
Evital, online sağlık hizmetlerini erişilebilir hale getiren bir dijital sağlık platformdur.
Kullanıcılar; psikolojik danışmanlık ve beslenme danışmanlığı hizmetlerini online olarak alabilir, ücretsiz ön görüşmeyle ihtiyaçlarına en uygun uzmanı seçebilirler.
Daha fazlası için: https://s.evital.app/osb50
OSB50 koduyla ilk psikolojik danışmanlık veya beslenme danışmanlığı seansınız %50 indirimli.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Yeni çıkan kitabım “Kendimi Nasıl İyileştiririm?”i almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Bu bölüm "Evital" hakkında reklam içerir
Transkript
Evital, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün size kadın öfkesinden bahsetmek istiyorum.
Bu konuyu çok önemli buluyorum.
Çünkü kadın öfkesinin dinamikleri erkeklerden çok farklı arkadaşlar.
Ve bu öfkeyi nasıl pozitif anlamda yapıcı bir güce dönüştürebiliriz?
Bunu da konuşacağız. Buradaki amacımız ilişkilerimizde daha anlamlı ve uzun vadeli değişimler yakalamak arkadaşlar.
Sevgili kız kardeşlerim, şimdi bu konuyu klinik psikolog ve psikoterapist Harriet Lerner'ın uzmanlığı ışığında anlatacağım size.
Çünkü kendisi uzun senelerdir bu sahada çalışmış ve özellikle kadın psikolojisi alanında uzmanlaşmış, akademik yönünde güçlü bir isim.
Hem kadın psikolojisi hem aile ilişkileri üzerine kapsamlı yayınları var.
Hadi o zaman hemen başlayalım.
Bakalım neymiş kadın öfkesi?
Eminim kendinizden çok şey bulacaksınız.
Çünkü ne diyordum? Merve dinleyicisini iyi tanır.
Şimdi arkadaşlar öfke konusunda daha önce de biliyorsunuz bir bölüm yapmıştım.
Kadın erkek fark etmez onu da mutlaka dinleyin derim.
Neden bu kadar öfkeliyiz bölümün adı.
Ve umarım bu bölümü erkekler de dinler ve bizi anlamaya çalışırlar.
Şimdi öfke öncelikle çok önemli bir işaret.
Neden? Çünkü öfkemiz aslında bize bir şey göstermeye çalışıyor.
İncindiğimizi, haklarımızın ihlal edildiğini, gereksinimlerimizin ya da isteklerimizin doğru şekilde karşılanmadığını gösteren bir ileti olabilir öfkemiz.
Ve öfkemiz bize yaşamımızdaki önemli duygusal sorunu ihmal ettiğimizi...
Ya da bir ilişki içerisindeyseniz kendinizden çok fazla fedakarlık yaptığınızda işte inançlarınızdan, değerlerinizden, arzularınızdan ya da hırslarınızdan çok fazla şey feda ettiğinizi gösterebilir.
Ve nasıl ki fiziksel acı elimizi sobadan çekmemizi gerektiriyorsa arkadaşlar öfkemizin getirdiği acı da aslında bizim benliğimizin bütünlüğünü korumaya çalışıyor.
Yani öfkemiz bizi başkalarının bizim hakkımızdaki o tanımlama şekline hayır.
kendi benliğimizin isteklerine evet demeye yönlendirmeye çalışıyor olabilir diyor Harriet Lerner.
Şimdi buraya kadar iyi, güzel, hoş ama...
Biz kadınların öfkelerinin bilincine varmaları ve o öfkelerini ifade etmeleri hep engellenmiştir değil mi?
Bizler genelde böyle besleyici olan, yatıştırıcı, uzlaşmacı olan, tarafsız değil mi?
O insanlarız dikkat ettiyseniz kadınları kastediyorum.
Dünyayı hoşnut etmek, korumak, yatıştırmak hep bizim görevimiz.
Ve tüm hayatımız sanki buna bağlıymış gibi ilişkilerimizi de biz korumaya çalışıyoruz dikkat ettiyseniz.
Böyle azıcık öfkemizi ifade etmeye kalksak hemen ayıplanıyoruz, kınanıyoruz.
Yani erkeklere duydukları öfkeyi açıkça ifade edebilen kadınlardan da çekiniliyor biliyorsunuz.
Onlara şöyle bir kuşkuyla bakılıyor ama erkek kahramanlar ne yapıyor?
İnançları için savaşabiliyorlar hatta ölebiliyorlar.
Peki sizce kadınlar için böyle mi?
Değil değil mi? Şimdi aklıma şey geldi hani Avrupa yakasında Bin Nur Kaya'nın oynadığı Şahika diye bir karakter vardı hatırladınız mı?
Böyle azıcık sinirlense ay salon kadını çizgimden kaydırmayın beni diyordu.
Yani bizden beklenen genel tavır oymuş gibi hani böyle o salon kadını çizgisi.
Böyle oradan azıcık kalsak öfkemizi şöyle dolaysız olarak ifade etsek bile hemen işte hanımefendilikten, annelikten, kadınlıktan.
cinsel çekicilikten uzaklaşmış gibi görülüyoruz.
Azıcık böyle sesimiz çıksa işte yoktırdırcı, şirret, erkek düşmanı, cadı diye yaptıranıyoruz değil mi?
Kullanılan değil bu. Burada erkekleri genellemiyorum.
Yapanlar için söylüyorum.
Hatta erkeklerin etmiş olduğu küfürlere bakarsanız orada bile yine bizim üzerimizden ilerliyor küfürler.
Örnek ver Merve demeyin.
Burada demeyin kanalı kapattırmayalım şimdi.
Ve dikkat edin o küfürlerde erkekleri yeren bir şeye pek rastlamazsınız.
Yani olay hep kadınların annelerinin üzerinden falan.
Bu arada hep söylüyorum burada bütün erkekleri kastetmiyorum.
Erkeklerle asla bir derdim yok.
Kadınları da erkekleri de çok seviyorum.
Cinsiyet ayrımcılığını sevmiyorum arkadaşlar.
Her cinsin iyisi de var kötüsü de var.
Kadın düşmanlarını sevmediğim gibi erkek düşmanlarından da hiç haz etmiyorum.
Bence burada kast edilen erkekleri herkes anladı.
Ben çok üzerime alındım Merve diyorsanız.
Ayakkabı ayağına uyuyorsa giy Cinderella.
Devam edelim. Yani arkadaşlar bizim öfke duymamız ve o öfkeyi ifade etmeye karşı tabular çok güçlü.
Yani ne zaman öfkeli olduğumuzu bile gerçekten bazen anlamıyoruz.
Öfkeli olma olasılığımızın bile başkalarının bizi reddetmesine ya da onaylamamasına yettiği göz önüne alınırsa bunu bilmememiz çok normal değil mi?
Peki biz neden öfkemizden korkuyoruz?
Sevgili kız kardeşlerim.
Çünkü öfke bir değişimin gerekliliğini işaret ediyor değil mi bazen?
Biz ne yapıyoruz? Bunu hissettiğimizde o öfkeyi bastırmak için çabalıyoruz.
Kendimize sorular soruyoruz.
İşte ben bu öfkemde haklı mıydım?
Acaba çok mu abarttım?
Bu öfkemin bir faydası var mı?
Sanki bu öfkem ne işe yarayacak gibi gibi değil mi?
Bunları niye soruyoruz kendimize?
O duyguları bastırmak için değil mi?
Kendimizi susturmak için yapıyoruz.
Öfkemde haklı mıyım? Ne demek ya?
Yani bu şey gibi. Ben az önce su içmiştim.
Şu an susamaya hakkım var mı?
Az önce içtim gibi bir şey oluyor bu.
Yani öfke bir duygu arkadaşlar.
Ne demek benim bu duyguyu hissetmeye hakkım var mı?
Böyle bir şey olabilir mi? Öfke bizim hissettiğimiz bir duygu.
Ve evet her zamanda bir nedeni var.
O yüzden onu görmezden gelmek yerine anlamamız gerekiyor.
Çünkü anlaşılmayı hak ediyor.
Hepimizin her duyguyu hissetmeye hakkı var.
Öfkenin bir duygu olduğunu unutuyoruz bazen.
O zaman ne soracağız kendimize bu sorular yerine?
Ben öfkemde haklı mıyım demek yerine?
Ben aslında neye öfkeliyim?
Bakın ben... Aslında neye öfkeliyim?
Özde neye öfkeliyim? Sorun ne ve bu sorun...
Kimin sorunu? Bakın bu sorun kimin sorunu?
Yani öfkem kendimi güçsüz ve çaresiz hissetmeme yol açmadan nasıl ifade edilebilir?
Öfkemi ben saldırıya geçmeden ifade etmeyi nasıl öğrenebilirim?
Bunları sormamız gerekiyor. Ben öfkemde haklıyım değil.
Ve evet öfke duymamız kesinlikle bir soruna işaret etse bile o öfkeyi açığa vurmamız bir çözüm getirmeyebilir.
Tamam mı? Hatta her şey eskisi gibi kaldığı yerden devam edecektir muhtemelen.
Hiçbir değişiklik olmayacaktır.
Hani işte ben öfkelendim camı çerçeveyi.
indirdim. Sinir krizleri geçirdim.
İşte bak bak karşı taraf nasıl değişti.
Öyle bir şey yok. Nereden biliyorsun Merve?
Aman Emrah üzümünü ye de bağını sorma.
Ya bu da nereden aklıma geldi.
Küçük Emrah filmi sabahın dördünde de bunu hatırlamazsın ya.
Neyse. Ne yapalım Merve?
İşte öfkemizi içimize atıp kendimizi hastama edelim diyorsanız Öyle bir şey demiyorum arkadaşlar ama bu şekilde de cinnet geçirmenin hiçbir faydası yok diyor Harriet Lerner.
Yani bunun bir faydası yok.
İstediğiniz kadar o camları indirin, çerçeveleri indirin.
Bağırın, çağırın, çıldırın.
Bunun bir etkisi olmayacak diyor.
Sadece öfkenizi etkin olmayan bir şekilde kullanmış olacaksınız diyor.
Çünkü arkadaşlar kavga etmenize rağmen sonunda yine o haksızlıklara boyun eğmeye devam edeceksek ve ediyorsak yakınmamıza rağmen kendi umutlarımıza, değerlerimize ve potansiyelimize ihanet edecek
şekilde yaşıyorsak Depresyon, kendine saygı duymama, kendine ihanet etme ve hatta kendinden nefret etme gibi duygularla karşılaşmamız kaçınılmaz olacaktır diyor Harriet Lerner.
Lütfen burayı geri sarıp tekrar dinleyin arkadaşlar.
Özellikle de potansiyelinize ihanet edecek şekilde yaşamak ve haksızlıklara boyun eğmeye devam edecek şekilde yaşama kısmına.
Ha bu arada öfke sadece ruh halimizi etkilemiyor arkadaşlar.
Bağışıklık sistemimizi zayıflatıyor, kalp hastalıklarına sebep oluyor, işte sindirim sorunları.
Kas gerginliğimizi arttırıyor, işte yüksek tansiyon, uyku sorunları ya daha pek çok şey olabilir arkadaşlar.
Merve ne yaparsam yapayım öfkeme bir türlü engel olamıyorum diyorsanız tabii ki bir uzmandan destek alabilirsiniz arkadaşlar.
Bu noktada size dijital bir sağlık platformu olan Evital'e önereceğim yine.
Sadece ruhsal sağlığımız için değil biliyorsunuz fiziksel sağlığımız için de destek alabileceğimiz bir dijital sağlık platformu.
Benim takipçilerimden çok kullanan var, çok iyi dönüşler alıyorum.
Peki neden Evital?
Çünkü arkadaşlar çoğumuz çalışıyoruz ve işimize göre doktor saatlerimizi ayarlayamıyoruz.
Ben mesela bugün ayarlayamadım.
Bundan dolayı da maalesef çoğu zaman kendimizi ihmal ediyoruz.
İşte tahliye sonuçlarımızı göstereceğiz, yetişemiyoruz.
Diyetisyene gideceğiz, gidemiyoruz.
İşten çıkıyorsunuz, yorgun argın, o yol gözünüzde büyüyor.
Hani terapiste gidecek olsanız o da aynı şekilde.
Yani o saatleri uydurmak gerçekten bazen çok zor olabiliyor.
Evital dijital bir sağlık platformu olduğu için dilediğiniz uzmanla randevu saatinizi kendiniz oluşturarak sağlık profesyonelleriyle görüşebiliyorsunuz size uygun olan saatte.
Bir de hastalanınca çoğumuz ne yapıyoruz?
Önce hastalığı internette araştırıyoruz değil mi?
Böyle bir özelliğimiz var. Nereden biliyorsun Merve?
Hiç sormayın. Bağlanın Evital'e evinizden, işyerinizden, kafeden artık her neredeyseniz internetin olduğu her yerden bir uzmana danışabiliyorsunuz Evital'de.
Bir de Evital kullanırken ben böyle doktor evime gelmiş gibi hissediyorum.
Çok iyi geliyor bana o. Hani hastane ortamı beni bazen gelebiliyor.
Bu arada arkadaşlar kullanıcı dostu bir arayüzü var.
Herkes rahatça kullanabiliyor uygulamayı 7'den 70'e.
Bir de arkadaşlar bazen bir teşhis alıyoruz ve sonuçlarımızı tek bir uzmana değil de böyle birkaç uzmana danışmak istiyoruz.
O da biliyorsunuz yorucu bir süreç.
Evital bence bunu da çok kolaylaştırıyor.
Hatta geçen gün bir takipçim Merve işte 79 yaşındaki babamın tahlilleri, tetkikleri elimde.
O doktor seni yiyin, bu doktor benim gezdirecektin, beni bundan kurtardın sağ ol demiş.
Çok mutlu oldum arkadaşlar. Evital'den birkaç uzmana danışmış.
Babasının kalbiyle alakalı bir problemi varmış bunları danışmış.
Evital sağlığı daha erişilebilir bir hale getiriyor gördüğünüz gibi.
Avantajlı seans paketleri de var arkadaşlar.
Taksit imkanı var. Hani bütçenize uygun olan seçenekler de mevcut.
Psikolog ve diyetisyenlerle...
Ücretsiz bir ön görüşme yapabiliyorsunuz.
Zaten Evital'deki tüm sağlık profesyonellerinin diplomaları onaylı.
Sağlık Bakanlığı onaylı bir dijital platform.
Bugün arkadaşlar kadın öfkesinin sebeplerini konuşuyoruz.
Evital kadın sağlığına dair konularda da biliyorsunuz her adımda yanımızda.
İşte emzirme danışmanlığı olsun, doğum koçluğu, kadın doğum uzmanlığı, perinatoloji gibi ya da işte beslenme, diyet, mental sağlık gibi bütün ihtiyaçlarımızda özel hizmetleriyle bize destek oluyorlar.
Merve bize özel kod var mı?
Tabii ki var. OSB50 açıklamalara da bu kodu bırakıyorum.
İlk seanslarınızda OSB50 koduyla görüşmelerinizi %50 indirimli planlayabilirsiniz.
Detayları açıklamalara bırakıyorum ve devam ediyorum.
Peki öfkemizi yanlış yönlendirirsek ne olur?
Muhtemelen şu iki şeyden biri olur arkadaşlar.
Ya iyi kız olursunuz.
Yani ne demek iyi kız?
Ne pahasına olursa olsun öfkeden ve çatışmadan hep kaçınan kız olursunuz.
Ya da böyle şirret diye adlandırdıkları bir kategori var ya erkeklerin.
İşte kavga, kıyamet, yakınma, suçlama, cinnet, sinir krizleri.
Sonuç? Sonuç yok.
Yani her ikisinde de sonuç alamayacaksınız.
Ne iyi kız olduğunuzda sonuç alabileceksiniz ne de şirret kadın diye adlandırdıkları kategoride bir sonuç alabileceksiniz.
Merve. İyi kız sendromu da ne demek?
Şimdi efendi adam sendromu diye bir bölümüm var.
Kadınlar neden iyi erkekleri sevmez diye böyle rekorlar kıran bir bölüm o.
Çok sevdiniz onu. Bu iyi kız sendromuna örnek olarak şu an aklıma gelen Kral Kaybederse'deki Handan karakteri arkadaşlar.
Eğer o diziyi izliyorsanız kitabı da var okumak isterseniz.
İşte oradaki Handan karakteri şunu öğreniyor.
Kocası en yakın arkadaşıyla ona ihanet ediyor.
Ve kadın bu aldatılmayı öğrendiğinde o kadar böyle tepkisiz ki yani resmen iyi kız.
yani. Ve o sahnede gerçekten Handan'a o kadar kuruldum ki hala böyle iyi kız olma çabasına çok kuruldum.
Hatta ekrandan içeri girip böyle kendine gel falan diyesim geldi.
Böyle saç baş yolasım geldi onlara.
Arkadaşını ve kocasını.
Handan'ın tepkisi bence çok minnoştu.
Böyle gerçekten salon kadını çizgisinden kaymamaya çalıştı.
Yani o öfkeye o tepki hiç olmadı.
Çünkü orada çok yoğun bir duygu var arkadaşlar.
Öyle bir tepki verse de zaten bir sonuç alabilir miydi?
Hayır. Az önce dediğim gibi alamazdı.
Ne iyi kız olduğumuzda ne de şirket olduğumuzda bir sonuç alamıyor.
Ama orada zaten artık bitmiş gitmiş yani ilişkinin değişeceği bir durum yok.
Şimdi iyi kız olarak nasıl davranıyoruz?
İşte Handan'ın yaptığı gibi.
Öfke ya da böyle tepki uyandıran durumlarda sessiz kalıyoruz.
Bir köşede kendi kendimize ağlıyoruz.
Kendimizi suçluyoruz.
Öfkemizi saklamaya çalışıyoruz.
Neden bunu yapıyoruz hiç düşündünüz mü arkadaşlar?
Hala hem o ilişkiyi korumaya çalışıyoruz hem de karşımızdaki kişiyi korumaya çalışıyoruz.
Çünkü arkadaşlar açık açık konuşsak belli ki karşımızdaki kişi huzursuz olacak değil mi?
Bunu göze alamıyoruz. İşte aman ağzımızın tadı bozulmasın Ali Rıza Bey diyen Hayriye Hanım oluyoruz arkadaşlar.
Aman o tekneyi sallamayalım diye diye içimizde böyle farkında olmadan büyük bir öfke ve hiddet.
deposu oluşturuyoruz.
Ben şu an ne istiyorum? Ben şu an ne düşünüyorum?
Demeyi unutuyoruz.
Şimdi buraya dikkat.
Hatta lütfen sesi açın.
Size çok önemli bir şey söyleyeceğim.
Yaşamımız resmen pes etmekten ve idare etmekten ibaret kaldığında, başka insanların duygu ve tepkilerinin sorumluluğunu yüklendiğimizde, kendi gelişimimizi sürdürme
sorumluluğumuzu feda ettiğimizde, İlişkiyi sürdürmek benlik sahibi olmaktan daha önemliymiş gibi davrandığımızda o öfke kaçınılmaz olacaktır.
Ama o öfkeyi yaşamamız yasaktır.
Neden? Çünkü iyi kızlar asla öyle o şekilde öfkeli davranmazlar değil mi?
Böylece insanın benliğine ihanet ettiği sürekli bir kısır döngü başlıyor işte.
Biz pes ettikçe ve biz idare ettikçe Biz alttan aldıkça o içimizdeki öfke artıyor ve en sonunda o birikmiş öfke ne oluyor öyle bir taşıyor ki arkadaşlar volkanik bir patlama gibi yıkıcı yakıcı
bir öfke sonra karşınıza geçip diyorlar ki aaa meğer sen ne kadar deliymişsin sen nevrotikmişsin hiç göründüğün gibi biri değilmişsin sen hani iyi bir kızdın.
Sonra arkadaşlar o asıl sorun o odadaki fiil bu şekilde siz suçlanarak suçlanarak bastırılıyor manipülasyona gelmeyin ve böyle bir kısır döngü oluşuyor.
İyi kızlar öfkeyi göstermekte pek iyi değillerdir ama kendilerini suçlama konusunda çok uzmanlardır ve iyi kızları Toplumda genelde erkekler çok sever.
Şirretlerin aksine onlar daha çok sevilir.
Mülayimdir onlar çünkü böyle sesleri çıkmaz kafasına vur ekmeğini al.
Ama bunun bedeli de son derece ağır olur.
Peki şirret denilen kadınların öfkesine gelecek olursak.
Sözüm ona dırdırcı kadınlar, şirret cadı kadınlar.
Onlar da arkadaşlar çaresiz aslında.
Dediğim gibi onlar da bir şey değiştiremiyorlar.
Öfkelerini böyle etkin olmayan bir şekilde ifade ettiklerinde yine bir şey değişmiyor.
Hatta dikkat edin arkadaşlar. Siz cinnet geçirecekken karşınızdaki kişi gayet sakin.
Böyle sulardan serin. Oturup kahvesinde de içer karşınızda ve sizi böyle bir deli izliyormuş gibi izler.
Çünkü sonra sizi suçlayacak ve onun için doneler topluyor orada.
Hani siz bağırıyorsunuz çağırıyorsunuz orada done topluyor.
Peki bu etkisiz kavgaları neden yapıyoruz?
Burası çok ömelli arkadaşlar.
Niye yapıyoruz biliyor musunuz?
Genelde karşımızdaki kişiyi değiştirmeye çalışıp değiştiremediğimizde o cinnet geliyor.
Yani ilk başta sivri dille söylüyoruz.
Sonra gitgide o dozu arttırıyoruz ve ondan sonra işte dırdırcı diyorlar ve en sonunda Bir cinnet her şeyi çözer Joker gülüşü.
Valla Joker'e katılıyorum.
Hani diyor ya ben kötü biri değilim.
Sen benim iyi olmamı hak etmemişsindir diyor.
Joker niye öyle delirdi arkadaşlar?
Hatırlayın yani adamı görmezden geldiler, dinlemediler, umursamadılar.
Halbuki bunun için ne kadar çaba verdi değil mi?
Hatırlayın. Tıpkı bizim iyiyiz kız sendromu gibi.
Yani yaşadığı onca şeye rağmen hep böyle insanların istediği gibi biri olmaya çalıştı.
Bakın bu çok ömerli. Öfke biriktirmemizin sebeplerinden biri bu.
Sonra da delirdi işte diyor ya.
Eskiden hayatımın bir trajedi olduğuna inanırdım ama artık farkındayım.
Basit bir komediden ibaretmiş diyor.
Bugün anlattıklarım da o öfkenin dönüşümü ve o algının değişimi için arkadaşlar.
Yani öfkemizi bir trajediye değil bir komediye dönüştürelim.
Tabii ki Joker gibi değil.
Şimdi Harriet diyor ki arkadaşlar en büyük öfkelerimizi ve en büyük sevgilerimizi kız evlat, kız kardeş, sevgili eş ya da...
Anne rolleri içinde yaşarız.
Yaşamımızdaki en etkili ve en zorlu ilişkiler aile ilişkileridir diyor.
İmza, kaşe, mühür.
Şimdi arkadaşlar canım kız kardeşlerim biz bu öfkeyi nasıl itici güç olarak kullanacağız?
Şimdi bunu yapmak için şu dört alandaki becerilerimizi keskinleştirmeyi öğrenmemiz gerekiyor.
Birincisi savaşın ne olduğunu bilmeden çarpışmaya girmeyin arkadaşlar.
Bakın savaşın ne olduğunu bilmeden çarpışmaya girmiyoruz.
Ne demek istiyorum? Öfkemizin gerçek kaynaklarına odaklanıyoruz.
Ben niye öfkelendim ya?
Gerçek sebebi ne? Bunu öğreneceğiz.
Şimdi bu durumda beni öfkelendiren şey tam olarak ne?
Benim ulaşmak istediğim şey tam olarak ne?
Kimler nelerden sorumlu bu öfkenin içerisine?
Ben şu an ne düşünüyorum?
Ben ne hissediyorum?
Ben altını çizerim. Ben ben ben.
Ben ne düşünüyorum? Ben ne hissediyorum?
Bunları lütfen kendinize sorun tamam mı?
Ve öfkenizi değişmek istemeyen birini değiştirmeye çalışmak için harcamayın.
Az sonra buraya geçeceğim. Burası çok ömerli.
İkincisi arkadaşlar iletişim becerilerimizi geliştirmemiz gerekiyor.
Çünkü bu aslında bizim duyulmamızı sağlayacak bir şey.
Yani o öfkeyi doğru ifade edebilmek lazım.
İletişim becerilerimizi nasıl geliştiririz diyorsanız bol bol kitap okumamız lazım.
Üçüncüsü eski bir dansta diğer insanın adımlarını değiştirmesini sağlayın.
Anlayamazsınız değil mi? Ama ne yapabiliriz?
Kendi adımlarımızı değiştirirsek o dans ne olur?
Artık aynı böyle önceden tahmin edilebilir bir model de olmayacak değil mi?
Partneriniz şaşıracak. Sürekli aynı şeyleri yaparak farklı bir sonuç almayı bekliyoruz ama nafile.
Ve fırtına anında sakin kalıp geri çekilmeyi öğrenmemiz gerekiyor.
Bu çok önemli. Kendimizi bir gözlemleyelim.
O öfke anındaki farklı bir tepki geliştirmeyi öğrenebilelim.
Dördüncüsü zaten biz böyle değiştikten sonra karşı taraf şöyle bir bakacak.
Diyecek ki bu kadın hiç tepki vermiyor.
Kavga da etmiyor artık. Beni suçlamıyor.
Yani eskiden yaptığınız şey her neyse artık onun olmadığını görecek karşı taraf.
Bir şok geçirecek tabii. Belki şunu diyecek size.
Ya lütfen eskisi gibi ol diyecek değil mi?
Çünkü neden? O eski haliniz.
Çok işine geliyordu, çıkarlarına hizmet ediyordu değil mi?
Ama artık etmiyor. O yüzden de size lütfen değiş ve eskisi gibi ol diyebilir.
Şimdi size bir örnek danışan hikayesi anlatacağım.
Barbara adında bir kadın eşine diyor ki ben diyor işte Harriet Lerner'ın grup terapisine katılmak istiyorum.
Bunu söylüyor işte öfke terapisine.
Adam da diyor ki hayır diyor katılamazsın işte çok saçma gidemezsin diyor.
Kadın çok direniyor arkadaşlar işte öfke nöbetleri geçiriyor.
İşte adam diyor ki bence diyor evet gitmelisin diyor şu haline bak diyor.
Zaten diyor delirmiş gibisin falan.
Sonra kadın en son pes ediyor vazgeçiyor.
Tamam terapiye falan gitmiyor. Kadını da arayıp söylüyor.
Ben gelemeyeceğim diyor.
Şimdi bu kadın öfkesini ne yaptı?
Bağıra çağırdı da olsa bir şekilde dile getirdi değil mi?
Ama sorun çözüldü mü?
Hayır. Onun esas sorunu aslında değişimin gerçekleşmesini olanaksız kılacak şekilde kavga etmesi arkadaşlar.
Ve kendi gelişimi pahasına.
Kocasını ve ilişkilerindeki statikoyu korumaya çalışması değil mi?
Barbara aslında ilişkisindeki en temel statikoya karşı çıkmıyor.
Yani nedir o? Kuralları kocasının koymasına karşı çıkmıyor.
Temel statiko bu ilişkilerinde.
Erkeği için ne yapıyor? Kendini benliksizleştiriyor değil mi?
Harriet böyle söylüyor. Şimdi bu şu demek değil arkadaşlar.
İşte ay herkes ilişkisinde böyle kafasına göre takılsın.
Özgürüz bilmem ne bunu demek istemiyorum.
Hani aynı çatı altında yaşıyorsak tabii ki özverili olacağız.
Ama sorun şu ki çiftlerden birinin ki...
bu genellikle kadındır.
Kendi payına düşenden daha fazla özveride bulunması ve daha fazla uzaşma göstermesi ve kendi kararları ya da seçeneklerinin üstünde bir denetime sahip olmaması kadınların.
Şimdi unutmayın ki en çok özveride bulunan taraf en çok bastırılmış öfkeyle dolan taraf oluyor ki bu bölümü çekme sebebim de bu.
Kadın öfkesinden kastım ve sonuç ne oluyor arkadaşlar?
Bastırılmış öfke, bunalım ve diğer duygusal sorunlara karşı korunmasız hale geliyoruz.
Şimdi kadınlar da yaygın olarak görülür.
Benliksizleşme şekillerinden biri şu.
Yetersiz yüklenme arkadaşlar.
Yetersiz yüklenme, aşırı yüklenme modeli çiftlerde çok yaygın görünen bir şey.
Bakın yetersiz yüklenme, aşırı yüklenme.
Eşinizde bir tahtravelle de olduğunuzu düşünün ve bilin bakalım havada olan taraf kim?
Neden o adam havada?
Çünkü sen bütün yükü sırtlandığın için o tahtravelle de otururken o adam havada kalıyor değil mi?
Kadın kendini giderek zayıf.
korumasız, bağımlı ya da işlevsiz bir taraf rolünde bulabiliyor.
Ve kocası da bu özelliklerini yok sayıyor arkadaşlar.
Kendi sorunlarını görmek yerine bütün enerjisini karısının sorunlarına tepki vermek üzerine yoğunlaştırabiliyor.
Erkek kendini duygusal olarak ifade etmekten kaçındıkça kadın bu duyguları kendi payına düşenden daha çok yaşıyor ve daha çok ifade ediyor.
Şimdi buraya dikkat arkadaşlar.
Sesi açalım. Kadın kendi yeterliliğini ve gücünü göstermekten kaçındıkça kendini olduğundan daha büyük görmeye başlayabiliyor ve yetersiz yüklenen taraf çok daha iyi görünmeye başlarsa aşırı
yüklenen taraf da daha kötü görünmeye başlar diyor Harriet Lerner.
Merve ama erkeklerin de kendilerini güçlü hissetmeye ihtiyaçları var diyorsanız ki bunu da konuştuk arkadaşlar.
Erkeklerle ilgili bir sürü bölümüm var.
Harriet bunu artık çağ dışı görüyor.
Hani bizler erkeklerin kendilerini daha güçlü hissetmelerini sağlamak için zayıf davranmayı ve kendi gücümüzden vazgeçerek erkekleri güçlendirmeyi öğreniyoruz diyor.
Yine kral kaybederse de Johan'dan karakterinden örnek vermek istiyorum.
Kadın aslında işte okumuş etmiş değil mi?
Mimar sanırım. Eğitimli bir kadın.
Kendini öyle bir şeye sokuyor ki arkadaşlar.
Yani bile isteye o kadar silikleştiriyor ki o evliliğin içerisine kendisini.
Evlerine ateşler salona sıcağı Kenan'ı yücelteceğim diye kadın kendini unuttu değil mi?
Yani adamın ihanetini bile bile sustu en baştan beri.
Ve öfkesini sakladı sakladı içine attı.
Neden? Çünkü onu kaybetmeyi göze alamadı ki bunu da söyledi zaten.
Az önce Barbara'nın aslında kocasına yaptığı şey aynısı bu arkadaşlar.
Halbuki kocasının karşısına geçip şunu dese.
Okey senin fikirlerine saygı duyuyorum ama ben yetişkin bir kadınım.
Kendi kararlarımı kendim verebilecek bir yaştayım.
Grup çalışmasına değer vermeni ya da ben oraya gittiğim için senin mutlu olmanı beklemiyorum.
Ama bu kararı ben kendi başıma verebilirim deseydi ne olurdu arkadaşlar?
Muhtemelen eşi ondan eskisi gibi davranmasını bekleyecek.
İşte bana bağır, çağır, yük, dök ama sözümden çıkma değil mi?
Bunu bekleyecekti. Böyle iyiyiz kafasına girecekti.
Çünkü eski Barbara onun çıkarlarına hizmet ediyordu.
Şimdi Barbara'nın gösterdiği bu yeni kararlılık işte ben kendi kararlarımı alabilecek bir yaştayım falan dedik ya bu yeni kararlılık bağımsızlık ve olgunluk düzeyi karşısında eşi kendini tehdit edilmiş hissedecekti.
İşte Barbara'nın bu yeni konumu onun öfke grup çalışmasına katılmaktan da öte bir şey.
Başka bir anlam taşıyor değil mi?
Bu şu anlama geliyor arkadaşlar.
Benim ne yapacağım ve ne yapmayacağım konusunda kararları ben alırım.
Sen değil değil mi? Kararlar bana ait.
Bunu gösteren bir tutum var burada.
Şimdi buraya dikkat. Harriet diyor ki arkadaşlar önemli bir ilişkide yüksek bir isteğine sahip çıkmak ve ayrılık düzeyine ulaşıp diğer kişinin kendi adımlarına rağmen bu konuyu korumak son derece
huzursuz edici bir iştir arkadaşlar.
Yani bir isteğiniz var ama eşiniz tarafından bu reddediliyor.
Çok da yüksek bir istek. Bunun arkasında durmak yani ayrılık noktasına getirebilecek kadar ilişki bunun arkasında durmak gerçekten diyor çok huzursuz edici bir iştir diyor.
Yani diyor ki Sakın geri vites yapmayın gaza basın diyor.
Şimdi Barbara ne yaptı burada arkadaşlar?
Kocasını değiştirme fantezisinden vazgeçti.
Ve öfke enerjisini kendi seçimlerini belirleyip kendi adına yeni adımlar atmak için kullanmaya başladı.
Şimdi Barbara'nın belki de kendine şu soruyu sorması gerekiyordu.
Hayatım konusunda karar verme sorumluluğu kime aittir?
Eğer daha güçlü ve daha kararlı bir hale gelirsem evliliğime ne olur?
Bunu sorması gerekiyor. Önümdeki seçenekler ne?
Evliliğimin huzurunu korumak için kendimi feda etmek ya da gelişmek ve böylece bu ilişkiyi yitirme riskiyle karşılaşmaksa ben hangisini seçerim?
Bu önemli. Çünkü Barbara belki de şu anda bu tür korkutucu bir sorunla uğraşacak bir mentalde değil değil mi?
Şimdi Barbara aslında gördüğünüz gibi fikirlerini ifade etmeye çekinmedi.
Ama her defasında ne yaptı arkadaşlar?
Nihayetinde o evlilik gemisini sarsmaktansa kocasının istekleriyle uzlaşmayı tercih etti.
Peki ama neden bunu yapıyoruz?
Evet ağzımızın tadı bozulmasın Ali Rıza Bey.
Şöyle arkadaşlar huzur koruyucu iyi kadınlar aslında sandığınız gibi pasif kadınlar değil bunlar.
Tam tersinde onlar çok büyük bir iç eylemsellik.
Duyarlılık gerektiren, önemli ve karmaşık bir kişiler arası beceri geliştirmiş olan kadınlar, başka insanların tepkilerini tahmin edip onları huzursuz edecek duygulardan korumada uzmanlaşmış olan kadınlar.
Ama bakın yine başkalarının menfaatine hizmet ediyor bu kadınlar.
Harriet diyor ki bu noktada, keşke diyor bu becerinizi alıp kendi benlikleriniz hakkında uzman olmak için kendi işinizi yöneltebilseniz.
Yani başkalarını kırmamak için aslında en çok kendimizi kırıyoruz değil mi arkadaşlar?
Şimdi evlilik ve uzun ciddi ilişkiler biliyorsunuz bir denge oyunu arkadaşlar.
Eğer aranızda yeni evlenecek kız kardeşlerim varsa Gülcan Özer'in şu sözünü hatırlatmak istiyorum.
Koca terbiye edilmez diyor.
Kocanın terbiyeli sağlanır.
Bunu unutmayın. Çok büyük bir hayat dersi.
Bakın bugün öfke konuşuyoruz ki öfkemizin, kadın öfkesinin nedenlerinden biri karşı tarafı değiştirmeye çalışıp değiştirememesi.
Bundan dolayı cinnet geçiriyor çoğu kadın.
O yüzden dediğim gibi kocanın terbiyelisini almaya çalışın arkadaşlar.
Şimdi evlilik dediğim gibi uzun, ciddi ilişkiler bunlar bir denge oyunu.
Ben ile... biz olma arasındaki o ince dengeden bahsediyorum.
Bence evlilik tam olarak bu.
Yani ben ile biz olma arasındaki ince bir denge.
Hem karşı tarafla bir olmak istiyoruz hem de bağımsız olma arzumuz var değil mi?
Şimdi bir ilişkide yeterince...
Biz yoksa eğer duygusal boşanma olabiliyor.
Şimdi evet bu ilişkide belki kavgalar az yaşanıyor.
Öyle işte kavga kıyamet öfke nöbeti falan olmuyor.
Ama artık ne oluyor? Yakınlık çok azalıyor arkadaşlar.
O duygusallık o kadar azalıyor.
Hani ben sensiz de yaşarım kafası değil mi?
Bir ilişkide biz yoksa ben sensiz de yaşarım kafası varsa zaten duygusal boşanma olmuştur.
Peki yeterince ben yoksa ne olur arkadaşlar?
Kimlik kaybı ve kendi yaşamımız üzerindeki o hakimiyetimizi kaybediyoruz.
Şimdi taraflardan bir...
diğeri için var olmaya çalıştıkça işte onu değiştirme umuduyla yanıp tutuştukça etkide kimliğini kaybediyor ve ötekinin duygusal refahı için elinden geleni yapıyor.
Bakın kendi duygusal refahı değil hocasının duygusal refahından bahsediyorum.
Sonuç kavga, öfke, patlamalar işte karşı tarafı suçlamalar.
Şimdi itaatkar bir eşin egemen eşinin gerçekliğini kabul ettiği ve sırf sorun çıkmasın diye müthiş uyumlu davrandığı ilişkiler var.
Ve bu şekilde biz olan bir ilişkide itaatkar olan taraf korkunç bir şekilde savunmasız kalır.
Bakın burada biz olmuşlar ama toksik bir bizlik var burada.
Ayrılık durumunda ne oluyor?
İtaatkar eşin artık tutunacak bir benliği olmadığı için o evliliğin çözü o benlik eridiği için bu ayrılık ona ölüm gibi geliyor değil mi?
Birbirimizin varlığına anlam ve değer katarak biz olduğumuz ilişkiler aslında güzel ilişkiler bunlara ihtiyacımız var.
Bunlar bizim benliğimizi kaybetmemize sebep olmayan ilişkiler.
Eğer ilişkinizde kronik bir öfke duyuyorsanız arkadaşlar bu şu demek yani belinizi kaybettiğinizin işareti olabilir.
Ben ne düşünüyorum, ben ne hissediyorum?
Bunları bırakıp partnerinizin gözleriyle hayata bakmak, onun adıyla işte kararlar almak.
Onun gibi düşünmeye çalışmak değil mi?
Bundan dolayı olabilir. Burada benimizi güçlendirmemiz gerekiyor.
Barbara grup terapisine gitmedi.
Evet sorun çıkmasın diye kocasıyla sorun yaşamamak için öfkelendi ve sustu daha sonra.
Aslında orada bir seçim yaptı arkadaşlar.
Kendi öfkesiyle eşinin öfkesi arasında bir seçim yaptı.
Ve ne yaptı? Kendi öfkesini iptal etti ve eşinin öfkesini seçti.
Halbuki bu isteğini öfke nöbeti geçirmeden güzel bir şekilde ifade etse belki daha farklı olacaktı.
Bazen sabrederken vazgeçiyoruz.
Pes etme ve özveride bulunma düzeyimizle orantılı bir şekilde içimizde öfke biriktiriyoruz arkadaşlar.
Bakın tekrar ediyorum. Pes etme ve özveride bulunma düzeyimizle orantılı bir şekilde içimizde öfke var.
Biz hep ne zannediyoruz? İşte altta kalan kişi oldukça o ilişkinin ayakta kalacağına inanıyoruz değil mi?
Daha açık, daha güçlü, işte kendimiz adına harekete geçmeyi bilinç aldığımızda eşimize karşı bir tehdit gibi algılanacağını düşünüyoruz ve terk edileceğimizi düşünüyoruz.
O yüzden sessiz kalıyoruz. Çoğu zaman altta kalıyoruz.
Daha güçlü bir ben geliştirmek kimi zaman içimizdeki o bizi tatmin etmeyen o evliliği bitirme isteğini kabul etmek anlamına gelir ki bu daha aslında terk edilmek kadar korkutucu
bir şeydir. O yüzden kadınlar altta kalıyorlar.
Şimdi arkadaşlar burada Harriet şunu demiyor.
İşte aman eşinizin her dediğine karşı çıkın.
Dediğim dedik, çaldığım düdük.
Bunu oynayın. Böyle bir şey demiyor.
Tabii ki uyum göstereceğiz.
Mantık çerçevesinde bir uyumdan bahsediyorum.
Ama uyum gösteren.
alttan alan, fedakarlık yapan eğer ki hep sizseniz orada sizce de bir problem yok mu?
Yani o taht raveli de altta oturan kişi daima sizseniz orada bir sıkıntı var çünkü öfke biriktiriyorsunuz.
Sırf böyle ilişkimiz bozulmasın diye sessiz kalıyorsanız, sessiz kalan taraf hep sizseniz, isteklerinizi, önceliklerinizi açıkça ifade etmeye korkuyorsanız, sırf karşı tarafı kaybedeceğim korkusuyla
bunu yapıyorsanız karşınızdaki kişi Neden sizi kaybetmekten korkmuyor?
Buna da bir sorun. Neden siz hep korkuyorsunuz?
Yani bizi kaybetmekten hiç korkmayan birini kaybetmekten korkmak neden değil mi?
Merve eskisi gibi kavga çıkarmayalım.
Tamam güzelce isteklerimizi dile getirelim.
Ne olacak diyorsanız. Şimdi ailede daha bağımsız bir benlik oluşturan üyeye karşı tüm ailede güçlü bir muhalefet gösterilir biliyorsunuz.
İşte sen haksızsın tepkileri eskisi gibi ol eğer olmazsan seni kabul etmeyiz değil mi?
Sonuçlarına katlanırsın.
Bedelini ödeyeceksin kanki tutumu.
Saygısızlıkla, bencillikle suçlanırsınız.
İşte panik ataklar, dil altı hapları, ayılıp bayılmalar, başa tüdbent bağlayıp içine patates koyup yatmalar.
Ne istedik halbuki değil mi?
Kendi hayatımızın iplerini elimizde...
de tutmak istedik. Yetişkin insanlar olarak altını çiziyorum.
Yetişkin insanlardan bahsediyorum burada.
Şimdi böyle durumlarda ne yapıyoruz arkadaşlar?
Kendi karar ve kendi seçeneklerimizin değil, diğer kişinin bunlara vermiş olduğu tepkileri kontrol etmeye çalışıyoruz.
Oltaya geliyoruz aslında. Ki karşınızdaki insanın amacı da tam olarak bu zaten.
Yani her şey eskisi gibi kalsın ve ben gemimi yine o şekilde yürüteyim.
Gerekirse o gemileri karadan indireceğiz.
Tamam mı? Ki bu noktada kendi direncimiz de çok büyük bir güç arkadaşlar.
İlla karşı tarafın direnci değil.
Kendimiz de direnç gösteriyoruz.
Neden? Çünkü biz atalarımızdan böyle gördük.
Yani bir sürü model ve gelenek aldık onlardan.
Annemizden, anneannemizden, ailenin diğer üyelerinden.
Değil mi? Bunları unutuyoruz.
Yani aslında otomatik olarak yaşıyoruz ve kararlarımızı öyle veriyoruz.
Mesela kendimden bir örnek verecek olursam.
Benim babam yani düşünün üniversitedeyken bile eve geliş gidiş saatlerime aşırı takılıyordu.
Bir de zaten iki tane abim var.
İşte akşam hava kararmadan sekizden önce evde olacaksın.
Yani bitti ben bu şekilde büyüdüm.
Nereye gelmiyorsun eve?
Hatta o kadar çok hesap vermeye alışmışım ki.
Herkese hesap verdiğimi fark ettim.
İşte ben şuraya gittim, buraya gittim ve annemin de öyle olduğunu fark ettim.
Beni arıyor mesela, ne yapıyorsun annesi?
Şunu yaptım, buradan buraya gittim, alışveriş aldım, hesap veriyor bana.
Ne yapıyorsun deyince hesap verme, otomatik o moda geçiyor.
Bunları yaptığımızın farkında bile değiliz arkadaşlar.
Yani kalıplaşmış şeyler var hayatımızda.
Aileden gelmiş, getirmiş olduğumuz bir şeyler var.
Bunları da göz ardı etmeyin.
Şimdi bu şekilde büyümüş bir insan, sürekli annesine, babasına, özellikle de babasına, abilerine hesap vermeye alışkın bir insan.
Bunu çok normalize etmiş bir insan.
Hayatına giren insana da insanın da bu şekilde talepleri olduğu zaman bir dakika ya hayırdır demiyor.
Anlatabiliyor muyum? Okey. İzin vermiyor musun?
Tamam. Bu şekilde davranabiliyor.
Dediğim gibi bunlar bizim aileden getirdiğimiz kalıplar ve farkında bile değiliz.
Ama bence çoğu insan şu an fark edecek ne yaptığını.
E tabi o zamanlar böyle podcastler yapan biri yoktu.
Keşke kendimi dinleme şansım olsaydı.
Hani bir bana bunları anlatsaydı dedim bu bölümü çekerken.
Neyse arkadaşlar bu konularımızı unutmayalım.
Yani neyi neden yaptığımızı düşünürken bunları unutmayalım.
Devam edelim. Şimdi arkadaşlar özetle partnerimizle tartışırken, öfkelenirken gerçek sorunu gözden kaçırıyoruz.
Karşı tarafı değiştireceğim diye bütün enerjimizi boşa tüketiyoruz.
Yanlış ve sözde sorunlar için kavga ediyoruz.
Yok işte çorabını niye kirli sepetine atmadın?
Yok ben senin hizmetçiyim miyim?
Bilmem ne bilmem. Esas sorun bu mu sizce ya?
Çorabını kirli sepetine atmamış olması.
Esas sorun şu değil mi? Burada değer görmüyorum.
Sözlerim karşılık bulmuyor.
Benim yükümü paylaşmıyorsun.
Ben bunu hissediyorum. Bu değil mi esas sorun?
Bakın öfke genellikle ne yapıyor?
Gerçe ihtiyacımızı maskeliyor.
Böyle bir duygu. Kadın burada ne diyebilirdi arkadaşlar bu kirli sepet muhabbeti?
Duygularına sahip çıkarak şöyle diyebilirdi.
Hayatım, aşkım bir tanem.
Ben kendimi çok yorgun ve çok yalnız hissediyorum.
İşte evde işlerin büyük bir kısmını biliyorsun ki ben yapıyorum ve çok yoruluyorum.
Beni önemsediğini hissetmek için lütfen.
En azından hani küçük şeylerde bana biraz destek ol.
Hani ben bunu tekrar tekrar söylemek zorunda kalınca gerçekten duyulmadığımı hissediyorum ve bu beni gerçekten çok kırıyor.
Öfkeleniyorum ben de ve sana karşı kırıcı davranıyorum.
Lütfen beni anla denilebilir.
Tabii karşınızdaki adam Pinokyo'nun ham hali ise yine anlamayacaktır.
Peki az önceki gibi gerçek duygularımızı ifade ettiğimizde ne oluyor arkadaşlar?
Belki yine sorun çıkacak ama yine de şu olmuş olacak.
Kendi duygu ve düşüncelerimizi açıkça benliğimize ihanet etmeden ifade etmiş olacağız değil mi?
Bir de şu var düşündüğümüz ve hissettiğimiz her şeye hakkımız olduğunu zannediyoruz.
Bundan vazgeçmemiz gerekiyor.
Diğer kişinin bizim gibi düşünmeme hakkı var.
O da bir birey sonuçta. Yani evliliklerde illa aynı düşünmeliyiz gibi bir şey olabiliyor.
Bu çok yanlış arkadaşlar. Yıllar içinde gelişen bir şey ve yanlış bir şey.
Etkisiz bir kavgadan uzaklaşmanın tek yolu şu.
Karşınızdaki insanı lütfen asla değiştiremeyeceğinizi kabul edin arkadaşlar.
Tekrar ediyorum. Karşınızdaki insanı asla değiştiremeyeceğinizi kabul edin.
Ve enerjinizi lütfen boşa harcamayın.
Sadece kendinizi değiştirmeye gücünüz yeter ve bu da gerçekten çok zor bir şey.
Çünkü konfor alanından çıkmak insanlar için en zor şeylerden biri.
O yüzden işte ağzımızın tadı bozulmasın Ali Rıza Bey diyoruz değil mi?
Labirentteki fareler bile ne yapıyorlar?
Çıkmaz bir yola sattıklarında davranışlarını değiştirmeye öğreniyorlar.
O şekilde çıkışa ulaşıyorlar. Biz niye yapmıyoruz?
Şimdi size çok önemli bir şey söyleyeceğim arkadaşlar.
Hazırsanız. Şimdi sesi açın.
Genelde eşlerin...
karşı tarafla ilgili olarak yakındıkları özellikleri başlangıçta onları birbirine çeken şeylerdir diyor Harriet Lerner.
Tekrar ediyorum. Eşlerin karşı tarafla ilgili olarak yakındıkları özellikleri başlangıçta onları birbirine çeken şeylerdir.
Şimdi burada biraz kalalım bence.
Bir düşünelim. Hani zıt kutuplar birbirini çeker diye bir şey var ya ben buna inanıyorum ama Ne geldiyse de bence başımıza bundan geldik.
Yani ne işin var senin zıt kutuplaya?
Git aynı kutuba git değil mi?
Yok yani illa zıt kutuba gideceğiz.
İnsan kendinde olmayanı ve o eksiği bildiği için işte o puzzle'ın eksik parçasını bildiği için hemen gidip buluyor değil mi?
Tamamlanmak istiyor. Çok duygusal bir kadının böyle duygusuz, ruhsuz bir adama çekildiğini çok görmüşsünüzdür.
Ne alaka değil mi? Adam da duygusuz olduğu için aslında o kadına ona çok cazip gelir.
Çok duygulu bir kadın ona cazip gelir.
Tamamlarlar birbirlerini. Sonra işte evlenirler.
Adam ne yapar? Duyguları ifade etme olayını komple kadına bırakır.
Kadın ne yapar arkadaşlar? Bir süre sonra ya işte azıcık duygularını ifade etsin vesaire değil mi?
Biraz duygularını göstersin ister.
Etmeyince ne olur arkadaşlar? Sen ne ruhsuz, ne kadar duygusuz bir adamsın.
İşte evini atarışlarsa olmasın.
Ağlama krizleri nöbetler değil mi?
Halbuki ilk başta o adamın soğukluğuna çekinmişti.
Onu çok cool bulmuştu değil mi?
Şimdi ne oldu? Değişti. Ve değiştirmeye çalıştığı için enerjisini boşa tüketiyor, öfke nöbetleri geçiriyor.
Bir de şu var arkadaşlar, siz duygularınızı anlatmaya çalıştıkça eşiniz sizden uzaklaşabiliyor.
Mantıklı ve soğukkanlı davranacağım diye kasan adam ne oluyor?
Karısının bir süre sonra daha çok çileden çıktığını görüyor.
Sonunda kadın adamı soğuk, ruhsuz, mesafeli diye yaftalıyor.
Adam da diyor ki kadına sen de dırdırcısın bilmem nesin bıdı bıdı bıdı klasik senaryo arkadaşlar.
Kontrol manyası falan diyor.
Sonra ne oluyor? Adam daha da uzaklaşıyor arkadaşlar.
Adam daha da uzaklaştıkça kadın daha da kırılıyor.
Sonuç hüsran. Şimdi arkadaşlar biraz geri çekiliyoruz ve enerjimizi kendi yaşamımıza yöneltiyoruz.
Ki neden bunu yapıyoruz?
Karşı tarafa bir alan açalım.
Karşı tarafta böyle bir kendi ilişki kurma ve yakınlık isteğini görebilsin, keşfedebilsin değil mi?
Ahmet Kaya'nın Birazda Sen Ağla diye bir parçası var ya o zaman diliminde onu dinlersiniz.
Nereden aklıma geldi? Şimdi arkadaşlar burada bahsettiğim şey bu geri çekilme dediğim şey böyle işte tripli, öfkeli, pasif, agresif bir geri çekilmeden bahsetmiyorum bunu söyleyeyim.
Onun hiçbir faydası yok zaten onu bıraktık.
Mesela diyoruz ki ya ben senden özür dilerim çünkü uzun zamandır hani belli ki seni ilgi ve alaka için çok darladım.
Aslında kendim için sağlamam gereken bir şeyi senden talep ettim.
Senin bana sağlaman için uğraştım.
Belki de sorun senin de bir ailen ve işte işin olmasına karşın benim seninle çocuklardan başka hiçbir şeyimin olmaması.
Yani bu benim sorunum ve bu konuda artık bir şey yapmam gerektiğinin farkındayım.
Bu hafta işte atıyorum salı ve perşembe günü çocukları sen yatırırsan sevinirim.
Hani ben de biraz dışarı çıkayım kafamı dağıtayım arkadaşlarına bir yemeğe gideyim ya da işte bir spora gideyim.
Bir kursa katılayım yürüyüş yapayım vesaire vesaire hani artık her neyse.
Diyelim ki bundan sonra tartışma çıktı.
Dedi ki işte benim çok işim var bakamam kusura bakma vesaire olay çıktı.
Heyet diyor ki gerekirse diyor kardeşim o günlere bir bakıcı tutun ya da gidin ebeveynlerinizden destek alın ama lütfen.
Siz de bir kafanızı dağıtmak için bir şeyler yapın.
Biliyorum bazılarınız için bu gerçekten mümkün değil farkındayım.
Ama mümkün olanlar varsa diye söyledim bunu hani mümkün olanlar varsa bunu yapsınlar en azından.
Tartışmayın yani onun yerine tartışmak yerine.
Enerjinizi kendi yaşamınıza yönlendirin.
Tamam mı? Tek odak noktanız eşiniz ve çocuklarınız olmasın.
Tamam mı? Biraz da kendinizi öne koyun.
Ayrıca o çocukları da tek başınıza yapmadınız arkadaşlar.
Bunu bir hatırlatmak istiyorum. Onun da çocukları ve o da onları ihmal etmiş oluyor.
Hani dışarı çıkınca bir ihmal varsa o da yapmış oluyor bunu.
O yüzden dışarı çıktığınız zaman kendinizi suçlu hissetmeyin.
Kendiniz için bir şeyler yaptığınızda kendinizi suçlu hissetmeyin diye söylüyorum.
Merve burada anlatılan işte kaçan kovalanır gibi bir şey mi?
Hayır arkadaşlar bu bir taktik değil.
Burada anlatılanlar gerçekten kendi unuttuğumuz hayatımıza bakmamızı öneriyor Harriet.
Çünkü takipçi yani genelde takipçi dediği kişiler kadın oluyor.
Eşini izlemeye bırakıp enerjisini diğer kişiden uzaklaşmadan ya da işte ona öfke göstermeden yeniden o enerjisini kendi yaşamına yönlendirdiğinde döngüsel dans kırılır diyor Harriet.
Kendiniz için bir şeyler yapın arkadaşlar.
Kendiniz için bir şeyler yapınca emin olun o mutluluğunuz zaten çocuklarınıza da yansıyacak.
Onları ihmal etmiş olmuyorsunuz.
Bir kursa katıldığınızda, bir yürüyüşe çıktığınızda tamam mı?
Bunları kastediyorum. Ne diyorduk?
Uçakta önce hava maskesini kendimize takıyoruz.
Ondan sonra çocuğa takıyoruz. Neden?
Çünkü ben nefes alamazsam o çocuğa nasıl nefes vereceğim?
O maskeyi nasıl takacağım? Ayrıca Harriet diyor ki bunu yaptıktan sonra zaten eşiniz de zoraki olarak babalık yapmak durumunda kalacak.
Siz de bir numaralı sorumluluk alan ebeveyn olmaktan kurtulacaksınız.
Daha eşit bir pozisyona geleceksiniz.
İlişkide daha özerk ve böyle suçlama içermeyen bir konuma geçtiğiniz zaman az önce anlattığım gibi ayrılık huzursuzluğu yaşayabilirsiniz.
Şimdi bu huzursuzluğun nedeni şu.
Artık kesin bir tavır benimsediniz.
O ilişki ya da...
İşte bu bir iş yeri de olabilir arkadaşlar.
İşimizi kaybedeceğimize dair duyduğumuz gerçekçi bir korku da olabilir.
Ama ayrılık huzursuzluğu daha çok ayrılığa ve bireyselliğe karşı içimizde duyduğumuz ve kendimize bile ifade etmekten kaçındığımız bir durum.
Ve bu ilk aile deneyimlerimizden gelen hoşnutsuzluğa dayanıyor.
Bakın ilk aile deneyimlerimiz çok önemli.
Ve bu tür taleplere özellikle de kız çocuklarının daha duyarlı olduğunu söylüyor Harry Lerner.
Yani özel bir bene sahip çıkmaktansa.
ilişkideki bizi korumada ustalaşabiliyorlar diyor.
Şimdi çocuk konusuna gelince arkadaşlar çocuklarınız üzüldüğünde ya da bir üzüntü duygusunu ifade ettiğinde onlara hemen böyle anneleri siper olur değil mi?
Hatta işte hemen onun o kötü hissettiren duygularını düzeltecek bir şeyler yapmaya çalışırlar işte.
Bir öneri, bir tavsiye, yatıştırma, konuyu değiştirmeye çalışma, onu neşelendirmeye çalışma değil mi?
Baktık olmuyor. İşten içe öfkeleniyoruz da.
Hani çocuğu bu şekilde hissetmediğini ya da Hissetmemesi gerektiğine ikna etmeye çalışıyoruz.
Atıyorum çocuk size diyor ki anne diyor ben o komşuya gelmek istemiyorum.
Sevmiyorum onu. Kendini yerlere atıyor ağlıyor.
Ne yaparsınız arkadaşlar? Ama öyle deme o bizim komşumuz.
Ne kadar iyi bir insan.
Duysa çok üzülür diyorsunuz.
Niye? Yani niye o çocuğun hislerini değiştirmeye çalışıyoruz?
Neden izin vermiyoruz buna?
Şimdi arkadaşlar bizim böyle bir gücümüz yok.
Ne eşe ne çocuğa değiştirme gücümüz yok.
E bunu yaparak aslında işte aa niye öyle diyorsun bilmem ne diyoruz.
O çocuğun sizden ayrı bir ben oluşturmasına engel oluyorsunuz farkında olmadan.
Hani benim hissettiğim gibi hisset.
Bak ben o komşuyu seviyorum.
Sen de öyle hisset. Alttan alta bunu vermiyor musun?
Bakın yine burada duygusal aşırı yüklenme yapıyoruz.
Şimdi bu aile ilişkilerindeki kaynaşmayı yansıtıyor ve aşırı mesafeli babalığı getiriyor bu yaptığınız şey ve aşırı ilgili anneliği bunu teşvik ediyoruz bunu yaparak.
Şimdi o çocuğun da duygusal yükünü biz sırtlanıyoruz bakın.
Baba yoksa eğer yani yok derken fiziken demedim.
Ruhen o evin içinde olmayan babaları kastediyorum.
Birinin fiziken yanınızda olması ruhen olduğu anlamına gelmiyor.
O yüzden arkadaşlar bırakın çocuğunuz meseleleri kendi halletmeye çalışsın.
Zaten yardım isteyecek olursa imdadına koşarsınız.
Çocuğun sorun çözmesine engel olmayın diyor Harriet.
Duyguları hissetmesini bastırmayın.
Burada anlatmaya çalıştığı şey şu.
Kadın öfkesini konuşuyoruz.
Yine bakın aşırı yüklenen kim burada?
Kadınlar değil mi? Aşırı yüklenen onarıcı anne konumu.
Bunu bırakın diyor. Yani eşinizle de aynısını yapıyorsunuz.
Çocuğunuza da onun da yükünü alayım, onun da yükünü yapmayın diyor bunu.
Çocuğunuzu dinleyin, anlatsın, yargılamayın, talimat vermeyin, eleştirmeyin, onarmaya da çalışmayın.
Duygularını değiştirme çabasına girmeyin.
Bırakın hissetsin ya izin verin, izin verin.
Mesela işte evet komşumuzdan pek hoşlanmıyorsun değil mi?
Deyin. Bırakın dökülsün ya duygularını anlatsın ama onu anladığınızı görsün.
Anlatabiliyor muyum? Aslında oradaki sinir harbinin sebebi ne?
Ya işte çocuk ne dese yapıyorum küçücük çocuk benim hayatımı yönlendiriyor.
Şuna bak ya ben komşuma bile gidemiyorum değil mi?
İşten işe böyle bir öfke. Bunu öfke duyup çocuğa patlıyorsunuz.
Ama yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da değişim kişiyi yapılandırmaktan vazgeçip kendi davranışlarımıza odaklandığımızda gerçekleşir diyor Harriet.
Ve bazen bir başkasına sinirlenip öfkemizi gidip başkasından çıkarıyoruz.
Eşe sinirlenip patlayamayıp çocuğa patlamak gibi değil mi?
Buna da dikkat. Gerçekten çocuğunuza mı sinirlisiniz?
Yoksa eşinize ya da başkasına olan öfkenizi çocuğunuzdan mı çıkarıyorsunuz?
O zaman arkadaşlar öfkelenmeye başladığımızda şunları mutlaka hatırlayalım.
Şimdi konu sizin için gerçekten çok önemliyse mutlaka konuşun.
Tabii ki sessiz kalmayın. İşler kızışmışken, böyle ortalık yangın yeriyken lütfen konuşmaya çalışmayın.
Öfkeliyken konuşmayın tamam mı?
Daha sonra konuşacaksanız önce kendinize şu soruyu sorun.
Ben şu an gerçekten neye öfkeliyim?
Beni şu an gerçekten öfkelendiren şey tam olarak ne?
Bu soru çok önemli. Ben neye ulaşmak istiyorum bu konuşmamla?
Yapacağım ve yapmayacağım şeyler ne?
Değişmesini istediğim şey ne?
Bunları bir sorun kendinize.
Bir diğeri şu bel altı vurmayın arkadaşlar.
Suçlamak, küfür etmek, emretmek, dalga geçmek bunlar yok.
Ben diliyle konuşun diyor Harriet.
Ben şöyle düşünüyorum. Ben böyle hissediyorum gibi.
Ama şu değil. Ya ben senin çok kıskanç olduğunu düşünüyorum ve bence öylesin.
Bu değil arkadaşlar. Ben dili bu değil.
Anladınız değil mi? Taleplerinizi çok net bir şekilde ifade edin.
Yani karşı tarafın sizin düşüncelerinizi okumasını lütfen beklemeyin.
İnsanların farklı olduğu gerçeğini unutmayın.
Ne onlar biz ne de biz onlarız.
Bunu unutmayalım. Dünyadaki insan sayısı kadar farklı bakış açısı var arkadaşlar ve herkes kendine göre haklı.
Şimdi birine ne hissedeceğini, ne düşünmesi gerektiğini lütfen söylemeyin.
Üçüncü bir taraf aracılığıyla da konuşmayın.
Yani işte kızımız senin böyle olduğunu düşünüyor.
Çocuklar senin hakkında böyle yapmayın.
Bu değil. Vurkaç yüzleşmeler yapıp değişim beklemeyin arkadaşlar.
İşte lafımı soktum oh olsun öyle bir şey yok.
Her şey yavaş yavaş olur.
Değişim de öyle bir anda olacak bir şey değil.
Ve çocuklarınızı lütfen aile terapistiniz yapmayın.
Sırdaş tutmayın diyor Harriet.
Ve son olarak içinde bulunduğunuz durumu lütfen düşünün.
O duruma nasıl tepki vereceğinizi değil bakın.
İçinde bulunduğunuz durumu düşünün.
O duruma nasıl tepki vereceğinizi değil.
Yani öfkenizin gerçek nedenini bulmaya çalışın.
Ve unutmayın arkadaşlar öfkemiz yaşamımızdaki.
Önemli bir duygusal sorunu ihmal ettiğimizi ya da ilişkimizde kendimizden inanç, değer, arzu ya da hırslarımızdan çok şey feda ettiğimizi gösterir dedik.
Şimdi bir düşünün siz neyi feda ettiniz arkadaşlar?
Neden bu kadar öfkelisiniz sevgili kız kardeşlerim?
Cevaplarınızı Instagram bölüm postunun altına bekliyorum.
Evital Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
OSB50 koduyla ilk seansınızı %50 indirimini alabilirsiniz.
Detayları açıklamalara bırakıyorum.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
