
SARAR ve SAREV “Şıklığı Annemizden Aldık” sloganıyla, anneler için özel hediye seçenekleri sunuyor. SARAR’ın her ana şıklık katan zarif koleksiyonları, annelere duyulan sevgiyi en doğal haliyle ifade ederken; SAREV’in yaşam alanlarına değer katan dokunuşları, yaşam alanlarının huzurlu atmosferini hatırlatıyor.
Hala anneniz için en özel hediyeyi bulamadıysanız SARAR ve SAREV mağazalarını ve sarar.com’u ziyaret ederek bizlere şıklığı öğreten annelerimize en zarif teşekkürü sunabilirsiniz.
Detaylı bilgi için: Tıklayın
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Yeni çıkan kitabım “Kendimi Nasıl İyileştiririm?”i almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Bu bölüm "Sarar" hakkında reklam içerir
Transkript
Sarar, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Yarın anneler günü arkadaşlar biliyorsunuz.
O yüzden ebeveynlik üzerine bir bölüm hazırlamak istedim.
Tabii ebeveyn deyince sadece anneleri değil, babaları da kastediyorum.
Bugün size çocuklarınızı büyütürken neyi nasıl doğru bir şekilde yapabileceğinize bir uzman gözüyle anlatacağım.
Sevgili Prof. Dr.
Selçuk Şirin hocamızın 20 yıl süren akademik çalışmalarının ışığında ilerliyor olacağız bu bölüm.
Kendisi Yetişin Çocuklar kitabında ve diğer kitaplarında tabii ki de ebeveynlerine birbirinden değerli bilgiler veriyor.
Bence her ebeveynin kütüphanesinde bulunması gereken kitaplardan Selçuk Hoca'nın kitapları mutlaka okuyun derim.
Selçuk Hoca diyor ki, Umut...
çocukların kuracağı dünyada diyor.
O yüzden ebeveynlik hakkındaki böyle değerli bilgileri çok önemsiyorum hepimizin geleceği için.
Hadi hemen başlayalım. Şimdi arkadaşlar Selçuk Hoca diyor ki Bu hayatta çocuk yetiştirmekten daha mühim olan başka bir uğraş varsa ben bilmiyorum diyor.
Çünkü nihayetinde bu bir insanı hayata hazırlamak değil mi?
Ve inanılmaz büyük bir sorumluluk bence.
Yani keşke herkes bunu bilerek yani o sorumluluk bilinciyle çocuk sahibi olsa.
Hep söylüyorum bence ebeveynlik ehliyeti diye bir şey olmalı dünyada.
Bunun eğitimleri verilmeli.
Bütün annelere, babalara çocuk doğmadan böyle bir eğitim verilmeli diye düşünüyorum.
Bu arada bunun eğitimleri veriliyor arkadaş.
Hani özel olarak alabileceğiniz bu tarz eğitimler var.
Bilginiz olsun araştırırsanız bulursunuz.
Ama gerçekten hani bu işin uzmanlarından eğitim alın derim.
Bu da arkadaşlar benim bu ülke için kurmuş olduğum hayallerden biri.
Yani keşke bu imkanlara bütün anne ve babalar ulaşabilse çocuk doğmadan böyle bir eğitim verirse.
Hani Afrika'da bir atasözü vardır.
Bir çocuğu yetiştirmek için bir köy gerekir derler.
Ve geçen bir bölümde demiştim ya.
senin gözünden sakınarak o büyüttüğün, güzel yetiştirdiğin çocuk bir başkasının, sorumsuz bir ebeveynin kötü yetiştirilmiş çocuğuna yem olabilir demiştim arkadaşlar.
O yüzden ülkece bu konuda bence bilgi sahibi olmalıyız diye düşünüyorum.
Ve keşke nasıl çocuk doğuracağımızla değil, nasıl çocuk yetiştireceğimizle yani o sorumluluk bilincini aşılamakla daha çok ilgilenilse.
Şimdi arkadaşlar önceden yani bizim anne ve babalarımızın zamanında yani x kuşağı diyebiliriz.
Hatta baby boomers.
Zamanında ebeveynlik nasıldı?
Tıpkı az önce dediğim atasözünde olduğu gibiydi.
Yani bir çocuğu sadece annesi ya da babası büyütmüyordu değil mi?
Geniş bir aile vardı ve o çocuk bütün ailenin çocuğu gibiydi.
Ve ebeveynler bu kadar yalnız değillerdi çocuk büyütürken.
Bu arada geçen gün bunu bir arkadaşımla konuştuk.
Kendini böyle bir ebeveyn olarak, yalnız bir anne olarak çok böyle yetersiz hissettiğini fark ettim.
Dedim ki önceden geniş aileler vardı.
Bak sen şu an yalnız başında bir annesin.
Çocuğunu büyütmeye çalışıyorsun, bekar bir annesin.
O yüzden dedim lütfen kendini yetersiz hissetme.
Yani artık çağ değişti arkadaşlar.
Ebeveynler çok yalnızlaştırıldı artık çocuk büyütürken.
Sonra ne oldu gelelim sonralara 1960'larda işte köyden kente çok büyük bir göç oldu değil mi?
Ve köylerin neredeyse %75'i boşaldı.
Haliyle çocuk yetiştirme şekli değişmeye başladı.
Çocuk yetiştirme pratikleri de değişti arkadaşlar.
Önceden gelen o kültür köyde ya da işte küçük yerlerde geniş ailelerin yapmış olduğu çocuk yetiştirirken yapmış olduğu pratikler artık şehre geçtikten sonra.
Başka bir şekle büründü değil mi?
Derken zaten teknoloji girdi işin içine.
Televizyon girdi değil mi?
Teknoloji girdi. Ne oldu?
Büyük bir sosyolojik sıçrama mı diyelim?
Değişim oldu diyelim. Önceden çocuğun gelişimi de o geniş aile mesulken sonra bu sadece kime kaldı?
Anneye, babaya kaldı değil mi?
Yani eskilerin o kuşaktan kuşağa aktarılan çocuk yetiştirme tarzı mazide kaldı.
Ve o geleneksel kodlar bir şekilde terk edildi.
Şimdi arkadaşlar biliyorum bazen kendinizi çok yetersiz, çok çaresiz hissediyorsunuz çocuğunuzu büyütürken.
Belki anneniz babanız ya da diğer aile büyüklerinizin eleştirilerine maruz kalıyorsunuz.
Ama onların devriyle bu devirde çocuk büyütmek gerçekten çok farklı.
Önceden bir çocuğa 10 kişi bakarken şimdi neredeyse sadece anneleri bakıyor değil mi?
Lütfen. Bunun bir insanın üzerindeki zorluğunu bir düşünün.
Yani 7-24 bir çocuğun sorumluluğu sizin üzerinizde.
Gözünüzü bile ayıramazsınız.
Bu arada görüyorum Instagram'da böyle işte müthiş anne ve bebekler.
Hani sanki müthiş bir gün geçiriyorlar.
O kadın hiç yorulmamış falan.
Yok öyle bir şey. Sakın ona inanıp da gidip çocuk yapmaya kalkmayın.
Hayatın acı gerçekleri yüzünüze yüzünüze vurursa ona.
Şimdi arkadaşlar dediğim gibi kendinize ait bir hayatınız kalmıyor derken şunu kastediyorum.
Kaliteli bir ebeveynlik yapan insanlardan bahsediyorum.
Çünkü o çocuğun işte uyku saati, banyo saati, oyun saati, kitap okuma saati temiz havaya çıkacak vesaire işte altı değişecek.
Sürekli ilgi bekliyor ve o ilgiyi verecek tek kişi var o da anne genelde dediğim gibi.
Lütfen bakın bu çok önemli bir şey bunu gözlerde ediyorsunuz.
Eskiler bu neslin çocuk yetiştirmesini eleştirirken Bunu görmüyorlar ya.
Geçen bir arkadaşımın annesi de demiş kızım hani biz ama aile seni büyüttük.
Bir çocuğu biz ma aile büyüttük.
Sen benim gözümün önünde bile değildin o kadar.
Hani ben bakmıyorsam halam bakıyordu, teyzem bakıyordu bir şey oluyordu.
Ben evimin işini yapıyordum, yemeğimi yapıyordum.
Hani bir şekilde bir şeyler yapıyor anlatabildim mi?
Ama diyor ki sen tek başına bu çocukla baş başa yemek yapmaya çalışıyorsun, evi temizlemeye çalışıyorsun.
Hatta geçen arkadaşım hastalandı.
Annesi o gün itiraf etti yaşadıklarını.
Ondan önce sürekli eleştiriyordu işte.
İşte bu nesil nasıl çocuk büyütüyor daha bilmem ne de biz kaç tane çocuk büyüttük falan diye.
Ama ne zamanki arkadaşım hastalandı annesi bir başına o çocuklara bakmak zorunda kaldı.
Ve o gün anlamış yani ne temizlik yapabilmiş ne yemek yapabilmiş.
Demiş ki kızım sen nasıl yetişiyorsun ya tek başına nasıl yetişiyorsun bu kadar şeye demiş.
Neyse ki anlamış. Yani eskiler dediğim gibi bu neslin çocuk yetiştirmesi eleştirirken bazı şeyleri göz ardı ediyorlar.
Dediğim gibi çok ağır bir şey tek başına çocuk büyütmek.
Bence bu neslin dramı diyebilirim özellikle annelerin.
Bu neslin ebeveynleri gerçekten çok zorlanıyor ve bence haklılar da.
O yüzden lütfen kendinize yüklenirken bunları göz ardı etmeyin.
Mükemmel ebeveyn diye bir şey asla yok.
Bunu da en baştan söyleyeyim.
Ha bir de arkadaşlar onların zamanında da teknoloji diye bir şey yoktu değil mi?
Şu an siz teknoloji çağında çocuk büyütüyorsunuz ve yapayalnızsınız çoğunuz.
Bazılarınızın arkasında ne ana ne baba desteği var.
Ve bazılarınız gurbettesiniz.
Bu daha da zor. O yüzden lütfen kendi hakkınızı yemeyin.
Ve eminim çoğunuz ki bu podcastı dinlediğinize göre mutlaka öyledir.
Çocuğunuzu güzel yetiştirmek isteyen insanlarsınız.
Şimdi Selçuk Hoca diyor ki Çocuk yetiştirmenin bir reçetesi yoktur.
Her çocuğun mizacına, yaşanılan kültüre, sosyal çevreye ve zamanına göre değişen doğrular vardır diyor arkadaşlar.
Biz ne yapıyoruz? Bu bölümde o doğruların peşinden gidiyoruz.
O doğrular ne? Bilimsel verilerin ışığında, kabaca da olsa bir kılavuz niteliğinde bu bölüm.
Şimdi ebeveynlerin en çok aklını kurcalayan sorulara ve cevaplara şöyle kısaca bir bakalım arkadaşlar.
Şimdi çok önemli bir şey söyleyeceğim size.
Çocuk yetiştirme. biz yetişkinlerin tutum, eylem ve inançlarımızın tamamını kapsıyor.
Tekrar ediyorum. Çocuk yetiştirme biz yetişkinlerin tutum, eylem ve inançlarının tamamını kapsayan bir şey.
O yüzden kendi inanç, eylem ve tutumlarınıza bir bakın.
Sonra çocuğunuzu bu gözle tekrar değerlendirin.
Şimdi arkadaşlar çocuğun fiziksel sağlığı biliyorsunuz doğum öncesinden başlıyor.
Genetik faktörler burada devreye giriyor ki çok etkili ama çevresel faktörlerin önemini de göz ardı edemeyiz ki çoğu bölümde bunu vurguluyorum.
Bu çevre etkisi anne karnında başlıyor.
Yani annenin nasıl bir gebelik geçirdiği bu kısımda çok önemli.
Çünkü bir çocuğun 0-6 yaş dönemi bakın 0-6 yaş dönemi zihinsel gelişiminin en kritik dönemi.
Neden? Çünkü beyin gelişiminin %90'ı bu ilk 3 yılda tamamlanıyor.
Hayati bir öneme sahip o 0-3 yaş aralığı özellikle.
Yani okul öncesi dönem zihinsel gelişimi o kadar önemli ki bu anne karnından başlıyor dediğim gibi.
Neredeyse çocuğun bütün okul hayatını etkileyebiliyor.
Bakın 0-3 yaş diyorum.
Çocuğun bütün okul hayatını etkileyebiliyor.
Eğer çocuğunuzun zihinsel potansiyeline ilk yıllarda gereken yatırımı yapmazsanız sonraki yıllarda telafisi çok zor olabilir.
Şimdi burada ince bir detay var.
Son yıllarda yapılan araştırmalar duygusal gelişiminde kritik bir dönemi olduğunu ve ilk yıllarda anneyle ya da bir başka yakınıyla güvene dayalı bir bağ kuramamış olan çocukların ileriki
yıllarda bu açığı zor kapattığını gösteriyor bu araştırmalar.
Ve duygusal gelişim aynı zamanda neyi etkiliyor arkadaşlar?
Çocuğun zihinsel gelişimini.
Bakın çocuğunuzun duygusal gelişimi zihinsel gelişimini etkiliyor.
Bütün okul hayatını etkiliyor.
O yüzden çocuklarınız da...
Güvenli bağ kurma ve onlara duygularını tanımalarını öğretmeyi lütfen ihmal etmeyelim.
Geçen gün bir takipçim, kendisi bekar bir anne.
Dedi ki Merve ben çocuğumla güvenli bağ kuramadığımı fark ettim.
Ne yapacağım dedi. Hani çocuk büyümüş artık ona 12 yaşına falan gelmiş.
Tekrar yapabilir miyim, mümkün mü diye sordu.
Ben de bir araştırdım arkadaşlar.
Evet böyle bir şey mümkün.
Yani ben geç kaldım artık olmaz diye üzülmeyin.
Yeter ki isteyin. Peki duygularını öğretmek dedim az önce.
Bu ne işe yarıyor? Mesela.
Öfkesini kontrol edemeyen, hayal kırıklığıyla baş edemeyen bir çocuk düşünün.
Yani duygulanır, regüle edemeyen bir çocuk değil mi bu?
Ne olacak? Hem arkadaşlarıyla hem de yetişkinlerle işte öğretmenleriyle vesaire problem yaşayacak değil mi?
Ve zihinsel becerilerini odaklanması gereken noktaya odaklayamayacak.
E bu da okul hayatını etkileyecek.
uyum sorunları yaşayabilecek.
Yani odaklanma sorunu da olabilir.
Bakın bu kadar önemli işte çocuğunuza duygularını öğretmek onun okul hayatındaki belki de bütün başarısını etkileyecek faktörlerden biri.
Bir de şu var o çocuğu sadece siz yetiştirmiyorsunuz tamam mı?
Belki küçükken kontrol sizde ama sonra ne oluyor?
Bir süre sonra okul hayatı başlıyor mecbur.
O çocuk topluma karışıyor.
Yani sizin elinizden çıkıyor artık.
Pek çok faktör devreye giriyor.
Buna yaşadığımız ülke de dahil değil mi?
O yüzden kendinizi hunharca eleştirirken lütfen bunu da göz ardı etmeyin.
Hep söylüyorum bir tane kötü arkadaş yeter ya da bir tane iyi arkadaş yeter.
Peki bir çocuk değişebilir mi?
Evet arkadaşlar buna olan inancınızı lütfen kaybetmeyin.
Selçuk Hoca burada bize bir TED konuşması öneriyor.
Ben izledim harika bir konuşma siz de izleyin.
Konuşmanın adı gelişebileceğinize inanmanın gücü.
Kendine inanmak. Bunu YouTube'dan izleyebilirsiniz.
Bence bu inancı da en çok bize annelerimiz açılıyor diye düşünüyorum.
Gelişebileceğimize, değişebileceğimize en çok onların inancı var.
Bazen huyumuzu, bazen göz rengimizi annemizden alırız.
Ama aslında bize hayatı güzel kılan en büyük mirası onlar verirler.
Şıklığı, nezakette şekillenen bir duruş, doğaya ve hayvana duyulan sevgi, zamansız bir zarafet.
Hayatta kurduğumuz o estetik bağ ve daha nicesini annelerimizden alırız.
Sarar ve Sarev şıklığı annemizden aldık sloganıyla anneler için özel hediye seçenekleri sunuyor.
Sarar'ın her ana şıklık katan zarif koleksiyonları annelere duyulan sevgiyi en doğal haliyle ifade ederken Sarev'in yaşam alanlarına değer katan dokunuşları yaşam alanlarının huzurlu
atmosferini hatırlatıyor.
Hala anneniz için en özel hediyeyi bulamadıysanız Sarar ve Sarayev mağazalarını ve sarar.com'u ziyaret ederek bizlere şıklığı öğreten annelerimize en zarif teşekkürü sunabilirsiniz.
Hadi devam edelim. Şimdi çocuk yetiştirirken en önemli 5 noktadan bahsedeceğim arkadaşlar size.
Bu söyleyeceklerim mutlu ve başarılı bir çocuk yetiştirmenin mihenk taşı diyebilirim.
Birincisi lütfen çocuğunuzun mizacını iyi tanıyın.
Mesela çocuğunuz çekingen bir çocuk mu, utangaç mı, sosyal mi, nasıl bir çocuk?
Diyelim ki böyle yani utangaç bir çocuk.
O zaman sizin daha duyarlı bir ebeveyn olmanız gerekiyor.
Neden? Çünkü en zorlayıcı mizah özelliklerine sahip olan çocuklara karşı daha sabırlı, daha anlayışlı, daha destekleyici olmak gerekiyor diyor Selçuk Hoca.
Ya da çocuğunuz gerçekten kolay bir çocuk.
Bazı çocuklar çok kolay oluyor pamuk gibi ama...
Siz o çocuğu çok katı bir ebeveynlikle, böyle yüksek bir disiplinle, otoriteyle yönetmeye çalışıyorsunuz.
Bu da ters tepebilir. Çünkü o çocuk ileride kendinden böyle hiç memnun olmayan, duygularını regüle edemeyen birine dönüşebilir.
İkinci önemli nokta çocuğunuzla güvene dayalı...
Derin bir bağ kurmaya çalışın.
Hatta yeri gelmişken YouTube'a yabancı durum testi yazın arkadaşlar ve çıkan şeyleri bir izleyin.
Yabancı durum testi. Şimdi güvenli bağlanma, güvensiz bağlanma ki bu çocuğunuzun ilerideki eş seçimini, aşk ilişkilerini komple etkileyecek bir şey.
Hatta aşkı bulmanın bilimsel yolları diye bir bölümüm var.
Onu da dinlemenizi öneririm.
İşte bu güven olmadan özgüven de eksik kalabiliyor.
Özgüven olmadan da ne başarı ne de mutluluk oluyor değil mi?
Bakın Selçuk Hoca burada çok önemli bir şey söylüyor.
Diyor ki siz siz olun çocuğunuza zorla bir elbise giydirmeyin.
Onlara zorla yemek yedirmeyin diyor.
Merak etmeyin diyor. Üşürse giyer açsa da yer diyor.
Ne demek istiyor? Edilgen çocuk yetiştirmeyin diyor.
Etken olsun o çocuk. Birey olma bilincinden bahsediyor.
Yani onlara olabildiğince erken yaşta bir sorumluluk bilinci aşılamaya çalışın.
Ayakkabısını bağlamayı öğretin.
Üstünü giyinmeyi, yatağını toplamayı, odasını toparlamayı, saçını yapmayı, banyo yapmayı ve tercih yapmayı öğretin diyor.
Bu tabi belirli bir yaş aralığı arkadaşlar.
Küçücük çocuklardan bahsedilmiyor.
Yani çocuğunuz doğruyu yanlışı ayırt edebilecek yaşı geçince burada devreye girebilirsiniz.
Ve burada arkadaşlar çocuğu böyle komple serbest bırakın.
Aman işte başı boş uyusun demiyor.
Uygun bir şekilde karar alma alanı tanımanız gerektiğini söyle.
Ona seçenek sunun. Onun da fikrini önemsediğinizi gösterin diyor.
Ve yavaş yavaş bu şekilde diyor kendi kararlarını alıp bu kararlarının neticeleriyle yüzleşsin diyor.
Kendince bunları görsün diyor.
O noktaya getirin diyor. Üçüncü önemli nokta mükemmel değil, olduğu kadar iyi olun yeter.
Bakın mükemmel değil, yeterince iyi ebeveyn olun yeter diyor.
En iyi ebeveyn olayım derken görüyorum bazı insanlar bütün hayatını çocuğuna göre organize ediyorlar ve günün sonunda tükeniyorlar.
Yani bu şekilde inanın ne kendinize ne o çocuğa mutluluk verebilirsiniz.
O kadar kasmaya gerek var mı ya?
Yani kendi hayatını unutanlara sesleniyorum buradan.
Hatta size... Pişman olacağınız 5 şey diye bir bölümüm var.
O bölümü öneriyorum. Mutlaka dinleyin.
Dördüncü önemli noktaya geldim.
Evde belirli bir rutin oluşturun.
Çocuk doğduktan itibaren bir rutin olsun.
Özellikle arkadaşlar çocuğun gelişiminin ilk yıllarında uyku ve yemek düzeni çok önemli.
Zaten sonraki yıllarda artık oyun saati, ekran süresi gibi detaylar da işin içine giriyor.
Hatta çocuğa bakım veren kişinin bile rutin olması gerekiyor.
Yani mümkünse aynı kişi olsun diyor Selçuk Hoca.
Çünkü sürekli değiştirmek iyi bir şey değil bakıcı değiştirmek.
Ben küçükken 30 tane falan bakıcı değiştirmişimdir daha önce söyledim.
Mecbur tabii. Annem de öyle olsun istemezdi.
Ve sadece bakıcı değil çok sık okul değiştirmek de çevre değiştirmek de aslında çocukları zorlayan bir şey.
Bir de bir gün evet dediğiniz şeye yarın hayır demeyin.
Bu çok önemli bir detay.
Bu da çünkü bir rutin sayıdır arkadaşlar.
O çocuk neye kızılacağını, sınırlarını, disiplinini bu şekilde bu rutinlerle sağlayacak.
Ve kafası rahat edecek aslında.
Ve son olarak. Beşinci önemli nokta lütfen çocuklarınızı başkalarıyla kıyaslamaktan vazgeçin.
Buna bayılıyoruz toplum olarak.
Komşunun çocuğu şöyle o böyle işte akrabamızın oğlu şunu başardı sen ne yaptın?
Yani ben küçükken bir komşumuz vardı şimdi hatırladım.
Kızın ailesi komple doktordu hatta cerrahtı.
Kız da doktor olmak istiyordu ve okulda da çok başarılıydı.
Babaannem beni hep onunla kıyaslıyordu ve o kadar üzülüyordum ki arkadaşlar.
Şimdi şimdi hatırlıyorum kızın adı da Bahar'dı.
Bahar doktor olduysan.
Merve ben İzmir'den.
Halbuki arkadaşlar benim şartlarımla o çocuk bir dildi ki yani o çocuk annesiyle babası da çok mutlu mesut güvenli bir ailede büyüyen gayet böyle elitte bir aile.
Sen niye beni onunla kıyaslıyorsun ya hani.
Küçükken bunu akıl edemediğim için üzülüyordum arkadaşlar.
Kendimi çok eksik ve çok yetersiz hissettiğimi hatırlıyorum.
Şimdi olsa babaanneme şöyle derdim.
Tamam sen beni o çocukla kıyaslıyorsun ama sen bana böyle ya da siz bana böyle bir aile imkanı sundunuz mu da benden bunu talep ediyorsunuz?
O yüzden çocuklarınızı birileriyle kıyaslarken onlara neler verdiğinizi, imkanlarınızı bir düşünün.
Ondan sonra kıyaslayın.
Her çocuk kendine özgü takvimiyle gelişiyor arkadaşlar.
Tek bir evrensel takvim yok.
Yani benim çocuğum neden daha uzun değil?
Benim çocuğum niye hala ayakkabısını bağlayamıyor?
Neden hala tam anlamıyla konuşamıyor demeyin.
Her çocuk özel. Hatta böyle bir film var onu da izleyin.
İnternette dolaşan o gelişimsel takvimlerin çoğu arkadaşlar bilimsel bir temele dayanmıyormuş ve kaynakların çoğu 1920'lerden kalmaymış.
Bunu yeni öğrendim. 1960'larda da böyle yaygınlaştırılmış verilere dayanıyor.
Neredeyse bir asır geçmiş üzerinden biz de bunlara bakıp çocukları değerlendiriyoruz.
Ki bunlar Avrupa insanını temel alarak hazırlanmış.
Evrensel falan değil. O yüzden daha bilimsel temellere dayanan böyle güncel gelişim rehberlerine bakın bakacaksınız.
Size bir örnek vereyim arkadaşlar. Batı ülkelerindeki bebekler takriben 6 ayda oturmaya başlarken Afrika'daki bebekler 4 ayda oturmaya başlıyor.
Şimdi ne olacak yani? Hatta geleneksel olarak kundaklama yapılan bebekler çok daha geç yürüyebiliyorlarmış.
Bu arada bir parantez açıp tabii ki eğer böyle çocuğunuzda ciddi bir gelişimsel gerilik olduğunu düşünüyorsanız uzmanlara başvurun.
Ama ciddi bir genetik ve gelişimsel bir sorun yoksa lütfen kıyaslamayı bırakın.
Kaygılarınızı dizginlemeye çalışın.
Şimdi akademik başarıda.
Kimi çocuk biliyorsunuz ilkokulda, kimi çocuk ortaokulda, kimi de üniversitede falan başarılı oluyor.
Bu bile değişkenlik gösterebiliyor.
Ben mesela ortaokulda rezalettim.
Yani hani hep söylüyorum matematiğim o çok berbat.
Hani şu an muhtemelen Merve benim çocuğum olsa ve işte ortaokuldaki o tabloyu görsem şey derdim.
Bu çocuk herhalde okumayacak.
Ama üniversiteyi dereceyle bitirdim.
Yani Arap Atı gibi böyle sonradan açıldım diyebilirim.
O yüzden çocuğunuzu diğer çocuklarla kıyaslarken bunu da bir düşünün.
Belki sonradan açılacak. Bir de şu var arkadaşlar.
Şöyle düşünün. Hani aynısını benim çocuğum bana yapsaydı ben ne hissederdim?
Bu kıyas olayını. Mesela size diyor ki gelip anne arkadaşımın annesi şöyle şöyle iyi dese ya da işte arkadaşımın babası şöyle övüyor mesela.
Kalbiniz ezilir değil mi?
Hani ben böyle dediğimde bile şu an kalbiniz ezildi eminim.
Bu kıyaslamalar o çocuğun kalbini eziyor.
Hani sen eksiksin ya da sende bir problem var demek gibi bir şey.
Bakın az önce diyorum eksik hissettim kendimi.
Çok yetersiz ve eksik hissettirdi ve babaannem bunu isteyerek yapmadı eminim.
Hani belki iyi niyetiyle yaptı.
Kızım sen de çok çalış, çok başarılı ol gibi bir yerden söyledi bunu ama öyle hissetmiyoruz işte.
Ve bazen çocuklar bazı alanlarda geri kalabilir.
Bu çok normal. Hani her çocuğun yeteneği başka arkadaşlar.
Bu konuda Özgür Bolat'ın kitaplarını okuyabilirsiniz.
Kendisi yine çok değerli hocalarımızdan biri.
Bir de şöyle bir şey var arkadaşlar.
Sanırım bunu Özgür Bolat söylüyordu.
Atıyorum çocuğun matematiği kötü ya biz ne yapıyoruz?
Matematiği daha fazla yükseltmeye çalışıyoruz.
Ama aynı çocuğun müthiş bir resim yeteneği var diyelim.
Orayı görmezden geliyoruz.
Aslında orası parlatılması gereken alan.
Yani onun üstüne gitmemiz gerekirken biz başka şeyler yapıyoruz.
Buna da dikkat edelim arkadaşlar çocukları yetiştirirken.
Dediğim gibi her çocuğun yeteneği başka.
Dediğim gibi ben matematik konusunda korkunçtum.
Hep söylüyorum dil konusunda da hiç iyi değilimdir.
Ama diğerlerinde hep çok iyi oldum.
Çünkü yeteneğim ve ilgim sözel konulara, tarih, edebiyat vs.
bunlara bayılırım. Sanatsal şeylere bayılırım.
Benim de yeteneğim o. Hani Teoman'ın dediği gibi ne yapayım tabiatım böyle.
Bir de şu var arkadaşlar şunu sorayım.
Çocuğunuzun niye muhteşem bir çocuk olmasını istiyorsunuz?
Yoksa onun başarısızlığının kendi başarısızlığınız gibi görünmesinden mi korkuyorsunuz?
Çok samimi bir yerden soruyorum bunu.
Ya da onun başarıları sizin böyle geçmişte başaramadıklarınızın bir telafisi olduğu için olabilir mi?
Bunu bir sorun kendinize.
Neden o çocuk sen doktorsun diye tıp okumak zorunda?
Ya da neden o çocuk avukat olmak zorunda sen istiyorsun diye?
Niye? Neden bunu istiyorsun?
Bunu bir kendine sor bakalım. Şimdi bazen ebeveynler maalesef kendi kimliğini ve duygusal ihtiyaçlarını çocuğunun üzerinden tatmin etme eğilimi gösteriyor.
Sonuçta çocuk o ebeveynin duygusal yükünü taşıyan biri haline gelebiliyor.
Çocuk ebeveyninin ihtiyaçlarını karşılayan bir araç değildir ve olmamalıdır.
Hiçbir çocuk koşullu sevilmemeli.
Bu aralar malum platformda bir dizi izliyorum.
İlk bölümü tam da böyle.
Instagram'da da paylaşmıştım, önermiştim.
Bir Kore dizisi. When Life Gives You Tangerines arkadaşlar.
Dizinin adı Hercai İlkaşk.
Koşulu sevilme deyince aklıma geldi.
O kız çocuğunun annesiyle olan ilişkisi.
Şimdi arkadaşlar biliyorsunuz her anne ve babanın çocuk yetiştirme tarzı birbirinden farklı.
Ve bu yetiştirme tarzı çocukların üzerinde büyük bir etki bırakıyor.
Psikolog Diana Baumrand sistematik şekilde anne ve babaların çocuk yetiştirme tarzlarını incelemiş bir araştırmacı ve bu alanda en çok kabul görenlerden de biri.
Baumrand okul öncesi çocukları ev ortamında gözlemliyor, aileleriyle olan ilişkilerini ve sonra bu çocuklar 8-9 yaşına gelince tekrar bir gözlemleniyor.
Sonra arkadaşlar görülüyor ki 3 çeşit çocuk yetiştirme tarzı var.
Otoriter, serbest ve demokratik.
Daha sonra işte başka araştırmacılar dördüncüyü ekliyor.
Bu da ihmalkar ebeveynlik.
Şimdi ben kısaca bunlardan da bahsetmek istiyorum.
Mesela otoriter, çok katı, çok disiplinli ebeveynlerin çocukları görece daha karamsar, mutsuz.
Korkak, endişeli, içe dönük ve yeni deneyimlere kapalı çocuklar olabiliyormuş.
Bakın otoriter ailede büyüyenler.
Özellikle de ergenlik döneminde özgüvenleri düşük olabiliyormuş ve yetişkin olduklarında ise genelde kız çocukları hayatlarındaki kararları kendileri alamayan, her şeyi annesine babasına sormak durumunda hisseden
bu tarz yetişkinlere dönüşebiliyorlarmış.
Erkekler ise otoriter ailede büyüyen erkek çocukları ise büyüdükleri zaman daha böyle şiddete meyilli, daha öfkeli, daha isyankar gençlere dönüşebiliyorlarmış.
olarmış. Demokratik ebeveynle büyüyenler ki bu en makul ve en dengeli olan ebeveynlik türü diyebiliriz.
Hem kontrollü işte hem ilgili hem de sevgili ebeveynler.
Şimdi burada kurallar var ama bunlar mantıklı kurallar ve mantıklı açıklamaları var ve sevgi de var arkadaşlar.
Esirgenen bir sevgi yok.
Çocuklarının haklarına daha saygılı bu anne babalar ve bu ailelerden çıkan çocuklar daha sosyal, daha güzel arkadaşlık ilişkileri kurabilen.
daha samimi ve iletişime açık olan, okul performanslarının daha yüksek olduğu, yeni tecrübelere kapalı olmadıkları gözlemleniyor bu çocukların.
Serbest ebeveynlik ne derseniz?
Bu da arkadaşlar çocuğun her istediğini yapan, pek öyle kural sınırı tanımayan, kurallar olsa da çok geçirgen olan ve çocukları kaç yaşında olursa olsun onların kararlarına okey olan aileler.
Yani küçücük çocuğun lafıyla. Kararlar alan aileler çocukta ve beyin arası rollerin böyle daha kaybolduğu bir biçim diyebiliriz bunun için.
Ben bu ailelere çocuk erkeği aileler diyorum ve sonuç şımarık çocuklar.
Yani fevri ve sadırgan olma eğilimi olabiliyor bu çocuklarda.
Sosyalleşme konusunda evet pek sıkıntı çekmiyorlar ama genelde davranışlarının sonuçlarını düşünmeden hareket edebiliyorlar.
Pek böyle sorumluluk almayı bilmeyebiliyorlar bu çocuklar.
Ergenlik döneminde kötü alışkanlıklara yakalanma olasılıkları da daha yüksek olarak gözlemlenmiş.
İslam ve sosyal yeterlilik ölçümlerinde de ortalamanın altında kalmışlar.
Ve son olarak ihmalkar ebeveynlik ki bence bu en kötüsü.
Şöyle ki çocuk bir pıtrak gibi büyüyor arkadaşlar doğada yetişen bir ot gibi böyle kendi kendine büyüyor takılıyor.
İlgi alaka sıfır hani çocuk yesin içsin büyüsün yemeğini veriyoruz yeter tarzında böyle.
Yani ebeveyninin çocuktan hiçbir beklentisi yok.
Zaten çok da umurunda değil.
O çocuk başarılı olmuş, herhangi bir şeye yeteneği varmış falan.
Sıfır ilgi alaka.
Hayatlarını da genelde böyle kendi istedikleri şekilde düzenliyorlar.
Çocuklarına göre değil. Benciller yani.
Çocuk yetiştirmekten bir haber olan insanlar.
Böyle bir ailede büyüyenler ileride hem okulda hem de arkadaş ortamında problemler yaşayabiliyor.
İletişim konusunda güçlük çekebiliyorlar ve kötü alışkanlıklara meyledebiliyorlar.
Bunlar kısaca böyle arkadaşlar.
Ve evet sonradan ebeveynlik tarzı değiştirilebilir mi?
Değiştirilebilir. Hiçbir şey için geç değil.
Özetle şunu söyleyebilirim.
Bol sevgi ve bol şefkatle harmanlanmış ölçülü bir ebeveynlik.
Kontrollü bir ebeveynlik.
Sınırlar çizilmiş, rutinleri oluşturulmuş bir ebeveynlik.
Ve tabii ki çocuklarınızdan sevginizi ve ilginizi esirgemeyin.
Hep söylüyorum. Esirgemeyin ki ileride o sevgiyi başka gözlerde ve başka sözlerde aramasınlar.
Buna aç olmasınlar.
Tamam mı? Çünkü başımıza ne geliyorsa bu sevgisizlikten, bu ilgisizlikten, bu ihmallerden geliyor bence.
Ve insan hayatında neyin eksikliğini çekiyorsa o eksiği her şey zannediyor.
Hani bir söz vardır ya ben çok severim.
Yine Afrika kabilesinden bir söz.
Bugün de amma Afrika kabilesinden söz paylaştım.
Derler ki köyü tarafından sevilmeyen çocuk sonunda o sevgi sıcaklığını hissetmek için o köyü yakar.
Yakarsa dünyayı garipler yakar diyor Müslüm Gürses değil mi?
Haklı bence. Bu arada garip dediği aile ocağından ayrı düşen insanlar.
Kimsesizler değil mi? Ve Türkiye'de o kadar çok sevgi yetimi var ki hani bazen evet anneniz babanız olabilir ama Yine de yetimsinizdir, öksüzsünüzdür.
Çünkü o sevgiyi vermemişlerdir, alamamışsınızdır.
O yüzden bugün sevmediğiniz, değer vermediğiniz, ilgilenmediğiniz o çocuklar yarın belki de toplumun büyük bir sorunu olarak karşımıza çıkabiliyorlar.
Şimdi gelelim babalık meselesine.
Babalar gruptan ayrıldı.
Bu konu hakkında kitapta çok çarpıcı araştırmalar var.
Mesela Türkiye'deki babalar çocuklarıyla evde en çok televizyon izleyerek vakit geçiriyormuş.
Beraber kitap okuyanların oranı çok düşük.
%35 olduğu iddia edilse de ben buna da inanmadım.
Daha düşük olduğunu düşünüyorum. Selçuk Hoca diyor ki çocuklar babalarıyla olmuş oldukları ortamda televizyon bağımlısı, kitapsız, masalsız, hayalsiz bir şekilde yetişiyorlar.
Yani babalar ebeveynlik resminde yok.
Onlar genelde ergenlik ve sonraki yıllarda devreye giriyor.
O da yapma etme kısmında böyle bir anda bir otorite kurmaya çalışıyorlar.
Fakat sevgili babalar erken yaşlarda temelini sağlam atmadığınız her ilişki...
Sonradan sağlıklı bir şekilde gelişemez değil mi?
O tohumu atmadıysanız, sağlıklı bir şekilde o çiçeği sulamadıysanız o çiçek de sizin istediğiniz gibi büyümeyecek, yeşermeyecek değil mi?
O treni kaçırmayın derim o yüzden.
Ve tabii çocuklar sizi rol model alıyor.
Bunu da unutmayalım ilerideki ilişkilerinde.
Eğer evde mesela cinsiyetçi bir iş bölümü varsa o çocuk onu rol model alacak.
Neyi rol model alacak? Hepimiz büyüdüğümüz ortamı kopyalıyoruz, yapıştırıyoruz değil mi?
Mesela ben terapistimle böyle konuşurken o kadar çarpıcı detaylar öğreniyorum.
ki hani yetiştirilirken maruz kaldığım şeylerden ötürü şu an hayatımda bir takım şeylerin böyle problem olarak önüme çıktığını gerçekten şok içinde izliyorum.
Hatta rol model aldığım şeyler çok fazla.
Bu arada bazıları da beni böyle ne diyeyim banyo pembeliği kıvamında bir hayatım olduğunu zannediyor.
Anladınız siz banyo pembeliği derken neyi kastettiğimi gibi dizisinden.
Öyle değil arkadaşlar. Yani tabii acıların kadını bergenim.
Öyle bir şey de değilim ama Biz de yaşadık bir şeyler kendimizce.
Aşmaya çalışıyoruz. Dün arkadaşım yine şey diyor.
Merve nasıl bu hale geldin sen?
Nasıl olabilir böyle bir şey?
Sen diyor bir mucizesin. Hani bu kadar şeyden sonra.
Hatta terapistim diyor ki.
Merve ne yaşadığını farkında mısın?
Hani bana anlatıyorsun ama böyle çok serin kanlı.
Şöyle oldu böyle oldu falan filan.
İşte kadın bile şoka girdi.
Yani hani nasıl ya sen nasıl bunları böyle anlatıyorsun der gibi bir hali vardı.
Herhalde insan... Yaşarken anlamıyor arkadaşlar ne bileyim yani.
İsviçreli bilim adamlarını lütfen davet ediyorum benimle konuşmaya.
Şimdi onu da öğrendim arkadaşlar niye olduğunu belki bir bölümde anlatırım.
Ama şöyle söyleyeyim size.
Görmezden gelmek ve yok saymakmış benim yaptığım şey.
Hani bir bölümde bahsetmiştim ya disosiyasyon yaşamak.
Muhtemelen kendini iyileştirmek bölümünde bahsetmiştim.
Hani o uzay gemisine binip gitmek olayı.
O çocuk bendim arkadaşlar uzay gemisine binip giden.
Neyse bunları konuşuruz.
Şimdi eğer evde yani bunu niye anlatıyorum biliyor musunuz?
Çünkü beni gerçekten kafanızda böyle çok muhteşem bir yere koymanızı istemiyorum.
Ben de insanım benim de yaralarım var.
Ben de bunları aşmaya çalışıyorum ve hala yaralanıyorum ve bunlarla mücadele ediyorum.
Size de yaralandığım yerden belki şifa vermeye çalışıyorum.
Belki o yüzden bu kadar hemhal olduk bilmiyorum.
Belki o yüzden bu kadar birbirimizi yakın hissediyoruz.
Belki o yüzden sesimle size bu kadar teneffüs edebiliyorum bilmiyorum.
Yani bunları söylemek istedim.
O yüzden beni kafanızda öyle çok muhteşem bilge vesaire öyle yerlere koymayın tamam mı?
Çünkü korkuyorum. Beni böyle ailenizden biri gibi görün.
İşte arkadaşınız, dostunuz, ailenizin kızı vesaire öyle görün yani.
Daha samimi bir yerden görün.
Yükseklerde görmeyin diye anlattım bunları.
Devam ediyorum arkadaşlar ve bu bölümü niye yaptığımı anlamışsınızdır.
Hani çocukların bu kadar güzel yetişmesini istememin de bir sebebi vardır değil mi?
Durup dururken böyle bir bölüm çekmiyorum.
Her çocuk için isteğim var zumbu.
Şimdi arkadaşlar çocuklar sizi rol model alıyor dedim.
İleri de ilişkilerinde etkiliyorsunuz onları.
Eğer evde mesela cinsiyetçi bir iş bölümü varsa o çocuk onu da rol model alıyor.
Mesela eşiniz çoraplarını yere atan, tuvaleti, banyoyu leş gibi bırakan, yediği tabağı bile kaldırmayan, evin pasaklı hayaleti demek istiyorum o konumda yaşayan birisi.
Bunun bir sebebi acaba kim?
Erkek adam ev işi yapmaz diye büyüten ebeveynleri olabilir mi?
Devam edelim yükseldim.
Şimdi arkadaşlar belki çocuğunuza böyle hunharca oyuncak alıyorsunuz.
Aman o mutlu olsun. Benim küçükken hiç oyuncağım yoktu.
Çocuğumun bir sürü oyuncağı olsun.
Ama eminim iki dakika sonra o oyuncağın yüzüne bile bakılmıyor.
Bir deney yapılmış arkadaşlar ve bu deneyin sonucuna göre insanları en mutlu eden şey satın aldıkları şeyler değil, biriktirmiş oldukları hatıralar, güzel deneyimler.
O yüzden deneyimlerinize odaklanın.
Deneyim dedikleri şey de işte tatile gitmek, birlikte tiyatroya, müzeye ya da birlikte bir şeyler üretmek, deneyimlemek.
Hani illa böyle para harcamak şart değil onu belirteyim.
Resim yapmak, ağaç dikmek, kamp yapmak, sokak hayvanlarına yardım etmek.
Bir sürü deneyim var arkadaşlar.
Buradaki olay çocuğunuzla birlikte kaliteli zaman geçirmek deneyimden kasıt.
Yani eşyalara değil tecrübelerimize yatırım yapmak.
Bir şey yapmak bir şeye sahip olmaktan daha değerli çocuklar için.
Bakın bir şey yapmak bir şeye sahip olmaktan çok daha değerli.
Hatta sadece çocuklar için değil bence bizim için de geçerli bu.
Hep diyorum böyle hayatımızın sonuna geldiğimizde gözümüzü kapattığımızda şunu demeyeceğiz.
Ya ne araba almıştım ya nasıl bir ev almıştım ne para basmıştım ya.
Bunları demeyeceğiz ki ya o tatil ne güzeldi arkadaşlarımla geçirdiğim vakit ailemle şunu yapmıştım falan.
Yani hatıralar gelecek gözümüzün önüne.
O yüzden sanırım hatıra biriktirmek daha kıymetli hem çocuklar için hem bizler için.
Devam edelim. Şimdi okul öncesi dönemde çocuğunuzun zekasını arttırmanın en iyi yollarından biri onun beslenmesine dikkat etmek.
Özellikle de Omega 3 önermiş Selçuk Hoca.
Erken yaşta diyaloğa dayalı okuma pratiği yapın diyor.
Yani onunla diyalog halinde olun çocuğunuzla.
Karşılıklı soru ve cevaplarla bir kitap okumak bile olur ki bu zekayı 6 puanın üstünde arttırıyormuş düşünün.
Bakın çocuğunuzla karşılıklı soru ve cevaplarla bir kitap okumak.
Çocuğunuzun zekasını 6 puanın üstünde arttırıyor.
Erken yaş döneminden bahsediyorum.
Ve lütfen bu okumalarınızı doğumdan itibaren yapın.
Merve saçmalama o daha bebek beni anlamaz demeyin.
Öyle bir şey yok. Buradaki olay şu.
Muhattap alınmak arkadaşlar.
İnisiyatif verilen çocukların, muhatap alınan çocukların beyinleri ne oluyor?
Zamanla fiziksel olarak da akranlarından ayrılıyor.
Zekası daha iyi gelişiyor.
O yüzden dediğim gibi erken yaşta kitap okumalarına başlayın doğumdan itibaren.
Ve tabii iyi bir okul öncesi eğitim arkadaşlar.
Çocukları evde tek başınıza yetiştirmeniz yetmiyor.
Çünkü akranları yok evin içerisinde.
Sizin yapabileceklerinizde bir kapasitesi, bir sınırı var.
Çocukların sosyalleşmesi lazım.
Hani diretmeyin bazı anne babalar görüyorum.
Ay işte kreşe vermemem lazım vesaire diye direniyorlar.
Yapmayın bunu. Akranlarından ayırıyorsunuz.
İyi bir okul öncesi eğitim çok önemli.
Gerçekten çok önemli. Bütün hayatını etkiliyor.
Ve kaliteli bir okul öncesi eğitiminde zekayı yükselttiğini söylüyorlar.
7 puan kadar düşünün.
Keşke her ailenin maddi gücü buna olanak tanısa arkadaşlar.
Böyle kaliteli bir okul öncesi eğitim alabilse bütün çocuklar.
Ya şu ülkenin eğitim bakanı olmayı gerçekten çok isterdim.
Ya da aile bakanı sırf bunları değiştirme yetkim gücüm olabilsin diye.
Ya da böyle Selçuk Hoca gibi isimlerin bu kalemlerde olmasını çok isterdim.
Şimdi size bir başka kitap daha önermek istiyorum.
Özellikle de yeni ebeveyn olmuş olanlar.
30 milyon kelime diye bir kitap var kesin görmüşsünüzdür.
Çocuklarınız da en erken yaşta.
Kuracağınız diyaloğun ve bu diyalogdaki etkin ve zengin, altını çizerim zengin kelime hazinenizin ki bu da sizin kitap okuma oranınızla alakalı bir şey.
Biraz da o çocuğun geleceğini nasıl etkilediğini gösteren bir araştırma bu.
Yani çocuğunuzun kelime hazinesini erken yaşta ne kadar doldurursanız o kadar yararlı oluyor.
Şu an Sıla'nın şarkıları geldi aklıma nedense.
Dedim ki onun hazinesini bayağı doldurmuşlar küçükken.
Selçuk Hoca diyor ki arkadaşlar ailelerin eğitim ve gelir seviyesini evet değiştiremeyiz ama evde çocuklarıyla olan ilişkilerini değiştirebiliriz.
Çocukla konuşmak, o çocuğa gülümsemek, onu muhatap almak, ona eşlik etmek bunlar parayla pulla değil değil mi?
Şimdi size Selçuk Hoca'nın bir kitap tavsiyesi daha var.
Onu da söylemek istiyorum. Bakın diyor ki Yaşar Kemal'in ki çok severim.
Yaşar Kemal'in kitaplarına bayılırım.
Yaşar Kemal'in 3 Anadolu Efsanesi kitabı.
Bunu önermiş arkadaşlar. Lütfen herkes bunu çocuğunu okusun demiş.
İçinde işte Köroğlu, Karacaoğlan, Alageyik her yaştan çocuğun okuması gerektiğini söylemiş bu kitabı.
Hatta birden fazla kere okuması gerektiğini söylemiş.
Bu arada vermiş olduğum kitap tavsiyelerine çok teşekkür ediyorum.
O kadar teveccüh gösteriyorsunuz ki.
Geçen önermiş olduğum bir kitap Amazon'da 6555.
sıradan bir gün içerisinde birinci sıraya gelmiş.
Çok satanlara girmiş. Yani öyle bir teveccüh göstermişsiniz.
O yüzden çok teşekkür ediyorum.
Devam edelim. Şimdi gelelim ikinci dil meselesine.
Çocuklara ikinci dil öğretmenin ideal yaşı erken yaştır diyor Selçuk Hoca.
3-4 yaşlarında hatta daha erken bile başlanabilir diyor.
Yani 2. değil hatta 3.
değil bile olabilir. Çocuklar bu yaşta kapıyorlar arkadaşlar.
Bir de Türkiye'de maalesef çocuk yetişen evlerin çoğunda kitaplık yok.
Mahallelerde kütüphane yok.
Şimdi aklıma ne geldi arkadaşlar bunu söyleyince.
Ben küçükken böyle sokakta işte oyun oynamaya çıkıyoruz vesaire ya.
Bir kütüphane açıldığını duymuştum mahallemize ve gitmiştim hani.
Merak edip gitmiştim ne var diye.
Ve bir anda kendimi böyle oyundan soyutlanmış kütüphanede oturmuş kitap okurken buldum.
Yani belki de o kitap okuma aşkı bana o dönemde o mahalle kütüphanesi sayesinde aşılandı bilmiyorum.
Çünkü her gün evden çıkıp kütüphaneye gidiyordum.
İşte orada bir iki saat takılıyordum kitap okuyordum.
Ondan sonra oyun oynamaya gidiyordum. Çok hoşuma gitmişti.
Umarım ülkemizde çoğalır mahalle kütüphaneleri.
Bir de şu var okul öncesi eğitime katılmayan çocuklar ne yapıyorlar?
Evde... Ekrana mahkumlar değil mi?
Peki şunu söylesem size.
Steve Jobs, Bill Gates gibi hayatımıza bu ekranları sokan insanların hatta silikon vadisindeki ebeveynlerin çocuklarını teknolojiden, ekranlardan ne kadar uzak tuttuğunu biliyor musunuz arkadaşlar?
Onların çocuklarının gitmiş olduğu okullarda teknoloji bile yok.
Teknolojiden arındırılmış okullar.
Bakın anaları babaları bu işi yapıyor çocukların okullarına bakın.
Bilgisayar ekranı yok ya çocukların okullarında.
Kara tahta var, tebeşir var düşünün.
Bence bu konuyu bir düşünelim arkadaşlar.
Peki ne yapacağız? Şimdi Selçuk Hoca diyor ki ekranları yok saymak çocukları diyor yeni dünyadan koparmak demek.
Evet gerçekten yine geçen bir arkadaşım diyordu ki çocuğumun oyun oynamasına izin vermiyorum online fakat arkadaşları tarafından dışlandığını öğrendim.
Sen işte bunu bilmiyorsun sen bizim aramıza katılmıyorsun çocuğu dışlıyorlarmış.
Yani bu da bir çözüm değil çünkü yeni bir dünya var ortada teknolojisiz bir dünya olamaz.
O yüzden ne yapacağız sınır koyacağız bu konudaki uzmanlara kulak vereceğiz.
Bir de arkadaşlar şu var.
Şimdi karşı konulamaz diye bir kitap var.
Burada ekran bağımlılığı davranış bağımlılığı olarak ele alınmış.
Yani tıpkı madde bağımlılığı, alkol bağımlılığı gibi ki bu sadece çocuklarda değil yetişkinlerde de var ekran bağımlılığı.
Yasaklamak da bir çözüm değil.
Güzel çözümler bulmamız gerekiyor.
Hatta ben bu konuya da bir araştırma bir podcast yapayım arkadaşlar.
Ekran bağımlılığı üzerine unutursam hatırlatın.
0-18 aylık bebekler hiç ekrana bakmamalı diyor araştırmalar.
Geçen ne gördüm?
Çocuğu... Bu sete koymuşlar.
Gezdiriyorlar bu setin içerisinde.
Bebek arabasında pardon. Ve bebek arabasının önüne de böyle bir aparat takmışlar.
Ekran. Önünde bir ekran var.
Çizgi film izliyor. Ya çocuk doğaya baksın.
Ağlamıyor ki zaten o çocuk.
Gezdirmeye çıkarmışsınız. Niye çizgi film izliyor?
Anlamadım yani. Ve küçücüktü daha 3 aylık falan da herhalde.
Belki de göremiyordur bile o ekranı.
Gerçekten enteresan. Şimdi bu dönemde arkadaşlar beyin en hızlı gelişim döneminde olduğu için 0-18 ay sürecinde dikkat etmek gerekiyor.
18-24'de bakmasa çok daha iyi.
Hani bakacaksa çok çok sınırlı olmalı diyorlar.
2 ile 5 yaş arası ise 1 saat hatta önce siz izleyin demiş.
Çocuk izlemeden ondan sonra ona izletin deniliyor.
6 yaş ve ergenler için ise artık ekran zamanı.
planı oluşturmak gerekiyormuş.
Biliyorum çok zor arkadaşlar.
Hani kimseye burada kendini eksik hissettirmeye çalışmıyorum.
Kimsenin anneliğini, babalığını hani böyle bir eksik hissediğini istemiyorum.
Böyle söylüyor araştırmalar.
Yani ne kadar yapabiliyorsanız O kadar yapmaya çalışın öyle söyleyeyim.
Çünkü podcast'ın başında dediğim gibi önceden bir çocuğa ma aile belki 10 kişi falan bakıyordu.
Ama şu anda sadece annesi ve babası bakıyor.
O yüzden kendi hayatı çok kısıtlanıyor insanların bunu da anlayabiliyorum.
Ve ne bileyim arkadaşıyla çıkıyor bir sohbet etmek istiyor bir kahve içmek istiyor ama çocuk bu durmuyor bazen.
Onu da anlıyorum ekranı açıyorsunuz.
Ama dediğim gibi elinizden gelenin hani en iyisini yapmaya çalışın öyle söyleyeyim.
Yani kendinizi kötü hissetmeyin.
Şimdi arkadaşlar kendisi Selçuk Hoca'nın kendisi çocuklarını alıyor ve 3 hafta televizyonsuz telefonsuz bir kampa gidiyor.
Tabii ilk başta çocuklar isyan ediyorlar ama sonra alışıyorlar, hoşlarına gidiyor.
Ve hatta kitap yetiştirememiş Selçuk Hoca.
O kadar çok kitap okumuş ki çocuklar.
Ve tabii çok kaliteli bir zaman geçirmişler.
Böyle derin derin sohbetler, doğa yürüyüşleri.
Çok güzel geçmiş. Hani belki siz de yapmak istersiniz diye söylemek istedim.
Şimdi sırada her velinin okuldan talep etmesi gereken 6 beceriden bahsedeceğim size.
Birincisi eleştirel düşünme ve problem çözme becerisi.
Buraya bir parantez açıp şunu eklemek istiyorum.
Hani ebeveynler diyorlar.
Aman işte çocuğum çok uslu olsun, hep sözümü dinlesin, sözümden çıkmasın, problem çıkartmasın.
Bu aslında zannettiğiniz kadar iyi bir şey değil arkadaşlar.
Çünkü burada koşulsuz bir itaat var.
Eleştirel düşünmeye, itiraz etme diye bir şey yok.
Her şeye evet diyen bir yetişkin yetiştiriyorsunuz aslında.
Hayır demeyi bilmeyen biri.
İşte eleştirel düşünme biraz da bu arkadaşlar.
İtiraz edebilmek. Hani bize her sunulan doğruyu kabul etmemek.
Acaba başka bir doğru olabilir mi diye sorgulayabilmek.
O yüzden çocuklarınıza eleştirel düşünme ve problem çözme becerisi kazandırmaya çalışın.
Okuldan da bunu talep edin demiş Selçuk Hoca.
İkincisi okuldan beklenen şey hayatın farklı katmanları arasında iş birliği kurma becerisi.
Yani takım kurup takım olarak bir problem çözme yeteneği.
Bireysel olarak değil. Takım ile de çalışabilmek.
Kendine benzemeyen insanları da dinleyebilme yeteneği.
Üçüncüsü zihinsel çevirklik ve esneklik arkadaşlar.
Dördüncüsü inisiyatif alma ve girişimcilik.
Beşincisi sözlü ve yazılı iletişim.
Altıncısı bilgiye ulaşma ve işleme becerisi.
Bir de arkadaşlar okul çağında olan çocuklarınıza felsefe yapmayı öğretin diyor Selçuk Hoca.
Çocuklar için felsefe kitaplarından faydalanabilirsiniz.
Harika kitaplar var. Ve tabii unutmadan teknoloji ve yapay zeka çağındayız ve bunlar her geçen gün daha da çığır açıyor.
O yüzden çocuğunuzun bilgisayar okuru yazarlığı olması şart artık.
Kodlama öğrenmesi de tabii iyi olur.
İlla bir kursa gerek yok arkadaşlar.
Evden de online bir şekilde öğrenebilir.
Tabii çocuğunuzun ilgisi varsa bu yönde devam eder ileride.
Öğrenecek diye de zorlamayın.
En azından bir görsün, bir deneyimlesin bunu.
Gelelim ödev meselesine. Şimdi arkadaşlar ödev her ülkede çocuklara pozitif etki yaratırken Türkiye'de ödev arttıkça başarının azaldığı söyleniyor.
Neden? Çünkü proje bazda ödev yerine ezber bazda bu tarz ödevler veriliyor, testler veriliyor.
O yüzden biz pozitif bir etki alamıyoruz ödevde.
Finlandiya ve Güney Kore'ye baktığımız zaman ki Pisa'da en başarılı ülkelerden ikisi bunlar.
En az ödev veren ülkelermiş.
Velhaso kelam uzun lafın kısası.
Çocuğunuzu iyi tanımadan onu yetiştiremezsiniz.
Onu tanımanın yolu da onunla böyle can cana etkili kaliteli bir iletişimde olmak ve onları muhatap almak.
Söylediklerinizi kalbinizle canı gönülden göz göze diz dize dinlemek.
Ve son olarak şunu tekrar hatırlatmak istiyorum.
Çocuklar büyüyünce onlara almış olduğunuz o pahalı oyuncakları değil onlarla geçirdiğiniz o güzel zamanları hatırlıyorlar.
Ve umut o güzel çocukların kuracağı dünyada ve sizin yetiştireceğiniz çocuklarda.
O umudu yeşerten bütün ebeveynlere ve özellikle siz değerli annelerin anneler gününü kutluyorum.
Çocuğunu doğurmuş, büyütmüş, hala büyütmeye çalışan, kalbinde bir çocuğa yer açmış olan, bir çocuğa dokunmuş olan bütün kadınlara buradan sesimle sarılıyorum.
Sarar, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Dediğim gibi hala anneniz için en özel hediyeyi bulamadıysanız sarar ve sarayev mağazalarını ve sarar.com'u ziyaret ederek bizlere şıklığı öğreten annelerimize en zarif teşekkürü sunabilirsiniz.
Kendinize iyi bakın. Beni instagramdan takip etmek isteyenler için açıklamaya adresimi bırakıyorum.
Beni hangi platform üzerinden dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Hoşçakalın. Kendinize iyi bakın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
