
ÜCRETSİZ İNGİLİZCE SEVİYENİ ÖĞREN!
Cambly’nin konuşma testi ile seviyeni öğren, kişiselleştirilmiş geri bildirim al ve İngilizce öğrenme yolculuğunu planla!
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi
Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir
Transkript
Cambly, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün çok değerli bir ismi, Türkiye'yi güldüren adamı, iki gözümüzün çiçeği, canımız Kemal Sunal'ı konuşacağız arkadaşlar.
Gerçekten asla yeri dolmayacak ve asla unutulmayacak çok çok özel bir insan.
Hani Halit Akçatepe diyor ya, Hababam sınıfının çekimleri için.
Ertem abi rolleri dağıttı.
Sen bunu yap, sen bunu yap dedi.
Sıra Kemal'e geldi, roller bitti.
Sen de gül dedi. Kemal Sunal güldü, Türkiye güldü diye.
Aramızdan ayrılalı 24 sene oldu ama hala dün gibi.
Ve bazı sanatçılar gerçekten ölümsüz arkadaşlar.
O da onlardan biriydi şüphesiz.
Bugün onunla ilgili hatıralardan, onun hayatından bahsedeceğim size.
Hadi o zaman başlayalım.
Kendisi hiçbir röportajında özel hayatını anlatmamıştır arkadaşlar.
Ben de yakınları eşi dostu vasıtasıyla derlediklerimi aktaracağım sizlere.
Ali Kemal Sunal. 1944 yılının soğuk bir Kasım sabahı 11 Kasım'da İstanbul'da doğmuştur.
Eminönü'ne bağlı küçük pazar semtinde dünyaya geliyor.
Aslen ailesi Malatyalı'dır.
Babası Mustafa Bey markette çalışıyor.
Annesi Saime Hanım ise ev hanımıdır.
Kemal Sunal ailenin en büyük çocuğu arkadaşlar.
İki erkek kardeşi daha var.
Annesi Saime Hanım onun çok içine kapanık bir çocuk olduğunu söylüyor.
Kardeşi Cemil doğduğu zaman Kemal Sunal 2-3 yaşlarında falan ve kardeşini görünce hemen odadan dışarı kaçıyor ve bir hafta sonra da sarılık oluyor.
O kadar içine kapanıkmış ki üzüntüsünü hiç belli etmezmiş.
Hatta annesi diyor ki keşke çocuklarla kavga falan etseydi de o kadar içine kapanmasaydı.
Mimar Sinan ilkokulu bitirdikten sonra Vefa Lisesi'ne yazılıyor.
Lisede tiyatro bölümüne giriyor ve burada oldukça faal.
Hatta en iyi karakter oyuncusu seçiliyor bir yarışmada.
Oyunculuk aşkı böyle böyle filizleniyor.
Kemal Sunal dediğim gibi çok sessiz, çok sakin biri ama çok iyi bir gözlemci.
Hani öykücüler ya da işte roman yazarları dışarı çıkıp hususi insanları gözlemler ya yazılara dökmek için.
Kemal Sunal da böyle her gördüğünü çok iyi gözlemliyor.
Lisede dediğim gibi tiyatro alanında başarılı fakat akademik anlamda pek başarılı değil.
Orta 1'de sınıfta kalıyor 1956 yılında ve ancak 1961 yılında lise 1'e geçebilmiştir.
Liseyi de 11 yılda bitiriyor.
19 dersten 11'i Bunun için ses dergisine vermiş olduğu bir röportaj var.
Burada diyor ki bu benim tembelliğimden ileri gelen bir şey değil.
15-20 kişilik bir grubumuz vardı.
Beraber geçiyorduk, beraber kalıyorduk.
Hani anlaşmış bir gruptu, bir nevi haylazlıktı tabii diye de itirafta bulunmuş.
Tiyatro sayesinde o çekingenliğini atıyor.
Bu arada çocuklarınız eğer içine kapanıksa onları tiyatroya yönlendirebilirsiniz.
Kemal Sunal'ın çocukluğu yoksulluk içinde geçmiştir ve der ki ben yoksulluk...
Yoksulluk içinde büyüdüm.
Filmlerdeki pek çok karaktere benzeyen yanlarım oldu der Kemal Sunal.
Öyle olmasa bence o karakterler bize bu kadar geçmezdi diye düşünüyorum.
Yaz tatillerinde ayakkabı ve kitap parasını çıkartabilmek için hep çalışırmış.
Okulda kendi çapında bir şöhret yakalıyor tiyatrodan dolayı.
Ama dediğim gibi derslerle pek arası yok.
Liseden arkadaşı Cirit Özüpek onun için diyor ki derslere pek çalışmazdı.
İçinden çalışmak da gelmiyordu zaten.
Derslere zoraki bir şekilde gelirdi diyor.
Hatta bazen öyle olurdu ki hani baktı sınıfta kalacak.
Hocanın yanına gidermiş. Hocam ben yine kalıyorum.
Bu sene bana dört vermezseniz ben bir daha okumayacağım.
Okulu bırakacağım. Artık dışarıdan falan bir şekilde imtihanlara girip tamamlarım diyormuş.
Hocayı razı etmeyi başarıyormuş.
Ama ondan sonra da o dersi geçtikten sonra bir daha çalışmıyormuş.
Felsefe öğretmeni onun yeteneğini ilk fark edenlerden biridir.
Aynı zamanda onun tiyatro hocasıdır.
Ve Kemal Sunalı Müşfik Kenter'le tanıştıran kişidir.
Yani arkadaşlar.
Kemal Sunal'ın hayatını değiştiren kişi öğretmenidir.
İşte bir insanın hayatında en büyük rolü anne babasından sonra bence öğretmenleri oynuyor arkadaşlar hep söylüyorum.
Sonra tiyatroda Kemal Sunal'a böyle küçük küçük roller verilmeye başlanıyor ve gitgide daha da profesyonelleşiyor.
Sonunda Deve Kuşu Kabaret Tiyatrosu'nda sahne almaya başlıyor.
Burası çok önemli bir yer biliyorsunuz.
Kemal Sunal'ın dönüm noktasıdır Deve Kuşu Kabaret Tiyatrosu'na rol alması.
Çünkü burada Zeki Alasya, Metin Akpınar gibi usta oyuncularla beraber...
Beraber rol alıyor ve izleyici Kemal Sunal'ı sahnede gördüğü an gülmeye başlıyor.
Hani hiçbir şey yapmasına gerek yok.
Onu görmeleri yetiyor.
E tabi oyuncu koçu ve yönetmen Ertem Eğilmez bunu fark ediyor ve onu hemen setine davet ediyor.
Ve Kemal Sunal'ın ilk filmi 1972 yılında çekilen Tatlı Dillim filmi oluyor.
Tarık Akan'ın basketbolcu arkadaşı rolünde oynamıştır.
Tarık Akan'ı da buradan analım o güzel insanı.
Onun için de bir bölüm yapacağım.
Bu arada unutmadan Kemal Sunal Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde okuyor.
Radyo, televizyon, sinema bölümünde.
Ama üniversiteyi yarım bırakıyor.
İki sene okuyor. Sonra bırakıyor.
Ve biliyorsunuz 51 yaşında üniversiteye geri döndü.
Eğitimini tamamladı.
Eğitimin yaşı yok diyoruz ya gerçekten öyle.
Herkese de örnek oldu bu davranışıyla.
Hatta bir de yüksek lisans yaptı.
Kendi filmlerinin sosyolojik analizi üzerine.
1970 ile 90 arasında çekilmiş olan filmlerine kendi gözüyle bakıyor bu tezinde.
Türkiye'nin sosyolojik yapısını ortaya koyuyor.
Bence önemli bir tez ve Kemal Sunal güldürüsünü anlatıyor.
Dediğim gibi arkadaşlar ilk filmi Tatlı Dillim olmuştur ve ondan sonra hayatı boyunca 81 film ve 12 tiyatroda sahne almıştır.
Hababam Sınıfı öyküleri sinemaya uyarlandığında oynamış olduğu İnek Şaban tiplemesiyle kazanmış olduğu ününü komedi filmleriyle devam ettirmiştir Sunal.
Sonra bir sürü Şaban filmi izledik.
Şaban artık Hababam sınıfı öğrenciliğinden çıkıp adını verdiği filmlerin baş kahramanı olmuştur.
İşte Şabanoğlu Şaban, En Büyük Şaban, Şabaniye, Orta Direk Şaban, Atla Gel Şaban, Katma Dayar Şaban diye gidiyor.
Ve Kemal Sunal'ın biliyorsunuz sadece ona özgü olan mimik ve hareketleri var.
Hele o gülüşü. Yani ben der demez bence o gülüşü gözünüzde canlandı değil mi?
Filmlerinde de hep böyle tertemiz yürekte saf karakterleri canlandırdı ve kalbimize taht kurdu.
1976 yılında 1977 yılında rol aldığı Kapıcılar Kralı filminde sergilemiş olduğu oyunculuk performansı ile 1977 yılında Antalya Film Festivali'nde Altın Portakal en iyi erkek oyuncu
ödülünü kazanmıştır. Bu arada hiçbir festivalde o güne kadar bir komedi oyuncusuna ödül verilmemiştir Türkiye'de.
Onun filmleri güldürürken düşündüren cinstendi arkadaşlar.
Toplumsal sorunlara değinen filmlerdi.
Yeri geldi ezilen, yeri geldi hakkı yenen bir adamı oynadı.
Yeri geldi köylü oldu.
Bazen işçi oldu, bazen çiftçi oldu, bazen bekçi, bazen kapıcı.
Ama hep bizden biri oldu.
O kadar içimizden biri oldu ki vefatına tüm Türkiye ağladı.
Çocuğundan yaşlısına herkes ağladı onun arkasından.
Çünkü o bizim evimizden biri gibiydi.
Bir abimizi, bir yakınımızı kaybetmiş gibi hissettik onun ardından.
Benim için zor bir kayıt oldu bu.
Aradan 24 sene geçmiş benim hala sesim titriyor.
Köyü soyup soğana çeviren, züğürt ağaya karşı duran köylü oldu bazen.
Biz de onunla karşı koyduk o adaletsiz düzene.
Gülen Adam filminde ilk defa çocuğu olunca ağladı.
Biz de oturduk onunla ağladık.
Beraber Almanya'ya gidip Almanca olduk.
Yeri geldi kadın kılığına girdik.
Şabaniye olduk. Yeri geldi süt kardeş bile olduk.
Onunla beraber falakaya yattık.
Sevdiği kızı vermediler.
Hep beraber kaçırma planları yaptık.
Köyden şehre beraber göçüp o vasıf...
Sız işlerde başlık parası için beraber çalıştık.
Sonra bir öğrendik ki kentlerde başlık parası diye bir şey yokmuş meğer.
Geri döndük köyümüze gördüklerimizi anlatmaya çalıştık.
Halkı uyandırmak istedik.
Kentte kapitalizmin ne olduğunu görüp köyümüze geldik.
Paralı tuvalet açmaya kalktık.
Sonra züğürt ağa geldi ve dedi ki ağanın...
Üstüne olur mu? Devamını getirin arkadaşlar.
Bu arada Fatma Girik'le oynadığı bir film vardı.
Böyle Fatma Girik robot rolündeydi.
Ben o filmde çok ağlamıştım arkadaşlar.
Favori filmlerimden biridir.
Şimdi şey var ya Elon Musk'ın robot sevgilisi o geldi aklıma.
Kemal Sunal'ın filmlerinde sosyal problemlerle başa çıkma yöntemi onu ideolojik bir boyuta da sokmuştur.
Yani sadece komik film diyemeyiz o izlediklerimize.
Hatta kendi deyimiyle Kemal Sunal halkın cin...
fikirliliğinin ve saflığının birleştiği bir oyunculukla gelenekselden süzülen bazen Keloğlan, bazen Nasrettin Hoca, bazen kara göz yansımalarını beyaz perdeye taşımıştır ve bunu tamamen
kendine has bir tarzda yapmıştır.
Yaşadığı çağın sosyo-kültürel çelişkilerini gözlemleyerek yapmıştır.
Mesela Bekçiler Kralı filmini hatırlayın.
Çok severim o filmi. Filmde görev yaptığı mahalledeki vatandaşları sömürenlere karşı başkaldıran Bekçi Şaban'ın öyküsü Torpil sıkıntısı yaşanan, liyakatsızlığın had safhada
olduğu zamanlarda dürüst ve çalışkan bir bekçinin hizmet etme çabası anlatılıyor burada.
Yani yine toplumsal bir mesaj verme çabası var.
70'lerin, 80'lerin, 90'lı yılların Türk halkını, onların yaşamış olduğu sosyoekonomik sorunları görmek istiyorsanız direkt Kemal Sunal filmlerini izleyebilirsiniz arkadaşlar.
Kapıcılar Kralı, Çöpçüler Kralı, Bekçiler Kralı.
Evet bunlar komik filmlerdir ama vermiş olduğu sosyal mesajlar bence harika.
Mesela Kapıcılar Kralı filminde apartman sakinlerine bir bakın arkadaşlar.
Onların hepsi...
Toplumun farklı farklı kesimlerini temsil ediyor.
Mesela memur Ferit Bey ve 7 kişilik ailesi memur bir ailenin geçim sıkıntısını gözler önüne seriyor.
Ticarette uğraşan Nuri Bey vardı.
Bir doktor vardı. En üst katta oturan zengin yaşlı bir adam vardı.
Dedikoducu bir kadın vardı.
Ve o apartman aslında bir Türkiye metaforudur arkadaşlar.
Aşağıdan yukarı doğru bir toplumsal tabakalaşmayı sembolize eder o apartman.
En alt katta Bodrum'da bulunan kapıcısı.
Seyit ve en üst katta oturan zengin Übeyir Bey.
Her bir katta farklı farklı meslek grupları var dikkat ederseniz.
Ve her bir kat toplumdaki farklı sınıfları temsil ediyor.
Seyit mesela kapıcı Seyit sınıf bilince olmayan bir işçi sınıfını temsil eder arkadaşlar.
Hani filmde diyor ya ben kapıcı mıyım diyor.
Hamal mıyım, itfaiyeci miyim, neyim diye soruyor.
Yani her iş Seyit tarafından yapılıyor.
Üstelik hiçbir ekstra ücret almadan bunları yapıyor.
O dönem arkadaşlar köyden kente büyük bir göç var.
Diğer apartman sakinleri Seyit ve ailesine çarıklılar diyor.
Kendi kapıcı daireleriyle diğer apartman daireleri arasındaki farkları da görüyoruz filmde.
Mesela Seyit ve ailesi tek odalı bir evde.
Çocuklarıyla beraber o eve sığmaya çalışıyorlar ve duvarlarında halılar var tablolar yerine.
Çocuklar yer yatağında yatıyor.
Yemeklerini yer sofrasında bir tepside yiyorlar.
Ama bir taraftan da diğer apartman dairelerini görüyoruz daha geniş daha.
modern. Zafer Albay ve müdürün ailesinin upuzun bir yemek masası vardı hatırlarsanız.
Bu arada filmin çekildiği döneme bakacak olursanız iki askeri darbenin ortasındadır ve filmdeki apartman yöneticilerinin değişmesi sahnesi askeri yönetimi ve sivil yönetimi sembolize
ediyor. Kılıbık olarak adlandırılan eski apartman yöneticisi vardı Fehmi Bey.
Fehmi Bey sivil yönetimi temsil ediyor arkadaşlar ve Fehmi Bey Albay Zafer Bey'e yönetimi devrediyordu.
Zafer Bey'den sonra ne oluyordu?
Daha kuralcı, daha otoriter bir yönetim geliyordu.
Ama yönetici değilse bile sorunların hala devam ettiğini görüyorduk.
Ve bu iki yönetim arasındaki fark çok şahane bir şekilde aktarılıyor burada.
Hatırlarsanız bir gün Ayı Nuri ve eşi yine kavga ediyorlar.
Ayı Nuri eşine şiddet uyguluyor ki Ayı Nuri toplumdaki çatışmayı temsil ediyor arkadaşlar.
Fehmi Bey yani sivil yönetim nasıl çözmeye çalışıyor bu meseleyi?
Gidiyor işte onlarla konuşmaya çalışıyor.
Ruta yolu bulmaya çalışıyor.
Ama Zafer Bey geldikten sonra ne oluyor?
İlk önce polise gitmeyi düşünüyor.
Silahla müdahale etmeyi düşünüyor.
Hatta sonra ailenin kapısını kırmaya çalışıyor.
Yani burada askeri yönetimin şiddet ile toplumsal çatışmayı durdurmaya çalıştığı vurgulanıyor.
Ve apartmanda sürekli dedikodu yapan biri vardı hatırlarsanız.
Makbule karakteri. O da medyayı sembolize ediyor.
Makbule apartmanda ne var ne yok hep apartman sakinlerini aktarıyor arkadaşlar.
Ama sadece... Ekonomik sorunları aktarmıyor dikkat ederseniz.
Bu da dönemin medyasının nasıl 3 maymunu oynadıklarını gösteriyor.
Ve filmin son sahnesinde kapıcı Seyit apartmanın %51 hissesini aldıktan sonra bunu duyan komşuları bir anda Seyit Seyit derken Seyit Bey demeye başlıyorlar.
Ve bir anda gözlerinde çok saygıdeğer beyefendi birine dönüşüyor değil mi?
Bunun yorumunu da size bırakıyorum.
Ve kısa bir es verip size harika bir haber vermek istiyorum.
Cambly'de ücretsiz İngilizce konuşma testi ile İngilizce seviyenizi hemen şimdi öğrenebilirsiniz.
İngilizcenizi nasıl geliştirebileceğiniz konusunda kişiselleştirilmiş size özel ipuçları ve öneriler alabilirsiniz.
Dediğim gibi bu konuşma testi tamamen ücretsiz.
Açıklamalara bırakacağım linke tıklayarak...
hemen İngilizce'de hangi seviyede olduğunuza bakabilirsiniz.
Ben konuşmaya konuşmaya baya bir körelmişim.
Tekrar üstüne gitmem gerek.
Testten sonra Cambly seviyemize uygun bir öğrenme planı da öneriyor.
Böylece seviyemize göre belirlenmiş olan paketlerle Cambly'nin ders programlarını keşfedip ana dili İngilizce olan eğitmenlerle konuşma pratiği yaparak İngilizcemizi adım adım ilerletebiliyoruz.
Açıklamalardaki linkten siz de hemen seviyenizi öğrenebilirsiniz.
Hadi devam edelim. Sunal'ın Çöpçüler Kralı filmini de çok severim arkadaşlar.
Orada da yine bütün karakterler toplumdaki bir sınıfı temsil ediyor.
Çöpçü Abdi ve hizmetçi Hacer işçi sınıfını, zabıta şakir ise iktidarı temsil ediyor.
Gazeteci çocuk haberleri ve o yıllardaki gündemi yansıtıyor.
Bence şimdi bu anlattıklarımdan sonra filmleri...
Bambaşka bir gözle izleyeceksiniz.
Bunları neden anlattım?
Çünkü o filmleri böyle alalade, sadece kafa dağıtmalık, böyle uyduruk komedi filmleri zannedenler var.
Hiç alakası yok. Şimdi biraz Kemal Sunal'ı yakından tanıyanların anılarına yer vermek istiyorum arkadaşlar.
Sevgili eşi Gül Sunal'ın onun hakkında kaleme almış olduğu bir kitabı var okumak isterseniz.
Orada tanışma hikayelerini de anlatıyor Gül Hanım.
Onu ilk kez annesiyle gitmiş olduğu bir tiyatro sahnesinde gördüm.
Diyor ki gözlerine baktım o da beni gördü ve biz öylece kala kaldık diyor.
İlk görüşte aşk bu olsa gerek ve öyle güzel bakıyordu ki sıcacık ama hüzünlü bakışlardı diyor.
Annesi hemen fark ediyor tabii o bakışmaları hemen dürtüyor Gül Hanım'ı gülümseyerek kendine gel diyor.
Ve o an diyor ona sarılıp onu teselli etmek istedim.
Aç mısın üşüdün mü demek istedim diyor.
Öyle bir şefkat o kadar büyük bir merhamet hissetmiş ki Kemal Sunal'a karşı ilk görüşte.
Bakarmış Kemal Sunal.
İşte milyonlarca insanın onu bu kadar böyle kendinden biriymişçesine sevme sebebi de o bir çift bakıştı der Gül Hanım.
Çünkü çok sıcak bakıyor Kemal Sunal.
Hani gözler kalbin aynasıdır diye bir şarkı var ya.
Bence çok doğru arkadaşlar. Çünkü bir insanın gözlerinden samimiyetini, dürüstlüğünü, güvenini, acısını, mutluluğunu her şeyini anlayabiliyorsunuz.
Bazen konuşmaya gerek kalmıyor.
Bazen bir bakış insana çok fazla şey anlatabiliyor bence.
Joaquin Phoenix'in oynadığı Joker filmi var ya.
Orada onun bir bakışı var arkadaşlar.
Sadece 2 saniyelik bir bakıştır o.
Beni hayatımda bu kadar etkileyen bir oyuncu bakışı yoktur.
Hani Murray Franklin'in şovuna çıkıyor ve onu vurduktan sonraki o bakışı var ya hani eli yüzü kan içinde.
Aman tanrım çok etkileyici.
Hatta Instagram'ımda vardı çok eski.
Reels'larıma koymuştum. Orada hem gülüyor hem ağlıyor hem bir vazgeçiş var.
Hem böyle bir çok uğraştım hani bunu yapmamak için ama hani sen bunu hak ettin.
Yani o kadar çok şey okunabiliyor ki o bakışlarından.
Gerçekten. O yüzden bence iyi oyuncular sadece jest ve mimikleriyle değil.
Gözleriyle de oynuyorlar. Dönelim Kemal Sunal'a.
Kemal Sunal Gül Hanım'la Ankara turnesindeyken tanışıyor.
Ama maalesef turnenin en son günü.
Hani artık ertesi gün İstanbul'a gideceklermiş.
Ve gitmeden bir gün önce pastanede buluşuyorlar.
Hatta Kemal Sunal o buluşmaya gitmek istemiyor.
Ne gerek var diyor. Hani zaten yarın İstanbul'a gideceğiz diyor.
Belli ki uzak mesafelerin ilişkiyi yürütmeye engel olabileceğini düşünmüş.
Umut vermek, üzmek istememiş de olabilir Gül Hanım'ı.
Ama sonra arkadaşları zorla Kemal Sunal'ı taksiye bindirip buluşmaya gönderiyorlar.
Ve o gün Gül Hanım'la aşkları dolu dizgin başlamış.
O pastaneden el ele çıkmışlar.
Ama ikisi de tabii çok üzgünmüş.
Çünkü ertesi gün artık ayrılacaklar.
Kemal Sunal İstanbul'a dönecek.
Birbirlerine adreslerini veriyorlar.
Ve iki buçuk yıl boyunca mektuplaşıyorlar arkadaşlar.
Kemal Sunal arada Ankara'ya gelip gidiyor.
Ve neredeyse günü birlik gelip gidiyor.
Hatta bir akşam yemeğe gidiyorlar.
Kemal Sunal Gül Hanım'a...
diyor ki annemler diyor haftaya Ankara'ya gelecekler.
Gül Hanım da diyor ki aa ne kadar güzel sen de gelirsin onlarla diyor.
Hayırdır diyor Ankara'da işlerimi var deyince senin için geliyorlar diyor.
Yani bu bir evlenme teklifi.
Gül Hanım'ın babası bu duruma pek sıcak bakmamış ilk başta bu evliliğe.
Çünkü bir tiyatro oyuncusu ile evlenmesini pek istememişler.
Ama 30 Nisan 1975'de evlenmişler.
Kemal Sunal evlendikten sonra bir sürü film çekiyor ama maalesef yeterince para kazanamamıştır.
Hatta arzu filmle olan anlaşması ve Ertem Eğilmezi olan gönül bağından dolayı başka yerlerden gelen böyle yüksek ücretli teklifleri bile geri çevirmiştir.
Evlerine gelen giden çok olurmuş.
Aralarında Şener Şen, Zeki Metin, Şevket Altuğ gibi önemli isimler var.
Ve sabahlara kadar şarkılar, sohbetler o kadar güzel bir ortamları varmış ki.
Bu arada ilk çocukları Ali Sunal doğuyor 22 Eylül 1977'de.
Oldukça da zor bir doğum olmuş.
Hatta doktorlar anne mi bebek mi diye sormuşlar düşünün öyle bir doğum.
Ve bir mucize gibi ikisine de hiçbir şey olmamış.
Kemal Sunal oğlu Ali'yi ilk kucağına aldığında gamzeleri var benim oğlumun diyor.
Hiç delik yanaklı bebek görmemiştim demiş gülümseyerek.
Çocuklarına çok düşkün bir babaymış.
Her gün işten eve koşarak gelirmiş.
Bir de kızı oluyor Ezo Sunal biliyorsunuz.
Çok güzel çocuk kitapları var.
Kendisi bir öğretmen ışıl ışıl bir kadın.
Kemal Sunal daha sonra Fatma Girik ile ortak oluyor arkadaşlar ve can filmi kuruyorlar.
Sonra askere gidince ortaklığı bırakıyor.
Çünkü ardında bir sorumluluk bırakmak istemiyor.
Evlendikten sonra artık 12 Eylül'den dolayı ertelemiş olduğu askerliğini daha fazla erteleyemiyor ve Ankara Etimeskut Acemi Birliği'ne alınıyor.
Askerler onu gördüğü an gülmeye başlıyorlarmış.
Birliğin düzeni bozulmasın diye onu başka yere almak zorunda kalmışlar.
Askerden sonra Davaro filmini çekiyor ve yine gişe rekorlarını alt üst ediyor.
Askere gitmeden önce 18 aylık arada bir unutulma korkusu yaşamış ama halk tabii ki onu asla unutmamış.
Tıpkı şimdi olduğu gibi.
Karı koca çok zorluklar atlatmışlar arkadaşlar.
Ekonomik olarak bayağı bir vadireler atlatıyorlar ama hep birbirlerine destek olmuşlar.
Gül Hanım bir keresinde Kemal Sunal'a hiç sormadan arabasını satıyor.
Kemal Sunal'ın tabii gözlerinden yaşlar süzülüyor eşinin o fedakarlığını görünce.
Sonra Sinan Çetin'in meşhur Propaganda filminde oynadı biliyorsunuz ve bu filmle Antalya Film Festivali'nde onuru ödülü almıştır.
Kemal Sunal için annesi ağzı yumuk, karnı...
tutuk dermiş. Çünkü asla ser verip sır vermezmiş.
Çok sırcı bir insanmış.
Ama kötü bir huyu varsa hiçbir şeyden şikayet etmezmiş arkadaşlar.
Üzüntüsünü asla dışa vurmazmış.
Böyle bir huyu varmış. Müjdat Gezen Kemal Sunal için diyor ki Türk komedi tarihinin en yükseğindeki isimdir der Müjdat Gezen onun için.
İlyas Salman ise onun sokaktaki insanı halkın en büyük kahramanı haline getirdiğini söyler.
Sokaktaki insan Kemal Sunal Sunal sayesinde ben varım dedi der.
Bence çok doğru. Bir çöpçünün, bir kapıcının, bir bekçinin hayatını gösterdi bize.
Bizler onun sayesinde o insanların evine misafir olduk değil mi?
Onların sorunlarını gördük.
Sinema yazarı Burçak Evren dünya sinemasında filmleri bu kadar sıkılıkla ve yoğun bir şekilde izlenen hiçbir sanatçı bence yoktur diyor.
O belki de Türkiye'nin Charlie Chaplin'idir diyor.
Bence bu harika bir tespit.
Bir de Kemal Sunal'ın şöhreti asla sevmediğini söylüyorlar arkadaşlar.
Ki yönetmen Sinan Çetin de onun için bu işi çoluğuna çocuğuna ekmek götürmek için yaptığını söylüyor.
Yıllarca tanınmamak için yüzünü kapatıp yürümüş.
Yani hiç böyle ben şöhret oldum işte başım göğe erdi gibi bir yaklaşımı olmamış.
İnanılmaz mütevazı biriymiş.
Müjdat Gezen ve Uğur Dündar'la okul arkadaşıdır.
Kemal Sunal vefa lisesinden.
Zeki Alasya onun için diyor ki tatlı dilli filmi bitti.
İkinci filmle beraber Kemal artık sinemada bizim çok çok önümüzdeydi diyor Zeki Alasya.
Hatta hiç kimse inkar etmesin.
Biz hep beraberdik.
Evet tabii ki biz hep beraberdik ama bütün başarılara birlikte imza attık ama Kemal bizden farklı bir yerdeydi diyor.
Kemal artık sinemanın büyük starıydı.
Bizler evet iyi oyunculardık ama o ulusal star diyebileceğimiz bir konumdaydı ve biz hiçbir zaman o konumda olmadık diyor.
Şu mütevazılığa şu inceleye bakın arkadaşlar.
Gerçekten o dönemin oyuncuları karakter bakımından da bambaşka bir seviyedeler bence.
Burçak Evren'in yine harika bir tespiti var.
Kemal Sunal'ın Güldürü'deki sihrini şöyle açıklıyor.
Diyor ki aslında... Onun o beceriksizliği, saflığı yani o karakterin bizi güldürme sebebi bizim de içimizde olan ama sakladığımız bir şey.
Hani kendi kendimize böyle gizlice güldüğümüz bir şeyi Kemal Sunal o filmleriyle açığa çıkardı.
Biz de diyor o yüzden bu kadar güldük ona diyor.
Bence bu çok doğru. Şaban aslında hepimizdeki bir Şabanlığın versiyonlarını bize sergiliyordu diyor.
Bu arada Şaban karakterlerini üreten kişi oyuncu Kartal Tibet'miş arkadaşlar.
Bunu bilmiyordum. 26 film çekiyorlar bu kadar.
Ve Kemal Sunal oynadığı karakterlere tam anlamıyla girebilmek için bazen evde o karakterlerin kostümleriyle dolaşıyormuş ve işine karşı çok disiplinli ve işkolikmiş.
Sevgili Levent Kırca onun için der ki Kemal Sunal filmlerinde bizim halkımızın tavır ve davranışına yakın olan çok önemli geleneksel bir yapı var.
Kendi halkımızın bir parçası o diyor.
O bir demet yeşil soğan, bir tencere kuru fasulye, o bir dilim ekmek diyor Kemal Sunal için.
bir yandan ısrarla giyimde, kuşamda, yapımda işte bilmem nerelerde Amerikalılaşmaya yönelik davranışların olduğu Türkiye'de bu gerçekten çok mühim bir olaydı diyor.
Liseden arkadaşı olan Uğur Dündar ise onun bu kadar izlenmesinin, reytinginin bu kadar bol olmasının sebebinin Türk insanının temiz toplum özleminden kaynaklandığını söylüyor.
Birilerinin artık kendi adına çıkıp böyle doğruları haykırma isteğinden kaynaklandığını da söylüyor.
Ve diyor ki Kemal Sun'a sorunların ezdiği, Sıradan insanlardaki o başkaldırma duygusunu.
Çağdaş Şövalye'nin başrolünü oynadığı ekran masallarıyla zaferden zafere koşturuyor diyor.
Ama dikkatimi çekti.
En çok konuşulan, en çok tartışılan konu şu arkadaşlar.
Onun filmlerini defalarca izlememize rağmen yine aynı tadı alıyoruz.
Ve Kemal Sunal filmi görünce zaplamıyoruz.
Tekrar izliyoruz izlediğimiz filmi.
Yani normalde bir filmi bir kere izleriz değil mi?
Hadi olsun iki kere izleyelim.
Ama onun aynı filmlerini defalarca...
Bu gerçekten çok enteresan bir şey.
Her sahnesini, her planını, başını, sonunu ezbere biliyoruz ve yine izliyoruz.
Gerçekten enteresan bir durum.
Ve ne yazık ki arkadaşlar Kemal Sunal ekranda yüzlerce kez oynatılan filmlerinden hiçbirinden telif alamamıştır.
Hatta der ki televizyonda her oynayan filmimden eğer telif alsaydım Türkiye'nin şu an sayılı zenginlerinden biri olurdum diyor.
fazla hakkı yenen oyunculardan biridir.
Dediğim gibi 81 filmi var ve televizyon yalnızca onun filmlerini eskitemedi.
Her gösterilişinde aynı ilgiyi görüyor ve bunun karşılığını alamaması gerçekten çok acı.
Bu arada arkadaşlar beni en çok ağlatan filmde de yine Kemal Sunal var.
Canım Kardeşim filmi.
Yani gözyaşlarımda boğulabilirim o filmi izlerken.
Gece kondu da yaşayan, yürekleri sevgiyle dolu olan iki kardeşin hikayesi.
Kahraman mahvettim.
Yani hem muhteşem bir kardeşlik var orada hem de arkadaşlık öyküsü canım kardeşim.
Böyle bir şeker portakalı kitabını okuduysanız onun o burukluğu gibi bir burukluk bırakıyor o film bende.
Yani anlatırken bile gerçekten gözlerim doluyor.
Öyle güzel bir filmdi. Beni 32 yerimden bıçaklayan filmlerin başını çeker.
Tarık Akan, Halit Akçatepe ve Kemal Sunal.
Bu film gişede büyük bir başarı sağlayamadı arkadaşlar.
Çok gariptir ama Türk sinema tarihinin en iyi film listelerinde yaralı.
Altın Koza'da en iyi ikinci film seçilmiştir.
Bu arada film müziği de ödül aldı.
Cahit Oben tarafından yapıldı film müziği ve bence gelmiş geçmiş en etkileyici film müziklerinden biri.
Bu filmde Kemal Sunal Almanya'ya işçi olarak gitmeye çalışan birini canlandırıyordu hatırlarsanız.
Ve sanırım güldüğümüz tek yer yine onun olduğu o küçük sahne.
Sende kesin kum var sahnesi.
Kemal Sunal ile Tarık Akan'ın beraber olduğu filmleri nedense ayrı bir seviyorum arkadaşlar.
Filminde de beraberlerdi hatırlarsanız.
Hatta Emel Sayın yıllar sonra Kemal Sunal'la ilgili bir anısını anlattı.
Çok etkilenmiştim bu anısından.
Bir gün setten çıkıyorlar.
Herkes yevmiyelerini almış.
İşte kimi taksiye binip gidiyor.
Kimi kendi özel aracıyla evinin yolunu tutuyor.
Emel Sayın bir bakıyor. Kemal Sunal yürüyerek gidiyor arkadaşlar.
Hani 3 kilometre falan yürümesi lazım gideceği yere varmak için.
Emel Sayın'ın dikkatini çekiyor bu durum.
Çünkü Kemal Sunal her gün yürüyerek gidip geliyor.
Uzun bir yolu. Merak ediyor tabii neden böyle yapıyor diye.
Peşine düşüyor. Kemal Sunal uzun süre yürüdükten sonra bankta yatan bir adamı kaldırıyor.
Bir şeyler konuşuyorlar. Sonra cebinden para çıkarıyor.
Adama veriyor. Sonra az ötede bir lokanta var.
Lokantaya uğruyor. Hiç yemek yemediği halde oraya da bir para ödeyip çıkıyor.
Gidiyor. Tabii Emel Sayın merakından duramıyor.
Banktaki adama gidip soruyor.
Pardon diyor siz bu beyefendiyi tanıyor musunuz?
Az önce geleni diyor. Adam diyor ki yok diyor ben hiç tanımıyorum ama her gün diyor bana gelir para verir diyor.
Sonra Emel Sayın lokantaya gidiyor.
Az önce gelen beyefendiyi tanıyor musunuz diyor.
Size borcu mu var? Neden bir para ödedi?
Niye yemek yemedi diye soruyor.
Onlar da diyorlar ki Kemal abinin bize borcu yok ama her gün diyor buraya evsizler gelir.
Biz onlara yemek yediririz.
Onların borcunu masrafını da Kemal abi öder diyor sağ olsun diyorlar.
İşte ertesi gün Emel Sayın Kemal...
Sunal'ın yanına gidiyor. Sen diyor ne kadar güzel bir adamsın diyor.
Tabi anlamıyor Kemal Sunal onun neden öyle dediğini.
Sonra Emel Sayın çok duygulanıyor ve ona sarılıp ağlıyor.
Sen diyor benden önce ölme diyor hatta.
Öyle dedim ama diyor dinletemedim diyor.
Kemal Sunal 3 Temmuz 2000 yılında Balalayka filminin çekimleri için binmiş olduğu Trabzon uçağında uçak fobisi yüzünden bir kalp krizi geçirdi biliyorsunuz 55 yaşında.
Tüm Türkiye'yi yasa boğdu.
Ben çocuktum ve dün gibi anımsıyorum etrafımdaki herkes ağlamıştı.
Aramızdan ayrılışının üzerinden neredeyse çeyrek asır geçmesine rağmen hala o gülünce Türkiye gülüyor.
Yeri dolmayacak güzel insanlardan onu çok özlüyoruz ve saygıyla anıyoruz.
Hani Çöpçüler Kralı filminde bir repliği var sevdiceyi ne diyor ya?
Parka gidecekmiş iki gözümün çiçeği diyor.
Bu sahnede o kadar güzel bir gülüşü var ki podcast kapağımda onu kullanmak istedim.
Çünkü biz onu hep o güzel gülüşüyle hatırlıyoruz.
Seni hiç unutmadık iki gözümün çiçeği demek istiyorum ve bu bölümü sonlandırıyorum.
Cambly Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Kendinize iyi bakın. Bu pazartesi yepyeni bir bölümle tekrar görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Bay bay. Parka gidecekmiş iki gözümün çiçeği.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
