
Pegasus Hakkında detaylı bilgi almak ve indirmek için: https://www.flypgs.com/100-ucagimiz-cumhuriyet-goklerde * Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *Bu bölüm "Pegasus" hakkında reklam içerir*
Transkript
Pegasus Havayolları Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün geçmişten günümüze dünyada ve Türkiye'de havacılık tarihini, havacılık ilklerini, Sabiha Gökçen'i, Atatürk'ün bu konudaki çabalarını, ilk uçak fabrikalarımız, pilotlarımız,
Becihi Hürkuş, Nuri Demirağ gibi çok önemli isimleri konuşacağız.
O zaman bu podcast'ı atamızın şu sözleriyle açalım isterim.
Havacılarımız bütün ordu ve donanmamız gibi vatanı korumaya yetenekli.
Kahramanlardır. Büyük millet bu soylu el atlarıyla kendini mutlu sayabilir demiştir atamız.
Avrupa'da havacılık adına ilk ciddi girişim Leonardo da Vinci'nin çalışmalarıyla başlıyor.
Da Vinci kuşları inceliyor ve insanların da bir gün bu kuşların uçuşundan esinlenerek uçabileceklerini düşünüyor.
Uçma arzusu ise aslında Da Vinci'den çok daha eskilere dayanıyor.
Eski Mısırlılar, Yunanlılar, Çinliler hep böyle bir kuş gibi uçma arzusuna sahipler.
Nereden biliyoruz bunu? Mitolojilerden ve esanelerden aktardıklarına bakarak görüyoruz.
9. yüzyıla baktığımız zaman bir mucit çıkıyor karşımıza.
Abbas Kasım İbni Firnaz her yerini kumaşla kaplayarak kanat kısmına böyle kartal tüyleri yapıştırarak uçmayı denemiş bir isim bir mucit.
Abbas Kasım İbni Firnaz Uçmayı ilk deneyen kişi olarak tarihe adını yazdırmış çok önemli bir bilgin NASA ayda bulunan 89 kilometre çapındaki
bir kratere onun adını vermiştir.
Ve Da Vinci'ye gelmeden önce adının çok bilinmemesine hayıflandığım çok önemli bir isim var.
El Cezeri bilmiyorum duydunuz mu El Cezeri'yi.
Doğunun Leonardo da Vinci'sidir.
Anadolu'nun gelmiş geçmiş en büyük mühendislerindendir ve Cizreli'dir.
Da Vinci'den 300 yıl önce yaşadı kendisi.
Şu an robot ve teknoloji çağındayız ve robotikle, sibernetikle, otomasyonla ilgili ilk çalışmaları yaptığında henüz daha 12.
yüzyılda Da Vinci'ye de ilham olmuş bir beyindir El Cezeri.
Türkiye'nin ilk uçan arabasına da onun adı verildi biliyorsunuz.
Ve 11. yüzyıla baktığımız zaman Nişaburlu Türk asıllı bir bilim insanı İsmail Cevheri bir uçuş denemesi yapmıştır.
Hep gördüğünüz gibi insanoğlu uçuş denemelerinde bulunuyor ve 15.
yüzyılda ise artık tüm zamanların en büyük sanatçı ve hezerfenlerinden.
Leonardo da Vinci çıkıyor tarih sahnesine.
Uçmayı denemese de insanın böyle sırtına bağlanarak kullanılması öngörülen bir makine tasarımı çizmiştir da Vinci.
Bir de Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinde aktarmış olduğuna göre 1633 yılında Lagari Hasan Çelebi 4.
Murat dönemine tekabül eder.
Barut macunundan hazırlamış olduğu böyle yedi fişek vasıtasıyla uçmayı denemiştir.
Yani roketle kendini uçuran ilk insan Lagari Hasan olarak biliniyor.
Daha sonra denize iniş yaptığı söylenir.
Şimdi diyeceksiniz ki Merve Hezarfen Ahmet Çelebi değil mi?
Bu geldi aklınıza eminim.
Kanatlar takıp Galata Kulesi'nden atlayan mucidimiz.
Ama daha önce bir podcast ile bahsetmiştim.
Demiştim ki üzgünüm İlber Örtaylı hocamız diyor ki böyle bir şey yok.
Azerfen Ahmet Çelebi hiçbir zaman uçmadı dedi.
O bir efsanedir dedi. Evliya Çelebi bazen böyle rivayetlerde bulunabiliyor arkadaşlar.
16. yüzyılda ise Dr.
Wilkins yeni bir dünyanın keşfi adlı eserinde insanların bir gün uçabileceğini hatta aya gidebileceğini belirtmiştir.
Ve havacılık alanında çok önemli bir öngörüde bulunmuştur zaten.
17. ve 18. yüzyıla baktığımız zaman kuşların ağırlıkları kanat aralıkları ölçülerek yapılan aletlerle pek çok uçuş denemesi yapılıyor.
Ama havacılık tarihinde bu denemelerin ilki balon uçuşu olmuştur.
Ve 4 Haziran 1783'te Joseph ve Etienne Mongolfi kardeşler Fransa'da başarılı bir uçuş gerçekleştiriyor.
Şimdi aklınıza Jules Verne'in balonla 5 hafta kitabı geldi eminim.
Jules Verne bu kitabı balonun icadından sonra yazmış.
Hayretledim kendi kendime.
Yani her şeyi keşfedilmeden önce gören adam biliyorsunuz o.
Bu arada az önceki o balon uçuşunda o balonun içinde insan var mı yok mu diye düşünmüş olabilirsiniz.
Yoktu. O balonun içerisinde bir horoz, bir ördek ve bir koyun beraber uçuyorlar.
Ve bu uçuş yaklaşık 8 dakika falan sürüyor.
21 Kasım 1783'te ise tarihte ilk defa bir sıcak hava balonu bir pilot tarafından kullanılıyor ve 1785'de artık balonla Manş Denizi geçiliyor arkadaşlar.
İşte bu gelişmeler birbirini takip ederken İngiliz George Cayley kuşların kanat çırpışlarını uçuş için yeterli bulmuyor ve diyor ki uçmak için en az bir kuvvete
ihtiyaç var ve bunun için 55 uçak etücü yapıyor ve projeler geliştirmeye başlıyor.
1878'de ise Victor Tannen uçağa kendi motorunu monte ederek 1,5 metre uçurmayı başarıyor.
İşte bu gelişmelerle havacılık tarihi 19.
ve 20. yüzyılın başında uçak ile kısa mesafeli uçuşlara tanık oluyor.
Almanya'da Otto Lilienthal namı diğer uçan adam.
Planörlerle başarılı uçuşlar yapan ilk kişi olmayı başarıyor ve Lilienthal'ın çalışmalarını takip eden Amerikalı Wright kardeşler ise tarihte ilk defa motorlu uçak uçuran
kişiler olmayı başarıyorlar ve havacılık tarihine adlarını gerçekten altın harflerle yazdıranların başında gelir Wright kardeşler Bilbur ve Orville.
Babaları bir gün onlara böyle oyuncak bir helikopter alıyor ve bu onların uçma tutkusunun başlangıcı oluyor.
Ondan sonra kuşların nasıl uçtuğu ile ilgili her şeyi öğrenmeye çalışıyorlar.
İşte kanatlarını eğme açılarına epey bir kafa yoruyorlar ve kanat eğme terimini buluyorlar buradan.
Ve sonunda ABD'de 39 kilometrelik mesafeyi uçmayı başarıyor yaptıkları uçak.
Hatta Orville Amerika'da gösteri ve ticari amaçlı uçuşlar yapmaya başlıyor.
Bu da ABD ordusunun dikkatini çekiyor yapmış olduğu uçuşlar ve bindiği uçağa dünyanın ilk askeri uçağı olma vasfını kazandırmıştır.
Ve Wright kardeşlerin 1903 yılında gerçekleştirmiş olduğu motorlu uçuş dünya modern havacılık tarihinin başlangıcı ve neredeyse dönüm noktası olmuştur diyebiliriz.
Peki Merve Osmanlı'da bu süreç nasıldı demiş olabilirsiniz şu anda artık bize dönelim.
1 Haziran 1911'de Türk Hava Kuvvetleri kuruluyor ama bunun öncesinde 1910 yılında Fransa'da Picardy manevraları düzenleniyor ve Osmanlı Devleti bu tatbikatı izlemesi
için aralarında Mustafa Kemal'in de bulunduğu bir heyeti gözlemci olarak gönderiyor ve o günün bitiminde Mustafa Kemal Ali Fethi Bey'e dönüp diyor ki aklımızı başımıza
almalıyız. Bu kadar hazırlık sulh için yapılmaz diyor.
Çıkacak bir harp bütün dünyayı ateşe atabilir ve biz bunun dışında kalamayız diyor.
Öngörüye bakar mısınız da savaş çıkmamış 4 sene var ve atamız bunu söylüyor.
Uçaklar savaşlarda çok önemli bir rol oynayacaktır da demiş.
Yani havacılığın aslında böyle daha yeni yeni filizlenmeye başladığı bir çağda gök egemenliğinin önemini ve geleceğini görerek benimsemiştir Atatürk.
Bu görüş ve düşüncelerinde de yine yanılmamıştı.
Kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin havacılıkta en ileri devletlerden biri olmasını istemiştir daima.
Hayali budur ve bu konunun da en büyük destekçisi o olmuştur.
Ve havacılığın önemine tarihe geçen şu sözleriyle dikkat çekti.
İstikbal göklerdedir değil mi?
Atamızın çok bilinen o sözü.
Ve der ki bunun devamında göklerini koruyamayan uluslar yarınlarından asla emin olamazlar.
Ve demiştir ki kanatlı bir gençlik memleketin geleceği bakımından en büyük güvencedir.
Bir gün batılı ayaklar ayda ayaklarının izlerini bırakacaklarsa Bunların arasında bir Türk'ün bulunması için şimdiden çalışmalara girişmek, aşamalar kaydetmek gereklidir.
Atatürk daima geleceğin en etkili aracının uçaklar olacağını ve bize düşen görevin ise batıdan bu konuda asla geri kalmamamız gerektiğini söylemiştir.
İşte atamızın bu sözlerini hayata geçiren Pegasus Havayolları Cumhuriyetimizin 100.
yılında Cumhuriyet adlı 100.
uçağını filosuna katacağını duyurdu.
O kadar anlamlı ki yani duygulanmamak elde değil.
Cumhuriyet uçağının kuyruğunda Atatürk'ün silüeti olacak ve imzası olacak.
1 Kasım 2005'den beri Pegasus Türk havacılık tarihimizin adeta nabzını tutuyor ve bu yola Uçmak herkesin hakkı diye çıktılar ve Türkiye'de bir ilki gerçekleştirerek tüm
dünyada başarıyla uygulanan düşük maliyetli havayolu modelini ülkemize uyarladılar.
Bundan 18 yıl önce...
14 uçakla yurt içinde 6 noktaya tarifeli seferler düzenliyordu Pegasus ve 2007 yılına baktığımız zaman ilk uçak siparişlerini verdiler.
2010'da ise filolarında 25 uçak vardı.
2014'te 50 ve Cumhuriyetimizin 100.
yılında 2023'te atamızın imzasını taşıyan Cumhuriyet uçağıyla göklerdeyiz arkadaşlar.
Bugün 100 uçaklık filosuyla 49 ülkede 130 noktaya seferler düzenleyen Pegasus.
Ülkemizi global alanda başarıyla temsil ediyor ve bugüne kadar 280 milyondan fazla misafiri güvenle taşıdı.
Bugün Türkiye'nin havacılık serüvenini anlatırken bir şey dikkatinizi çekecek eminim.
Bu yola ilk adımımızı attığımızdan beri daima halkımız destek olmuş, omuzu omuza vererek göklerdeki o istikbal için mücadele etmişiz.
Pegasus'ta büyümenin sadece filolarını genişletmekle ilgili olmadığını, En önemli kazanımın birlikte büyümek olduğu inancıyla 2013 yılında halka arzunu gerçekleştirdi
ve borsaya açıldı. Türkiye'de borsaya kote olan ilk özel hava yoludur Pegasus.
Toplumsal cinsiyet dengesine verdiği önemi gösteren bir şirket geleneği olarak Pegasus yeni uçaklarına çalışanlarının kız çocuklarının ismini verdi.
Hatta kız çocuklarına hayallerini gerçekleştirebileceğini göstermek için 2015 yılında bir resim yarışması düzenledi ve bu yarışmayı kazanan sevgili Adan'ın hayalindeki tatilin resmini o
dönemdeki en yeni uçağına çizdirdi ve o uçak yıllarca gökyüzünde dolaştı.
Kadın erkek olmaktan öte insan olmaya verdikleri değerle 2015 yılında Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği'nin 2025'te 25 girişimine imza atarak şirket
içinde cinsiyet dengesini sağlama konusunda taahhütte bulundu.
Kadet pilot yetiştirme programlarıyla pilot olmak isteyen ve bu yolda hiç eğitim almamış genç adayları havacılık sektörüne kazandırmak üzere yetiştirmeye devam ediyor Pegasus.
Cumhuriyetimizin 100.
yılında yola çıktığı ilk günden itibaren Pegasus yolu yolumuzdur dediği ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ten ilham almaya ve onun değerlerini yaptıkları
her işte yaşatmaya devam ediyor.
Pegasus'ta her adım geleceğe yüzümüz Cumhuriyete.
Şimdi 1911 yılına geri dönüyoruz.
29 Haziran 1911'de bir sınav açılıyor ve süvari yüzbaşımız Fesa Evrensev, Teğmen Kenan Bey Fransa'ya uçuş okuluna gönderiliyor eğitim için.
1912 yılında geri dönüyorlar ve Fesa Evrensev ile Kenan Bey Türk ordusunun ilk pilotları olmayı başarıyorlar.
Türk havacılığının kuruluş çalışmalarının yapıldığı dönemde özellikle 29 Eylül 1911'de Osmanlı-İtalya-Trabluskarp Savaşı'nda hem Türk tarihi açısından hem de dünya havacılık tarihi açısından
büyük ilkler yaşanıyor.
İtalyanlar ilk defa uçaklarını keşif uçuşuyla uçurarak askeri amaçla yani uçurarak Türk kuvvetleri hakkında bilgi topluyorlar ve savaşta dünya tarihinde ilk kez uçaklardan bildiri
atılmak suretiyle psikolojik harbin ilk örneği veriliyor.
Hatta bu savaşta Atatürk gazeteci kimliğiyle gizli yollarla bölgeye gelmişti hatırlarsanız.
Mustafa Şerif adıyla gazeteci olarak gittiği savaşta Trablusgarp.
İşte o zaman uçakların gücüne bizzat şahit olmuştur.
Hatta yanında Ali Fuat Cebesoy var ona dönüp diyor ki Ah Fuat ne olurdu şu uçaklar bizim elimizde olsaydı.
Göreceksin Fuat bir gün bizim de böyle uçaklarımız olacak diyor.
Yine bu savaşta dünya tarihine geçen bir olay oluyor.
Tarihte... İlk savaş uçağını Türk askerleri düşürmüştür arkadaşlar.
Böyle bir araya gelip ateş açarak bunu yapıyorlar.
Çünkü henüz o kadar yüksek uçamıyorlar biliyorsunuz.
Ama yaralanan savaş pilotunu da kurtarmış Türk askerleri.
Tedavi ettirmişler ve ülkesine göndermişler sorguladıktan sonra.
26 Nisan 1912'de Fesa Evrensev ilk kez Türk uçağıyla uçmuş pilotumuz arkadaşlar.
Ve 26 Nisan pilot günüdür o yüzden.
Dünya pilot günü artık tüm dünyada kutlanıyor 26 Nisan.
İşte de ilk uzun mesafeli uçuşumuz Edirne-İstanbul uçuşu oluyor.
3 saat sürmüştür bu. Balkan Savaşı'nın hemen akabinde donanma cemiyeti uçak ve gemi almak için kolları sıvıyor ve büyük bir bağış kampanyası başlatıyor.
Kampanyanın en büyük destekçilerinden biri de Kadın Hakları Koruma Derneği'nin kurucularından biri olan Belkıs Şevket Hanım ve dernek aracılığıyla uçuş izni alıyor.
Osmanlı isimli uçakla ki bu uçak keşif ve eğitim uçağı Fransız uçağıdır İstanbul semalarında uçuyor ve bağış için hazırlanan kartları havadan aşağı atıyorlar ve bu topraklarda ilk kez
uçuşa katılan kadın Belkıs Şevket Hanım oluyor arkadaşlar ve 1.
Dünya Savaşı başladığı zaman 1914'lerde Fransa'dan uçak sipariş ediyoruz ama maalesef gelmiyor ve Türk ordusunun elinde sadece 6 uçak ve 7 pilot var.
Almanya'dan temin ettiğimiz uçaklarla tayyare bölükleri kuruyoruz o dönem ve havacılık alanında henüz tabii ki istediğimiz noktada değiliz.
1919-22 yılları arasında ise Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Türk milletinin varlığını devam ettirebilmek için öyle bir mücadele veriyoruz ki topyekun mücadele.
19 Mayıs 1919'da atamızın Samsun'a çıkışıyla başladı ulusal bağımsızlık mücadelemiz.
Ulusal egemenliğe dayanan ve tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerini oluşturan bu mücadelemizde bu noktada Türk havacıları da vatanımızın savunulmasında milli mücadelenin başarısına çok
etken bir rol oynadılar.
Milli mücadelenin başında Türk havacılarımızın kullanabileceği böyle çalışır durumda faal bir uçak olmadığı gibi henüz o teknolojiye de sahip.
değildik. Yani uçak üretme olanağımız da yoktu.
Güçlü bir hava gücü yaratmak için ihtiyaç olan uçak, yedek parça, benzin işte uygun mühimmat hep yurt dışından temin ediliyor o dönemde.
Çok sıkıntılı bir süreç. Ama bu dönemde 174.
Alay subaylarımız Şubat ayı maaşlarından toplayarak 174.
Alay ismi verilen uçağa hediye ediyorlar.
Hani bu öyle bir mücadele ki maddi olanaksızlıklar almış başını gidiyor.
Kırık tekerlikli kanunlarla böyle havada Kırık kanatlı uçaklarla kazanılmış bir zafer milli mücadele o yüzden de çok kıymetli.
Kırık dökük uçakların kanatlarını böyle patates püresiyle kaplamışlar.
Değişik uçakların parçalarını kullanarak toplama uçak yapmaya çalışmışız.
Uçağın yakıtını böyle atların sırtında eşeklerin sırtında taşıyarak yani böyle kazanılmış bir zafer.
Hiç kolay değil ve Türk milleti tam bağımsızlığına bu vatan sevgisiyle bu azimle kavuştu arkadaşlar.
O yüzden lütfen kıymetini bilelim.
Atamız diyor ya benim bedenimin babası Ali Rıza Efendi'dir.
Duygularımın babası Namık Kemal'dir.
Fikirlerimin babası Ziya Gökalp'tir der.
Ve Namık Kemal o çok güzel hürriyet kasidesinde der ki Felek her türlü esbabı cefasın, toplasın gelsin.
Dönersem kahpeyim millet yolunda bir azimetten der.
İşte bu vatan sevgisinden lazım hepimize.
Namık Kemal'in vatan sevgisinden.
Ve dünyada emperyalizme karşı kazanılan en önemli savaşlardandır Kurtuluş Savaşı.
Bu savaştan sonra İngiltere Başbakanı Lloyd George diyor ki Yüzyıllar Ender olarak dahi yetiştirir.
Şu talihsizliğe bakın ki o büyük dahi çağımızda Türklere nasip oldu.
Mustafa Kemal'in dehasına karşı elden ne gelirdi?
Ve Mondros sonrası Yeşilköy Havalimanı işgal güçlerinin denetimine giriyor ve tayyare birlikleri boşaltılarak uçuşlarına engel olunmaya çalışıyor.
İngiliz birlikleri uçakları tahrip ediyor kullanılmasın diye ve buradaki hava personeli Konya'ya kaçarak orada birleşip tayyare bölüğü kuruyorlar.
Ve savaş süresince Yunan ordusundan ele geçirilen işte İtalya'dan Fransa'dan alınan uçaklarla mücadele etmeye çalışıyoruz.
Savaşa havadan dahil oluyoruz.
şekilde ama o sıralarda kahraman Türk pilotumuz Vecihi Hürkuş çıkıyor sahneye.
Kurtuluş Savaşı'nın son uçuşunu yaparak Seydiköy Hava Meydanı'nı Yunan ordusundan geri alıyor.
Vecihi Hürkuş'u az sonra anlatacağım sizlere bu önemli ismi.
1923-38 dönemi arasında ise Türk Hava Kuvvetleri'nin en modern silah ve uçaklarla donatılması için dünyadaki en gelişmiş sistemleri takip etmeye çalışıyoruz ve 691 uçağımız
oluyor bu süreçte. Atatürk 1919'da Türk Tayyare Cemiyeti'nin temellerini atıyor ama 16 Şubat 1925'de hayata geçiyor bu cemiyet.
Amacı da askeri, sivil, sportif ve turistik havacılığın gelişmesini sağlamak ve tabii ki havacılık sanayisinin temellerini.
Emellerini atmak modern ve çağdaş bir havacılık teknolojisiyle batı ülkelerini yakalamak yani kendi uçağımızı kendimiz üretebilmemiz için kurulmuştur aslında bu cemiyet ve 15 Mayıs 1925'teki
açılış töreninde Atatürk bizlere şöyle sesleniyor.
Ey Türk gençliği!
Her işte olduğu gibi havacılıkta da en yüksek seviyede göklerde bizi bekleyen yerini az zamanda dolduracaksın.
Yoksa o yeri başkaları istila eder ve işte o zaman bu ülke bu ulus elden gider.
Atatürk daima dediğim gibi göklerin önemini vurgulamıştır.
Ve 1925'te kurulan Türk Tayyare Cemiyeti 1925'te havacılık faaliyetinin dünya çapında gelişmesini sağlayan Uluslararası Havacılık Federasyonu'na 1929'da
üye olmayı başarıyor. Ve ülkemizi havacılık konusunda gerek yurt içi gerek yurt dışında temsil yetkisine kavuşuyor bu kadar kısa bir süre içerisinde.
Peki arkadaşlar. Atatürk'ün büyük nutuk eserinin telif haklarını havacılık cemiyetine bağışladığını biliyor muydunuz?
O kadar önem veriyor işte nutuk eserinin bütün haklarını, telif haklarını.
O cemiyeti havacılık cemiyetine bağışlamıştır.
Bir de Türk kuşu var arkadaşlar eminim duymuşsunuzdur Türk kuşunu.
Türk gençliğine havacılığı sevdirmek için kurulmuştur Türk kuşu.
Sivil havacılarımızın yetiştirilmesi için havacılık için personel yetiştirme amacıyla kuruluyor.
Ve Atatürk 3 Mayıs 1935 günü bu açılış için gideceği gün o kadar heyecanlıymış ki Sabiha Gökçen anlatıyor manevi kızı biliyorsunuz.
Sabah diyor çok erkenden kalktı giyindi kuşandı.
Kasketini taktı.
O kadar büyük bir heyecanı vardı ki o kadar mutluydu ki diyor.
Hatta demiş ki hadi bakalım Gökçen gidiyoruz.
Bugün bizim için bir bayram günü.
Hem de ileride çok önemsediğimiz bir kuruluşun açılışını yapacağımız bir bayram.
Türk Hava Kurumu'na bağlı olarak Türk kuşunu açıyoruz orada binlerce yüz binlerce havacı genç yetiştireceğiz demiş.
Yani Atatürk sivil havacılıkta uçakla ve planörle uçan işte paraşütle atlayan model uçak yapan genç nesillerin yetişmesi için çok büyük bir çaba sarf etmiştir ve İlk sivil havacılık
okulumuz Türk Kuşu 3 Mayıs 1935'te Etimeskutlu açılıyor ve 18 yaşına girmiş 35 yaşını doldurmamış bütün kadın ve erkekler buraya üye olarak katılabiliyor ki zaten
manevi kızı Sabiha Gökçen'i biliyorsunuz dünyanın ilk kadın savaş pilotu olmuştur.
Ve atamız Sabiha Gökçen'e demiş ki uçuculukla ilgili başarıların beni kendi başarım gibi sevindirdi.
Türk kızlarına güvenmekte ne kadar haklı olduğumu kanıtladı.
Ama ben seni bu kadarla bırakmak istemiyorum.
Planörcülüğün yüksek eğitimini yaparak bu alanda öğretmen olmak istemez misin diye sormuş.
Böylece hem kendin yetişmiş olacaksın hem de gençlerimizi benim isteğim doğrultusunda havacı olarak yetiştireceksin diyor Sabiha Gökçen'e.
Hava kurumu hesabına Rusya'da eğitim görerek yurda öğretmen olarak döneceksin.
Unutma ki batı ile aramızda havacılık alanında çok uzun bir mesafe var.
Bunu kısaltabilmek için millet olarak, fertler olarak, devlet olarak fedakarlıklar yapmamız gerek.
İnsanoğlunun gök kubbede dolaşacağı hem de uçaksız falan dolaşacağı günler pek uzak bir gelecekte sayılmamalıdır.
Böyle bir dönemde bizim Türk ulusu olarak çok gerilecek.
Bizim senin gibi inanmış gençlerimiz, cumhuriyeti de, ulusu da, ülkeyi de sizler yönetecek ve sizler yükselteceksiniz.
Çağdaş olmanın ağır yükü artık bundan böyle sizlerin omuzlarındadır, der Sabiha Gökçen'e.
Gökçen de ona cevaben, bundan daha kutsal bir görev olamaz efendim diyerek onun sözlerini hayata geçirmeyi başarır.
11 Ocak 1936'da törenle planör öğretmen ünvanını alırken Sabiha Gökçe'nin o törende söylediği sözler gerçekten çok kalbe dokunuyor.
Diyor ki bir Türk kızı bir Atatürk kızı olarak yemin ederim ki sağlığım ve gücüm el verdiğince ülkemde gençleri bu meslekte yetiştirecek ve Türk havacılarının dünyada
ismini duyurmaya çalışacağım diyor.
Cidden de dediğini yapıyor ve zaten uluslararası bir üne ve başarıya kavuşarak ülkemizi gururlandırmıştır Sabiha Gökçen.
Atatürk bir de onu böyle paraşütle atlaması için teşvik etmeye çalışmış.
Hatta bir sabah Ergazi Meydanı'na gidiyor atamız.
Gökçen o sırada paraşütle atlama denemeleri yapıyor ve yere indiği zaman Atatürk'ü karşısında görünce çok şaşırıyor.
Hiç beklemediği bir an ve Atatürk ona diyor ki aferin sana rüzgarla bir düşmanla boğuşur gibi boğuştun.
Hem cesaretini gösterdin hem de...
Bugünden itibaren hemen motorlu uçak derslerine başlıyorsun.
Boş yere zaman kaybetmek yok diyor.
Ve o gece yemek davetinde dostlarına diyor ki.
Türk kızına, Türk kadınına her alanda güvenmelisiniz.
Onlar anne olmasını, gerçek bir anne olmasını bildikleri kadar medeni alemin, dünyanın her branşında da üstün yetenekleriyle bir uzman olmasını bilecek kadar
çalışkandırlar, inançlıdırlar ve gayretlidirler.
Kadınımızın kızımızın yeri medeniyetin emrettiği medeniyetin getirdiği yeniliklerin yeridir diyor o gece o masada.
Yani duygulanmamak elde değil onun biz kadınlara duymuş olduğu bu sonsuz güven ki Cumhuriyetimizin 100.
yılını kutlayacağımız bu 29 Ekim yaklaşırken filenin sultanları kadın voleybolunda dünya birincisi olarak atamızın biz Türk kadınlarına duyduğu güveni bir kez daha taçlandırdı.
Buradan hepsini kucaklıyorum ve hepsine ülkem adına bir kez daha teşekkür ediyorum canım kadınlar.
Sabiha Gökçen Eskişehir Hava Okulu'ndaki diploma töreninde diyor ki buraya bir Türk kızının askeri okuldan mezuniyeti için değil bütün Türk kızlarının gelecekte neler yapabileceğini
bizzat görmek, öğrenmek ve onlara destek olmak için geldiğinize inanıyorum.
Beni bu ulus yetiştirdi.
Beni Atatürk yetiştirdi.
Beni sizler yetiştirdiniz.
Bu yolda yarınlara erişmek, yetişmek için can atan nice genç kızlarımızın var olduğuna inanmanızı isterim.
Her Türk kızının kanında barış için savaşmaya hazır bir kanın attığı bir gerçektir.
Ben işte o kızlardan biriyim.
Orduma, komutanlarıma, öğretmenlerime ve hepsinin üzerinde Atatürk'üme, onun ülkülerine bağlıyım.
Bir kere daha ant içerim.
Sabiha Gökçen dünya tarihine adını yazdıran 20 havacıdan biridir.
Çok önemli bir isim gerçekten ülkemiz adına ve Türk Tayyare Cemiyeti'nin kuruluşundan 8 ay sonra İlk uçak fabrikamız Tomtaş hayata geçiriliyor.
Türk-Alman ortaklığı dahilinde burası.
Tomtaş yani Tayyare Motor Türk Anonim Şirketidir açılışı.
İlk projesi Kayseri ve Eskişehir'de birer uçak fabrikası kurmak oluyor ve 1926'da uçakların bakım ve onarımının yapılması amacıyla Eskişehir Tayyare Fabrikası ile uçak
imalatı içinde Kayseri Tayyare Fabrikası inşa ediliyor.
Hatta Kayseri'de bunun için bir makinist mektebi kuruluyor.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
112 uçak üretilmiştir.
Sonra burası hava ikmal merkezi yapılıp uçak üretimi Ankara Etimeskut'a taşınıyor.
Bu arada Türkiye'de uçak imalinde en çok direnen Yeşilköy Nuri Demirağ uçak fabrikasından sonra burası oluyor.
Ama 1955'te üretim durduruluyor.
Savaş sona erdikten sonra burada çalışan Polonyalı mühendisler ülkelerine dönmeye başlıyor.
Bunların da çok büyük etkisi var tabii.
Bu arada Nuri Demirağ demişken bu ülkenin en önemli değerlerinden birisidir.
Neden? uçak fabrikası kırıyor.
Çünkü diyor ki Avrupa'dan Amerika'dan lisanslar alıp uçak yapmak kolaycılıktan ibarettir.
Demode tipler için lisans verilmektedir.
Yeni icat edilenlerse bir sır gibi büyük bir kıskançlıkla saklanmaktadır.
Kopyacılıkta devam edilirse demode şeylerle beyhude yere vakit geçirilecektir.
Şu halde Avrupa'dan ve Amerika'nın son sistem tayyarelerine mukabil yepyeni bir Türk tipi vücuda getirilmelidir.
Gerçekten çok ileri görüşlü bir iş insanı Nuri Demir Ağa ve bu soyadını ona Atatürk vermiştir.
Hani demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan diyoruz ya 10.
yıl marşımızda. İşte onun gizli öznesidir Nuri Demir Ağa.
Yani Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet demir yolları inşaatının ilk mühendislerinden ve Türkiye'nin o zamanlar 10 bin kilometrelik demir yolu ağının 1250 kilometrelik bölümünün inşasını o
gerçekleştirmiştir. O yüzden Atatürk ona Demir Ağa soyadını vermiştir.
Servetini bu vatanın kalkınması için harcamış olan bir vatanperverdir Nuri Demir Ağa.
Bu kanalda onun için ayrı bir bölüm yapmayı planlıyorum ama konu ile alakalı bunları bilmemiz gerektiğini düşünüyorum.
1936'da uçak fabrikası kurmak için çalışmalar başladığında kendisinden uçaklar için bağış talebinde bulunuluyor bir iş insanı olduğu için ve diyor ki Nuri Demirağ Benden bu millet için
bir şey istiyorsanız en mükemmelini istemelisiniz.
Madem ki bu millet tayyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfundan beklememeliyiz.
Ben... Bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim diyor.
Nuri Demirhan hayali her şeyiyle ama her şeyle gerçek bir Türk uçağı yapmak.
Hatta çok iyi pilotlar yetiştirebilmek için Gök Okulu açmıştır.
Ve 1943 yılına kadar bu okulda 290 pilot yetişti onun sayesinde.
İlk tek motorlu uçak üretildi.
Sonra 6 kişilik bir yolcu uçağı ve havacılık alanında epey bir başarı gösterdikten sonra ilk uçak siparişini Türk Hava Kurumu'ndan alıyor ve yılında hayalini kurmuş olduğu Türk yapımı
uçak İstanbul'dan memleketi Divriye'ye uçuyor.
Divriye'de de çok sevilen bir isimdir ama o da bir takım talihsizlikler yaşadı maalesef.
Fabrikası kapağında oldukça büyük bir zararla ve Nuri Demira bütün isteğim Türk gençliğinin kanatlanmasını görmektir.
Bu yolda bütün kişisel servetimi adamış bulunuyorum.
Gerekirse sırtımdaki şu gömleğimi bile bu amaç için satarım demiştir.
İlk yerli uçağımızı üreten, ülkeyi demir ağlarla ören Nuri Demirağ çok önemli bir isim ve onun şu sözleri de havacılığın önemini çok güzel özetliyor.
Göklerine hakim olamayan milletler yerlerde sürünmeye, yerin dibinde çürümeye mahkumdur der Nuri Demirağ.
Gelelim Cumhuriyet tarihimizin en kıymetli isimlerinden biri.
Gerçekten hayatı film olur dedim ve oldu da zaten.
Vecihi Hürkuş, ondan bahsetmeden bu podcastı kapatacağımı düşünmüyordunuz bence.
Türk havacılık tarihimizin en önemli isimlerinin başında geliyor.
Ona da ayrı bir bölüm yapmayı planlıyorum.
Çünkü gerçekten muhteşem bir hayat hikayesi.
Ama Vecihi deyince bence aklınıza direkt Şener Şen'in pilot rolünde olduğu Gülen Gözler filmi geldi bence.
Muhtemelen Vecihi Hürkuş'tan aldı adını o karakter.
Yani Türk sinemasının gelmiş geçmiş en saf, en romantik aşığı bence o.
Milli mücadele kahramanımız Vecihi Hürkuş askeri pilot ve uçak üreticisi.
Türk havacılık tarihinin en en en önemli isimlerinden birisidir.
Birinci Dünya Savaşı'na katılıyor.
1915 yılının sonunda Irak cephesinde orduya hava desteği sağlayacak ekibin içerisinde yer hizmetlerinde assubay rütbesinde görev alıyor.
Ama buradaki görevinde pilotun arkasında yer alarak katıldığı bir tecrübe uçuşu var.
Bu uçak düşünce vecehi hırkuş yaralanıyor ve bu olaydan sonra İstanbul Yeşilköy'de bulunan Tayyare Mektebi'nde pilotluk eğitimi almaya başlıyor.
1916 yılında eğitimini tamamlıyor ve Kafkas cephesinde Astubay pilot olarak görevine başlıyor.
Cephede havadan keşif ve taarruz harekatı yapıyor.
Hatta bu savaşta Rus ordusundan ele geçirilen çift motorlu uçağı da uçurarak pilotluk kabiliyetini adeta gözler önüne sermiştir.
Hatta uçak düşüren ilk Türk tayyarecidir bu muharebede.
Ama Eylül 1917'de görev esnasında hava muharebe tekniği hatası yaptığı için vurularak düşüyor uçağa ve yaralanıyor.
Rus ordusu tarafından esir alınıyor ve Nargin adasına götürülüyor.
Burası Azerbaycan'da.
Oradan yüzerek kaçmayı başarıyor.
İran üzerinden yeniden yurda dönmeyi başarıyor ve yeniden orduda görev alıyor.
Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra havacı arkadaşlarıyla beraber Haziran 1920'de işgal altındaki İstanbul'dan uçak kaçırıyor ve Anadolu'da mücadele veren Kuvayi Milliye Kuvvetlerine katılma
girişiminde bulunuyor. Sonra Anadolu'ya sevk edilen esirlerin arasına karışarak Anadolu'ya geçiyor ve Konya'daki Tayyara İstasyonu'na katılıyor.
Kurtuluş Savaşı'nda da sivil pilot olarak uçmayı başarıyor, keşif ve taarruz görevleri yapıyor.
Kurtuluş Savaşı'nda yani yokluklar ve zor şartlar altında mevcut uçakların ve düşman ordusundan ele geçirilen uçakların hem tamirini hem bakımını gerçekleştiriyor hem de onlarla uçuşlar yaparak
zaferin kazanılmasına katkıda bulunuyor.
Kurtuluş Savaşı'nda sivil tayyareci olarak yaptığı görevlerdeki yararlılıklarından dolayı TBMM tarafından 3 kez takdirname ile ödüllendirilmiştir.
Bu da bir ilk bu arada. Kırmızı şeritte istiklal madalyası veriliyor kendisine.
Ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin Hava Gücü Teşkilatı eğitimi ve ihtiyacı olacak uçakları belirlemek üzere oluşturulan bir heyet var.
Bu heyetin içerisinde görev alarak Avrupa'da gözlemlere katılıyor.
1925'te ise ganimet olarak Yunanlardan ele geçirilen motorlardan faydalanarak ilk Türk uçağını imal etmiştir.
Ve 28 Ocak 1925'te bu yaptığı uçağı havalandırdığı için ceza alıyor.
Kimseden uçuş izni almadığı için ceza alıyor.
Ama zaten bunun için yetkili bir merci de yok.
1930'da bir keresteci dükkanı kiralıyor.
İlk Türk sivil uçağını yapıyor ve 3 ay içerisinde yapmıştır.
Uçağın adı da Vecihi 14.
Daha önce Yunanlardan kalanlarla yaptığı uçağın adını da Vecihi K6 koymuştu.
İlk sivil Türk uçağını Vecihi 14'ü Kadıköy Fikirtepe'de uçurmuştur.
Sonra o uçakla Ankara'ya uçuyor.
Uçuyor uçmasına ama bu yaptığı uçağın teknik vasıflarını onaylayabilecek yetkili bir merci yok.
O da uçağını komple söküyor.
Tren yoluyla Çekoslovakya'ya gönderiyor.
Orada tekrar monte ediyor tüm parçalarını.
Onay alıyor ve tekrar Avrupa'dan o uçakla Türkiye'ye dönüyor.
Yani Elon Musk'ın dedesi gibi bence.
Onlarda da böyle bir uçuş tutkusu vardı.
Derken 1932'de İstanbul'da Vecihi Sivil Tayyare Mektebi açılıyor.
Burada 12 pilot yetiştiriliyor.
İlk Türk kadın pilotumuz Bedriye Gökmen de onların arasında yer almıştır.
Gökmen Bacı lakabıyla anılır Bedriye Gökmen.
Dediğim gibi ilk Türk kadın pilotumuz o ama ilk savaş pilotumuz tabii ki Sabiha Gökçen.
Hatta dünyanın ilk kadın savaş pilotudur Sabiha Gökçen.
Bu süreçte uçak üretimine de devam ediliyor.
Hatta Hürkuş hızını alamıyor.
Deniz araçları da üretmeye başlıyor.
İlk sivil havacılık sanayi girişimcisi olan Nuri Demirağ onun atölyesini ziyaret ediyor ve o esnada ona bir maddi bağışta bulunuyor.
Bu bağışla iki kişilik uçuş ekibi ve iki yolcu taşıyabilen hafif bir yolcu uçağı projesi üretiyor Vecihi Hürkuş ve bu uçağın adını Nuri Bey koymuştur.
Vecihi 16 kabin uçağıdır bu ve 1954'de ilk sivil hava yolu şirketimiz Hürkuş Hava Yollarını kuruyor ama aksilikler peşini bırakmadığı için Uçuştan men edilmiştir
ve Vecihi Hürkuş daima hayallerinin peşinden koşan bir idealisttir.
Havacılık tarihimizin belki de en şahsına münasır kişisidir.
Gerçek bir vatanperverdir Vecihi Hürkuş ve der ki Fakat unutmamak lazımdır ki büyük atanın yarattığı bir yurt ve bir cumhuriyet idaresi içinde yaşıyoruz.
Atamızın şu sözü en güvenli kuvvetimizdir.
Ey Türk gençliği!
Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
İşte bu söz için inanıyorum ki Türk Cumhuriyet kültürü bugün değilse bile yarın her imkanı hazırlayacak, milliyet sevgisine bağını kuracak.
ve inkılap kültürünü yaratacaktır.
Pegasus Havayolları Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Kanatlarımızda cesaret, gücümüzde hürriyet, özgürlük aşkınız göklerde olsun.
Bu çarşamba tekrar görüşmek üzere.
Hoşçakalın, kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
