
Kendi Kendini Büyütenler / Anne Babaya Ebeveynlik Yapmak
16 Mart 2024 · 47 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Terappin Hakkında detaylı bilgi almak için: www.terappin.com
OSB20 koduyla ilk terapi seansın %20 indirimli * Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içerir*
Transkript
Terepin Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Bugün çok önemli bir konuyla geldim.
Olgunlaşmamış ebeveynlerin yetişkin çocuklarını konuşacağız arkadaşlar.
Yani ebeveynlerine ebeveynlik yapan yetişkin çocuklar artık yetişkinsiniz.
Hayalet çocuklar orada mısınız?
Görülmeyen, duyulmayan, sanki yokmuş gibi davranılan.
Bu podcast çocukken sağ elini sol eliyle avutmak zorunda kalan bütün çocuklara gelsin.
Ve eğer ebeveynseniz siz böyleyseniz belki size de bir etkisi olur.
Belki değişmek için bir adım atarsınız bu podcast'tan sonra.
Mesafeli reddeden bencil ebeveynlerin hayatımıza olumsuz etkilerini anlatacağım.
Tabii yine bu işin uzmanlarının söylemlerini aktaracağım.
Klinik psikolog ve psikoterapist bu konu hakkında uzun yıllar çalışmış bir isim.
Dr. Lindsay Gibson. Konunun kitabını yazmış direkt ve bizim ülkemizde de bu konu hakkında konuşan önemli uzmanlarımız var tabii.
Aslında bence konu başlığı olgunlaşmamış ebeveynlerin yetişkin çocukları değil, yetişkin olmak zorunda bırakılan çocuklar olmalıydı.
Bu podcast çok uzun olacak arkadaşlar.
O yüzden sözü uzatmak istemiyorum.
Hemen başlayalım. Hani bir söz vardır ya, annen ya da işte baban vefat ettikten sonra sen o zaman yetişkin olursun derler.
Kaç yaşında olursan ol, onları kaybettiğin zaman...
çocukluğun biter denilir.
Bence çok doğru. Çünkü onlar varken biz hala birinin evladıyız değil mi?
Birinin çocuğuyuz. Ama bu olgunlaşmamış ebeveynlerde.
Durum tam tersi. Ya da her ikisi de çocuk olabiliyor.
Annen de baban da çocuk olabiliyor.
Sen onları büyütmek zorunda kalıyorsun bir çocuk olarak.
E sen zaten hiç çocukluğunu yaşamıyorsun ki.
Hani derler ya şımaracak hiç kimsen olmadığında hayat seni kocaman bir yetişkine çevirir.
Aynen o hesap. Kime şımarayım abi?
Hani ben kime ağlayacağım ki?
Hep benim omzumda ağlamış.
beni bir yetişkin yerine koymuşlar çocuk olduğumu unutmuşlar ben zaten anamı babamı büyütmüşüm ben kime şımaracağım diyorsanız doğru bölümdesiniz.
Bu arada öncelikle şunu belirteyim.
Hani bu ebeveynler böyle dışarıdan baktığınız zaman aa ne kadar çocuk gibi belik bebelik öyle değil.
Size olan davranışları sizi yetiştirirken sergilediği ebeveynlik performansından bahsediyorum.
Yoksa bu insanlar dışarıdan baktığınız zaman çok önemli pozisyonlarda görev alan böyle üst düzey yöneticiler falan da olabilir.
Bu sizi şaşırtmasın.
Duygusal olgunluk bambaşka bir şey arkadaşlar.
Az sonra açacağız buraları.
Bundan 3-4 sene önce falan yakın bir erkek arkadaşım.
Bana demişti ki Merve babam sanki genç bir delikanlı.
O geziyor, tozuyor, içiyor işte bilmem ne yapıyor.
Ben onun arkasını topluyorum dedi.
Ve evlenmedi bu arada arkadaşım.
Sorduk hani niye evlenmiyorsun vesaire.
Dedi ki niye evleneyim ya? Çocuk falan da istemiyorum.
Ben zaten iki tane çocuk büyüttüm dedi.
Annesiyle babasını kastediyor.
Hani nelere yol açabilir diyorsanız böyle bir ebeveynle büyümek aslında çok şeye yol açabilir.
Annesine annelik edenler.
Babasına babalık edenler.
Çocuk olmadan yetişkin olmak zorunda bırakılanlar.
İşte bu bölüm size gelsin.
Bu bölüm bitince arkadaşlar bir de üstüne Peter Pan sendromunu dinleyin derim.
Şimdi olgunlaşmamış dedim adı üstünde.
Yani hala çocuksu, ergenimsi davranışları olan ebeveynlerden bahsediyorum.
Nedir bu? Genel anlamda kendi hayatının sorumluluğunu alamayan insanlar.
Bir yetişkin olmanın ne demek olduğundan bir haber olan insanlar.
Tıpkı bir çocuk gibi davranıyorlar.
Duyguları da böyle. Hayatta kararlı...
Tıpkı bir çocuk gibi.
Hepsi aynı değil bu arada. Tür tür ayrılıyor onlara da değineceğiz.
Kendi yaptığı şeyin hatasını, sorumluluğunu asla üstlenmezler.
Suçu her zaman başkalarında ararlar.
Özür dilemek diye bir şey yoktur lugatlarında.
Küsersiniz, siz nankör olursunuz.
O her zaman haklıdır.
Ya da işte ertesi gün uyanır ve hiçbir şey olmamış gibi sizinle kaldığı yerden o ilişkiye devam etmek ister.
Hani çocuklar böyledir ya arkadaşlar.
Bu çocuk dünyası için çok güzel bir şeydir.
Çocuklar şurada kavga ederler.
5 dakika... sonra hadi oyun oynayalım deyip devam ederler hayatlarını.
Okey bu çocuklar için güzel bir şey ama abi karşındaki insan 50-60 yaşında bir yetişkin.
Nasıl yapacaksın bunu? Bu şekilde nasıl devam edeceğiz kaldığımız yerden?
Bir konuşmamız gerekmiyor mu yani değil mi?
Ha etmediniz mi? Devam etmek istemiyor musunuz?
Yine bir olay çıkar. Yani yine siz kötü olursunuz.
Sizin duygularınızı görmezler.
Bencildirler. Küserler size bir çocuk gibi trip atarlar.
Küsmek nedir ya? Düşünsenize bu yaşta küsüyorsunuz.
Yetişkin insanlar küser mi?
Soruyorum size. Alırız sizi karşınıza, güzelce konuşur değil mi?
Ki kaldı ki insan evladına nasıl küsebilir?
Yetişkin insanlar otururlar, sorunlarını güzelce, medenice tartışırlar olgun insanlar.
Herkes kendi hatalarını gözden geçirir ve konu güzelce konuşulup kapatılır.
Ya da makul bir zemine oturtulmaya çalışılır değil mi?
Sadece size de küsmez bu insanlar.
Herkese... Güzeller. İnanılmaz alıngandırlar.
Her şeyi kişisel algılarlar.
Her şey onlarla ilgili olmak durumundadır.
İnsanlara hemen etiketlerler.
Sizinle duygusal bir bağ zaten kuramazlar.
Siz deseniz ki ya benim kalbimi çok kırıyorsun anne ya da baba.
Bana kendimi çok kötü hissettiriyorsun deseniz.
Yani olay çıkar ya. Bakın burada bir duygu var fark ettiniz mi?
Duygumu paylaşıyorum. Diyorum ki benim kalbimi çok kırdın.
Şu an kendimi kötü hissediyorum.
Duygularımı paylaşıyorum. Bu ebeveynler duygularınızı paylaşmaktan rahatsız.
olurlar. Buranın altını çizmek istiyorum.
Bunlar ona geçmez.
Sizin duygularınız onlara geçmez.
Boşuna anlatıyorsunuz.
Karşınızda 4-5 yaşında bir çocuk var arkadaşlar.
Yani ben 5 yaşında çocuğa desem ki kalbimi çok kırdın.
Aa okey hadi oynamaya devam edelim der.
Aynen böyle. Bundan bahsediyorum.
Siz de öyle kalırsınız ortada acılarınızla.
Çünkü karşınızda bir yetişkin var zannediyorsunuz.
Yok. Yetişkin yok karşınızda.
Bir çocukla muhatap oluyorsunuz.
Kendisi o duygularıyla bağını çoktan koparttığı için Sizin de duygularınızın bir karşılığı yok onda.
Tamam mı? Bunu bir idrak edelim.
Zaten duygularını da öngöremezsiniz.
Aynı bir çocuk var diyorum ya karşınızda.
Gün içinde o duygular değişir.
Neye kızacak? Neye öfkelenecek?
Kestiremezsiniz. Öngörülebilir değildir.
Hani böyle bebekleri kucağınıza alırsınız sevmek için.
Akıcık kıkıcık yapar, güler size.
Sonra bir anda saçınıza asılır böyle.
Neye uğradığınızı şaşırırsınız.
Aynen öyle. Duygu durumu değişik.
Ve siz böyle bir ebeveynle büyüdüyseniz eğer ne olur?
Bu zaten bu podcast. boyunca bunu konuşuyor olacağız ama duygusal ihtiyaçlarınızın hiç görülmediği hatta hor görüldüğü hislerinizin yok sayıldığı hep böyle sorumluluk alan tarafın siz olduğu bir evde büyümek öfke
Şu anda belki öfkeyle dolusunuz, ebeveynlerinize belki öfke içindesiniz ve bunun için kendinizi suçluyor da olabilirsiniz.
Çünkü bizim toplumumuzda böyle bir şey var.
Yani ebeveyninize öfke duymak ya da onlarla ilgili ne bileyim kötü düşünceler, olumsuz düşüncelere sahip olmak ki onlar buna yol açtığı halde.
Bunları dile getirmek çok çirkin bizim toplumumuzda.
Hemen nankör damgası yiyorsunuz.
İşte seni onlar büyüttü, yazıklar olsun nankör.
İyi de bana neler yaptı abi görmüyor musunuz yani?
Bunları görmeyip sizi suçluyorlar.
Türk toplumunda var bu. Daha doğrusu gelenekselci toplumlarda diyeyim.
Yalnızlık. İhanet ya da terk edilme duygularıyla donanmış olabilirsiniz.
İçinizde büyük bir boşluk olabilir arkadaşlar.
Bu boşluğu açacağım az sonra.
Çok kötü bir şey. Çok yorucu bir şey bu.
Bunu çeken bilir. Ve size bir şey diyeyim mi?
Keşke bundan 200-300 yıl önce falan bu psikoloji konuları bu kadar bilinseydi.
Büyükannelerimiz, dedelerimiz, bilinçli insanlar olsalardı gerçekten bunu çok isterdim.
Çünkü cidden dede koruk yer, torununun dişi kamaşır derler ya.
Bence bu çok doğru bir söz.
Özellikle psikoloji ve genetik aktarı.
Bizim analarımız, babalarımız neden böyle?
Çünkü onların da anneleri babaları bilinçsizdi.
Ve büyük annelerimizin, büyük dedelerimizin de böyleydi.
Herkes travmasını bir sonraki nesile aktardı.
Aktara aktara biz bu noktaya geldik.
Ve bu yaşadıklarımızın sorumlusu sadece anne babalarımız değil.
Onları büyütenler. Onları da suçlamıyorum.
Çünkü gerçekten çok zor bir hayatları vardı bizim dedelerimizin, ninelerimizin.
Bilmiyorum hiç dinlediniz mi hikayelerini?
Ben böyle vahşete kapılıyordum ya.
Aman tanrım neler yaşamayız.
Hani ben diyorum ya senin ben derdini.
Kendime de diyorum onu onları dinlerken.
Ya onlar da sevgi görmemiş.
Annesinden babasından sevgi görmemiş.
Kocasından da yüzü gülmemiş.
Dayakta yemişler neler neler yaşamışlar.
Şimdi ben onları nasıl suçlayayım?
Yani sen nasıl bir evlat yetiştirdin diyemezsin abi suçlayamazsın.
Bilmeden yaptılar. Ne yaptılarsa kötülüklerinden değil farkındayım.
Ama ucu bize dokundu mu?
Evet. O yüzden arkadaşlar böyle bölümleri yaparken ya diyorum ya belki bunu bir ebeveyn dinleyecek.
Aa diyecek. Beni anlatıyor.
Kendisiyle yüzleşecek ve o kuşaklar arası döngüyü kıracak bir şekilde.
Bir sonraki nesle geçmeyecek bu anlatabiliyor muyum?
O yüzden çok önemli buluyorum böyle psikoloji konularını.
Bana genelde diyorsunuz ki Merve derdimizi anlatıyorsun ama çözüm önerisi de sunuyorsun.
Bunu çok seviyoruz diyorsunuz.
Böyle psikoloji konularında çözüm önerim terapin oluyor biliyorsunuz.
OSB takipçilerinin en sevdiği online terapi platformumuz.
Herkese öneriyorum.
Yani sadece dinleyicilerime değil aileme de öneriyorum.
Arkadaş çevreme de öneriyorum.
Çünkü insanlar neden psikolojik destek alamıyor?
İlk sebep fiyatlardan dolayı.
Terapinde her uzman kendi seans ücretini kendi belirlediği için her bütçeye uygun.
Bu yüzden öneriyorum. Zaman sorunumuz var.
İşten çıkıyoruz eve kendimiz.
Kendimizi zor atıyoruz. Yorgunuz diyorsunuz.
Anlıyorum. Terapin online bir terapi platformu olduğu için internetin olduğu her yerde terapi alabiliyorsunuz.
Yani ister evden bağlanın.
İster işten eve giderken telefondan görüşün.
Bazıları adı soyadı görünsün istemiyor.
Tanınsın istemiyor. Anonim isimle de bağlanabiliyorsunuz.
Kamera açmak zorunda da değilsiniz.
Merve benim zaman sorunum var diyorsanız randevunuzu kendiniz oluşturabiliyorsunuz arkadaşlar.
7-24 ne zaman desteğe ihtiyacınız varsa.
Orada sizi bekleyen bir yardım eli olduğunu bilin.
300'e yakın uzman klinik psikolog 6 farklı kategoride size destek sağlıyor.
Terapinde çocuk, ergen, yetişkin psikolojisi, aile ve çift terapisi, cinsel terapi, sınav kaygısı.
Yani sorununuz neyse bağlanın terapine bir uzmandan destek alın arkadaşlar.
Her zaman söylüyorum derdinizi önce bir uzmana anlatın.
%20 indirimimiz de var.
OSB20 kodu ile %20 indirimden faydalanabilirsiniz.
Anlaşıldığını hissetmek insana o kadar iyi geliyor ki.
Hani diyorlar ya insan anlaşıldığı yerde çiçek açar.
İşte bu uygulamanın bana geri dönüşleri o kadar iyi oldu ki takipçilerimden.
Belli ki çiçek açmışlar terapin sayesinde.
Açıklamalara bir link bırakıyorum.
Terapini hemen şimdi sizler de inceleyebilirsiniz.
Hadi devam edelim. Peki bu ebeveynlerin nasıl bir çocukluğu oldu da?
Büyüyemediler. Orada kaldılar.
Arkadaşlar dediğim gibi onların da çok ağır çocukluk travmaları var genelde.
Annelerimizin, babalarımızın duygularını ifade edememişler.
Hani Mutlu Çocukluk diye bir bölüm yapmıştım hatırlıyorsanız.
Orada şey demiştim ya çocuklar incindikleri için travma yaşamazlar.
Çocuklar o acıyla yalnız kaldıkları için travma yaşarlar demiştik.
İşte onlar da acılarıyla yalnız bırakılmışlar.
Annelerimiz, babalarımız.
Onların da hikayesini dinlediğiniz zaman.
Bilmiyorum ben çok empat bir karakter olduğum için.
Böyle bana geçiyor yani. Hani ya diyorum çok kötü şeyler yaşamış yazık.
Ve sonunda duygularını kapatıyor bu insanlar.
Onlar da bir zamanlar çocuktu.
Bunu unutmamamız lazım. Annemiz babamız da çocuktu.
Ve onlar da duygularını kapattılar.
Çünkü başka türlüsü onlara zarar verecekti.
Çünkü her duygusunu göstermeye çalıştığında oradan vurdular onu.
Onu da görmediler. Anneanneniz, babaanneniz.
Onlar da görülmedi. O da ne yaptı?
Ebeveynlerine duygusal olarak erişemedi.
Ve onun da duygusal ihtiyaçları karşılanmadı.
Duyguları incindi. Ağladı.
Annesinden bir de niye ağlıyorsun diye dayak yedi.
Suçlu hissettirildi ağladığı için.
Sonra dedi ki demek ki benim duygularımı göstermemem lazım.
Ve sonra kendini korumak için bütün duygularını kapattı.
Artık bir duygu paylaşımı yok.
Sonra da o şekilde büyüdü, yetişkin oldu ve sizi dünyaya getirdi.
Ve siz de hep böyle ya ben kendi başımın çaresine bakarım.
Diyen o çocuk oldunuz. Böyle ebeveynlerle büyüyenler yetişkin olduğu zaman sorun çözücü oluyorlar.
Hatta geçen kendi kendime güldüm.
Dedim ki Merve sen çok büyük bir GÖT toplayıcısın.
Kendime bu ismi verdim.
Kendime layık bulduğum isim.
Ama kendi sorununuzu değil hep böyle başkalarının sorununu halletmeye çalışırken bulabilirsiniz kendinizi.
Öncelik hep başkalarınındır.
Kendinizi düşünmeyi öyle pek akıl edemezsiniz.
Kendi duygularınızı, kendi başarılarınızı görmezsiniz.
Kendinizi düşündüğünüz zaman bile bunu böyle bencillik gibi hissedersiniz.
Neden? Çünkü hep başkalarını düşünerek büyüdünüz siz öyle bir hakkınız yok.
Böyle hani annelerde de vardır ya azıcık kendini düşünse çocuğunu ihmal etmiş gibi.
Bir hisse kapılır. Aynen öyle siz de öyle hissediyorsunuz.
Çünkü siz ebeveynsiniz dediğim gibi.
Bir de bu olgunlaşmamış ebeveyn eğer ki sizin annenizse bence durum daha kötü.
Çünkü kim ne derse desin bu ülkede çocukları anneler büyütüyor değil mi?
Öz bakımını onlar veriyor.
Şefkati sağlayan anneler.
Anne demek şefkat demek merhamet demek değil mi?
O yüzden çocukların gözünde annenin yeri bir başka.
Bu arada bu çocuk ebeveynlerin çeşitleri var arkadaşlar.
Hepsi bir değil. Az sonra tek tek anlatacağım.
onları. Mesela duygusal olarak olgunlaşmamış olan insanların ne yapacağını siz kestiremezsiniz.
İnanılmaz tutarsızdırlar.
Bir gün sizi sararlar, sarmalarlar.
Ertesi gün nankör derler.
Allah senin belanı versin derler.
Her şeyi söyleyebilirler. Bir gün yataktan kalkar, bunalıma girer, depresyona girer.
Ağlar, ağlar, ağlar. Ortada hiçbir sebep yoktur.
Ertesi gün bir bakarsınız. Ooo çok neşeli.
İnanılmaz. Yani hep böyle hayatınız bu insanın sorunlarıyla geçmiştir.
Onun sorunlarıyla, onun dertleriyle, onun duygularıyla.
Karına uyum sağlamakla. Aman o üzülmesin ama o yalnız kalmasın.
Yani size sıra gelmemiştir zaten.
İşte ay ben annemi kurtarmaya çalışayım.
Aman ben annemi mutlu edeyim diye çırpınıp dururken yavaş yavaş o denizin dibinde boğulmaya başlarsınız.
Hiç farkında olmadan o sizi böyle ayağınızdan aşağı yavaş yavaş yavaş çeker.
Yani annenin o evde ne sorumluluğu varsa hepsini siz üstlenirsiniz.
Yeri gelir kahvaltıyı siz hazırlarsınız.
Evin ütüsünü siz yaparsınız.
Kardeşlerinize siz bakarsınız.
Her şeyi siz üstlenirsiniz. Çünkü anneniz fiziken vardır ama...
Ruhen o evin içinde değildir.
Millet anasını babasını özler.
Görmek için can atar. Onlar da aynı şekilde evlatlarına böyledir.
Siz de onlara bakıp böyle ay dersiniz ne güzel aileler var.
Keşke benim de böyle olsa ama.
Sizin için ailenizle görüşmek o çocuk olan ebeveynle görüşmek çok acı vericidir.
Sinir bozucudur. Yani tahammül edemezsiniz yere gelir.
Bu da aslında toksik ebeveynliğin bir çeşidi bu ebeveynler.
Bu arada ailem zehirli mi diye bir podcastım var.
Onu da mutlaka dinleyin.
Cila olsun. Merve şimdi benim ebeveynlerim böyle.
Tam anlattım. gibi diyorsanız, ne yapacağınızı bilmiyorsanız çok kestirme yoldan şunu söyleyebilirim.
Mesafe koyun arkadaşlar. Duygusal olarak uzaklaşmanız en iyisi diyor bu işin uzmanları.
Yok işte beni neden sevmedin?
Beni hiç sevmeyecek misin?
Kendinizi paralamayı bırakın ya.
Yok işte yok. Bazı insanlarda sevebilme yetisi ve becerisi yok.
Bunu kabul edin arkadaşlar. Kabule geçmek kadar güzel bir şey yok bu hayatta.
O hayalinizdeki ebeveyn yapamayacaksınız onu.
Arkadaşlarınızın annesine babasına bakıp belki gıpta ediyor.
Diyorsunuz ki ya keşke sen de böyle olsan.
Olmuyor, olmuyor.
Ne yapacağız? En iyisi diyeceğiz biz böyle olmayalım.
Bizim evladımıza bunu yaşatmayalım değil mi?
Biz bu döngüyü kıralım diyeceğiz.
O yüzden bu podcast var. Onlar sizi görmedi.
Siz o evde belki de bir hayal ettiniz tamam mı?
Sadece ihtiyaç anlarında, menfaat zamanında görünür olan bir hayal ettiniz siz.
Ve ne yaptıysanız olmadı.
Biliyorum bütün iyi niyetleriniz, bütün çabalarınız hor görüldü, çöpe atıldı.
Ne yaptıysanız değişti.
Belki hala çabalıyorsunuz bilmiyorum.
Ama olmadı, olduramadınız değil mi?
Yani lütfen suçu kendinizde aramayı bırakın.
Ben bu bölümü bunun için yapıyorum.
Yine ağlayanlar olacak biliyorum bu podcast'ta.
Yaralarınızla dokunuyorum belki şu an.
Belki şu an canınız çok yanıyor, belki de kanıyor yaralarınız.
Ama birlikte o yaraları bir daha açılmamak üzere saralım istiyorum.
Bu ebeveynler hayatımızı nasıl etkiliyor?
Buradan başlayalım. Şimdi öncelikle arkadaşlar kendinizi duygusal olarak yalnız hissediyor olabilirsiniz.
Bu da diğer insanlarla yeterince duygusal...
yakınlık kuramamanızdan kaynaklanıyor.
Siz küçükken size duygusal bir yakınlık gösterilmediyse duygularınızı kör olan insanlarla büyüdüyseniz bu yetişkinliğinizde duygusal yalnızlık olarak kendini gösteriyor olabilir.
Nedir bu duygusal boşluk yalnızlık?
Hayattan keyif alamıyorsunuz.
İçsel bir huzursuzluk var.
Hani böyle bir şeyler eksik duygusu vardır ya çok büyük bir başarı elde edersiniz mesela ama kendi hayatınıza dışarıdan bir tanık gibi bakarsınız.
Hani insanlar der ki niye mutlu değilsin?
Mutlu olamazsınız. Yani gerektiği kadar mutlu değilsinizdir.
Sevinemezsiniz ve belki dışarıdan bakan şey diye düşünüyor.
Ne kadar şımarık ya da ne kadar kibirli.
Öyle bir şey değil bu. Yani hiçbir şeye gerektiği kadar mutlu olamıyorsunuz.
İçinizde bir boşluk var. Ne bileyim yıllardır hayalini kurduğunuz bir ev var mesela.
Gittiniz onu satın aldınız.
Çok mutlu olmanız gerekiyor değil mi?
İnsanlar diyor ki aa ne kadar mutlu olmuşsundur.
kim bilir ama sizde tık yok.
Hani sanki gayet sıradan bir olaymış gibi tepki veriyorsunuz.
Tepkisizsiniz. Donuksunuz.
Dediğim gibi hayatınıza dışarıdan bakan bir tanık gibisiniz.
Ancak o kadar sevinip o kadar üzülebiliyorsunuz.
O yani maksimumu bu. Siz o olayın içinde değilmişsiniz gibi.
Bilmiyorum anlatabildim mi? Geçen bir arkadaşım dedi ki Merve ben böyle çok mutlu olmam gereken yerde olamıyorum.
Mutlu olamıyorum. Duygularım alınmış gibi.
Acaba duygularım geri gelir mi?
Diye sordu bana. Çok üzüldüm.
Hani dedim bir terapi alsam psikolog isten.
Çok ciddi bir sorun bu dedim ama.
Bence çoğumuzda var bu.
Neden böyle olduk? Çünkü ebeveynlerimiz o kadar kendi hayatına dalmıştı ki, o kadar kendileriyle meşguldüler ki bizim iç dünyamızı, duygularımızı göremediler.
Hatta gittik üzüntümüzü dile getirdik ve biz suçlu hissettirildik.
Tıpkı onlara çocukken yapıldığı gibi.
Evet bir annemiz babamız vardı ama sadece bedenen vardı.
Ruhen orada değillerdi.
İşte böyle ailede büyüyenler çok erken büyümek zorunda kaldıkları için erkenden evlenebiliyorlar, erkenden askere gidiyorlar.
Sömürülere tolerans gösterebiliyorlar.
Başkalarının gereksinimlerini hep hayatlarında ön plana koyabiliyorlar.
Kendilerini hep ikinci plana atabiliyorlar.
Fedakar olmaya çalışıyorlar.
Çünkü neden? Bunlar görünür olmanın bir şartı arkadaşlar.
O yüzden görünür olmak istiyor.
Sonra birilerine aşık oluyorlar.
O da onu duygusal olarak yapayalnız bırakıyor.
Tıpkı ebeveynlerinin yaptığı gibi.
Onu görmezden geliyor. O evliliğin içerisinde, belki o aşk ilişkisinin içerisinde bir hayalete dönüşüyor.
Bunun farkında ama... Buna razı geliyor.
Neden? Çünkü o onun konfor alanı.
O onun bildiği şey. Eski hayatının aynısı.
Tanıdığı, bildiği yere geri dönüyor.
Gülseren Budayıcıoğlu'nun kader motifi dediği nokta gibi bir şey.
Nasıl baş edeceğimizi bildiğimiz şeye geri dönüyoruz.
Ailemizde ne gördüysek ona çekiliyoruz.
Çünkü tanıdığımız, bildiğimiz şey o.
Çocukluğunda böyle bir ebeveynle büyüyenler yetişkin olduğunda başkalarının onlarla sadece ve sadece kendileri oldukları için ilişki kurmak isteyebileceğini de inanmıyor.
Karşımdaki insan eğer beni sevecekse benim bir şey yapmam lazım.
Böyle düşünüyorlar. Bir menfaat.
Benim ona öncelik tanımam lazım.
Onu ön plana atmam lazım.
Kendimi feda etmem lazım.
Kendimi gerekirse unutmam gerek bu ilişkinin içerisinde.
İşte hep ben özür dileyim.
Ben alttan alayım. Hep fedakarlık.
Hep fedakarlık. Yani feda ederek kar elde etmek isterler ilişkilerinde.
Kar dediğim de böyle azıcık sevgi kırıntısı arkadaşlar.
Yani sevginizi esirgeyerek büyüttüğünüz o çocuklar ileride o sevgiyi Başkalarının gözlerinde ve sözlerinde arıyor.
2 gram sevgi gördüğü yerde her türlü cefaya katlanıyor.
Bunu da bilin isterim. Bir de eğer ebeveynlerinizde ebeveynlik yaptıysanız romantik ilişkilere harcayacak bir duygusal enerjiniz kalmamış olabilir.
Hani diyoruz ya bana kadar var.
Kalmadı. Bir de bu çocuk ebeveynler o kadar ben merkezciler ki sizin başarılarınızın da hiçbir önemi yok onların gözünde.
Hani küçükken böyle azıcık öne çıksanız böyle başarılı olsanız sizi görmezden gelirler.
Siz de büyüyünce böyle sabaha kadar başarılı olun.
Kendi başarınızı küçümsersiniz arkadaşlar.
Sanki çok sıradan bir şeymiş gibi.
Yani o başarınıza bile böyle gönlünüzce sevinemezsiniz.
Çünkü geçmişte görülmemişsinizdir.
Yani bir anlamı yoktur. Bazen böyle mütevazı sandığınız insanlar var ya.
Aslında onlar küçükken yetenekleri başarısı görülmediği için artık kendilerini kapatmışlar.
Kendileriyle gurur duymayı bilmeyen insanlara dönüşmüşler.
Merve benim annem babam acaba böyle mi?
Ben hala tam olarak anlayamadım diyorsanız şu sorular.
Evet veya hayır demeniz istiyorum.
Duygusal yakınlık gerektiği zamanlarda duygularla ilgili bir şeyler varken...
Bu konudan kaçıyorlardı.
Bireysel farklılıklardan, farklı bakış açılarından dolayı aşırı derecede rahatsız oluyorlardı.
Beni sırdaşı olarak kullandı ama benim sırlarıma ortak olmadı.
Beni dinlemedi. Diğer insanların duygularını düşünmeden davranıyorlardı.
Bencillerdi. Hasta olduğum zamanlar dışında bana hiçbir şekilde ilgi alaka göstermiyorlardı.
Ben üzüldüğüm zaman ve bunu dile getirdiğim zaman beni ya geçiştiriyorlardı ya da duygularımla dalga geçiyorlardı.
Eğer sohbet edeceksek...
Onların sorunlarını ve dertlerini konuşuyor olurduk.
En ufak bir sorun çıksa korkunç bir savunmaya geçiyorlardı.
Başarılarınızdan bahsetmeyi bile gereksiz görüyor muydunuz?
Çünkü nasıl olsa onlar için hiçbir anlamı yok.
Önemsiz bir şeymiş gibi miydi başarılarınız?
Bir sorun çıktığı zaman asla kendilerini suçlamıyorlar.
Özür dilemek nedir bilmiyorlar.
Bunlara bakarak anlayabilirsiniz.
Peki duygusal olarak olgun insanların davranışları nasıl olur?
Bir kere empati yetenekleri gelişmiştir.
Dürtü kontrolleri vardır.
Yani böyle çok dürtüsel hareketler.
etmezler bir çocuk gibi. Kafama esti ve işte sana küfür ettim.
Böyle bir şey yapmazlar. Dürtülerini kontrol ederler.
Duygularını ifade etmeyi bilirler.
Dürüst bir şekilde. Diğer insanlarla iyi geçinmeye çalışırlar.
Duygusal, yakın, samimi ilişkiler kurabilmek, bir şeyler paylaşabilmek isterler.
Diğer insanların da duygularını, düşüncelerini önemserler.
Bencil olmazlar. Bir sorun olduğu zaman dolaylı yoldan değil, doğrudan iletişime geçerek bir yetişkin gibi davranırlar.
5 yaşında bir çocuk gibi değil ya da ergen gibi değil.
Duygularını farkındadırlar ve gerektiğinde bu duygularını gözden geçirirler.
Gerçekçi ileriye dönük bir şekilde bunu yaparlar.
Stresle başa çıkma kapasiteleri yüksektir ama en genel anlamıyla söyleyecek olursak duygularımızı kontrol edebilmek, öngörülebilir olmak ve dürtüsel olmamak.
Peki duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveynler nasıldır?
Bu insanlar çok sabit fikirlidir.
Dürtüsel davranırlar.
Böyle önünü ardını düşünmezler yaptıkları şeylerin.
Alkol bağımlılığı ya da başka maddelere bir bağımlılıkları olabilir.
Bağımlı olabilirler bir şeylere.
Neden? Çünkü stresle başa çıkmayı bilmiyorlar.
Tepkiseldirler. Mevcut durumu değerlendirip çözüm aramak yerine bir suçlu ararlar.
Gerçeği genelde saptırırlar.
Yalana başvururlar. Hatalarını kabul gibi bir şey yoktur.
Sürekli başkalarını suçlarlar.
Olaylara nesnel değil öznel bakarlar ve kişisel algılarlar.
Mantıklı bir davranışları yoktur.
Farklı düşüncelere saygıları yoktur.
Herkes onunla aynı fikir.
olsun isterler. Pot kırma konusunda zaten üstlerine yoktur.
İnanılmaz ben merkezcidirler.
Dünya onların etrafında döner.
Hep böyle spot ışıkları onun üstünde olsun ister.
Herhangi bir kötülük, yetersizlik ya da sevgisizliğe maruz kalma korkusundan dolayı sürekli insanlara karşı bir güvensizlik duygusuyla yaşarlar.
Hep onun ihtiyaçları önemlidir.
Sizin değil ya da başkalarının onun ihtiyaçları.
Kendilerine odaklı yaşarlar ve başkalarının onlara vermiş olduğu tepkilere göre öz saygıları artar ya da azalır.
Eleştiri diye bir şey yoktur.
Lügatlarını da kaldıramazlar kesinlikle.
Ve bir birey olarak kendileri o kadar biriciktir ki.
Sorsanız dünyanın en mükemmel, en melaike insanıdır.
Diğer insanlar hep kötüdür.
O iyidir. Başkalarının duygularını önemsemezler.
Daima kendi duyguları önemlidir.
Siz ne derseniz deyin.
Konuyu bir şekilde kendilerine getirip yine kendilerini konuşurlar.
Yani böyle siz bir derdinizi anlatmak istersiniz.
Hemen kendi derdini anlatmaya başlar.
Bir başarınızdan bahsedersiniz.
Hemen ay ben de şunu yapmıştım, bunu başarmıştım.
Ya bir dur ya. Ben orada derdim.
Ne anlatıyorum sana? Bir duygumu açıyorum değil mi?
Hemen duygumu kapatıp kendi duygusuna geçiyor.
Çünkü her zaman en dertli, en mazlum olan odur arkadaşlar.
Küsersiniz, ertesi gün dediğim gibi hiçbir şey olmamış gibi devam etmek ister sizinle.
Siz derseniz ki ya ne yapıyorsun?
Hani dün böyle yaptın, şimdi böyle yapıyorsun, ne yapmaya çalışıyorsun derseniz daha büyük bir olay çıkarırlar.
Her zaman o suçlayan parmak sizi gösterir her olayda.
Kendi suçluluğu diye bir şey yok.
O melek lütfen. Neden böyle oldu?
Benim başıma neden bunlar geliyor?
İnsanlar neden bana cephe alıyor ya da işte ne bileyim neden bana küsüyorlar falan diye düşünmez.
Hani benim bundaki payım ne diye bir şey düşünmez.
İnsanlar da çok kötü olmuş ya.
İnsanlar şöyle yalancı, böyle menfaatçi, şöyle iki yüzdü.
Hepsi beni arkamdan vurdu.
Böyle söylerler. Bir grup içerisinde duygusal yönden en olgunlaşmamış insan.
Lütfen buraya dikkat.
O grubun hatta ailenizin enerjisini en çok tüketen insandır.
Herkesin o ailede uğraştığı kişi kimse, ilgi odağı olan ama verdiği dertlerle ilgi odağı olan kimse işte o duygusal yönden en olgunlaşmamış olan insandır.
Kendinizi böyle gerçekten bir çocuğun ebeveyni gibi hissedersiniz.
Karşınızda sizden daima ilgi ve sevgi bekleyen, sırdaşınız olmanızı bekleyen bir çocuk vardır.
Size annenizmiş, babanızmış gibi davranırlar.
Mesela işte tek başına gidebileceği, halledebileceği şeyleri bile sizin götürmenizi, sizin halletmenizi talep ederler.
Bu arada eli ayağı tutuyordur hani hiçbir sıkıntı yok.
Empati becerisi diye bir şey zaten yok.
Belki sizi anladıklarını hissedersiniz zaman zaman ama duygularınızı hissettiklerini hissedemezsiniz.
Çok tutarsız davranışları, duyguları vardır.
Sizin en mutlu anınıza çomak sokarlar.
Sen en güzel duyguların katilisin diyor ya Sezen Aksu.
Aynen öyle. Başarılarınızı küçümserler.
Heves kırıcıdırlar.
Aşırı duygusal da olabilirler bu arada.
Hani bir anda gözyaşlarında boğulabilirler.
Ama bu çok yüzeysel bir tepkidir.
Derinliği yoktur. Hani öyle zannettiğiniz gibi.
Gerçekten çok duygusalmış.
Öyle bir şey değil. Az sonra türlerine geçeceğiz.
Bu insanlarla duygularınızı, düşüncelerinizi konuşamazsınız arkadaşlar.
Onlar genelde gözlemledikleri şeyleri siz...
aktarırlar ve konuşurlar.
Ararsınız mesela o kadar gündelik, o kadar sıradan mevzuları konuşurlar ki işte o gün yaptığı yemeği, saat kaçta duşa girdiğini falan anlatır böyle.
O kadar rutin şeylerden bahseder ki anlatmaya değer olmayan şeyleri anlatır ki.
Çünkü neden? Derinleşmek istemiyor.
Duygular konuşulmasın. Böyle saçma sapan şeyler konuşalım ya da dedikodu yapalım.
Ha bazıları bazı konularda böyle entelektüelleşebilir.
O zaman da yine işin içinde duygu yok ya duygu olmadan sadece o konuyu konuşmak isterler.
Hep o konudan bahsediyorlar. Hatta bazı konulara karşı böyle bir saplantılı olabiliyorlar.
İzinsizce aniden odanıza dalabilirler.
Sınırları yoktur. Yani sınır ihlali yaparlar sürekli.
Alma verme dengeleri yoktur.
Hep bir şekilde ilgi odağı olmayı başarırlar.
Ya olay çıkarırlar işte evde camlar çerçeveler iner.
Ya küserler giderler trip atarlar.
Yani bir şekilde o spot ışıkları onlara döner ama kötü bir şekilde.
Peki siz böyle bir ebeveynle büyüdüyseniz ne oluyor?
İnanılmaz bir öfkeyle doluyorsunuz dediğim.
gibi ve genellikle bu öfkeyi ne yapıyoruz?
Bastırıyoruz ve bazen de kendimize çeviriyoruz o öfkeyi.
Kendimizi suçluyoruz, kendimizi eleştiriyoruz.
Duygusal olarak olgun olmayan insanlar evet başkalarının onların problemleriyle ilgilenmelerini isterler ama önerilerine karşı kulak tıkarlar.
Önemsendiklerini gösteren çabaları refleks olarak reddederler.
Sizi alırlar, dertlerinin içine çekerler, yoğururlar, yoğururlar.
Dinlersiniz, dinlersiniz, akıllar vermeye çalışırsınız.
Sonra sizi dışarı atarlar.
İşi biter çünkü. Onların zihnini okumanızı isterler.
Benim niyetimi oku. İsteklerini dile getirmez.
Sen anlayacaksın. Sen anlamadın mı?
O zaman öfkelenir, küser.
Hatta der ki ya bakalım benim ne istediğimi anlayacak mı?
Pusuya yatar. Ya beni sevseydin ne istediğimi anlardın zaten der.
Hani niyetimi oku abi duygularımı.
Okuyamadın mı? O zaman lanet olsun sana.
Ben kendimi değiştiremem. Ben böyleyim.
İşinize geliyorsa demeye getirirler.
E kalbimi kırdın dersin.
E der ki ben düşüncelerimi söyledim.
Hani kalbimi kırdın. Olsun benim düşüncelerimi söyledim.
Sen aynısını ona yapsan, düşüncelerini söylesen aman tanrım.
Yani hayatınızı kaydırırlar.
Ve sonra dediğim gibi barıştığınız zaman her şeyin bir anda eskisi gibi normal akışta olmasını beklerler.
Olmadığı zaman bir daha kavga çıkarırlar.
Dersiniz ki ya bir zamana ihtiyacım var.
Bir mesafe koyalım. İşte yaşanan şey her neyse ben görmezden gelemiyorum.
Dersiniz ama o sizin görmezden gelmenizi ister, kör olmanızı ister.
Sizden onları mutlu etmenizi beklerler.
Kendilerini güvende hissetmek ve öz saygılarını artırmak için sizi cezalandırabilirler.
Terk etmekle tehdit edebilirler.
Sizin gereksinimlerinizi elinde böyle bir koz gibi tutabilirler.
İşte alıp başımı giderim der, seni gidin ankör der, burası benim evim, benim paramla okudun, benim paramla yedin içtin.
Bakın ben var, ben, biz yok.
Bir şeye üzülürsünüz, ağlarsınız, dersiniz ki anam babam.
gideyim derdimi anlatayım. Derdinizi yanarsınız.
Size der ki ah yavrum beni çok üzdün.
Bakın senin derdine üzüldüm değil.
Beni çok üzüdün. Yani derdini ne yapayım size?
Ben üzüldüm. Yine kendisi söz konusu.
Azıcık söylenecek olsanız.
Hani biraz böyle şikayetlenecek olsanız.
Der ki ya ben dünyanın en kötü annesiyim.
En kötü babasıyım. Zaten yazıklar olsun.
Ben demek böyleyim. Ben sizin için kendimi feda ettim.
Bıdı bıdı bıdı. İşte böyle şeyler söylerler.
İşte sizin için o adama katlandım.
O kadına katlandım derler.
Kardeşleriniz varsa aranızdan biriyle daha çok ilgilenebilirsiniz.
Hani böyle taraf tutarmış gibidir ama o taraflar değişir zaten.
O tarafını tuttuğu kişi de bu arada kendisine en çok benzeyen kişidir.
Şunu düşünmenizi istiyorum. İşte bu anlattığım kişi ebeveynlerinizden diyelim ki anneniz.
Anneniz problemli bir çocuk gibi davranıyor.
İkinci kişi kim arkadaşlar?
Ailenizde sorun çıkaran ikinci kişiyi düşünmenizi istiyorum.
Bütün herkesin ilgi odağı olan o kişi kimse.
Diğer ebeveyninize yakınlık gösteren kişidir.
O ikisi aynıdır yani. Ve aralarında toksik bir bağımlılık bile olabilir.
Böyle zaten zaman algıları da yoktur bu insanların.
Onlara böyle geçmişteki bir olayı hatırlatırsınız.
Bir anda sinir küpüne döner.
Çünkü ne alakası var?
Geçmiş geçmişte kalmıştır.
Geleceği zaten öngöremezler.
Anlık yaşar bu insanlar. Duygusal olarak olgun olmayan ebeveynlerin dört türü var arkadaşlar.
Hepsi aynı değil dediğim gibi ama hepsinin ortak özelliği şu.
Çocuklarda duygusal yalnızlığa.
Ve güvensizliğe neden oluyorlar.
Hepsi ben merkezci.
Duygusal olarak güvenilir değiller.
Çocuklarını kendilerini daha iyi hissetmek için kullanıyorlar.
Hepsinde de ebeveyn çocuk rolünün değiştiğini söyleyebiliriz.
Bu dört türden ilki duygusal olanlar.
En en en kötüsü bu.
Çünkü en çocuksu olanı bu tür arkadaşlar.
Onlar kesinlikle üzüntüye gelemez.
Eğer üzülürlerse sonrasında herkes onları sakinleştirmeye çalışır.
Hani markette kendini yere atıp sinir krizi geçiren çocuk.
Onlar gibidirler yani ve kendileri parçalanırken duygusal olarak çocuklarını da dibe çekerler.
Siz onların öfkeleriyle, üzüntüleriyle, ağlama nöbetleriyle, depresyonlarıyla, umutsuzluklarıyla, sarsıcı kararsız duygularıyla büyürsünüz ve bu türde en uç noktada zihinsel
hasta olanlar var arkadaşlar.
Psikotik ya da manik depresif olabilirler veya narsisizm, sınırda kişilik bozukluğu da olabilir ve zaman zaman intihara da kalkışabilirler.
insanlara fiziksel saldırıda bulunabilirler.
Evdekilere zarar verebilirler.
Etrafında yer alan insanlar hep böyle diken üstündedir.
Akrabaları da aynı şekilde, arkadaşları da.
Çünkü duygu durumunu öngöremezsiniz.
Genelde alkol ve madde kullanırlar.
Onların dünyalarında siyah ya da beyaz vardır.
Başka renkler yoktur. İnsanlara garez beslerler.
Duygusal taktiklerle onları böyle kontrol altına almaya çalışabilirler.
Kendilerini genelde bir kurban gibi gösterirler.
Hep böyle çaresiz biriymiş gibi.
Ve siz ne yaparsanız yapın onları oradan çıkaramazsınız.
Bütün aile yaşamınız onların ruh haline göre şekillenmiştir.
Bütün kardeşleriniz, bütün aile onun ruh haline göre şekil almıştır.
Aile dışındaki ilişkilerinde de insanlara rol yaparlar.
Kontrol altında tutmak için insanları ama yakın aile ilişkilerinde tamamen dürtüsel davranırlar.
Özellikle de sarhoş oldukları zaman böyle çok şok edici şeyler yapabilirler.
Eğer böyle bir ebeveynle büyüdüyseniz diğer insanların isteklerine kolayca boyun eğmeyi öğrenmiş olabilirsiniz ve başkalarının duygu ve ruh halleri karşısında çok dikkatli olabilirsiniz.
İkinci tür hırslı anne babalar.
Bunlar böyle dışarıdan en normal görüneni.
Hani sizi böyle en güzel okullara yollarlar.
İşte hayatınıza büyük büyük yatırımlar yaparlar.
Dışarıdan bakanlar der ki aman ne fedakar anne baba.
Böyle bir profil çizerler.
Halbuki sizin başarınıza öyle bir odaklanmıştırlar ki yani ben merkezciliklerini anlayamazsınız bile.
Diğer insanların yaptıkları her şeyi beğenmesini ve değer vermesini isterler.
Elalemcidirler. Ve sizi de o yüzden bu kadar başarı hırsıyla büyütmüşlerdir.
Elalem ne der diye.
Elalem en iyisini desin.
Çünkü siz onun bir uzantısısınız.
Öyle görüyor kendini. En iyi nedir?
Her zaman onlar bilir.
Sizin seçtiğiniz yaşam yoluna kesinlikle saygıları yoktur.
Onların bildiği en iyisidir ve sık sık hayatınıza müdahale ederler.
Aynı zamanda bir sürü iş yapabilirler.
Çok çalışkandırlar. Hedefleri kendi çocukları da dahil diğer insanların duygularının önüne geçer.
Burada da duyguları bir görmemek var gördüğünüz gibi.
Onlarla büyümek, Sürekli böyle bir teste tabi tutulmuş gibi hissettirir insanı.
Sizin başarısız olmanız onların en büyük kabusudur.
Siz onların yarış atısınız arkadaşlar.
Bu ebeveynlerin hedefleri çocuklarının duygularının önüne geçer ve kesinlikle samimi insanlar değillerdir.
Ya çok yakınlardır ya da çok mesafeli.
Ne yapacağınızı kestiremezsiniz.
Üçüncü tür pasif anne babalar.
Bu ebeveynler diğerleri gibi böyle çok sinirle çok saldırgan falan değiller.
Ama yine de olumsuz etkileri var.
Şöyle. Otoriteye boyun eğen pasif kişilikler bunlar ve bu ebeveyn türü duygusal açıdan böyle daha erişilebilir bir düzeyde.
Çünkü sizin arkadaşınız gibi ama sadece bir noktaya kadar ulaşabiliyorsunuz.
Yani işler çok böyle yoğun duygusallık noktasına geldiği zaman onlar da kafalarını kuma gömüyorlar.
Çocuklarına ne bir sınır koyuyorlar ne de hiçbir şekilde rehberlik ediyorlar.
Sizi sevebiliyorlar ama yardım etmiyorlar.
Yardım diye bir şey yok. Oldukça uyusaldırlar ama bu pasiflik derecesinde kötü bir uyusallıktan bahsediyorlar.
ediyorum. Diğerlerine göre daha sevecenler ama hani o diğer türlere göre.
Genellikle de zaten en sevilen anne baba türü bunlar.
Çünkü çocuklarıyla kanki gibiler ama bir çocuk arkadaş bulabilir fakat anne babaya ihtiyaç duyduğu zaman onlar orada olmayacaktır.
Çünkü karşınızda bir çocuk var.
Belki sizin yaşınızda bilmiyorum ama bir çocukla muhatapsınız.
Aynı evde yaşayan çocuklarsınız.
Siz onlardan yardım bekleyemeyeceğinizi bilerek büyümüşsünüzdür.
Sizinle gülerler, sizinle eğlenirler ama şunun farkındasınızdır.
Bunları kendileri için yapıyorlar.
Sizin için değil. Kendi eğlenceleri için.
Hani o da çocuk ya o da eğleniyor.
Öyle düşünün. Başınıza bir şey gelse onların çok pasif kalacağını bilirsiniz.
Bu arada anne pasifse ve boşandıysa maddi durumu da yoksa sizi böyle kötüye kullanabilecek biriyle beraberlik yaşayabilir.
Bunları görmesine rağmen gözde yumabilir üvey babanın yaptıklarına.
Ve fırsatını bulursa daha mutlu bir hayat fırsatı çıkarsa karşısına bütün ailesini silip gidebilir.
Dördüncü tür reddedici anne.
babalar. Dört türün içerisinde en az empatik olanlar bunlar.
Sanki böyle etraflarında kalın bir duvar var gibidir.
Ulaşamazsınız. Sizinle vakit geçirmek istemez.
Sizinle görüşmek istemez.
Hep böyle yalnızlığıyla kalmak ister ya da kendi çevresiyle takılmak ister.
Onlarla daha mutlu ve keyiflidir ya da yalnızken.
Siz ona asla yaklaşamazsınız.
Ne duygusal olarak ne fiziksel olarak yoktur yani.
Cezalandırıcı da olabilir. Fiziksel şiddete de başvurabilir.
Evde olay çıkarabilir. Göz teması kurmazlar genelde.
Ve size bazen böyle düşman gibi bir bakışını da yakalayabilirsiniz.
Kendi istediği hayat neyse bütün ailesine bunu dayatır.
Herkes o ne istiyorsa onu yaşamak zorunda.
Ona uymak zorundasınız. Onun canı Ankara'da mı yaşamak istiyor oraya gideceksiniz.
Başka çareniz yok. Yani çok soğuk, çok ürkütücü, mesafeli babalar.
Genelde babalar oluyor. Bu şeyler reddedici ana babalar diyoruz ama babalar daha yoğunluktaymış burada.
Kendinizi böyle o evin bir baş belası gibi hissedersiniz.
Bir fazlalıkmış gibi hissedersiniz.
Belki fiziksel bir şiddete maruz kalarak da büyümüş olabilirsiniz böyle bir evde.
Ve böyle bir ebeveynle büyüyen çocuklar çok istedikleri şeylerin peşinden gitme cesareti gösteremeyebilir.
Hırsla olmayabilirler. Hani tuttuğunu koparan insanlar olmayabilirler.
Neden? Çünkü kendilerine güvenlerini kaybetmişlerdir bir yerde.
Çünkü küçükken bir şey talep ettiği zaman ya da yak yemiştir ya da ruhu örselenmiştir.
Ve artık demiştir ki ben hiç kimseden hiçbir şey talep etmeyeyim en iyisi.
Zaten bu tarz ailelerle büyüyen çocuklar yetişkin oldukları zaman çocukken böyle fark edilmek, ilgilenilmek için ebeveynlerimize farklı şekillerde tepki gösteriyoruz ve hepimiz farklı farklı tepkiler gösteriyoruz.
Çocukken çocukluk acılarımızın ve duygusal yalnızlıklarımızı iyileştirilecek olan şeyin kendimizi değiştirmek olduğunu düşünüyorduk belki.
Hani ya belki olduğumdan farklı biri gibi görünsem beni severler değil mi iyileştirici fantezilerimiz?
Öyle düşünüyorduk belki. Belki diyoruz ki işte ben daha fedakar olursam ya da işte ben daha...
İkici daha güzel olursam hadi gideyim estetik yaptırayım bir sürü.
Ya da ben çok zengin olayım.
Çok ünlü olayım.
Çok başarılı olayım.
Ya da işte başkaları benden korksunlar.
Böyle bela olayım. Kötü bir insan olayım.
Niye? İlgi çekmek için beni daha çok sevsinler diye.
Böyle bir kişiliğe bürünebiliyoruz büyüdüğümüz zaman.
Çünkü neden? Ben olduğum gibi kabul görmedim ki.
Neden rol benlik yapıyorum?
Çünkü beni olduğum gibi kabul etmediniz.
Ben de sahte bir benlik geliştiriyorum değil mi?
Küçükken o rol benlik yavaş yavaş gerçek benliğin yerine geçmeye başlıyor arkadaşlar.
Özümüz... Düzden uzaklaşıyoruz sevilmek için.
Niye işte bu kadar fedakarlık yapıyoruz?
Niye bir şeylerin peşindeyiz sürekli?
Güzel olayım, başarılı olayım, ünlü olayım, bilmem ne olayım.
Niye? Niye yani? Bunu hiç sorguladınız mı?
Bunları biz bilinçsizce yapıyoruz.
Başkalarının tepkileriyle, deneme yoluyla yavaş yavaş oluşturuyoruz kişiliklerimizi, rol kişiliklerimizi.
Neden? Çünkü bir umut ya. Hani belki o zaman annem babam beni görür.
Belki beni severler bir gün.
Ya da işte ne bileyim onların yerine koyduğunuz kişi, her kimse, sevgiliniz belki.
Bir gün o beklediğim ilgiyi göreceğim ya.
Hani ben bu şekilde sevilmedim belki bu şekilde sevilirim.
Hani bir umut ya. İşte bunu tabii bütün çocuklar yapmıyor.
Bazıları yapıyor bu rol benlik olayını.
Peki Merve biz kardeşimle aynı evde büyüdük.
Kardeşlerim var. E bizi aynı aile büyüttü ama bakıyorum onlar benim kadar etkilenmemiş bu durumdan.
Neden diye sormuş olabilirsiniz.
Çünkü arkadaşlar bir içselleştiriciler var bir de dışselleştiriciler var olaylara.
İçselleştiriciler adı üstünde fedakarlar problemleri çözmeye çalışıyorlar.
Yatarıcı rolündeler, dışsallaştırıcılar tam tersi.
Ben buyum abi işinize geliyorsa.
Zaten hiçbir sorun benden kaynaklı değil.
Ne yaptıysanız sizin yüzünüzden olmuştur.
Bakın bu insanlar dışarıdan besleniyor.
Madde, alkol kullanımı olabilir.
Çözümü dışarıda arıyorlar.
Aynı aile büyüttü her iki çocuğu da.
Biri dışsallaştırdı, biri içselleştirdi.
Böyle olabiliyor. İçselleştirici içinden, kendi içinden çözüm üretmeye çalışıyor.
Sorun diyor benden kaynaklı olabilir.
Zaten bu içselleştiricilerin en büyük hatası bu.
olursa olsun ya benden mi oldu acaba?
İhanete uğruyor. Lan benim payım ne acaba bu ihanette?
Ben bunu bunu yaptığım için ihanete uğradım.
Çok fazla empati kuruyor.
Anlayış gösteriyor. Kendilerini sürekli geliştiriyorlar.
Sürekli öğrenmeye çalışıyorlar.
İnanılmaz bir öğrenme hevesleri var.
Çünkü neden? Zihinleri aktif olmak durumunda.
Meşgul tutmak durumunda kendilerini.
Kendi içlerine dönük yaşıyorlar.
Hatalarından ders almaya çalışıyorlar.
Çok hassaslar ve çok duyarlılar.
Hep böyle bir sebep-sonuç ilişkisi kurmaya çalışıyorlar.
Dediğim gibi en büyük özellikleri çok fedakarlılar.
Çok duyarlılar. Duygusallar ve empati kuruyorlar.
Tam bir problem çözücüdürler.
G.Ö.T. toplayıcılar.
Size sesleniyorum. Dışsallaştırıcılar da o ailenin deccali gibi arkadaşlar.
Yani Dr. Frankenstein'in yarattığı eser gibi düşünebilirsiniz.
Şiddete başvurabilir. Madde kullanımı.
Her şey. Sömürücü olabilir.
Sosyopat. Manipülatif.
Yani kimsenin duygularını önemsemeyen.
Mutluluğu böyle hazlarda arayan.
Dışarıda arayan mutluluğu.
İçinde değil dışarıda arıyor.
Şımarık. Ele avuca sığmayan.
Duygusal olan. olarak olgunlaşmamış ebeveynler genellikle dışsallaştırıcı çocukları sakinleştirmeye çalışır.
Onları böyle hep toparlamaya çalışır.
Arkalarını kurtarmaya çalışır.
Yani onlarla uğraşır. Onlara bir ebeveynlik gösterir dikkat ettiyseniz.
Size değil. Muhtemelen siz bu podcast'ı dinliyorsanız siz de içselleştiricisiniz arkadaşlar.
Genelde içselleştirici olanlar zaten terapiye başvuruyorlar.
Yaşantımı nasıl daha iyi hale getirebilirim diye uğraşıyorlar.
Ebeveyninin kardeşlerini kurtarmaya çalışıyorlar.
Dışsallaştırıcılar dışarıdan bir baskı gelmesi lazım.
Onların tedavi görmesi için. Genelde zaten bağımlılık tedavilerine gidiyor onlar.
Rehabilitasyonlara falan. Ailenin ve çevrenin baskısıyla, dışsal bir baskıyla gidiyorlar.
Ve bu dışsallaştırıcılarda gelecek kaygısı diye bir şey pek yoktur.
Anı yaşarlar, anı kurtarırlar.
O an kafamı kurtarayım yeter.
Ama içselleştiricilerde hep böyle bir yoğun gelecek kaygısı vardır.
Ben şimdi ne olacağım? Gelecekte ne olacak?
Şöyle olacak. Sürekli plan proje.
Ve zorlukları gözlerinde çok büyütürler.
Yani böyle çok küçük zorlukları bile büyütebilirler içselleştiriciler.
Herkesle empati kurmaktan tükenebilirler.
Ya bir zalimden alim de doğabiliyor bazen.
İçselleştiriciler psikolojiye de çok merak duyarlar.
Psikoloji onları çok büyüleyen bir alandır.
Duygularını yönetebileceğine inanırlar çünkü.
Duygular yönetilebilir diye düşünürler.
Bir sorun çıktığı zaman hayatlarında hemen bir diyalog talep ederler.
Çünkü her şeyi konuşarak sevgiyle falan halledebileceğini düşünürler bu insanlar.
Hani Prens dizisinde şöyle bir replik vardı.
Ben her şeyin sevgiyle güzelleşebileceğine inanan bir gerizemem.
Bu repliği çok severim.
Benim çünkü bu. Bu arada ben bu konulara kafa yörerken ne fark ettim biliyor musunuz?
Küçükken İzmir'deyim.
Dedevi bir arkadaşı gelmişti bize.
9 yaşında falandım. Ve o gelen amca Alevi'ydi arkadaşlar.
Masada da bu konular konuşuluyor.
Sivas'tan konu açıldı bilmem ne falan.
Ben de oturuyorum orada. Bayağı böyle yetişkin biri gibi saatlerce sohbet ettim.
Sonra dedeme dedi ki ya dedi bu çocuk ne kadar olgun ne güzel sohbet ediyor.
Sanki dedi bir dostumla sohbet ediyormuş gibi hissettim.
Çok keyif aldım dedi ve sürekli gelmeye başlamıştı böyle sohbet için.
Ben sonra fark ettim annemin arkadaşlarıyla ben konuşuyorum.
Hep böyle kendimden büyüklerle sohbet ederdim ve çok da keyif alırlardı büyükler benimle konuşmaktan.
Çünkü çok güzel dert dinlerim ben.
Sonra sonra sürekli şunu duymaya başladım.
Ne kadar olgun, ne kadar olgun bir çocuk.
Bu lafı çok sık duymaya başladım ve bazı podcastlerimde bahsetmişimdir.
Ben böyle gece hayatını işte içeyim, dağıtayım böyle şeyleri çok sevmem.
Kant gibi yaşıyorum esprimi bilirsiniz oldlar.
Yani böyle ayda yılda bir falan arkadaş soruyla çıkarım.
Hani böyle çok içeyim, kendimi kaybedeyim.
Hiç böyle bir şey yaşamadım. Hep hayatımda her şey dozundadır, planlıdır falan.
Böyle bir yaşlı gibi fark ettiyseniz.
Ve şunu fark ettim. Ben her zaman böyleydim.
Ve bunu da çok iyi bir şey zannediyordum.
Hani güya ben olgunum ya iyi bir şey zannediyorum.
Halbuki beni buna...
cibur bırakmışlar. Yani ben çocukluğumu pas geçmişim.
Olgunluğa geçmek zorunda kalmışım.
Ergen falan da olmamışım.
Ben hep ne kadar olgunmuşum.
Yani ne kadar olgunsun sözü aslında çok da iyi bir şey değilmiş arkadaşlar.
Bunu fark ettim. Hele bu size çocukken söyleniyorsa orada bir durun bir düşünün ya.
Şimdi eminim şunu dediniz.
Merve benim öyle içip dağıtmaya, ne bileyim ergenlik yapmaya, çocukken yaramazlık yapmaya, şımarıklık yapmaya hiçbir zaman hakkım olmadı.
Çünkü ben çocukluğumdan beri bir ebeveynim.
Peki ne yapalım Merve?
Şimdi bir kere Gerçekleri görelim arkadaşlar.
Masalları bırakalım. Beklentilerimizi bir kenara bırakalım.
Çünkü beklentiler kadar insanı yoran ve üzen bir şey yok.
Ben bu insanları değiştiririm arkadaş diye kendinizi paralamayın.
Ben ailemi memnun edeceğim.
Bir gün elbet online'da beni sevecek diye hayaller kurmayı bırakın.
Gerçekleri görün. Karşınızda gerçekten değişmek isteyen bir ebeveyn varsa sözün meclisten dışarı verdiğiniz bir destek varsa o da elinizden tuttuysa yavrum ben değişmek istiyorum.
Gerçekten ben de bir şeyler yapmak istiyorum senin için.
Hatalarımın farkındayım diyorsa sizi buna ikna et ise ne güzel.
Çok güzel bir yoldasınız.
Buradan devam. Ama yıllardır deniyorum, deniyorum, deniyorum.
Duvara çarpıyorum diyenler ne yapsın?
Önce şunu bilelim. Dediğim gibi gerçekleri görün.
Benim karşımdaki insanın duygusal bir olgunluğu yok.
Bunun duygusal kapasitesi bu kadar.
Elinden gelen bu ve değişmek için hiçbir çabası yok.
Ben bu insan için artık kendimi üzmeyeceğim.
Kendimi bu acılardan muaf tutuyorum.
Bunun benimle hiçbir ilgisi yok.
Ben küçük bir çocuktum.
Verebileceğim şey bu kadardı.
Yapabileceğim ebeveynlik bu kadardı.
Bitti. Ben de çocukluğumu yaşayamadım ama bitti.
Ha yine kendinizi ifade edecekseniz sakince onları yargılamadan güzelce duygularınızı ifade edin.
Ama sonuçları kontrol etmeye çalışmayın.
Karşınızdakinin sizi duymasını ve değişmesini beklemeden yapın bunları.
Ya beni anlayacak. Ben konuşacağım, konuşacağım.
Beni anlayacak. Yok öyle bir şey.
Kendinizi paralamayın. Karşılık beklemeyin.
Önemli olan sizin kendinizi ifade etmenizde kendinizi ifade edin.
Karşınızdaki kişi yani duygusal olarak olgunlaşmamış olan ebeveyniniz siz bunları söylerken ona tabii ki sakin kalmayacak.
Tabii ki sizi bastırmaya, kontrol etmeye, manipüle etmeye çalışacak.
Belki öfke nöbeti geçecek, ağlamak.
krizleri geçirecek. Belki küfür kıyamet bilmiyorum ne olacak.
Çünkü neden? Onlar duygulardan kaçıyor.
Bunu anlayın artık. Onlarda böyle bir şey yok.
Karşılığı yok yaptığınız şeylerin.
Ve lütfen sonuca odaklanmayın.
Biz bir sonuç beklemiyoruz burada.
Ve zaten karşınızdaki kişi bir çocuk.
Bir yetişkinle muhatap değilsiniz.
Bunu unutmayın. Konuşurken lütfen bunu beyninizin arka planında bunu tutun.
Zaten karşınızdaki insan yetişkin biri olsa bunları konuşuyor olmayacaktık.
Ve gerekirse duygusal sağlığınızı korumak için ilişkinize bir süre ara verin.
Bir mesafe. koyun, bir sınır koyun aranıza.
Kendinizi korumak için yapın bunu.
Ve sadece tabii ki bu podcast ile kalmayın.
Destek alın arkadaşlar. Uzmanlardan destek alın.
Ne yapabiliriz, ne edebiliriz diye.
Benim sözlerimle kalmayın.
Zaten bu mesafe koyma olayını da ben söylemiyorum.
Uzmanlar söylüyor. Ve son olarak gerekirse ilişki kurma isteğinizi buna gerçekten karşılık verebilen, duygusal olarak olgun insanlara saklayın.
Aşk anlamında söylüyorum. Ve bizler artık yetişkin insanlarız.
Bunları yaşamış olmamız, bizi kurban rolüne sokmasın lütfen.
Hayatımızın sorumluluğunu elimize alalım ve bu travmalarımızı nesilden nesile aktarmayalım.
Buna dur diyen kişi biz olalım.
Hani Ayak İşleri dizisinde ünlü bir sahne vardı ya benim bu travmalarım ne olacak sahnesi.
Youtube'dan bakın. Yani o sahne tüm içselleştiricilere gelsin.
Diyor ya neyim oğlum diyor melek miyim ben?
Ölün diyor kendi kendinize.
Siz ölüp gideceksiniz.
Benim bu travmalarım ne olacak?
O sahne bize gelsin.
Eğer siz de bu durumdaysanız çözümü terapinde arkadaşlar.
OSB20 indirim koduyla %20 indirimimiz var.
Açıklamalardaki linkten detaylara ulaşabilirsiniz.
Bu podcastı çocukluğunu, gençliğini yaşayamadan, yetişkin olmak zorunda bırakılan tüm büyük çocuklara armağan ediyorum.
Ve size buradan kocaman sarılıyorum.
Tüm kalbimle ve sesimle.
Yalnız değilsiniz. Bilin istedim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay. Ölün kendi kendinize ya!
Ölün kendi kendinize!
Ölün gitmesin, aman o huzurlu gitsin, aman ona hakkım geçmesin.
Turgay benim kardeşim, o benim yerim diye ben...
...siz ölüp gideceksiniz de ben...
...ben bu gördüklerimle yaşadıklarına ne yapacağım?
He? He?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
