
Transkript
Decoverse Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Bugün Japonların temiz ev, temiz zihin felsefesine değineceğim arkadaşlar.
Malum bahar aylarındayız, böyle bir bahar temizliği yapıyorsunuz eminim çoğunuz.
Geçen gün önüme bir video düştü arkadaşlar.
Küçücük Japon çocuklar kendi sınıflarını kendileri temizliyorlar.
İşte yemek yapıyorlar, yardım ediyorlar birbirlerine.
O kadar hoşuma gitti ki yani nasıl gıpta ederek baktım.
Keşke dedim bize de gelse bu sistem ama onlar küçüklüğünden beri bu şekilde eğitiliyorlarmış.
Hani bu işin felsefesini zaten hep merak etmişimdir Japonlar.
Neden böyle diye. Bugün onlara da değineceğim.
Bir de dün gece geçen senenin en iyi filmlerinden biri Mükemmel Günler, Perfect Days diye bir film var.
Onu izledim. Tokyo'da tuvalet temizleyerek hayatını idame ettiren Hirayama adlı bir adamın oldukça sıradan görünen bir hayatı var.
Bunu işliyor film. Ama bir o kadar da derin bir anlamı var bu hayat hikayesinin.
Ama tabii siz böyle çılgın filmler izlemeyi seviyorsanız bu film size durağan gelebilir.
Küfürlerinizi kabul etmiyorum. İzledikten sonra ben baştan söyleyeyim.
Uyarımı yaptım arkadaşlar.
Çok sıradan, çok doğal akışında olan bir film gibi görünen bir film.
Hirayama böyle işine çok özen gösteren, çok disiplinli, çok azimle çalışan bir adam.
Belki de bu sizi de çok şaşırtacak.
Hani işte altı üstü tuvalet temizliyorsun ve adam gibi bakacaksınız olaya.
Ama Japonların temizlik felsefesini bildiğimiz zaman belki başka bir gözle bakarız diye düşündüm olaya bu filmi izlerken.
Sonra dedim ki e o zaman ben neden bunu hemen anlatmıyorum.
O yüzden bugün size...
Matsumoto'nun kendisi Budist Japon bir keşiş temiz zihin temiz ev felsefesini aktarmaya çalışacağım.
Kendisi aynı zamanda felsefe profesörü arkadaşlar.
Matsumoto diyor ki bizim ülkemizde ilkokul ve ortaokul çocukları sınıflarını hep birlikte temizler.
Ama bunun diğer ülkelerde okullarda yapılmadığını duyduğum zaman çok şaşırdım diyor.
Şimdi biz de onların temizlik kültürünü duyunca bence çok şaşıracağız.
Çünkü Japonya'da temizlik sadece kiri yok etmekle alakalı bir şey değil.
Onlar için temizlik aynı zamanda zihni geliştirmekle bağlantılı arkadaşlar.
Ne? Ne alakası var?
Temizlik çok kötü bir şey temizlik yapmaktı yani.
Gerçekten bazen ben de böyle yapmak istemiyorum yani.
Ev diyorum yıkılsın ondan sonra yapacağım.
Ama dayanamıyorum yine her gün elimde süpürge koşan bir tip.
Ama bence bu podcast'tan sonra hani bu işin felsefesi oturursa kafamda o felsefeyle hani motive olurum ve yaparım.
Öyle düşünüyorum.
Belki size de bu...
İlham gelir arkadaşlar. Bir de Japon kültürüne, o insanların ahlakına bayılıyorum ya.
O işte metroda sıra bekleyişleri, çocuklarını böyle çekirdekten eğitmeleri, işte kültürleri, felsefeleri, olaylara bakış açıları, böyle çok çalışkan olmaları, aşırı disiplinli ve düzenli olmaları.
Harika değil mi ya? Bir de böyle adalet sistemleri bana çok gelişmiş geliyor.
Ama aslında gelişmiş olan adalet sistemi değil orada.
İnsanların kendi vicdan muhakemesi çok gelişmiş bence.
İşte bir bakan kırmızı ışıkta geçiyor.
Kimse görmediği halde kendi kendine gidip ertesi gün istifasını basabiliyor.
Hani kendi gözüne hesap veren insanlar var orada.
Kendi vicdanına hesap veren insanlar.
Yani Japonlar benim için eşittir ahlak arkadaşlar.
O yüzden seviyorum bu kültürü.
Şimdi az önce dedim ki temizlik onlar için böyle işte bir an önce yapalım bitirelim.
Bu çok angarya bir iş.
Öyle görünmüyor ki zaten Budist keşişlerde tapınaklarını kendileri temizler arkadaşlar.
Onların dini bir pratiğidir bu.
Hatta bu temizliği yaparken üstlerinde Samue adı verilen geleneksel kıyafetleri olur.
Bu şekilde her gün tapınaklarını temizlerler.
Buda'nın havarilerinden birinin aydınlanmaya sadece toz al, pisliği temizle diye tekrarlayarak etrafı süpürmekle eriştiği söylenir.
Merve o zaman neden benim annem hala aydınlanmaya ulaşmadı diyorsunuz.
Bilemiyorum Altan. Ya gülüyorum ama buradaki toz al pisliği temizle bildiğimiz anlamda değil arkadaşlar.
İşte bunu anlatacağım bugün.
Yani bunun bir felsefesi var.
Ay saçmalama Merve bunun ne gibi bir felsefesi olabilir?
Hani toz al ve pislikleri temizle.
Şimdi biz neden temizlik yapıyoruz?
Hani ortalık dağılmıştır zıvanadan çıkmıştır ev.
Yani ortada bir pislik olduğu için değil mi temizlik yapıyoruzdur.
Ama Japonlar'da böyle değil.
Japonlar'da temizlik ortada bir pislik olduğu için yapılmıyor.
geliştiren, spritüel bir uygulama olduğu için yapılıyor arkadaşlar.
Mesela bizim için çöp tam olarak nedir?
Eski sevgilim. Dediniz.
Kirlenmiş, eskimiş, kullanılamaz, artık işe yaramayan.
Böyle ihtiyaç duymadığımız şeylerdir değil mi?
Çöp deyince aklımıza bunlar geliyor.
Ama... Onlar başlangıçta çöp değildi arkadaşlar.
Nesneler çöp muamelesi gördükleri zaman çöpe dönüşürler bu felsefeye göre.
Ve Budizm'de hiçbir şeyin fiziksel biçimi yani taileri olmadığına inanılır.
Yani hiçbir şeyin içinde kendinden bir madde yoktur arkadaşlar.
Savurganlık anlamına gelen bir kelimeleri var.
Maddai nai diye bir ifade bu sözcükten geliyor.
Peki ama maddesi olmayan bir şey nasıl var olabilir?
İşte buna göre nesneler...
Nesneler her şeyin birbirinin varlığını desteklemek için birbiriyle alakalı olması sayesinde var olur.
Yani simbiyotik bir ilişki var burada.
İşte insanlar da böyledir.
Hayatımızdaki insanlar ve nesneler bizi biz yapan şeylerdir.
Bu yüzden faydalı gördüğümüz bir şeye değer verip vermemek ya da kullanmadığımız şeylere çöp muamelesi yapmak bizim kararımız değil arkadaşlar.
Mesela önde gelen keşişlerden Renya.
Bir gün koridorda yerde duran bir kağıt görüyor.
Bu kağıdı eline alıp diyor ki bu kağıt parçası bile bize Buda tarafından verildi ve kesinlikle israf edilmemeli demiş.
Bunu söylemiş. Japonlar için savurganlık kavramı sadece israftan kaçınmakla alakalı bir şey değil arkadaşlar.
Onlar aynı zamanda nesnelere çok minnet duyan insanlar biliyorsunuz.
Çünkü düşünceleri ve nesnelere saygı duymayan insanlar insanlara da saygı duymazlar şeklinde.
Düşünceleri bu. Onlar için ihtiyaç duyulmayan her...
şey çöpten ibaret. Bakın ihtiyaç duyulmayan her şey çöp Japonlar için.
Size daha önce evimizi toplamak hayatımızı nasıl değiştirir diye bir bölüm yapmıştım.
Çok sevmiştiniz o bölümü.
Orada da Marie Kondo'dan bahsetmiştim.
Kendisi Japonda hatırlarsanız.
Kıyafetlerimizi artık giymediğimiz zaman onları vereceksek bile bunu nasıl bir saygı çerçevesinde yapmamız gerektiğini söylemişti bize.
Onu anlatmıştım. Hatta bir kadın vardı hatırlarsanız.
Artık böyle giymeyeceği kıyafetlerini kaldıracaktı, verecekti birilerine.
Böyle resmen Çöpe atar gibi poşetin içine atıyordu.
Ve Marie de onu görünce hayır demişti.
O şekilde yapma. Saygıyla vedalaşacaksın o kıyafetlerinde demişti.
Biz de şaşırmıştık yani.
Şimdi anladık bence nedenini.
Çünkü Japonlar bizim gibi bakmıyor nesnelere.
Japonlara göre her nesnenin içinde ona verilmiş olan büyük bir zaman var.
Büyük bir emek var arkadaşlar.
Ve her nesnenin içinde onu üreten insanın kalbi var.
Onlar böyle düşünüyorlar. Ne kadar ince düşünceler ya.
Bakar mısınız? Gerçekten saygı.
Saygı duymamak mümkün değil. O yüzden onlar temizliğe de bizim gibi bakmıyorlar.
Temizlik yaparken, ortalığı toparlarken eşyaları böyle özensizce oradan oraya atmıyorlar.
Minnet duyuyorlar. Her defasında minnet var hayatlarında.
Şimdi eminim sırf savurganlık yapmayalım diye istifçilik mi yapalım Merve dediniz.
Hayır tabii istifçilikle ilgili de bir bölümüm var dinlerseniz.
Her şeyi dolapta saklayamayız arkadaşlar.
Böyle bir şey de namümkün.
Ne yapacağız peki? Bazı şeyler biraz eskimiş olsa bile içlerinde...
hala bir hayat barındırır Japonlara göre.
O yüzden onları başka bir yerde ışıldayabileceklerse eğer onları onlardan fayda sağlayabilecek insanlara ulaştırın.
Bir de Japonlar böyle kalitesiz dandik ürünler almıyor arkadaşlar.
Hep böyle evladiyeli kullanabilecekleri ömürlük eşyalara yöneliyorlar.
Hani bir söz vardır ya ucuz mal alacak kadar zengin değilim.
Ben çok doğru buluyorum o sözü.
Bazı şeyleri gerçekten kaliteli almamız gerekiyor bence.
Hatta bu sabah dedim ki ya ben dedim bu ayakkabıyı 5-6 senedir giyiyorum ve hiçbir şey olmamış.
Hiçbir deformasyon yok.
Bir de her gün giyiyorum yani öyle öyle değil.
Dedim helal olsun ya verdiğim paraya.
İyi ki almışım dedim yani. Bir sürü ayakkabı alacaktım mesela onun yerine.
Hiç gerek yok bir tane almışım.
6 senedir giyiyorum. Japonlar için temizlik zihinlerindeki kasveti gideren bir şey arkadaşlar.
Bazı insanlar da böyle temizlik yaptıkça rahatlar ya.
Neydi Kadir Ezil diyor ya bütün dertlerim labodan aşağı aktı gibi.
Ovaladım ovaladım gitti.
Ben ona çok inanıyorum.
Küçükken annemin bir arkadaşı vardı bize gelmişti.
Sevgilisinden ayrılmış nasıl böyle depresif.
Dedi ki bana dedi şey ver deterjan anneme çamaşır suyu falan.
Niye dedi annem mutfak tezgahını sileceğim dedi.
Yani bir sildi o tezgah var ya bembeyaz oldu.
Annem dedi ki ne yapıyorsun?
Şu an dedi dertlerim gidiyorsunuz.
Oldukça dertleri gidiyormuş.
Böyle kadın canı sıkıldıkça temizlik yapıyordu ve rahatlıyordu.
Sanırım gerçekten böyle bir şey var arkadaşlar.
Denemedim bilmiyorum. Yani benim için bir rahatlama ritüeli değil.
Gerçekten angarya görüyorum bazen ama aşacağım bunu.
Aşacağız hep beraber.
Japon kafasına gireceğiz arkadaşlar.
Şimdi Japonlar için dediğim gibi temizlik işte zihindeki kasveti gidermenin bir yolu ve güne başlarken ilk faaliyetleri bu.
Hani bizim gibi işte öğleden sonra yapayım akşam yapayım değil.
İlk kalkıyorlar sabah yüzlerini yıkıyorlar hemen temizliğe girişiyorlar.
Hatta eğitim sürecindeki bir zen keşişin hayatı direkt böyle başlıyor.
Çok erkenden uyanıyorlar sabah güneş doğmadan yüzlerini yıkadıktan sonra.
sonra hop temizliğe girişiyorlar.
Neden böyle yapıyorlar? Çünkü diğer insanlar uyanmadan, doğa uyanmadan hani böyle sükut ve sessizlik oluyor ya o şekilde bir temizliğin zihni tazelediğini düşünüyorlar.
Kafanızın berraklaştığını söylüyorlar.
Düşünsenize sabahın beşinde ben süpürge açıyorum.
Ay zihnim berraklaşacak susun.
Bizi var ya süpürgenin sapıyla kovalarlar.
Yapmayın öyle bir şey.
Burada kastedilen zaten elektrik süpürgesi değil.
Zaten onlarda öyle bir şey yok da çalı süpürgesi tarzı bir şey var.
Yani şöyle işte laboları temizleyin ovalayın işte tuvaletlerinizi banyolarınızı o tarz bir şeyden bahsediliyor burada.
Yanlış anlamayalım arkadaşlar.
Sonra işte şey demeyin Merve'nin podcastinde böyle diyordu.
Ben de o yüzden yaptım.
Şimdi neden sabahın zübüğünde böyle bir şey yapıyorlar?
Çünkü arkadaşlar bir işlerimizi böyle sabahtan hallettiğimiz zaman bir oh deriz ya hani o günün işlerine daha kolay.
Konsantre bir hale geliriz. O yüzden sabahtan temizlik yapmak zihnimize böyle nefes alması için bir alan açıyor.
İhtiyacı olan alanı açıyor ve güzel bir gün geçirmemizi sağlıyor.
Ama gelelim bir başka detaya.
Bunun tam tersi şekilde ortalığı toplama işi ne zaman yapılıyor biliyor musunuz?
Gece yatmadan önce bunu yapın diyorlar.
Buna şaşırdım çünkü ben şey diye düşünüyorum.
Sabah kalkacağım ve bütün evi kaldıracağım.
Komple öyle bir şey değilmiş.
Evi toparlama işini akşama bırakın diyorlar.
Bunun da sebebi şu arkadaşlar.
Çünkü ertesi sabah uyandığınız zaman o günün tazeliğine tazelenmiş bir şekilde başlayabilmek için evinizin tabii ki derli toplu olması önemli.
O yüzden sabah uyanır uyanmaz temizlik işini halledin.
Akşam yatmadan önce ortalığı toplayın diyorlar.
Bir de arkadaşlar sabah uyanır uyanmaz o camları açın diyorlar.
Çünkü havasız bir ortamdaysanız zihniniz de havasız kalmış gibi hisseder.
Zihninizin berraklığı gider diyorlar.
O yüzden ilk işimiz sabahları camları açmak diyorlar.
Temizlik eylemi onlar için bir anlamda böyle doğayla iletişim kurma fırsatı gibi.
Haşereler konusuna gelecek olursak Budistler 5 temel kurala uyuyor arkadaşlar.
Bunlardan ilki can almaktan uzak durmak biliyorsunuz.
Bütün hayatların birbirine bağlantılı olduğunu düşünüyorlar ve hepsine eşit derecede saygı duyulması gerektiğine inanıyorlar.
Yani hiçbir canlıyı nedensiz yere incitmemeli ve öldürmemeliyiz diyorlar.
Ama insanlar et, balık, sebze için bunu mecburen yapıyorlarsa bunun için de minnet duyun diyorlar.
O hayvanlara, o sebzelere minnet duyun diyorlar.
Her şeye saygı var değil mi inançlarının temelinde?
Çok güzel gerçekten. Ve eğitim sürecinde keşişlere tenyoku adı verilen yani...
Rol değişimi denilen görev yeri değiştirmesi uygulaması yapılıyormuş.
İşte bu sistemle her keşiş tapınakta yerine getirilmesi gereken her işi tecrübe ediyor arkadaşlar.
Bu da birbirlerinin işlerini görmelerini sağlıyor.
İşte dün mutfağı başka biri yaptıysa bugün ben yapacağım ve onun yaptığı işi görüyorum, kontrol ediyorum.
O yüzden kendi yaptıkları işi çok daha özenli yapmalarını sağlayan bir sistem bu.
Japonya'da zaten aile fertleri arasında da bu uygulanıyormuş.
E tabi hepsi yapmıyordur ama temizlik böyle bir takım işi gibi.
Hani ailece yaptıkları bir iş.
Bütün yük kadının omuzlarına binmiyor.
Çocuklar da yapıyor. Eşi de yapıyor.
Görev değişimi yapıyorlar. Ve birlikte ev toparlıyorlar.
Bu aile ilişkilerini inanılmaz güçlendiren bir şey bu arada.
Bir zen terimi var arkadaşlar.
Zen go so i dan. Bu...
Pişmanlık yaşamamak için her gün gayretimizi ortaya koymamız gerektiğini, geçmişin yasını artık tutmamamız gerektiğini ve gelecek için endişelenmememiz gerektiğini anlatan bir
zen terimi. Zengo Soidan.
İşte zihni geliştirmek için yapılan temizlik dedik ya.
Burada Zengo Soidan var.
Yani bugünün işini yarına bırakma kuralı var arkadaşlar.
Eve nasıl gelirseniz gelin.
Yorgun argın dönseniz bile o tezgahta o bulaşıkları bırakmayın.
O kirli çamaşırları ortalıkta bırakıp uyumayın sakın diyorlar.
Çünkü böyle uyuduğunuz zaman kafanızda onlarla birlikte yatıyormuşsunuz.
Yani huzurlu bir uyku uyuyamıyoruz.
Ve uyandığımız zaman bizi bir önceki günün işleri böyle yığılmış bir halde bekliyor olacak.
Zengosoidan yani pişmanlık duymamak için her gün gayretimizi bu konuda ortaya koymalıyız.
Yapmamız gerekeni ertelemeden halletmemiz gerekiyor.
Şimdi size banyo, mutfak ve özel eşyaların temizliğinin bir felsefesi var.
Onlara göre bunu anlatacağım.
Budist keşişlerin buralara yüklediği anlamlar var.
Mesela banyo ile başlayacak olursak zihninizde bir banyo canlandırdığınız zaman gözünüzün önüne ne geliyor arkadaşlar?
Böyle duş alıp günün bütün kirini pasını akıtmak mı geliyor?
Ya da işte çok zor geçen bir günün ağırlığını üstümüzden atıp ruhumuzu tazeleyen bir yer mi o banyo?
Decoverse geldi diyenlerden misiniz?
Haklısınız tabii. Eğer eski banyonuzdan çok sıkıldıysanız, banyonuzu yenilemek istiyorsunuz ama nereden başlayacağımı bilmiyorum diyorsanız o zaman iyi dinleyin arkadaşlar.
Çünkü çok sevineceğiniz bir haberim var.
Banyonuzu yenilemek için ihtiyacınız olan her şey artık Decoverse'de.
Decoverse harika bir şey arkadaşlar.
Eczacıbaşı topluluğunun banyo yenileme alanında hizmet veren yeni web sitesi Decoverse.
Burada farklı markalardan...
Binlerce banyo ürünü bulabiliyorsunuz böyle bir site ve aynı zamanda banyonuzu yenilerken bu süreçte karşılaşacağınız tüm sorunlara da profesyonel mimarlık ve usta hizmetiyle hemen çözümler
üretiyor sunuyor. Yani arkadaşlar banyonuzun tasarımından ürün seçimine, mimarlık hizmetinden usta servisine kadar ihtiyacınız olan her adımı Decoverse sizler için
bir araya getiriyor.
Banyonuzu yenilemeye karar veriyorsunuz ve gerisini Decoverse'a bırakıyorsunuz.
Üstelik şu anda lansmana özel fiyatlar sizi bekliyor.
Eğer siz de banyonuzu yenilemek istiyorsanız hemen açıklamalar kısmına bir form bıraktım.
Bu formu doldurduktan sonra Decoverse ekibi banyonuza en uygun çözümü bulmak için hemen sizinle iletişime geçecek.
O zaman ne diyoruz Decoverse ile?
İstediğin banyo olsun.
Şimdi geleneğe göre Sotozen mezhebinin Unsi keşişleri tapınağın 3 alanında konuşmalarını yasaklayan 3 sessizlik emri diye bir şey var.
Buna uyuyorlar arkadaşlar. Bu 3 alan Zodo salonu.
Burası keşişlerin meditasyon alanı, işte yemek yiyip uyudukları yer, sodo salonu.
Yokusu yani banyo ve tohusu yani tuvalet.
Burada asla konuşulmuyor bu üç mekanda.
Üç sessizlik emrini birbirine bağlayan şey nedir?
Yani ne alaka bu üç mekan diyorsanız buradaki element yani su.
Hayatın temelini oluşturan su vücuda girer, vücudumuzda dolaşır ve sonra yine bu üç alanda vücudu terk eder ve yeniden doğanın bir parçası olur.
Bu yaşam döngüsünün farkındalığını sağlar.
Farkında olmamızı sağlar.
İşte o yüzden yemek odası, banyo ve özellikle tuvalet çok çok temiz tutulmalıdır.
Perfect Day filmini izleyenler o başroldeki karakter acaba bu yüzden mi konuşmuyordu dediniz değil mi şu an?
Ben de aynısını düşünmüştüm.
Belki de bundandır. Japon keşişlerin belirli bir banyo ritüeli var arkadaşlar.
Ve bu ritüeli aydınlanma yolunun başında olanlara daha böyle acemi olanlara bu konuda yol göstermek için kıdemliler eşlik ediyor.
Onların banyolarına.
Böylece banyo yaparken bile aslında kendilerinin aşırı farkında olmalarını sağlamak gibi bir amaçları var.
Banyoda özel bir oturuş pozisyonları var.
İşte bacaklar dizlerden bükülmüş bir şekilde bedenin altına konuluyor.
Buna seiza pozisyonu deniyormuş arkadaşlar.
Bu arada küvette biriken suyu da daha sonra başka yerlerde kullanmak için kovalara dolduruyorlar.
Tasarruf çok önemli Japon kültüründe.
Yani bir damla suyu bile israf etmememiz gerekiyor diyorlar.
Bir de banyo için şöyle düşünüyorlar.
Suyla yani aslında hayatın temeli ya su onunla yakından alakalı bir yer olduğu için çok önemli.
O yüzden banyodayken kişinin dürtülerinin doğal olarak ortaya çıkması çok kolay.
Yani bu alanda aslında ortaya çıkan şey gerçek benliğimiz.
Çünkü hiç kimse sizi görmüyorken aslında ne yapıyorsanız o sizin gerçeğinizi yansıtır diye düşünüyorlar.
Şimdi anladınız değil mi? O bakanın kırmızı ışıkta hiç kimsenin görmediği bakanın neden istifa ettiğini.
Japonlarda böyle bir anlayış var çünkü.
Özellikle... rutubetli bir banyoya girmeyi kesinlikle önermiyorlar.
Çünkü arkadaşlar rutubetli banyoya girenin kalbinin de rutubetleneceğini işte banyoda eğer bir kirpas varsa bir küf meydana geldiyse kişinin kalbinin de aynı şekilde bürüneceğini düşünüyorlar.
Kalbiniz küflenir diyorlar.
Bedenimizi özensizce yıkarsak kalbimizin kiri de temizlenmez diye düşünülüyor.
Kişi hayatın özü olan o sudan arta kalan kirin birikmesine ne kadar izin verirse kalbin içinde de kir biriktirme.
başlar deniliyor. O yüzden banyolarını aşırı derecede temiz tutmaya özen gösteriyorlar.
Çünkü bu kalbi temiz tutmakla eşdeğer.
Yani nasıl bir felsefeleri var değil mi?
Bana çok uç geliyor. Hani her şeye bu kadar büyük anlamlar yüklemek ve böyle yaşamak ama neticeye baktığım zaman Japonlar ortada arkadaşlar.
Demek ki diyorum böyle mi yaşamak lazım?
Suyun mükemmelliği mükemmelliğin zirvesi der Tao Te Ching ve bu sözüyle en ideal yaşam tarzının su olduğunu anlatır.
Yani esnek ve sakin.
Burada mutfak var. Bakalım buraya nasıl bir anlam yüklemişler.
Şimdi tenzo adı verilen çok önemli bir görev var.
Çok hoşuma gitti. Görevi diğer keşişlerin yemeklerini hazırlamak olan keşişlere Tenzo adı veriliyor arkadaşlar.
Bu da aydınlanma arayışında sadece merhamet sahibi insanların yapabileceği bir iş anlamına geliyor tenzo.
Çok önemli bir görev. Çünkü dünyevi arzularla kirlenmemiş böyle saf bir kalbe sahip olan aydınlanma yolundaki kişinin birer örneği o tenzolar onlara göre.
O yüzden kalplerini ve ruhlarını mutfaktaki işlerine adamaları esas.
Ben mesela mutfakta bir şeyler yaparken hep böyle dolap kapaklarını falan açık bırakırım.
Unutuyorum. Bunu kesinlikle önermiyorum.
Çünkü bu onlara göre kalbimizin güçsüzleştiğinin bir işaretiymiş.
Bunu öğrenince vay be oldum böyle.
Çekmeceleri de açık bırakırım.
Yani evde her yeri açık bırakırım arkadaşlar.
Böyle saçma sapan bir huyum var.
Hiç sevmiyorum bu huyumu. Düzeltmeye çalışıyorum.
Mutfakta çünkü ev ahalisinin en sinir olduğu şey.
Yani kafalarını gözlerini vuruyorlar sürekli benim yüzümden.
Ben de vuruyorum. Diyorlar ki çekmeceler kalbimizi düzene sokmak için o harcadığımız çabanın işaretiymiş bu.
Hani benim o çekmeceyi açık bırakmamın altyapısında bu varmış.
Ve sırada arkadaşlar tuvalet var.
Toğu diyorlar tuvalete. Evimize bir misafir geldiği zaman tuvaletimiz eğer özensizse, bakımsızsa, bütün evimiz ışıl ışıl olsa bile o kişinin evinizle ilgili izlenimi direkt negatif olacaktır.
Çünkü bir misafir sizin tuvaletinizi kullandığında mahrem bir alana tek başına girmiş oluyor sizin mahrem alanınıza değil mi?
Ve tuvalet insanın gardını düşürebildiği yer Japonlara göre.
O yüzden en küçük detayları bile fark etmesi olasıdır.
Zen keşişlerin dünyasında banyo, tuvalet temiz kalması için en büyük çaba harcanan yerlerden arkadaşlar.
Bir de Zen Budizminde Japonca'da bilinen adıyla Ususami Mio'nun aydınlanmaya tuvalette ulaşması nedeniyle bu mekanın kutsal olduğuna inanıyorlar.
Gülmeyin arkadaşlar bunun üstünden şimdi ne geyikler çevireceğinizi ben tahmin edebiliyorum.
Ve bu Ususami'nin dini eylemlerinden biri.
Yani dünyayı bütün kirlerden arındırmakmış onun dini eylemlerinden biri.
O yüzden tuvaletlerde genelde Ususami'nin heykeli varmış.
Japonya'ya giderseniz tuvalette karşılaşırsınız olur ya bu adam kim ya demeyin.
Bir de dediğim gibi zen keşişleri banyoda ve tuvalette asla konuşmuyorlar.
Tuvaletteyken kapıyı çalanlara hani ölü taklidi yapmak isterseniz ve çıkışta niye ses vermedin kardeş derlerse abi ben zen keşişiyim dersiniz.
Sessizlik. Yemin ettim.
Eğer eviniz böyle çok dağınık ve çok pisse zihniniz de aynen eviniz nasılsa öyle arkadaşlar.
Japonlara göre böyle. Ve temizlik anda kalma fırsatı yaratan bir eylem diyorlar.
İşte zeminleri parlatırken silerken aslında siz kendi kalbinizi kendi zihninizi de parlatırsınız diyorlar.
Gerçekten çok farklı bir bakış açısı.
Ev işlerinin amacı kirpaz temizlemek değil mi?
Normalde hani bize göre ama keşişler için o zemini cilalama eylemi parlatma eylemi aslında ruhumuzdaki o dünyevi kiri.
pası arındırmakla eş anlamlı.
Kir vücudumuzda birikiyor ve ruhumuzu zehirliyor onlara göre.
Eğer içsel çalkantınızın kendini etrafınızda nasıl sergilediğini görmek isterseniz Evinize bakmanız yeterli arkadaşlar.
Benim şu an ütü yaptığım odada böyle tüp patlamış gibi sabah göz göze gelmemek için orayı kapattım.
Ve evin her yerinde kitaplarım var saçılmış bir halde.
Yatak odasında, kütüphane odasında, kapının girişinde, yerde zaten şu an bir koli duruyor.
Mutfakta her yerde kitap var ve gerçekten ev dandiniyken böyle her yerde kitap varken benim kafamın içi de böyle dandiniymiş gibi hissediyorum.
O yüzden bir an önce bunları toparlamam lazım.
Budist keşişler aynı zamanda aydınlatmalara da çok önem veriyor.
arkadaşlar. Lambalarınızın tertemiz olması lazım.
Çünkü Budizm dünyasında ışık bir bilgelik, bir merhamet sembolüdür.
O yüzden çok önem verirler. Ve Budist öğretilerinin nihai hedefi insanların yaşamlarındaki ızdırapları yenmesi ve insanları aydınlanmaya açmak değil mi?
O yüzden çoğu durumda insan ızdırabının kökünü mumya olarak görüyorlar.
Mumya diye bir şey var.
Bunun kelime anlamı ışıksızlık demek.
Yani becaze anlamıyla mumya bir karanlıkta kaybolma hali.
Çünkü Çünkü etrafımızda olanların eğer gerçek doğasını göremezsek zihnimiz ne olacak?
Endişeye ve ansiyete yenik düşecek.
Bilgelik mumyaya karşı en güçlü silahımız.
Yani bilgelik dünyayı olduğu gibi görmemizi sağlayan bir şey onlara göre.
Hatta bazı Buda heykellerinin başında böyle bir parlayan hale vardır.
Bu da aslında Buda'nın samimi dünya insanlarını bu karanlıktan kurtarma dileğinin bir ifadesidir o hale.
O yüzden evinizdeki ışık kaynaklarını temiz tutmak bilgeliğin ışığının içeri akmasına vesile olur.
Ve mumyanızın yok olmasına, sıkıntılı zihninizin yatışmasına olanak sağlar deniliyor arkadaşlar.
Bir de gardıroplarınızı mevsimlerine göre düzenleyin deniliyor.
Neden böyle yapıyorlar? Çünkü sadece gardıroplarını mevsimlere göre düzenleyen insanlar duygularına nokta koyup onları geride bırakabilirler.
Düşünceleri böyle. Yazlıklar ayrı, kışlıklar ayrı, sonbahar mevsimi ayrı böyle yapıyorlarmış.
Bir de lekeli kıyafetler kesinlikle giymeyin diyorlar.
Eğer giysinizde bir leke varsa o leke...
gün boyunca sizin dikkatinizin odak noktasına dönüşür ve gün boyu siz kesinlikle gevşeyemezsiniz.
Gevşemeniz güçleşir.
O yüzden lekeli kıyafetler giymeyin.
Eğer giysilerindeki lekeler konusunda böyle hissetmeyenler varsa aranızda aman ne olacak lekeli giyerim diyorsanız bu durum sizin kendinizi insanlara sunma şeklinizde bir kayıtsızlık
olduğunu gösteriyor. Onlara göre kalplerinizin karışık olduğunun bir işareti.
Benim evde en büyük sorunum çamaşır olayı arkadaşlar.
Bunun için de diyorlar ki yıka, kurut, katla, kaldır ve mümkünse güneşte kurutun diyorlar.
Aynı gün içinde halledin bu çamaşır meselesini diyorlar.
Yani bugünün işini yarına bırakmayın.
Yıkayın, kurutun, katlayın, kaldırın.
Bunu bir de hayatın ritmi olarak görüyorlar.
Yani bu sistemi uygulamadığımız zaman hayatın ritmini kaçırıyoruz onlara göre.
Bir de yine çok şaşırdığım bir şey.
Hani ben biliyorsunuz ütü yapmayı çok severim.
Oldlar bilir şako değil.
Çünkü ütü yaparken kafam dağılıyor.
Yani elime geçen her şeyi ütülerim bu arada.
Katlamaktan nefret ederim çamaşırlarımı.
Bunun da bir felsefesi varmış arkadaşlar.
Mutlaka ütü yapmamız gerekiyormuş.
Kırışık kıyafetler giymeyin diyorlar.
Çünkü bunu yaptığınız zaman kalpleriniz de o duruşunu ve tazeliğini gün boyu korur deniliyor.
Hani kırışıklıklar normalde bir yaşlanma işaretidir ya öyle görülür.
Ama keşişlere bakıyoruz.
Bazıları böyle 80'ini devirmesine rağmen çok az kırışığı var.
Genç görünüyorlar. Bu da diyorlar ki bizim beden ve zihin bütünlüğümüzün bir göstergesi.
Hani beden kalbi, kalp bedeni yansıtır diyorlar.
Kalplerinizi genç tutmak için ütüsüz giyinmeyin, kırışık giyinmeyin diyorlar.
Hatta zen keşişleri ütü yaparken zihinlerinde ve kalplerinde olan o kırışıklıkların açıldığını hayal ediyorlarmış.
Bu şekilde ütü yapıyorlarmış.
Sizi trollemiyorum arkadaşlar.
Bunlar gerçek yani. Anlattıklarım karşısında ben de şaşkınım.
Gelelim sofra takımlarına.
Bunların da bir anlamı var.
Tabaklara bakış açıları.
Onları sadece böyle yiyeceklerimizi koyduğumuz tabaklar olarak görmüyorlar.
Hayatı desteklememize yardımcı olan önemli araçlar olarak görüyorlar.
Hayatı koruyan araçlar olarak görüyorlar.
O yüzden bunları senelerce kullanacakları bir kalitede ve en dayanıklılarını alıyorlar.
Diğer böyle kaselerin iç içe konduğu toplandığı çok büyük bir kaseleri var.
Ona da zuhat su deniliyor.
Bu kasenin de Buda'nın başını temsil ettiğine inanıyorlar arkadaşlar.
O yüzden zuhat suyu masaya böyle...
Direkt koymuyorlar en küçük kasenin üstüne yerleştiriyorlar.
Bu arada yemek yerken Tek kelime bile etmiyorlar.
Hani sessizlik yemini demiştik ya.
Bir de çok şaşırdığım bir şey.
Zen manastırlarında diyelim ki bir keşiş kaseyi yere düşürdü.
Bu çok büyük bir günahmış ve düşüren keşiş diğerlerinizi tek tek ziyaret ederek özür dilemesi gerekiyormuş.
Eğer bir nesneyi böyle özenle ve olabildiğince uzun süre kullanırsanız ve onu gerektiği zaman tamir ederseniz sadece nesnelerle değil insanlarla olan ilişkileriniz de değişir diyorlar.
Kırılan eşyaları atmıyorlar, tamir ediyorlar.
Bunu kendini affet diye bir bölümüm var.
Eski bir bölümüm. Kendini affet kintsugi sanatı diye bir bölümüm var.
Muhakkak dinleyin arkadaşlar. Orada anlatmıştım.
Sürekli yeni şeyler almak, kırılan şeyleri tamir ettirmemek onlara göre dünyevi arzularımızın esiri olmak anlamına geliyor.
Ve bir de camlarımız çok önemli.
Camlarımızın daima tertemiz olması gerekiyor.
Çünkü pencerelerimizin bulanık ve tozlu olması bizim zihnimizi de bulandırıyor onlara göre.
Budist öğretileri benliğin bulanı...
Tanık filtresini parçalamanın ve etrafımızdaki dünyayı gerçekte olduğu gibi görmenin önemini vurguluyor değil mi?
Her şeyi olduğu gibi görün ve kabul edin deniliyor.
Bunu yapmak aydınlanma haline böyle basamak basamak ulaşmamıza yardımcı olan şeylerden biri.
Bir de arkadaşlar beden zihin kısmı dedim az önce onu da biraz açmak istiyorum.
Mesela yoga asırlar öncesine dayanan ve işte doğru nefes almayı zihnimizi ve bedenimizi sakinleştirmeyi amaçlayan bir Hint geleneği.
Ben hala hiç denemedim ama.
Muhteşem bir şey olduğuna eminim.
Şakyamuni'nin aydınlanmaya eriştikten sonra bile body ağacının altında sessizce oturup böyle doğru nefes almaya odaklandığı söylenir.
Uyurken ya da uyanıkken.
Bizi parmağımızı bile oynatmadan hayatta tutan şey ne arkadaşlar?
Nefesimiz değil mi? Hiçbir şey yapmamıza gerek kalmadan kalbimiz atıyor, kanımız dolaşıyor, yiyecekleri sindiriyoruz ve ciğerlerimiz nefes almaya devam ediyor ve bu sırada biz bilinçsiz bir şekilde yatıyoruz, nefes
almaya devam ediyoruz. İşte bu istemsiz hareketler içinde kontrol edebileceğimiz tek şey ne?
Nefesimiz değil mi? Dinginliğimizi kaybetmeye başladığımız zaman nefes alışverişlerimiz de bozuluyor.
İşte bu beden ve zihin birliği.
bir kanıtı gibi.
Sabahları uyandığınız zaman ilk iş yüzünüzü yıkamak olsun diyorlar arkadaşlar.
Bunun bile bir anlamı var.
O da şöyle eski bir zen öğretisine göre yüzünüzü yıkamadıysanız gün boyunca yapacağınız her şeyi kabaca ve acelece yaparsınız.
Budist öğretilerinde ağız bedenin en önemli kısımlarından biri.
Yemek yemek, konuşmak, nefes almak hepsi ağzımız sayesinde gerçekleştirdiğimiz eylemler.
O yüzden ağız bakımı, diş fırçalaması, Bizim başkalarıyla olan o ana iletişim kanalımızı temiz tutmanın bir yolu.
Yemek yerken bile arkadaşlar öylesine yemiyorlar.
Çok böyle farkındalıkla minnetle yiyorlar o her lokmayı ve sofradan doymadan kalkıyorlar.
Yemeklerden önce ettikleri bir dua var çok hoşuma gitti.
Diyorlar ki bana bir armağan olan bu yemeğin içinde çok fazla hayat ve çok fazla gayret var.
Bu yemeğin tadını derin bir şükran duygusuyla çıkaracağım ve bu yemeğin...
kıymetini bileceğim diyorlar.
Bayıldım. Bugün anlatacaklarım bu kadar arkadaşlar.
Eminim şu an temizliğe bakış açınız böyle bir tık daha farklı oldu.
Hatta gideyim evimi şöyle dip köşeye temizleyeyim sonra kendimi güzel bir duşa atayım düşüncesi size de geldi bence şu an.
Haydi o zaman sizi tutmayayım arkadaşlar.
Bu cumartesi yepyeni bir bölümle tekrar karşınızda olacağım.
Decoverse Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Banyomu zahmetsizce ve muhteşem bir şekilde yenilim.
Diyenler için açıklamalara bir link bırakıyorum.
Detaylara buradan ulaşabilirsiniz.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
