
Cambly’de 3 ve 6 Aylık Abonelikler %40’a varan indirimlerle geri döndü! Nadir gelen bu fırsatı kaçırmayın, 1 ders 99 TL’den başlayan fiyatlarla İngilizcenizi geliştirmeye başlayın:
https://cambly.biz/30osb
*
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
* Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi *
*Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir*
Transkript
Kimberly, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün biraz kanser hakkında konuşacağız arkadaşlar.
Geçenlerde Dr. Gabor Mate'nin bu konu hakkındaki görüşlerini okuma fırsatı buldum ve çok etkilendim.
Dedim ki hemen takipçilerimle bunları paylaşmam gerekiyor.
Kendisi özellikle böyle çocukluğumuzdan getirdiğimiz ve farkında olmadan Özbenliğimize yerleştirdiğimiz şartlanmaların bilinsizce bizlere gizli bir stres yarattığını söylüyor
ve bunun da sağlığımızı tabii olumsuz yönde etkilediğini söylüyor.
Hani instagramda bir şey paylaşmıştım yine bir gabor materini söyleme.
Kansere yakalanan insanların genelde hep başkalarının duygusal ihtiyaçlarını düşünen, fedakar olan iyi insanlar olduğunu söylüyor ve sağlıklı olan öfkelerine bastırdıklarını söylüyor.
O yüzden dün bir öfke bölümü yaptım arkadaşlar.
Ve bu insanlar hiç kimseyi hayal kırıklığına uğratmamak için kendilerini uğratıyorlar diyor.
Hiç kimseyi üzmeyeyim diye kendini paralayanlar.
Orada mısınız? Yıllar önce Zülfü Livaneli'nin bir kitabında bir şey okumuştum.
Şu an aklıma o geldi. Son adaydı sanırım ya.
Kitabı da tam hatırlamıyorum.
Bilen varsa yeşillendirsin arkadaşlar bu muhabbeti.
Hani diyordu ya anne pelikanlar yavrularının açlık çektiğini görürse kendi etinden bir parça kopararak onları besler diyordu.
Fedakarlık deyince aklıma hep bu pelikanlar geliyor.
Şimdi arkadaşlar umarım hiçbirimiz...
Bu hastalığa yakalanmayız.
Ve aranızda beni dinleyen kanser hastalarımız varsa sizlere buradan acil şifalar diliyorum.
Bu aralar en çok duyduğum şey zaten çevremde kanser olanlar gitgide artıyor.
O yüzden bu konuyu bence konuşmamız lazım diye düşünüyorum.
Yani her boyutuyla bugün psikolojik boyutuna bakacağız ama bu konuların yine devamı gelecektir.
Evet çok can sıkıcı bir konu belki ama hayatın gerçeği.
Yani bundan kaçış yok.
Ben de canım dedemi seneler önce akciğer kanserinden kaybettim.
O yüzden bu kanserle başlayacağız.
Akciğer kanseri için en bilinen sebep sigara.
Sigara eşittir akciğer kanseri.
Ama eminim şunu da duymuşsunuzdur.
Benim dedem 95 yaşına kadar sigara içti ve hiçbir kansere yakalanmadı.
Bunu da duymuşsunuzdur. E bu nasıl oluyor o zaman?
Sigarayla içe çekilen kanserojenler var değil mi?
Ve tümör başlatıcılar sebep oluyor aslında.
Bu tıp camiasında böyle görülüyor akciğer kanseri.
Fakat arkadaşlar sigara sandığınız gibi...
suçlu değil. Pek çok faktör var yanına gelen.
Sigara içmek kanser riskini bu arada çok büyük oranda arttırıyor.
Bunun altını çizmek isterim.
Bu arada sigarayı bırakma diye bir bölümüm var.
Muhakkak sigara içiyorsanız o bölümü dinleyin derim.
Çünkü çok fazla bırakan oldu.
Bir podcast'te sigara mı bırakılır saçmalama demiş olabilirsiniz ama Instagram'da ben bunları paylaştım zaten.
Dediğim gibi dinleyebilirsiniz o bölümü.
Sigara içmek sadece akciğer kanserini değil Mesane ve boğaz kanseri riskini de arttırıyor.
Ben bugün bu işin psikolojisine gireceğim arkadaşlar.
O yüzden hemen akciğer kanseri ile başlayalım.
Dediğim gibi tek sebep sigara değil arkadaşlar.
Yoksa sigara içen herkes kansere yakalanırdı.
İngiliz göğüs cerrahı David Kiss'in akciğer kanserine yakalanmış olan hastalarda lütfen buraya dikkat sıklıkla ne görmüş biliyor musunuz?
Duyguları frenleme eğilimi.
Bunun görüldüğünü söylüyor.
Bu insanlar duygularını ifade etmekte zorlanan insanlarmış.
Peki o zaman tahmin edin kadınlarda mı daha sık görülüyor yoksa erkeklerde mi?
Elbette erkeklerde.
Hem de 5 kat daha fazla görülüyormuş.
Ya geçen bu red filmine bir muhabbet var biliyorsunuzdur.
Alfa erkek muhabbeti.
Pardon yani nasıl bir saçmalık.
Böyle diye diye insanları kanser ettiniz adamları.
Adamlar ağlayamıyor çünkü rahat rahat.
Niye erkek adam ağlamaz?
O zehir böyle dışlarına akmıyor da içlerine içlerine akıyor.
Yani şu baskıyı bırakın artık ya yeter.
Adamları bir rahat bırakın.
Rahatçana ağlasınlar şöyle.
Geçen gün camdan bakıyorum böyle yine yağmuru yağıyordu.
Karşıda da inşaat var.
Baktım o yağmurda iş makineleri çalışıyor vızır vızır inşaatta çalışıyorlar adamlar.
İçimden dedim ki ya iyi ki varlar erkekler.
O kadar ağır işlerde işte madenlerde, inşaatlarda, fabrikalarda çalışıyorlar.
Evlerine ekmek getirebilmek için ne bileyim ya böyle içim minnetle doldu o an.
Babalarımız, dedelerimiz geldi aklıma neler neler düşündüm.
Tabii ki burada erkekleri kayırmıyorum arkadaşlar.
Erkeğin de kötüsü var, kadının da kötüsü var.
Ben iyi olanları hani böyle minnet duydum dediğim iyi olanları.
grup aslında ve dediğim gibi bu adamlar üzüntüsünü gösteremiyorlar hani babalarımızı dedelerimizi hatırlayın hangi biri gözlerimizin önünde ağladı şöyle rahatça hep bastırdılar duygularını yeni nesil sanki
böyle değil ya hani çünkü eskiden çok denirmiş ya karı gibi ağlama erkek adam ağlamaz bunlar çok söylenirmiş Biz kadınlar bence çok rahat böyle ulu orta ağlayabiliyoruz ben mesela hani biz kadınlardan kastım
benim arkadaşlar ben çok rahat ağlıyorum ya siz öyle misiniz bilmiyorum hatta bundan bir ay önce falan arkadaşımla böyle bir yemeğe gittik oturuyoruz baya oturduk ağladık ya beraber hani millet oturup sohbet eder biz böyle karşılıklı
hüngür hüngür ağladık sonra bir rahatladık çıktık kuş gibiyiz ben zaten çok kolay ağlayan bir insanım hiç kendimi tutamam gözyaşlarımdan da hiç Hiç utanmam.
Bu arada aklıma bir şarkı geldi.
Erkekler ağlamaz.
Sil gözyaşını.
Kaçırma gözlerini benden suçlu suçlu.
Böyle bir sürü şarkı var arkadaşlar.
Erkeklerin ağlamaması gerektiğine dair.
İnsansınız. Sizler de insansınız.
Lütfen o gözyaşlarınızı içinize.
Şimdi bu araştırmada benim çok ilgimi çeken bir detay var.
Sigara içen ama içine çekmeyen insanlar var.
Böyle ne deniyor ona? Ağız tiryakisi mi deniyor?
Tam bilmiyorum. Sigara içen ama içine çekmeyen akciğer kanser hastaları içine çekenlere kıyasla...
çok daha güçlü bir duygu baskılaması sergiliyorlarmış.
Yani içinde çekmeyenler daha çok duygularını bastırıyormuş.
Buna çok şaşırdım ve bu araştırmanın daha sonra 10 yıl boyunca üzerinde çalışılıyor ve doğrulanıyor arkadaşlar.
Yani duygusal baskılama sigara ile sinerji içinde çalışıyor.
Sadece sigara içiyorum böyle bir şey değil yani akciğer kanseri.
Bu arada özellikle kanserden dolayı olan ölümlerde en büyük risk faktörü araştırmacılara göre rasyonelite yani duygusal olmama ve öfke bastırma arkadaşlar.
Bunlar çok çok sıkıntılı şeyler.
Hatta sigara içenlerde öfke bastırma oranı eğer ki çok yüksek değilse pek kansere rastlanmamış arkadaşlar.
Gerçekten çok çarpıcı şeyler bunlar.
Duygusal baskılama sigaranın vermiş olduğu hasarı arttıran bir şey.
Nasıl arttırıyor Merve?
Bakın bu anlattıklarım araştırmalara dayalı.
Hani kaynak değil onu söyleyeyim.
Psikolojik etkiler vücudun stres aygıtı bileşenlerine yani sinirler.
Hormon bezleri, bağışıklık sistemimiz ve duygularımızın algılanıp işlemden geçirildiği beyin merkezleri değil mi?
Bunları birleştiren ara bağlantılar var.
Bunların aracılığıyla ne oluyor?
Bu kötücül hastalıkların inisiyasyonu bakımından çok etkili bir biyolojik katkı yapıyor.
Yani gördüğünüz üzere biyolojimiz ve psikolojimiz kol kola ilerliyor.
Batı tıbbı bunu her ne kadar belirli bir süre ayrı tutsa da artık tutmuyor.
Görüşler zamanla değişmeye başladı biliyorsunuz.
Zaten bana hep saçma gelmiştir bu hep söylüyorum.
Şimdi fazla tıp jargonuna girmeyeceğim.
Hepimizin anlayacağı bir dilde aktarmaya çalışıyorum.
Merve dil demişken yok mu bir Cambly indirimi?
Var arkadaşlar. Bazı takipçiler hususi soruyor.
Ne zaman Cambly bölümü gelecek?
Ne zaman indirim kodu?
Beklenen bölüm sponsoru ve indiriminiz geldi arkadaşlar.
Cambly'de şu an 3 aylık ve 6 aylık abonelikler %40'a varan indirimlerle geri döndü arkadaşlar.
Bir ders şu anda 99 TL'den başlayan fiyatlarla sakın kaçırmayın.
Yani bir kahve ya da iki çay fiyatına denk düşüyor neredeyse.
3 aylık aboneliklerde %30, 6 aylık aboneliklerde %40 indirim var.
İngilizcemi ilerletmek istiyorum diyenlere duyurulur.
Bize özel indirim kodumuz 30OSB.
Bu arada grup derslerinde böyle dünyanın dört bir yanından öğrencilerle tanışabiliyorsunuz.
Böyle başka başka kültürlerle etkileşime geçmek bence çok eğlenceli.
İngilizceme seviye atlatmak istiyorum diyenlere...
Kembili'ye bekleriz.
Üstelik ders saatini, mekanı, kimden eğitim alacağınızı, ders programını tamamen kendiniz belirliyorsunuz.
Bu fırsatı kaçırmayın çünkü bir daha ne zaman olur bilmiyorum.
Duyanlar duymayanlara...
İletsin Kembili'nin bu muhteşem indirimini.
Hadi devam edelim. Duygularımız, hormonlarımızla, işte bağışıklık savunmamızla, sinir sistemimizle bir etkileşim içerisinde değil mi?
Bakın duygularımız nelerle bağlantılı?
Hormonlar, bağışıklık, sinir sistemi ne kadar önemli duygularımız.
İşte bunlar sıkıntı çıkarıyor.
Hastalık böyle böyle geliyorum diyor.
Bağışıklık dedim bakın.
Yani bağışıklık sisteminin çökmesi ne demek ya?
Savunmasız kalmamız değil mi?
Gardımız düşüyor çünkü. Hastalanıyoruz.
Duygularımız bağışıklık sistemimizi etkiliyor arkadaşlar.
Bu arada akciğer kanserini ben genetik zannediyordum.
Değilmiş arkadaşlar. Genetikle aktarılan bir hastalık değilmiş.
Akciğer hariç tüm kanserler genetikmiş hemen hemen.
Yani hepimizin vücudunda aslında kanserli tümör var arkadaşlar.
Hepimizde var. Sadece bazılarınınki tetiklenmiyor.
Olay bu. Duygularımızın sürekli bastırılması bize ne yapıyor arkadaşlar?
Bizi böyle kronik bir stres altında bırakıyor ve kronik stres bakın kronik diyorum.
Ne yapıyor? Vücutta doğal olmayan bir biyokimyansal ortam yaratıyor değil mi?
Sürekli anormal seyreden steroid hormon seviyeleri normal programlanmış hücre ölümüne engel olabiliyor arkadaşlar.
Kanserin sebeplerinden biri DNA hasarı biliyorsunuz ama tabii ki bu yine tek başına yeterli bir faktör değil.
Aynı zamanda DNA tamirinde bozukluk veya programlanmış hücre ölümünde arıza olması gerekiyormuş arkadaşlar.
İşte stres ve duyguların bastırılması bu süreçleri olumsuz etkiliyor.
Kanserin duygularımla ne alakası var diyenler gördünüz değil mi?
Aslında çok alakası var. Bu arada dün bahar dizisini izliyordum.
Hani timörün timör diyorum ya timör beni de siz alıştırdınız timur.
Timur diyorsunuz adama.
Timur karakterinin annesi tiroid kanserine yakalanıyor ve ilk söylediği şey kanseri duyduğu anda kanser oldu.
Ne dedi? Suçluluk vardı değil mi orada?
Ben çok fazla hata yaptım, günah işledim.
O yüzden başıma bu geldi.
Çok büyük bir suçluluk vardı orada.
Buna da geleceğiz arkadaşlar.
Az sonra suçluluktan da bahsedeceğim.
Şimdi Ulusal Kanser Enstitüsü'nden Maryland Berthels diyor ki kişinin kronik psikolojik durumu tümör promosyonunun.
kolaylaştırılmasında veya çevreden kaynaklanan stresin etkilerinin azaltılması ya da vurgulanmasında önemli bir rol oynayabilir diyor.
Yani benim kronik psikolojik durumum benim stresimi arttırabilir ya da azaltabilir.
O yüzden çok önemli diyor psikolojimiz.
Şimdi hormona bağlı kanser türlerinden biri olan meme kanserinden bahsedeceğim arkadaşlar.
Hormonlarımızın kanserin büyümesi ve yayılmasında etkisi büyük biliyorsunuz ve iki yönlü bir etkisi var hormonlarımızın kanser üzerinde.
Birincisi arkadaşlar birçok tümör doğrudan hormona bağımlı veya yumurtalıklar, testisler gibi hormonal etkileşimlere böyle daha yakından dahil olan organlarda meydana
geliyor. Bu tarz kanserlerde kanser hücrelerinin yüzeyinde hücre büyümesini teşvik etme gücüne sahip olan hormon alıcıdır.
Mesela arkadaşlar birçok meme kanserinin ostrojene bağımlı olduğu düşünülüyor.
Stres hormonlarımızın üzerinde çok etkili biliyorsunuz biz kadınlar için özellikle.
Mesela bir deney yapılmış çok çarpıcı bir deney arkadaşlar bu.
Şimdi stresin bize kadınlara neler yaptığını görün istiyorum.
Bir dişi maymun grubu var.
Bunların içindeki hakimiyet ilişkilerini değiştiriyor araştırmacılar.
Şöyle yapıyorlar. Önceden hakim pozisyonda olan dişi maymunlar.
var grupta. Bunları itaat etme pozisyonuna geçiriyorlar.
Zorluyorlar. İtaat edenler ise daha önceden onları da hakim konumuna geçiriyorlar.
Roller değişiyor. Ve ne oluyor biliyor musunuz?
İtaat edenlerin yumurtalıklarında hormonal bozukluklar meydana geliyor bu dişi maymunlarda.
Hatta Hakim statüsüne geçen dişilerin daha böyle az kortizol yani stres salgıladıkları gözlemleniyor.
Ve bu maymunların adet döngeleri böyle normalleşiyor.
Progesteron seviyeleri yükseliyor.
Yani bu maymunlar hakim pozisyonda olan stres seviyeleri azalan maymunlar doğurmaya daha elverişli bir pozisyona geçiyorlar.
İtaat eden maymunlarsa daha az yumurtluyor.
Adet döngüleri bozuluyor ve sonra bunları tekrar değiştiriyorlar yerlerini.
Ne oluyor arkadaşlar? Hakim olanlar itaat eden oluyor tam tersi itaat edenler de hakim pozisyonuna geçiyor ve sonuç gerçekten çok çarpıcı.
Hakim pozisyonda olup...
Daha sonra itaate zorlanan maymunların stres seviyesi bir anda yükseliyor.
Üreme fonksiyonları baskılanıyor.
Diğerlerinin ise artıyor.
Hani bazı kadınlarda ortada böyle hiçbir sebep yok ya.
Normal bir yumurtlama yoktur.
Hiç adet görmeyenler var.
Tıpta buna amanore deniliyor.
Yani adetsizlik. Bu arada aklıma geldi ya.
Bir arkadaşımın üç arkadaşı hemen hemen böyle yakın tarihlerde evlendiler.
Üçü de çocuk istiyordu fakat olmadı.
Üstelik ortada hiçbir problem yok.
Kadınların üçü de çok stresli işlerde çalışıyorlardı.
Ne zamanki o işlerden ayrılıp daha böyle stressiz bir işe geçtiler.
Ondan sonra üçünün de çocuğu oldu.
Biz çok şaşırmıştık. Başka bir arkadaşım da tüp bebek yoluyla çocuk sahibi olmaya çalışıyordu.
Senelerce uğraştılar.
Artık böyle inanılmaz bir stres içindeydi arkadaşım.
Doktor da bunu gördü herhalde.
Dedi ki sizi görmeyeceğim.
Gidin aylarca gelmeyin.
Görmek istemiyorum sizi. Üzüldüler ve gitmediler bayağı aylarca.
Dediler ki doktor bizi işte bilmem kaç ay sonra bekliyor.
Neyse vardır bir hayır dediler.
Meğersem o kadar stres yapmışlar ki çocuk doğal yolda oldu.
Bilmiyorum o yüzden mi oldu ama biz öyle düşündük.
Başka bir arkadaşımın annesi ilk çocuğunu doğuruyor gayet güzel.
İkinci çocuğu istiyorlar olmuyor.
Yani 10 sene uğraşıyorlar olmuyor.
Kadın diyor ki artık bende bir sorun mu var?
İşte gidiyor baktırıyor doktorlara işte yumurtalıkları vesaireleri.
Doktorlar diyor ki hiçbir sorun yok.
En son bir doktor. Sonra diyor ki sen çok mu stres yaptın bu konuyu doğuramayacağım tekrar diye.
Evet diyor kadın. Onu ne zaman ki rahatlatıyor işte psikoloğa gidiyor bilmem ne çocuğu oluyor.
Yani stresten olmuyormuş. Ben çok şaşırmıştım bunları duyunca.
Tabii bunlar benim gözlemlerim.
Tıbbi bir geçerliliği olmayabilir.
Stres kaynaklı ya da başka şeyler de olabilir arkadaşlar işin içinde.
Aman diyeyim hani bu konuda yargıda bulunmak istemem.
Şimdi az önce amanore dedik ya adetsizlik.
Bu kadınlar üzerinde bir araştırma yapılıyor ve bu kadınların bilhassa onay ihtiyacı ile daha bağlantılı oldukları gözlemlenmiş.
Depresyona daha açıklar, daha mükemmelliyetçiler.
Başkalarının yargılarından çok korkuyorlar ve yeme alışkanlıkları da çok...
Kötü bir durumda. Bu arada parantez düzensiz yeme alışkanlığınız varsa burada çözülmemiş bir çocukluk sorunu olabiliyormuş arkadaşlar.
Kapattım parantezi. Rochester Üniversitesi'nde lenfoma ve lösemiye yakalanan insanlar üzerinde 15 yıl bir çalışma yürütülüyor ve bu insanlara da kaygı, üzüntü, Öfke
ve umutsuzluk hisleri yaratan bir duygusal kayıp ve ayrılık ortamı yaşanmış olduğunu gözlemlemişler.
Bu arada arkadaşlar hani stres stres diyoruz ya kronik stresden bahsediyorum.
Hani akustik stres dönemlerinde yaşadığımız o geçici kortizolu yükselişinden bahsetmiyorum.
O zaten sağlıklı bir şey.
Ben kronik stres diyorum altını çizerim aman diyeyim.
Ben çok stresliyim panik olmayın bu öyle bir şey değil.
Bedenimiz kanseri nasıl algılıyor arkadaşlar?
Böyle tıpkı dış güçlerinin saldırısı altındaki bir ülke gibi savaşmak zorunda olduğu bir işgalci güç olarak görüyor değil mi?
Gabormate böyle tanımlıyor.
Evet çok basit çok rahatlatıcı bir tanım ama kanser belki dış faktörlerin de etkisiyle işte sigara kanserojen dedik.
Bunlarla ilişkili olabildiği gibi çoğu kanser türünde kanserojen madde yok arkadaşlar.
Yani kanser tek başına baktığımız zaman aslında içerideki seyrin neticesinde bir yanlışlık olduğunu gösteriyor bize.
Dediğim gibi kanserin yayılmasında bizim duygu durumlarımızın çok büyük bir etkisi var.
Ve pek çok kanser araştırmasında en tutarlı biçimde tespit edilen risk faktörü ne çıkıyor biliyor musunuz?
Duygularımızı. Özellikle de öfke ile bağlantılı olan hislerimizi ifade etme güçlüğü çıkıyor.
Neden? Çünkü öfkenin bastırılması garip bir şekilde hastalığa yol açan soyut bir duygusal özellik değil arkadaşlar.
Organizma üzerindeki fizyolojik stresi arttıran bir şey.
O yüzden de temel bir risk faktörü.
Bu faktörü destekleyen diğer faktörler umutsuzluk, kanser sürecindeki umutsuzluk ve o süreçte yalnız kalmak yani bir destekçinin olmaması.
Bir çalışma yapılıyor arkadaşlar hiçbir semptomu bulunmayan sadece hani rutini fiziksel muayene yaptıran simir testi veren kadınlar inceleniyor ve bu kadınlar anormal bir simir sonucuyla karşılaşmış.
Bakın öylesine gidiyor ama karşılaştığı senaryo bu ve bu simir sonuçlarından haberi olmayan araştırmacılar bu kadınlara böyle bir ruh halleri değerlendirme anketi gibi bir şey yapıyor.
Ve neredeyse arkadaşlar %75 doğruluk payıyla erken kanser aşamasında olan kadınları test ediyor.
Bakın simir sonuçlarını görmeden bunu yapıyorlar.
Bu ne kadar çarpıcı bir şey ya ve bu araştırmadan çıkan sonuç şu kanserin en çok çaresizliğe meyilli kişiliğe sahip olan kadınlarda veya işte bu simir testi verdiler dedim ya bundan
6 ay önce öyle bir şey yaşamışlar ki hani böyle çaresizlik böyle bir hüsran duygusu yaşayan kadınlarda oluşma eğilimi gösterdiğini tespit etmiş araştırmacılar.
Bir tanıdığım vardı eşi böyle sürekli cinsel açıdan onu aşağılıyor işte kadınlığını aşağılıyor bedenini libidosunu performansını.
Aklınıza ne geliyorsa hep aşağılıyor.
Evlendiğinde bu kadın sapasağlamdı ve bir anda öylesine gidip bir simir testi verdi.
Ve rahim kanseri riskiyle karşı karşıya kaldığını öğrendi.
Bana bunu söylediğinde ilk aklıma gelen bunlar oldu.
Senin kadınlığını aşağıladığı için ki eşini çok seven bir kadın.
Ondan dolayı yaşadığın hüsranla alakalı olabilir mi dedim.
Bir psikolojik destek mi alsan dedim.
Gittiği cinekolog da benzer bir şey söylemiş.
Hani daha önce gırtlak kanseri olan bir yakınımızdan bahsetmiştim.
Böyle yıllarca dedim neyi içinde tuttun sen?
Neden bu kadar ketumsun demiştim.
O da bana konuşamadıklarımın ağırlığı, o içime attıklarımın ağırlığı hep böyle boğazımda birikti.
Düğüm düğüm hissettim orayı demişti.
Hatırlamışsınızdır bunu. Hatta düşünce gücüyle tedavi diye bir bölümüm var arkadaşlar.
Onu da mutlaka dinleyin derim.
Yani psikosomatik risk faktörlerinin önemini göz ardı etmemek lazım.
Buradan çıkarılan sonuç bu bence.
Şimdi beyler sizin için bir araştırmadan bahsedeceğim.
1994 yılındaki Dünya Kupası final maçının öncesinde bir araştırma yapıyorlar.
Hemen sonrasında bu maçtan hemen sonra testler yapılıyor taraftarlar üzerinde.
Kazanan taraftarlar Brezilyalılar yine tabii.
Onların testosteron seviyelerinin bayağı bir yükselmiş olduğu.
Bunu görüyor araştırmacılar. Yenilen taraftarlar yani İtalyan taraftarların ise testosteron seviyesi böyle dibe vurmuş.
Bu da cinsel performanslarını etkileyen bir şey.
Bakın psikolojik bir durum yani testosteronu direkt düşürdü ve cinsel performans hemen etkilendi.
Zaten morali bozuk olan erkeklerde testosteron ve cinsel fonksiyonlarla bağlantılı olan diğer hormonların salınımının da gözle görülür bir oranda azalmış olduğu tespit edilmiş.
Prostat kanseri de zaten hormonlarla alakalı biliyorsunuz.
Dolayısıyla stres ve duygu durumlarıyla yakından ilintili.
Şimdi rahim kanseri dedik, meme kanseri dedik.
Biraz da prostat kanserinden bahsetmek istiyorum.
Prostat kanseri en çok İskandinav ülkelerinde görülüyormuş.
Buna çok şaşırdım. En az ise Asya'da görülüyormuş.
Hatta Amerika'ya göç eden Japon erkekler de Japonya'da yaşayan erkeklerden daha yüksek bir oranda prostat kanseri tespit edilmiş.
2,5 katından daha fazla.
Burada aile öyküsü tabii ki önemli.
Prostat kanseri riskini arttıran bir şey ama direkt böyle temel faktör aile öyküsü diyemiyoruz.
Dünyada prostat kanserinde en yüksek risk altı.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Afro Amerikanlarmış arkadaşlar.
Bunlar arasındaki prostat kanseri vakaları ABD'nin beyaz nüfusu arasında görülenden 2 kat daha yaygın çıkmış.
Amerikalı siyahiler arasında prostat kanseri vakaları Nijerya'daki siyahları oranına 6 kat daha fazla çıkmış.
Bu arada tabii doymuş yağ çok büyük bir etkenmiş prostat kanserinde arkadaşlar.
Tüketirken lütfen dikkat edin.
Bir de evli olan erkeklerden boşanmış veya dul olan erkeklere kıyasla prostat kanseri.
Prostat kanserine yakalanma ihtimallerinin daha düşük olduğu tespit edilmiş evli olan erkeklerin.
Daha böyle bireyleşmiş bağımsız olan yetişkin erkeklerde de daha az yakalanma ihtimali varmış.
Yani böyle 40-50 yaşına gelmiş hala anasının babasının kuzusu olan babasının sözüyle hareket eden kendi hayatı kararlarını hala ailesine soran böyle bağımlı erkekler risk altındalarmış
prostat kanseri açısından.
Peki gelelim en çarpıcı yerlerden birine.
Kanser kişiliği diye bir şey var mı arkadaşlar?
Burada Gabor Mate'nin hasta öyküleri beni gerçekten çok etkiledi.
Mesela Jimmy adında bir adam var.
Melanom kanseri, cid kanseri.
Bunun duyguları bastırmakla alakalı olduğunu söylüyor.
Melanom kanserinin yakın bir ilişkisi olduğunu söylüyor hatta.
Jimmy de nasıl bir karakter?
Böyle etrafında neşe saçan, kimseye üzüntüsünü belli etmeyen bir adam.
Hep içine atan. Ve eşi dostu diyor ki onu tanımlarken.
Diyor stres falan yoktu ya çok böyle uyumlu çok rahat çok geniş bir adamdı.
Hatta her gün içerdi. Etrafına zarar vermeyen bir adamdı diyor tanıdıkları.
Aksine gidip böyle herkese sarılmak sevgisini göstermek isteyen bir insandı.
Böyle hep içine ağlardı diyorlar bakın.
Ama diyorlar ki arkadaşlar üzgün biriydi.
Yani sanki böyle içinde bir sürü üzüntü taşıyor gibiydi.
Ama nedenini bilmiyoruz diyorlar tanıdıkları.
Duyguları hakkında hiç konuşmayan biriymiş.
Hani baksanız hep böyle insanları güldüren çok neşeli bir adam Jimmy.
Çocukluğuna baktığımız zaman ablasının deyimiyle çok mutlu bir çocukluk geçirmiş.
Annesi de babası da alkolikmiş ama onlara böyle çok ucu dokunmamış güya hiç zannetmiyorum.
Çok da neşeli bir aileydik falan diyor.
Hatta diyor bence biz çok iyi yetiştirildik ya hani çok mutluyduk diyor ablası ama Gabor orada bir detay yakalıyor arkadaşlar.
Babaları da çok neşeli çok komik bir adam.
Ama bazen içkiliyken korkunç öfke nöbetleri geçiriyor.
Ve çocuklar korkularından o baba ne dese yapıyorlar alkolik babanın karşısında.
Yoksa diyor yani inanılmaz cezalandırırdı bizi diyor.
Anneleri çok iyi bir anne.
Evet ama Jimmy ve annesi arasında böyle bağımlı bir ilişki var.
Yani çocuklarına karşı bağımlı bir ilişkisi var kadının.
Ve Jimmy bağımsızlaşmak istiyor ama sırf böyle annesi üzülecek, yıpranacak diye yapamıyor bunu.
Ve duygusal açıdan iyi bir durumda değil.
Öz saygısı düşük. Şehir dışına gittiği zaman bile kendini suçlu gibi hissediyor Jimmy.
Çünkü annesinden ayrıldığı için.
Kendine ayrı bir hayat kurmak istiyor ama o kadar büyük bir duygusal...
Total bağımlılığı var ki annesine karşı.
O yüzden kendini suçlu hissediyor.
Ve hep içinde bir yerlerde kendini berbat hissediyor.
Ve Jimmy'nin o hep mutlu yüz ifadesi var ya çocukken de öyleymiş zaten.
Neden böyleymiş biliyor musunuz?
Çünkü... Annesi babası o kadar kaygılı o kadar öfkeli insanlar ki özellikle annede kaygı var babada da öfke.
Onlara karşı benimsemiş olduğu bir başa çıkma mekanizması sürekli gülümsemesinin sebebi bu.
Onların duygularını yatıştırmak için o yüzündeki gülen ifade.
Ne kadar acı değil mi? Hep böyle kendi duygularını ihmal etmiş.
Onlar iyi olsun diye.
Çocukken de böyleymiş yetişkin olduğunda da.
Ve çocukken babası tarafından görmezden gelinmiş bir çocuk.
Hani baba seni seviyorum diyor ama göstermiyor.
Çok kırgın. Ve hep alkolik babalarının öfkesinden kaçmaya çalışan çocuklar bu abla ve kardeş.
Ve Jimmy son günlerini geçirirken bile babası resmen alkol komasında arkadaşlar.
Ve Jimmy'nin duygusal başa çıkma yöntemi işte melanom hastaları arasında çok sık rastlanılan o dediğim yol.
Yani bastırmak duygularına.
Şimdi bu konuyla ilgili bir çalışma yapılıyor arkadaşlar.
1984 yılında 3 farklı grubun stres uyaranlarına vermiş olduğu fizyolojik tepkileri ölçüyor.
Melanom hastaları, kalp hastaları ve hiçbir rahatsızlığı bulunmayan kontrol grubu var.
Ve her deneye psikolojik rahatsızlık veren bir slide gösterisi izletiyorlar.
Ve izlerken vücudun böyle vermiş olduğu reaksiyonları elektriksel olarak reaksiyonları kaydeden bir gösterge cihazı var.
Buradan kontrol sağlıyorlar.
Slide'larda da şöyle arkadaşlar işte çirkinsin, tek suçlu sensin gibi böyle aşağılayıcı ifadeler var.
Ve bu cümleleri deneklere okutuyorlar arkadaşlar.
Slide'da bunlar yazıyor, deneklerde bunu okuyorlar.
İşte sen çirkinsin, tek suçlu sensin diye okuyorlar.
Ne hissettiklerini de soruyorlar tabii o anda.
Sonuç çok çarpıcı arkadaşlar.
Bu üç grubun fizyolojik yanıtları tamamen aynı.
Ama bir farkla melanom kanseri grubunun o slide'lardaki mesajlardan ötürü kaygıya kapıldığını veya işte üzüldüğüne dair herhangi bir farkındalığı inkar etme ihtimali en yüksek
olan grup olduğu ortaya çıkıyor.
İnkar ediyorlar duygularını.
Yani arkadaşlar bu insanların başa çıkma tepkileri ve eğilimleri bastırmak bu yönde ilerliyor.
Tıpkı Jimmy gibi kalp hastalarına baktığımız zaman onlar duygularını ifade etme konusunda.
en az çekingen olan grup yani aşırı reaksiyon verenler dün öfke eşitir kalp krizi hipertansiyon dedim ya aşırı öfkeye kapılıp reaksiyon verenler duygularını bu şekilde ifade edenler kalp
hastaları yani kalp hastaları duygularını ifade ederken o kadar çekinmiyor.
Melanom hastaları tam tersi.
Bir de arkadaşlar bu kansere yakalanan kişilerde yakalanmayan kişilere oranla gözlemlenen bir şey var.
Yani daha muhtemel bir takım karakter özellikleri var.
Bu karakter özellikleri bütününe C tipi kişilik kavramı deniyormuş.
Çok tıbbi jargonlara girmeyeceğim ama bunu bilelim.
Yani kanser kişiliği diyebiliriz bunun için.
İlk kez de bu melanomla bağlantılı olarak anılmış.
A tipi diye bir şey var kanserde.
A tipi olan kişiler öfkeli, böyle gergin, tezcanlı, agresif, kontrolcü olan insanlar.
A tipi olanlar kalp hastalığına daha yatkın olan insanlar.
Ben burada elendim.
B tipi olanlar duygularını böyle daha iyi kontrol edebilen, duygusal patlamalar yaşamayan, güzelce duygularını ifade edebilen insanlar.
Öfke patlamalarını dengeleyebilen insanlar.
Daha dengeli, daha ılımlı tip diyebiliriz B tipi için.
C tipi ise aşırı böyle yardımsever, sabırlı.
Pasif, boyun eğen, iddiacı olmayan, kabule geçen kişiler, her şeye okey diyenler.
Bakın B ile C arasında bir tık benzerlik var dikkat ettiyseniz.
Her ikisi de böyle kalender, cana yakın insanlar değil mi?
Ama B tipi olanlar duyguları için ne yaptılar?
Duygularını kolayca ifade edebiliyorlar değil mi?
Korkularını, üzüntülerini söyleyebiliyorlar.
Ama C tipi nasıl?
Öfkelerini, o negatif duygularını bastırıyor, saklıyor bunları.
Ve dışarıdan da çok mutlu bir görüntü çizebiliyor bu insanlar.
Çok güçlü de görünebilir.
Yani Jimmy için ne diyorlardı hatırlayın.
O kimseyi kırmaz, kimseyi incitmez.
Çok mutlu bir adamdı ya nasıl oldu?
Çünkü kimse kırılmasın diye kendini kırdı.
da o adam yani içine içine attı her şeyi ağladı içine içine stres altındayken nasıl bir savunma mekanizması sergiliyoruz bu çok önemli bir şey Ben kendime baktığımda B tipi olduğumu gözlemledim.
C tipi karakter özellikleri sadece melanomda karşımıza çıkmıyor.
Kolon ve rektum kanserinde de bir risk faktörü oluşturuyor.
600'ü aşkın hasta üzerinde bir araştırma yapılıyor arkadaşlar bu konuda.
Yani böyle dışarıdan çok ince veya iyi insan dediğimiz insanlar vardır.
Öyle bir görüntü çizerler. Bu insanlar böyle başkalarını rahatsız edebilecek tepkilerini bastıranlar.
Çatışmadan kaçınan insanlarmış.
Ve tek sebep...
Elbette bu değil. Pek çok faktör var dediğim gibi.
Bu koşulların hepsi bir araya geliyor arkadaşlar.
Ama bunlar da etken.
Ben tam olarak böyleyim kanser olacağım diye düşüncelere kapılmayın.
Öyle değil. Yani pek çok faktör var işin içerisinde.
Gelelim bir başka araştırmaya.
1946 yılında yapılan bir araştırma bu.
Gençler de ileride hastalık durumlarına yatkınlık öngörüsü yapıyorlar.
Bunun için de bir psikobiyolojik özelliklerin var olup olmadığını tespit ediyoruz.
O yüzden de uzun süreli bir çalışma bu.
18 yıl sürmüş arkadaşlar.
Bu 18 yıl boyunca tıp fakültesine kaydolan 1130 beyaz erkek öğrenci bir takım psikolojik testlerden geçiriliyor.
Bu öğrencilere duygusal başa çıkma tarzlarına bakıyorlar.
Çocuklukları boyunca anne baba ilişkilerine dair sorular soruyorlar.
Sigaram var mı kahvem var mı alkol alışkanlığı işte uyuşturucu nabız tansiyon kilo kolesterol hep gözlemliyor.
18 yıl sonra bu öğrenciler mezun oluyor.
Çoğunun yaşları işte 30 ila 60 yaş arası doktor oluyorlar artık ve çoğunun sağlığı yerinde.
Ama içlerinde kendi hayatına kıyanlar olmuş doktorlar arasında.
Kalp hastalığı, yüksek tansiyon, akıl hastalığı, kanser olanlar bunlar çok sık.
Kanser teşhisi konanlar ile intihar grubu arasında ise çarpıcı benzerlikler buluyor araştırmacılar bu doktorlar arasında.
Varılan sonuç şu.
Kanser hastalarının çatışma dürtüleri, duygularını inkar ve bastırma eğilimi çok yüksek.
Bunlar benzer özellikleri.
Yine bu gruplar arasında kanser grubu duygularını en az ifade edebilen grup olmuş.
Bakın intihar grubu ve kanser grubu benzerliğinden bahsettim.
Her ikisi de duygularını en az ifade eden grup dedik.
Gabor Mate diyor ki herhangi bir kişilik türünün kansere yol açtığını söylemek mümkün değil altını çizerim.
Ama bir takım karakter özelliklerinin fizyolojik stres yaratma ihtimali daha fazla.
İşte o yüzden riski arttırabiliyor.
Bakın riski arttırabiliyor diyorum dikkatinizi çekerim.
Bastırmak, hayır diyememek, kişinin kendi öfkesinin farkında olmayışı.
Bakın bu çok önemli. Geçen gün ben böyle bir cinnet geçirdim arkadaşlar.
Çok ağladım böyle. Gerçekten içimden şeytan çıktı derler ya öyle bir şeydi.
Sonra dedim ki neden ben bu kadar buna öfkelendim?
Şu an nedir yani bu benim duygumun kaynağında ne var?
Düşündüm düşündüm orada mesela öfkelendiğim anda söylemiş olduğum bir sözcüğü yakaladım.
O beni o kadar incitmiş ki o incinmişliğimi öyle bir bastırmışım ki.
Susmuşum susmuşum içime atmışım atmışım böyle diyorlar ya sessiz zatın çiftesi ağır olur.
Öyle bir andı yani. Hayatımda delirdiğim çok nadir an vardır.
Normalde çok sakinimdir.
Demek ki dedim buradaki öfkeme bir bakmam gerekiyormuş.
O yüzden lütfen bastırılmış öfkelerinize bir kontrol edin.
Ben neden bu kadar öfkelendim?
Nezaketimin suistimal edilmesi, iyi niyetimin sürekli suistimale uğraması beni böyle cinnete sürükleyen şeydi orada.
Bunlar da çok önemli.
Kendi ihtiyaçlarımızı görmezden gelip böyle el aleme koşmamız, ha bire böyle iyi niyetimizin suistimal edilmesi.
Bakın bunlar stresi tetikleyen durumlar arkadaşlar ve yıllar içinde tekrarlandığı zaman sürekli sürekli bunları yaşadığımız zaman çoğalıyor.
Ve ne oluyor? Vücut dengemiz, bağışıklık sistemimiz zarar görüyor.
O yüzden şimdi söyleyeceğime lütfen dikkat.
Bir vücudun fizyolojik denge ve bağışıklık savunmalarını zayıflatarak hastalığa kapı aralayan veya direnç gücünü azaltan şey başlı başına kişilik
değil. Strestir arkadaşlar.
Lütfen duygularınızı bastırıp inkar etmeye devam etmeyin.
Onları etkili bir şekilde ifade etmeye öğrenmeye çalışalım.
Ve çocuklarınıza da lütfen ilk önce bunu öğretin.
Duygularını ifade etmelerine izin verin o çocukların.
Alan açın. Bu gerçekten çok önemli.
Bakın işte matematiği çok iyiymiş.
İngilizcesi bilmem bunlar değil ya.
O çocuk duygusunu ifade edebiliyor mu?
Benim için en önemli şey bu ya.
Çünkü bizlerin büyütülme şekli.
Bedenimizle ve zihnimizde olan ilişkimizi şekillendiren bir şey.
Çocukluğumuzun duygusal ortamı bizim doğuştan gelen mizacımızla etkileşim haline giriyor ve karakterimizi inşa ediyor.
Karakterimizin de büyük bir kısmı sabit bir özellikler bütünü falan değil.
Bizim çocukluğumuzda edinmiş olduğumuz başa çıkma mekanizmalarımız.
Burayı tekrar etmek istiyorum.
Karakterinizi belki sabit bir şey zannediyorsunuz.
Değişmez. Öyle bir şey değil.
Bu bizim çocukluğumuzda edinmiş olduğumuz başa çıkma mekanizmalarımız olabilir.
Belki de ya bu benim değişmeyen bir özelliğim böyle zannediyorsunuz.
Değil aslında o sizin bilinçsizce benimsemiş olduğunuz bir alışkanlık olabilir.
Alışkanlık haline getirdiğiniz savunma teknikleriniz olabilir.
Örnek ver Merve mesela.
Kendinizi kontrol manyağı zannediyorsunuz değil mi?
Belki öyle düşünüyorsunuz.
Değilsiniz. Bu doğuştan gelen bir şey değil arkadaşlar.
Siz bunu sonradan edindiniz.
Yani sizin kontrolcü olmanızın sebebi ne?
Çünkü belki içinizde derin bir yerlerde anksiyete var.
Kontrolcüsünüz çünkü çocukken ihtiyaçlarınıza cevap alamadınız.
Sonra her bir ayrıntıya ilişkin kaygı geliştirdiniz ve obsesif bir başa çıkma mekanizması geliştirdiniz.
Siz kontrolcüsünüz çünkü çocukken yaşadıklarınızı kontrol edecek gücünüz yoktu.
Siz çocuktunuz. Şimdi olsun istiyorsunuz değil mi?
Şimdi her şeyi kontrol etmek istiyorsunuz.
Olayları kontrol edemediğinizde stres yaşıyorsunuz değil mi?
Nereden biliyorsun Merve?
Keşke bilmeseydim. Ailenizdeki insanları, kedinizi, köpeğinizi, eşinizi, dostunuzu, sevgilinizi, ananızı, babanızı hatta hayatınızdaki her şeyi kontrol etmek istiyorsunuz değil mi?
Çünkü sadece bunu yaparsanız bilinçsizce ihtiyaçlarınızın karşılanabileceğini düşünüyorsunuz.
Bu sizin başa çıkma mekanizmanız arkadaşlar.
Küçükken kendinizi belki çok üzgün, Kızgın, berbat hissettiniz ama etrafınızda konuşabilecek hiç kimse yoktu.
Ailenizi mutlu etmek zorundaydınız değil mi?
Çünkü zaten işleri başından aşkında onların.
Onları mutlu edersem belki beni görürler dediniz değil mi?
Hayalet çocuklar. Ya da size öfkenizi, üzüntülerinizi bastırmayı öğrettiler.
Ağlarken sus, ağlama, kes sesini.
Sen de sürekli ağlıyorsun oğlum.
Ne öyle kız çocuğu gibi ağlayıp duruyorsun?
Oğlum neden bu kadar sinirlisin?
Bak kaldırır çarparım seni şimdi yere.
Sen iyi bir dayağı hak ettin oğlum.
Ceza nasıl olurmuş?
Görün bakalım şimdi. Tanıdık geldi mi?
Umarım gelmemiştir. En önemli stres kaynağımız duygusal olanlar arkadaşlar.
Lütfen duygularımızı ifade edelim.
Ve son olarak Gabor Mate diyor ki bir şeyi reddetmek, sizde suçluluk duygusu yaratırken rıza göstermek ardında kırgınlık bırakacaksa suçluluğu tercih
edin diyor. Çünkü kırgınlık ruhun intiharıdır arkadaşlar.
Hiç kimseye kırılmadığımız ve suçlu hissettirilmediğimiz bir ömür diliyorum hepimize.
Lütfen kendimize başka birine davranacağımızdan kötü davranmayalım.
Cambly Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Açıklamalara bırakmış olduğum linkten.
Kembeli'nin indirimli fiyatlarını hemen görebilirsiniz.
Bize özel indirim kodumuz 30OSB.
Bu pazartesi, çarşamba ve cumartesi yepyeni bölümlerle tekrar görüşmek üzere.
Hoşçakalın bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
