
KitUP mobil uygulamasını ise App store veya Google Play üzerinden aşağıdaki linke tıklayarak indirebilirsiniz.
https://bit.ly/kitup-indir-ortam
KitUP mobil uygulamasının 1 dakikalık testini çözerek sizin için hazırlanmış planı almak için:
https://bit.ly/kitup-osb
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Patreon'dan destek olmak için: www.patreon.com/osbpatreon
*Bu bölüm KitUP hakkında reklam içerir*
Transkript
KitUp'ın sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz ben Merve.
Bugün aylardır beklediğiniz ve çok istediğiniz bir bölümle karşınızdayım.
Rezonans kanunu.
Nedir rezonans kanunu kısaca bahsedecek olursak?
Bu hayattaki isteklerimizi nasıl kendimize çekeriz, isteklerimizi nasıl gerçekleştirebiliriz?
Bunun kanunu olduğunu iddia ediyor demek daha doğru olur.
Bu konuyu takipçilerim seçti.
Hatta Rezonans Kanunu diye bir kitap var Pierre Frank için.
Onu da okumamı istediler.
Okudum hazır ve nazırım.
Hadi başlayalım. Rezonans nedir?
Şöyle kısaca bahsedecek olursak kalbimizde bir enerji var tamam mı?
Bu enerjiyle ya da işte DNA'mızla veya düşüncelerimizin gücünü kullanarak beynimizle istesek de istemesek de sürekli olarak bizler dış dünyaya tepkiler gönderiyoruz.
Ve bu tepkiler hangi yolla yayılmış olursa olsun diğer insanların enerjilerine bir şekilde ulaşıyor.
Eğer onların enerjileri de aynı rezonans alanındaysa bizimkiyle uyumlu bir şekilde titreşiyor.
Ve isteklerinizin enerjisine giriyorsunuz diyelim kısaca.
Yani bu şekilde isteklerinizi gerçekleştirmeyi rezonans kanunu diyebiliriz kısaca.
Eğer şu zamana kadar istekleriniz gerçekleşmemişse, istemediğiniz şeyler başınıza gelmişse ve mutsuz bir hayatınız varsa, sürekli yenilgiler yaşıyorsanız ve bu yenilgilere katlanmak zorunda kaldıysanız bu durumun
çözümü rezonans kanunu da saklıyor yazar.
Kuantum düşünce tekniğinin temelinde yer alıyor rezonans ve bunun kelime anlamı zaten eko, yansıtma, titreşim, rezonansın anlamı bu.
Şöyle düşünmenizi istiyorum.
Şimdi bir piyano hayal edin.
Bu piyanoda bir tuşa bastığınız zaman nasıl bütün teller o bastığınız tek tuşla bir titreşim, bir rezonans alanı oluşturuyorsa işte bizlerin de bu şekilde bir rezonans alanı var.
Ve biz bu alanı bulduğumuz zaman o ahengi tutturmuş oluyoruz.
E ne oluyor o ahenk tutunca?
evrendeki her şey bizimle uyum içinde titremeye başlıyor titreşmeye başlıyor ve bunun karşılığında da insanlardan hayvanlardan hatta eşyalardan bile bir etki tepki hadisesi alıyoruz hani bir
söz vardır ya benzer benzeri çeker diye işte rezonans alanınızda olan her şeyi karşı konulmaz bir şekilde hayatınıza çekiyormuşsunuz süper bir şey diyorsanız eğer bir saniye bekleyin
hep iyi şeyleri çekecek değiliz olumsuzlukları da çekebiliyormuşuz hatta belki bilmeden Yani çektiğimiz olumsuzluklarla şu anda uğraşıyor bile olabilirsiniz.
İşte rezonansın en en en genel tanımı bu diyebilirim.
Ve rezonans kanunu bize diyor ki bu hayatta her ne yaşıyorsan, başına ne geldiyse geldi.
Bunu değiştirebilme gücüne sahipsin.
Çünkü gerçek sınır sadece senin kafanın içinde.
Yani evren bize olmamız gereken insan olabilmemiz için.
Sayısız imkanlar sunuyormuş ama eğer ki biz bir kere o imkansızlığı kabul edersek o zaten imkansız oluyormuş.
Bunları ben demiyorum.
Pierre Frankic diyor. Kim bu Pierre Frankic?
Aktör, motivasyon konuşmacısı ve 96'dan beri koçların yazarı olarak tanınan bir isim.
Milyonlar satan kitapları var.
Ama bu rezonans kitabı bana böyle Secret diye bir kitap var diyor.
Onun bilimsel dayanağı olan hali gibi geldi biraz.
Ama işte bilim var, sözde bilim var.
Yani kitabı okurken... Bunu bence göz ardı etmeyin.
Bence rezonans kanunu hani kendi kelimelerimle ifade edecek olsaydım kalpten dilediğimiz şeylerin gerçekleşmesi.
Şimdi rezonans kanununun en büyük kuralı şuymuş.
Bir şeyi nasıl isteyeceğinizi bilmek.
Yani nasıl istediğinizi bilirseniz istediğinizi bir şekilde alırsınız diyor Pierre Frankic.
Podcastların böyle kendi kendine konuşanlar olduğunu biliyorum.
Hani ben anlatırken siz orada cevaplar veriyorsunuz ve şu an babayı alırsın.
Dediniz. Buna eminim.
Ben de dedim çünkü. Bu arada aklıma ne geldi anlatmazsam çatlarım.
Bundan yıllar yıllar önce bir tanıdığımız vardı işte bize gelmişti.
Ve böyle şeyler aşırı meraklı birisiydi.
Bu Secret kitabının ilk çıktığı dönem ve o kitabı ilk keşfedenlerden.
Neyse işte geldi anlatıyor böyle.
Diyor ki anneme evrenden şunu istedim böyle oldu bunu böyle istiyorum falan filan.
Hatta dedi ki 3 aylık kiramı bile ödedim çok mutluyum ya falan dedi.
Biz de sevindik yani. Sonra bir duyduk ki.
Ev sahibi evden çıkartmış.
Yani gülmemem lazım ama sanırım maaşlı işini bırakıp evde oturup bütün gün evrenden bir şeyler istemiş.
Annem öyle söylüyordu.
Ya bizimle de alay etmişti.
Siz istemeyi bilmiyorsunuz falan diye.
Bu da böyle bir anımdır.
Dönüyorum konumuza.
Şimdi çok iddialı bir şey söyleyeceğim size.
İnancınız sayesinde DNA'nızı bile değiştirebilirsiniz diyor kitapta.
Bence çok iddialı olmuş bu.
Nasıl? Şöyleymiş.
Diyor ki duygularınızla desteklediğiniz bir inanç varsa bu inanç çok güçlü bir rezonans alanı oluşturur.
Ve bu rezonans alanıyla uyumlu bir şekilde titreşen her şey bu titreşimin etkisi altında kalır ve en sonunda da ona uyum gösterir.
Yani inandığınız şey gerçekleşir bu şekilde diyor.
Hatta 1991 yılında HeartMath Enstitüsü'nde bir araştırmacı diyor ki İnsanı beyni değil kalbi yönetir ve şunu da söylüyor.
Beynimizden vücudumuza değil vücudumuzdan beynimize mesaj gider.
Nasıl? Şöyle kalbinizin o anki ritmi beyninizin sizi sokacağı duygu durumunu belirliyor diyor.
Ya saçmalama kalp sadece vücudun dolaşım sistemine kan pompalayan bir organ.
Ne kadar anlam yüklüyorsun? Bu arada cesaret ve kalp kelimeleri aynı latince kökten geliyormuş.
Kor kökünden geliyormuş.
Kalp kelimesi inanç kelimesiyle akrabaymış.
Yani bunu duyunca çok şaşırmıştım.
Çok da hoşuma gitti. Neyse işte bu araştırmalar esnasında şunu da fark etmişler.
Kalp yaklaşık 2,5 metre çapında çok güçlü bir enerji alanıyla çevrelenmiş ve bu enerji alanı sadece vücuttaki her hücreyi etkilemekle kalmıyor, vücudun dışındaki alanları
da etkiliyormuş. Yani kalp beynin enerji alanından çok daha geniş bir enerji alanına yayılıyor.
Eee yani Merve, yani siz şu arkadaşlar kalbimiz tarafından üretilen bu elektromanyetik alanlar vücudumuzdaki diğer organlarla iletişim kuruyor ve beynimizin vücudumuzda hangi hormonları
işte neleri üretmesi gerektiğini belirleyen şeyin de kalbimiz olduğunu iddia etmişler bu araştırmada.
Peki ama nasıl? Yani kalbimiz nasıl beynimizle ve diğer organlarla iletişim kuruyor?
Duygular aracılığıyla yani hatta inançlarımızla da diyebilirim.
Yani kısacası kalpten inandığınız her ne varsa hayatınıza yön veren düşünceler işte bu alanı etkiliyormuş.
Yani yürekten dilemek dediğimiz olay tam olarak bu olsa gerek.
İşte kalbimizden yayılan bu elektromanyetik dalgalar sayesinde de inançlarımız fiziksel dünya ile iletişime geçiyor ve bu sayede isteklerimiz gerçekleşiyor.
Rezonans kanunu bu. Yine aynı enstitünün araştırmalarına göre kalbin manyetik alanı beyinden 5000 kat daha güçlü.
Yani daha önce düşüncelerimiz hayatımızı nasıl etkiler diye bir podcast bölümü yapmıştım onu da dinleyebilirsiniz.
Yine çok benzer noktalara değindiğimi hatırlıyorum.
Yani kısacası şunu söyleyebilirim.
İnançlarınızı, duygularınızı, gücüyle güçlendirin.
Yani isteklerinizin eğer gerçekleşeceğine duygusal olarak ikna olmadan yani kalpten inanmadan sürekli kendi kendinize olumlama yapsanız bile Gerçek duygu merkezimiz kalp olduğu
için kalbimiz yerine sadece beynimiz elektromanyetik dalgalar yayacak ve ne demiştim kalbimiz 5000 kat daha güçlü bir dalga yayıyor.
O yüzden kalpten inanmadığınız şey yani içinde aslında korkularınızın, şüphelerinizin, endişelerinizin olduğu bir şey sabaha kadar olumlusanız da Yayılan şey ne olacak?
Korku ve endişe olacak ve sonuçta tabii ki hüsranla neticelenecek bu durum.
Şimdi mutsuzluğumuza neden olan duygularımızın da aslında kalpten yayılan bir gücü var.
Bakın sadece mutluluk değil, mutsuzluk da bunun müsebbibi ve bu mantığımızdan yani beynimizden kaynaklanan isteğin gücünden daha fazla.
Burası çok önemli. Sadece yürekten şüphesiz.
korkusuzca inandığınız şeyler gerçek olacak bu hayatta.
Her ne istiyorsanız onu mantık seviyenizden kalp seviyenize çekmeniz gerekiyor.
Böyle istemeniz gerekiyor rezonans kanununa göre.
Yani istediğiniz şeyin gerçekten gerçek olacağına ikna olun ve hatta o ruh haline, o mutluluğa bürünün.
Atıyorum işte Boğaziçi Üniversitesi'ni kazanmak istiyorsunuz.
Cidden kazandığınızı hayal edin ya ve mutlu olun yani.
Etrafınızdakiler desin ki ooo tertemiz delirmiş.
Yani kanun bu yapacak bir şey abi rezonans kanunu yaşıyorum dersiniz.
Bu arada ben cidden yıllardır bu kafayı yaşıyorum ama rezonans olduğunu falan bilmiyordum.
Anlatsam roman olur tadında hadiseler yaşadığımı söyleyebilirim.
Hem olumlu hem olumsuz anlamda.
Yani yürekten dilediklerimin nasıl olduğunu çok net gördüm.
O yüzden bu anlatılanlara böyle deli saçması deyip geçenlerden değilim.
Nazan Bekiroğlu diyor ya ben kalbiyle yaşayanlar zümresindenim.
Öyle arkadaşlar. Ve çok önemli bir detay var o da şu.
İstekleriniz varsa eğer bu isteklerinizi ancak şu şekilde gerçekleştirebilirsiniz.
Tüm gücün dışarıdan size ulaştığını düşünmeyin.
İçinizden dışarıya ulaştığını düşünün, yayıldığını düşünün.
Eğer bunu anlarsanız isteklerinizi daha kolay gerçekleştirirsiniz.
Yani demek istiyor ki dış dünya her zaman iç dünyanızda olan o bilinci yansıtacaktır.
Peki bu ne demek oluyor?
Şu demek dış dünyanız asla sizden bağımsız değil.
Yani aslında hepimiz birbirimize bağlıyız.
Evrende her şey birbirine bağlı her şey birbirini etkiliyor bunu biliyoruz zaten.
Hatta burada bir parantez açıp bir deneyden bahsedeyim size.
1995 yılında Rusya'da bilim akademisinde bir deney yapılıyor.
DNA'nın özelliklerini araştırmak üzerine bir deney bu.
Ve sonuçlar gösteriyor ki insan DNA'sı dış dünyayı doğrudan etkileyebiliyor.
Peki nasıl bir deney bu? Şöyle şimdi deney...
tüpünün içini iyice boşaltıyorlar ve tüpün içerisindeki havayı da çekiyorlar.
İçeride bir boşluk oluşturuyorlar ve ardından foton yani ışık enerjisi özel aletlerle görüntüleniyor ve şunu gözlemliyorlar.
Fotonlar o tüpün içindeki boşlukta böyle takılıyorlar, düzensiz bir şekilde geziniyorlar.
İşte sonra o tüpün içerisine insan DNA'sı koyuluyor.
Burası çok önemli dikkat.
İnsan DNA'sı tüpün içerisine giriyor.
Ve bu DNA tüpün içine girdikten sonra fotonları doğrudan etkiliyor.
Ve partiküller farklı bir dizilime geçiyor.
Yani DNA sanki görünmez bir güç gibi çalışıyor tüpün içerisinde.
Tüpteki fotonları düzenli bir şekle sokuyor.
Ve sonra o tüpün içerisinden DNA'yı çekiyorlar geri alıyorlar.
Ne beklersiniz bu durumda?
Fotonların girdiği şeklin böyle hemen bozulacağını düşündünüz değil mi?
Hayır öyle bir şey olmuyor.
Yani boşlukta böyle düzensizce eski halleri gibi takılacağını düşündük belki.
Ama öyle olmuyor.
DNA'ya aldıkları halde fotonlar sanki...
DNA hala oradaymış gibi davranıyor.
Yani düzenli şekillerini bozmuyorlar.
Çok enteresan. Ve bu deneyi defalarca defalarca tekrar ediyorlar.
Acaba içeride hani DNA kanıtısı mı kaldı diye düşünüyorlar.
Ama yok. Sonuç hep aynı.
Hep aynı çıkıyor. Ve görüyorlar ki boşluk o kadar da boş değil.
Yani bu boşlukta milyarlarca bilgi dalga halinde yayılıp yer değiştiriyor.
Yani fotonlar ve DNA fiziksel olarak yani birbirinden çok ayrı.
Ama birbirlerine bağlı.
Kuantum fiziğinin kuantum alanı olarak adlandırdığı bir alanla birbirlerine bağlılar.
Yani ne demek istiyorum? Evrende her şey birbirine bağlı arkadaşlar.
Tıpkı mantarlar podcastinde anlatmıştım ya.
Hatırlarsanız miseryum ağından bahsetmiştim.
Onun gibi yani her şey birbirine bağlı.
Kuantum alanı dediğimiz enerji alanı da her şeyi birbirine bağlayan enerji alanı işte.
Yani iç ve dış dünya arasındaki bir köprü oluşturan enerji alanı.
Ses dalgalarının havada...
yayılması gibi bizim de düşüncelerimizin enerjisi var ve bu enerjinin dünyaya yayılmasını sağlayan ortam kuantum alanı.
Arkadaşlar haftaya podcast çekemeyeceğim çünkü fizikçiler birleşip çıkışta beni dövecekler.
Bu podcast'tan sonra.
Benim bir suçum yok abi yani elçiye zeval olmaz.
O çift yarık deneyi var ya onu yaptırmayacaktınız.
Neyse. Rezonans kanunu her zaman her şeye evet diyormuş.
Bu ne demek? Diyelim ki biriyle tanıştınız tamam mı?
Kesin benden hoşlanmadı falan diye düşünüyorsunuz.
Ve kalpten buna inanıyorsunuz.
Benden hoşlanmadı. Kalpten inandınız.
Rezonans kanunu diyor ki ha okey ya.
Anında evet diye çalışıyor.
Çünkü hayır diye bir şey yok. Öyle mi düşündün diyor.
Tamam abi okey diyor. Yani senden hoşlanmadı.
Evet. Evet hoşlanmadı senden.
Gerçekten sen bu sonucu alacaksın.
Çünkü sen ona kalpten inandın.
Düşündün diyor. Yani siz nasıl bir enerji yiyorsanız başınıza da o gelecektir diyor.
Eskilerin şu kötüyü çekmeye ağzını hayra bayıra dediği olay.
Şu an neden o kısmımızı bayıra açtığımızı da merak ediyorum.
Yani bunun bir anlamı olmalı.
Bilenler beni yeşillendirsin.
Yine çok çarpıcı bir iddia var o da şu.
Hücrelerinizi düşünce gücünüzle etkileyebiliyormuşsunuz.
İnsan duyguları DNA'nın şeklini etkileyebiliyormuş.
Yine aynı enstitünün bir araştırması var, bir deneyi var.
Şöyle, şimdi deney tüplerine plesantadan alınan DNA'yı koyuyorlar.
Neden plesanta?
Çünkü DNA'nın en saf hali plesantada bulunuyor.
Neyse, deney tüplerine işte bu DNA'ları koyduktan sonra güçlü duygular hissetmeye odaklanan 28 araştırmacıya veriliyor bu.
Ve sonuç olarak şu çıkıyor.
Eğer araştırmacılar işte minnet, sevgi, güzel böyle işte şükran gibi duygular hissediyorsa DNA bir şekilde gevşiyor.
Eğer tam tersi böyle negatif duygular işte öfke, stres, korku vesaire gibi duygular yaşıyorlarsa DNA bir şekilde kısalıyor.
Hatta kodlar arası bağlantıların koptuğu durumlarda olmuş.
Yani DNA olumsuz duygularda küçülerek tepki veriyor.
Olumlu duygularda DNA'nın bağları açılıyor ve daha da uzun bir hale geliyor.
İşte olumsuz negatif duygular bizi dünyadan bu şekilde koparıyor.
O yüzden öfkelendiğimiz zaman ya da işte negatif duygular barındırdığımız zaman içimizde kendimizi bir anda tüm dünyadan soyutlanmış hissediyoruz.
Hayatın akışından kopmuş hissediyoruz.
Ama pozitif duygularla yüklendiğimiz zaman bu kodlar birbirine yeniden bağlanıyormuş.
Hatta yine bir araştırma yapılıyor.
HIV pozitif olan hastalar üzerinde pozitif duygularla yüklü olan hastaların negatifle yüklü olanlara göre bağışıklıklarının 300 bin kat daha güçlü olduğunu saptamışlar.
Şimdi çok sık hastalananlar bir daha düşünsün demek istiyorum.
Yani duygu dünyanızı lütfen bir daha gözden geçirin.
Ben bu konuya katılıyorum.
Yani iyi duygularla beslendiğimiz zaman bağışıklığımızın daha güçlü olacağını düşünüyorum.
Yani kısaca DNA'mız değişince ne oluyor düşünce gücüyle?
Hastalıkları daha... kolay atlatabiliyoruz diyor.
O zaman ne yapıyoruz?
Sürekli işte yoruluyorum, başım ağrıyor, ay kalbim ağrıyor, şuram tutmuyor, buram böyle demek yerine enerjiyim, hareketliyim, güçlüyüm, böyle kalpten inandığınız olumlamalar koyun bunun yerine diyor.
Hani Gandhi'nin bir sözü var ya, söylediklerinize dikkat edin çünkü düşüncelerinize dönüşür.
Düşüncelerinize dikkat edin, duygularınıza dönüşür.
Duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür.
Davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür.
Alışkanlıklarınıza dikkat edin, değerlerinize dönüşür.
Değerlerinize dikkat edin, karakterinize dönüşür.
Karakterinize dikkat edin.
Kaderinize dönüşür diyor Gandhi.
Çok seviyorum bu sözlerini.
Yani özetle ne düşündüğümüze çok dikkat etmemizi istiyor.
Yani Buda'nın dediği gibi bugün düşündüğümüz şeye yarın dönüşürüz arkadaşlar.
Buda podcast'i de yapmıştım.
Dinlemeyenler varsa şiddetle tavsiye ediyorum.
Bu arada bugünün konusu rezonans kanunu ve dinleyicilerimin seçmiş olduğu bir kitap.
Bunu oku Merve'ye podcastini istiyoruz dediğiniz an ben direkt kitap uygulamasına girip baktım tabii ki.
Umarım vardır orada bir özeti dedim.
E tabii ki varmış olmasa şaşardım.
Hemen oradan özetini okudum.
Ondan sonra kitabı beğendim.
Gidip satın aldım ve okudum.
Bir kitabı satın almadan önce hakkında bilgi toplamayı seviyorsanız bu platform biçilmiş kaftan diye düşünüyorum.
Mesela şu an... Favori dediğim en az 50 kitap var.
Çoğu psikoloji kitabı şaşırmadınız.
Din ve tarih de var, biyografi de var.
Ortaya karışık işte kimler var?
Muazzez İlmiye Çığ var, Umberto Eco, Malcolm Gladwell, Halil İnalcık, David Eagleman, Daniel Goldman, Gustav Lebo, Alice Miller, Fatma Gül, Berk Tay.
İlk gelen isimler bunlar aklıma.
Önce buradan alacağım kitaplarının özetini okuyorum veya dinliyorum.
Ondan sonra o kitabı satın alıyorum.
Eğer ben çok kararsızım Merve burada yüzlerce kitap varmış nasıl seçim yapacağım bilemem diyorsanız.
Aşağı bırakacağım linkte bir dakikalık bir test olacak onu çözebilirsiniz.
Zaten uygulama size en uygun kitapları kendi seçecektir bu şekilde.
Hatta uygulamanın içerisinde 28 günlük bir farkındalık planı var.
Kendi kendine challenge yapmayı sevenler bunu sevecektir.
Bu şekilde gelişiminizi de takip edebiliyorsunuz.
Yani KitUp'ta yüzlerce kurgu dışı kitabın 15'er dakikalık özetleri var.
İster okuyun ister dinleyin ama o kitabı almayacak bile olsanız özetini okusanız bile emin olun sizlere çok şey katacaktır.
Aşağı bırakacağım linkten detaylara ulaşabilirsiniz.
Hadi devam edelim. Bir de şöyle bir durum var.
Şimdi az önce dedim ya kuantum alanı işte bizim inanç ve düşüncelerimizin dünyaya yayılabilmesi için o gerekli ortamı sağlıyor diye.
İşte bu süreçte alanın uzaklığının hiçbir önemi yokmuş.
Yani yan odada olabilir, dünyanın diğer ucunda da olabilir.
Yaydığınız enerji karşı tarafın haberi olsun olmasın her türlü karşı tarafa ulaşıyormuş.
Örnek ver Merve. Şöyle bir deney yapmışlar.
Moskova'daki Pavlov Psikoloji Enstitüsü'nün deneyi bu.
Genç bir dişi farenin altı yavrusunu alıyorlar dünyanın farklı farklı yerlerine gönderiyorlar.
Daha sonra anne fareye işte panik, korku, endişe gibi hisler uyandırıyorlar bir şekilde ve sıkı tutunun.
Ne oluyor biliyor musunuz? Yavruları dünyanın farklı yerlerinde olmasına rağmen anneleriyle aynı şekilde tepki veriyorlar.
Gerçekten çok enteresan.
İşte eğer DNA'mızı etkileyebiliyorsak ve DNA'mızı da kuantum alanı sayesinde dünyadaki her şeyle bir şekilde bağlantı kurabiliyorsa o zaman zaten zamanın ve uzaklığın hiçbir önemi yok.
Yani rezonans kanunu bu şekilde çalışıyor.
Ama burada en önemli nokta neydi?
İç dünyamız değil mi? Ne demiştik?
İç dünyamızda sahip olduğumuz şey zaten bizi dış dünyada bulacaktır demiştik.
Yani dış dünyada karşılaştığımız her şeyin bir kaynağı var ve bu kaynağı lütfen düşüncelerinizle arayın diyor.
Yani düşüncelerinizi gözlemleyin ve onları kontrol etmeye çalışın.
Çünkü düşündüğünüz her şey bir rezonans alanı oluşturuyormuş.
Nasıl yani? Şöyle. Şimdi düşüncelerimiz rezonans alanımızı genişletiyormuş arkadaşlar.
Bu yüzden kayıplara dair düşünceleriniz varsa eğer daha fazla kaybınız olacaktır diyor.
Aynı şekilde kazanmayla ilgili düşünceleriniz daha yoğunsa içinizde daha büyük kazanç kapıları açılacak önünüzde diyor.
İşte düşüncelerimiz bu kadar önemliymiş.
Yani olumlu ve olumsuz düşüncelerle böyle sürekli kendimiz aslında bir rezonans alanı programlıyoruz.
Kendi kendimize yapıyoruz her şeyi.
Yani bizimle de rezonans alanına giren herkesin bize tepki vermekten başka şansı kalmıyor.
Aynı şekilde biz. Biz de başkalarının rezonans alanına karşı koyamıyoruz.
Bizimle uyum içinde titreştikleri zaman onlara doğru çekiliyoruz bir şekilde.
Mesela buna bir örnek verelim.
Tam birini düşündüğünüz anda telefonunuz çalar ya ve dersiniz ki iyi insan lafın üstünü arar.
İşte bu verebileceğim en iyi örnek.
Çünkü o sırada siz aynı titreşimdeymişsiniz.
Peki Merve istediğimiz şey her neyse nasıl mektubumuzu adresine ulaştıracağız?
Yani istediklerimizle nasıl aynı rezonans alanına gireceğiz?
Ya hedef şaşarsa dediğinizi...
Duyar gibiyim. Yine deneylerle konuşalım.
Şimdi DNA çevresiyle iletişim kuruyormuş arkadaşlar.
Bize öğretilen neydi? DNA sadece hücre için protein üreten bir şey.
Genetik bilgileri taşıyan nükleer asit molekülü değil mi?
Bu arada genetik bilgilerimizi de uzun süre saklıyor sağ olsun.
Ama sadece bununla mı sınırlı?
Hayır diyor Pierre. Diyor ki DNA'mız bir alıcı verici gibi de çalışır.
Yani DNA'mızın sadece bizimle değil insanların DNA'sıyla da iletişim kurduğunu söylüyor.
Ve bu noktada ne uzaklık ne zaman hiçbir şey bu bilgi akışına engel olamaz diyor.
Nasıl peki bütün bunlar oluyor?
Solucan dediğimiz enerji kanalları sayesinde yaydığımız bütün bilgiler aynı anda hiperuzayda bir enerji tünelinde hareket ediyor.
Hedefine ulaşıyor ve oradaki DNA...
tarafından alınarak işleniyor işte bizde isteklerimize görüşlerimize ya da işte korkularımıza endişelerimize bağlanırken rezonans alanınızda boş durmuyor arada aynı dalgada yer alan aynı sıklıkla
titreşen her şeyi kendine çekiyor aynı dalgada yer alan dedim buraya dikkat Diyelim ki çok olumlu duygularla bir güne başladınız tamam mı?
Sabah o yastıktan kafanızı kaldırdınız efendim.
Tamam dediniz doğdu güneşim.
Elinizi yüzünüzü yıkadınız.
Güzel bir banyo güzel bir kahvaltı ama sonundan ay.
Böyle bir gün geçirebilirsiniz.
Yani kendinizi bir anda çok stresli bir kavganın çok stresli bir günün içinde bulabilirsiniz.
Nasıl? Şöyle eğer karşınızdaki insanın rezonans alanı sizden daha güçlüyse sizi öfkesiyle kendi rezonans alanına çekiyormuş.
E Merve beni niye buluyor bunlar diyorsanız ne demiştik iç dünyanızda ne varsa dış dünyanızda karşınıza o çıkıyor.
Çünkü dış dünyanızın yaptığı tek şey içinizdeki bilinci yansıtmak.
Yani içinizde olmayanı.
Dışarıda bulamazsınız diyor.
O zaman ne yapıyoruz? Şöyle bir çalışma vardı çok hoşuma gitti.
Bize kendimizi değersiz, aşağılık hissettiren her şeyden uzaklaşıyoruz.
Neden? Çünkü onlar da sizin rezonans alanınızı bozuyor.
Her gün en çok vakit geçirdiğiniz kişileri bir düşünün.
Şöyle alta alta yazın ve hemen hemen ama karşılarına hiç düşünmeden size bu insanların ne hissettirdiklerini yazın.
Neşeli mi? Rahatlatıcı mı?
Kıskançlık mı? Kötü mü?
Yani nasıl hissettiriyor bu insanlar?
Hayatınızdaki insanlar size ne hissettiriyor?
Lütfen düşünmeden yazın anında.
Düşünürseniz çünkü o şeyi atarsınız.
Ne bileyim duygusal tribe falan girersiniz.
Hiç gerek yok. Niye bunu yapıyoruz?
Çünkü böylelikle kimlerin size negatif duygular yani rezonans alanı yarattığını göreceksiniz.
Ayna nöronlar yine iş başından.
Şimdi ayna nöronlar neydi? Hani ben bazen podcastlerimde gülme krizine giriyorum.
Çoğu zaman gülüyorum. Mesela işte Sihirli Mantarlar podcastinde bayağı gülmüştüm.
Neden bilmiyorum. Hatta o zaman demiştiniz ya sen gülünce biz de otomatik gülüyoruz diye.
Ağlayınca da otomatik ağlıyorsunuz.
İşte tam olarak ayna nöron dediğimiz olay bu.
Başkasının deneyimini kendi deneyiminiz gibi hissetmenizi sağlayan şey.
Az sonra buraya geleceğim ama demek istediğim şey şu.
Size kendinizi iyi hissettiren insanlarla takılmaya çalışın.
Çünkü rezonans alanınızı bu insanlar etkiliyor.
Peki düşünce gücümüzle geleceğimizi değiştirebilir miyiz, etkileyebilir miyiz?
Evet diyor Pierre abimiz.
Peki nasıl? Aynı dalgadaki titreşimler ortak bir çekime sahip.
Yani bir durumun oluşması için iki enerjinin ortak rezonansta bulunup uyumlu bir şekilde titreşmesi gerekiyor.
Çünkü diğer olayları sadece biz çekmiyoruz.
Biz de diğer insanlar ve olaylar tarafından eşit ölçüde çekiliyoruz.
Az önceki kavga örneğini hatırlayın.
Kuantum fiziğinde her şey, işte örneğin düşüncelerimiz, inançlarımız sadece mekanda değil, zamanda da yayılıyor.
Ve hareketleri de sadece mekanda değil, zamanda da gerçekleşiyor.
Bir de şöyle bir şey var, karmaşık çekimli dalgalar.
Nedir bu? Gelecekten geçmişe doğru yayılan enerji dalgaları.
Geleceği doğru yayılanlara teklif dalgası, geçmişe doğru yayılan dalgalara da yankı dalgası diyorlar.
Eğer bu iki dalga yani gelecekten bize gelen yankı dalgasıyla bizim yaydığımız bir teklif dalgası birbiriyle denk düşerse olasılık alanı denilen bir alan oluşuyor.
Hatta kuantum fiziğine göre bir olayın gerçekleşme olasılığı buna bağlı.
Fizikçiler orada mısınız?
Ya diyeceksiniz ki şimdi hay senin yankına da teklifine de olasılık alanına da gerçek kuantum bu değil.
Bu olayı bir fax makinesinin çalışma prensibi gibi düşünün az önce anlattığım için.
Şimdi bir fax gönderdiğimiz zaman ne oluyor?
Bizim makinemiz seçilen makineyle iletişim kurmaya başlıyor değil mi?
Yani bilgi akışı olması için ne gerekiyor?
İki makinenin standart ortak bir veri akışı alanında olması gerekiyor.
Yani geçmiş ve gelecekte işte buna benzer bir şekilde iletişim kuruyormuş.
Kısaca şunu söyleyeyim.
Yakın gelecekte gerçekleşme ihtimali bulunan tüm olaylar neye bağlı biliyor musunuz?
Şu anki bilinç halinize bağlı.
Yani eğer bir isteğiniz varsa bu doğrultuda bir teklif dalgası yayıyorsunuz.
Sonra bu dalga bir yankı dalgasıyla iletişime geçiyor.
Yani ne oluyor kısaca? Bir olaya dair bir ihtimal yarattığınız zaman işte bu isteğimizin gerçek olabilmesi için yüksek bir şansa sahip olmamıza neden oluyormuş.
Şimdi çok önemli bir soru sormak istiyorum.
En güçlü inancınız ne?
Bunu bir düşünün. Çünkü hayatınızın anahtarı tam olarak burada saklanıyor Pierre abimiz.
Hayattaki mutluluğunuz düşüncelerinizin niteliğine bağlı.
Bence podcast'ın özeti bu.
Nasıl yani Merve? Aç bunu şöyle.
İnandığınız düşündüğünüz her ne varsa iyi veya kötü o bir şekilde sizi bulacak.
Hayatınızda o bir şekilde vuku bulacak.
Neye ikna olduysanız o bir şekilde size ulaşacak.
Atıyorum dediniz ki hayatım boyunca yalnız kalacağım.
Hiç ilişkim olmayacak.
Olmayacak abi diyor yani.
Banyodan ıslak saçla çıktım.
Kesin hasta olacağım. Olacaksın abi diyor.
Yani en basit özetiyle bu.
İnanmışsın çünkü ona. Yani endişelerin onlara düşünce enerjisi verdiğin zaman onaylanıyormuş.
Okey diyormuş evren yani. O yüzden kafanızdan geçenlere dikkat edin diyor.
Yani işin püf noktası bu.
Rezonans kanununda hayır diye bir şey yok.
Her şeye evet diye çalışıyor.
Kesin hastalanacağım. Okey hastalandın.
Sevgilimden ayrılacağım. Beni aldatıyor.
Allah'a bir ihanet. Yani böyle çalışıyor.
Çok acımasız. Enerji bu durumun ahlaki, yararlı, iyi, kötü olduğuna falan bakmıyor.
Sadece yaydığınız etkilere tepki veriyor.
O zaman ne yapacağız? Bakış açımızı değiştireceğiz.
Eski inanç kanıtlarımız varsa bunları gözden geçireceğiz.
Kendimize yüklediğimiz anlamları tekrar düşüneceğiz.
Kısaca pozitif olmamız gerektiğini söylüyoruz.
Sanki bu ülkede çok mümkünmüş gibi.
Neyse şöyle düşünüyoruz şimdi.
Ne istiyorsunuz? Önce her ne istiyorsanız.
Yani hayatınızı hangi rotaya çevireceğinizi biliyorsanız.
Hangi yönde değişim istiyorsanız buna gerçekten karar verin.
Dönüşmek istediğiniz kişiyi düşünün ve daha sonra şu an olduğunuz kişiye bakın diyor.
Aradaki fark eğer çok büyükse hızla ama çok hızlı bir şekilde inancınızı olmak istediğiniz kişiye yönlendirin.
Olmak istediğiniz kişi kim? Olmak istemediğiniz kişiyle vakit kaybetmeyin.
Değişin ve dönüşün diyor. Şimdi buraya kadar geldik şöyle kısa bir özet geçmek istiyorum.
Ne dedim her şey birbirine bağlayan bir enerji alanı var ve bu enerji alanı bizim rezonans alanımıza iletişim kuruyor.
Biz bu rezonans alanı nasıl oluşturuyorduk?
Düşüncelerimizle, duygularımızla, inançlarımızın enerjisiyle.
Nasıl yayıyoruz? Kalbimizde, DNA'mızda, düşüncelerimizde ve rezonans alanı için ne dedik uzaklığın falan hiçbir önemi yok.
Zamanın, mesafelerin bir önemi yok.
Ve bu alan sayesinde herkesle, her şeyle aramızda bir bağ kuruyoruz.
Ve bizimle rezonans içine giren her kim ya da her ne olursa olsun.
Bu duruma bir tepki vermekten başka şansı kalmıyor ve sonuç olarak da bizimle rezonansa giren her şey istisnasız hayatımıza çekiliyor.
Kısacası buraya dikkat düşündüğünüz hissettiğiniz inandığınız her ne varsa.
Hayatınızda bunları çekiyorsunuz.
Çünkü rezonans alanımız içimizde derinden titreşen bir metriks gibi.
Dışarıya bizi varlığımızın özüne bağlayan bilgiler gönderiyor ve bu bilgilerin benzerlerini de bize doğru çekiyor.
Şimdi tekrar bir soru soracağım size.
Siz bu hayatta en çok...
Ne olmak istediniz? Çocukken, yetişkinliğinizde istekleriniz neydi?
Kendinize bir sorun. Hani Instagram'da bir post paylaşmıştım ya.
İstekleriniz içinizde yatan potansiyelin habercileridir.
Şimdi bu sözü bir düşünün.
Geçmeyin hemen. Düşünmenizi istiyorum.
Neden düşünmenizi istiyorum?
Hatta cevaplarınızı da yazın bana Instagram'dan.
Sanırım kendini geliştirmek podcastinde bahsetmiştim bu konulardan.
Ne izliyorsanız, kimi takip ediyorsanız bir şekilde bir süre sonra ona benzemeye başlıyorsunuz.
Çünkü neden? İçinizde yatan potansiyel aslında o takip ettiğiniz insanlar.
Mesela ben işte biyografi okumayı falan çok seviyorum.
Bu bile beynimize çok olumlu katkılarda bulunuyormuş.
Neden? Aynı nöronlarla.
Yani başarılı insanlar hakkında ne kadar çok şey okuyup ne kadar çok şey izlersek...
Elimizde o kadar uyumlu bir anı birikiyormuş ve okuduğunuz, takip ettiğiniz insanlarla özdeşlik kuruyormuşsunuz.
Yani ben de yapabilirim inancı gibi bir şey çıkıyor ortaya.
O yüzden başarılı olmuş insanların hayatlarıyla ilgilenin.
Gerçekten zeki bulduğunuz, başarılı bulduğunuz, ne bileyim ben de olabilirim dediğiniz insanları takip edin.
Size değer katacak insanları.
O yüzden biyografi okumak, izlemek falan çok önemliymiş.
Hani en keskin Viraj Tutku podcastında bahsetmiştim ya.
Hikayesini hatırlayın. Rezonans alanı örneği bence bu olabilir.
Bir de diyordu ki eğer başarılı olmak istiyorsanız çevrenizi belli bir başarı seviyesine ulaşmış insanlarla doldurun.
Sadece bununla da sınırlı değil.
Atıyorum çok sevdiğiniz bir semt var.
Bu semtte oturmak istiyorsunuz.
Oradan ev almak istiyorsunuz.
O zaman yapacağınız şey şu.
O semtte takılın. Oranın kafelerine gidin, parklarına gidin, bahçelerine gidin.
Neden? Çünkü rezonans alanınız oradaki titreşimden etkilenecektir diyor.
Hatta orada yaşadığınızı hayal edin.
Hayali bile uç geliyor farkındayım ama yapın bunu.
Ya da işte tekrar evlenmek istiyorsanız gelinlik giyin.
Bir arabayı çok beğeniyorsanız gidin test sürüşünü yapın.
Alamayacak bile olsanız yapın diyor.
Yani oturmak istediğiniz semtte gezin.
Girmek istediğiniz üniversiteye böyle köşeye bucak gezin, ziyaret edin.
KPSS'de atanmak istediğiniz bir yer varsa o iyi.
Sanki gerçekten olmuş gibi o mutluluk içerisinde yapın bunu diyor.
Aslında istediği şey şu.
İsteklerinizle fiziksel ve duygusal bir bağ kurmanız.
Tabi bu bağ kurarken yine yapmamız gereken bir şey var.
O da şu. Kötü olaylardan hepimiz etkileniyoruz.
Haberlerden işte okuduğumuz şeylerden vesaire etkileniyoruz.
Bu da bizim rezonans alanımızı etkiliyormuş.
Bu arada aklıma geldi lisedeyken bir din kültürü öğretmenimiz vardı bize demişti ki size bir hafta gazete okumayı ve haber izlemeyi yasaklıyorum o zaman anlamamıştık.
Meğersem kötü olaylardan etkilenmemizi istemiyormuş ruhumuzu böyle güzelliklerle beslememizi istiyormuş.
Neden? Çünkü...
Tüm bilgiler, iyi veya kötü haberler, iletişimler bunların hepsi bizim DNA'mızı etkiliyor ve hücre yapımızda bir şekilde iz bırakıyor.
Haberler bize kaygı veriyor, endişe veriyor.
Korktuğumuz koşulları ne yapıyoruz?
Kendi kendimize yaratmamıza neden oluyor bazen haberler.
Strese sokuyor ki stres altında zihinsel kapasitemiz, bilinçli bir şekilde kavrama yeteneğimiz azalıyor.
Bence siz de bunu bir deneyin.
En azından bir hafta. Özellikle de uyumadan önce haberleri dinlemeyin arkadaşlar.
Çünkü pozitif enerjide kalmaya çalışmamız gerekiyor.
Bunun sebebi de rezonans.
alanımızdan kaynaklı. Yani sadece bu değil tabii ki.
Ne tür filmler izliyorsunuz?
Korku mu? Dram mı? Onları da bir sürüliğine bırakın.
Size böyle cesaret ve ilham veren filmler izleyin.
O tarz kitaplar okuyun.
Sadece sevdiğiniz size iyi gelen insanlarla görüşün.
Ruh halinize iyi gelecek müzikler dinleyin.
Bir haftacık bunu deneyin diyor.
Çünkü neden? Bir şeyini kadar çok tekrar edersek o şey hızla gerçekleşiyor.
Bunun sebebi de beynimizdeki sinapsaydan kaynaklanıyor.
Kendinizi uyumlu hale soktuğunuz rezonans sistemine dikkat edin.
Ulaşmak istediğiniz hedeflerle aynı rezonans alanına girmeye çalışıyoruz.
Buradaki olay bu. Zaten şöyle bir durum var.
Eğer ki içinizde yoksa tüm bunlar herhangi bir olay içinizde sizin bir titreşim yaratmaz.
Eğer belli bir süre belli bir şey düşünürseniz ya da bir hareketi tekrar ederseniz gerçekleştirirseniz beyniniz bununla ilgili alakalıdır.
Tabi bütün bunları yaparken olumlamalarımıza da yürekten inanmamız gerekiyor.
Hatta inancın ötesinde iliklerimize kadar bunu hissetmemiz lazım.
Neden? Çünkü hayatımıza gerçekten hissettiğimiz ve inandığımız şeyleri çekeriz demiştik.
Ve rezonansa göre inançlarımızla uyumlu olan her şey hayatımıza çekilir.
Yani sen değiş ki dünyan değişsin diyor.
Ne kadar hedef odaklı düşünürseniz o kadar iyi diyor.
Ne istediğinizi bilirseniz o kadar iyi.
Hayaliniz net olsun.
Neyin hayalini kuruyorsanız net bir şekilde kurun.
Neden? Çünkü bir hayalde öngörmediğiniz sürece...
Hiçbir şey gerçekleşmez.
Şimdi gelelim rezonansın en önemli kısımlarından birine.
İsteklerimizi gerçekleştirme kısmı.
Bunun için ilk önce olumlu düşünce gerekiyor diyor.
Yani o istekle özdeşleşebilmeniz gerekiyor.
Onunla hemhal olabilmeniz gerekiyor.
O rezonans alanında kalabilmemiz gerekiyor.
Böyle bir isteğimizin olması ile beraber benzer enerji alanlarını arayan kozmik bir arama motoru düşünün.
Böyle bir motor devreye giriyormuş.
Benzer benzeri çeker diyoruz ya o hesap ne kadar uzun süre ve ne kadar yoğunlaşarak isteğimiz üzerinde çalışırsak ve bunu işte dışarıya bilinçaltımıza yaydığımız enerjiyle de o kadar kalıcı ve o kadar
yoğun bir hale getirebilirsiniz diyor.
Bir de Pierre Franck'in yaptığı bir yöntem var.
Şöyle belki yine deli saçması geliyor.
diyecek size söylediklerim. Diyor ki ben diyor gazetelerde, dergilerde gördüğüm şeyleri, hayatıma girmesini istediğim şeyleri daha doğrusu kesiyorum ve istek imgesi dediğim bir şey oluşturuyorum.
Bunu siz de yapın diyor.
Kendinizi kısıtlamayın. Ev olur, araba, bisiklet, okul, çanta, belki manita.
Bu arada illa dergiden falan kesmenize gerek yok.
Kendiniz bile çizebilirsiniz demiş.
Ama ben şöyle düşündüm.
Yani eğer benim çizdiğim şey rezonansla falan bırakın benim hayatıma girmeyi.
Dünyaya gelirse IMDb 9 korku filmi çıkar.
Öyle bir resim yeteneğim var.
Tövbeler olsun. Bir de demiş ki o imgeyi işte dergiden kestiyseniz veya çizdiyseniz her neyse mutlaka göreceğiniz yerlere asın.
Evinizin her yerine asın diyor.
Bence telefon ekranınıza koyabilirsiniz.
Hadi bunu da yapamadınız diyelim.
Yine bir defter alın. Oraya hayallerinizi yazın, hedeflerinizi yazın.
Yani kısaca istek enerjisini yaymanız gerekiyor.
Zihin haritası çıkartmanız gerekiyor.
İsminizi ortaya yazın.
Etrafına işte tüm isteklerinizi, hedeflerinizi hepsini yazın.
Bence bu daha kolay. Sonra bu yazdığınız şeyi de göreceğiniz bir yere alın.
asın. Neden bunu yapıyoruz?
Delirdik mi biz? Hayır.
Hedeflerimizde sürekli etkileşim halinde kalmamız gerekiyor.
Bana bu açıkçası mantıklı geldi.
Hatta size şöyle bir örnek vereyim.
Kuzenim zayıflamak istediği zaman giderdi, istediği beden bir kota alırdı.
Kaç beden olmak istiyorsanız siz de gidin alın.
Onu odanıza asın.
O şekilde diyet yapın. Benim kuzenim öyle yapıyordu.
Sonunda da aldığı kota girmeyi başarıyordu bir şekilde.
Süper taktik. Bir de şöyle bir söz var.
Çok hoşuma gidiyor. Önce ne yapmanız gerekiyorsa onu yapın.
Sonra mümkün olanı gerçekleştirin.
En sonunda da imkansızı başarın.
Bence burayı geri sarıp sarıp dinleyelim.
Tam gaza gelmelik oldu. Bir isteğiniz varsa en önemli şeylerden biri inanç arkadaşlar.
Ama nasıl bir inanç? Şöyleymiş.
İçinizde şüpheye ve sabırsızlığa dair hiçbir şekilde bir his barındırmamanız gerekiyor.
O isteğinizin olacağına %100 inanmanız gerekiyor.
Peki bunu nasıl yapabiliriz?
Şu anki isteğinize bir kağıda yazıyorsunuz.
Daha sonra o kağıdı...
Şu an yaptığınız espriyi tahmin edebiliyorum.
Aynısını yapmıştım. Neyse ciddi olalım.
İstek gerçekleştiriyoruz.
Şimdi kağıda yazıyoruz.
Cinci Hoca gibi hissediyorum bu arada kendimi şu an.
Sonra bu isteğinizi nasıl hayal ediyorsanız gözünüzün önüne getiriyorsunuz.
Ve bu isteğinizin gerçekleştiğini hayal ediyorsunuz.
Nasıl mutlu olduğunuzu hayal ediyorsunuz.
O istek gerçekleşmiş ve siz nasıl mutlusunuz bunu hayal edin.
Ve şu soruya cevap verin şimdi.
Sizce? Bu hayalleri gerçekleştirmek zor mu?
Kolay mı? Yani içinizde bir direnç hissettiniz mi ben bunu sorduğum zaman?
İçinizde herhangi bir şüphe var mı?
Neden bunu soruyorum?
Çünkü şüphe duyduğumuz zaman gerçekleşmesi zor, rezonansın.
Mesela şöyle yapabilirsiniz diyor.
Atıyorum hayalinizde çok güzel bir ev var.
O evi en ince ayrıntısına kadar hayal edin.
Gerekiyorsa dergilerden kesin yapıştırın.
Hatta cidden o evi almış gibi anlatın.
Kendi kendinize anlatın ya da bir deftere yazın.
Yani gerçek olmuş gibi davranın.
Biliyorum çok komik. gelebilir bazılarınıza ama yapın.
Merve biz manyak mıyız abi bize niye böyle şeyler yaptırıyorsun diyorsanız eğer ürettiğiniz rezonans alanını genişletip daha güçlü hale getirebilmek için bu gerekiyor.
Bir de Tibet kasesi kullanabilirsiniz titreşiminizi arttırmak için.
Diapozondu galiba ben kesinlikle dinleyemiyorum.
Sevemedim bir türlü. Şimdi Buda'nın bir sözü var.
Ne diyor? Her şey düşünceden oluşur.
Ondan hareketle yönünü belirler ve onun sayesinde meydana gelir.
Kötü konuşan ya da davranan tıpkı tekerleğin hayvanların nallarını takip etmesi gibi acıyla karşılaşır diyor.
İşte bu kadar kısa ve net aslında.
Her şey düşünme şeklimize bağlı.
Bir de şu var çok önemli. Kendinize karşı düşünceleriniz ne?
Hani hep kendi kendimize eleştiriyoruz yeri geliyor aşağılıyoruz beğenmiyoruz birçoğumuz bunu yapıyoruz biliyorum ama soruyorum size kendimize değer vermiyorsak saygı göstermiyorsak bize kim neden saygı
göstersin ona bir cevap verelim.
Hiç iyi yönlerinizi düşündüğünüz oluyor mu pozitif anlamda?
Bugün bir kağıt alın arkadaşlar ve kendinizle ilgili lütfen gurur duyduğunuz yönlerinizi yazın.
Bütün o iyi yönlerinizin niteliklerinizin altını çizin ve şunu düşünün.
Kendinize izin verseydiniz gurur duyabileceğiniz başka şeyler olabilir miydi hayatınızda?
Ve yazdıktan sonra bunu lütfen içselleştirerek okuyun.
Ve okurken nasıl hissettiğinizi bana Instagram'dan yazabilirsiniz.
Bence harika hissedeceksiniz.
Belki şu an bile yazdıklarınızı gerçekleştirebilecek bir kapasiteniz var.
Ama sadece bunu unuttunuz.
Yani bu enerjiden koptunuz diyor Pierre abimiz.
Ve ne zaman bu enerjiden koparsanız onu yaymayı bırakırsınız.
O yüzden lütfen bu listeyi yanınızda taşıyın.
Ve yeniden yeniden o enerjinizle bağ kurun.
Geçmişte olan şeylerle başardıklarınızla bağ kurun.
o potansiyelinizi yeniden anımsayın.
Ben buyum. Ben bunu yapabildim zamanında.
Yapmıştım. Yine yapabilirim.
Benim kapasitem buna yeterli.
Hatta bunu mümkünse bir aynanın karşısına geçip yüksek sesle tekrar edin.
Benim çok sevdiğim bir arkadaşım bunu yapardı.
Aynanın karşısına geçerdi.
Böyle kendine iltifatlar ederdi.
Kendini severdi. Yanaklarını sıkardı.
Canım benim ne kadar güzelsin derdi ama o kadar içselleştirerek yapardı ki bunu.
Çok hoşuma giderdi. Bence bunu denemeliyiz diye düşünüyorum.
Bir de şunu öğrendim çok hoşuma gitti.
Başkalarında bizimle rezonans halinde olmayan hiçbir şeyi göremiyormuşuz.
Yani başka bir insanın pozitif yanlarını görüyorsanız sizde de bir benzeri vardır.
Negatif yan mı görüyorsunuz?
Sizde de var. Kendi içinizde olmayan hiçbir şeyi başka birinde göremezmişsiniz.
Harika bir şey bu. Çünkü başkalarında sadece bizim titreşimimizle uyumlu şeyleri görebiliyormuşuz.
O yüzden başkalarını övdüğünüz zaman övme enerjisi dediğimiz o enerji var ya onu içimizde arttırıyoruz.
Yüreğimizde arttırıyoruz ve geldiğimiz zaman da aynısını yapmış oluyoruz.
Bu yüzden eğer kendi titreşim enerjinizi yükseltmek istiyorsanız...
Odak noktasını biraz da karşınızdaki insanların övülecek yanlarına kaydırın diyor.
Ben çok iltifatçı bir insanım ama bunu gerçekten hissederek yapıyorum.
Asansöre bindim geçen diyorum ne kadar güzel parfümünüz müthiş kokuyor.
Pazara gidiyorum ne hoş kadınsınız diyorum üstünüzdekine bayıldım diyorum.
Tanımadığım insanlar sürekli iltifat eden bir tipim.
Ama bunu gerçekten hissettiğim, beğendiğim için yapıyorum.
Hani başka bir niyetim yok. İçimde tutmayayım, söyleyeyim gibi bir şey.
Gelelim aşk meşk meselelerine.
En merak edilen konuyu en sona sakladım.
İdeal bir sevgili için nasıl bir rezonans alanı inşa etmeliyiz?
Ne demek istiyorum? Sizinle aynı dalga boyunda olan biriyle aynı titreşimi yaymaktan bahsediyorum.
Çünkü rezonans kanunu...
Asla tek taraflı çalışmıyor arkadaşlar.
Ne demek istiyorum? Şu eğer bir enerji yayıyorsanız o da mecburen kendisine benzer titreşimde bulunan bir enerji ile karşılaşacak.
Ama bu ille de şu anlama gelmiyor.
Ruhumun eşini bulacağım.
Böyle bir şey yok. Mesela geçmişte yaşadığınız ilişkileri düşünün.
Bu ilişkilerden pişman olduklarınız varsa ya ben nasıl bununla beraber olmuşum dediğiniz birileri varsa onun sebebi şuymuş.
O anda o adam veya o kadın sizin rezonansınızla yani titreşiminizle uyum sağlamış.
Ama sonra büyü bitmiş çünkü rezonans alanınız değişmiş.
Uyumlu bir titreşim kalmamış aranızda.
Sebep buymuş. Artık ayrılırken bunu bahane edebilirsiniz la bombikçiler.
Canım ya rezonansım değişti kusura bakma.
Altına da lütfen podcast linkini bırakmayı unutmayın.
Çok cool bir ayrılık.
Merve ya ben hep aynı karakterde insanları hayatıma çekiyorum.
Hep benzer deneyimler yaşıyorum diyorsanız benim tabirimle adeta bir şerefsiz turnus oluyorsanız.
O zaman bu sizin yaydığınız enerjiyle alakalıymış.
Düşünceleriniz hayatınızı nasıl değiştirir podcastimi dinleyebilirsiniz.
Çünkü sadece sizin tüm özelliklerinize uygun insanlar sizin tarafınızdan bir çekim hissedebiliyormuş.
Siz nasıl bir enerji yayıyorsanız o enerjinin aynısını size gönderiyormuş.
Nasıl yalancı?
Yalancı öyle mi? İnanmıyor, inanmıyor.
Ben de inanmak istemiyorum.
Neden aynı tarz insanlar geliyor hayatımıza?
Çünkü onları hala sizi çevreleyen enerji alanınızda tutuyormuşsunuz.
O yüzden benzerleri geliyormuş.
Bakın tekrar ediyorum. Hayatınıza sadece kendinizde bulunan şeyleri çekiyorsunuz diyorum.
Yani sıkı tutunun partner olarak her zaman...
Kendimizi seçiyormuşuz.
Mesela bir ilişkide yürekten gelen derin bir güven istiyorsunuz tamam mı?
Ama kendi kendinize bile zor güvenen bir tipsiniz.
O yüzden bir ilişkiye getirebileceğiniz tek şey ne olacak?
Kuşku olacak. Yani sizin enerji alanınız kuşkuyla çevrelendiği için, güvensizlikle çevrelendiği için Otomatik olarak hayatınıza öyle biri gelecek.
Asla güven duymadığınız bir ilişkiniz olacak.
O yüzden şu soruyu sorun kendinize.
Siz bir ilişkiye ne katabilirsiniz, ne verebilirsiniz ve bir ilişkiden ne talep ediyorsunuz bir aşktan?
Ve en önemli sorum şu, bunun karşılığını da siz ne ortaya koyacaksınız?
Çünkü partner seçimimizde en güçlü titreşim kaynağı karakterimiz ama gerçek karakterimizden bahsediyorum.
Daima gerçek karakterimize uyan insanları çekiyoruz hayatımıza.
Zaten olduğumuz, kendi içimizde taşıdığımız kişinin özelliklerini çekiyoruz ve buna aşk diyoruz.
Bu çok çarpıcı. Kısaca sizin dünyanızda sizde bulunmayan hiçbir şey size ulaşmıyor.
Bir başka önemli detay da şu affetmek.
Bununla ilgili bir podcastım var kendini affet diye onu dinleyebilirsiniz.
Neden affetmek bu kadar önemli rezonans için?
Çünkü başkalarını affedemediğimiz zaman ne oluyordu?
Hayatımızın üzerinde onlar daima güç sahibi oluyor.
O yüzden intikam açlığını lütfen arkanızda bırakın.
Çünkü bunun bedelini yine kendimiz ödüyoruz.
Ve yine çok önemli bir detay da şu eski inanç kalıplarımızı yıkmak.
Ama nasıl? Bir isteğimiz gerçekleşmediği zaman çoğu zaman birinciden daha güçlü bir ikinci isteğimiz oluyormuş.
Ve bu ikinci istek o kadar güçlüymüş ki birinciyi yeniyormuş.
Ters akıntı bu. İkinci istek ne biliyor musunuz?
Şüphelerimiz. İçimizde o derinlerimize kök salmış olan inançlarımız.
Peki biz bunları nasıl yarattık?
Daha doğrusu bunları biz kendimiz mi yarattık?
Hayır çocukluk travmaları bölümünde bunu anlatmıştım.
Bunlar anne babamızın, dedemizin, anneannemizin ya da hayatımızda bir şekilde önemli bir yer teşkil etmiş insanların inançları.
Onların bizim hakkımızdaki fikirleri, bizim hakkımızdaki ahlak yargıları doğduğumuzdan beri hatta kim olduğumuzu düşünmeye başladığımız andan beri bunlar bizimle beraber peşimizde sürükleniyor.
Bir düşünün yani neyin iyi neyin kötü olduğunu siz kendiniz mi karar verdiniz?
Neyin ahlaklı neyin ahlaksız olduğunu?
Siz kendiniz mi karar verdiniz gerçekten?
Yoksa bunlar siz farkında olmadan onlar tarafından size böyle ilmek ilmek yavaş yavaş kafanıza işlendi mi?
Bunu bir düşünün. Bugün peşin hükümlü olduğumuz çoğu ahlaki değer bize ait değil aslında.
Bunlar bize dayatılan şeyler ve buna kendiniz hakkındaki düşünceleriniz de dahil.
Tekrar ediyorum kendiniz hakkındaki düşünceleriniz de dahil.
Ben bunu asla yapamam.
Ben yeterince güçlü değilim.
Diğerleri benden daha zeki, daha güzel gibi gibi gibi bu liste uzar.
Bunları siz mi zihninizde yarattınız?
Bir düşünün istiyorum. Bu noktada yapmanız gereken şey şuymuş.
Çocukluğunuza gidin. Yani size söylenen negatif şeyleri bir düşünün.
Kötü anı olarak kaydettiğiniz ne varsa çocukluğunuza dair.
Sizi kim aşağıladı, kim yaraladı?
Bunları yazın, ortaya çıkarın, bunlarla yüzleşin.
Belki bilinçsizce söylenen o cümlelere bilmeden ikna oldunuz.
Ve şu an gerçekten o bilmece...
İkna olduğunuz şeyleri yaşıyorsunuz.
Bir kader gibi. Atıyorum çocukken size diyordu ki aileniz ya hiçbir altı beceremiyorsun aptalın birisin.
Ve şu an gerçekten bunu yaşıyor olabilirsiniz.
Çünkü siz buna inandırıldınız.
Bu sizin gerçekliğiniz oldu artık.
İşte olumsuz anımsadığınız her ne varsa bunları pozitife dönüştürmemiz gerekiyor.
Atıyorum asla yapamazsın dediler size.
Karşısına çıkın. Yaparım yazın ya olumlayın bunu.
Neden bunu yapıyoruz? Çünkü bu cümleleri pozitife çevirdiğimiz zaman algımızı değiştiriyoruz.
Olumlu rezonansa girmemizi sağlıyor.
Yani geçmişi düşünerek geleceğimizi değiştirmeye çalışıyoruz.
Atlattığımız kritler ve dramlar vesilesiyle şu an olduğumuz kişiye dönüştük.
Bunu da Hayatı Sorgulatan Sorular podcastinde uzun uzun anlatmıştım hatırlarsanız.
Bu baya uzun bir podcast oldu.
Özetle sadece tüm kalbinizde inandığınız şeyler gerçek olur.
İyi veya kötü ne düşünüyorsunuz?
Buda'nın sözleriyle bitirmek istiyorum.
Bugün ne düşünürsen yarın o olacaksın.
Hayattaki mutluluğunuz düşüncelerinizin niteliğine bağlı ve lütfen buraya dikkat.
İsteklerimiz içimizde yatan potansiyelin habercileridir.
Bu sözü çok iyi düşünün.
Aşağı bırakmış olduğum linkten KitUp platformunun detaylarına ulaşabilirsiniz.
Bu ve bunun gibi yüzlerce kuramsal kitabın özetini okuyup dinleyebilirsiniz.
Şu an beni hangi platform üzerinden dinliyorsanız oradaki artı tuşuna basmayı unutmayın.
Takip etmeyi unutmayın. Instagram adresimi de açıklamalara bırakıyorum.
Merve biz de buradayız ve rezonans kanunundan geliyoruz.
Yeni takipçileriniz demek isterseniz de bana buradan ulaşabilirsiniz arkadaşlar.
Haftaya tekrar görüşmek üzere o zaman.
Hoşçakalın. Kendinize iyi bakın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
