
Cambly hakkında detaylı bilgi almak ve kampanyadan faydalanmak için: cambly.biz/60iran İndirim Kodu: 60iran
* Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com Farkındalık Defteri: https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi * *Bu bölüm "Cambly" hakkında reklam içerir*
Transkript
Herkese merhaba, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Yayına başlamadan önce size güzel bir haberim var.
Pazartesi günü fiziğe özel bir bölüm yayınladım biliyorsunuz ki.
Ve artık fiziği platformunda da varım.
Ayda iki defa sadece fiziğe özel bölümlerim olacak.
Takip etmeyi unutmayın.
Hadi başlayalım. Bugün İran-İslam devrimini konuşacağız.
Uzun zamandır bu konuyu bekliyorsunuz.
O gün bugündür arkadaşlar. Hani hep şu klasik soru vardır ya böyle bir arkadaş ortamında da hep konuşulur.
Ya İran nasıl bu hale geldi?
İran geçmişte nasıldı?
Şimdi nasıl? Hadi gelin bu konuya başlayalım.
Öncelikle bu podcast'ime geçen sene İran'da zorunlu örtünme kuralına uymadığı ve kahkülleri gözüktüğü için gözaltına alınan, polis şiddetine maruz kalarak 22 yaşında hayatını kaybeden Mahsa Amini
'ye ve onun acısını paylaşan tüm kadınlarımıza ithaf ediyorum.
Mahsa Amini'nin katlinden sonra İran sokaklarında kadınlar kitleler halinde bir slogan atmıştı hatırlarsanız.
Zen, zengedi, azadi.
Anlamı kadın.
Yaşam ve özgürlük.
O kadar anlamlı ki ama bir o kadar da can yakıcı ki.
Kadın, yaşam, özgürlük.
Yani kadının elinden alınmaya çalışan her şeyin özeti niteliğinde bence.
Ama daima bir umut var biliyorum.
Filmlerini çok sevdiğim, dünyaca ünlü bir yönetmen var.
Old Bud, Gold takipçiler hatırlar.
Minimalist sinemanın doğayenlerinden İranlı yönetmen Abbas Kiarustemi.
Onun ölüm döşeğinde son kez gözlerinden yaşlar akarak dinlediği bir şarkı vardı hatırlarsanız.
Sadi Şirazi'nin şiirinden bestelenmiş Nabahari isimli bir şarkı.
Şarkıda şöyle diyordu arkadaşlar.
Bize ömürden sonra bir ömür lazım.
Bir ömrü... Umut ederek geçirdik.
Bir ömrü umut ederek geçirmek ne demek?
Yani tıpkı İranlı yönetmen, şair Firouz Ferousat'ın o umudu bekleyişi gibi canım kadın.
Yani onun sözleriyle açmak istiyorum bu podcast'ı.
Firouz Ferousat'ın sözleriyle ne diyordu?
Kuş ölür, sen uçuşunu hatırla.
Hiç unutmadık ki. Şu an yine Merve'nin gözleri doldu.
Bu bölüm ağır olacak.
Hazmetmesi zor. Çünkü yaşananlar kurşun gibi ağır.
Hikayeyi en başa soruyorum arkadaşlar.
Üniversite dönemimde Pers kültürünün o derinliğini, o büyüklüğünü öğrendiğimde gerçekten hayran kalmıştım.
Çoğu kişinin de bilmediğini görüyorum bu arada.
Ben de bilmiyordum o zaman. İran çok köklü bir geçmişe ve çok köklü bir kültüre sahip hayran olması.
Dünyanın ilk gerçek imparatorluğu, Pers imparatorluğu ve İran'dan başlıyor.
Mısır, Avrupa, buralara kadar gidiyor sınırları.
500'lere kadar dayanan tarihi bir geçmişi var.
Müslümanlar İran'ı fethettikten sonra işte M.S.
700 yılda Sasani İmparatorluğu yıkılıyor ve 700 yılda İran Müslümanlaşmaya başlıyor.
Bu arada Sasani dönemi İran tarihinin en önemli dönemlerinden yani Pers medeniyetinin nirvanalarından diyebilirim.
Ama modern İran'ın başlangıcı Safevi devletiyle oluyor.
16. yüzyılın başı 18.
yüzyılın ortası. Safeviler tarih derslerinden anımsarsanız Şiili'yi benimsemiştir ve 12 imam yani Hazreti Ali oğulları Hasan ve Hüseyin ve torunlarını imam olarak kabul ederler.
Onların günahsız olduklarına inanıyorlar ve onları tanımayanların dinen küfre girdiklerini düşünüyorlar.
İşte bu imamiyeliği İran resmi bir mezhep olarak kabul etmiştir.
Burası çok omelli. Bunu unutmayalım bu cepte.
Bir de Ayetullah adı verilen kişiler var duymuşsunuzdur.
Bu bir onur ünvanıdır.
Yani öyle bir dini makam.
Fetva verebilen kişiler.
Misal Ayetullah Hümeyni.
En bildiğimiz o diye onu söylüyorum.
Bu kişilerin dini ve ilmi bakımından fazilet ve kemal sahibi olduklarına inanılır.
İlahi hakikatlerin tercümanı olarak görülüyorlar ve halkın şeri ve dini vazifelerini gerçekleştiriyorlar.
Yetki sahibi kişilerdir ayetullah dediklerimiz.
Zaten buradan konuya girmiş olduk ufaktan.
Türkiye ve İran farkı burada arkadaşlar.
Şöyle ki şimdi Osmanlı'da hatırlarsanız ulema sınıfı vardı ve devlete bağlıydı.
Burası önemli. Yani bağımsız, otonom bir güç gibi hareket edemez ulema sınıfı.
Diyanet ve Şeyhülislamlık devlete bağlı bizde.
İran'da durum böyle değil.
Ulema sınıfının elinde kontrol yani ulema sınıfı baştakini komple yönlendirebilir.
Burada ayrılıyoruz. Şah İsmail'i hatırlayın bir evliya gibi görüyorlardı onu.
Safavi hanedanının en parlak ismi Şah İsmail tahta gelir gelmez ne yapıyor?
Şii İslam'ın 12 imamı dediğimiz o İsna Aşeriye mezhebini yeni kurulan devletin resmi dini olarak ilan ediyor.
Ve Şii alimleri İran'a getirtiyor ve sünni halk üzerine bir baskı başlıyor.
Şiileştirmek istiyor şiileştirme politikası ve bu arada lütfen İran Şiiliği ve bildiğimiz o Aleviliği karıştırmayalım.
Asla aynı şey değil. Şiilik Safavid devletinin resmi dini haline geldikten sonra Sünni Osmanlılara karşı siyasi bir duruş oluşuyor arkadaşlar.
Burası önemli. Çünkü en başlarda bir sorun yok.
Şiiler ve Sünniler arasında sonradan yani 16.
yüzyılda böyle farklı mezhepler arasındaki o farkların siyasallaştığını görüyoruz.
Dini itikadın siyasal sadakatle eş tutulduğunu görüyoruz.
İşte bu her şeyi körükleyen şey.
Çünkü Şiysen artık Osmanlı topraklarında işin zor.
Sünniysen de Safavi topraklarında işin zor.
Turan ve İran gerginliği işte bundan sonra start veriyor.
Safavilerin ardından da Kaçarlar geliyor.
Kaçar hanedanlığı da 1794-1925 arası.
Bu artık bildiğimiz böyle İran'a geçiş dönemi sayılabilir arkadaşlar.
Ama Kaçarların öyle Safaviler gibi bir süksesi var mı?
Yok. Çünkü dışarıdan gelen bir hanedanlık olduğu için o Şah İsmail'in siyasi karizmasını asla yakalayamıyorlar.
Pek prestijleri yok Kaçarların.
İşte bundan dolayı ne oluyor?
Şii uleması daha baskın, daha güçlü bir pozisyon alıyor.
Şahı protesto edecek kadar, şahla alay edebilecek kadar güçlü bir ulema sınıfı var o dönemde.
Ve fitili ateşleyen olaya geliyorum artık.
Konuya geçebiliriz. Ama size söylemem gereken güzel bir haber var.
Bu da şeye benzedi. Bir bilmecem var çocuklar.
Haydi sor sor. İngilizce deyince aklımıza gelir.
Acaba nedir nedir?
Cambly deyince anla.
Tamam şimdi buldum.
Yılın en büyük indirimi var Cambly'de.
Tam %60 indirim.
Kendime yatırım yapmak istiyorum ve İngilizcemi geliştirmek istiyorum diyenler lütfen bu fırsatı kaçırmasın.
Hatta çocuğunun geleceği için kalıcı yatırım yapmak isteyenler de eğer 4-15 yaş arası bir çocuğunuz varsa onun içinde bir fırsat var.
Şu an Cambly Kids'de, bireysel derslerde, grup derslerinde hepsinde %60 indirim var ama sınırlı sayıda kişi için geçerli.
Elinizi çabuk tutun. Merve denemek isterim diyenler için ilk dersiniz.
Hemen şimdi hatta 7.24 zaman mekanı fark etmeksizin online bağlanabilir ve derslerinize başlayabilirsiniz.
Üstelik istediğiniz konuda konuşabileceğiniz eğitmenler var sistemin içerisinde.
Bize özel kodumuz 60İRAN Açıklamalara bırakacağım linkten hemen yılın en büyük indiriminden faydalanabilirsiniz.
Hadi devam edelim. Fitili ateşleyen şey demiştik.
Şah Rıza Pehlevi İran Şahı 1925'te Kaçar Hanedanının son şahını deviriyor ve Pehlevi Hanedanlığını kuruyor.
Kendini de şah ilan ediyor.
Ama bilin bakalım ne eksik.
Şahlık soyundan gelmiyor.
Kendi kendini ilan etmiş.
Merkezi bir ordusu var.
Aslında darbeyle iktidara geliyor diyebilirim.
Ve sıkı tutunun kime özeniyor biliyor musunuz?
Atatürk'e özeniyor. Hayali onun gibi bir cumhuriyet kurmak.
Canım atam. Hemen başa gelir gelmez bir modernleşme süreci başlatıyor Pehlevi.
Bu arada İran dört bir taraftan kuşatılmış yani işgal altında.
Bir tarafta İngilizler var bir tarafta Ruslar var.
Özellikle İngilizler çünkü Ruslar Bolşevik ihtilali patlayınca İran'ı boşlamak durumunda kalıyorlar.
Hani kendi dertleriyle uğraştıkları için İngilizler iyice o gücü ele geçiriyor.
Yıl 1919'lar ondan sonra...
İran milliyetçisi Rıza Han yani Şah Rıza Pehlevi 1925'te dediğim gibi askeri bir darbeyle başa geliyor.
Sonra Atatürk Rıza Pehlevi'ye diyor ki bir elçi gönderiyor.
Pehlevi'ye şahlık değil diyor.
Cumhuriyetini ilan et. Ama Pehlevi'nin cevabı da şu.
Hayır diyor İran şahlığa alışık.
Yani burada cumhuriyet olmaz.
Başka bir rejim ile yönetilemez burası.
Mecburen şahlığımı ilan edeceğim diyor.
Sonra ne yapıyor? Full Atatürk'ü taklit ediyor.
İşte güçlü bir ordu kuruyor. Hukuk sistemini yeniden yapılandırıyor.
Avrupa'daki yasalara benzer kanunları yürürlüğe koyuyor.
Sanayi teknolojiyi teşvik etmeye çalışıyor.
Reformlar yapıyor. Kadınlara eşit haklar tanınması için reformlar yapıyor.
Ve ülkenin adını Pers'ten...
İran'a çeviriyor. Yani İran arayanların toprağı.
Evet o Hitler'in meşhur hayalini kurduğu en üst ırk olarak gördüğü arayanlar ta kendisi.
Kendisi okuyamadığı için okulu okuyamamış modern okullar açıyor.
İşte medreseleri kapatıyor ve ne oluyor?
Din adamlarının tepkisini çekiyor bu hareketleri.
Hatta diyorlar ki okullar oğullarınızı kafir, kızlarınızı fahişe olmak için eğitiyor.
Camilerde bu yayılmaya başlıyor arkadaşlar.
Ha bu arada bu Cumhuriyet...
Fikrini sevmeyen sadece mollalar değil.
İngilizlerin de çıkarlarına ters Cumhuriyet.
Zaten yıllardır Mollalarla el ele İngilizler.
Onları korkunç bir şekilde destekliyorlar.
Eğitimsiz bir halk istiyorlar.
Neden? Çünkü daha kolay yönetelim diye.
En sonunda Cumhuriyet hayalleri hedefine ulaşamıyor Rıza Pehlevi'nin ve 1925 yılında şah oluyor.
Yani şahlığını ilan ediyor.
Ona tüm karşı çıkan Mollalar ve meclis vekillerine karşı mecliste oy birliğiyle kraliyetini ilan ediyor.
Sonra ne oluyor? Taviz vermek zorunda kalıyor.
Hiçbir şeyi değiştirmeyeceğine, İslam yasalarını koruyacağına dair tavizler veriyor.
Bu arada tabii ki Moğollaları da arkasına almak durumunda kalıyor.
Ve haliyle İngilizleri de yani tahta geçip şah olmasında onlar etkili olduğu için.
1936 ve 1941 arasında Rıza Şah kadınların zorla örtülmelerine engel olmak istiyor.
Kara çarşafın kalkması için daha doğrusu zorunlu olmaması için mücadele ediyor.
Ama Mollalar ve dini görüşü Mollalarla aynı olan halkın bir kesimi kadınların böyle bir serbestliğe kavuşmasını asla istemiyor.
Yani radikal kesimin...
Tepkisini çekiyoruz Zahşah'ın yaptıkları.
Bir de arkadaşlar İngilizlerin istekleri hiç bitmiyor.
Yani tahta geçtin hadi bakalım bize bir sakal at modundalar sürekli.
Özellikle de ne konusunda?
Tabii ki İran diyorum petrol konusunda.
İngilizlerle çok cebelleşiyor.
Yani İran kendi topraklarından çıkan petrolün sadece %16'sını alabiliyor.
Geri kalanı İngilizlere vermek durumunda.
Ve Rıza Pehlevi bunu %21 yapmaya çalışıyor.
Bunu da başarıyor. Ha bu arada Hümeyni Nerdemer ve meşhur İran İslam devriminin baş ismi.
O sırada o da Rıza Pehlevi'den hoşnut deyip bir süre sonra ortaya çıkacak.
Az sonra oraya geleceğim. Ama her şeye rağmen bu Rıza Pehlevi'nin modernleşme süreci 1941'e kadar devam ediyor.
Maalesef daha sonra 2.
Dünya Savaşı patladığı için 1925-1941 dönemi Rıza Pehlevi'nin dönemi kapanıyor ve zorla istifa ettiriliyor.
İngilizler tahta Rıza Pehlevi'nin oğlu olan Muhammed Rıza Pehlevi'nin geçmesini istiyor.
Babası tahtını oğluna bırakıyor ve İran topraklarından bir avuç alıp ülkesini terk ediyor.
Daha sonra sürgünde de ölüyor.
Nedeni hala kanıtlanmadı.
Neden acaba? Öldükten sonra naaşı Mısır'da mumyalanıyor ve ülkesine getiriliyor.
Daha sonra Ayetullah Hümeyni İran İslam devriminden sonra adamın mozelesini bile yıktırmıştır.
Neyse işte bu tahtın babadan oğla geçişi yani Şah Rıza Pehlevi'den oğlu Muhammed Rıza Pehlevi'ye geçiş sürecinde Çok önemli bir isim var bunu bilmemiz gerekiyor.
Muhammed Musattık duymuşsunuzdur.
Musattık baba Rıza Pehlevi'nin darbesinden sonra o bakanlık görevine getirilmiştir ama kendini şah ilan edince Rıza Pehlevi işin rengi değişiyor.
Şah olduktan sonra kendisine muhalif olan herkesi uzaklaştırmıştır Rıza Pehlevi.
Ama sonra oğlu tahta geçince ulusalcılar tarafından yeniden mecliste seçiliyor Musattık 1944'te.
Adam başkanlık maaşını bile...
Kabul etmemiş öyle bir adam. Şimdi Musadlık'ın yaptığı en önemli şey şu arkadaşlar.
Ülkenin petrol zenginliklerini İngilizlerin elinden kurtarıp kamulaştırmaya çalışmıştır Muhammed Musadlık.
Ve Rusya'nın İran'daki o petrol arayışına karşı büyük çabalar vermiştir.
E haliyle bunlar milliyetçi cephelerde büyük sevgi kazandırmıştır Musadlık'a.
1951'de İran petrollerinin millileştirmesine yönelik yasayı...
Meclisten geçirmeyi başarıyor Musaddık ve bu hamlesiyle de iyice güçleniyor ve başbakan oluyor.
Ki 2. Dünya Savaşı sonrası artık dekolonizasyon süreci başlıyor.
Yani sömürgeciliğin sonlanma dönemi dekolonizasyon.
Sömürgelerin bağımsızlaşma süreci.
O yüzden artık İngiltere, Fransa gibi devletler kolonilerin üzerinde gücünü kaybetmeye başlıyor ve geri çekilme sürecine giriyorlar.
İran koloni bir merve değil ama yani adamların petrolünü sömürüyorlar.
Kendi ülkesinden fışkıran.
Petrolün %80'ini İngilizlere veriyor İranlılar.
Musadlık da diyor ki bir dakika kardeşim diyor ya hani ne yapıyorsunuz siz hayırdır?
O adamı orada tutarlar mı?
Resmen ikinci bir darbe oluyor İran'da ve bu darbeyi kim yapıyor?
CIA. Yıllar sonra bunu itiraf ettiler.
Darbeyle dediğim gibi Musadlık görevinden uzaklaştırılıyor ABD ve Britanya.
Altında onlar var. Tabii Şah Muhammed'le aralarında rekabet var.
Bir güç savaşı var Musadlık'la ikisinin arasında.
1953'te Şah Musadlık'ı görevden almak istiyor.
Halk diyor ki hayır alamazsın.
Sokağa dökülüyor. Olaylar o kadar büyüyor ki Şah Muhammed İran'dan kaçmak zorunda kalıyor.
İşte dananın kuyruğu orada kopuyor.
Çünkü ondan sonra Musadlık'ı bir darbeyle CIA'ya indiriyor ve Şah'ı ülkesine geri getiriyorlar.
Bence burayı unutmayın burası çok önemliydi.
Musadlık'tan neden bu kadar korkuluyor?
Çünkü Soğuk Savaş dönemi yani giderek ısınıyor Soğuk Savaş ve Başbakan'ın bu ulusalcılığı, Musadlık'ın ulusalcılığı İran'ı Sovyet bloğuna yaklaştırır diye korkuyorlar.
Hep gördüğünüz gibi tarih boyunca hiç değişmemiş bir şey var.
Filler tepişmiş, çimenler ezilmiş.
Yine ABD, Rusya çekişmesi ve bu hikayede yanan İran olmuş.
Musadlık'ın batı tarafından gördüğü bu kötü muameleler İran halkını tabii ki düşündürüyor.
Zaten hep düşünüyorlar bir kuşkuları var.
Ülkemiz acaba batılı güçler tarafından mı yönetiliyor?
Yani bu liderler kukla mı acaba diye düşünüyorlar.
Ve bu ne zaman netlik kazanıyor?
Hani az önce çok önemli dedim ya gerçekten önemli.
Çünkü bu darbeyle Siyahi Musaddık'ı indirince ki buna Ajax operasyonu deniliyor.
Yerine kaçan Şah Muhammed'i geri getirmelerinden sonra İran halkı diyor ki tamam.
Şimdi oldu. Şimdi oturdu taşlar.
İran'ın politik kahramanı Musaddık ev hapsine mahkum ediliyor arkadaşlar.
Konuşması, yazması her şey yasaklanıyor.
Hatta onun hakkında konuşmak bile yasak.
Öyle bir korku düşünün.
Şah ve hükümeti Musaddık'ın acilen unutulmasını istiyor.
Bu arada Muhammed Şah kendisine şöyle bir ünvan veriyor arkadaşlar.
Allah'ın yeryüzündeki gölgesi, kralların kralı Şehin Şah.
Ve devasa 160 bin metrekarelik bir sarayda yaşıyor.
Halktan kopuk, inanılmaz lüks, inanılmaz şatafatlı bir hayat sürü ailesiyle sürekli partiler veriyorlar.
Ve bu partide böyle dünyaca ünlü isimler falan var.
Ama halktan haberi var mı?
Yok. Herkesi kendi gibi sanıyor demek ki.
Bütün devrimler böyle olmadı mı zaten?
İşte Kızıldevrim, Fransız Devrim hep böyle bir saray vardır.
Orada halktan habersiz yaşayan bir baştaki adam ve ailesi vardır.
Devrimler hep böyle olmuştur.
Her neyse. Dediğim gibi partiliyorlar sürekli.
Halktan haberleri yok. Ve zaten kararlar alıyor Muhammed Rıza ama arkasında kim var?
Elçiler var. Özellikle Amerikan elçileri.
Mühür kimdeyse Süleyman odur demişler.
O tacı kafasına kim koyduysa o ülkeyi de o yönetecek tabii ki.
Dönelim halka. Halk zaten çok hoşnut değil.
Böyle 1941'lere baktığımız zaman zaten petrol İngilizlerin elinde ve Abadan'da bulunan petrol kuyularında çalışan İran halkı kendi ülkelerine bakın sefalet ve yoksulluk içindeler ama İngilizler orayı işletiyorlar.
Lüks içinde yaşıyorlar.
Yani kendi ülkelerinde İranlılar...
İkinci sınıf vatandaş muamelesi görmeye başlıyorlar.
Örnek ver Merve. İngilizlerin bindiği otobüslere İranlıları almıyorlar.
Bu arada İran'dayız. Kendi ülkelerindeler.
İngiliz çalışanların girdiği kulüpler var.
Bu kulüplerin kapılarına şöyle bir ibare asılmış.
Köpekler ve İranlılar giremez.
Kendi ülkelerindeler düşünün yani.
Ve Şah da bu adamlarla kan keyto.
Halk nasıl çıldırmasın sorarım size.
Musaddık'a yapılanlar ortada.
Şah'ın küs olmadığı, kavgalı olmadığı kimse yok.
Cumhuriyet taraftarlarıyla, muhafazakarlarla, solcularla, komünistlerle çekişme halinde ki zaten bir dönem vuruldu.
Şah 1949'larda bir silahlı saldırıya uğruyor.
Ve bu saldırıyı da komünistlerin yaptığını düşünüyor.
İyice böyle abanıyor üstlerine.
Ve bu muhalifleri kontrol altında tutabilmek için SAVAK adı verilen Amerikan destekli dikkatinizi çekerim CIA destekli bir gizli servis kurduruyor.
istihbarat teşkilatı dediğim gibi o saldırıdan sonra hani böyle bir etkisi olmuş olabilir korkudan savağı kuruyor ve Şah nur topu gibi bir diktatör oluyor yani kendisine karşı olan bütün muhalifleri
tutuklatıyor sıkı yönetim ilan ediyor bu olaydan sonra işte vurulduktan sonra ülkede özgürlük namına hiçbir şey kalmıyor Meclisi feshediyor ve 1963'de çok önemli bir
olay gerçekleşiyor. Beyaz Devrim.
Beyaz Devrim önemli bilmemiz gerekiyor.
Çünkü bu Şah'ın kapsamlı bir modernizasyon programı.
79'lara kadar sürüyor.
Çok kapsamlı bir kalkınma planı.
Yani Şah'ın başına taş mı düşmüş diyebilirsiniz.
Kadınlara oy verme hakkı, kara, hava, demir ağlarının genişletilmesi, sıtma hastalığıyla mücadele, arazi paylaşımı ki bu çok önemli.
Toprak sahiplerinin sanayi kuruluşu.
Buluşların ortak olması karşılığında devletleştirilen arazinin köylülere dağıtılması burası önemli.
Çünkü feodal bir ekonomi var.
Bunu kapitalist ama modern bir ekonomiye çevirmeye çalışıyor.
Sonuç ne oluyor? Din adamları çok rahatsız oluyor.
Çünkü onların gücünü azaltıyor bu söylediklerim.
O dönemde özellikle dini bir lider çok sivriliyor arkadaşlar.
Bu kişi beyaz devrimin İran'daki yabancıların çıkarlarına hizmet ettiğini ve Şii geleneklerini yerle bir ettiğini iddia eden Ayetullah Hümeyni.
Diyor ki Batı emperyalizmine Teslim olduk.
Daha sonra ne oluyor? Şah hemen Hümeyni'yi tutuklatıyor.
Bu tutuklamadan sonra Hümeyni'nin iyice popüleritesi artıyor.
Yandaşları ayaklanıyor ve Şah'ın güvenlik güçleri bu duruma çok sert bir tepki gösteriyor tanklarla falan.
Ve işler çığırından çıkıyor.
Çünkü kutsal olarak görünen birinin tutuklanması İran'da.
Asla hoş karşılanmıyor.
Şah geri adım atmak zorunda kalıyor ve Hümeyni'yi bağışladığını söylüyor.
Ama ne yapıyor? Hümeyni'yi hop sürgüne gönderiyor.
İşte bu önemli.
Yani Hümeyni ile Muhammed Rıza Şahpehlevi'nin birinci roundunu anlattım size.
Ki şu da var Hümeyni'nin 1963'de yayınladığı bir bildiri var.
Burada resmen savaş ilan ediyor.
Çok sert Şah'a bir bildiri yayınlıyor ve onu kınıyor.
Resmen Şah'a Yezid demiş.
Yani Yezid biliyorsunuz Kerbela'da Hazreti Hüseyin'in Hazreti Ali'nin oğlunu öldüren Emevi halifesi.
İşte sonra Ev hapsine atılıyor Hümeyni 8 ay ev hapsinde kalıyor ve o az önce anlattığım o çıkan olaylarda 400 kişi hayatını kaybediyor.
Bu çok önemli birinci round unutmayın.
Sonra Muhammed Rıza Pehlevi modernleşme sürecine geri dönüyor.
Ama bu beyaz devrim dediğimiz olay çok hızlı bir kentleşmeye neden oluyor.
Hızlı bir batılılaşmaya sebebiyet veriyor.
Şah'ın amacı ne Merve?
Bunları yapmakta amacı şu.
O dönemin Japonya'sıyla boy ölçüşebilecek bir pozisyona gelmeye çalışıyor.
Dünyanın lider ekonomisi olmak istiyor.
Ve bunun için gerçekten elini cebine atıyor.
İnanılmaz bir masraf. Ülkenin altyapı hizmetlerini komple değiştiriyor.
Ordusunu güçlendirmek için.
Düşünün 1974 yılında.
milyon dolar para harcamıştır Şah Muhammed.
Amacı ne? Bağımsız bir dış politika istiyor ve gerçekten de o 10 yıl yani 63 ile 73 arasına baktığımız zaman iyi yönetim süreci diyebilir miyiz?
Bence diyebiliriz. Çünkü ekonomi iyi, enflasyon düşük, refah seviyesi artmış insanlarda.
Eğitim herkes için bir fırsat eşitliği yaratılmaya çalışılıyor.
Ya Merve bu şaha sihirli bir değnek mi demiş?
Nasıl oldu da bu adam böyle oldu bir anda demiş olabilirsiniz.
Şöyle şimdi beyaz devrim bir kere kansız bir devrim olması amaçlandığı için beyaz.
Ha öyle mi olmuş? Hayır geleceğim oraya.
Neden böyle yapıyor? Çünkü iktidarını sağlam almak istiyor herkes gibi.
Yani o koltukta sağlamlaştırmak istiyor kendini yerini.
Toprak sahiplerinin etkisini kırması gerekiyor bunun için.
Köylülerle işçi sınıfının arasında yeni bir destek tabanı oluşturmak için uğraşıyor.
Aslında amacı bu. Amacı iktidarını sağlama almak bu beyaz devrimde.
Kırsaldaki köylüyle böyle dirsek teması kurmaya çalışıyor.
Neden Merve? Çünkü uleman sınıfının gücünü kırması gerekiyor.
Onlar çok güçlü bunu yapması gerekiyor.
İyi hoş güzel de kötü olan ne bu dönemde demiş olabilirsiniz.
Şah iktidarını sağlama alabilmek için sol muhalefete öyle bir eziyet ediyor ki.
Çünkü Soğuk Savaş'ın zirvede olduğu bir dönem dediğim gibi beni çok genç dinleyenler var.
Soğuk Savaş'ı bilmeyenler için kısaca ABD ve Sovyet Rusya arasındaki gerginlik hala bitmiş değil.
Bilim, psikoloji, uzay yarışı, spor, teknoloji alanlarında hep bir rekabet halindeler.
Özellikle de 47-91 arası olan mücadelelerini kapsayan dönem.
İşte böyle bir dönemde Rusya'ya yakın bir İran'da komünizm ve sosyalizm dalgası var ve bunu engellemeye çalışıyor.
Bu arada dedim ya işte Şah'a suikast düzenlendi ondan sonra çok korktu iyice baskıyı arttırdı demiştim.
Onu da İran Komünist Partisi Tudehin yaptığını düşündüğü için çoğu kişiyi idam ettiriyor bu partiden 1955'lerde.
Dediğim gibi işte beyaz bir devrim yok gördüğünüz gibi aslında arka planda kan var.
Şah kendisine muhalif olan bütün partilerin işte onların elemanlarını hareketsiz hale getirmeye çalışıyor.
Yani baktığınız zaman evet özgürlük var zannediyorsunuz ama yok.
Tek adam o. Hep toplu tutuklamalar, idamlar, işkenceler var ve bunları da kimle yapıyor?
CIA ve Mossad desteğiyle kurulan SAVAK'la iç güvenlik servisiyle yapıyor.
Yani devlet polis yetkilerine sahip bir istihbarat servisiyle kol kola arkadaşlar.
SAVAK muhalifleri bir bir avlıyor, medyayı inanılmaz sansürlüyorlar ve hükümet için başvuranları tarıyorlar gelmişini geçmişini.
Kimdir necidir nereden gelmiştir hani hükümet başvuruları ona göre alınıyor memurlar.
Ve insan hakları gruplarının çalışma raporlarına göre Şah'ın bu yönetimi sırasında yaklaşık bin muhalif idam edilmiş 4500 kişi tutuklu.
Yani halk özgür değil.
Evet bu kadar ekonomi şaha kalkıyor falan gibi görünüyor ama bir özgürlük yok.
Medya yok. Hiçbir şey yok.
Bir diktatör var. Bir diktatör tarafından yönetildiğini anlayan bir halk var.
Şah da onlara diyor ki yol yaptık.
Fabrika yaptık. Pışpışlıyor.
Nasıl olsa diyor ekonomiyi şaha kaldırdım gibi gözüküyor.
Yani politik bir tahammülsüzlük yaşanmaz herhalde.
Şahın planı bu. Ama öyle mi oluyor?
Hayır. Şimdi beyaz devrim 63 ile 73 arası dedim ya.
63. İşte Humeyn'i ev hapsinde kalıyor hatırlarsanız 8 ay sonra salıyorlar 64'ün başında.
Ama o süreçte de Şah Aleyhine açıklamaları devam ediyor mu?
Tabii ki devam ediyor. Hatta Amerikan askerleri o dönem yargılamadan muaf tutuluyorlar.
Bunları protesto ettiği için Humeyn'i tekrar tutuklanıyor.
Bu sefer nereye gönderiliyor?
Türkiye'ye. Türkiye'ye sınır dışı sürgün Bursa'ya geliyor ve Bursa'da bir MIT görevlisi olan Ali Çetiner'in evinde kalıyor.
Tam 11 ay Bursa'da kalıyor.
Daha sonra 1965'te Türkiye'den ayrılma izni verildikten sonra Irak'a Necef kentine gidiyor ve tam 13 sene Irak'ta yaşıyor.
Oradan da son kez Fransa'ya sürgün ediliyor.
Oralara geleceğim. 1979'da da Tahran'a geri dönüyor zaten.
Dönüş o dönüş. Ama dediğim gibi 1964'de salınıyor.
Ondan sonra Türkiye süreci var.
Seneye yakın daha sonra da 65'te Türkiye'den Irak'a gidiyor Necef kentine ve 13 sene burada burayı unutmayalım.
Gelelim 1974'de burası önemli.
Şah Muhammed Rıza Pehlevi reform giderlerini karşılayabilmek için OPEC'de aktif bir rol alıyor arkadaşlar.
Petrol fiyatlarının artması için ısrarcı oluyor.
Buna da değinmek istiyorum. Kısaca OPEC ne?
OPEC 1960'da kuruluyor.
Artık 7 kız kardeş değil üreticiler fiyat belirliyor arkadaşlar.
7 kız kardeş ne?
Merve ilk kez duyanlar olabilir.
Dünyanın... En önde gelen petrol üreticilerine 7 kız kardeş deniliyor.
Yani Hollandalılar, İngilizler, Amerikalar öyle deniliyordu.
Rockefeller ailesine ait standart oil petrol şirketi bölünüyor.
Bunlar ortaya çıkıyorlar. İşte bunlar 1960'da OPEC kurulunca çok büyük sıkıntıya düşüyor.
Çünkü artık fiyatı üreticiler belirliyor ve bu ne oluyor?
Batıyı krize sokuyor tabii ki.
OPEC'te petrol ihraç eden ülkeler yani mal sahipleri artık elini masaya vuruyor.
Diyor ki bir dakika ya bu petrol bizden çıkıyor.
Yani dünyanın petrol rezervleri onların elinde 3'te 2'si.
Venezuela, Suudi Arabistan, İran, Irak, Kuveyt gibi ülkeler bunlar petrol zenginleri.
İşte 1973'te bu OPEC radikal kararlar alıyor ve petrol fiyatlarıyla ilgili 73'te Arap-İsrail savaşı esnasında İsrail'i destekleyen batılı devletlere karşı.
Petrollerini bir silah olarak kullanıyorlar ve petrol fiyatları bir anda %130 artıyor.
ABD ve Hollanda'da sevkiyatlar duruyor.
OPEC üyesi ülkeler bir anda kalkınıyor ve deli paralar akıyor ülkelerine.
Yani bir günde zengin oluyorlar resmen.
İşte bu noktada Şah OPEC'de dediğim gibi çok aktif bir rol üstleniyor.
Toplantı da Tahran'da yapılıyor hatta.
Sizce bu yaptığı yani Amerika şöyle mi karşıladı?
Aa harikasın ya devam et muhteşem demiş olabilirler mi?
Hayır o kadar büyük düşmanlar ediniyor ki.
Özellikle Nixon yönetimi baya bir düşman kesiliyor.
Ama Şah geri vites yapıyor mu?
Hayır yapmıyor. Çünkü keş bir para var cebi ısınıyor.
İyice böyle yürekleniyor yürek yemiş gibi para geldikçe.
1974'te de petrola %14 zam yapıyor.
Batının ekonomisini çökertiyor.
Amerika'da çoğu benzinlikte yetersiz tedarikten dolayı benzin yoktur yazıyor.
Öyle bir yokluk. Yani gelsin düşmanlar.
İran gücünün farkına varıyor.
Petrol imparatoru oluyor şah resmen yani 1974'te.
İran şunu söyleyebilirim artık gelişmekte olan değil.
Neredeyse gelişmiş bir ülke konumuna geliyor.
Çok kısa bir sürede. Benim çok sevdiğim bir Sezar sözü var biliyorsunuz.
Yani zarlar atıldı.
Yani buradan artık geri dönüş yok.
Ok yaydan çıkıyor ve Orta Doğu'da Karslar yeniden dağıtılıyor.
Devlerliği diyebilirim. İran bir anda o gelen parayla modernleşiyor arkadaşlar.
Ve 73-74 arası...
Para bizde, şöhret bizde, sizde ne var söylesene modundalar.
Ve Şah 12 yıl içinde 15 üniversite açıyor.
200'e yakın eğitim kurumu açıyor.
Baya bir şeyler yapıyor ama Şah gelen tüm paraları reform hareketlerine aktarıyor.
Yani tam zenginiz derken ekonomi dengeli bir politikadan...
Korkunç yüksek bir enflasyona geçiyor arkadaşlar.
Orta sınıf öyle bir hale geliyor ki ev bile alamıyorlar.
Ev alamayacak bir hale geliyorlar.
Çünkü konut fiyatları zirveye çıkıyor.
Köyden şehre göç artıyor.
Şantiyelerde böyle ağır işlerde çalışan bir alt tabaka oluşuyor.
Ve halk çok büyük bir heze yana uğruyor.
Çünkü Şah onlara çok büyük ümitlerle geldi.
Yani refah dolu günler vadetti ki o kadar deli paraya beklenen şeyin bu olması çok normal.
Ve sonunda 1975'te Şah...
Artık tek partili döneme resmen geçti ve tek adam oldu.
Yani kendi politik çıkarları için yapmayacağı şey yok.
Şah tek adam rejimine geçerken arkasına kimi aldı?
Komünist fikirlere karşı olan din adamlarının desteğini aldı.
Arkasında onlar var. Amerika'nın Bin Laden'deki olayı gibi yani Sovyetlere karşı potansiyel bir müttefik dedi Bin Laden için.
Olayları biliyorsunuz sonra.
Şah da aynısını yapmış oldu.
Yani düşmanımın düşmanı benim dostumdur politikası gitti.
Ve 60'larda 70'lerde komünistlere karşı olan din adamlarını hep güçlendirdi ki hani arkamı sağlama alayım diye.
Yani olay din falan değil. Ne kadar da mümin bir insan öyle düşünmeyin.
Yani amacı başka. Düşmanımın düşmanı benim dostumdur politikası.
Bu süreçte Hümeyni de Irak'tan.
Sürgünde arkadaşlar ama sürgünde olmasına rağmen İran'ın her yerinde etkisini gösteriyor ve söylemleri gitgide yayılıyor tabii ki.
İran'da zaten her türlü muhalif sesi susturdu Şah.
Ve Hümeyni'ye etki edemedi ama.
Çünkü İran'da zaten muhalefet diye bir şey yok.
Tek adam var. Ve insanlar dolayısıyla Hümeyni'ye kurtarıcı gözüyle bakıyor.
Ve bir süre sonra Hümeyni'nin söylemleri devrime dönüşmeye başlıyor.
Sokak gösterileri başlıyor.
İnsanlar git gide Şah'tan uzaklaşıyor ve Hümeyni'ye yaklaşmaya başlıyor.
Dediğim gibi muhalefet yok.
Tek muhalefet o. O da zaten Irak'ta uzaktan yapıyor yapacağını.
Orada olsa gidecek yani.
İşsizlik var hayat. Pahalı insanlar aç, iyice kinleniyorlar Şah'a.
Ve 70'lerin sonundayken artık Şah'ın reform programı ülkenin petrol kaynaklarını karşılayabileceğinden çok daha fazlasını talep ediyor, harcamaya başlıyor.
Ve ne oluyor sonuç olarak?
1977'de İran ekonomisi çöküyor.
Hani derler ya boş tencerenin yıkamayacağı hiçbir iktidar yoktur.
Ama Şah İran halkının çehresini değiştirdi.
Ne oldu? Uzun yıllar içerisinde az önce anlattım.
Yeni bir orta sınıf yarattı.
Bunu başardı Şah. Ama bu da onun aleyhine döndü.
Çünkü artık çalışan bir sınıf var.
Ekonomik olarak büyük beklentiler var Şah'tan.
Çünkü bunu vaat etti. Size dedi Japonların, Almanların hayatına denk bir hayat sunacağım dedi.
Bunları vaat etti. E ne oldu?
Para geldi. Bir şey yok.
Para geldi. Nereye gitti? İnsanlarda hiçbir şey yok.
Büyük beklentiler büyük hayal kırıklığı yaratır ve beklenen oldu.
Sürgündeki Hümeyne Şah'a zaten sürekli böyle iğneli mesajlar yolluyor.
Ve yolladığı duyuruları kasetlere kaydediyor yandaşları.
Bunu da böyle camilerde falan halka dinletiyorlar.
Üniversitelerde camilerde.
Her yerde Hümeyne'nin mesajları gitgide yayılıyor.
Buna zaten kaset devrimi deniliyor.
Devrim başlıyor.
Kaset devrimiyle başlıyor.
İran-İslam devriminin başlangıcı bu kaset devrimi.
Ve halk... Hümeyni'yi Şah'a karşı dediğim gibi tek alternatif olarak görüyor.
Bakın muhalefet yok çünkü.
Bir ülkede muhalefetsizlik kadar kötü bir şey var mı soruyorum size.
Muhalefet çok önemli. Kim sesini çıkarttıysa Şah'a karşı ya öldürüldü ya hapislerde çürüdü.
Örnek ver Merve, Ali Şeriati yani ötesi var mı?
İranlı bir sosyolog hatta geçen bir kitabını paylaşmıştım Instagram'da Dine Karşı Din kitabını.
Çağdaş İslam üzerine yazdığı eserler böyle şimşekleri üstüne çekmiştir.
Çağdaş bir tavrı var yani modern gelenekselci bir yaklaşımı yok.
Okuyun diyor Ali Şeriati çünkü mürekkebin dökülmediği yerde.
Kan dökülüyor diyor. İşte Ali Şeriati'nin şah döneminde üniversitede dersleri engelleniyor.
Canlı tehlikeye giriyor ki öldürüleceğini biliyor zaten.
İngiltere'ye kaçıyor ve SAVAK tarafından 1987'de kaldığı otel odasında...
Tabii ki kalp krizi denildi.
Cemil Meriç okuyanlar bilir zaten Ali Şeriatin'in büyük hayranıdır.
Cemil Meriç'in de ben hayranıyım fikir işçisi.
Bir de şey var Salman Rüşdi onu da unutmayalım.
Onun hakkında da ölüm fetvası çıkartılmıştı.
Neden? Çünkü Şeytan Ayetleri kitabının yazarı kendisi.
Aynı zamanda Aziz Nesin'in Madımak'ta yakılmak istenmesine neden olan detaylardan biridir.
Türkiye'nin kara lekelerinden biri Madımak.
Yasaklıydı bir dönem bu kitap ama şu an değil sanırım.
Daldan dala Merve bir dur.
Vitesi geri takıyorum.
Şimdi Ali Şerati bile Şah Muhammed ortadan kaldırdı demiştim.
Ülkede muhalefet yok demiştim.
Sadece Hümeyni var muhalefet olabilecek tek kişi o.
O da diyor ki yeni kurulacak bir cumhuriyet istiyoruz.
Bu şekilde ortaya atılınca da halk da tabii ki ümit bağlıyor Hümeyni'ye ve destekçi oluyor.
İşte o sıralarda Şah.
Hümeyni'ye hakaretlerle dolu bir mektup yazıyor ve bu mektubu da üşenmiyor gazeteye veriyor.
Diyor ki bu mektupta Hümeyni için şehvet düşkünü, sen safkanlı İran bile değilsin, Hint kökenlisin, İngiliz ajanısın falan diyor.
Sonra zaten dananın kuyruğu kopuyor arkadaşlar.
Kum kentinde ki burası Hümeyni'nin sürgün olduğu yerdir.
Ve burada baya taraftarı var.
Öğrencileri, takipçileri hep burada.
Onlar bir yürüyüşe çıkıyorlar.
Protestolar başlıyor bu gazetede çıkan olaydan sonra.
Ve bir yıl sürüyor.
Düşünün yani öyle bir anda protesto ettik bitti değil.
Bir yıl. Ve bu...
Bütün İran'a yayılıyor bu protestolar.
Dini çevreler halkı toplumsal adaletsizliklere, despotluğa ve yabancı egemenliğine karşı mücadeleye davet ediyor.
Ve bayağı da bir taraftar topluyorlar.
Çünkü Şah o kadar bıktırmış ki insanları.
Ve o bir sene o kadar kan dökülüyor ki sokaklarda.
Grevler, gösteriler, hükümet çalışanları, fabrika işçileri, başı açıklar, başı kapalılar, her kesimden insan var.
Ve bunların tek bir ortak noktası.
var. Tek adamlığa karşı muhalif olmaları.
Tek adam istemiyorlar. Monarşi istemiyorlar.
Şaha karşılar. Başka ortak hiçbir noktaları yok.
Tek istedikleri şey özgürlük.
Basın özgürlüğü demokrasi.
Her insan gibi bunu istiyorlar ve bu insanların belki %90'ı şeriat istemek için o sokaklara çıkmamış.
Sadece diyorlar ki biz layık bir devlet istedik o yüzden çıktık.
Tek kurtuluşumuz Hümeyne biz onu öyle gördük diyorlar ve bu protestolarda Savak yani Şah'ın polis gücü kalabalığa ateş açıyor arkadaşlar ve yaklaşık çoluk çocuk.
100 kişinin ölümüne neden oluyor.
Çok kan dökülüyor.
Yani bir anda ülkenin ekonomisi zaten felçken daha da beter oluyor ve bu olaya da kara cuma denir arkadaşlar.
Şah ve halk arasında bir kan denizidir bugün.
Ve 1978'de bir sinemada ki o zamanların popüler eğlencesidir sinema.
Yangın çıkıyor. Rex sineması yanlış hatırlamıyorsam.
Ve 470 kişi yanarak hayatını kaybediyor burada.
Çıkamıyorlar salondan.
Ve bu yangının radikal dinci teröristler tarafından çıkartıldığı düşünülüyor.
Şahı iyice iktidardan düşürmek için yapıldığı düşünülüyor.
Ve bu olay sonrası halk iyice korkuyor.
İyice eve çekiliyor. Hani artık sokağa çıkarsa başıma bir şey gelecek mi vesaire değil ki.
Şöyle şeyler yaşanmaya başlıyor.
Din adamları sokakta böyle başı açık gördüğü kadınlara baskı yapmaya başlıyorlar.
Onların eşlerini darp ediyorlar falan böyle şeyler oluyor.
Ve daha sonra sıkı yönetim ilan ediliyor 1978'de.
Çünkü Şah ne yaptıysa altından kalkamıyor.
Artık bütün politik gruplar Hümeyne'nin adını telaffuz etmeye başlıyor.
İşte dediğim gibi Şah bunun üzerine bir sıkı yönetim ilan ediyor.
Hümeyni'yi sürgün olduğu şehir Necef'ten uzaklaştırıyor.
Yani Hümeyni son olarak Paris'te gitti demiştim ya az önce.
Paris'te gidiyor. Orada zaten çok az kaldı bir sene.
Şah da rahat bir nefes alacağını zannediyor o Paris'teyken ama yanılıyor.
Çünkü Hümeyni orada bile taraftar toplamaya devam ediyor.
Ve 1978'de artık Şah gitmeli sloganlarının yerini Şah ölmeli sloganları alıyor sokaklarda.
Yani ölecek adam yani bir şekilde.
Can güvenliği yok çok korkuyor ve son bir reform yapmaya çalışıyor ama olmuyor.
Ordu yönetime el koyuyor Amerika desteğini çekiyor ve Şah Muhammed Rıza 16 Ocak 1979'da bir daha asla geri dönmemek üzere ülkesini terk ediyor.
Ve 2500 yıl süren İran monarşisi bu şekilde sona eriyor arkadaşlar.
16 yıldır sürgünde olan Humeyni İran'a geri dönüyor Paris'ten.
Ve öyle bir karşılanıyor ki o uçaktan inişini görseniz kendisi bile inanamıyor.
Bu kadarını beklemiyor. Gelelim Humeyni dönemine.
Şah gitti artık. Şimdi şöyle ki bir takım gruplar tabii ki bu devrime karşı çıkıyor.
Yani dini bir liderin ülkeyi yönetecek bir kapasitede olmadığını düşünüyorlar.
Bunlar solcular. Onların da şöyle bir kafası var.
Diyorlar ki bırakalım. Bu adam devrim için gerekli ortamı hazırlasın.
Zaten halk da hazır. Sonra da biz meydana çıkarız.
Ülkemizi yönetme hakkını Hümeyni'den alırız diyorlar.
Bir şey demek isterdim ama siz anladınız.
Babayla başlıyor. Yani herkesin kafasında ayrı bir senaryo var.
Şah'tan kurtulalım demişler ama gerisini asla düşünmemişler.
Hani bir şekilde yola sokarız demişler.
Bu arada zaten çoğu din adamı hapiste.
Şah döneminde atılmışlar hapse.
Onlar bile inanamıyorlar.
Hani hapisten çıkınca devletin o başrollerinde görev alacaklarına kendileri bile inanmamış adamlar.
Derken Hümeyni resmen başa geliyor ve Aralık 1978'den 1979'un sonuna kadar ülkede büyük bir özgürlük hakim.
Yani yabancı kitaplar...
çevriliyor. Kilolarla satılıyor.
Millet bir anda Karl Marx okumaya başlıyor falan düşünsenize.
Herkes şok.
Hümeyni demokrat bir aktivist olan bakın demokrat diyorum.
Mehdi Bezirkan'ı da geçici bir başbakan olarak atıyor ve tabii ki o atandıktan sonra halk şöyle düşünüyor muhtemelen.
Aa işte artık farklı grupların düşüncelerine saygı gösterilecek.
Yaşasın falan oluyorlar.
E sonra ne oluyor? İran İslam devriminin düşmanı olan Her kim varsa hapse atılıyor, sürgüne gönderiliyor, çoğu öldürülüyor zaten.
Şahtan kalma her kim varsa devlet adamları bir bir ortadan kaldırılıyor.
Ve Hümeyni iktidara geldikten birkaç hafta sonra Ayetullah Halhali Ki lakabı sallandıran yargıcıdır duymuşsunuzdur.
İslam kanunlarını uygulayacak devrimci mahkemeyi kurması için görevlendiriyor.
Ve Halhali'nin yargıçlık yaptığı dönemde yüzlerce savak ajanı ve eski hükümet görevlisi idam edildi arkadaşlar.
Hatta Halhali der ki.
Biz hepsini idam edelim eğer suçları yoksa zaten öbür tarafta cennete giderler diyor devrim celladı.
Ve bütün bu yaptıklarını gazetelere servis ediyorlar.
Yani kurşunlananların fotoğrafları böyle o kadar kötü fotoğraflar ki bunları gazetelere servis ediyorlar.
Hani bakın başınıza bu gelecek yanı.
Eğer şah taraftarıysanız.
Yani halk ulusal açık mahkeme isterken adamların başına bunlar geliyor.
Yargısız bir infaz dönemi bu dönem.
Demek şah taraftarısın.
Al sana çat. Yani olay bu.
Halk devrimin yolundan saptığını anlıyor.
Ama artık çok geç. Yani bitti.
Ve 1 Nisan 1979'da İran.
İslam Cumhuriyeti kuruluyor ve batıya ait olan her ne varsa yakılıp yıkılıyor.
Alkol şişeleri zaten en başta sokaklarda böyle her yerde alkol şişeleri yakılıp yıkılıyor.
Sonra Şah'ın da tabi cezası kesiliyor.
İdam cezası çıkartılıyor hakkında.
Ülkesine dönerse idam edilecek.
Ve 1979'da Şah Amerika'ya gidiyor bir kanser tedavisi için.
Ve bu Amerika ziyareti Şah'ın o kadar büyük tepki çekiyor ki.
Çünkü şey diye düşünüyorlar ya CIA'ya tekrar ülkeye sızarsa.
diye korkuyorlar. Ve militan gruplar İran'daki Amerikan elçiliğini basıyor arkadaşlar.
52 Amerikalı'yı rehin alıyorlar.
Şah ülkesine geri dönerse teslim edeceğiz diyorlar.
Ve bu baskın 4 Kasım 1979 çok büyük bir rehine krizidir.
Filmi de var izlerseniz Argo operasyon filminin adı.
1980'de de zaten Şah ölüyor.
Artık geride dönemez.
Bir de unutmadan Persepolis diye bir film var.
Onu da lütfen izleyin. Muhteşem.
Daha önce önermiştim. Yani o rehine krizi dediğim gibi çok önemli.
Hani 3-5 gün sürer falan zannediliyor ama rehine krizi tam 444 gün sürmüştür ve bu 444 gün o adamları vermiyorlar.
E ne oluyor bu olay yüzünden?
Jimmy Carter ABD başkanlığında yeniden seçim olduğunda kazanamıyor.
Rehine krizini yönetemediği için alt tarafından seçilmiyor.
Ve bu olay İran-Amerika ilişkilerine gerim gerim gelmiştir.
Sonra zaten 1980'de İran-Irak savaşı patlıyor ve büyük abiler...
Her iki tarafa da silah satıyor.
1 milyon insan ölüyor.
2 milyon yaralı. 150 milyar dolar maddi hasar.
Taş üstünde taş kalmıyor ve savaşın galibi bile yok.
Bağdat'ta Sünni Saddam Hüseyin, İran'da da Şii Ayetullah Hümeyni.
Tarih tekerrür ediyor yani.
Saddam diyor ki sen İran'da yaptığın devrimi burada da yapacaksın.
Hümeyni de diyor ki sen diyor bizi devrimden sonra zayıf gördün, hor gördün, hakir gördün.
Körfez'deki Arap ülkelerini desteğin alacaksın.
İran'ı işgal edeceksin değil mi?
Onu istiyorsun değil mi? Diyor olay bu.
Böyle bir olay çıkıyor. Ama tabii olayın altyapısı farklı.
İşte İran'da Hümeyni bu savaş çıktıktan sonra iyice güç kazanıyor, iyice otoritesini sağlamlaştırıyor ki Hümeyni ilk başta solcuların desteğiyle geldi.
Yani halkın çoğu kesimi destekledi söyledim ya.
Bir sürü insan vardı. Başı açık vardı, kapalı vardı.
Herkesin desteğiyle geldi ama sonra ne yaptı?
Onları akart etti.
80-82 arası yani o savaş dönemine tekabül eder.
O dönemi fırsat bildi, savaşı fırsat bildi.
Üniversiteleri komple kapattı.
Yerine bütün müfredatı değiştirdi.
İslam'a uygun bir hale getirdi.
Ondan sonra açtı. Solcularla ayrı düştüğü yerde şudur Hümeyni'nin.
Velayeti fakihi savunur Hümeyni.
Topluma bir din adamı yol göstermeli.
Bu fikri savunur. Ki nitekim de öyle olur.
Hümeyni hukuk düzeni olarak İslami hukuk uygulamasına geçiyor arkadaşlar.
Ve kadınlar otomatikman bütün haklarını kaybediyor.
Başörtüsü zorunlu hale getiriliyor.
Batı müziği işte alkol bunlar yasaklanıyor ve şeriat düzenine geçiliyor.
Akademisyenlerin, kamu görevlilerin çoğu işten atılıyor.
Akademisyenler için hatta diyor ki defolsunlar diyor.
Bizim batı ilminden öğrenecek hiçbir şeyimiz yok diyor Hümeyni.
Tüm devlet daireleri, üniversiteler işte Hümeyni yandaşlarını kontrolüne geçiyor.
Kadınların evlenme yaşı 13'e düşürülüyor ve tepki alınca geri 16'ya çıkarılıyor.
Kadın boşandığı zaman malların yarısını alma hakkı var ama o da elinden alınıyor.
Plaj ve spor alanı gibi yerlerde kadın erkek ayrılıyor tabii ki.
Kadınlar da dolayısıyla protesto yapıyorlar hatta bir pankartta şöyle yazmışlar.
Özgürlük için devrim yaptık ama elimizde geçen şey tutsaklık.
Çok manidar ve İran'da 8 Mart 1980'den beri kutlanmıyor yasak.
2018'de 80'den fazla kadın tutuklandı bu yüzden.
Zorunlu başörtüsüne hayır dedikleri için.
Başkent Tehran'da bir tık daha rahatlar ama kum ve meşet gibi böyle din adamlarının çok yoğun olduğu yerlerde katı kurallar geçerli.
Bu arada Hümeyni'yi destekleyen kadınlar da var.
Tabii ki onun görüşünde olanlar da var ama kadınların karşı olduğu şey örtünme değil.
Zorunlu örtünme bu bambaşka bir şey.
Ve Hümeyni 1989'da öldü arkadaşlar.
Cenaze namazı tarihe geçti biliyorsunuz.
10 milyon kişinin katıldığı düşünülüyor bu törene.
Hatta cenazesinde talihsiz bir olay.
Cesedi sevenleri tarafından tabutundan çıkarıldı.
Herkes böyle kefeninden bir parça almak isterken çıplak kaldı naaşı.
Cenazesinde izdiham oldu çünkü.
Yaralılar var, ölüler var.
Görüntüleri var internette izlerseniz.
Ve Hümeyni'nin ölümünden sonra 2005'te ikinci kültür devrimi başlıyor ve seçimi Mahmut Ahmadi Nejat kazandı ve ilk hedefi tabii ki yine kadınlar oldu.
Onların giyimi kuşamı, müzik işte eğlence hayatı hemen yeniden elden geçildi.
Ahlak polisi dediğimiz irşat devreye sokuldu ki 2005 öncesi zaten kadınların giyim kuşamını denetleyen 5 ayrı kurum vardı İran'da ve zorunlu örtünme için 230 ayrı
görev tanımıyla 15 kurum görevlendirildi.
İran'da iffet ve örtülme planıymış bu.
2005 ile 2015 arası da tabii ki halk sokağa döküldü.
Çok fazla kişi öldü ama iktidar değişmedi.
2017'de de İranlı aktivist Masih Ali Nejad'ın başlattığı hareketle kadınlar her çarşamba protesto amaçlı beyaz başörtüsü takmaya başladılar.
Sonra bu hareket çarşamba günleri artık eşarp çıkartmaya döndü.
Ve bunu yapanlar 24 sene hapis cezası aldı kadınlar ve 2022'de 22 yaşında.
Bu podcast'ımı bütün kadınlara armağan ediyorum.
Zen, zendeki azade.
Kadın, yaşam.
Özgürlük. Daha özgür olacağımız günler diliyorum.
Ve Firu Feruzat'ın şu şiiriyle kapanışımı yapmak istiyorum.
Ben hüzünlü küçük bir peri biliyorum okyanusta yaşayan ve yüreğini tahta bir kavalda usul usul çalan.
Küçük hüzünlü bir peri.
Geceleri bir öpücükle ölen ve sabahları bir öpücükle yeniden doğacak olan.
Artık hüzünsüz günleri ve bir daha hiç ölmemek üzere doğmamızı diliyorum.
Canım kadınlar. Kendinize iyi bakın.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
