çok önemli. Neyi seçiyorsunuz arkadaşlar?
Bir sorun kendinize. Üçüncüsü hani dedim ya sürekli aynı yere dönüp duruyoruz.
Sürekli psikoloğa gidiyoruz.
Sorunumuzu da buluyoruz orada.
Ama niye değişemiyoruz?
Neden değişemiyoruz? Yani değişemedikten sonra psikoloğa gitmemin ne anlamı var değil mi?
Bence bu kısım çok önemli.
Eğer ben hayatıma entegre edemezsem o öğrendiğim şeyleri, o çekirdek inancımı öğrenmişim.
E ne yapacağım? Çözüm yolunda sunmuş sana.
Hiçbir şey yapmıyorsun. Aynı şeyi tabii ki tekrar tekrar düşeceğiz değil mi bu durumda?
Çünkü niye bunu yapıyoruz?
Bu elimizde değil. Değişmek gerçekten çok zorlu bir süreç.
Çünkü arkadaşlar bilinçaltımızın ana görevi bizi o güvenli alanda tutmak değil mi?
Konfor alanı bunu konuşmuştuk.
Acı da olsa kötü de olsa o benim konfor alanım ya.
Ben onu niye değiştireyim değil mi?
Değiştirmekle onu tehdit ettiğim zaman bana direnç gösteriyor.
Ve beni aynı noktaya sürükleye sürükleye geri döndürüyor.
Hep dediğim gibi tanıdık olana çekiliyoruz.
Çünkü en iyi bildiğimiz şey o.
Atıyorum işte babanız çok disiplinli, çok otoriter, hayatı size zindan eden bir adamdı.
Narsist bir babayla büyüdünüz diyelim.
Yani bu sizin konfor alanınız artık.
Alışmışsınız, nasıl baş edeceğinizi öğrenmişsiniz çocukluğunuzdan beri.
Sonra büyüyorsunuz bir bakmışsınız eşiniz aynısı, babanızın aynısı.
Atıyorum boşanıyorsunuz diyorsunuz bir daha tövbeler olsun gidip yine aynısını buluyorsunuz.
İşte tanıdık olana çekiliyorsunuz, farkında değilsiniz.
Dediğim gibi holistik psikolojinin temel ilkeleri bunlar arkadaşlar.
Bu üçü çok önemli. Buradaki direnci kırıp değişimimizi sürekli hale getirmeyi amaçlıyor.
Dördüncüsü ise bize bir yol haritası sunması.
Yani o sorumluluğu bize bizzat aldırması.
Şimdi size bazı sorular soracağım.
Bunlara evet ya da hayır demenizi istiyorum.
Bunlara verdiğiniz cevaplar bizim aslında geçmiş deneyimlerimiz ya da koşullanmalarımız nedeniyle kendimizi tıkanmış hissedip hissediyoruz.
etmediğimizi gösterecek. Labolarınızı açmaya geliyorum hazırsanız.
Birinci soru. Kendine verdiğin sözleri sıklıkla bozar mısın?
Aslında yeni seçimler yapmak, yeni alışkanlıklar geliştirmek istiyorsun ama kendini her seferinde eski haline dönmüş buluyorsun.
Evet mi? Hayır mı?
İkinci soru.
Kendini sık sık olaylara duygusal tepki verip kontrolsüz hissederken ve bu olaylardan sonra o davranışlarından utanç duyarken buluyor musun?
Üçüncü soru, sık sık kendinden ve başkalarından veya şimdiki zamandan koptuğunu hissediyor musun?
Geçmiş ya da gelecekle ilgili bir düşünceye dalıp tamamen başka yerde hissettiğin oluyor mu?
Bu sorularıma evet veya hayır diyorsunuz.
Dördüncü soru, iç eleştirel düşüncelerin sana sıklıkla ağır, boğucu, yıkıcı geliyor ve fiziksel, duygusal, ruhsal ihtiyaçlarına aynı noktada olmanı engelliyor olabilir
mi? İç eleştirel düşüncelerin, evet veya hayır.
Beşinci soru, kendini, isteklerini, inançlarını, ihtiyaçlarını veya bir ilişkideki duygularını ifade etmekte zorlanıyor musun?
Evet veya hayır diyoruz.
Altıncı soru kendini sıklıkla bunalmış bir halde ya da stresle veya duygularından biriyle ya da bütünüyle başa çıkamaz bir halde bulduğun oluyor mu?
Evet ya da hayır.
Yedinci soru gündelik yaşantında sık sık geçmiş deneyimleri ve davranış kalıplarını tekrarladığını fark ediyor musun?
Evet veya hayır diyoruz.
Bu sorulardan birine ya da Daha fazlasına evet yanıtı verdiyseniz geçmiş deneyimlerinizin veya koşullanmalarınızın nedeniyle kendinizi şu an tıkanmış hissediyor olabilirsiniz
diyor Nikola Pera.
Hatta küçük bir defter tutmamızı da önermiş.
Bu defterin adı da gelecekteki ben günlüğü.
Çok hoşuma gitti. Gelecekteki ben.
Buradaki amaç ne? Yani böyle bir defter tutmak bizim aslında bilinçaltımızın o otopilotunu fark etmemizi sağlıyor.
Dedim ya sürekli geçmişimizi tekrarlıyoruz ya da işte koşullanmış.
Alışkanlıklarımızdan kurtulabiliyor muyuz?
Aslında bunlara yardım etmeyi amaçlayan bir defter bu.
Bir de arkadaşlar çoğumuzun düştüğü bir hata var.
Zihnimize gelen her düşüncenin bir inanç olduğunu zannediyoruz.
Mesela ben bugün kendimi çok kötü hissediyorum.
Şu an kendimi çok kötü hissediyorum ve şöyle düşünüyorum.
Hayatım çok kötü.
Hayır değil sadece bu an kötüsün yarın belki çok iyi olacaksın.
Bunu yapmayalım zihnimize gelen her düşüncenin bir inanç olduğunu zannetmeyelim.
Nereden biliyorsun Merve?
Aman Emrah üzümünü ye de bağını sorma.
Aslında çok azımız gerçekten olduğumuz kişiyle gerçek bir bağlantıya sahibiz değil mi?
Ama hepimiz kendimizin en iyi versiyonu olmak istiyoruz.
Çabalarımız boşa gitse de çünkü niye çabalarımız boşa gidiyor?
Ne zihnimizi ne de bedenimizi tam anlamıyla anlamıyoruz ve bunun için de bir çaba göstermiyoruz açıkçası.
Ve kendimiz için yapamadığımızı başkalarının bizim için yapmasını bekliyoruz.
Biz düşüncelerimizden ibaret değiliz arkadaşlar.
Bunu tekrar etmek istiyorum.
Biz düşüncelerimiz değiliz.
Biz düşüncelerimiz değiliz.
Zihnimizde sürekli dönüp duran senaryolar var ve bizler bunun farkında olmuyoruz çoğu zaman.
Bu senaryonun hakiki biz benliğimiz olduğuna inanıyoruz.
Bu çok tehlikeli bir şey. Halbuki o kafamızdaki geveze hiç susmadan konuşan geveze düşüncelerimiz ya o biz değiliz ve bütün gün biz o düşüncelerin pratiğini yapıyoruz farkında olmadan.
Halbuki sen o düşünceleri düşünensin.
Düşüncelerin kendisi değilsin.
Tekrar ediyorum sen o düşünceleri düşünensin.
Düşüncelerinin kendisi değilsin.
Cesare Pavese'nin çok güzel bir sözü var.
Der ki günleri hatırlamayız.
Anları hatırlarız. Anın gücü üzerine harika bir söz.
Peki neden anları hatırlıyoruz?
Çünkü bazı anlarda açık bir farkındalık halindeyiz arkadaşlar.
Daha bilinçliyiz belki de.
Kafamızdan gün içinde geçenleri şöyle bir durdurup baktığımız zaman ben mesela bugün kafamda senaryolar yazmaktan önümdeki kitabı okuyamamışım ve böyle aradan bir saat falan geçmiş sadece 3-4 sayfa falan idarelemişim.
Düşündüğüm şeylerin içinde olduğum o anla hiç alakası yok.
Böyle gelecekle ilgili kaygı, endişe, stres, tasa, vesvese.
Gerçi bu TC simülasyonunda yaşayanların kronikleşmiş rahatsızlığı pardon.
İşte anda kalamama sebeplerimizden biri bu.
Nicole de diyor ki ancak bilinçli olduğunuzda kendinizi görebilirsiniz.
Bu daha önce sizi şekillendiren, manipüle eden ve geri bırakan birçok gizli gücü ortaya çıkaran bir...
Öz farkındalık sürecidir diyor.
Kendinize tamamen şeffaf olana dek hiçbir şekilde ne beslenmenizi iyileştirebilirsiniz, ne içkiyi bırakabilirsiniz, ne partnerinizi sevebilirsiniz.
Kendinizi geliştiremezsiniz diyor.
O yüzden kendimize şeffaf olmamız gerektiğini söyler.
Sezgisel olarak daha iyiye doğru gelişmek için neyin değişmesi gerektiğini bilirken bunu neden yapamıyoruz arkadaşlar?
Ahlaki olarak yetersiz miyiz?
İradesiz miyiz? Hiç alakası yok.
Az ya da çok otomatik davranış modellerimizi sürekli tekrarladığımız için yapamıyoruz.
Gün içinde her ne yapıyorsak, nasıl düşünüyorsak, birilerine nasıl cevap veriyorsak, karşılık veriyorsak, nasıl konuşuyorsak, nasıl bir iletişim halindeysek hepsi bizim koşullanma adı verilen süreçte
yani çocukluğumuzda yerleşmiş olan düşünceler ve davranış kalıplarımızdır der Nicole.
Ve inançlarımızla şartlanmış bilinçaltı kısmımızdan geldiğini söylüyor.
Bakın inançlarımızla şartlanmış bilinçaltı.
Ve bazı beyin taramaları günümüzün sadece %5'inde bakın %5'inde bilinçli bir durumda işlev gösterdiğimizi ortaya koymuş.
%5 nedir ya gerçekten şaka gibi inanamadım buna.
Yani bilinçaltı bir otopilota bağlıyız arkadaşlar.
Günümüzün sadece çok küçük bir bölümünde bilinçli seçimler yapıyoruz.
Geri kalanında gösteriyi bilinçaltımız yönetiyor.
Bundan kurtulalım desek o da öyle kolay değil.
Dediğim gibi zihnimiz o konfor alanından çıkmak istemiyor.
Bildiği tanıdığı şeylere gitmek istiyor.
Onları yapmakta diretiyor.
Çünkü daha önce deneyip sonucunu iyi bildiğimiz bir şey var değil mi ortada?
O güven veriyor. Sonuç ne olursa olsun onu seçmeye çalışıyoruz.
Beynimizde böylece ne yapıyor?
Enerji tasarrufuna geçiyor.
Çünkü ne bekledi? Yani bir sürprizle karşılaşmayacak bunu bildiği için ötesini berisini düşünmüyor.
Ben diyor enerjideyim kardeşim sen böyle devam.
Yani rutinimizin alışkanlığımızın bozulması beynimiz için de aslında huzur kaçırıcı bir şey değil mi?
Bu alışıldık rutini bozduğumuz zaman karşılaşılan dirence homeostatik denge diyorlar.
O yüzden dediğim gibi varsayılan program ayarlarımızın dışında yaptığımız her seçimde bilinçaltı zihnimiz zihinsel bir direnç göstererek bizi tanıdık olana.
çekmeye çalışıyor ve bu zihinsel direnç kendini hem zihinsel hem fiziksel rahatsızlık olarak gösterebiliyor arkadaşlar hani bazen böyle spora gitmeye niyetleniyoruz ama içimizden bir ses ya otur
ya sonra gidersin boşver diyor bizi vazgeçiriyor ya da bir huzursuzluk bir kaygı hissediyoruz böyle alışılan bir şeyin dışına çıktığımız zaman o aslında bu yani bilinçaltımız diyor ki ben böyle değişimlere gelemem
kardeşim böyle iyiydik ne yapıyorsun sen şimdi diyor Bu arada yoga ve meditasyon yapanlar şanslı hep söylüyorum ben yapmadım hala.
Çünkü dikkat ve farkındalık gerektiren bir şey ya işte meditasyon yoga.
Dikkat kasımızı geliştirdiğimiz zaman nöroplastitize adı verilen bir süreç yaşanıyor.
Umarım doğru söylemişimdir.
Nöroplastitize. Galiba doğrusu böyle.
Bu arada bazen diksiyonumu işte telaffuzumu eleştiriyorsunuz.
Ya arkadaşlar ben TRT spikeri değilim.
Hep söylüyorum. Bu bir podcast yani.
Öyle bir çabam da yok.
Hani TRT spikeri olayım.
Her şeyi düzgün söyleyeyim. Öyle bir şeyim yok.
O yüzden kusuruma bakmayın.
Türkçeyi zor konuşuyorum bazen.
İngilizcelerde falan. Oho yani neler diyorumdur Allah bilir.
Bazı şeyleri hani Türkçe'de olsa yabancıda olsa dilim dönmüyor.
Bunu söylüyorum. Zaten kendi kendimle alay ediyorum.
Size gerek yok. Bana bunu diyenler de sanırım kraliyet sarayında yetişmişler.
Çok düzgün bir telaffuzları var.
Bir podcast kanalı için gayet iyi bir diksiyonum olduğunu düşünüyorum.
Benim adım Hıdır elimden gelen budur değil mi öyle deniliyordu.
Şimdi dediğim gibi dikkatimizi şimdiki zamana odaklayabilmek anda kalabilmek için bu pratikler çok faydalı arkadaşlar.
Çünkü yeni nöral yollar kurulduğu zaman varsayılan kalıplarımızdan daha kolay kurtulabiliyoruz ve bilinçli durumda daha aktif yaşıyoruz hayatı.
Sadece böyle gözlerimizi kapatıp sevdiğimiz birini düşünmek bile beynimizin duygusal merkezi olan limbik sistemimizi güçlendiriyormuş.
Ve tüm bu pratikler beynimize yeni hatlar döşüyor.
O yüzden bunlar iyileşme sürecinde çok önemli.
Hayır Merve ya ben geçmişte takılı kalmak istiyorum diyorsanız şimdi size çok çarpıcı bir araştırmadan bahsedeceğim.
Bu çok hoşuma gitti bu. 1979 yılında Harvard'da bir psikolog olan Alan Langer inancın yaşlılık üzerindeki etkisi üzerine bir çalışma yapmak istiyor ve iki grup yaşlı erkeği
bir haftalığını bakım evinden alıyor.
Bir manastıra götürüyor onları.
İlk gruptaki yaşlı adamlardan tıpkı 20 sene önce yaşadıkları gibi yaşamalarını istiyor.
Yani... Kendinizin çok daha genç bir versiyonuymuş gibi yaşayın deniliyor onlara.
Öteki yaşta erkek grubuna ise şimdiki zamanda yaşayın ama sürekli sürekli geçmişi hatırlayın deniliyor.
Kaldıkları manastır bile ona göre dekore ediyorlar ve ilk grubun kaldığı oda 20 sene öncenin mobilyalarıyla.
Dergileriyle dolu. Hatta izleyecekleri filmler bile 20 sene öncenin siyah beyaz filmleri oluyor.
Hatta sohbetlerinin bile 20 sene öncesinin önemli olayları olması söyleniyor.
Odadaki tüm aynalar komple kaldırılıyor ve yerine bu yaşlı adamların gençlik fotoğrafları konuluyor.
Ve bu bir haftalık araştırmanın sonunda bile gözde görülür bir değişim oluyor arkadaşlar.
Evet her iki grupta da hem fiziksel hem bilissel yönden iyiye doğru bir gidişat yaşanıyor.
Daha esnek, daha az kambur ve daha az hasta hissediyorlar.
Ağrıları da azalmış.
Ama bu değişimler ilk grupta yani kendilerinin genç versiyonu gibi yaşayanlarda çok daha yüksek bir oranda oluyor.
Bu gruptaki yaşlılar yiyeceklerden bile daha fazla tat aldıklarını söylüyorlar.
Daha iyi görmeye ve duymaya başlıyorlar.
Bu çalışma bize gösteriyor ki değişime en çok direnen yaşlı insanlarda bile düşüncelerin gücü inanılmaz etkili ve bu da bizim kendi yaşamımızda gerçekleşebilecek benzer
bir dönüşüm potansiyelinin kanıtı.
Lütfen negatif düşüncelere saplanıp kalmayın.
Düşüncelerimizin kendisi değil sadece düşünene olduğumuzu unutmayalım.
Çünkü Gandhi'nin dediği gibi söylediklerinize dikkat edin.
düşüncelere dönüşür, düşüncelerinize dikkat edin, duygularınıza dönüşür, duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür, davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür, alışkanlıklarınıza
dikkat edin. Değerlerinize dönüşür demiş Gandhi.
Hani bazen bedenen bir yerde oluyoruz ama zihinsel olarak asla orada değiliz.
Böyle kopup gidiyoruz arkadaşlar.
Buna psikolojide disosyasyon yani kopma deniliyor.
Aslında bu bir başa çıkma mekanizması.
Yani sürekli stresli ve gergin bir ortamda büyüyenlerde çocukluk travması yaşayanlarda daha sık görülüyor disosyasyon.
Çünkü o an yaşadıklarımız bilinçli zihnimizin uğraşamayacağı kadar büyük ve tehditkar olabiliyor arkadaşlar.
Ben buna şarteli kapatmıyorum.
iyi ki de kapatmışım buna ayrılma diyen psikiyatristler de var disosyasyon için Nasıl bir şey biliyor musunuz?
Benliğiniz bedeninizden ayrılmış gibi.
Mesela bazen böyle tıkınırcasına yiyip sonra ne yediğini hatırlamayan insanlar var.
Ama işte bir tepsi börek yemiş o sırada.
Yani yiyeceklerden kopukluk bu.
Anlatabildim mi? Aslında altyapısında kaçtığı bir şey olabilir.
Kopma çocukluk travmasını sürdürenler de yaygın görülüyormuş.
Hatta Nicole'un bir danışmanı aynı bu şekilde ne yediğini bile hatırlamıyor ve kilolarından muzdarip yemek yerken çünkü kopma yaşıyormuş.
Ve altından ne çıktı biliyor musunuz?
Küçükken bir... aile dostları tarafından uğramış olduğu cinsel taciz.
Çocukken bu tacize karşı koyamadığı için yani gücü yetmediği için ne yapıyor?
Şarteli kapatıyor.
Büyüdüğünde ne yapıyor? Bunu yiyeceklerle yapıyor şarteli kapatma olayını.
Aslında bu onun savunma mekanizması olmuş hayatta kalmak için ama farkında değil.
Çünkü dediğim gibi arkadaşlar bilinçli zihin her şeyi kaldıramaz.
Bunlar çok ağır şeyler. Benim mesela daha önce söylemişimdir oldlar hatırlar.
Çocukluğuma dair hiçbir anım yok.
Ne güzel ne de kötü hiçbir şey hatırlamıyorum.
Ergenlik bile yok bende. Hatırladığım iyi şey sayısı belki 3-4 tane falandır.
Hatta kötüler daha fazla entramvatik olanları hatırlıyorum.
Bir arkadaşımla yaşadığım geçmişteki önemli bir olayı bile bazen anımsayamıyorum.
Hafızam çok berbat ama duygularımı anımsıyorum.
Küçükken hissettiklerimi çok net hatırlıyorum.
İşte buna da his hafızası demiş Nicole ve o da benzer şeyler yaşamış.
Anımsamıyor, çocukluğunu hatırlamıyor, gençlik dönemlerine birçok şeyi hatırlamıyor hafızasından silmiş.
Ve diyor ki o an beni görseniz diyor çocukken kendi halinde, uyumlu, sakin hiçbir olaydan etkilenmemiş öyle görünüyordum diyor.
Aynı ben. Dediğinizi duyar gibiyim aynen.
Ben de arkadaşlar aslında bu bir başa çıkma stratejisi.
Yani zihnimizin bizi korumaya çalışıp o şartları indirmesi ve bizim böyle bir uzay gemimiz varmış da o gemiye atlamışız.
Hızla ortamdan o andan kopup uzaklaşmış gibi bir durumda olmamız.
Belki de o yüzden çocukluğa dair anılarımız yok defomuzda.
Uzay gemisine sığınıp bu dünyadan kaçanlar orada mısınız?
Şimdi burada travma derken illa böyle çok büyük çılgın olaylardan bahsetmiyoruz.
Travmayı bir psikolog şöyle tanımlamış çok hoşuma gitti.
Göreceli bir çaresizlik durumunda meydana gelen herhangi bir olumsuz yaşam deneyimi demiş.
Bakın göreceli çaresizlik demiş.
Değişebilir. Sana göre farklıdır.
Bana göre başkadır. Olumsuz bir yaşam deneyimi diye tanımlamış.
En çaresiz ve en böyle birine bağımlı olduğumuz zaman ne zaman arkadaşlar?
Çocukluk dönemimiz. O yüzden önemli.
Nicole diyor ki sevgi için sürekli.
Kendimize ihanet ettiğimizde, özgün benliğimizde bağlantımızı yaralayacak şekilde değersiz ve kabul edilemez hissettirildiğimizde, Travma oluşur diyor.
Travma hayatta kalabilmek için olduğumuz kişiye ihanet etmemiz gerektiği temel inancını yansıtır diyor.
Arkadaşlar bugün kurduğumuz dünya görüşü, davranışlarımızın temeli, inançlarımız, korkularımız ve daha pek çok şeyi biz kimden devraldık düşünsenize.
Kimden aldık? Ebeveynlerimizden değil mi?
Peki onlar bunları kimden devraldı?
Onlar da ebeveynlerinden aldı.
Bir insan bence en iyi kendini bir ilişkideyken tanır.
Bir de ebeveyn olduğu zaman tanır.
Çünkü çocuğunuza yapacağınız ebeveynlik aslında kendinizi gözlemleyecek olursanız kendi çözülmemiş travmalarınızı göreceksiniz.
Onları çocuğunuza yansıtıyor olabilirsiniz.
Yansıtmıyor da olabilirsiniz ama dikkat edin ebeveynliğinize.
Atıyorum çocukken size asla sağlıksız bir gıda yedirmediler.
Bütün arkadaşlarınız çikolatalar, cipsler bilmem neler yerken siz böyle uzaktan seyrettiniz.
Evet bu bir travma değil belki ama bir yara değil mi?
Çocukluk yarası. Ve belki şu an çocuğunuzu böyle abur cubura boğuyorsunuz.
Ne isterse alıyorsunuz. Ve o abur cuburları yiyen kişi aslında çocuğunuz mu yoksa çocukluğunuz mu?
Bunu bir düşünün. Yani çılgınlar gibi oyuncak alıyorsunuz çünkü size bir oyuncağı bile çok gördü belki aileniz.
Çocuğu alıyorsunuz o kurstan o kursa yarış atı gibi koşturuyorsunuz.
Çünkü belki de sizin yeteneğinizi göstermenize, potansiyelinizi keşfetmenize hiç yardımcı olmayan bir aileniz vardı.
O yüzden eğer bir ebeveyseniz çocuğunuza olan davranışlarınızı gözlemleyin.
Çünkü çoğumuz çözülmemiş çocukluk yaraları nedeniyle Kendi duygularını yönetmekte güçlük çeken insanlar tarafından yetiştirildik değil mi?
Ve onlar dolaylı olarak bize acılarını yansıttılar.
İşte travmanın nesiller arası aktarımı bu arkadaşlar.
Peki bir aşk ilişkisinde nasıl davranmamız gerektiğini kimden öğrendik?
Ya da bedenimiz hakkındaki iyi ya da kötü düşüncelerimiz bunlar nereden geldi bize?
Harcama alışkanlıklarımız, dünya görüşümüz, başkaları hakkındaki görüşlerimiz, dine bakış açımız.
Tanrı ile kurmuş olduğumuz bağ.
Bunlar nereden geldi zannediyorsunuz?
Yani biz bunları öğrendik değil mi?
Ve bu öğrendiklerimizi hiç sorgulamadık.
Aldık kabul ettik. 777 miydi o?
Yani bu inançları ve sayısız başka mesajı bilinçaltımızda saklıyoruz.
Halbuki biz bunları miras aldık.
Hatta ebeveynlerimizin hayatla başa çıkma stratejilerini bile miras aldık ama farkında değiliz.
Seneler önce bir arkadaşımın ilişkisinde yapmış olduğu hataları bile annesinin eşine yaptıklarının kopyası çıkmıştı.
İnanamamıştık yani devralmış buna.
Gerçekten hayatımızın hangi yönleri bizim seçimimiz arkadaşlar bunu bir düşünelim.
Ama şunu da unutmayalım ebeveynlerimizin çocukluğumuzda bize nasıl davrandığı her nasıl davranıyorsa bizim bir yansımamız değil onlar.
Hatta onların da bir yansıması değil.
Bunlar bizim bunları fark etmemiz iyileşmeye doğru bir adım.
Bu farkındalık. Şimdi size birkaç örnek vermek istiyorum.
Ebeveynler bu kısmı iyi dinleyin.
Çocuğunuz okuldan geldi diyelim ve size o gün başından geçen bir zorbalamayı anlatıyor.
Mesela diyor ki yemekhanede arkadaşlarım beni yanlarında istemediler.
Beni oturtmadılar yanlarına.
Siz de tabii bir anne baba olarak çok yaralanıyorsunuz.
Diyorsunuz ki aman üzülme sen de git başkalarıyla oynarsın ne olacak sanki diyorsunuz.
Ya da diyor ki anne baba.
İşte ben şu falanca komşudan hiç hoşlanmıyorum.
Sizin buna cevabınız.
Aa olur mu yavrum o seni çok seviyorsa çımalama senin iyiliğini istiyor.
Bakın bu ne demek biliyor musunuz?
O çocuğun gerçekliğini inkar ediyorsunuz.
Sezgilerinin sesini kıs derhal diyorsunuz.
Yargılarına güvenme çocuğum değil mi?
Kendi çözülmemiş travmalarınız varsa eğer o çocuğun duygularını ifade etmesinden rahatsız olursunuz.
Bu duyguları yok sayarak başa çıkmaya çalışıyor olabilir.
bilirsiniz bakın kendinizi en iyi ebeveynlikte tanırsınız ya da bir aşk ilişkisinde dedim ya bakın ne diyorum kendi çözülmemiş travmalarımız varsa ne yapıyoruz o çocuk geliyor bize duygularını ifade ediyor
ve biz korkunç rahatsızlık duyuyoruz bu duyguları yok sayıyoruz aman evladım boşver ah sen yanlış anladın başa çıkmaya çalışıyoruz çünkü belki de dediğim gibi çocukluğumuzda yaşadığımız acı bir deneyim
tetiklendi orada o yüzden onu yok sayıp kaçmaya çalışıyoruz değil mi halbuki o O çocuk meşru bir duygusu için gelip bizden yardım istedi değil mi?
Beni zorbaladılar dedi.
Rahatlamak istiyor, desteklenmek istiyor, görülmek istiyor.
Ama biz ne yapıyoruz? O çocuğa senin acın değersiz değil mi?
Bunu söylemeye çalışıyoruz aslında.
Aman sen git başka arkadaş bul değil mi?
Bu demektir yani. Bunun bir kere değil arkadaşlar defalarca olduğunu düşünün defalarca defalarca o çocuğa bunu yapıyorsunuz ve o çocuk artık büyüyor bir yetişkin oluyor ve duygusal deneyimlerinin değersiz olduğunu
düşünüyor. Çünkü siz buna onu aşıladınız.
Belki babanız alkolikti işte içip içip annenize bir şiddet uyguluyordu ve anneniz size her defasında yavrum baban çok yorgun işten geldi böyle şeyler her ailede olur diye diye sizi böyle büyüttü.
Ortada bir gerçek vardı sizin deneyimlediğiniz sizin gördüğünüz çocuk.
Çocukluğunuzda bir gerçek vardı ve bu inkar edildi.
Sonra siz büyüdünüz, evlendiniz ve şimdi eşinizin alkolünü, eşinizin şiddetini okey olabiliyorsunuz, maruz görebiliyorsunuz.
Gerçeklik algınızı kaybettiniz çünkü değil mi?
Ya da... Ebeveynleriniz sizin daima en iyisi olmanız için kendilerini paraladılar.
Çünkü kendisi olamamış, başaramamış.
Ya da çocukken böyle bir imkanı olmamış.
Siz olun diye uğraşıyor.
Siz de işte aman onların gözüne gireyim, onları mutlu edeyim diye özgün benliğinizin parçalarını kaybetmişsiniz.
Yani benlik kaybı. Yetişkinlikte de aşırı kararsız, hep böyle bir başarılı olursam sevileceğim inancı.
Nicole'de de benzer bir olay olmuş.
Çocukken annesi ona böyle evin içinde görünmez bir hayalet gibi davranıyormuş.
Sanki diyor böyle içimden geçip gideceklermiş gibi ben bir hayal ettim o evde diyor.
Kızına diyor ya işte sessiz sakin sorun çıkarmayan uslu bir çocuk diyor.
Bunun sebebi de bu olsa gerek.
Çünkü zaten onun varlığını görmemiş ki yok ki zaten hayalet o.
Nicole kendini çok değersiz hissediyor.
Değersizdim, sevinmezdim.
Ben zaten hiç yoktum diyor onlar için.
Sonra yetişkin oluyor arkadaşlar ve romantik.
ilişkilerine baktığı zaman kendini böyle sürekli duygusal tepkisellikle Duygusal geri çekilmenin yani itme çekme dinamiği içinde buluyor kendini ve sevgili olarak seçtiği kişiler hep böyle duygusal
olarak mesafeli kalabileceği, duygusal olarak ulaşamayacağı insanlara çekiliyor.
Ve bu ilişkileri içinde duygusal ve derin bağ kurma ihtiyacının karşılanmadığını hissettiği zaman da çok büyük tepkiler gösteriyor.
Ya işte çok sık arıyor, korkunç öfke dolu mesajlar atıyor karşı tarafa, öfke nöbetleri geçiriyor, kavgalar çıkarıyor.
seviyede açlığını çektiği duygusal tepkiyi alırsa bunalıyor, oradan kopuyor ve çocukken olduğu gibi bir hayalete dönüşüyor.
İlişki çıkmaza girerse de ne yapıyor?
Her zaman karşısındaki insanı suçluyor ama esas gerçek şu ki bunların hepsi az önce anlattığım gibi bir başa çıkma stratejisi arkadaşlar ya da içindeki o duygusal çalkantıları
kontrol etme yönetme yolları olan koşullanmış kalıpları.
Bakın başa çıkma dediğimiz şey çok Çok önemli stresin bedende ve zihinde yaratmış olduğu derin bir huzursuzluk var.
Bunu yönetmek için öğrendiğimiz stratejiler bunlar ve bunun çeşitleri var.
Mesela. Uyumsal ve uyumsuz başa çıkma var.
Uyumsal başa çıkma dediği o sorunla yüzleşip eski güvenlik hislerimize geri dönmeye çalışmak ve bunu aktif bir şekilde yapmamız.
Bu güzel bir şey. Sorundan kaçıp saklanmıyoruz.
Uyumsuz başa çıkma stratejileri de genelde ebeveynlerimizden öğrendiğimiz işte bize kısa süreli bir olanak, iyi bir olanak sağlayan dikkat dağıtma ve o anın stresinden kaçma imkanı veriyor.
Sadece kaçıyoruz oradan.
Şerteli kapatmak dediğim şey.
Hizmet o huzursuzluğu azaltır ama o an için azaltır ve asla da bir çözüm sunmaz.
Özgün benliğimizden gitgide daha da kopmamıza sebep olur.
İki kişi düşünün arkadaşlar başlarında birebir aynı dertler var tamam mı?
Biri bunu alkolle işte uyuşturucuyla falan çözmeye çalışıyor ve kısa bir sürede olsa o dertten uzaklaşıyor değil mi?
Öbür kişi de spora gidiyor, psikoloğa gidiyor işte meditasyon yapıyor bilmem ne yapıyor bir destek istiyor ya da.
Olay bu. Ya da uyumsuz başa çıkma arkadaşlar.
Sadece bu alkolle kendini uyuşturmak da falan olmaz.
Gideriz kendimizden başka herkesi memnun etme çabasına gireriz.
Ya da öfkemizi, şiddetimizi birinin üstüne borca etmeye çalışırız.
Ya da disasyon yaşarız.
İşte ortamdan kopuyoruz. Yemek yerken olur, cinsel ilişkilerde olur.
Asla ilişki kurmayacağımız insanlar da olabilirsiniz.
Sırf böyle onları memnun etme çabasına girdiğiniz için.
İşte burada yapmamız gereken şey çocukluğumuz.
Nasıl bir savunma mekanizması geliştirmiş olabiliriz?
Bunu bir düşünelim, bulaşmaya çalışalım.
Burası önemli. Hatta şimdiki ilişki kalıplarımıza bakalım.
Geçmişten günümüze. O da bir ipucu arkadaşlar.
Romantik ilişkileriniz sürekli aynı sebepten mi bitiyor?
Neler yapıyorsunuz o romantik ilişkideki tavrınız ne?
Buna bir dikkat edin. Karşınızdaki insana da bakın çünkü onun da bir başa çıkma mekanizması var.
Ebeveynlerinizi düşünün arkadaşlar. Onlar nasıl bir savunma, nasıl bir başa çıkma mekanizması sergilediler size.
Alkolemi sığınıyorlardı.
Birbirlerine şiddet mi uyguluyorlardı ya da işte aşırı alışveriş, çılgıncasına bir temizlik hastalığı, işkoliklik, ne bileyim küsmek, sessizliğe gömülmek, evde eşyaları yıkıp dökmek ya
da evi terk etmek, aşırı sabretmek, içine atmak neydi savunma mekanizmaları ebeveynlerinizde?
Bunları bir anımsamaya çalışalım.
Peki bunları çözmek bizim ne işimize yarayacak diyenler?
Bugün anlattığım şey holistik psikoloji ya da sadece bir giriş arkadaşlar buzdağını görünen kısmını anlamak.
Anlatıyorum daha çok derin aslında bu konu.
Yani dediğim gibi beden, zihin, ruh bir arada.
O yüzden çözülmemiş travma bilin bakalım kendisini nerede gösteriyor?
Bedenimizde değil mi? Varlığımızın dokusuna işliyor.
Travmalar depresyon ve kaygıdan kalp krizine, kansere, obeziteye ve felce kadar birçok fiziksel ve psikolojik durumun gelişmesine ev sahipliği yapabiliyor.
Stres burada zaten çok önemli bir faktör.
Beynimiz bir engel veya tehditten kurtulmak için.
yeterli kaynağa sahip olmadığını algıladığında ki buna çözülmemiş travmalarımız da dahil Ne yapıyor?
Fizyolojik bir tepki, bir reaksiyon gösteriyor ve stres bu hayatta kaçınılmaz bir şey arkadaşlar.
E biz o stresle başa çıkmak için ne yapıyoruz?
Bildiğimiz, öğrendiğimiz şeyi yapıyoruz değil mi?
Gördüğümüz şeyi yapıyoruz. Başa çıkma stratejilerimizi uyguluyoruz değil mi?
Kronik stresten bahsediyorum.
Doğum, ölüm, evlilik, ayrılık, iş kaybı gibi normatif stresten bahsetmiyoruz.
Bunlar insanı geliştirir bile arkadaşlar.
Benim bahsettiğim kronik stres yani bizi içten içe kemiren.
Habis stresten bahsediyorum.
Düşünsenize ya sürekli böyle adrenalin işte kortizol ve diğer stres hormonları sürekli salgılanıyor.
Bağışıklık sistemimiz ne olur?
Habire böyle tehdit altında değil mi?
Ne yapacak? Bedende enflamasyona neden olan kimyasalları...
tekrar tekrar yollayıp duracak ve bu kimyasallarda çeşitli hastalıklara yakalanma riskimizi arttıracak.
Zihin ve beden bağlantısı işte bu kadar önemli.
Psikoneuroimmunoloji alanı bu yüzden var ve bu alanda çalışan uzman doktor Bessel van der Kalk diyor ki travma çözülmediği sürece bedenin kendini korumak için salgıladığı stres hormonlarının
salınımı devam edecektir diyor.
Tekrar ediyorum, travma çözülmediği sürece bedenin kendini korumak için salgıladığı stres hormonlarının salınımı devam eder diyor.
Ve stres bağırsaklarımız da dahil olmak üzere bedendeki her sistemi etkiliyor arkadaşlar.
Anksiyetesi olanların çoğu sindirim sistemleri sorunlarıyla uğraşıyor dikkat ederseniz.
Çünkü stresli...
Korkmuş ya da kaygılı olduğumuzda bedenimiz gıdaları gerektiği gibi hazmedemiyor.
Ya uzun süre tutuyor, kabızlık yaratıyor ya da çok çabuk boşaltıyor ve huzursuz bağırsak sendromu yaşanıyor veya diyare oluyor değil mi?
İyi çalışmayan bir sindirim sistemiyle de Bütün beden hastalanabiliyor.
Ne alaka demeyin çünkü arkadaşlar stres gıda seçimlerimizi ve beynimizle sürekli iletişim halinde olan barsaklarımızdaki mikrobiomu etkiliyor.
Hatta bu anlattıkları nesilden nesile bile aktarılabiliyor.
Irkçılığın etkileri mesela.
Beyaz olmayan ırkların daha yüksek oranlarda depresyon ve endişe yaşadıkları, hatta yüksek tansiyon, damar sertliği ve kanser gibi hastalıklara sahip olma olasılıklarının daha yüksek olduğu gözlemlenmiş.
Bunlar bedenimizin hücrelerine işliyor ve gelecek nesillere aktarılıyor diyor Nicole.
O yüzden iyi beslenmek, kaliteli besinler tüketmek, zengin içerikli gıdalar tüketmek, uykumuzu iyi almak, egzersiz, yoga, meditasyon yapmak, nefes çalışmaları yapmak.
Genel olarak Nicole'un önerdikleri şeyler bunlar.
Zihnimizle bedenimizi ayrı düşünmememiz gerektiğini söylüyor.
Daha anlatırdım arkadaşlar ama çok uzun bir bölüm oldu şu an galiba.
Bu konu ilginizi çektiyse belki devamını da çekebilirim.
Yorumlara yazarsınız. Nicole diyor ki her an bir seçim yaparız.
Geçmişte yaşayabiliriz ya da ileriye bakar ve farklı bir gelecek tasavvur ederiz.
Bir sisteme döndüğünüz zaman kendi üzerinizde ne kadar çalışmış olursanız olun eğiliminiz eski kalıplara geri dönmek olacaktır.
Tanıdık bilinçsiz koşullanmayı kucaklamak cazibelidir.
Tanıdık olmadığımız belirsiz bir kapıyı açmayı da seçebiliriz.
Şimdi biliyorum ki...
Bu yol bana iyi hizmet etmezse bunu bileceğim ve geri döneceğim.
O kapıyı kapatacağım ve açmak için...
Yeni birini seçeceğim diyor.
Bu çalışma özetle şu.
Seçim yapabilme yeteneğimizi güçlendirmek, bedenimizde nasıl davranacağımızı, ilişkilerimizde nasıl biri olacağımızı, gerçekliğimizi nasıl yaratacağımızı ve geleceğimizi nasıl
zihnimizde canlandırabileceğimizi seçebiliriz.
Hangi yolu seçersek seçelim, mühim olan o yolu bilinçli olarak seçmemiz.
Çünkü o zaman sonucu ne olursa olsun buna hazır olacağız.
Önemli olan kendi dünyamızın.
güçlü bir yaratıcısı olmaya çalışmak.
Bizim kontrolümüz dışında şeyler tabii ki olacak ama bizim de dünyayı deneyimleme şeklimiz üzerinde bir güçümüz var.
Son olarak derin dönüşümün yolu küçük ve istikrarlı seçimlerdir diyor Dr.
Nicola Pera. Kendimiz için daima en iyisini seçmemiz dileğimle.
Evital Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Evital sağlık alanında ihtiyaç duyduğunuz her an Bir tık yakınınızda unutmayın.
Açıklamaları bıraktığım linkten evi tarihi daha detaylı olarak inceleyebilirsiniz.
Beni hangi platform üzerinden dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Instagram'a da bekleriz.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
