
Mükellef, girişimci adaylarına ve hali hazırda faaliyetlerine devam eden işletmelere Türkiye’nin yanı sıra Amerika, İngiltere ve Avrupa Birliği’nde şirket kuruluşundan vergi süreçlerine kadar tüm ihtiyaçlarını online olarak tek noktadan yönetebilecekleri bir uygulama sunuyor.
Link üzerinden Mükellef’e üye olarak tüm ürün ve hizmetlerle ilgili detaylı bilgi alabilirsiniz. Aynı zamanda Türkiye, Amerika ve İngiltere paketlerinde dinleyicilerimize özel %10’a varan indirim fırsatından yararlanabilirsiniz. https://app.mukellef.co/?partner=ortamlarda-satilacak-bilgi
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi
Bu bölüm "Mükellef" hakkında reklam içerir
Transkript
Mükellef, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Geçenlerde işten ve hayattan keyif alma üzerine bir bölüm yapmıştım.
Çok sevdiniz, iş hayatımıza yönelik daha çok bölüm istiyoruz Merve dediniz.
Bugün yine böyle bir bölümle karşınızdayım.
Tabii yine bu alanda bir uzmanın ışığında ilerleyeceğiz arkadaşlar.
Profesör Marshall Goldsmith arkadaşlar.
Kendisi dünyaca ünlü ödüllü bir yönetici koçu ve kariyeri boyunca 200'den fazla şirketin CEO'su ile çalışmış.
Liderlik üzerine epey bir deneyimi var.
Bakalım iş dünyasında zirveye giden yolda bizlere ne gibi tavsiyeler veriyor Marshall?
Kendisi başarıya giden yolda 20 önemli engelimiz olduğunu söylüyor.
Bunlardan az sonra bahsedeceğim.
İlk başta başarı saplantısından bahsetmek istiyorum.
Marshall çünkü bunun üzerinde çok duruyor.
Başarılı olmamıza yardımcı olan dört anahtar inanıştan bahsediyor arkadaşlar ve bunlardan her biri bizim değişmemizi zorlayan şeyler ve evet bu bir başarı paradoksu.
Nasıl bizi başarıya götüren şeyler aynı zamanda başarısızlığımıza neden olabiliyor diye düşünmüş olabilirsiniz.
Anlatayım arkadaşlar şimdi bu dört önemli madde dediğim gibi başarı paradoksu.
Bunlardan birincisi yani birinci kanımız başardım demekmiş arkadaşlar.
Başarılı insanlar biliyorsunuz kişisel kabiliyetlerine ve becerilerine çok güvenen insanlardır.
Ve onların kafasında böyle sürekli dönüp dolaşan bir iç sesleri vardır.
Başardım, başardım, başardım diyen bir nakarat gibidir.
Ve evet başarmışlardır da ve bunu gerçekten kendilerine has yetenekleriyle, becerileriyle yapmışlardır.
Birilerinin omuzlarına çıkarak yapmamışlardır.
Ve bunu kendilerine hatırlatmalarında da aslında hiçbir problem yok.
Bu ego da değil. Yani bir insan başarılıysa niye başarılıyım demesin değil mi?
Neyse odur. Yani siz her sabah yataktan kalkıp rekabete karşı duymuş olduğunuz o içinizden taşan iyimserliğe, Hırs ve hevesle işe gitme rahatlığına nasıl sahip olabiliyorsunuz?
Yani bu da şey gibi oldu. Siz gece rahat yatabiliyor musunuz?
Ben yatamıyorum. Bülent Ersoy gibi hissettim kendimi.
Yani nasıl hevesle işe gidiyoruz değil mi?
Eğer böyle sürekli elimize yüzümüze bulaştırdığımız başarısızlık hikayeleriyle dolu bir iş geçmişimiz varsa sizce o yataktan böyle çok büyük bir hevesle kalkıp işe gider miyiz?
Hayır değil mi? Demek ki bir başarı hikayesi var orada bizi heveslendiren.
İşe hevesle gitme nedenimiz başarılı olduğumuza dair olan inancımız ya da başaracağımıza dair olan inancımız.
Başarısızlıklarımız da oluyor elbet ama onları bir kenara koyup başarılarımız üzerinde durmayı tercih ediyoruz.
E tamam Merve bunda ne gibi bir sorun var gayet güzel diyorsanız.
Şimdi arkadaşlar hiçbir zaman biliyorsunuz ben oldum ya tamamım ben artık demememiz lazım hiçbir iş için.
Yani başarılı insanlar hiçbir zaman yarısı boş bir bardakta...
su içmezler diyor Marshall.
Bir takım çalışmasında takım olarak başarı kazansalar bile bundaki en en en büyük katkının yine kendilerinden kaynaklandığını inanırlar bu insanlar başarılı insanlar.
Hatta Marshall bir keresinde bir şirketin 3 iş ortağına ortaklarının kazançlarına bulunmuş oldukları katkıyı yüzeysel olarak ve yüzdesel olarak tahmin etmelerini istediği bir anket uyguluyor.
Bu arada gerçekleri biliyor arkadaşlar ve bu 3 iş ortağının tahmini ne çıkıyor biliyor musunuz?
Üçü de en büyük katkının kendisinde olduğunu sanıyor.
Hatta hepsi şey demiş %150 bizim katkımız ama gerçeğin bununla hiçbir alakası yok.
Bakın inandıkları şeyi söylüyorum.
Başarılı insanlar kendilerine inanılmaz derecede güvenir ve inanır.
Ve başarılı insanlar kendilerini iş arkadaşlarından...
İstisnasız bir biçimde üstün görürler.
Ben başarılıyım inancı çoğu zaman evet gayet olumlu bir şeydir.
Sadece davranışsal bir değişim gerektiğinde bir sorun teşkil edebilir diyor Marshall.
Evet gerçekten başarılı olabilirsiniz ama bu konuya dikkat edin.
İkinci kanıya geçiyorum. İkinci kanı başarı paradoksunda ikinci kanı başarabilirim arkadaşlar.
Şimdi başarılı insanlar istedikleri her şeyi gerçekleştirebilecek bir kapasiteye sahip olduklarına inanırlar.
Bir iş yerinde bir sorun çözülecekse herkesten önce onlar böyle cengaver gibi atılırlar.
Çünkü bu onlar için aslında bir üst basamağa çıkış fırsatıdır.
Ve onlar belirsizlikten, riskten falan korkmazlar.
Başarılı insanlar dahili kontrol mekanizmalarına sahip olmaya eğilimlidirler.
Ve başarıyı şansa, kadere değil kendilerine bağlarlar.
Bakın bunlar başarıya giden yolda dört önemli anahtar dedik.
Ama çok da dikkat etmemiz lazım.
Sonradan başarımıza engel olabilecek şeyler dedik.
Devam edelim. Üçüncü kanıya geldim.
Başaracağım arkadaşlar.
Yani gelecekte başaracağım diyoruz.
Nereden biliyoruz bunu?
Bilmiyoruz değil mi? Sadece belki de fazla iyimser olabiliriz.
Marshall diyor ki başarılı insanlar başarıyı sadece elde edebilecekleri bir şey olarak düşünmezler.
Onlar başarının neredeyse kendi hakları olduğuna inanırlar diyor.
O yüzden başaracağım diyoruz gelecekte hakkım çünkü ben başaracağım ya.
Yani hak ettiğimizde olan inancımız bize başaracağım dedir diyor.
İşte bu çok iyi bir şey değil arkadaşlar.
O kadar iyimser olmayın diyor.
Yani bu başaracağım diyen insanlar kendilerine bazen öyle ulaşılması zor hedefler koyuyorlar ki.
O yüklerin altında ezilme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorlar.
Marshall diyor ki çalıştığım yöneticilerin çok büyük bir çoğunluğu hayatları boyunca hep inanılmaz meşgul olduklarını söyleyen insanlar da diyor.
Aklıma şu hikaye geldi arkadaşlar.
Hani çok zengin bir iş insanı varmış.
Bir de onun yoksul bir bahçavanı varmış.
Bahçavan bir gün adama diyor ki işte asıl diyor zengin olan benim.
Siz diyor evet bu harika ağaçların işte bu bahçenin bu göle sıfır evin sahibi olabilirsiniz.
Ama bir gün olsun şu ağacın altında.
Bir fincan kahve içtiğinizi bile görmedim diyor.
İşte bütün bunların keyfini 3 kuruşa ben çıkarıyorum diyor.
Hangimiz zenginiz? Bunu bir düşünmek lazım.
Bazı insanlar gerçekten çalışmaktan kazandıklarını böyle gönlünce harcayamıyorlar.
Tatile bile gidemiyorlar.
Ne anladım o işten değil mi?
Yapmayın kendinize gelin.
Çünkü yarınımızın garantisi yok.
Hani böyle de yaşlılar gibi konuştum ama eskilere de bazen kulak vermek gerekiyor diye düşünüyorum.
Böyle boş konuşmuyorlar. Bir yaşanmışlık var ortada.
Burada anlatılmak istenen hani başaracağım diyerek ki bunu daha önceki başarılarımıza istinaden söylüyoruz.
Kendimizi bir fırsatlar denizinde boğulurken buluyoruz.
Hani artık bir fırsatı kaçıracağım korkusuyla hayır demeyi bile bilmeyecek bir noktaya geliyoruz.
Herkese evet derken kendimize hayır diyoruz değil mi?
Ve bazen başaracağım diye sırf böyle yenilmemek için çalışanlarınıza ruhsal açıdan yorgunluk verebiliyorsunuz.
Takımınızı zayıflatabiliyorsunuz.
Aşırı sorumluluk üstlendiğinizin ve insanlara bazen aşırı...
Aşırı sorumluluklar verdiğinizin farkına varamayabiliyorsunuz.
Lider olarak yaşanılan en büyük sorunlarından biri buymuş.
Dikkat edelim. Gelelim dördüncü kanıya.
Başarmayı seçtim. Arkadaşlar dördüncü kanı bu.
Ne demek başarmayı seçtim?
Şimdi başarılı insanlar kendi seçtikleri yolda yürüdüklerine inanırlar.
Çünkü bu da kendileri seçmiştir.
Özgür iradelerini kullanmaya çok meyillidirler.
Özellikle liderler.
Şimdi arkadaşlar bunlara kötü demiyor Marshall.
Yanlış anlamayın. Bunlar başarı paradoksu dedik.
Altını çiziyorum. Yani bu kısmı dinlerken bunu gözden kaçırmayın.
Kendi seçtiğimiz işi yaptığımız zaman kendimizi o işe adarız değil mi?
Ama yapmak zorunda olduğumuz işi yaptığımızda o işe.
sadece itaat ederiz.
Şimdi başarılı insanlar biliyorsunuz kontrol edilmeye gelemezler.
İdare edilmeye gelemezler.
Davranışlarımızın kendi seçim ve sorumluluklarımızın bir sonucu olduğuna ne kadar inanıyorsak onları değiştirmeye olan eğilimimiz o derece azalıyormuş.
Şimdi başarmayı seçtim anlayışındaki insanların şimdi ben değişmeyi seçiyorum anlayışını benimsemesi çok zor değil mi?
Çünkü bu onlara içlerinde var olan güce sadakate sırt çevirmek gibi geliyor.
Hani psikoloji Bir de bilissel çelişki denilen bir şey var ya buna dikkat edelim.
Yani bu bir şeyin doğruluğuna ne derece inanıyorsak onun tam tersinin doğru olabileceğine olan inancımızın o derece az olmasıdır.
Yani bunu genelde aşık olunca yapıyoruz bence.
İşte karşımızdaki ayan beyan bir şeytan ama arkadaşlarımıza diyoruz ki ya olsun ya.
Şeytan da bir melek canım benim ya falan diyoruz değil mi?
İşte bilissel çelişki. Bunu iş hayatınızda düşünün.
Herkes size hayır diyor bak bu seçtiğin yol yanlış.
Yapma bizi iflasa sürükleyeceksin diyor mesela.
Her şey ayan beyan ortada ama siz o kadar inanmışsınız ki o işe.
Kendinizi öyle bir adamışsınız ki.
Yani o başarmayı seçtim o kadar net ki orada.
Bunu asla kabul etmeyip burnunuzun dikine gidebiliyorsunuz.
İlla ben gidip lokma tatlıcısı açacağım diyorsanız okey.
Tamam inançlarımıza, hedeflerimize elbette bağlı olacağız.
Böyle olmamız kötü bir şey değil.
Hatta böyle olmamız her şey ters gitse bile, tepe taklak olsak bile bizim pes etmememizi sağlıyor.
Çünkü inandığımız doğrular var ve bu doğrulara sahip çıkmamızı sağlıyor.
Dediğim gibi bu kötü değil ama bazen gerçekten hayatta öyle bir nokta oluyor ki iş hayatımızda.
Yönümüzü değiştirmemiz gerekebiliyor ya da...
İnandığımız doğrulardan vazgeçmemiz gerekebiliyor bazen.
İnat etmememiz gerekiyor.
O ince çizgiyi görelim arkadaşlar.
Gelelim bizi zirveye ulaşmaktan alıkoyan 20 alışkanlığa.
Şimdi buna geçmeden önce buraya kadar anlattıklarından yola çıkarak eğer bir girişimci adayıysanız, bir şirket kurmak, o şirketi büyütmek ve geliştirmek istiyorsanız size mükelleften bahsetmek istiyorum.
Mükellef girişimci adaylarına ve hali hazırda faaliyetlerine devam eden işletmelere Türkiye'nin yanı sıra Amerika, İngiltere ve Avrupa Birliği'nde şirket kuruluşundan vergi süreçlerine kadar
tüm ihtiyaçlarını online olarak tek noktadan yönetebilecekleri bir uygulama sunuyor.
Mükellefin Türkiye'de sunmuş olduğu hizmetler arasında şirket kuruluşu, sanal ofis, marka tescili, online muhasebe, Ön muhasebe programı, e-faturaya geçiş, COSGAP ve
teşvik analizi, SGK işlemleri ve vergi planlamaları bulunuyor arkadaşlar.
Mükellef kullanıcıları yurt dışında ise şirket kuruluşu, kayıtlı temsilci, yasal iş adresi, EIN ve ITN başvurusu, online banka hesabı açılışı, ödeme çözümleri, vergi
beyanı, online muhasebe, ön muhasebe programı, dijital telefon numarası gibi hizmetlerden yararlanabiliyor.
2019 yılından bugüne kadar 25 binden fazla girişimcinin şirketlerini kurmasına ve finansal süreçlerini yönetmesine yardımcı olan mükellefin 140'dan fazla ülkede 180 binden
fazla üyesi bulunuyor.
Mükellef pek çok farklı ülkeden girişimciye faaliyet göstermek istedikleri bölgelerde kapsamlı ürün ve servisler sunuyor.
Mükellef kullanıcılarına kendi dillerinde hizmet vererek işlerini kolaylaştırıyor ve yerel regulasyonlara uyumlu bir şekilde ticaret yapmalarını sağlıyor.
Açıklamalara bırakmış olduğum link üzerinden mükellefe üye olarak tüm ürün ve hizmetlerle ilgili detaylı bilgi alabilir.
Amerika ve İngiltere paketlerinde %10'a varan indirim fırsatından yararlanabilirsiniz.
Hadi devam edelim. Şimdi bizi zirveye ulaşmaktan alıkoyan 20 alışkanlıktan bahsedeceğim.
Bu kısma geçmeden önce Marshall diyor ki etrafınızdaki insanlara karşı lütfen nazik olun diyor.
Davranış tarzınızı pozitif yöne çeviremiyorsanız bile nötr olun diyor.
Yani yapmanız gereken tek şey hiçbir şey yapmamak diyor.
Tabii pozitif yönde evrilsek çok daha iyi olur ama eğer bunu yapamıyorsak işte atıyorum toplantıda biri çok da böyle parlak olmayan bir fikir öne sürüyor.
Bunu eleştirmeyin hiçbir şey söylemeyin diyor nötr olun.
Ya da biri verdiğiniz kararları habire itiraz ediyor.
Tartışmaya girmeyin diyor. Kendinizi savunmaya çalışmayın.
Söylediklerini dinleyin sakince.
Gözden geçirin ve hiçbir şey söylemeyin.
Biri işinize yarayacak bir öneride bulunduğu zaman ya bunu ben de biliyorum işte zaten bildiğim bir şey demeyin.
Sadece teşekkür edin. İş yerinizde kişiler arası sorunlarınızı şöyle bir oturup düşünün arkadaşlar ve nötr olmaya çalışın.
Yani ille de pozitif olun demiyor bakın.
Çünkü pozitif olmak gerçekten hemen böyle yol alınabilecek bir şey değil.
Hemen yapabileceğimiz bir şey değil.
şey değil. O hareketler hemen değişmiyor ama nötr olmak daha kolay yani en azından hiçbir şey söylememek daha kolay.
Şimdi gelelim nerede yanlış yaptığımıza 20 hatalı davranışımıza.
Burada bahsedilen şey bir bireyin kişiler arası ilişkilerde muhatabına karşı sergilemiş olduğu hatalı davranışlar iş yerimizde arkadaşlar.
Birincisi zafer takıntısı.
Yani ne olursa olsun zafere giden her yol mübahtır anlayışı.
Bunun yanlış olduğunu söylüyor Marshall.
İkincisi gereğinden fazla yol Yani fikrinizin sorulup sorulmadığını hiç önemsemeden her tartışmaya lütfen burnunuzu sokmaya çalışmayın diyor.
Üçüncüsü yargılamak.
Başkalarına bir değer biçmemiz ve kendi doğrularımızı onlara dayatma isteğimiz.
Bunun yanlış olduğunu söylüyor.
Dördüncüsü yıkıcı yorumlar yapmak.
Yani böyle yersiz, iğneleyici, aşağılayıcı sözler söylemek karşı tarafa.
Beşincisi söze hayır fakat halbuki.
Yani bunlar karşı tarafa alttan alta ya ben haklıyım sen hatalısın gibi bir mesaj veriyor ve negatif dikkat ettiyseniz negatif niteleyiciler bunları kullanmamaya çalışın.
Altıncısı herkese çok zeki olduğunuzu kanıtlama arzusu.
Yedincisi sinirliyken konuşmaya çalışmanız.
Sekizincisi olumsuzluk veya işte izin verin neden işe yaramadığını açıklayayım tutumu.
Yani bize fikrimiz sorulmadığı halde bile olumsuz düşüncelerimizi...
ille de böyle ısrarla ifade etmeye çalışmamız.
Dokuzuncusu başkalarından bilgimizi esirgemeye çalışmamız.
Bilgi kaçırmak. Onuncusu karşınızdakini hak ettiği şekilde takdir etmemeniz ya da ona işte iltifat etmemeniz.
İltifat cimriliği. On birincisi hak etmediğimiz bir itibarı sahip olduğumuzu iddia etmemiz.
Yani elde edilen her başarıya yapmış olduğumuz katkıya aşırı derecede bir değer biçmenin en sinir bozucu yolu bu.
On ikincisi Bahanelerin ardına sığınmamız yani rahatsız edici davranışlarımızı mizacımızın değiştirilemez bir parçasıymış gibi yansıtmaya çalışıp insanların da bize tolerans göstermelerini
istememiz. On üçüncüsü geçmişe takılıp kalmamız.
Hatalarımızı geçmişimizdeki insanların ve olayların üstüne yıkmak istememiz ve suçu hep kendimizden başkalarında aramamız.
Ve on dördüncüsü adam kayırmak.
Birilerine adil davranmadığımızın farkında olmamamız.
15.si pişmanlığı dile getirmekten çekinmemiz bir hata yaptığımız zaman vitesi geri takmamamız hatamızı görmezden gelmeye çalışmamız ya da o hatanın başkalarını nasıl etkilediğini bile bile
göre göre itiraf edemememiz.
16.si karşı tarafı dinlememek ki bu çok kötü zaten direkt böyle iş arkadaşınıza pasif agresif bir saygısızlık yapmış oluyorsunuz dinlemediğiniz zaman.
17.si karşımızdaki insana minnettarlığı ifade edememek ki bu hatalı davranış biçiminin en temel unsuru.
18.si elçiye zeval vermek arkadaşlar.
Yani bize genelde böyle gerçekten canlı gönülden yardım etmek isteyen insanlara bile saldırmamız ya da onlara karşı böyle bir saldırganlık isteği duymamız.
Sinirini gidip böyle hiç alakası olmayan birinden çıkaranlar vardır ya hani işte patrona kızamayıp çaycıyı azarlayanlar falan.
19.su sorumluluğu başkalarına.
kendimizden başka herkesi suçlama isteği yani bir şey başarılıysa okey benden kaynaklı ama başarısızsa başkalarından dolayı benimle hiç alakası yok ve son madde aşırı derecede
kendim olma isteği hatalarımızı Kişiliğimizin ayrılmaz bir parçası gibi görüp onları böyle sanki bir faziletmiş gibi yüceltme arzumuz.
Şimdi arkadaşlar bu 20 madde ile ilgili biraz konuşalım istiyorum.
Zafer takıntısı başarılı insanların en yaygın problemidir diyor Marshall.
Rekabetçi olmakla aşırı derecede rekabetçi olmak arasında biliyorsunuz fark var.
Başarılı insanlar sıklıkla bu farkı gözden kaçırıyorlar.
Zafer takıntısı belki de şu 20 madde içerisindeki en en en önemli.
Çünkü davranışla ilgili neredeyse diğer bütün problemlerin esas kaynağı bu.
Başkalarını kötülemeye çalışmamızın nedeni içten içe onları kendimizden çok daha aşağılarda göstermeye çalışmak arkadaşlar.
Ki bu da zafer takıntısıyla alakalı değil mi?
Peki sahip olduğumuz bilgileri neden paylaşmak istemiyoruz?
Çünkü başkalarına karşı avantajlı olmak istiyoruz değil mi?
Önemsediğimiz biriyle konuşurken üste çıkma isteğimiz.
İşte bunlar hep zafer takıntısından ya da en basit arkadaşlar bir restoran seçeceğiz arkadaşımızla.
İstiyoruz ki bizim gitmek istediğimiz olsun.
Hemen böyle diğer restoranların kötü yorumlarına bakıyoruz.
Onları söylüyoruz. Bizim dediğimiz olsun diye uğraşıyoruz.
Sizce orada derdimiz yemek yemek mi?
Değil yani değil mi?
Burada bile aslında içten içe o zafer takıntısı var ama farkında değiliz belki.
Halbuki ne kadar önemsiz bir şey değil mi?
Uğraştığımız önemli bir şeyse.
kazanmak istiyoruz. Önemsiz bir şey ise yani sarf edeceğimiz çabaya ve enerjiye değmiyorsa yine de kazanmak istiyoruz.
Sonucun aleyhimize olacağını bilsek bile Bazen yine de kazanmak istiyoruz.
Eğer kazanma ihtiyacı başarı DNA'mızdaki baskın genisi yani başarılı olmamızın karşı konulamaz gerekçesi ise o halde çok fazla kazanmak başarımıza
sınır koyabilecek kötü huylu bir genetik mutasyondur diyor Marshall.
Ve Marshall'ın tekrar tekrar altını çizdiği bir şey var.
O da şu arkadaşlar bu kusurunuzu kabul edin ve insanlarla olan ilişkilerinizde bastırmaya çalışın diyor.
Bu zafer takıntısından vazgeçin diyor.
Başarılı olabilmek için zafer takıntınızı lütfen bir tık gölgeleyin diyor arkadaşlar.
Gereğinden fazla yorum yapmayın diyor ki genelde şirketin baskın liderliğinin en çok yaptığı şeyler arasında bu var.
Yani gereğinden fazla yorum yapmak.
Çalışanlarınıza iş öğretmeye kalkmayın.
Neyi nasıl yapacaklarını anlatmaya çalışmayın.
Dünya değişiyor ve emriniz altında çalışanlar belki sizden çok daha iyi biliyor olabilir bir takım şeyleri.
Olmaya da bilir ama mesela şunu yapmayın.
Çalışanınız size geliyor böyle binbir hevesle çok güzel bir fikir attığını düşünüyor ortaya.
Siz de böyle hemen bilmişlik taslayıp hmm okey fikrin güzel ama bence şunu şöyle yapsan daha iyi olur.
Ya da işte bu böyle yapılmaz ya diyorsunuz.
İşte o noktada heves mi bıraktınız diyorum.
Devamını biliyorsunuz. Niye hevesini kırıyorsunuz ya insanların?
Tamam sen patronusun.
Zaten benim fikrim o saatten sonra senin dediğin gibi olacak ama ben o işe karşı hevesimi kaybetmiş olacağım.
Ve bu da senin genel olarak işine ve ekonomine yansıyacak.
Benim performansımın düşmesi.
Çünkü hevesimi kırdın. Halbuki tam tersini yapsan o çalışan daha hevesli olacak değil mi?
Ve iş yerine değer kattığı için kendini daha önemli hissedecek.
Şimdi arkadaşlar Marshall burada şey demiyor.
Susun oturun her şeye karışmayın okey olun.
Öyle bir şey demiyor. Yereğinden fazla yorum yapmayın diyor.
Hani karşı tarafın hevesini kıracak yorumlarınızı mümkünse kendinize saklayın diyor.
Yani çok bilmişlik taslamayın arkadaşlar.
Patron olabilirsiniz ama işe aldığınız kişi muhtemelen o işin uzmanıdır ve siz o işin uzmanı olmayabilirsiniz.
O açıdan bir susun diyor yani.
Ve bir şirketin hiyerarşi piramidinde ne kadar yüksekteyseniz o derece daha çok diğer insanları kazanan taraf yapmalısınız diyor.
Kendinizi değil bakın insanları diyor.
Bu patronlar için çalışanlarınızı nasıl teşvik ettiğinizi yakından gözlemlemeniz demektir.
Kendinizi ya harika fikir ama derken bulursanız lütfen bir frenleyin.
Çünkü amadan sonra gelen cümleleri bilirsiniz.
Bütün anlamını yitirir. İlle de kazanan taraf olacağım diye uğraşmayın.
Başkalarına da bir fırsat verin bir yol açın arkadaşlar.
Patronlarının ille de böyle söze bir şeyler ekle ve ihtiyacının yükünü omuzlarını taşımak zorunda olan çalışanlara gelince kendi uzmanlık bilginize güvenin diyor Marshall.
Tabii cidden uzmansanız yani güvenin ama patrona kafa tutmayın diyor.
Fikrinizden de şaşmamaya çalışın diyor Marshall.
Yargılama konusuna gelecek olursak eğer insanları kendinizden soğutmak istiyorsanız ya ben hiç sevinmeyen bir patron hiç sevinmeyen bir lider olmak istiyorum diyorsanız yargılayın çalışanlarınızı eleştirin bol bol.
arkadaşlar. Kendinizi büyük başarılardan alıkoymanın bir yolunu arıyorsanız bunu deneyebilirsiniz.
Ne yapalım Merve? Nötr olun diyor Marshall arkadaşlar.
Pozitif olamıyorsanız nötr olun.
Altını siz diyorum. Olumlu yaklaşın.
Hatta bunu şöyle düşünün.
Bacağınız kırılıyor. İşte atıyorum merdivenden düşmüşsünüz tamam mı?
O yüzden kırılmış bacağınız.
Doktora gidiyorsunuz. Doktor size şöyle mi diyor?
Siz acılar içinde giriyorsunuz odasına.
İşte size şöyle mi diyor? Ah tüh ya nasıl kırdınız o bacağımı diyor.
Ya hikayenizi mi merak ediyor?
Yoksa hemen bu bacağı... Bacağı ne yapabiliriz?
Nasıl müdahale edebiliriz diye mi düşünüyor?
Orada umurunda olan şey doktorun bacağınızın nasıl kırıldığı değil değil mi?
O bacağı nasıl iyileştirebileceği bunu düşünüyor.
Nötr olmak ve olumlu yaklaşmak böyle bir şey arkadaşlar.
Kendinizi lütfen İsviçre gibi düşünün iş yerinizde.
Birkaç hafta şunu bir deneyin.
Yani iş ortamında şöyle bir tarafsız takılın.
Yani anlamsız münakaşalara girmeyin.
Fikrinizi ifade etmeyi verin.
Şöyle bir deneyin bunu. Yıkıcı yorumlara gelecek olursak düşünsenize böyle.
İş yerinde biri size bakıp bakıp tam böyle toplantıya gireceğiniz esnada güzel kravat diyor mesela.
Böyle aşağılayıcı bir tonda yapıyor bunu.
O kişiyi Arya Stark'ın intikam listesi gibi listenize yazmaz mısınız?
Ben yazarım şahsen Akrep Burcu.
Ya da size bakıp böyle gülümsüyor ve ne kadar şıksınız diyor.
Bunu canı gönülden söylediğini hissediyorsunuz.
Onu da böyle gönül defterinize yazmaz mısınız bir skor olarak?
Ben şimdi size sorsam son 24 saat içindeyiz.
Sizce siz? Kimleri kırmış olabilirsiniz diye sorsam muhtemelen hiç kimseyi kırmadık Merve dersiniz.
Çünkü yıkıcı yorumları hiç düşünmeden yapıyoruz.
Ama bazen hiç düşünmeden yapıyoruz.
Ama hor gördüğümüz insanlar bunu unutmuyor arkadaşlar.
Bazısı bunu gerçekten hiç umursamayabilir ki çoğunluk öyleymiş şaşırdım.
Ben herkes umursuyor falan zannediyordum ama çok az insan bunu umursuyormuş.
Ama bu insanların içlerinde mutlaka alıngan birileri vardır değil mi?
Ben açık sözlüyüm kardeşim diyorsun.
Herkese de açık sözlü olmayın derim arkadaşlar.
Bazıları sizin niyetinizi bilmeyebiliyor.
Yani şunu yapmayın diyor Marshall bir insanı böyle kırıp döküp ondan sonra da karşısına geçip ya kusura bakma ben açık sözlüyüm işte o yüzden böyle yaptım demeyin.
Bu hatayı meşru kılmaya çalışmayın.
Çünkü niyet var ortada karşı taraf sizin niyetinizi bilmediği için muhtemelen kırılmıştır.
Şimdi burada arkadaşlar sorulması gereken soru ya bu doğru mudan ziyade ki doğru da olabilir.
Karşı tarafa söylediğiniz şey gerçekten doğru da olabilir.
Bu değil bunu söylemeye değer mi bunu düşünün diyor.
Tekrar ediyorum bakın iş hayatınızda karşınızdaki insana söyleyeceğiniz şey için ya benim bu söylediğim doğru mu değil bunu söylemeye değer mi diye düşünelim.
Warren Buffett ahlaki açıdan sorgulanabilecek herhangi bir şey yapmadan önce kendinize...
Yapacağınız bu davranışı annenizin gazetede okumasını isteyip istemeyeceğini sormanızı tavsiye ediyor arkadaşlar.
Ya ben bunu yaptım ama annem bunu gazetede okusa ne düşünür diye bir düşünün.
Yıkıcı yorumlar yapmaktan sakınmanıza yardımcı olması için kendinize şu soruları sorabilirsiniz.
Konuşmaya başlamadan önce bu yorumum benim müşterimin işine yarayacak mı?
Bunu bir sorun. Bu yorumum şirketimizin işine yarayacak mı?
Bu yorumum muhatap olmuş olduğum kişinin işine yarayacak mı?
yarayacak mı bu yorumum hakkında konuştuğum kişinin işine yarayacak mı dedi kodusunu yaptığımız insanların işine yarayacak mı cevap eğer hayırsa lütfen diyor nötr kalın yani hiçbir şey yapmayın nötr kalın yani arkadaşlar iki düşünüp
bir konuşun demek istiyor gelelim sinirliyken konuşma mevzusuna arkadaşlar duygusal uçarılık böyle pek de güvenilir bir idare yöntemi değil Sinirliyken genelde kontrolümüzü kaybediyoruz ve kontrolü
kaybetmişken insanları idare etmek zordur.
İnsanları yönetmek ve motive etmek için gösterdiğimiz bu bir anlık spontane öfkeyi kontrol altında tutabildiğinizi düşünüyor olabilirsiniz.
Ama etrafınızdaki insanların bu öfkeye nasıl tepki vereceklerini...
Bu onları motive edebilir ama karamsarlığa da itebilir.
O yüzden öfkenizi bir maşa olarak kullanmayın arkadaşlar.
Çünkü düşüncesizce yapılan şeyleri insanların hafızalarından silmek hiç kolay bir şey değil.
Verdiğiniz o izlenimi yok etmek için yıllar boyunca...
Sakin ve ılımlı davranmanız gerekebilir.
Hatta bir Budist hikayesi var, öfkeyle ilgili hemen anlatmak istiyorum.
Genç bir adam nehrin yukarısına doğru böyle akıntıya karşı kürek çekmeye çalışıyor.
Çünkü mahsullerini yetiştirmesi gerekiyor, köye ulaştırması lazım.
Böyle kantar içinde uğraşıyor.
Çok dark acelesi var çünkü hava kararmak üzere.
Böyle işte çalışıp didinirken, çabalarken bir anda bir bakıyor arkadaşlar.
Tam karşıdan böyle son gaz üzerine bir tekne geliyor.
Ve bu tekne sanki bu çiftçinin kayığına çarpmak için elinden geleni yapıyor.
Öyle geliyor yani. Ve çiftçi kaçmaya çalışıyor bir şeyler yapıyor ama başaramıyor.
Ve son çare olarak bağırmaya başlıyor.
Yönünü değiştir işte aptal diyor bana çarpacaksın diyor.
Koskoca nehirde çekil çekil diye bağırıyor ama çabası nafile.
Koca nehirde son sürat üzerine gelen tekne çiftçinin teknesine çarpıyor.
Ve çiftçi bir anda devriliyor.
İşte tekrar kalkıyor bağırmaya başlıyor.
Öfkeden deliye dönüyor. Ağzına geleni söylüyor.
Sonra ne fark ediyor biliyor musunuz?
O teknede hiç kimsenin olmadığını fark ediyor.
Meğer teknenin palamarı kopmuş ve akıntıya kapılıp gitmiş.
Yani bomboş bir tekne aslında vardı.
Buradan çıkaracağımız ders şu arkadaşlar.
Diğer teknede asla kimse olmaz.
Öfkeliyken bağırdığınız insanlar işte o boş tekne gibidir.
Hepimizin hayatında böyle bizi böyle deli eden ve işte kendilerine karşı çok büyük bir nefret beslediğimiz insanlar olabilir.
Kinder sürpriz yumurtalar oradasınız biliyorum size diyorum.
Şimdi bu kişilerin bize yapmış oldukları haksızlıkları, nankörlükleri, kabalıkları.
Tekrar tekrar düşünerek saatlerimizi harcıyoruz değil mi?
Bu tür insanlarla baş edebilmenin en iyi yolu bizi sinirlendirmelerine izin vermemektir diyor Marshall.
Yani hiçbir şey yapmayın.
Hani Mevlana'nın yedi öğüdü var ya onlardan birinde diyor ya.
Hiddet ve asabiyette ölü gibi olun diyor.
Umarım bunu başarabiliriz.
Bu arada neden bu kadar öfkeliyiz diye bir bölümüm var.
Onu da öneririm. Angry Birdslar için çektim onu.
Yine bu maddeler içerisinde en önemli bulduklarımdan biri takdir etmek arkadaşlar.
Ya biz toplum olarak genel...
Genelde şikayetlerimizi dile getiriyoruz ama takdir etme kısmını pek yapmıyoruz fark ettiyseniz.
Hani bir hizmetten, bir üründen ya da ne bileyim birinden çok memnun kaldığımız zaman bunu dillendirmiyoruz.
Ama bir sorun varsa seni cimere şikayet edeceğime kadar gidiyoruz.
Şaka bir yana. İnsanları lütfen takdir edin eğer hak ettiklerini düşünüyorsanız.
Çünkü bunu yapmadığımız zaman özellikle de bir takım çalışmasının içerisindeysek, takım ekip arkadaşımız yani kendini böyle unutulmuş hissediyor, umursanmamış, dışlanmış gibi hissediyor.
Ve bundan dolayı da bize içerleniyor doğal olarak.
Bir de arkadaşlar hak eden birini takdir etmek aslında sizin samimiyetinizi gösterir.
Ve samimiyet biliyorsunuz her ilişkide en en en önemli şeylerden biri.
Marshall diyor ki lider olmakla başarılı olmak arasında bir fark var.
Başarılı kişiler ancak ve ancak kendilerinden çok başkaları üzerinde odaklanmayı öğrendikleri takdirde büyük bir lider olabilirler diyor.
Yani Rabbena Rabbena hep bana demeyin.
Şimdi geçmişe takılıp kalma olayına gelirsek.
İş yerimizde ayağımıza çelme takan şeylerden biri de bu arkadaşlar.
Geçmişe takılıp kalmak.
Yani psikolojimizle alakalı.
Şimdi psikologların ve davranış bilimcilerinin savunmuş olduğu genel bir görüş var biliyorsunuz.
Şöyle şimdi hatalı tutum ve davranışların nedenini daha iyi anlayabilmek için kişinin geçmişindeki özellikle aile dinamiklerine bakmak gerekir diyorlar.
Yani bir nevi histerikse historiktir.
gibi mesela eğer çok mükemmelliyetçi bir insansınız ve iş hayatında da böyleyseniz zaten çok yorgunsunuzdur eminim ya da işte sürekli onay bekleyen bir insansınız bu aileniz tarafından belki
de hiçbir zaman takdir görmüş olmamanızdan kaynaklanıyor arkadaşlar eğer kurallara aşırı derecede bağımlıysanız ya da yanlış yapmaktan çok korkuyorsanız bu aileniz tarafından beklentilere
boğulmuş olmanızdan kaynaklanıyor olabilir Ya da ailenizin sizi aşırı derecede önemsiye olmasından kaynaklanabilir.
Eğer otoriteler karşısında donup kalıyorsanız bu aşırı derecede hakimiyetçi bir aileyle büyümenizden dolayı olabilir.
Gibi gibi arkadaşlar yani tabi hepsi bu kadar basit şeyler değil bunlar çok genel geçer tanımlar ama.
Her bireyin deneyimi farklı olabilir.
Burada anlatılmak istenen şey şu.
Geçmişe takılı kalmayın.
Geleceğe bakın. Çünkü geriye bakmak sadece bugün var olan problemi belki daha iyi anlamamıza yarar.
Geçmişi kabullenip önümüze bakmamız lazım.
Hani hep diyoruz ya geçmişi değiştiremeyiz.
Asla öyle bir gücümüz yok.
Olmadı ve olmayacak da.
Ama gelecek üzerinde bir demzede olsa hakim olabiliriz.
İşte iş hayatında da bu geçmişe takılıp kalmak bizi geriye götürüyor.
O yüzden önümüze bakmamız lazım.
Bir de çok önemli maddelerden biri bence dal kavukluk olayı.
Yani adam tutma dediğimiz madde.
Marshall diyor ki şimdiye kadar yüzlerce şirkette lider profillerini inceledim ve her bir şirketin arzulamış olduğu ideal liderlik tutumunu tanımlayan çok klişe cümleler var.
Mesela belirli bir vizyona sahip.
Maksimum potansiyeli ulaşmada insanlara yardımcı olan, farklı fikirlerin önemini vurgulayan ve adam tutmaktan sakınan.
Bakın liderlik profili genel olarak klişe olarak bunlar söyleniyor ama gerçekler öyle mi arkadaşlar?
Değil ki Marshall'ın gözlemlerine göre çoğu şirkette yağcılığa ve dal kavukluğa mahal bırakılıyor.
Hatta bu tarz insanların daha çok öne çıktığını, daha çok ödüllendirildiğini söylüyor.
İşte Emredin Efendimciler, El Pençe Divancılar, Yağcılar, Balcılar...
Bunlar tutuluyor ve neredeyse bütün şirketler çalışanlarının sistemini sorgulamasını işte fikirlerini böyle rahatça ifade edebilmesini ve gerçek düşüncelerini çekinmeden söylemelerini istediklerini iddia
etmelerine rağmen. Yine de bu şirketlerin dal kavukluğu yani affedersiniz yalakalı padişahım sen çok yaşacıları, kraldan çok kralcılık yapan insanları tuttuğunu görüyoruz ve böyle bir
sürü çalışanları var. Halbuki arkadaşlar iş hayatındaki gerçek liderler insan sarrafı oluyorlar.
Yani yağcılardan hiç hoşlanmıyorlar.
Kendimize karşı dürüst davranacak olursak insanlarla ilgili düşüncelerimizin gösterdikleri performanstan ziyade bizi görünürde ne kadar sevdikleriyle.
bağlantılı olduğunu görürüz şöyle bir dikkat edin işte bu adam tutmanın tanımı ve böyle bakınca suç bizde değil mi başkalarında kınayacağımız bir davranış biçimini kendimiz teşvik ediyoruz hani karşı tarafa biz bunu kendimiz
teşvik ediyoruz o yüzden buna dikkat edelim hani Osmanlı zamanında anlatmıştım padişahların böyle parayla tuttuğu dalkavuklar vardı hatta Monteskin'in bir sözü vardır der ki dalkavukluğun sağladığı çıkar
dürüstlüğün kazandırdığı faydadan daha fazla olursa o ülke batar der.
Yani bu şirketler içinde geçerli arkadaşlar.
İş hayatımız içinde geçerli.
Bu dal kavuklara prim vermeyelim.
Ve son olarak iş yerinde iş arkadaşlarınızın yanlışlarını tekrar tekrar açmayın diyor Marshall.
Yüzlerine vurmayın. Yani bu zamanınızı ve üretkenliğinizi boşa harcamanıza neden olur.
Sen bana bunu yapmıştın işte bilmem ne tarihinde şöyle olmuştu vs.
vs. Bunları yapmayın. O hikayeyi sürekli sürekli dinlendirerek kendinizi strese sokuyorsunuz arkadaşlar.
İşe geliyorsunuz o hikaye kafanızın içinde.
İşten dönüyorsunuz hatta yatağınıza giriyorsunuz artık uyuyacaksınız hala kafanızın içinde.
O yüzden size yük oluyor. Eğer geçmişe sünger çekemeyenlerdenseniz size bununla ilgili eski bir Budist hikayesi anlatmak istiyorum.
İki keşiş Manastır'a giden yolun karşısındaki bir nehrin kıyısında ağır ağır yürüyorlarmış ve o esnada nehrin kıyısına oturmuş.
Böyle sessizce ağlayan genç bir kadın görmüşler.
Kadın nehre bakıp uslu.
Duğulusu içini çeke çeke ağlıyormuş.
Keşişler sormuş tabii neden ağlıyorsunuz diye.
Düğüne gitmesi için o nehri geçmesi gerekiyormuş bu genç kadının.
Ama gelinliği mahvolacak diye ıslanacak diye ağlıyormuş.
Keşişlerden biri kıza çok acımış ama dini inançlarına göre o kadına dokunmaları yasakmış.
Ama keşiş dayanamamış yasağı çiğnemiş ve kadını omzuna alıp nehirden geçirmiş.
Genç kadın defalarca teşekkür ettikten sonra onu minnet dolu bir gülümsemeyle uğurlamış ve hemen düğününe koşmuş.
Ona acıyıp omzunda taşıyan Keşiş nehri tekrar geçip diğer Keşiş'in yanına gelmiş ve Keşiş onu azarlamaya başlamış.
İşte sen nasıl böyle bir şey yaparsın?
Bilmiyor musun ki bizim kadınlara dokunmamız yasak?
Böyle bayağı bir söylenmiş ama sonra durulmuş ve kendini günün akışına bırakmış.
Akşam olunca da iki Keşiş yatıp uyumuşlar.
Fakat Keşiş gece yarısı uyanıp arkadaşını sarsarak uyandırmış ve tekrar bağırmaya başlamış.
O kadını nasıl Sen ne biçim keşişsin?
Vesaire vesaire. Uyku mahmuru olan ve suçlanan keşiş hangi kadını diye cevap vermiş.
Diğeri de demiş ki bak demiş hangi kadın olduğunu bile hatırlamıyorsun.
Sabah nehri geçirdiğin genç kadından bahsediyorum demiş.
İşte bunun üzerine diğer keşiş demiş ki ben onu sadece nehrin kıyısına kadar, sense onu manastıra giden yol boyunca...
Taşımışsın demiş. Yani söz konusu geçmişte yapmış olduğunuz bir hataysa onu nehirde bırakın gitsin.
Marshall geçmişi her zaman bir kenara bırakın demiyor.
Geçmişi taramak ve düzeltmeniz gereken yerleri belirlemek için elbette geri bildirime ihtiyacınız var.
Ama geçmişi değiştiremeyeceğinizi unutmayın.
Sadece gelecek üzerine bir söz sahibiyiz diyor.
Şimdi araba yarışı sürücülerine ilk başta söylenen bir söz vardır arkadaşlar.
Bariyerlere değil. Yola bak derler.
Çünkü bu sadece yarışı kazanmalarına değil yol boyunca iyi vakit geçirmelerine de yardımcı olacak bir şeydir.
O yüzden yolumuza bakalım.
Mükellef Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Mükellef hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Sizleri Instagram'a da bekliyorum ve beni hangi platform üzerinden dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Hoşçakalın. Kendinize iyi bakın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
