
Samsung Galaxy Z Fold4 Hakkında detaylı bilgi almak için: https://shop.samsung.com/tr/galaxy-z-fold4/
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Patreon'dan destek olmak için: www.patreon.com/osbpatreon
*Bu bölüm "Samsung Galaxy" hakkında reklam içerir*
Transkript
Samsung Galaxy Z Fold 4'ün sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz ben Merve.
Bugün yine uzun zamandır heyecanla beklediğiniz bir bölümle karşınızdayım.
Karadelikler, herkesin adını duyduğu ama hakkında pek konuşamadığı oldukça zor konulardan biri.
Ben de anladığım kadarıyla sizlere basit bir şekilde anlatmaya çalışacağım bugün.
Karadeliklere Fransız astrofizikçi Jean-Pierre Luminet'in anlattığı eski bir acem hikayesiyle başlamak istiyorum.
Bir gün kelebekler ateşin nasıl bir şey olduğunu anlamak için bir araya gelmişler.
Ortaya pek çok iddia atılmış ama hiçbiri öyle ikna edici değilmiş.
Derken içlerinden cesur bir kelebek gidip ateşe bakıp gerçeği öğreneceğini söylemiş.
Ve bir mum alevinin yakınına kadar gidip onu izlemeye başlamış.
Bir süre sonra arkadaşlarının yanına dönmüş ve gördüklerini heyecanla anlatmaya başlamış.
Ama kelebeklerin en büyüğü olan bilgin kelebek bu açıklamayı hiç tatmin edici bulmamış ve şöyle demiş.
Daha önceki bilgilerimizin üstüne hiçbir şey koyamadık.
Derken ikinci bir kelebek alevi anlamak için yola koyulmuş ve kanatlarından birisini mumun alevine değdirmiş.
Bin bir güçlükle geri dönmüş ve yaşadıklarını anlatmış.
Fakat kelebekler bildiklerinden yine tatmin olmamışlar ve üçüncü bir kelebek yola çıkmış.
Bu kelebek kendini alevlerin içine atmış ve yanmış.
Uzaktan bu durumu izleyen bilgin kelebek şu hükmü vermiş.
Dostumuz alevin sırrını öğrendi.
Ama bu sırrı sadece...
Ve sadece o bilebilir.
İşte bizler de bu kelebekler gibiyiz.
Hatta onlardan çok daha zor bir durumdayız.
Bizim Alevimiz kara delikler ve kara deliklerin sırrını öğrenecek cesur bir astronot olsa bile geri dönmesi asla mümkün değil.
Zaten yakınımızda da bir kara delik yok.
Kara delikler evrenin en büyük sırrı ve bu öyle büyük bir sır ki gezegenleri paramparça edebilecek bir güç hayal edin.
Gezegenleri yok edebilecek, yıldızları doğurabilecek, sonsuz karanlıkları aydınlatabilecek bir güç ve bu öyle bir güç ki çevrelerinde bulunan her şeyin kaderi onlara bağlı.
Onlar evrenin mimarları ve yok edicileri.
Onlar olmasa belki bizler de olmazdık.
Çünkü Carl Sagan'ın dediği gibi hepimiz yıldız tozuyuz ve bir kara deliğin oluşumu tıpkı evrenimizin oluşumuna benziyor.
O yüzden kara deliklerde farklı evrenler olabileceği de konuşuluyor.
Şimdi kara delikler aslında ölmüş yıldızların hayaleti arkadaşlar ve belki de bildiğimiz en korkunç hayaletler.
Neden? Çünkü dediğim gibi galaksileri yok edebilecek bir güçten bahsediyoruz.
Düşünün biz samanyolu galaksisindeyiz ve evrende 2 trilyona yakın galaksi olduğu düşünülüyor.
Biz de işte Samanyolu galaksisinin sakinleri, gayet sıradan bir yıldız olan güneşin etrafında dolanan bir gezegende yaşayıp gidiyoruz.
Bizim gezegenimizin de kara deliği var Sagittarius A.
Bu sene fotoğrafını da gördük.
Ya bizi yutarsa demiş olabilirsiniz şu an.
Dünyadan 26 bin ışık yılı ötede olmasına rağmen bu konuda kesin bir söylem maalesef yok.
Hatta en son Harvard Üniversitesi'nden araştırmacılar bu ihtimalin sıfır olmadığını söylediler.
Peki... Ya güneşimiz kara deliğe dönerse demiş olabilirsiniz.
O da olamaz çünkü bunun için güneşin boyutları elverişli değil.
Yani kara delik olmak öyle kolay değil.
Şimdi nasıl kara delik olunur'a gelmeden önce.
Başta dediğim gibi önce yıldız ölüyor.
Yıldızlar devasa nükleer reaktörler biliyorsunuz.
Bizim gibi böyle sessiz sakin ölüp gidecek halleri yok.
Nükleer reaktör diyorum. Bir yıldız öldüğü zaman ya beyaz cüceye dönüşüyor.
Ya bir nötron yıldızına pulsara veya kara deliğe dönüşüyor ve bir yıldızın nasıl öleceği kaderi onun büyüklüğüne bağlı.
Yani o yıldızın kütlesi de onun hangi şekilde öleceğinin işareti ve bir yıldız ne kadar büyükse...
Ömrü de o kadar kısa olacaktır.
Tıpkı bizim gibi hayal edin bunu.
Hani yaşlandıkça ömrümüz kısalıyor değil mi?
Öyle düşünebilirsiniz. Ne kadar büyükse yıldız, ömrü de o kadar kısa olacaktır.
Ve ne dedik? Bir yıldızın nasıl öleceği kaderi onun büyüklüğüne bağlı.
Kütlesi de onun hangi şekilde öleceğini işaret ediyor.
Şimdi güneşimizin yaşı küçük olduğu için...
O yüzden ölümünü biz görmeyiz.
4,5-5 milyar yıl sonra falan öleceği düşünülüyor.
Tabii dünya diye bir şey kalırsa o zamana.
Eğer olur da kalırsa içinde yaşayan insanlara şimdiden başarılar diliyorum.
Kolay gelsin arkadaşlar. Biz bu etapı geçtik.
Madem güneş dedim onunla devam edeyim.
Hani dedim ya yıldızlar ölünce üç şeye dönüşüyor diye.
İlkinden başlayalım.
Nasıl bir yıldız beyaz cüceye dönüşüyor öldüğü zaman?
Şimdi güneş öldüğü zaman beyaz cüceye dönüşecek.
Çünkü o kadar büyük değil.
Kara delik olacak kadar büyük değil ama hepsinin bir ölüme gidiş şekli var onu anlatayım size.
Güneş mesela ömrünün sonuna doğru yakıtı olan hidrojenini bitiriyor ve yakıtı bitince ne oluyor?
Nükleer reaksiyonu azalıyor.
O azalınca ne oluyor?
Yıldızın kütle çekimi baskın gelmeye başlıyor ve güneş kendi içine doğru çekilmeye başlıyor.
Ve içindeki sıcaklık o kadar çok artıyor ki milyarlarca yıl boyunca hidrojenden çevirdiği helyum füzyona uğruyor.
Ve güneş ya da işte o yıldız helyum yakmaya başlıyor ve gitgide büyüyor büyüyor.
Kocaman kızıl bir deve dönüşüyor.
Sonra helyumu da bitiyor.
Ve ne oluyor? Tekrar içine çöküyor.
Tekrar sıcaklık ve basıncı artıyor.
Ve artık öyle bir noktaya geliyor ki bu sefer içindeki lityumu da yakıyor.
En son bu olay demir elementine kadar geliyor.
Ama bilin bakalım sonra ne oluyor?
Demire füzyon uygulasanız bile nanay çünkü enerji yok.
Yani demire füzyon uygulamak bir enerji getirmiyor.
Ne oluyor? Enerjisi tükeniyor ve yine içine çöküyor.
Artık böyle soluk ışık saçan bir beyaz cüceye dönüşüyor.
Yani güneşin başına gelecek olan şey bu.
Beyaz cüce olacak 4,5-5 milyar yıl sonra.
Çünkü dediğim gibi...
Bir yıldızın küçüklüğü veya büyüklüğü onun ölünce neye dönüşeceğini belirliyor.
Güneş küçük bir yıldız olduğu için başına gelecek şey bu öldüğü zaman.
Beyaz cüce. Peki güneşten biraz daha büyük sene olacak.
Başına ne gelecek? Yine aynı şeyleri yaşayacak.
Demir elementine kadar gelecek ve yıldız saniyenin milyonda biri kadar kısa bir sürede kendi içine çökecek.
Sonra süpernova dediğimiz büyük bir patlama.
İşte o kocaman yıldızdan geriye.
Pulsar ve Atarca dediğimiz tamamı nötrondan oluşan nötron yıldızları kalacak ve bunların özelliği de çok kuvvetli bir şekilde gama ışını yaymaları.
Hatta bunlar böyle muntazam ritimlerle adeta kalp atışı gibi uzaya radyo dalgaları gönderiyorlar.
Zaten pulsar kalp gibi atan demektir.
Bu radyo dalgalarını da uzaydan gelen akıllı yaşam zannetmişler vakti zamanında 1967'lerde bir heyecan yapmışlar.
Gelelim daha büyük kütleli yıldızların ölümüne.
Yine olay demire kadar geliyor.
Buraya kadar her şey okey.
Sonra tıpkı nötron yıldızları gibi patlıyor.
Boom ama daha hızlı patlıyor ve kendi içine çöküyor ve mutlak bir tekilliğe ulaşıyor ve ortaya...
O kadar büyük bir enerji çıkıyor, öyle büyük bir patlama oluyor ki süpernova oluyor ve çevrelerindeki her şeyi yok edebilirler.
Galaksilerin ortasına bir delik bile açabilirler öyle bir şiddet ve başka küçük yıldızların oluşmasını sağlıyorlar.
Demirden sonra gelen elementlerin altın, gümüş, kalsiyum, uranyum, toryum gibi elementlerin oluşmasını sağlıyorlar.
Ve hatta bizim de çünkü insan hücrelerinin içinde yıldızlarla aynı maddeler var.
Hepimiz yıldız tozuyuz derken Carl Sagan boşuna söylemedi bunu.
İnsanlar yıldızlarla aynı elementlere sahip.
Karbon, hidrojen, azot, oksijen, fosfor, sülfür.
Hepimiz yıldız çocuğuyuz.
Ben de nişantaşı çocuğuyum.
Murhan Altıntop gelmezsin şu an aklıma ya of.
Neyse süpernova patlamasıyla beraber o yıldızın kütlesi kendi içine çöküyor ve mutlak bir tekilliğe ulaşıyor.
Ama yıldızın kütle çekimi olduğu yerde kalıyor.
Artık o kap...
Kara bir delik. Neden?
Çünkü o kadar büyük bir çekim gücü var ki.
Çünkü sen kafana koyduğun her şeyi yaparsın.
Çünkü senin inanılmaz bir gücün var.
Ve sevgin de var kara delik.
O kadar güçlü bir çekimi var ki ondan hiçbir şey kaçamıyor.
Işık bile kaçamıyor.
Yani bildiğiniz en hızlı şeyden bahsediyorum.
Işık bile kaçamıyor abi. O yüzden bir kara deliğe ışık tutsanız bile asla o ışığı geri vermez, yansıtmaz ve ışık yaymaz.
İşte bu yüzden kara delik.
Emer ve tamam da karaysa ışığı da yoksa nasıl görüyoruz biz bu arkadaşı demiş olabilirsiniz.
Az sonra geleceğim oralara ama şöyle görüyoruz.
Dedim ya çok büyük bir çekim gücü var.
Etrafındaki yıldızlar resmen halay çekiyor.
Kendini ele veriyor bir şekilde.
Ve o yıldızların hareketlerinden anlıyoruz.
Ya da yığılma diski dediğimiz şeyden.
Bu da şu kısaca. Karadelik içine madde çekiyor ya yıldızları falan da çekiyor arada götürüyor ve aşırı hızlı bir çekim gücüyle yapıyor bunları.
Onları içine çekerken karadeliğin etrafındaki o gazlar ısınıyor ve karadeliğin etrafında ışıktan bir hale oluşuyor.
Yani bu arkadaş kendini bir şekilde ele veriyor gördüğünüz gibi.
Peki karadelik beni içine çekse ne olurdu?
Belki geleceğe yolculuk yapardım.
Belki paralel bir evrene giderdim.
Ya da Interstellar filmini izleyin.
En sevdiğim 10 filmden biridir.
Ve filmin bilim danışmanı Kip Thorne Einstein madalyası almış bir astrofizikçi.
Nolan her detayı onunla beraber kurguladı bu filmde.
Bu konularla alakalı izlenecek en iyi filmlerden biri diye düşünüyorum.
Gelelim kara deliklere dair ilk tartışma mevzusuna.
Bu tüm zamanların en büyük isimsiz bilim adamlarından biri olarak kabul edilen Jean Michel tarafından.
1783'te başlatılıyor.
Düşünebiliyor musunuz? 1783'te kara delikleri ortaya atıyor böyle bir fikir.
Gerçekten zamanın çok ötesinde bir adam.
Cambridge'li İngiliz doğa filozofu ve din adamı.
Bilimsel alanda o kadar öncü bilgileri olan bir adam ki bu.
Öyle ki 18. yüzyılda yaşamış olmasına rağmen çalışmalarına baktığınız zaman sanki 20.
yüzyılın astronomi kitaplarından fırlamış gibi zamanın çok ötesinde dediğim gibi Michel kara deliklerin varlığını ilk öngören kişi ve onlara karanlık yıldızlar adını takmıştır.
Peki neydi Michel'in öngörüsü?
Michel demiş ki eğer gerçekten doğada ışığı bize ulaşamayacağı için yoğunluğu güneşinkinden az olmayan ve çapı güneşin çapının 500 katından fazla olan cisimler
varsa veya biraz daha küçük boyutta doğal olarak parlak olmayan başka cisimler varsa bu koşullardan herhangi biri altında cisimlerin varlığına dair hiçbir bilgiye sahip olamayız.
Fakat yine de eğer başka herhangi bir parlak cisim onların etrafında dönüyorsa belki de bu dönen cisimlerin hareketlerinden merkezi cisimlerin varlığını bir dereceye
kadar olasılıkla çıkarabiliriz.
Çünkü bu bazı görünür düzensizliklere dair bize bir ipucu verebilir.
Başka bir hipotezle kolayca açıklanamayacak olan dönen cisimler ancak böyle bir varsayımın sonuçları çok açık olduğu için açıklanabilir demiş.
Bunları söylediğinde yıl 1784 az önce yığılma diski dedim ya nasıl tespit ediyoruz kara delikleri dedim.
Adam bunu ta ne zaman söylemiş yani evrende diyor birçok diyor karanlık yıldız olabilir diyor ve bugün çoğu galaksinin merkezinde kara delikler olduğu düşünülüyor.
Tıpkı bizim samanyolu galaksimizin merkezinde olduğu gibi evrende 2 trilyona yakın galaksi olduğu düşünülüyor ve bize en yakın galaksi yaklaşık 2,5 milyon ışık yılı uzaklıkta
Andromeda galaksisi.
Oraya gitmek şimdilik çok uzak bir hayal gibi görünüyor buradan ama şimdi hazırsanız sizi bambaşka bir galaksiye götürüyorum.
Tüm dünyada galaksi deyince ilk akla gelen tabii ki Samsung Galaxy.
Kendi galaksisini kendi tarzına göre belirlemek isteyenler için çekim gücünden asla kaçamayacağınız Samsung Galaxy Z Fold 4.
İhtiyaç duyduğunuz her an, her yerde, yanınızda.
Bazen benim podcastlerimi dinlerken trafikte veya yürüyüşte oluyorsunuz ve not alamadığınız için üzülüyorsunuz.
Samsung Galaxy Z Fold 4'ün S Pen'i gerçek bir kalem hissi verecek kadar doğal bir hassasiyete sahip, iş veya özel hayatınızda böyle sürekli notlar alan, tasarımlar yapan, toplantıdan toplantıya
koşan biriyseniz... Üretkenliğinizi oldukça arttıracak ek olarak satın alabileceğiniz bir akıllı kalem S Pen.
Samsung Galaxy Z Fold 4'ün çoklu görünüm özellikli geniş ana ekranından birçok işi aynı anda yapabilirsiniz.
Mesela bir video izlerken ya da görüntülü bir toplantı yaparken S Pen'inizle ekrana notlar alabilirsiniz.
Ayrıca geri tuşuna basmadan aynı ekranda hem mesaj okuyup hem e-postalarınıza göz atabilirsiniz.
Samsung Galaxy Z Fold 4 oldukça büyük ve sürükleyici bir ekrana sahip.
Katlanabilir akıllı telefon.
Yani iki telefon bir arada gibi düşünün.
Açıldığında tablet görünümünde, katlandığında ise tek elle tutabileceğiniz hatta cebinize koyabileceğiniz incelikte.
Oyun severlere duyurulur.
Grey Green, Phantom Black ve Beige renk seçenekleriyle oldukça asil ve dikkat çekici.
Ayrıca geliştirilmiş arka kamera, space zoom ve nightografi özelliği sayesinde profesyonel seviyede bir fotoğraf deneyimi yaşatıyor.
Benim en sevdiğim özelliklerinden biri nightografi çünkü çok düşük ışık ortamlarında bile müthiş kareler yakalayabiliyorsunuz.
Siz de Samsung Galaxy Z Fold 4 ile hayatınızı ikiye katlamak isterseniz ve cebimde hem akıllı telefon hem de bir bilgisayar olsun diyenlerdenseniz açıklamaları bıraktığım linkten Samsung Galaxy
Z Fold 4'ü detaylı olarak inceleyebilirsiniz.
Hadi o zaman devam edelim.
Aslında gördüğünüz gibi kara delik fikri görevlilikten çok daha eski.
Jean Michel sadece Newton'ın mekaniğinden yola çıkmış ve yeterli ölçüde yoğun ve kütüleli bir yıldızın ışığın kaçamayacağı bir kütüle çekim alanına sahip olacağını ta 1783'lerde öngörmüş.
Sonra 1915'de Einstein'ın genel görevliliği ortaya koymasıyla kütüle çekimin Işığı nasıl etkilediğine dair tutarlı bir kuramımız oluyor arkadaşlar.
Kara delikleri anlayabilmek için işe kütle çekimle başlamamız gerekiyor.
Bir kara deliğin nasıl oluştuğunu anlamamız için öncelikle bir yıldızın yaşam döngüsüne bakıyoruz.
Çünkü kara delikler yıldızların mezarlığı arkadaşlar.
Bir yıldızın mezarı. Güneşten daha büyük yıldızların süpernova patlamasıyla ölmeleri dedik.
Bunun sonucunda oluşuyor dedik kara delikler.
Ve bu dev yıldızlar öldükleri zaman Kendi üzerlerine doğru çöküyorlar.
O yüzden delik, kara delik bu aslında.
Yani yıldız içeri doğru patlıyor arkadaşlar.
Olabildiğince basit anlatmaya çalışıyorum.
Şimdi kara deliklerin en dış bölgesine olay ufku diyoruz.
Yer çekiminin çok kuvvetli olduğu bir nesne hayal etmenizi istiyorum.
Ve kendini yaratan tüm maddeyi tek bir noktaya indirgiyor.
İşte bu nesne yani kara delik bir olay ufku yaratmaya başlıyor.
Ve olay ufkunun yönü tek yönlü bir yol.
Gidişi var ama dönüşü yok.
Tek bilet. Dışarıdan içeriye girebilirsiniz ama içeriden dışarıya çıkamazsınız.
O kadar güçlü bir yer çekimi var ki yanına yaklaşan içinde kaybolup gidiyor anında.
Ve olay ufkunda eğer bir şey kaybolursa onu unutun.
O şey artık yoktur. Yani onunla ilgili artık hiçbir şey bilemeyiz.
Tespit bile edemeyiz. Şimdi kara delikleri anlamak için ne dedik?
Genel görevliliği anlamamız gerekiyor demiştim.
Sadece kara delikler değil evrenin doğuşu, gezegenlerin yörüngeleri ve hatta pek çok şeyi açıklamamız için bu teoriyi biraz bilmemiz gerekiyor.
Misal arabalarda kullandığımız...
Navigasyon nasıl bizim konumumuzu hesaplayabiliyor?
Görelilik sayesinde tabii ki.
20. yüzyılın başlarına kadar fizik Isaac Newton'ın kuramlarıyla açıklanıyordu arkadaşlar.
Ve kütle çekimi Newton'a göre nesnelerin kütlesiyle oluşan ve birbirlerini çekmesini sağlayan bir güçtü.
Yani ağır olan nesneler birbirini daha çok çekiyordu.
Hatta Newton bizim yerküre üzerinde durabilmemizin de bu sayede olduğunu söylüyordu.
Peki bu ne demek?
Dünya bizi merkezine çekiyor, gezegenler de bu nedenden ötürü güneşin etrafında dönüyorlar.
Kütle çekimi veya çekim kuvveti, kütleli her şeyin, yıldız olur, galaksi olur, hepsi dahil, bunların birbirine doğru hareket etmesi, birbirlerine doğru çekilmesi.
Peki o zaman güneş yok olsa ne olurdu bu senaryoda?
Güneşi yok ettik, ne olacak şimdi?
Newton'un teorisine göre...
Kütle çekimi için nesneler arasındaki mesafe fark etmez.
Ama sonra Einstein çıkıyor sahneye ve hesaplamalarına göre evrende en hızlı hareket eden şey ışık ve hiçbir şey.
Kütle çekim gücü bile ışıktan hızlı hareket edemez diyor.
Örnek ver Merve. Dünya ile güneş arasında 150 milyon kilometre mesafe var arkadaşlar.
Ve ışık bu mesafeyi yalnızca 8 dakika içerisinde...
Kat edebilir. Öyle bir hız ışık hızı.
150 milyon kilometreyi 8 dakika içerisinde yol alıyor.
O zaman aynı senaryoyu buraya da uyguluyoruz.
Güneş kaybolursa gün ışığının kaybolmasının hızını bir düşünün.
İşte Einstein'ın Newton'ın açıklamasına daha farklı bir bakış açısı getirdiği nokta bu.
1905-1915 yılları arasında geliştirdiği genel görelilik kuramı.
Bunu basitçe anlatacak olursam buna göre Einstein 3 boyutlu uzaya bir de zamanı ekliyor arkadaşlar.
Ve bunu gökyüzü cisimleriyle beraber çevremizi saran bir kumaşa benzetiyor.
Ve buna uzay zaman adını veriyor.
Uzay zaman evrenin dokusu gibi bir yerde.
Şimdi şu söylediklerimi hayal etmenizi istiyorum kafamızda oturması için.
Şimdi bir trombolin hayal etmenizi istiyorum.
Bu trombolinin ortasına çok ağır bir bowling topu koyalım tamam mı?
Bu ağır bowling topu güneşimizi temsil ediyor.
Bu top ne yapacak?
Trombolinin tam ortasına koyduk ya çok ağır olduğu için yüzeyin yere değmesine neden olacak değil mi?
Trombolinin yüzeyi yere değecek.
İşte bu bükülme bizim hissettiğimiz kütle çekim kuvvetini temsil ediyor.
Yani Einstein'a göre dünya ve diğer gezegenler aslında güneş onları çektiği için yörüngede kalmıyor.
Güneş çok daha büyük bir yıldız olduğu için onun uzay zaman düzleminde yarattığı bükülmeyi takip ediyorlar.
O zaman Newton'un kütle çekimini hatırlayalım tekrar.
Kütle çekimi iki kütle arasındaki çekim gücü.
İşte bunu Einstein yıktı.
Kütle çekimi uzay zaman bükülmesinin bir etkisi dedi.
O zaman Einstein'a göre güneş kaybolursa ne olur?
Einstein'ın teorisine göre uzay zamandaki bu düzensizlik çekimsel bir dalga oluşturarak ışık hızıyla gezegenlere ulaşır ve güneş ışınlarının ortadan kaybolmasıyla dünyanın yörüngeden
çıkması hop aynı anda olur.
Dikkat edin ışık hızıyla dedim.
Ne demek istiyorum?
Newton'u tekrar hatırlatayım.
Ne dedim? Güneş eğer aniden ortadan kalksa Newton'a göre ne oluyordu?
Dünya ve diğer gezegenler bunun etkisini hemen hissediyorlardı.
Yörüngelerinden hemen sapıyorlardı ve uzayın derinliklerine doğru hop yol alıyorlardı.
Çünkü neydi Newton'a göre?
Kütle çekiminin mesafe fark etmeksizin eş zamanlı olarak etki ettiğini söylüyordu.
O yüzden gezegenler kütle çekiminin yokluğuna aniden de tepkilerini koyuyorlardı değil mi?
Yok oluyorlardı. Ama Einstein ne yaptı?
Newton'un bu varsayımını, kütle çekiminin kuvvetini mesafe fark etmeksizin anında etki etmesi görüşünün artık yanlış olduğunu ortaya koymuş oldu.
Ve ne dedi? Hiçbir şey ama hiçbir şey evrendeki hız limiti olan ışık hızından daha hızlı gidemez.
İşte çekimi kuvveti de belli bir hıza sahip olmalı.
İşte bu hız ışık hızına eşittir.
Güneş bir anda yok olsa ne olacak Einstein'a göre?
8 dakika 20 saniye boyunca biz hiçbir şey anlamayacağız.
Neden? Çünkü güneşten çıkan ışık ışınlarının dünyaya ulaşması için gereken süreye eşit bu söylediğim.
Yani güneş yok olmadan hemen önce yola çıkan o fotonlar güneş yok olduktan sonra da 8 dakika 20 saniye boyunca dünyaya ulaşmaya devam ederler.
Sonrası zaten yok, yok olacağız 8 dakika 20 saniyemiz var.
Daha da önemlisi dünya sanki güneş halen oradaymış gibi eliptik yörüngesine dönmeye devam edecek.
Çünkü güneş yok olduğu anda uzay zaman dokusunda bir çalkalanma olacak.
Ve bu çalkalanma bir kütle çekim dalgası olarak dışarı doğru yayılacak.
Ve sonuçta bizim güneşin yok olup gittiğini fark etmemiz 8 dakika 20 saniye sürecek.
Ki daha uzaklarda bu etki daha geç hissedilecektir.
Mesela Pliton'un bunu fark etmesi 5,5 saat falan sürecek.
5,5 saat sonra eliptik yörüngesinden çıkacak.
Özetle şunu söyleyebilirim.
Uzay ve zamanın davranışına Einstein'ın bu 1915 yılında ileri sürdüğü Einstein'ın denklemleri adındaki bir dizide...
Renklem hükmediyor arkadaşlar. Yani kara delikler Einstein'ın genel görelilik kuramı ile tanımlanırlar.
Ne demek istiyorum? Einstein'ın genel görevlilik teorisi aslında büyük kütleli cisimlerin etrafında zamanın daha yavaş aktığını, buna kütleçekimsel zaman genişlemesi deniliyor, büyük kütleli cisimler
etrafında ışığın rota değiştirebileceğini, uzay zaman dokusundaki büyük kütleli cisimler arasındaki etkileşimlerin kütleçekim dalgaları yaratabileceğini ve uzay zaman dokusunda kara delik adını verdiğimiz tekilliklerin
var olduğunu öngördü.
Ve bu öngörülerin her biri deneysel ve gözlemsel olarak tekrar tekrar doğrulandı.
Ama gelin görün ki bilim dünyasının çok büyük kütleli yıldızların kendi kütle çekimleri altında kendi üzerlerine çökebileceğini fark etmesi ve bu çökmenin ardından o geriye kalan nesnenin nasıl davranacağını kavramaları oldukça...
Geç gerçekleşti. Hatta Einstein 1939'da kütle çekim etkisi altında yıldızların çökemeyeceğini iddia eden bir makalesi bile var.
Pek çok bilim insanı buna katılmıştır üstelik.
Ama 1960'da kara deliğin isim babası olan Amerikalı bilim insanı John Wheeler birçok çalışmasında bunun aksini vurgulamıştır.
Çökeceklerini söylemiştir ve çöken yıldızların dönüştükleri nesnelerin yani kara deliklerin pek çok özelliğini de öngörmüştür.
Karadeliklere çökmüş yıldız veya dolmuş yıldız diyorlar.
Sonra John Wheeler geliyor ve 1967'de Karadelikler adını veriyor.
Bence Karadelikler ismi daha gizemli, kulağa daha güzel geliyor diye düşünüyorum.
Artık Stephen Hawking'e geçiyoruz.
Karadeliklerle ilgili Einstein'ın teorisinin eksik kalan yanlarını o tamamladı biliyorsunuz ki.
Karadeliklerin aslında o kadar da kara olmadığını fakat radyasyon yayı buharlaştıklarını ve kütle kaybettiklerini söyledi.
İşte buna Hawking radyasyonu deniliyor kısaca.
Kara delikler zamanla küçülüyor, buharlaşıyor ve yok oluyorlar dedi.
Buna neden olan sürece de Hawking ışınması deniliyor.
Stephen Hawking der ki dışarıdan baktığınız zaman bir kara deliğin içinde ne olduğunu söyleyemezsiniz.
İçine televizyon atın, elmas yüzüğünüzü atın, hatta düşmanınızı bile atabilirsiniz ama kara deliğin bu attıklarınızdan...
Tek hatırlayabildiği toplam kütlesi, dönme durumu ve yükü olacaktır.
Yani bir kara delik dış dünyadan birçok bilgi saklar demek istiyor.
Ve kara delikler olay ufku denilen bir sınıra sahipler.
Bu çok önemli. Çünkü olay ufku kütle çekimin ışığın kaçmasına engel olacak kadar güçlü olduğu yer aslında.
Yani hiçbir şey ışıktan daha hızlı hareket edemediği için diğer tüm şeyler de olay ufkundan kara deliğin içine çekilir.
Olay ufkundan içeri düşmeyi Hawking çok güzel özetlemiş.
Demiş ki Niagara şelalesinde bir kano ile gittiğinizi düşünün.
Bu arada Niagara şelalesi dünyada tek ters akan şelaledir.
Ama akış olarak değil kayalara çarpan sular geri döndüğünden dolayı ters gibi duruyor.
Ve eğer bu olay ufkundan içeri düşerseniz Yine Niagara'ya dönelim.
Kano'yla Niagara'da gidiyorsunuz gibi dedim ama henüz şelalenin yamacına gelmediyseniz yeterince hızlı bir şekilde kürek çekmeniz şartıyla kurtulabilirsiniz.
Şelaleye yaklaştıkça akıntı daha hızlı, daha güçlü bir hale gelecek ve bu şu anlama geliyor.
Kanonuzun ön tarafı arka kısma kıyasla daha şiddetli çekilecek değil mi?
Bu anlama geliyor. O yüzden kanonuzun yamaca yaklaştıkça parçalanma tehlikesi var.
Kara deliğin olay ufkunun olayı da bu.
Ama güneşten milyon kat kütleli bir kara deliğe düşerseniz kütleçekimsel çekim...
Vücudunuzun tamamına aynı etkiyi uygular ve olay ufkuna pek güçlük çekmeden ulaşırsınız.
Karadeliğe düşmek isteyenlere duyurulur.
En büyüğüne düşün yoksa keşfedemezsiniz.
Hoş bu sefer de tekillikte yok olup gitme ihtimaliniz var.
Gidişin olsun da dönüşün olmasın turizm yolcuları.
Bu arada Netflix'te Karadelikleri Gizemi diye bir belgesel vardı.
Hala duruyor mu bilmiyorum. Dünyadan 3 milyon kat daha büyük olan bir kara deliğin fotoğrafının nasıl çekildiğini merak ediyorsanız mutlaka izleyin.
O kadar büyük bir emek var ki bu belgeselde.
20 ülkeden 60 enstitüden 200 kişilik dev bir ekip uğraşmış bu belgeseli yapmak için.
Yani kara deliğin fotoğrafını çekebilmek için.
O yüzden izleyin derim. Bir de Chris Anderson'ın bu konuyla ilgili bir TED konuşması olacak da onu da izleyin derim.
Hani bu fotoğrafın çekilme hikayesi.
Kara deliğe dönüyorum. Eğer içine düşseniz ve ben sizi o esnada gözlemliyorum.
olsam o düşüş anınızda olay ufkunu geçtiğinizi göremeyeceğim.
O an tek göreceğim şey şu olacak sizin gitgide yavaşladığınızı ve olay ufkunun kenarında asılı kaldığınız olacak ve görüntünüz giderek sönükleşecek benim için ve sonunda tamamen silinip gideceksiniz.
Ve bir yıldızın olay ufku yıldızın çökmeden önceki kütlesiyle orantılı arkadaşlar.
Yani şunu demek istiyorum bir kara deliğin tüm kütlesi merkezinde tekillik adı verilen bir noktada yoğunlaşıyor.
Tekilliği çevreleyen kütle çekimi o kadar güçlü ki bundan kaçmak için ışıktan bile daha hızlı olmanız gerekiyor.
İşte bu çekim kuvveti hiçbir şeyin kaçamayacağı tekilliği çevreleyen küresel bir bölge yaratıyor.
Zaten bu bölgeye de olay ufku diyoruz.
Sadece olay ufku kara deliğin kara kısmıysa tekillik dediğimiz olay da kara deliğin delik kısmı oluyor.
Bir de altın bir kuralımız var o da şu tekillikten ne kadar uzaksanız o kadar şanslısınız.
Kara delikler maddeyi yuttukça olay ufku daha da büyür ve çekim alanı daha da güçlenir ve bir kara delik dış dünyaya saklı olacak şekilde çok fazla bilgi içerebilir.
Ama bir uzay bölgesine sıkıştırılabilecek bilgi miktarında elbette bir sınır var.
Neden? Çünkü bilgi enerjiyi gerektiriyor değil mi?
Ve enerji de Einstein'ın meşhur E eşittir MC kare denkleminin ortaya koyduğu gibi bir kütleye sahiptir.
Dolayısıyla bir uzay bölgesinde çok fazla bilgi mevcutsa böyle bir kara deliğe çökecek.
Ve kara deliğin büyüklüğü de bilgi miktarını bize gösterecektir.
Bunu şöyle düşünebilirsiniz.
Bir kütüphaneniz var ve bu kütüphaneye sürekli kitap istifliyorsunuz.
Ve bir gün geliyor kütüphaneniz bunları taşıyamıyor raflar.
O kitapları taşıyamadığı için çöküyor.
Yani şunu demek istiyorum.
Eğer bir kara deliğin içindeki o saklı bilginin miktarı söz konusu kara deliğin büyüklüğüne bağlıysa genel ilkeler uyarınca kara deliğin bir sıcaklığa sahip olması gerekiyor diyor Hawking.
Bunu da açıklayalım. Çoğu kara deliğin olay ufkunun yani tuzak kapısı dediğimiz yer olay ufkunun etrafında dönen madde diskleri var arkadaşlar.
Buna yığılma diski deniliyor ve bu maddeler aşırı sıcak o yüzden kara deliklerin etrafı parlak yığılma diskinden dolayı.
Çünkü ışık hızının neredeyse yarı süratıyla dönen bir şey düşünün.
Bunun ne kadar ısınabileceğini siz hayal edin.
Ve o yığılma diski sayesinde biz kara delikleri görebiliyoruz.
O parlaklık sayesinde.
Çünkü kara delik başka bir yıldızdan veya başka bir yerden yanına madde çekmeye başladığı zaman aşırı yüksek çekim gücüyle onu çekiyor.
Ve etrafındaki gazlar ne oluyor?
Isınmaya başlıyor. Ve kara deliğin etrafında ışıklı bir hale oluşuyor yığılma diski.
Ortasında da mutlak bir kara delik.
Bir bölümün daha sonuna gelmiş bulunmaktayı Stephen Hawking'in bir sözüyle kapanışı yapmak istiyorum.
Kara delikler bir zamanlar sandığımız gibi sonsuz hapishaneler değildir.
Kara deliklerin içinden bir şeyler kaçabilmektedir.
Hem dışarıya hem de belki diğer evrenlere.
Dolayısıyla eğer kendinizi bir kara deliğin içinde gibi hissediyorsanız vazgeçmeyin.
Samsung Galaxy Z Fold 4'ün katkılarıyla hazırlanan Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik.
Hayatını ikiye katlamak isteyenler için aşağı bir link bıraktım.
Samsung Galaxy Z Fold 4'ün büyüleyici dünyasına göz atmak isterseniz bu linke tıklamanız yeterli olacaktır.
Merve biz de buradayız ve seni dinliyoruz demek isteyenler için de aşağı Instagram adresimi bırakıyor olacağım.
O zaman bu cumartesi muhteşem bir konu.
Sonuyla tekrar görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
