
#ŞaştıkKaldık
Kadınların başarısının önündeki 12 engeli ve Hepsiburada Premium’un ikinci yılına özel avantajlarını merak ediyorsanız doğru bölümdesiniz.
Avantajlardan haberdar olmak ve yararlanmak için;
https://hepsiburada.com/premium
* Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *Bu bölüm "Hepsiburada" hakkında reklam içerir*
Transkript
Hepsi burada Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün biz kadınların başarılarına engel olan 12 kötü alışkanlığı konuşacağız arkadaşlar ve kadınların nasıl daha güçlü olacağı üzerine konuşacağız iş hayatında.
Prof. Dr. Marshall Goldschmidt ve Sally Helges'in her ikisi de Amerika'nın önde gelen liderlik koçlarından, yani liderlere koçluk hizmeti veriyorlar.
Uzun yıllardır bu sahada çalışıyorlar, araştırıyorlar, yazıyorlar.
Ben de bugün onların bu araştırmalarının ışığında size kadınların kariyerlerinde ilerlemelerine engel olan 12 kötü alışkanlığı ve bunları nasıl aşabileceğimizi anlatacağım.
Anlatacaklarımın hepsi kadınların iş hayatındaki gerçek yaşam deneyimlerinden ve koçluk içgörülerinden olacak arkadaşlar.
O zaman hazırsanız hadi başlayalım.
canım kadınlar kız kardeşlerim bu bölüm hepiniz için şimdi bu bölümde bizim davranışlarımıza odaklı olarak gideceğiz ama sadece bizim davranışlarımız mı engel kariyerimizde yükselmemize Elbette
hayır. Pek çok dış faktör var.
Cinsiyetçi patronlar var, aileleri yok sayan kariyer planları var, erkeklerin lehine planlanan performans değerlendirme kriterleri var, taciz var, mobbing var, kadına karşı olan önyargılar
var, fırsat eşitsizliği var, görev dışı beklentiler var, ayrımcılık var, gelir adaletsizliği var, işe alımda da ayrımcılık var.
Yani daha aklıma gelmeyen bir sürü sebep var.
Ben bu engellerin dışında bir de bizim kendimize...
Nasıl çelme taktığımıza otaklanacağım.
Önce size bir soru.
Kadınların başarı tanımı sizce nasıldır?
Erkeklerle aynı mıdır yoksa farklı mıdır?
Farklıdır diyenler bildiniz.
Kadınlar parayı ve pozisyonu başarının tek göstergesi olarak görmüyor.
Hatta ana göstergesi olarak görmüyor.
Bunun yerine iş yerindeki yaşam kalitesine, o işin onlara olan katkılarının etkisine daha yüksek bir değer veriyorlar.
Şunu demek istemiyorum.
Kadınlar parayı önemsemiyor.
Öyle bir şey demiyorum yanlış anlaşılmasın.
Kadınlar parayı bir başarı kriteri olarak görmüyor diyorum.
İş arkadaşlarından keyif almak onlar için...
Daha önemli müşterilerinden keyif almak, yaptıkları işin üzerinde bir dereceye kadar bile olsa bir kontrol sahibi olmak.
Ve en önemlisi de...
Yaptıkları işin dünyada olumlu bir fark yarattığına inanmak birçok başarılı kadın için bu büyük bir motivasyon kaynağıymış.
Benim için de açıkçası doğru bu söylen bir kadın olarak hiçbir zaman ilk önceliğim para olmadı.
Yani her zaman yaptığım işten keyif alma odaklı oldum.
İş arkadaşlarımla ilişkim de benim için her zaman çok önemliydi.
Ekip arkadaşlarımı zaten aşırı seviyorum.
Onlar benim en büyük şanslarımdan iyi ki varlar.
Ve bir de yaptığım işin olumlu geri dönüşü.
Beni o kadar mutlu ediyor ki hatta en mutlu eden kısım bu.
Bu işte beni. İşte sigarayı bırakma bölümü yapıyorum.
Bir sürü kişi sigarayı bırakıyor.
Şu an şekersiz 21 gün 4.
tur yapıyoruz. O kadar güzel geri dönüşler aldım ki.
Hani kilo verenler, hastalığı geçenler, cildi düzelenler.
Instagram'da Reels postumun altındaki yorumlara bakabilirsiniz.
Orada zaten bayağı yazmışlar.
İşte şöyle olduk böyle olduk.
Hatta podcastı var şekersiz 21 gün.
Merak ediyorsanız ve aramıza yeni katıldıysanız.
Bunlar benim temel motivasyon kaynağım.
Yani kadınlar için bence bu söylenenler kendim için konuşacak olursam doğru.
Yani bizler parayı, konumu ve kazanma hırsını başarımızın baş kriteri olarak görmüyoruz.
Peki bu iyi bir şey mi?
Öyle iyi bir şeymiş gibi anlattım değil mi?
Siz de dediniz ki evet ya ben de böyleyim.
Ama tamam bu psikolojimiz açısından iyi bir şey olabilir belki ama bunun kötü bir tarafı yok mu sizce?
Şöyle bir düşünün. Var arkadaşlar zaten bugün bunu da konuşacağız.
Kadınları geride tutan birçok davranışın temelinde bu fedakarlık içgüdülerimiz yatıyor.
Kendinize bir sorun arkadaşlar.
Sizin başarı tanımınız ne?
İş hayatında yükselmek sizin için ne anlama geliyor?
Hani bu belki sizin için daha yüksek, daha kazançlı bir pozisyon anlamına geliyor.
Belki de bir başkası için daha fazla itibar demektir.
Yani herkes için aynı değil başarı tanımı.
Hepimizin başarı tanımı öznel ve kişisel.
Ama hepsi burada premium üyeleri için kadın erkek hiç fark etmez ortak bir başarı tanımı var bence.
Ayrıcalıklı olmak tabii ki.
Nasıl bir ayrıcalık?
Şöyle hepsi burada premium üyeleri verdikleri hiçbir sipariş için kargo ücreti ödemiyorlar.
Kargo bedava ve siparişlerini randevulu teslimat seçeneğiyle belirli zaman aradıklarında teslim alabiliyorlar.
Yani evde kargo beklemelerine gerek yok ya da işte kargo gelecek dışarı çıkmamam lazım.
Böyle şeylere gerek duymuyorlar.
Siparişlerini iade etmek için böyle koştur koştur şubeye gitmelerine gerek yok.
Direkt kapıdan teslim edebiliyorlar.
Her siparişlerinde harcadıkları tutarın %3'ü kadar hepsi para kazanıyorlar.
En sevdiğim avantajlarından biri Blue TV üyeliği ücretsiz.
Ben Blue TV'nin belgesellerini çok seviyorum.
Özellikle Türk yapımı olanları.
Baya orijinal yapımlar var.
HBO dizileri, Warner Bros.
yapımları, House of Dragons, Barbie, Harry Potter, Besatçe.
Neler neler var. Harika filmler ve diziler var Blue TV'de.
Ben bu aralar Prens dizisini çok merak ediyorum.
Komedi ona başlayacağım.
Arkadaşımın yoğun ısrarlarına dayanamadım.
O da Blue TV'de biliyorsunuz.
Hepsi burada da premium üyelerine.
Dediğim gibi Blue TV. Bitti mi arkadaşlar?
Hayır tabii ki bitmedi.
Eğer evinizde mobilya alacaksanız ama montaj kısmını böyle kara kara düşünüyorsanız hepsi burada premium üyeleri seçili montaj seçeneği olan ürünlerde %50 indirimle montaj hizmeti alabiliyorlar.
Petrol ofisinden yapmış oldukları akaryakıt alımlarında 5 kat puan kazanıyorlar.
Çeşmenin en sevilen beachlerinden biri olan Rooms Beach girişinde %50 indirimleri var.
Bugün arkadaşlar şekersiz 21 günün 4.
turunu bitirdik.
Merve hamburgeri hasret kaldım diyorsanız Burger King, Whopper Junior veya Chicken Royale menüde premium üyelere özel %30 indirim var.
İstanbul'da olanları yazın kıskanma sebeplerimden biri olan Harbiye Cemil Topuzlu açık hava konserleri.
Eğer premium üyeyseniz hiç sıra beklemeden hızlı giriş imkanınız var arkadaşlar.
Bence bu çok havalı bir avantaj.
Yani yüksek yerlerde tanıdığım var dersiniz.
Soranlara çaktırmayın.
Siz de gündemi sıkı takip ediyorsanız Aposto yıllık üyeliklerde Hepsi Burada Premium üyelerine %50 indirim var.
Daha ne olsun değil mi?
Şaştık kaldık. Ben de hemen Premium üye olmak istiyorum diyorsanız çok kolay arkadaşlar.
Eğer Hepsi Burada üyeliğiniz varsa zaten hemen Premium üyelik satın alabilirsiniz.
Ayrıca Premium'un ikinci yılına özel 22 Temmuz tarihine kadar Premium üye olacak tüm Hepsi Burada üyelerine İlk 4 ay üyelik ücreti Hepsi Burada'dan.
Hepsi Burada'da premium müşteri deneyimine hiçbir ücret ödemeden yaşıyor.
Ayrıca Yapı Kredi World dünyasının imkanlarından da faydalanabileceğiniz ve Hepsi Burada'dan yapacağınız alışverişlerde ekstra ödül kazanacağınız bir kredi kartı olan Hepsi Burada Premium World Kartı var
arkadaşlar. O zaman sizleri Hepsi Burada Premium dünyasının ayrıcalıklarından faydalanmak için açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Ve başarıya devam ediyorum.
Şimdi bununla ilgili yapılmış bir araştırmadan bahsedeceğim sizlere.
Mesela 50'den fazla çalışanı bulunan şirketlerde yönetici pozisyonunda yer alan 818 erkek ve kadın üzerinde bir araştırma yapılıyor, bir anket yapılıyor.
Kadınlar ve erkekler arasında evet pek çok benzerlik tespit ediliyor bu anketten sonra.
Hem kadınlar hem de erkekler ekiplere liderlik etmekten, hoşlanıyorlar, beklentilerin üzerinde sonuçlar elde etmekten, o işe yapmış oldukları katkılardan dolayı takdir edilmekten çok büyük bir tatmin duyuyorlar.
Hem kadınlar hem erkekler.
Sonucuna göre erkekler yüksek bir pozisyona gelmeye ve yüksek bir maaş almaya çok daha fazla değer verirken Kadınlar o işteki bir fiil deneyime daha
çok önem veriyormuş.
Yani mükemmel bir maaş kazanmak veya işte en üst pozisyona geleyim öyle bir dertleri yok yani.
Eğer o günden keyif almıyorlarsa o kadınlar tatmin olmuyor.
Her gün böyle değil tabii ama o işi yapılmaya değer kılmaya yetecek kadar bir tatmine bir keyife ihtiyaçları var.
Ve erkekler sadece işte yüksek bir pozisyon yüksek bir maaş bunu önemsemiyorlar.
Bir de önemsedikleri şey şu.
Kendilerini ve başkalarını da daha çok bu ölçülere dayanarak değerlendiriyorlarmış erkekler.
Yani erkekler Birbirlerini statüsüne ve parasına göre değerlendirmeye daha açıklar kadınlara nazaran.
Beyler ne diyorsunuz bu durum için sizce doğru mu?
Görüşlerinizi bekliyorum. Benim gözlemlerime göre doğru.
Erkeklerin birbirlerini bu şekilde değerlendirmeleri ya da kendilerini bu şekilde değerlendirmeleri tabii ki tehlikeli bir durum.
Neden? Çünkü başarı kıstası olarak gördükleri şey statü, mevki ve kazanç.
Bunlar olduğu için hayatlarındaki yatırımı bu yönde yapıyorlar.
Yani en öne bunları koyuyorlar.
Ailenin olacak dostluk ilişkilerinin olacak hatta toplum ilişkilerinin olacak değil mi?
Onlar nerede? Bu tarz temel ilişkilere yatırımlarını azaltıyor bu durum.
Halbuki esas tatminin bunlar olduğunu sürekli uzmanlarımız dile getiriyor değil mi?
Yani asıl bu ilişkilere paha biçilemeyeceğini söylüyorlar.
Ve bir araştırmaya göre erkekler kazanmaya kadınlara kıyasla daha fazla değer veriyormuş.
Yani kazançlarını bir başarı kaynağı olarak görüyorlarmış.
Rakiplerini geçmekten, skor yapmaktan keyif alıyorlar, rekabetten zevk alıyorlar.
Kadınlar böyle mi sizce?
Hayır, kadınlar rekabetten ve skordan iş hayatında daha az tatmin duyuyorlar ve genellikle kazanmayı ortak bir çalışmanın sonucu olarak tanımlıyorlar.
Erkekler kendilerini daha ziyade kazanmak için oynayan kişiler olarak tanımlamış.
Kadınlar... Projenin başarılı olması için başkalarının eksik kaldığı yerleri tamamlarım ifadesini kendilerine daha uygun görmüşler.
Yani aramızdaki farka bakın.
Marshall Goldschmidt'e bir röportajda şöyle bir soru yöneltiliyor.
Tanıştığınız pek çok başarılı liderin önündeki en büyük meydan okuma neydi?
Bu soruyu yöneltiyorlar.
O da diyor ki... Çok fazla meydan okumak diyor.
Mesela Ford'un CEO'larından Alan Mulally'nin bu konu hakkında bir açıklaması var.
Şöyle diyor. Büyük başarı göstermiş olan bir birey için önemli olan bendir.
Büyük bir lider için önemli olansa onlardır demiş.
O zaman başarılı bir insandan bir lidere dönüşmek aşırı rekabetçi erkekler için Zor bir nokta değil mi?
Kadınlar bu konuda daha avantajlı arkadaşlar.
Evet biz kadınlar kazanmayı seviyoruz, biz de seviyoruz ama kendimiz için kazanmakla çok daha az ilgiliyiz.
Hani böyle bizde daha bir ekip ruhu var.
İşte hep beraber başaralım, anca beraber kanca beraber bunu diyoruz.
Ama bu iyi bir şey mi?
Yine sizi şaşırttım.
Bu o kadar da iyi bir şey değil arkadaşlar.
Fazla fedakarlık içgüdüsü iş hayatındaki kadınları zorlayabiliyor.
Yeteneklerimizi ve fırsatlarımızı en üst seviyeye çıkartmanın püf noktası tabii ki daha az düşünceli olalım, daha az verici olalım demek istemiyorum.
Hani böyle bir insan haline gelmemiz gerekmiyor.
Ama hep diyoruz ya fazla fedakarlık kişinin kendi kul hakkına girmesidir.
Böyle bir dikkat edelim fazla fedakarlığımıza.
Kendi seçimlerimiz hakkında daha kararlı ve hedefe yönelik davranırken yerimizde takılıp kalmamıza neden olan davranışların üzerine eğilmemiz gerekiyor.
Onlardan biri de fedakarlık.
Peki yerimizde takılıp kaldığımızı nasıl anlarız?
Şöyle sizi baskılayan koşulları düşünün.
Bunları aşamadığınızı hissediyor musunuz?
Katkılarınızın artık fark edilmediğini mi düşünüyorsunuz o iş yerinde?
Artık takdir edilmediğinizi mi hissediyorsunuz?
Bir şeyin sizi ilerlemekten veya yaşıyor olmanız gereken hayatı yaşamaktan alıkoyduğunu mu hissediyorsunuz?
Etrafınızdaki insanların neler başarabileceğiniz hakkında hiçbir fikirleri olmadığını mı hissediyorsunuz?
hissediyorsunuz. O zaman orada takılıp kalmış olabilirsiniz.
Bir de psikolojik faktörler var.
Mesela işte kalabalıkların önünde konuşmamız gerekiyor iş yerinde ama geri duruyoruz.
Neden bunu yapıyoruz? Belki şöyle diyorsunuz kendi kendinize.
Ya ben zaten ilkokulda da böyleydim.
Çok çekingendim. Yani bu durumu böyle kendinizce rasyonelleştirmeye çalışıyor olabilirsiniz.
Ya da işte performans değerlendirilmesi yapılıyor.
Sizin başarılarınız övülüyor orada.
Gayet böyle takdir ediliyorsunuz ama utanıyorsunuz.
Böyle sıkılıyorsunuz. Yerin dibine giriyorsunuz.
Sanki kötü böyle size hakaretler ediliyormuş gibi.
Kendinize acayip... rahatsız hissediyor olabilirsiniz övüldüğünüz zaman.
Belki de anneniz ya da işte babanız size küçükken dedi ki işte sadece bencil insanlar kendini över.
Bunu dediği için belki yani bu sizin karakterinizin parçası zannettiğiniz şeyler aslında hiç de öyle olmayabiliyor.
Gerçek bizi yansıtmayabiliyor.
Bunlar sadece içinde büyümüş olduğumuz, aşina olduğumuz o dünyadaki varlık gösterme yolumuzdu belki.
Ve otomatikleşti artık hani yıllar içine tekrar ede ede artık otomatik tepkilerimiz haline gelmiş olabilir bu davranışlarımız.
Artık onları başlatan koşullar olmasa bile biz böyle davranmaya devam ediyor olabiliriz.
Belki otopilot tepkilerimiz olabilir bunlar.
Acaba bunların farkında mıyız?
Hani işte iş yerinde bir toplantı oluyor.
Bir sunum yapacaksınız. Eliniz ayağınıza dolaşıyor.
İşte ben çok çekinginim. Zaten hep böyleydim.
Zaten hep böyle değildin.
Belki sen utandırıldın. Başına bir şey geldi.
O da artık kanıksadın onu.
Sen otopilot bir davranışa dönüştü.
Bunları görmek lazım çünkü iş hayatında bunlar da önümüze bir engel oluşturuyor.
Kadın olsun erkek olsun bu fark etmiyor.
Bir de bir kadın yükselmeye çalıştığı zaman fazla hırslı olmakla eleştiriliyor.
Fazla hırslı ne demek ya fazla?
Yani işte abartılı böyle fazla açık bir şekilde hani göstere göstere ve güvenilmeyecek kadar çıkarcı gibi bir anlama geliyor değil mi?
Kulağımızda böyle bir tını bıraktı.
Erkeklere ise hırslı diyorlar hani fazla hırslı.
Genelde bu kadınlar için söyleniyor fark ettiyseniz.
O yüzden genellikle çok başarılı kadınlar bile bu sözden imtina ediyorlarmış.
Mesela psikolog Anne Fez kadın danışanlarına hırslı kadın denildiği zaman aklınıza ne geliyor, nasıl bir çağrışım yapıyor diye soruyor.
Ve çoğu kadın ne diyor biliyor musunuz?
Fazla hırslıyı şöyle algılıyorlar.
İşte çok böbürlenen, kendi çıkarları için böyle başkalarını manipüle etmeye çalışan bencil insanlar.
Yani nasıl böyle bir anlam çıkarıyoruz bundan?
Halbuki hırsı...
değerli ve tatminkar bulduğumuz bir işte yeteneklerimizi en üst seviyeye çıkarma arzusu olarak tanımlasak bence daha faydalı olur.
Kadınlar böyle güçlü olmaktan ya da hırslı olmaktan bir kaçıyorlar bir korkuyorlar.
Hani bu tanımlar bile bizi böyle korkutuyor.
Çünkü alt yapısını biz farklı algılıyoruz.
Bu arada son zamanlarda çok sevdiğim bir dizi var biliyorsunuz.
Bahar dizisi. Az önce fedakarlık deyince de hemen aklıma Bahar geldi.
Hani o sound sahne vardı ya işte mahkemeden çıkıyorlar.
Ve Timur diyor ki Bahar'a sen ne yaptın ki?
Nasıl bir hani fedakarlık yaptın gibi bir şey söylüyor.
Kadın orada yerle bir oldu.
Ben de böyle yani üstümü başımı yırtacaktım.
O kadar üzüldüm ki.
Ya sen ne yaptın dedi ya öyle bir kadına o kadar fedakar bir kadına bunu söyledi.
Bahar dizisi neden bu kadar sevildi?
Çünkü arkadaşlar ekranlarda uzun zamandır böyle işte güçlü kendi ayakları üzerinde dimdik mücadele veren bir kadın.
Böyle bir karakter izlememiştik ama bugün anlatacağım bu.
Kötü alışkanlıklar var iş hayatımızda biz kendimize nasıl çelme takıyoruz.
Bunlardan bir kısmı baharda da var fark ettim ki.
Onun başarısının önünde de bir takım engeller var.
Özellikle de fedakarlı işte gördüğünüz gibi.
Şimdi gelelim kadınların hedeflerine ulaşmasını engelleyen kötü alışkanlıklarına.
12 kötü alışkanlık var dedim.
Bunlardan ilki...
Başarılarımıza sahip çıkmadaki isteksizliğimizmiş.
Bakın bunlar öyle kişisel görüş falan değil arkadaşlar.
Yani uzun yıllar yapılan araştırmalar ve gözlemlerin sonucu.
Yıllar içinde pek çok kadın liderle görüşmüşler.
Hepsi de böyle farklı alanlarda üst pozisyonlardaki kadınlar ve bu kadınlara bu kadar başarılı olmanızı neye bağlıyorsunuz diye sorulduğu zaman dikkat çeken ortak bir cevapları var.
Diyorlar ki Yüksek kaliteli iş çıkarma becerisi yani bu kadınlar onlara bir iş verildiği zaman bu lider kadınlar ellerinden gelenin daha fazlasını yapmaya çalışıyorlar.
Son derece özenli insanlar detaylara çok dikkat ediyorlar ve teslim tarihlerini gayet ciddiye alıyorlar.
Peki bu başarılı kadınların en kötü yönleri ne?
Başarılarına dikkat çekmek arkadaşlar.
Başarılarını görünür kılma konusunda çok uzak kalmaları.
Erkek meslektaşlarından yeri geliyor çok daha fazla çalışıyorlar ama yaptıkları şeyin takdir sırası onlara geldiği zaman kadınlar kaçınmaya çalışıyorlarmış.
Ve bunu yapanlar da böyle bayağı kremli kadın liderler ve kadınların çoğu ben demekten çekiniyorlarmış.
Yani o alacakları övgüyü genellikle çevrelerine yaymaya çalışıyorlarmış.
Bu arada bu sizi iyi bir insan yapabilir tamam ama kariyerinize bir fayda sağlar mı?
Hayır diyor uzmanlar.
Yani başarınıza sahip çıkmamanız, onun arkasında durmamanız size eksi olarak döner diyorlar.
Çünkü böyle yaptığımız zaman yani işte ben dediğimiz zaman ortaya çıkıp ya ben de bunu başardım dediğimiz zaman kadınlar şöyle algılıyor işte kibirli, egoist böyle algılanacağımızdan çok korkuyormuşuz.
İşte zaten yaptığım iş yeterince iyiyse kendini bir şekilde gösterir, beni de bir şekilde takdir etmiştir.
ederler diye düşünüyormuşuz.
Gereksiz reklamını, gereksiz şovunu yapan insanlar gibi yani onlar gibi görünmekten korkuyoruz.
Ama onlar gibi görünenler ya da öyle olanlar bayağı biliyorsunuz övge alıyorlar.
İşte gereksiz reklam ve şov yapanlar.
Bir de hiçbir iş yapmayıp günün sonunda her şeyi o yapmış gibi gösteren sevimsiz insanlar vardır.
Çoğu iş yerinde rast geliyoruz böyle tiplere.
Kendinize şu soruyu sorun.
Neden ben başarıma dikkat çekmekte bu kadar sıkıntı yaşıyorum?
Niye başarımı göstermekten çekiniyorum?
Belki de böyle ortamda kibirli gibi görünmek istemiyor olabiliriz.
Ben mesela ilgi çekmeyi, ilgi odağı olmayı sevmem.
Hani bir anda böyle kafalar sana dönsün falan.
Hoşlanmam bir ortamda böyle ilgi eşit dağılsın isterim.
İşte kadın az önce dedim ya ortak dağılsın her şey.
Bir de şu var az önce dedim ya işte kadınlar diyormuş ki yaptığım iş zaten kaliteli ise kendini gösterir.
Ben de aynı düşüncedeyim ve işte bütün bunları bu araştırmaları okurken de fark ettim.
Kendimle yüzleştim bir yerde.
Şey diyorum işte zaten diyorum Spotify verileri var.
Her sene en çok dinlenen açıklanıyor.
Hani ona güveniyorum. Benim şov yapmama gerek yok falan diye düşünüyorum.
Yani birinci madde gerçekten benim için çok doğru.
Başarımıza sahip çıkalım.
Dedeye sahip çıkalım.
Mumdan çıktı yangın diyorlar.
Ya bir de şu var ya geçen dedim ki ya dedim ben sabah 5'te kalkıyorum bazen 4'te gece 12'ye kadar çalışıyorum.
Bu iş için korkunç bir emek veriyorum ve senelerdir bunu yapıyorum.
Niye ben diyorum kendimi övmeyeyim?
Neden başarımı takdir etmekte bu kadar geri duruyorum?
Bunu yapmayalım. Başarımıza sahip çıkıyoruz arkadaşlar.
Marshall diyor ki insanlar genelde davranışlarını kendi referans grubunun beklentilerini karşılayacak şekilde ayarlarlar.
Yani kendimizi...
özdeşleştirdiğimiz grubun bizden beklediği şekilde davranıyormuşuz.
Hani bizim referans grubumuz belki diğer kadınlar olabilir, belki yetiştiğimiz aile olabilir, kültür olabilir ya da patronumuz da olabilir.
Eğer onlar bizden mütevazı davranmamızı, böyle geride durmamızı bekliyorsa ve biz bunu içten içe de olsa hissediyorsak biz de ona göre şekil alabiliyormuşuz.
Ama üst düzeyde çalışan, böyle lider pozisyonunda olan başarılı kadınlar işte bu referans gruplarını asla ciddiye almayanlar.
Yani böyle kimsenin beklentisine göre şekil almıyorlar.
Çünkü ilerlemek, yükselmek cesurca eylemler gerektiriyor değil mi?
Sevimsiz biri olmak evet bize hiçbir şey kazandırmaz ama başkalarını memnun etme çabasıyla eğer kendimizi o iş yerine geride tutuyorsak bu bize ve diğer kadınlara da bir fayda sağlayacak bir şey değil.
Bizim o işteki katkılarımızdan, o işe katmış olduğumuz değerden bahsetmemiz ya da neden o iş için en uygun kişi olduğumuzu açıklamamız bunlar kötü şeyler değil.
Ben merkezi, çıkarcı, egoist, sevimsiz biri yapmıyor.
Bizim yükselmeye hazır olduğumuzun sinyalini veriyor karşıya.
Yani araştırmalar bunu gösteriyor.
Ve araştırmalar kadınların iş başvurularında niteliklerini açıklarken genellikle erkeklerden daha az iddialı olduklarını gösteriyor.
Bu çok enteresan geldi bana.
Çok çekingen davranıyorlar.
Daha az kalifiyeymiş gibi davranıyorlar.
Ve gerçekten daha az kalifiye olan bir erkek genellikle daha cesur bir tavır sergiliyor.
İş başvurularında. Yani çok özgüvenliler ve bu özgüvenleriyle bile o işi kapabiliyorlar.
Yani kendi reklamınızı yapın.
Çekinmeyin. Çünkü olmadığınız yalan bir kişiden bahsetmiyorsunuz.
Gerçekte olan o başarının reklamını yapıyorsunuz.
Niye çekiniyoruz bundan? Ve kalpten inanarak yapın bunu.
Bir firma mesela reklamını yaparken şöyle mi diyor?
Ya bazı insanlar A firmasını tercih ediyor.
Ama işte bizi de deneyin ya.
Biz de iyiyizdir. Böyle mi diyor?
Yoo. Gayet en iyisi biziz diyor değil mi?
Çıkıp bunu iddia ediyorlar.
Böyle reklamlar. O yüzden bundan sonra işte önemli bir şey değil.
Benim yaptığımı herkes yapar ya.
Bunları derken bir daha düşünün arkadaşlar.
Siz çıkarcı, ben merkezci biri değilsiniz.
Siz sadece başarılarınızı konuşan, olan şeyi konuşan bir insansınız.
Zaten var olan bir başarıyı övüyorsunuz.
Lütfen utanmayalım başarılarımızı övmekten.
Bu arada Marshall şunu fark ediyor.
çıkmayan kadınlara güvenmediğini gözlemlemiş arkadaşlar.
Bu tür kadınları yani kendi başarılarının arkasında durmayan kadınları erkekler çok yapay ve böyle işte kendini mütevazı göstermeye çalışan böyle yeterince sorumluluk üstlenemeyecek kişiler olarak görüyorlarmış
erkekler böyle kadınları. Sizce böyle algılanmak daha mı iyi?
Yani başarınızı övmüyorsunuz ama böyle algılanıyorsunuz.
Ve eğer bulunduğunuz işte yükselmek istiyorsanız gerçekten derdiniz buysa tabii ki o işi her yönüyle öğrenmeye çalışmamız gerekiyor ama bu bizi sadece uzmanlaştırır arkadaşlar.
O işi her yönüyle öğrenmek bizi uzmanlaştırır ve o işte kalmamızı sağlar.
Evet orada pozisyonunu korursun ama eğer yükselmek istiyorsan görünür olman gerekiyor diyor Marshall.
Yani düşünsenize siz o iş için sayısız kurslara gidiyorsunuz.
Yani işte nasıl kendimi daha da geliştirebilirim vesaire kendinizi paralıyorsunuz ama patronun bundan asla haberi yok.
Sonra bu çabanızın %10'unu bile göstermeyen biri çıkıyor kendini böyle saçma sapan bir şekilde övüyor reklamını yapıyor şovunu yapıyor bu şekilde yükseliyor sizde bunu görüyorsunuz böyle hasetleniyorsunuz işte bunlar
hep yanlış stratejiymiş eğer bir işte tatmin duygusunu hissetmek istiyorsanız bunun için iki şey gerekiyor hakimiyet ve takdir arkadaşlar işte hakimiyet
dediğimiz şey işin uzmanlık tarafı Yani değer verdiğiniz bir işte çalışıyorsunuz ve o işi böyle layığıyla yapmak için kendinizi paralıyorsunuz ve gerçekten iyi yaptığınız zaman o işi aldığınız saf hazdan bahsediyorum.
İşe hakimiyet psikologların içsel ödül dedikleri şeyi veriyor.
Yani bundan dolayı bir tatmin yaşıyoruz.
İş yerindeki tatmin için ise biz kadınların takdire ihtiyacımız var.
İşte bu yüzden kadınlar uzmanlığa gelişmeye aşırı önem veriyorlar.
Çünkü başarıları için takdir sorunu olanlar daha çok kadınlar arkadaşlar.
Bu arada uzmanlığın gücü elbette çok önemli onu aşağı görmek değil buradaki olay.
Çünkü başarı için, gerçek bir başarı için zaten uzmanlık gerekiyor dedik.
Ama kadınlardaki sorun şu, evet uzmanlaşıyorlar, okey.
Ama uzmanlığı sergilemekte bir sorun var.
Bakın ben bunu yaptım demiyoruz biz ortaya çıkıp.
Reklam ve şov kısmı bizde yok.
Uzmanlığı sergilediğimiz zaman zaten rekabet başlıyor.
Ve uzmanlığa aşırı önem vermek, yani kadınların yaptığı şey, bu ne oluyor?
İnsanlarla iş bağlantıları kurmaya isteksiz hale getirebiliyor.
Hani çok fazla uzmanlığa önem veriyor.
veren insanlara. Halbuki bu da çok önemli insanlarla bağlantı kurma kısmı.
Çünkü biz yükseldikçe o ilişkilerimiz bizim değerimizin iş hayatındaki değerimizin büyük bir bölümünü oluşturuyor değil mi?
İş ilişkileri. Uzmanlık ve bağlantılar kişisel otorite geliştirmemize yardımcı olan şeyler ki kişisel otorite dediğimiz şey çok önemli.
Çünkü başarılı liderleri diğerlerinden ayıran unsur bu.
Pozisyon kaynaklı güç dediğimiz ise kişisel otoritenin gücüyle destek.
Bu da aslında karar verme aşamasında etkin rol oynayan şey.
Pozisyon kaynaklı güç. Ve bu dört unsurun dengesi gerçekten çok önemli.
Bir de kadınlar evet böyle başkalarıyla ilişki kurmakta erkeklerden çok daha becerikliler.
Araştırmalar bunu gösteriyor ama o ilişkilerden sonrası için sıkıntı yaşıyorlar.
Çünkü hani işte faydalanma konusunda sıkıntı yaşıyorlar.
Bu konuda da erkekler daha becerikli.
Erkekler işte iş ilişkilerini kendi hedefleri doğrultusunda kullanabiliyorlar, faydalanabiliyorlar bundan.
Ama kadınlar buna işte çıkarcılık, menfaat bu gözle baktıkları için ve öyle algılanacaklarından korktukları için pek yaklaşmıyorlar.
Tabii ki tek sebep bu değil.
Hani bu çok tacize de açık bir durum bunun farkındayım.
Hani buna değinmemiş araştırmalar ama çoğu kadın bence o yüzden de bir tık geri duruyor.
Ama kadınların çoğu böyle düşünüyormuş.
Hani ben bir iş ilişkisi kurdum bir kadınla bile olsa bu iş ilişkisi.
Bundan bir şey beklediğimi düşünürse hani çok üzülürüm.
Ondan faydalandığımı düşünür.
Benim menfaatçi olduğumu düşünür.
Bunlar kadınların korkuları ama erkeklerde bu yok.
Ama şöyle de bir şey var.
Mükemmel kariyerlerin çoğu sadece yetenekli olmuyor.
Ya da işte çok çalıştım başardım böyle olmuyor iş hayatında.
Karşılıklı fayda sağlamak çok önemli.
Ve pek çok erkeğe doğal görünen kazan kazan anlaşmasıyla pek çok başarılı kariyerler inşa ediyorlar.
Zaten erkekler bu konuda hiç çekinmiyorlar.
Hani sen bana... destek olursan ben de sana destek olurum.
Bunu demekte hiçbir sakınca görmüyorlar.
Daha rahatlar. Erkekler böyle daha amaca yönelik ilerliyorlar iş hayatında.
Kadınlar daha ilişki bazlı, daha arkadaşça bir tavır içerisindeler.
Erkekler daha analitik, daha mantıksal yaklaşabiliyor olaylara iş hayatında.
Ama kadınlar daha duygularıyla hareket ediyorlar.
Bir de erkekler için iş yaptığı kişinin onu sevip sevmemesi çok önemli değil.
Ama kadınlar sevilmek de istiyor iş yaptığı kişi tarafından.
Hatta bırakmaları gereken bir işi sırf sadakatlerinden dolayı bırakmayan bir sürü kadın var değil mi?
İçme olalım. Araştırmacılar öyle diyor ki zaten bu menfaatçilik değil.
Olaya biraz diyor erkekler gibi yaklaşın diyor.
Hani sen bana yap ben de sana yaparım mantığı var ya aslında burada karşılıklı bir ilişki var.
Hani çıkar yok karşılıklı sen yapıyorsun ben de sana yapıyorum.
Karşılıklı olarak bir fırsat yaratmak için birbirimizi kullanma diyor iş yerinde bu var.
Biz bunu menfaatçilik olarak adlandıramayız.
Yükselen dalganın tüm tekneleri yükseltmesi gibi düşünelim.
Karşı taraftan ricalarda bulunun diyorlar.
Küçük küçük ricalar işte bunlar.
sizin böyle bir şeyden fayda etme sürecinizi başlatacaktır.
İşte bu bir fikir istemek bile olabilir.
Bir iyilik istemek bile olabilir.
Bunu da gerçekten böyle kişiliğinden hoşlandığınız az da olsa bir sempati duyduğunuz insanlara yapın.
Yoksa bu gerçekten karşılıklı istismar gibi olur deniliyor.
Yani burada önemli olan o kişi hakkında ne hissettiğimizden çok İkinizin ileride birbirinize bir faydanızın dokunup dokunmayacağı, öyle bir pozisyonda olup olmadığınız konumlarınız bu önemli.
Eğer bu tarz bir ilişkiyi reddediyorsak...
Bu bizim kendimizi bu tür bir güce sahip görmediğimizin bir işaretiymiş arkadaşlar.
Ayrıca biz karşıdan fayda sağlıyoruz.
Evet ama karşı tarafa da biz fayda sağlıyoruz değil mi?
İki taraflı ve bu iki yönlü bir şey.
Tek taraflı bir şey değil. Çıkarcılık gibi düşünmememiz gerekiyor.
Kendime de söylüyorum bunları.
Şimdi gelelim bir başka maddeye ama öncelikle buraya kadar olanları kısaca bir özetlemek istiyorum.
Birinci engel başarılarımızı iddia etmede isteksiz ve çekingen olmamız.
Lütfen başarılarınızı iddia etmekten çekinmeyin.
İkinci engel başkalarının o işe olan katkılarımızı anında fark etmesini ve ödüllendirilmeyi beklememiz.
Üçüncü engel uzmanlığa aşırı derecede önem vermemiz.
Dördüncüsü menfaatçi görüneceğim korkusuyla ilişkilerimizi geliştirmekten geri durmamız.
Ve gelelim beşinci engele.
İlk günden itibaren müttefikleri kaydetmememiz.
Beşinci engelimiz bu arkadaşlar.
Bu da şöyle yeni bir işe girdiğimiz zaman hani işte ayrıntılarda boğuluyoruz.
Böyle kendi kendimize çaktırmadan hiç kimseye sormadan ustalaşmaya çalışıyoruz o işin içerisinde.
Gerekirse gidiyoruz dışarıdan eğitimler alıyoruz o işle ilgili.
Aman diyoruz iş yerimizdekilere sormayalım.
Hem beni acemi zannederler hem de yani birilerine yük olmayayım.
Aman kimseye yük olmayayım diye konuşmuyoruz kimseyle.
Orada sessizce gizli bir mücadele veriyoruz.
Halbuki erkekler bunu yapmıyor.
Erkekler direkt gidiyorlar.
Ya diyorlar ben bu işi yapmak için kiminle bağlantı kurmalıyım?
Bununla mı? Okey. Abi sen bu işi biliyorsun bana öğretsene.
Yani biz detaylarda boğulurken atı alan Üsküdar'ı geçiyor arkadaşlar.
Biz o işte ayrıntı...
Yatılara hakim olmaya çalışıyoruz.
Kendimize güvenene kadar böyle ortaya çıkmıyoruz.
Gözlerden ırak takılıyoruz.
Bir şey yapacaksam böyle tam anlamıyla kendimi o işte yeterli istediğim ondan sonra harekete geçeyim diye düşünüyoruz.
Ama ne oluyor arka planda?
Millet gayet böyle yolunu buluyor o sırada siz bunları düşünürken.
Gayet orada çalışanların desteğini istiyorlar.
Çekinmiyorlar. Erkekler böyle işlerini böyle hallediyorlar.
Üstelik bizim kadar da yorulmuyorlar bunu yaparken.
Yani şöyle düşünün arkadaşlar.
Ben yeni bir işe giriyorum.
Ve o işi böyle layığıyla tam anlamıyla öğrenebilmek için hiç kimseye sormuyorum arada.
Gidiyorum geceleri falan online böyle 3-4 ay kursa yazılıyorum işte daha iyi yapmaya çalışıyorum.
Ama erkek öyle yapmıyor.
Erkek gidiyor o işi direkt orada çalışan yıllardır çalışan insanlara soruyor öğreniyor hiç çekinmiyor.
İşe başlar başlamaz kendine müttefikler ediniyor erkekler.
O yüzden erkekleri bu konuda örnek alalım.
Hani işte biri bana gelsin de o işi öğretsin kendi kendine görsün.
Benim mücadele verdiğimi o gelsin bana anlatsın.
Böyle bir şey yok. Destek istemekten çekinmememiz gerekiyor.
Güçlü müttefik ağları kurmaktan çekinmeyin işlerinizde.
Destekçi bulamayan kadınlar suçu kendilerine atıyorlar ve kendilerini değersiz hissedebiliyorlar günün sonunda.
Bir de destek istememiz bizi aslında karşı tarafın gözünde daha böyle çaba gösteren motive biri gibi gösteriyor.
İyi bir şey aslında çekinmememiz lazım.
Gelelim 6. engelimize.
İşimizi kariyerimizin önüne koymamız arkadaşlar.
Bu şöyle bir şey. Ben işimi mükemmel yapayım.
Bunun için korkunç bir çaba ve enerji harcayayım.
Bunu yaparken şunu düşünmüyorum.
Ben bu işi bir sonraki seviyeye nasıl taşırım?
Bu kısmı atlıyorum. Sonra ne diyorlar?
Aa zaten bu insan olduğu yerde gayet keyifli gayet işini iyi yapıyor ve çok mutlu görünüyor.
Daha üst bir pozisyona geçmesine hiç...
Hiç gerek yok böyle düşünüyorlar.
Büyük resmi kaçırıyoruz ya işimi mükemmel yapacağım derken.
Bugünün hatırına uzun vadeli hedeflerimizi gözden kaçırıyoruz.
Buraya dikkat. Sonra oyun dışı kalıyoruz değil mi?
Biz bunu sadakatimizden dolayı yapıyoruz arkadaşlar kadınlar.
Önce iş sonra kariyer.
Bunu deme sebebimiz işe olan sadakatimizden kaynaklanıyor.
Bu yüzden erkekler bizden daha fazla terfi ediyorlar.
Genelde kadınlar senelerce aynı pozisyonda kalıyorlar.
Sadık olma arzusuna lütfen dikkat potansiyelimizi harcıyor olabiliriz.
Ve ekibe duyulan bağlılık bunlar da kadınların kariyerine yatırım yapamamasının başlıca sebeplerinden ekibimize olan adanmışlık bizi kendi kariyer yolumuza odaklanmamızdan alıkoymasın arkadaşlar.
Yedinci engelimiz ise mükemmellik tuzağı.
Mükemmel olma çabamız evet bizi belki o olduğumuz yere getirmiş olabilir o pozisyona yardım etmiş olabilir o yolda bize ama daha yüksek seviyeye çıkmaya çalışırken mükemmellik
tuzağına o engele takılmış olabiliriz.
Neden? Çünkü hem çok stresli bir şey hem de bu uzun süre sürdürülebilecek bir şey değil arkadaşlar.
Detaylarda boğulmamıza neden olan bir şey.
En ufak bir negatiflikte yerle bir olabiliyoruz.
Hayal kırıklığı yaratabilen bir şey.
Mükemmelliyetçilik maalesef kadınlarda daha çok görülüyormuş.
Neden daha çok görülüyor?
Aslında bu kız çocuklarına yüklenen o cinsiyet beklentilerinin de etkisiyle olan bir şey.
Hani işte kız çocuğu usludur, kız çocuğu söz dinler işte vesaire biliyorsunuz o söylenen şeyleri ama.
Erkek çocuğu öyle mi daha özgür değil mi?
Hani yaramazlığına bile gülünüyor erkek çocuğun.
Daha böyle müsemma gösteriliyor.
Onlar kuralları çiğnediği zaman o kadar sorun olmuyor.
Ama kızlar böyle bir şey yaptığı zaman daha böyle sansasyonel oluyor.
Kızlar genelde bir beklentiyle büyütülüyor.
Yani çok esnek bir alanda değil kız çocukları.
Bu da her şeyi daha düzgün yapmalıyıma dönüyor değil mi ileride?
İnsanların beklentileriyle paralel olalım derken hata yapmaktan korkuyoruz bazen.
Hep onay arayan insanlara dönüşebiliyoruz ve kadınlar dediğim gibi buna daha çok meyilli.
Carlos Martin kendileri için böyle çok yüksek standartlar koyan insanların genelde başkaları için de çok yüksek standartlar koyduğunu söylüyor.
Bu durum iş hayatında bizi zorlayacak bir şey çünkü iş arkadaşlarımızdan da bunu bekliyoruz.
Bu arada mükemmelliyetçiyseniz eğer bu konuda bir podcastım var mükemmelliyetçi misin diye onu da dinleyebilirsiniz.
Sekizinci kötü alışkanlığa geldim.
Memnun etme hastalığı.
Evet bu bir hastalık bence de.
Hep böyle düşünceli olayım, iyi bir insan olayım.
Aman herkes beni sevsin.
Herkese kendini iyi hissettirmeliyim.
Memnun etme hastalığı işte bu.
Eğer kronik bir memnun ediciyseniz burada anlattığım gibi bu kariyerimizde bizi geride bırakacak bir şey.
Kendimizi günün sonunda her şeye evet derken buluruz.
Hayır demek gibi bir imkanımız yok.
Sonrası koskoca bir zaman kaybı üstüne de...
büyük bir yorgunluk.
Eğer her şeye, herkese evet diyen bir insansanız hayatınızdaki en büyük hayırı kendinize demişsiniz demektir.
İş yerinde bu büyük sıkıntılara neden oluyor.
Çünkü bir bakıyorsunuz sizi sömürmeye kalkıyorlar.
Sürekli onay arıyorsunuz.
Bu da aşırı bağlılığa ve başkalarının ihtiyaçlarını kendinizden önceye koymaya neden olabilecek bir şey.
Net karar verme kabiliyetinizi azaltıyor bunlar.
Neden? İşte diyoruz ki aman onunla da ters düşmeyeyim.
Aman onun fikrine de uyum sağlayayım.
Ne oluyor? Aman kimseler gücenmesin.
Bunları derken ne yapıyoruz kendimize?
En çok kendimizi gücendiriyoruz değil mi?
Aman kimseler gücenmesin. E ben güceniyorum işin sonunda.
Duygusal istismarcılar var bir de onlar da bizi bir güzel kullanıyor iş yerinde.
Ve araştırmalar gösteriyor ki kız çocuklarının hem evde hem de okulda böyle çok itaatkar, uyumlu, başkalarına karşı yardımsever ve iyi oldukları zaman takdir gördüklerini gösteriyor
araştırmalar. Biz böyle büyüdük ve bize kendimizi feda etmemiz öğretiliyor aslında değil mi?
Kendimizi ortaya koymamız değil kendimizi feda etmemiz öğretiliyor.
Öncelik hep başkaları.
Biz değiliz. Yani zaten o ayıp.
Hani önce kendini düşünmen ayıp.
Çoğumuz böyle büyütüldük arkadaşlar ki araştırmalarda bunu göstermiş.
İnsanların beklentilerini karşıladığımız zaman iyi kabul ediliyoruz değil mi?
Öyle düşünüyoruz. Başkalarını memnun etme odaklı olmayalım.
Başkalarının işte benim şimdiye kadar çalıştığım en muhteşem insan böyle düşünmesi için uğraşmayalım.
Bunun için çabalamayalım. Biz olmak istediğimiz şey her neyse başarmak istediğimiz şey neyse o iş hayatında buna odaklanalım.
Başkaları değil kendinize odaklanın diyor iş hayatında.
Kendinizi de bunun için suçlu hissetmeyin.
Çünkü suçlu hissettiğimiz zaman bu zaten memnun etme hastalığı.
Gelelim 9. kötü alışkanlık.
Minimize etmek arkadaşlar.
Yani en aza indirmek.
Başkalarınızın küçümsenmesi, iş yerinde böyle bir hayaletleşme durumu.
Sosyal bilimciler ve sinir bilimcilerin araştırmalarından bildiğimiz üzere böyle kollarımızı ve bacaklarımızı içeri çektiğimiz zaman yani kapanık bir pozisyonda durduğumuz zaman, vücudumuzu sıktığımız zaman işte eğilip böyle
kenara çekildiğimiz zaman otorite ve gücü yansıtma yeteneğimizi zayıflatıyoruz.
Ve başkaları da bizi küçülmüş olarak okuyor arkadaşlar.
Bu çok kötü bir şey. Sen kendini öyle hissediyorsun karşı tarafa da öyle geçiyor.
Yeterince büyük değilsin.
Dolayısıyla ait değilsin.
Diğerleri senden daha fazlasını hak ediyor.
Bakın beynimiz küçülme eylemimizi sadece fiziksel olarak yaptığım beynimi böyle yorumlayabiliyor.
Kedilerin yanından geçerken hiç dikkat ettiniz mi?
Böyle gizlice kulaklarını arkaya yatırıyorlar.
Tüylerini düzleştiriyorlar.
Neden böyle yapıyorlar? Hani ben küçüğüm.
Hiçbir tehdit oluşturmuyorum.
Değil mi? Beni umursama.
Hani bırak yolundan çekileyim.
Benim de bir miyavlamadığım kaldı.
Kedi oldum şu an.
Ya biz kendimizi böyle eğip büktükçe karşımızdaki insanlara da aynı mesajı gönderiyoruz.
Yani bu küçülmeyi sadece fiziken yapmıyoruz arkadaşlar.
Beynimize de öyle bir sinyal gidiyor.
Karşı tarafta bunu öyle okuyor.
Eğer şu da var. Her cümleye böyle affedersiniz diye başlayanlar var.
Bu da aynı hesap. Sürekli affedersiniz.
Affedersiniz. Ya da ya sadece bir dakikanızı alabilir miyim?
Sadece bir şey belirtmek istiyorum.
Nasıl geçti bu size şu an bu söylediklerim?
Ya da ben yalnızca...
diye başlayan cümlelerimiz. Ya ben sadece bak ya da küçük bir şey söylememe izin verin.
Sadece ufak bir önerim var.
Bunlar kulağınıza nasıl geliyor arkadaşlar?
Söylemeye değer bir şeyim var ama sizin o çok kıymetli zamanınızı fazla çalacağım için çok korkuyorum.
Zaten benim söyleyeceğim şey de o kadar önemli değil.
Böyle geldi değil mi kulağınıza?
Ya da sürekli önemli değil diyenler.
Önemli değil, önemli değil, önemli değil.
Bunlar belki sözeltiklerimiz ama lütfen bunlara dikkat edelim.
Ya da işte habire özür dileyenler vardır.
Her lafın başında sonunda ortasında özür dilerler.
Özür dilerim, özür dilerim, özür dilerim.
Bunu yapmayın. Affedersiniz özür dilerim, affedersiniz özür dilerim.
Bunlar sözeltikse lütfen dikkat ederim.
Gelelim 10. engele.
Çok fazla açıklama. Her şeyi açıklıyoruz bazen değil mi?
Bir de duygularımızı bastırıyoruz.
Doğal tepkilerimizi bastırıyoruz.
Kendimizi çok... Çok fazla denetlemeye çalışıyoruz ve bu da bizim enerjimizi tüketen şeylerden biri.
Kendiliğinden oluşumuzu, doğallığımızı baltalıyor.
Yani bu samimi olmadığımızı bile karşı tarafa düşündürtebilecek bir şey.
Bazı erkekler kadınların iş ortamında duygusal olmalarına içerliyorlar ve bu yüzden eleştiriye maruz kalacağımızı bildiğimiz için biz kadınlar duygularımızı bastırma gereği duyabiliyoruz.
Aman duygusallığım görünmesin.
Onlar da korkularını bastırıyor erkekler, incinmişliklerini bastırıyorlar.
Bizden de bekledikleri şey bu.
Hani ben bunları bastırıyorum sen de duygularını bastır.
Erkekler iş yerindeki olaylara öfkeyle karşılık verebiliyorlar.
Biz nasıl karşılık veriyoruz?
Güceniyoruz değil mi? Kırılıyoruz, hüsrana uğruyoruz, gidiyoruz, ağlıyoruz.
Hani bizim tepkilerimiz böyle. Onlar da böyle yakıp yıkıyorlar öfke içindeler.
Duygularımızı hissetmek ve onları teşhis etmek bize güç verir.
Evet ama hissettiğimiz şeye tepki vermek konusunda gücümüzü ele almamız gerekiyor.
Çünkü bunlar gücümüzü boşa tüketebilir.
Araştırmalar kadınların günde 20 bin kelime ile konuşurken erkeklerin ise genelde yaklaşık 7 bin kelime ile konuştuğunu gösteriyor.
Dolayısıyla kısa ve öz olmayı üstün gören erkek merkezli kültürlerde çalışan kadınların çok konuştukları düşünülebiliyor ya da işte çok fazla detaya girdikleri düşünülebiliyor.
Esas konuyu hani sadede gel diyoruz ya sadede gelene kadar çok zaman kaybettiğimizi düşünüyorlar.
Konuyla ilgili çok fazla arka plan bilgisi verdiğimizi düşünüyorlar.
ve aşırı şekilde böyle açıklama yaptığımız için hani buna gerek duyduğumuzu niye gerek duyuyorsun hani bu kadar açıklamaya böyle düşünüyorlar.
O yüzden kısa ve öz cümleler kurmamız daha etkili olacak erkekler gibi yapmamız.
Yani kadınların iletişim tarzları üzerinde çalışan Deborah Tannen diye bir araştırmacı var.
Kadınların kişisel bilgilerini böyle birbirleriyle bağ kurmanın temel aracı olarak kullandıklarını söylüyor ki bence de doğru.
Bu bizim için duygusal bir paylaşım, bir samimiyet, bir güven değil mi?
Bunu yaptığımız zaman... kendimizi daha böyle güvende hissediyoruz ama iş yerinde bunu yapmasak daha iyi çünkü iş dünyası dışında bu özelliğimiz evet çok güzel sağlam kalıcı ilişkiler kurmamızı sağlıyor çok bizim lehimize
olan bir şey bu kadınların kurmuş olduğu bağlantılar ama iş dünyasında erkeklerin tavrının daha doğru olduğunu söylüyorlar ki zaten orada özel hayatınızla ilgili paylaştıklarınız daha sonra sizin ayağınızı kaydırabilir
dikkat edin ifşa edilme ihtimalimiz artıyor yani hiç gerek yok böyle şeylere 11.
kötü alışkanlığımıza gelirsek zihinsel geviş getirme yani ruminasyon.
Ruminasyon böyle geçmişe takılı kalıp talihsiz olayları yeniden yeniden yaşayarak kafamızda bunları kurarak çokça zaman kaybetmemiz demek.
Marshall'ın deneyimlerine göre evet erkekler de bunu yapıyor arkadaşlar ama onlar öfkelerini kendilerinden çıkarmıyorlar.
Başkalarını suçlayarak bunu sağlatıyorlar ama kadınlar daha böyle içine dönerek kendini suçlamaya meyilli kendi hatalarımızı didik didik ediyoruz.
Erkekler iş yerinde bir hata yaptıkları zaman bir hata yaptım okey hepimiz...
Hata yaparız. Şimdi yola devam etme zamanı diyebiliyorlar genelde.
Biz de bunu yapalım, önümüze bakmaya çalışalım.
Çünkü zaten geçmişi değiştiremiyoruz değil mi?
Kendimizi habire suçlamanın hiçbir faydası yok.
Çünkü bunu yaptıkça eyleme geçmemiz zorlaşıyor.
Zihnimizdeki o cehennemde hapis kalıyoruz.
Ve son kötü alışkanlığımız radarımızın dikkatimizi dağıtmasına izin vermek.
Kadınların en güçlü yönlerinden biri geniş spektrumlu bir dikkate sahip olmaları.
Ve bir anda böyle pek çok şeyi fark edebilme becerimiz var.
Kadınlar bilgiyi işlerken beyinleri...
Beynin pek çok farklı bölgesi aktif oluyor arkadaşlar ve çok sayıda detayı dikkate alabiliyorlar.
Erkeklerde ise beyin aktivitesi daha çok tek bir bölgede yoğunlaşıyor.
Yani kadınların dikkati radar gibi habire çevreyi tarıyor, erkeklerin dikkati lazer gibi tek bir noktaya odaklanıyor.
Tabii her kadın ya da her erkek böyle değildir.
Bunlar beyin görüntüleme sonuçlarından elde edilen verilere göre.
Yani her işe göre de iyi olan lazer gibi bir dikkat de olabilir, radar gibi de olabilir.
İşine göre değişir. İşte mesela benim işim veri analizi ise lazer gibi olsam daha iyi.
Ama işim psikologluksa her türlü veriyi dikkate almam lazım değil mi?
Radar gibi olmam lazım. İş hayatında liderlik ve başarı için her ikisi de lazım.
Ama radar gibi olursak böyle işimize yaramayan o gereksiz...
Ayrıntılarda boğulup esas meseleyi gözden kaçırabiliriz radar gibi olursak.
Başkalarının reaksiyonlarının aşırı farkında olmamız eylemlerimiz üzerinde aşırı düşünüp böyle zihinsel geviş getirmemize ruminasyona yol açabilir.
O yüzden dikkatimizi dağıtmadan genel kariyer vizyonumuza odaklansak bizim için daha iyi olur.
Evet bugün kadınların iş hayatındaki başarısına engel olan 12 kötü alışkanlıktan bahsettim.
Çok daha fazla kadın...
Güçlü ve etkili pozisyonlarda olabileceğine ve olması gerektiğine inanıyorum canı gönülden.
Kadınları hayatın ve iş hayatının her sahasında gerçekten görmekten büyük keyif alıyorum.
Atamızın 21 Mart 1923 yılında Konya'da yapmış olduğu bir konuşmasında dediği gibi çok büyük şükranla görüyoruz ve görmekteyiz ki hiçbir yerde Kadınlarımız
erkeklerden aşağı değildir.
Hemen her yerde kadın erkek seviyesi arasında bir eşitlik görmekteyim.
Bu durum övgüye değerdir diyor canım hatam.
Hepsi burada Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Sizleri hepsi burada premium dünyasının ayrıcalıklarından faydalanmak için açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Kendinize iyi bakın arkadaşlar. Yepyeni bölümlerle tekrar görüşmek üzere.
Beni instagramdan takip etmek isteyenler için adresim aşağıda açıklamalarda olacak.
Beni hangi platform üzerinden dinliyorsanız takip edip bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Hoşçakalın kendinize iyi bakın bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
