
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Merhaba.
Ortamda satılacak bilgiye hoş geldiniz.
Ben Merve, Tarikatlar serimin 3.
bölümüyle karşınızdayım.
Bir önceki podcastimde müptezel bir tarikat lideri ve seri katil olan Charles Manson'dan bahsetmiştim.
Eğer dinlemediyseniz mutlaka dinleyin.
Bugün 1978'de Amerikan tarihin ve yakın tarihimizin görüp göreceği en büyük toplu itharını gerçekleştiren bir tarikat liderinden bahsedeceğim.
Jim Jones'dan bahsedeceğim.
Öyle bir tarikat lideri ki...
1918 kişiyi kendisiyle beraber ölüme götürebildi.
Bakın bu kadar etkileyici bir adamdan bahsedeceğim bugün.
Hep beraber siyanür içerek intihar ettiler, öldüler.
Ve şunu söylemek istiyorum.
Eğer 1960'larda veya 70'lerde Amerika'da yaşamış olsaydım ve bir tarikata girecek olsaydım kesinlikle bu sosyalist tanrı dediğimiz Jim Jones'un tarikatı olurdu.
İşte bugün bu adamdan bahsedeceğim.
Ama öncelikle hemen belgesel önerilerimi ve film önerilerimi de.
bulunmak istiyorum. Çünkü unuturum.
Belgesel olarak Johnstown belgeselini izleyebilirsiniz.
Böyle gerçek görüntüler falan var içerisinde.
Ya da Johnstown'dan kaçış diye bir belgesel var.
Film olarak önereceklerimi yani izleyip izlememeyi size bırakıyorum.
Çünkü çok iyi değil yapılmış filmler.
Aslında çok iyi filmler yapılabilirdi bu konuyla ilgili ama Ayin diye bir film var ama çok beğeneceğinizi zannetmiyorum.
Yine de izlemek isteyenler için önerebilirim.
Bir de Guyana diye bir film var.
Onu da belki izleyebilirsiniz.
O zaman vakit kaybetmeden bu sosyalist tanrı Jim Jones'a bir göz atalım.
Şimdi bu adam inanılmaz bir karizması var bu adamın ve tam bir tarikat liderinde olması gereken her şey var bu adamda.
Bir de böyle eşitlik diyor, hak diyor, hukuk diyor, siyahilerin yanında yer alıyor.
Yani tutmayın beni kesinlikle bu adama katılırdım diye düşünüyorum.
Neyse şaka bir yana gelin bu saykoya yakından bakalım.
Şimdi öncelikle çocukluğuna inmek istiyorum.
Neden çocukluğuna bu kadar takığım bunu da belirteyim.
Çünkü Charles Mason'da da çocukluğundan fazla...
bahsetmiştim çünkü çocukluk döneminde bu yaşadığımız bütün travmalar bilinçaltımıza itiliyor ve ilerleyen zamanda daha yıkıcı bir şekilde mutlaka geri dönüyor o yüzden de Jim
Jones'da da bunu göreceksiniz zaten bahsetmeden geçmek istemedim çocukluğundan şimdi Jim Jones 1931 yılında İndianapolis'de doğuyor.
Şimdi Indiana dediğimiz yer Amerika'nın bir eyaleti zaten biliyorsunuz.
İndianapolis kızılderili yurdu demek.
Ve babası bir savaş gazisi.
Büyük buhran döneminde doğmuş.
Çok kötü bir dönem. Yani 1930'larda Amerika'da doğmak zaten doğulabilecek en kötü zamanlardan birisi diyebilirim.
Ve büyük buhran döneminde tabii ki ailesi de bu ekonomik krizden oldukça etkileniyor.
Aşırı derecede bir yokluk.
Su tesisatı bile olmayan küçücük bir kulübede büyümek zorunda kalıyor.
Zaten fakirlikte cabası.
Babasına baktığımız zaman bu büyük buhran döneminde hortlayan bir tarikat var.
Kukuluksklan diye sanırım telaffuz ediliyor bu.
Kukuluksklan. Bu tarikatla bağ olduğu düşünülüyor.
Jim Jones'un babasının. Bu tarikat da gerçekten çok kötü bir tarikat.
Çok kötü bir dini grup diyebilirim.
Çünkü adamlar Müslümanlardan haz etmiyor.
Yahudilerden, siyahilerden, eşcinselerden her şeyden nefret ediyorlar.
Hatta belki görmüşsünüzdür.
Böyle garip garip kukuletalar takıyorlar.
Böyle beyaz hayalet gibi.
Ondan sonra gözleri böyle hani hayalet gözlerini açar ya çarşafın içinden yuvarlak yuvarlak hani delerler.
Komik bir hayalet hayal edin ama kukuletalı.
Ve günümüzde hala bu tarikatın üyeleri var yani çok enteresan bir şekilde hala üyeleri var bilmiyorum kukuleta takıyorlar mı ama komik bir tarikat ama işlevleri çok kötü İşte
babası böyle bir adam yani ırkçı diyebilirim babası için.
Jim Jones da böyle küçükken çok yalnız çok çekingen bir çocuk ve hiç arkadaşı yok.
Tıpkı Charles Manson gibi hatta hemen araya onu da sokayım.
Charles Manson küçükken okuduğu kitaplardan birisi şeymiş nasıl arkadaş edinilir falan gibi bir şeymiş.
Hani o kadar yalnız bir çocukmuş.
Aynı şekilde Jim Jones da aynı şekilde hiçbir zaman onay görmemiş, kabul görmemiş bir çocuk aile tarafından.
Dediğim gibi büyük buhranda ekonomik sıkıntının içine doğmuş.
Ve varoş çocuğu diyebilirim yani bu Indianapolis'ten dolayı.
Zaten Amerikaların varoş dediği bir bölge orası.
Ve arkadaş edinemediği için de ne yapıyor?
Kitapları kendine arkadaş ediniyor.
Şimdi baktığınız zaman. Buraya kadar bir sıkıntı yok değil mi anlattıklarımla?
Sürekli kitap okuyor.
Şimdi okuduğu kitapları söylüyorum.
Zaten kafanızda bir şeyler oluşacaktır yani.
Karl Marx okuyor.
Mahatma Gandhi okuyor.
Ondan sonra Stalin okuyor.
Hitler okuyor. Bakın Hitler okuyor.
Stalin okuyor. Şimdi neden sosyalist tanrı dediklerini şimdi anlamışsınızdır zaten.
Okuduğu kitaplar bunlar. Ve dine karşı çok yoğun bir ilgisi var.
Böyle o kadar garip, o kadar saplantılı bir ilgi ki bu.
Küçükken oynadığı oyunlara ben çok şaşırmıştım.
Daha küçücük bir çocukken kedileri öldürüyor ve onlara cenaze merasimi düzenliyor.
Yani Chucky bile yemin ediyorum daha sevimlidir.
Bu nasıl bir çocuktur böyle dedim.
Sürekli sahte cenazeler düzenliyor.
Bunu oyun haline getiriyor falan.
Düşünsenize böyle işten eve gelmişsiniz.
Sabah böyle yanaklarını ponçiklediğiniz sevdiğiniz o çocuk size diyor ki anne hadi sen öl ben de sana cenaze töreni yapayım.
Düşünsenize böyle bir çocuk parayı da yemin ediyorum evlat olsa eldivenle sevilmez.
Neyse babası da sürekli içen bir tip.
Aşırı sorunlu bir aile anlayacağınız üzere.
Ailenin geçimi de böyle daha küçücükken Jim'in omuzlarında büyük.
Ve Jim'in okuduğu kitapların etkisi böyle o süreçte sanırım böyle kendini biraz göstermeye başlamış ki.
Siyahi bir arkadaşını eve getiriyor.
Ve babası demiştim ya bir tarikata üye, faşist bir tarikata üye ırkçı.
Ve büyük bir olay çıkıyor evde.
O çocuk eve geldi diye ve babası o siyahi çocuğu evden kovuyor.
Ve bunun üzerine Jim Jones uzun yıllar babasıyla asla konuşmuyor.
Zaten ilerleyen zamanda annesiyle babası da boşanıyor.
Annesi okutuyor. Cimi yani annesi uğraşıyor onunla.
Liseden onur derecesiyle mezun oluyor.
Bakın zeki bir çocuk bu.
Onur derecesiyle mezun oluyor ve üniversiteyi böyle kılık hırk yararak bitirmiş.
Sonra da zaten bir hemşireye aşık oluyor ve onunla ömür boyu evli kalıyor.
20 yaşına geldiği zaman da komünist oluyor.
Tabii ki de komünist olacak. O kadar fazla şey okuyor ki onlarla ilgili.
Fakat ara sıra gittiği bir kilise var.
Şimdi bu kilise çok önemli arkadaşlar.
Niye? Çünkü bu kilisede şunu gözlemliyor.
Vaizler, oradaki vaizler bir baba gibi görülüyorlar ve çok sayılıp çok seviliyorlar.
Ve o anda bir ışık çakıyor Jim Jones'un kafasında.
Diyor ki ya ben bir cemaat bulayım ya kendime.
Ben de vaiz olayım falan demeye başlıyor.
Çünkü hoşuna gidiyor.
O adamları baba gibi görüyorlar, sayıyorlar, seviyorlar.
O hiç öyle kabul görmemiş bir çocuk zaten.
Ama şöyle bir durum var.
Çok rahatsız eden bir durum var Jim Jones'a.
O da şu bu kilise liderleri hep böyle siyahileri dışlıyor ve cemaatlerine almıyorlar.
Buna dayanamıyor Jim Jones ve kiliseyi terk ediyor.
Şimdi buraya kadar. Müthiş değil mi?
Anlattığım her şey. Çok iyi bir profil çizdi buraya kadar.
Neyse. Sonra diyor ki bu kiliseden ayrıldıktan sonra ya ben ne yapsam falan diye düşünüyor.
En iyisi ben diyor imanla tedavi edeyim insanları.
Şimdi böyle bir yöntem var.
Sizden ne diyor musunuz ki? Sadece Türkiye'de var.
Orada da var. İmanla tedavi.
Bu şekilde mürit toplamaya başlıyoruz.
Zaten aşırı saçma bir şey yani bu.
İmanla tedavi nedir biliyor musunuz?
İmanla kanseri yeniyorlar.
İşte AIDS yeniyorlar.
Körlük. Bunları tedavi ettiğini söylüyorlar.
Şarlatanlık yani. Bunlar her yerde var.
Bu imanla tedavinin yanı sıra bir de 7.
gün baptistleri dediğimiz bir kilise var.
Buraya devam ediyor. Bakın bu çok önemli 7.
gün baptistleri. Çünkü bunlar Hristiyanlığı böyle daha...
özgür bir yorum diyebilirim.
Yani Hristiyan'a daha özgür bir yorum katan bir grup gibi düşünebilirsiniz.
Ve aşırı takipçileri var dünya üzerinde.
Çok takipçi demek çok mürit demek ne demek arkadaşlar?
Çok para demek değil mi? Tim Jones boşuna oltayı buraya atmıyor.
Yani şimdi burada çok önemli bir parantez açmak istiyorum.
Jim Jones'un kafasında zaten bir plan var.
Buraya kadar anlattıklarında bir planı vardı zaten.
Bu sosyalist tanrı Jim Jones insanları nasıl manipüle edebileceğini nasıl köşeye sıkıştırabileceğinin peşinde.
Yani bunun içinde zaten çocukluğundan beri Hitler okuyor dediğim gibi ve ekstradan Peter Devine hayranı diyebilirim.
Bu Peter Devine dediğim adam.
Çok önemli bir adam. Bu adamı pas geçmememiz gerekiyor.
Bu adam da kendini zaten en son tanrı ilan ediyor Peter Duvarn.
Bırakın Mesih'i falan. Adam diyor ki ben tanrıyım kardeşim.
Ne Mesih'i diyor yani uçmuş.
Ve bu adam da siyahilerin kült lideri.
Yani Peter Dumay'ın siyahilerin lideri olduğunu bilmeniz gerekiyor.
Ve bu adamın ortaya çıktığı dönemde zaten siyahiler böyle yine ezeliyor, itiliyorlar, kakılıyorlar.
Ve bu adam da ortaya çıkıp diyor ki işte yurttaşlık hakları bilmem ne falan diye New York'ta ciddi bir mürit ediniyor.
Tabi sonra parsayı vuruyor.
Hatta bu Peter Duvain dediğim adam böyle yaşlı bir kadının bütün mal varlığını alıyor.
Her şeyini alıyor. Hatta adam müritlerine otel falan yaptırıyor.
O derece yani. Yani böyle takipçilerini maddi olarak manevralar aşırı iyi sömürüyor.
İşte Jim Jones da bu adamı örnek alıyor kendine.
Peter Duvain'ı... Bayağı araştırıyor.
Ve sosyal adalet albeynisi var ya Peter Devine'da.
Onu alıp copy paste ediyor.
Ve insanları kendine çekip kullanmak için bunları yapıyor tabii ki.
Ve sonra şey diyor işte bu Peter Devine acaba bu tarikatı nasıl kurdu?
İnsanları nasıl manipüle etti?
Bunları bayağı araştırıyor.
Ve dediğim gibi kendini idol olarak Peter Devine'ı seçiyor.
Ama sadece tabii siyahilerle sınırlı kalmıyor.
San Francisco'da açtığı bir kilise var.
Jim Jones'un ilk kilisesi San Francisco'da.
Ve kilisenin adı People's Temple yani insanların tapınağı.
Böyle şey modu var burada işte gel ne olursan ol yine gel mottosuyla hareket ediyor.
Burada kimler var işte uyuşturucu bağımlıları, seks işçileri, siyahiler, yaşlılar, muhtaçlar herkese kucak açıyor.
Hatta onlar için para toplamak için bu kiliseye para toplamak gerekiyor.
Bu insanlar için ne yapıyor biliyor musunuz?
Maymun ithalatı yapıyor. Böyle çok gerçekten enteresan gelmişti bana.
Maymun ithalatı yapıyor ve kapı kapı dolaşıp maymun satıyor adam.
Adam çok zeki bence yani ilk önce kendi para veriyor sonradan çünkü alacak ya geri güven kazanması gerekiyor ki daha sonradan kerizleri silkelesin.
Neyse sonra eşiyle beraber siyahi bir bebeği evlatlık alıyorlar.
Şimdi yani burada Şu söylemek istiyorum.
O dönemde dediğim gibi çok fazla ırkçılık vardı.
Tavandı yani. Ve düşünebiliyor musunuz?
1960'larda İndiyana'da siyah bir çocuğu evlat ediniyorsunuz.
Zaten bunu ilk yapan Jim Jones.
Yani ilk kez bunu yapan.
siyahi bir çocuğu evlat edinen ilk beyaz aile Jim Jones'lar.
Bu çok önemli. Ve bunun dışında öksüz bir Koreli çocuğu alıyorlar.
Kızılderili bir çocuğu evlat ediniyorlar.
Zaten kendi çocukları var.
Bir de ekstradan böyle çocuklar evlat ediniyorlar.
Kendi çocuğunun adı da Stephen Gandhi.
Gandhi koymuş çocuğun adını.
Enteresan. Toplam böyle 6 çocukları vardı galiba.
Ya bir şey demek istiyorum.
Adamın aslında buraya kadar anlattıklarıma bakarak Sevdiniz değil mi?
İtiraf edin. Bu adamı sevdiniz buraya kadar.
Ben çok sevdim açıkçası.
Şimdi yavaş yavaş böyle evil'laşmasına doğru gidiyoruz.
Şeytanlaşacak adam biraz da.
Buraya kadar bir sıkıntı yok.
Gene Jones buraya kadar iyi bir profil çizdi bence.
Hepiniz sevdiniz. Az önce dediğim gibi İndianapolis'te siyahi bir bebeği evlat ettinler.
Burası zaten dediğim gibi çok gerici bir yer.
Ve sonra ne oldu biliyor musunuz?
Herkes Jones ailesini dışladı.
Dışlandılar. O da ne yaptı?
Çoluğunu çocuğunu topladı.
Hadi hanım Kaliforniya'ya gidiyoruz dedi.
Ve zaten hali hazırda böyle biraz birikmiş gariban müridi vardı.
Hep beraber yollara düştüler böyle 14-15 araba.
145 kişiydi sanırım ilk gidenler.
Ve Jones müritlerine dedi ki şöyle söylüyor.
İsa diyor ki işte insanlara diyormuş ki Hazreti İsa her şeyi satın ve müşterek kullanın.
Bak bak bak bak aslında burada biraz fikirleri ortaya çıkmaya başlıyor.
Neyse bu 145 kişilik bu Kaliforniya çiftliğinde.
Çiftçisi var, mavi yakalısı var.
Baya böyle bir geniş bir skala var orada.
Bu Kaliforniya San Francisco'da işte kilisesini kuruyor.
Zaten burada böyle yavaş yavaş eziyetleri başlamaya başlıyor.
Dedim ya az önce böyle evil bir yola doğru gidiyor.
Neyse milleti böyle ne yapıyor?
Disipline etmesi gerekiyor.
Bu kadar kişiyi nasıl gücecek bu kadar koyunu değil mi?
O yüzden ne yapıyor? İşte elektroşok kullanıyor.
Sonra küçücük çocukları dövüyor.
Ondan sonra hem de gizli değil böyle alala de dövüyor.
Övüyor yani işkenceler, dayaklar.
Ama adam öyle bir adam ki şöyle bir özelliği var bunun.
Kimin ne derdi varsa alıyor karşısına dinliyor.
Tek tek ilgileniyor müritleriyle.
Ve zaten bu şekilde mürit topluyor.
O kadar sevecen ki görüntü olarak.
Hatta böyle yaşlı müritleri için huzur evleri falan yaptırıyor.
Sırf onlar rahat etsin diye desem de inanmayın.
Çünkü garibanların emeklisine çökecek derdi o.
Yaşlılar böyle maaş çeklerini Jim Jones'a veriyorlar.
Jim Jones da onlara maaşlarından harçlık veriyor.
Komediye gelin. Neyse adam böyle hem...
Adamı hem böyle deli gibi seviyorlar hem de çok korkuyorlar.
Hani böyle başlangıçta demiştim ya işte adam inanç şifacısı diye.
Ben bir belgeselini izliyordum.
Orada yaşlı bir kadın vardı.
Orada işte kilisede işte ayin veriyor.
Bir tane yaşlı kadın tekerlik sandalyede oturuyor.
Kadına diyor ki böyle gözlerin içine bakıyor kadının.
Böyle bayağı böyle kalabalık bir ortam var.
Yaşlı kadının gözünün içine bakıyor.
Kadın tekerlik sandalyede işte sen diyor kadına ayağa kalk.
Kadın bir anda ağlamaya başlıyor ve bir anda ayağa kalkıyor.
Ben o anda onu izlerken unuttum tamam mı?
Ben Jim Jones'ı izlediğimi unuttum ve şey modundayım.
İnanamıyorum falan diyorum.
Kadını diyorum ayağa kaldırdı.
Ya boşuna demiyorum ben Jim Jones'a girerdim tarikatına diye.
Ya ben bile inandım o anda.
Halbuki yalan yani.
Çünkü bu kadın sekreteriymiş.
Bu yaşlı kadın.
Bayağı tiyatro yapmışlar yani orada.
Ben bile inandım yani.
Öyle bir etkileyici bir tiyatralı yeseneği de var.
Neyse. Bir kilisede bir vaazında da şey yapıyordu.
İncil'i fırlattı. O çok enteresandı.
İncil'i fırlattı ve şey dedi.
Bu kağıt pulu yok etmeliyim.
Yani İncil'e kağıt pul diyor ve fırlatıp atıyor.
İşte aslında büyük olaylara geliyorum yavaş yavaş.
Sonra işte bir tane mağaza daha vardı.
Orada da şey diyordu. Görmediğiniz şeylere inanmayın gibi bir şey söylüyordu.
Ve diyordu ki bu bence Jim Jones'un sözü yani direkt bu.
Hani bunu alın ve asın bir yere bu sözü.
Diyor ki beni arkadaşınız olarak görürseniz arkadaşınız olurum.
Beni kurtarıcınız olarak görürseniz kurtarıcınız olurum.
Beni tanrı olarak görürseniz...
Tanrınız olurum diyor. Ne kadar etkileyici bir söz.
Ve diyor ki zennet falan yok kardeşim.
İnanmayın saçmalamayın diyor ya.
Onu biz yaratacağız diyor. Aslında böyle yavaş yavaş yol yapmaya başlıyor.
Hani bir önceki podcastinde Charles Manson saykosu için müptezel mezih demiştim ya.
Jim Jones da ateist ve agnostik.
Yani eminim böylesini duymamıştınız.
Hani bir tanesi müptezel mezih bir de böyle bir şey var.
Hani ateist bir şey.
Ne denir? Ateist bir tarikat lideri.
Papaz. Vay canına yani şimdi diyeceksiniz ki bu adam şey bizim badeci şeyhlerimiz gibi değil mi?
Kimseleri badelemedi mi diyorsunuzdur belki?
Aşk olsun hiç olur mu öyle şey?
Tabii ki adam badeledi bir tarikat lideri o.
Şimdi adam kadın erkek seçmiyor bir kere onu söyleyeyim.
Bütün müritleriyle yatıyor.
Hatta herkese diyor ki böyle bir...
Şeyi var adamın algısı var.
Hepiniz diyor eşcinselsiniz diyor.
Ama herkes kadın erkek herkes eşcinselmiş.
Bir de şey diyor tecavüz ettiği insanlara bak diyor.
Bunu ben senin iyiliğin için yaptım.
Yani böyle bir narsist bir adamdan bahsediyorum.
Bu arada alkol de alıyor.
Yani adayız alkol alan bir tarikat lideri.
Ve kendini Tanrı ilan etmiş o da ayrı.
Derken işte bu Kaliforniya'daki kilisesine güya bir suikast düzenleniyor.
Ve kilisesi yanıyor. Hemen dönüyor müritlerine diyor ki tehdit ediliyoruz.
Büyük bir tehlike altındayız buradan gitmeliyiz hep beraber diyor.
Jim Jones tarikatını alıyor ve Güney Amerika'daki Guyana'ya taşımaya karar veriyor.
Ve insanlara diyor ki bir Ütopya istiyorum.
Hep birlikte gidip bu dünyayı daha güzel bir hale getirelim.
Yazık işte bu müritler inanıyorlar bunu peşine takılıyorlar bu belinin.
Gittikleri yerin adı da Johnston yani yeryüzü cenneti.
Gitmeden önce ne yapıyor?
Müritlerini kandırmak için böyle efsane fotoğraflar gösteriyor.
Güya işte John's Town öyle bir yermiş gibi.
Bu biraz şeye benziyor.
Maketten ev alıp sonra böyle şok geçiren yurdum insanı var ya onlar gibi.
Neyse 1970'lerin sonuna doğru böyle Jim Jones bin kişiyi alıyor.
Ve Guyana dediğimiz o uzak ormanlara götürüyor.
Neyse bunlar uçaktan iniyorlar ve John's Town'ı görüyorlar.
Ve şok oluyorlar. Hani bir geyik var ya Instagram.
Ve gerçek hayat. Aynı onun gibi yani.
Bir farkı yok. Adamlar böyle giriyorlar ve şok oluyorlar.
Ama tabii ki geri dönemiyorlar.
Çünkü pasaportlarına el koyuyor Jim Jones.
Ve kapıda bu Jonestown'un kapısı var ya.
Kapı dediğim yani ormanın içindeler de zaten.
Ben kaçayım işte şuradan uzaklaşayım falan diyorsanız öyle bir imkan da yok.
Çünkü adam böyle kapıya ormanın belirli bölgelerine palalı satırlı falan adamlar yerleştirmiş.
Tam bir distopya yani.
Tam bir distopya. Bir insanı yaşayamayacağı en kötü şey.
Bir de mekan aslında o Jonestown dediğim mekan 300 kişi için tasarlanmış.
Ama 1000 kişi geliyor.
Bu da korkunç bir şey. Tabi haliyle hepsi aç bir ilaç kalıyor.
Perişan oluyorlar. Ve hepsi ailesini, eşini, dostunu silip geliyor.
Yani hiç kimseleri yok.
Çok kötü bir şey. Yani aslında adam şey yapıyor müritlerine.
Sizi cennete götüreceğim diyor.
Ama alıp çalışma kampına götürüyor.
ve bu nasıl bir fake atmaktır yani bir de ormandasınız düşünsenize hiçbir iletişim anınız yok bir de zaten gazete yok televizyon yok radyo yok hiçbir şey yok tek haber aldıkları sistem bir tane dev gibi bir hoparlör onda
da sürekli Jim Jones konuşup duruyor konuşup duruyor sürekli vaaz veriyor kendini övüyor narsist dedim ya 24 saat boyunca Jim Jones'un ses kaydı var hatta müritlerinden birisi diyor ki bir kadın tuvalette bile
tuvaletteyim Jim Jones'un sesini duyuyorum sürekli hoparlörden bu adam konuşuyor uyuyorum Jim Jones'un sesi 24 saat diyelim ki gitmek istediniz ve kibarca dediniz ki sevgili Jim ben
buradan ayrılmak istiyorum dediniz işte bir mektup yazdınız fikrinizi ilettiniz falan sizi döve döve bayıltıyor adam yani ciddi ciddi dövüyor bir de zaten sürekli dediğim gibi hoparlörden şey yapıyor işte Amerika
çok kötü durumda halinize şükredin Adam sürekli bir tehdit varmış gibi gösteriyor.
Hani ilk tarikatlar podcast'ı yaptığımda demiştim ya.
Bu tarikat liderlerin özelliğidir.
Hep bir tehlike altındaymış gibi gösterir ki siz ona daha çok biat edin diye.
Aynısı bunu yapıyor yani adam.
Hep böyle tehdit varmış gibi gösteriyor.
Ve kendini kurtarıcı olarak gösterecek ya.
Ondan dolayı da bunu yapıyor.
Şimdi şey bir de zaten içki içtiği için arada da saçmaladığı da oluyor.
Fark ediyor müritler ama zaten bir şey diyemiyorlar.
Ne diyeceklerse adama. Dayak var her şey var.
Ve Jim Jones o kadar artık böyle siyasi, ekonomik bir güç kazanıyor ki seçimleri bile etkileyebiliyor.
Yani müritlerini bir salıyorsan da seçim sonucunu ise istediği şekilde değiştirebiliyor.
Ve karşılığında da zaten bunun karşılığını alıyor.
Adamı iskan müdürlüğüne atıyorlar Jim Jones'u.
Ya bu senaryolar size çok tanıdık geliyordur eminim.
Şimdi gelelim Dana'nın kuyruğunun koptuğu yere.
Şimdi Canistan'la gidenlerden haber alamıyor aileleri.
Herkes endişeleniyor.
Dediğim gibi hiçbiriyle iletişim ağı yok.
Ne yapıyorlar? İşte polise gidiyorlar, yetkililere gidiyorlar, mektuplar yazmaya başlıyorlar.
Herkes endişeli bir şekilde zaten.
Haber yok. Ve hatta bir ailenin bir tanesi şey diyor.
Bu Jim Jones denilen psycho orada bulunanlara zihin programlama yapıyor.
İşte yardım edin. Hani bunun için yardım istiyor ve diyor ki onların işte bir ülküsü var.
Jim Jones'un bir amacı var.
Yardım edin. Hatta şey demişti sanırım ya işte bu Jim Jones için sahte intiharlar düzenliyor.
Sahte intihar eylemleri düzenliyormuş müritlerine yardım edin diyor birisi.
Şimdi neden çocukluğunu anlattığımı anladınız mı?
Çocukken de demiştim ya annesine sahte bir ölüm düzenliyor cenaze merasimi.
Kedileri bıçaklığı öldürüyor sonra cenaze yapıyor.
İşte aynısı. Şimdi de müritlerin aynısını yapıyor.
Sahte ölüm törenleri düzenliyor.
Yani adam bununla kafayı bozmuş.
Ve... Derken bir tane işte Kaliforniya'da bir meclis üyesi var.
Çok da böyle iyi bir adam.
Diyor ki ben bütün bu olanları gözümle görmek istiyorum.
Adam uçağa atladığı gibi hop Johnstown'a gidiyor.
Ve zaten ne oluyorsa bundan sonra oluyor.
Bu Jim Jones adamın geldiğini duyunca herkese diyor ki müritlerine yani.
Şimdi diyor çok eğleniyormuş gibi yapacaksınız.
İşte şey modu. Aman Ali Rıza Bey ağzımızın tadı bozulmasın.
Nodunda böyle. Neyse milletvekili bir gidiyor böyle.
Acayip güzel bir ortam var.
İşte dans var, eğlence var, müzik var.
Herkes çok mutlu. Adam hatta inanacak yani böyle.
Adam oturuyor, izliyor bunları falan.
Ya diyor burada bir sıkıntı yok ya.
Çok iyiler falan diyor adam.
Neyse adam tam inanacak bu ortama ve geri dönecek.
Bir anda bir mürit cebine böyle bir yazı koyuyor adamın.
işte bir yazı pusulası gibi bir şey bir anda o aksi gibi o yazı pusulası şak diye yere düşüyor ve notta şu yazıyor işte bizi buradan kurtarın yalvarırım yazıyor notun içinde o sırada da böyle küçük bir
çocuk bu notun yere düştüğünü görüyor ya bir anda bağırmaya başlıyor cebinde not var biri ona not verdi falan diye bağırmaya başlıyor aynı şey gibi bu George Orwell'ın 1984 Orwell'in 84
kitabında vardı ya çocuklar gammazlıyorlardı annelerini babalarını sisteme karşı aynı Orwell'in şeyi gibi yani neyse Jim Jones da orada renkten renge giriyor tabii yani ne yapsın şey yapıyor
diyor ki adama hayır canım diyor isteyen gidebilir ben burada kimseyi zorla tutmuyorum diyor Bundan cesaret alıyor müritleri ve valizlerini kaptıkları gibi diyorlar ki işte
biz de milletvekiliyle takılıp buradan kaçalım.
Hep beraber işte valizlerini alıyorlar ve uçağa doğru gitmeye başlıyorlar.
İşte ne oluyorsa o anda oluyor.
Jim Jones deliriyor bir anda ve zaten adamda şöyle bir kafa var.
Beni bırakıp nereye gidiyorsunuz?
Bir terk edilme sendromu var.
Yani bu takık yani buna takık.
Bir anda bağırmaya başlıyor.
Beni bırakamazsınız. Beni bırakamazsınız diye bağırmaya başlıyor.
Neyse o anda da milletvekilini bıçaklıyorlar.
Adam tabii oradan kaçacak bir şekilde kanlar içinde.
Adam uçağa doğru gitmeye başlıyor.
Müritler de peşinde bu arada valizleriyle.
O sırada da işte Kızıl Tugay dediğim adamlar bu.
Palalı adamlar falan demiştim ya.
Bunlar Johnson müritleri.
Bunlar işte ateş açmaya başlıyorlar ve milletvekiliyle beraber gelen işte 5 kişi var.
Muhabir, fotoğrafçı, kameraman ve milletvekili kanlar içinde kalıyor.
Hepsi ölüyor. Ve aynı gün artık dediğim gibi her şey bitmiş yani film koptu.
Milletvekilini öldürdüler ve o olay orada kalmayacak.
Yani bu kesinlikle kamuoyuna nüksedecek çok kısa bir süre sonra.
İşte aynı günün bu ilerleyen saatlerinde Jim Jones hoparlörden bir anons geçiyor.
Diyor ki milletvekili öldü.
Sizce artık bizi sağ bırakırlar mı diyor.
Doğru bir şey artık sağ koymayacaklar bizi diyor.
Hepimize işkence edecekler.
Gitmeliyiz diyor. Gitmeliyiz ve uykuya dalmalıyız.
Ve son olarak huzur içinde yaşayamayacaksak huzur içinde ölelim diyor.
Ve iyi kötü yaşadınız artık yeter diyor.
Bu da bana çok gülmüştü bu sözüm.
İyi kötü yaşadınız ya yeter artık diyor yani.
Ve azıcık gururlu olun diyor.
Bunu yapmaya mecbursunuz biraz gururlu olun diyor.
neyse işte ondan sonra ondan sonra çok acı zaten annelerin kucağından bu yeni doğmuş bebekleri var onları alıyorlar ağızlarına siyah nürenci de ediyorlar ki anneler zaten buradaki amaç
şu anneler işte ölen çocuklarını görsünler Onlar da hemen siyanür içip kendilerini öldürsün diye yapıyorlar.
Col-8'di galiba bir zehir fıçısı var.
Onun içinde bir siyanür var işte Col-8'in içinde.
Müritleri bardaklarını daldırıp siyanürü içiyorlar.
Ve çocuklara da Flower-8 diye bir şey var.
Meyve sulu böyle siyanür veriyorlar.
Burada Jim Jones'un amacı şu.
Herkes ölsün. Amaç bu.
Ve adını tarihe yazdırmak istiyor.
Yani devrimci bir intihar yapmak istiyor.
Ve kaçmaya çalışanlar oluyor elbette ki.
Bazısı siyanür içmek istemiyor, ölmek istemiyor.
Kaçmaya çalışanları da kafasından vuruyor silahla.
Ve vurdukturuyor yani. Herkes ölüyor, herkes.
En sonunda ne yapıyor?
Kendisini vuruyor, intihar ediyor.
Kendisini de öldürmüş Allah'tan.
Ve mutsuz son.
Yani Jim Jones dediğini yapıyor.
Yaptı. Yani diyordu ya hani beni tanrınız olarak görürseniz tanrınız olurum.
Ve kendisiyle beraber 918 kişiyi ölüme götürdü.
Kendini tanrı olarak gördü ve müritlerinin canını aldı.
İşte bu arkadaşlar.
Bugünlük anlatacaklarım bu kadar.
Şimdi tarikat deyip geçmeyin.
Düşünün. Çünkü tarih tekerrürden ibarettir.
Kendinize iyi bakın. Tekrar görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
