
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Merhabalar, Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün irademize ve kendimize nasıl hükmedebileceğimiz üzerine konuşacağız.
Kendi yeteneklerimiz ve kendi kapasitemizi yine kendi çabamızla nasıl geliştirebileceğimiz üzerine konuşmak istedim.
Bu konuyu anlatırken Jules Peyot'un İrade Terbiyesi kitabından faydalandım.
Yazan kişi rektör ve aynı zamanda bir pedagog Jules Peyot.
Şimdi burada irademize nasıl hükmedebiliriz bundan bahsedeceğim.
Tembelliği ve ataletsizliği nasıl üzerimizden atabiliriz bunlardan bahsetmeye çalışacağım.
Şimdi öncelikle size Newton'un birinci hareket yasasını hatırlatmak istiyorum.
Bu neydi? Duran bir cisim durmayı hareket eden bir cisim de harekete devam etmeyi istiyordu değil mi?
Benim de amacım bu podcast'te eğer duruyorsanız ve harekete geçecek iradeyi kendinizden nasıl temin edeceğinizi bilmiyorsanız İşte irade terbiyesi bu noktada devreye giriyor.
Şimdi şöyle ufaktan bir giriş yapmak istiyorum.
Öncelikle şu karakter nevzusuna bir değinelim.
Jules Piot buna çok kızıyor.
Şuna çok kızıyor yani. Ben tembelim kardeşim.
Ya karakterim bu ya. Huyum böyle nanet olsun ya diyorsanız eğer.
Jules Piot diyor ki ben buna katılmıyorum kardeşim diyor.
Çünkü zaten bu fikri ortaya atan kişi Kant.
Daha sonra arkasına Schopenhauer geliyor ki ben kendisini çok severim.
Schopenhauer'ın bu desteklediği bir hipotez bu.
Yani karakter değişmez diyor ya bu adamlar.
Yani bizim değişimizde can çıkar ama huy çıkmaz ya diyorlar ya.
İşte bu durum. Ya aslında ben bu konuda tamamen böyle Jules Perrault'a katılıyorum diyemiyorum.
Çünkü bu Schopenhauer'ın Yaşam Bilgeliği Üzerine diye bir kitabı var ya.
Orada diyordu ki buna katılıyor olabilirim aslında.
Diyordu ki kötü kalpli bir insana.
Başkalarına laf etmenin ya da işte bazı kişisine zarar vermenin kendisinde de zarar vereceğini anlatırsanız belki vazgeçer.
Siz diyordu bu adamın içinden o kötülüğü çıkartamazsınız.
Yani çünkü şöyle demek istiyorum.
Belki biraz eğitimde bir şeyler yapabilirsiniz.
Ama bu adam başkaları için acı duymayı falan öğrenemez, öğretemezsiniz.
Çok zor diyordu. Bilemiyorum yani bu konu saatlerce münazara edilebilecek bir konu.
Neyse biz cüzbeye de hak vermiş gibi devam edelim.
Çünkü o değiştirilebilir diyor karakter.
Hatta bu konuyla ilgili podcast'ı dinleyenler bana bir şeyler yazsınlar.
Karakter değişir mi değişmez mi?
Bakalım sizin fikirleriniz neler?
Şimdi karakterle iradenin ne alakası var derseniz.
Aslında çok önemli var. Çünkü karakter dediğimiz şey tamamen size özgü.
Böyle bir parmak iziniz gibi düşünün.
Ve sizi milyarlarca insanın arasından ayıran temel bir belirti aslında karakter.
Ve sizin davranış biçiminizi belirliyor.
Yani nasıl da önemli olmasın.
Davranış biçiminizi belirliyor.
Ana özelliğiniz, öz yapınız, huyunuz, mizacınız, her şeyiniz karakteriniz.
O yüzden bir insana karaktersiz deyince böyle çok bozuluyorlar.
Nasıl bozulmasın yani? Çok büyük bir hakaret.
Yani kendi kendinize egemen olmak için, kendi kendinizle uyum içerisinde bulunmanız için gereken...
şey karakteriniz. O yüzden tabii ki de önemi var.
Şimdi karakterin değişebileceğini kabul ederek devam ediyorum.
Bunu söylediğime göre artık şey diyemezsiniz diyor Jules Bell.
Ben tembelim. İşte ben böyleyim.
Ben şöyleyim. Demeyin. Zırvalamayın diyor.
Yani o eski insanların dediği şeyleri de bırakın diyor adam.
Böyle bir şey yok diyor. Karakter değişir diyor.
Peki bir başka düşmanımız ne?
İsteksizlik demiştim en başta.
İsteksizlik için de şöyle bir şey geçiyordu kitapta çok hoşuma gitti ve ben kesinlikle buna katılıyorum.
Diyordu ki işte eskiden büyük seyyahlar...
Diyorlarmış ki ilkel toplumların, geri kalmış toplumların çalışmaya yeterince istekli olmadıklarını söylüyorlarmış.
Bu seyyahlar geziyorlar ya görüyorlar ve o yüzden geri kaldıklarını söylüyorlarmış.
Bakınız Japonlara ve bakınız Araplara demek istiyorum bu konuda.
Burada kastedilen aslında şu çaba göstermeye karşı duyulan isteksizlik.
Yani çabalamak istememek.
Hocam sular kesikti ödevimi yapamadım.
Aslında bunun sebebinin şu olduğunu söylüyor.
Tüm eforumuzun düzenli bir şekilde tek bir gayeye yönlendirilmesinin zorluğu kesinlikle doğru söylüyor.
Çünkü bireysel bir çaba var değil mi ortada?
Bireysel bir çaba gerektiren bir durum var ortada ve bir koordinasyon gerekiyor.
Mesela burada çok çarpıcı bir detay vardı ondan da bahsedeyim.
Diyordu ki işte çok sık karşılaşılan bir tembellik örneğinden bahsediyor.
Bu kişi diyor nadiren gün boyunca boş durur diyor.
Daha sonra işte birkaç makale okur, birkaç yazı okur, gazetelere göz atar, bazı ders notlarına bakar, kompozisyonlarına göz gezdirir, birkaç satır tercüme yapar.
Görünür de bir sürü şey yapıyor değil mi?
Yani bir saniye bile boş kalmamış.
Bakın bir sürü şey yapmış. Değişik alanlara el atmış.
Ondan sonra arkadaşları demiş ki vay vay vay ne kadar çalışkansın.
Biz diyor bu adamı tembel olarak nitelendiririz.
Çünkü psikolojik açıdan bu gencin baktığınız zaman bu çalışmaları tamam spontane dikkatinin zengin olduğu anlamına gelebilir.
Ama diyor iradi dikkatten çok uzaktır diyor.
Kesinlikle doğru. Çünkü bu sözde bir çalışmadır diyor.
İşte ondan da yaptım, bundan da yaptım.
Şunu da kıtayım, bunu da kıtayım falan filan.
Bu dağınık tür olarak adlandırılıyormuş.
Gerçekten ve burada kullandığı bir cümle var çok hoşuma gitti.
Diyor ki bu rüzgarlı bir odada yanan bir mum.
Dağınık çalışma türü.
Eğer bu şekilde çalışıyorsanız diyor Jules Peyot bu çalışmanın en kötü tarafı hiçbir şekilde kalıcılığı yok.
Yani sen sabaha kadar böyle çalış.
Yani dönüp baktığın zaman Allah Allah ya ben sabaha kadar çalıştım ama hiçbir şey hatırlamıyorum diyebilirsiniz.
Yani demek istiyor ki zihni çalışmalarımıza katkı sağlayacak duygu ve fikirlerimiz oluyor ya işte bu duygularımıza ve fikirlerimize.
Otelde konaklayan turist muamelesi yaparsanız ya da işte gelip geçici müşteriler gibi davranırsanız bir süre sonra bize yabancılaşırlar ve unutursunuz diyor.
Bunları okurken gerçekten kendimi getirdim göz önüne ve ben şöyle yapıyorum genelde işte aynı anda 3-4 kitabı okuyan bir tipim ben.
Ve bu kitaplar birbiriyle bağlantılı falan da değil yani konu itibariyle işte bir tanesi felsefesi bir tanesi bambaşka kurgusal bir şey bir tanesi klasiklerdense bir tanesi şiir kitabı gibi.
Böyle saçma sapan şeyler yapıyorum arada.
Çok sevdiğim için.
Ama gördüm ki gerçekten Jules Payot'un dediği gibi ben dağınık çalışan bir türmüşüm.
Yani her şeyi yaptığımı zannederken aslında hiçbir şey yapmadığımı gerçeğiyle yüzleştim diyebilirim burada.
O zaman ne yapacağız?
Tek bir hedefe yönleneceğiz.
Yani burada çözüm önerisi olarak bunu söyleyebilirim.
Bu şekilde yaptığımız zaman bilginin daha bizim derinlerimize nüfus etmesine izin vermiş olacağız.
Ve en önemli noktadan bahsetmek istiyorum.
Günde birkaç saat sarf edilen çabamız var ya işte bu çabayı alışkanlık haline getirebilmek çok önemli.
Ne yapmak istiyorsanız neyi iradeli bir şekilde yapmak istiyorsanız bunu bu çabanızı alışkanlık haline getirmeniz gerekiyor.
Hatta şöyle bir muhabbet var ya bir alışkanlığın oturabilmesi için en az 21 gün gerekiyor diye.
Aslında bu 21 gün olayı tamamen safsat.
Daha sonra yapılan araştırmalar gösteriyor ki bir alışkanlığın oturabilmesi için 18-254 gün arasında değişen bir süreç gerekiyor.
Yani gördüğünüz gibi oldukça uzun, oldukça meşakkatli bir yol.
O yüzden bir alışkanlığın oturabilmesi için bunu her gün, her gün, her gün, her gün tekrarlamamız gerekiyor.
Bir de şöyle bir şey var, burada hemen hatırlatmak isterim.
10.000 saat kuralı diye bir kural var.
Bu da sanırım Outliers kitabında geçiyordu, Malcolm Gladwell'in kitabı.
Burada şöyle diyordu mesela gitar çalıyorsunuz diyelim profesyonelleşmek istiyorsunuz bu alanda bunun için en az 10 bin saat efor harcamanız gerektiğini söylüyor.
Bu da böyle kulağınızı aşina olsun diye bir dipnot vermek istedim.
Dediğim gibi günde birkaç saat sarf edilen çabayı alışkanlık haline getirmemiz gerekiyor.
Mesela Goethe Faust eserini oluşturmak için adam 30 yıl uğraşmış.
Yani 30 yıl bu eserin üzerinde emek harcamış, çalışmış.
Her gün belki birkaç saatini ayırdı ve bir çaba gösterdi.
Ve sonuçta da böyle dev bir eser yazdı.
Gelelim bir başka irade terbiyesi kısmına.
Şimdi kitapta cinsel dürtüler ve şehvet diye bir bölüm vardı.
Açıkçası ben kitabın bu kısmını okurken böyle bayağı güldüğüm yerlerde oldu.
Hatta ne diyor bu değişik falan diye not almışım.
Evet ben böyle kitaplarımda konuşuyorum, yazılar yazıyorum.
O yüzden yani biri benden özellikle böyle kuransal bir kitabını sana istiyorsa asla vermek istemiyorum.
Verince zaten kabus dolu geceler yaşıyorum.
Çünkü altını sildiğim yerler ve aldığım notlar beni fazlasıyla afişe ediyor.
Sonra diyorlar ki Merve neden kitaplarını paylaşmıyor, cimrimiyor falan.
Aslında olay tamamen bu.
O yüzden Olaki kitabımı isterseniz vermiyorumdur vesairedir.
Aklınıza bu gelsin derim.
Şimdi bu kısımda eğer Olaki bu kitabı okursanız şunu aklınıza getirin.
Ben daha sonradan bir aydınlanma yaşadım.
Dedim bir dakika Merve. Bu adam bütün bunları 1894 senesinde yazmış.
Yani o dönem içerisinde çok normal aslında böyle dindar bir tavır sergilemesi.
Hatta şey bile düşündüm yalnız saçma sapan şeyler düşünüyorum.
Diyorum ki ya diyorum Jules Payot şu anda işte bu çağ ışınlansa.
Yanlışlıkla Netflix'de Elite dizisini falan açsa dedim.
Herhalde adam kalp krizi geçirirdi falan diye de düşündüm.
Bu arada Elite izlemiyorum.
Bir bölüm falan izledim. Çok böyle boş veriş geldi ve bir daha izlemedim.
Burada erken evliliğin iyiliğinden bahsedelim.
diyor. İşte şehvetin kötülüğünden şeytanlılığından falan bahsetmiş ama dediğim gibi oldukça dindar bir tavır sergileyerek bu şekilde bahsediyor.
Ama diyor ki kardeşim tamam gençsiniz size hak veriyorum.
Fizyolojik olarak bir değişim içerisindesiniz.
Yani bu tamamen sizin elinizde olan bir durum değil.
Ve orada çok güzel bir cümle kullanmıştı.
Diyordu ki henüz seveceğimiz kadına karar vermemiş sevmeyi sevdiğimiz dönemler diyor.
Yanı kapar güzel bir cümle bu.
Sevmeyi sevdiğimiz dönemler.
Gençlik bu kadar güzel.
bir edilebilirdi bu dönemdeki gençler için işte tutkurlular dışa dönükler çok savurgan bir dönem diyor gençlik için yani işte bu enerji diyor başka bir yere kanalize etmelisiniz yani bu da irade
terbiyesinden bahsederken bunu söylüyor ve kafası boş olanlar tamamen cinsellik odaklı düşünecektir diyor bu noktada Şimdi cinselliği hallettiysek başka bir irade terbiyesi de şu.
Çok fazla yemek yememeniz gerektiğini söyledim.
Yani midenizi bırtık havasa doldurursanız bu da sizin enerjinizi bir şekilde tabii ki düşürecektir.
Onun dışında spor yapmanın da ciddi bir irade terbiyesinde etkisi olduğunu söylemiş.
Ha bir de bu yemek yemekle alakalı Tolstoy'dan bir örnek vermiş.
Ben bunu hiç duymamıştım çok şaşırdım.
Tostoy şöyle demiş, aygır gibi yemek yiyoruz demiş Tostoy.
Bir an bir şok oldum buna bakınca Tostoy'un böyle bir şey demiş olması.
Onun için de çok uyumamamız gerektiğini söylemiş.
Katılıyorum biliyorsunuz uykuyla ilgili benim görüşlerime.
Dediğim gibi düzenli spor da irade terbiyesi de çok çok önemli.
Hani demiştim ya enerjinizi bir yere kanalize etmelisiniz.
İşte bu da onlardan birisi olabilir spor yapmak.
Bunun dışında...
Yanlış arkadaşlıklar kurmayın diyor.
Şimdi diyeceksiniz ki ya bunun irade terbiyesiyle ne alakası var Merve?
Hayır var. Burada şöyle bir cümle kullanmıştı.
Diyordu ki yanlış arkadaşlık için süte katılmış yanlış bir maya gibidir diyor.
Süper. Kesinlikle doğru olduğunu düşünüyorum.
Hatta bununla ilgili hemen size bir örnek vereceğim.
Böyle bir arkadaşımla sohbet ediyorduk.
Dedim ki sen neden istediğin bölümü kazanamadın?
Hani İngiliz dili ve edebiyatı istiyordu sanırım.
Neden dedim kazanamadın? Çünkü dedi etrafında...
Olan insanlar etrafındaki arkadaşlarım vasattı dedi.
Dedim ki ne alaka hani vasattı da sen çalışsaydın dedim.
Yok dedi yani hani onlar çalışmadığı için ben de çalışma gereği hissetmedim dedi.
Eğer bakın bu senaryoyu değiştirelim.
Etrafında işte 3-5 tane çok çalışkan insan varsa sizce vasat kalabilir mi?
Kendinizi bu senaryoda bir düşünün derim.
Hatta bir söz var ya bana arkadaşını söyle.
Sana kim olduğunu söyleyeyim.
O kadar doğru bir söz ki bu altına imza falan atarım yani.
Şimdi gelelim bir başka mevzuya ve çok büyük bir mevzuya.
İrade terbiyesi demişken aşktan bahsetmeden geçmek olmaz.
Burada Jules Payot diyor ki kardeşim aşkı hayatınızın merkezine koymayın diyor.
Çünkü aslında aşk dediğiniz şeyin temelinde...
Seks vardır diyor. Yani seks derken şunu demek istiyor.
Üreme içkicisi vardır diyor.
Bu aslında evrimsel bir olay.
Yani bununla ilgili bir podcast gelecek zaten.
Kısmen doğru yani katılıyorum diyebilirim.
Gelip geçiri bir şey diyor aşk için.
Bu aralar enteresan bir şekilde okuduğum kitaplarda bu çok sıklıkla karşıma çıkıyor.
En son şeyi okudum.
Turgut Özakman'ın Romantika kitabını okuyordum.
Orada da aşk için diyordu ki aşk keyifli bir işemedir, metabolizma hastalığıdır, aşk bir afyondur, köleliktir, yanılsamadır, vay efendim doğanın aldatmacısıdır, aşk havuzunda kazlar yüzer
falan diyordu. Katılıyor musun Merve derseniz?
Katılmıyorum. Belki kısmen katılıyorumdur ama.
Bu kadar basit olmasın ya.
Lütfen olmasın yani.
Ne yapacağız Merve?
Sözümü ne derseniz. Aşık mı olmayalım kardeşim diyorsanız.
Burada da diyor ki aklınızı meşgul edin.
Boş bırakmayın diyor. Çünkü zaten boş bırakınca direkt ona geliyor.
Aklınız oraya gidiyor. Burada da işte 18 ve 25'li yaşlarda doğaya, işte ormana, denize, güzel olan şeylere işte sanat, edebiyat, bilim, tarih bunlara yönelin diyor.
Hatta seyahat edin, keşfedin diyor.
Kötü arkadaşlıklardan uzak durun diyor.
Bu arkadaşlık arkadaşlık muhabbeti yapıyorum ama bununla ilgili bir podcastim var.
Mutlaka dinleyin. Kimsin sen diye bir podcastim var.
Beş arkadaşının ortalamasısın.
Dinleyebilirsiniz bunu. Bir de şöyle bir öneri var.
Kağıdınızı kaleminizi alın ve geçici heveslerinizi bir sütuna yazın diyor.
Diğer sütuna da bu heveslerinizin sebep olduğu sıkıntıları yazın.
Ve ruh halinizi yazın. Bunu 15 gün boyunca yapın diyor.
Günlerinizin. aylarınızın ve hatta yıllarınızın nasıl boşa gittiğini görün diyor bunu denemeye karar verdim bir kağıt alacağım ve bunları yazacağım bir sütuna işte
geçici heveslerimi yazacağım gün içerisinde beni oyalayan şeyleri yazacağım ve daha sonra bunun yarattığı ruh halinin o sıkıntılı ruh halinde de yazmayı düşünüyorum sizde yapın derim Bir de diyor ki boş beyinlerle
geçirdiğimiz zaman var ya işte bu zamanı siz israf ediyorsunuz.
Yani zamanı israf etmek gerçekten çok korkunç bir şey.
Parayı israf ettiğiniz zaman yerine koyabiliyorsunuz ama zamanı israf ettiğiniz zaman dur bakalım şuradan biraz zaman satın alayım.
Öyle bir durumunuz yok. Bunu lütfen göz ardı etmeyin ve şunu diyor.
Kaçırdığınız şeyleri düşünün diyor.
Mesela gezebileceğiniz müzeleri düşünün.
Okuduğunuzda size ciddi anlamda bir şeyler katabilecek kitapları düşünün.
Arkadaşlarınızla yapacağınız zekice sohbetleri.
Yürüyüşleri bunları düşünün diyor.
Yani boş beyinlerden uzaklaşmak için bunları hayal edin ve kaçın oradan diyor.
Bence çok doğru söylüyor.
Ben çok pragmatik bir insanım.
Her zaman bunu vurguluyorum. Yine burada vurgulayacağım.
Boş beyinli insanlarla lütfen görüşmeyin.
Gelelim el önemli kısımlardan birisine.
Tembellik bahaneleri. Nedir tembellik bahaneleri?
Eski bir hikayede şöyle bir muhabbet var.
Şeytan ikna edebilmek için hep farklı yöntemler geliştirir.
Yani tembellik dediğimiz şey aslında...
Yoksa zihin zaten çok çabuk açılan bir şeydir.
Bu noktada aslında önemli olan şey şu.
Büyük işler başarma heyecanına sahip olmak.
Burada büyük işler...
Aslında şu irade göstermek istediğiniz şeyden bahsediyor.
Yani ne konuda siz ilerlemek istiyorsunuz, ne konuda irade sahibi olmak istiyorsanız...
O konuya karşı içerinizde bir tutku olması gerektiğini söylemeye çalışıyor bence ki bu çok doğru.
Atıyorum zayıflamak istiyorsunuz ama sadece istiyorsunuz.
Bu konuda bir tutkunuz, bir başarıya ulaşma hedefiniz yoksa zaten yapamayacaksınız.
Onun için içerinizden size ateşleyecek bir tutku gerektiğini zaten hep ben söylüyorum.
Bir de burada şuna değinmiş çeldiricilerden bahsetmişim ama bu tabii zihinsel olarak olan iradeden bahsediyorum bu noktada.
Mesela ne diyelim işte üniversite sınavına hazırlanacaksınız.
Bu konuda şöyle söylüyorduk.
Her zamandır yaratıcı fikirler üretebilmek bizim yaşadığımız yeri zenginliğiyle ters orantılıdır.
Bakın ters orantılıdır demiş.
Doğru değil. Doğru orantılı değil.
Yani burada şunu örnek vereyim size.
Dikkat edin her sene üniversite sınavında bir çoban derece yapıyor ve mutlaka çok iyi bir üniversitenin çok iyi bir bölümüne girmeyi başarıyor.
Ve bu çocuklardan biriyle röportaj yapmışlar.
Nasıl kazandın anlat diyorlar.
Çocuk diyor ki benim hiçbir çeldiricim yok.
Daha da ben işte çobanlık yapıyorum.
O sırada da test çözüyorum. Çocuk dershaneye bile gitmemiş.
Dikkatinizi çekeriz. Bu arada hemen aklıma gelmişken bir örnek daha vereyim size hayatın içinden.
Bir öğretmen arkadaşım Şırnağa gitmişti.
Zorunlu doğu görevi için. Orada işte çocukları üniversite sınavına hazırlıyorlar aynı zamanda.
Bir tane kız öğrencisi var.
Bu kız öğrencisi saat 4-5 gibi kalkıyor yataktan.
İşte evi toparlıyor vesaire sonra çıkıyor.
Sürüleri otlatmaya götürüyor.
Dağ tepe bayır. Elinde test kağıtları çocuğun.
Orada testlerini çözüyor.
Koşarak okula geliyor. 8.30'da okula geliyor.
Bize gösteriyordu diyor işte testlerini.
Hocam şunu yapamadım, bunu yapamadım.
Bakın devlet okulu burası.
Dershane falan değil. Testleri diyor birlikte yardımcı oluyorduk.
Demişler ki bir gün sen ne kadar azimli bir çocuksun.
Yani gerçekten benim bile gözlerim doldu o anlatırken.
Kızın verdiği cevap da çok güzel.
Diyor ki hocam benim bir hedefim var.
Ben Hacettepe tıbbı kazanmak istiyorum.
Doktor olmak istiyorum. Hatta cerrah olmak istiyorum diyor.
Bu şekilde hani köyümde lanse edilmek istiyorum.
Hani bu köyün gururu olacağım diyor.
Ve oldu da gerçekten çok yüksek bir derece aldı.
Ve kazandı tıbbı kazandı.
İstediği bölüme girdi. Bu kız bakın dağda çobanlık yapan bir kızdan bahsediyorum.
Yeter ki isteyin.
Ve her zaman şunu söyleyeyim. Bakın hedef koymuş ya burada bir hedef var kızın hedefi.
Hedefiyle tutkuyla bağlanmış.
Zaten bu olduktan sonra.
Otomatikman irade dediğiniz şey zaten yükleniyor bence.
Kendi otomatikman geliyor. Yani bu şey demek değil.
Hani şimdi yapıyorlar ya. Evrenden şunu istiyorum.
Eee sen ne yapıyorsun?
İstiyorum işte. Ne yapıyorsun peki?
Sadece istiyorum. Size istemekle olacak bir şey mi bu?
Yani bir ittirme gerekmiyor mu arkadan?
Bir tutku, bir bağlanma, bir isteme.
Gerçek anlamda isteme.
Aslında bu kadar anlattığım şeyin altyapısında şu vardı.
Yani yetenek dediğimiz şey dışarıdan, tepeden inen bir şey değildir.
Yani gelişim de aynı şekilde. Gelişim dışarıdan içeriye doğru değil, içeriden dışarıya doğru olur.
Dış etkenler de sadece bir aksesuardır burada.
Şimdi burada iki tip insandan bahsedeceğim size.
Birinci insan tipi istekli ve ciddi şekilde isteğinin peşinde koşan, harekete geçenler, bakın harekete geçenler, adım atanlar.
İkinci tip insan da...
Zayıf iradeli olanlar. Bunlar hiçbir şekilde harekete geçmiyorlar.
İlk grupta olanlar, ortamları, imkanları bunlar ne olursa olsun bunları hiç kimse durduramaz.
Kısıtlı imkanlarıyla bu insanlar harikalar yaratırlar.
Ve bu imkanları da kendi istekleriyle oluştururlar.
Bu çok önemli. Sürekli bahsediyorum.
İstemek, ciddi anlamda istemek o iradeye sebep olan şey o zaten.
Burada hemen aklıma gelmişken, mesela Aziz Sancar, Selçuk Şirin, Doğan Cüceloğlu, aklıma gelen isimler bunlar şu anda.
Bunlar köyden çıkıp, bakın ne kadar güzel yerlere gelmiş insanlar.
Köylerinden çıkıp, yurt dışında eğitim alıp, geri dönüp ülkemizde katkı sağlamış insanlar.
Hemen aklıma bunlar geldi.
İkinci grupta olanlara baktığımız zaman da bunlar ortamları, imkanları ne olursa olsun sonsuz imkanlar verin onlara.
Bunlar hiçbir şey yapmazlar. Yani kitaplarla dolu kütüphaneleri olsun, her şey ayaklarına gelsin, özel okullarda okusunlar.
Olmaz, bunlardan olmaz, hiçbir şey yapmazlar.
Çünkü içlerinde ne bir irade ne bir istek kırıntısı vardır.
İkinci tip insan da budur.
Umarım bu değilsinizdir. Yani kısacası mutluluğun sırrı aslında aklınızı ve duygularınızı yönetebilmekten geçiyor.
Mutluluğun felsefe taşı dediğimiz şey de bu durumda irade kapısına çıkıyor yine.
Burada aslında şunu da söylemek istiyorum.
Tembellikten bahsediyoruz ya sürekli.
Tembel insanın diyor mutluluğu genellikle başkalarına bağlıdır.
Çünkü içsel motivasyonu yok.
Kendisiyle mutlu değil. Ve bu insanların takıldığı insanlar genelde böyle düşük seriyeli bir gruptur.
Yani tembel insanın genellikle dediğim gibi dışarıya bir bağımlılığı vardır, insanlara bağımlılığı vardır.
Yani içsel motivasyonu kuvvetli olan insanlar hedeflerine ulaşma konusunda daima daha başarılardır.
Yani dışsal motivasyona ihtiyaç duyanlardan.
Bu içsel motivasyon dediğimiz şey aslında işte hedef belirleme, kararlılık, olumlu düşünme, kendi yeteneklerini tanıma ve güvenme diye de açıklayabiliriz.
Gelelim dışsal motivasyona.
Bu da çok önemli bir şey. Çünkü irade esasında şahsi çabamıza bağlı.
Okey ama sosyal çevremizin de desteğine ihtiyacımız var.
Çünkü hiçbir zaman tek başımıza, toplumdan uzak değiliz.
Ailemiz, yakın çevremiz her zaman başarılarımızı takdir edecek ya da işte çabalarımızı yüreklendirecek.
Bize manevi anlamda destek olacak insanlara ihtiyacımız tabii ki olacak yani.
Hatta burada hemen kendimden örnek vereyim.
Benim içsel motivasyonum gerçekten çok kuvvetlidir.
Yani kendimi övmek için demiyorum ama öyleyimdir.
Beni yakinen tanıyanlar bunu bilirler.
Hatta bu podcastleri çekmeye başladığımda şey demişlerdi bana.
İşte ya hiç kimse dinlemezse ne yapacaksın falan.
Dedim ki dinlemesinler.
Yani isteyen dinlesin, isteyen dinlemesin dedim.
Çünkü dedim ben kendim için yapıyorum bunu.
Kendimi seviyorum. En azından hani benim gibi olan birkaç kişi beni dinlese de olur dedim.
Ve şu an geldiğim noktaya bakıyorum.
Gerçekten çok güzel mesajlar atıyorsunuz.
Çok teşekkür ederim. İşte dışsal motivasyonumda sizlersiniz.
Yani kendi kendime takılırdım.
Solo çekerdim. Ama yani bir yere kadar arkadaşlar.
Bir yerde insanlara ihtiyaç duyuyorsunuz.
Yani bir dönüt almak istiyorsun.
Yani beni tek başıma burada bırakmadığınız için çok teşekkür ediyorum.
Ya işte solo işte podcast böyle bir şey.
Tek başına yapınca kendi kendine gülüyorsun falan.
Neyse bayağı güldüm geyik yaptım.
Neyse konuya dönelim arkadaşlar. Şimdi dış motivasyon dediğimiz şeyden bahsediyorum.
Yani burada toplum etkisinden bahsetmeye çalışıyorum.
Hemen buna bir örnek verecek olursak.
Atina mesela. Atina çok küçük bir yer olmasına rağmen halkının fiziki güce ve edebiyatı olan hayranlığı dolayısıyla ne oldu?
Hiç görülmediği kadar büyük şairler oradan çıktı ve filozoflar oradan çıktı.
Hani İbni Haldun'un bir sözü var ya, coğrafya kaderdir diye muhteşem bir sözü var.
Dokunmayın yarama demek istiyorum.
Yani her gün daha da Orta Doğu'na ulaşıyoruz.
Bunun farkındasınızdır eminim.
Yaram derin o yüzden bu konuyla ilgili.
Bizi toplum nasıl etkilemesin diyebilirsiniz.
Biz toplumu daha minimize edelim.
Daha böyle çevremize indirgeyelim.
İşte ailemiz ve arkadaşlarımız olarak düşünelim.
Mesela burada şunu söylüyor.
Diyor ki kardeşim sizinle diyor aynı hedefe odaklanmış ne bileyim 3-4 tane arkadaşınız olsun küçük bir grubunuz olsun diyor.
Bunlarla takılın diyor.
Hep söylüyorum ya kiminle takılıyorsanız ne izliyorsanız ne okuyorsanız o sizsiniz.
İnstagram'da takip ettikleriniz bile sizsiniz.
Bunu hiç unutmayın. Siz onların bir ortalamasısınız.
Yani kısacası iple yatan bitre kalkar diyerek devam edelim.
Diyelim ki muhteşem arkadaşlar buldunuz.
Tamam ne yapacağız sonra?
Sonrasında da hedefinize uygun olmayan her şeyi ekart edeceksin.
Mesela Darwin kafası karışmasın diye adam hedefine uygun olmayan hiçbir kitabı okumazmış.
Adam düşüncelerini böyle 30 yıl boyunca içinde besleyip büyütmüş bir organizma gibi.
Yani uzun soluklu, sebatkar bir düşünce yapısı gerekiyor.
Yani şunu demek istiyor. Çalışma metodunuzu öğrenin.
Öğrenmeyi öğrenin.
Arkadaşlarınızı ona göre seçin.
Esrafınızı ona göre biçimlendirin yani iradenizin yolunda atacağınız adımlarda bu çok önemli bir de mentor kısmına değmiş ben bundan hep bahsediyorum zaten hayatınızda mentorlarınız olsun arkadaşlarınız dışında
eğer zaten arkadaşınız mentorunuzsa muhteşem bir şey bu yani büyük ustaların etkisi mentorluk dediğimiz şey büyük insanların hayatlarından onların çalışma disiplinlerinden feyz almak gibi düşünebilirsiniz onların
biyografilerini okuyabilirsiniz filmlerini izleyebilirsiniz.
Yani kısacası onları örnek alabilirsiniz arkadaşlar.
Bu irade konusunda etkili bir yöntemmiş.
Şimdi buraya kadar çalışma isteğinizi artırmaya yönelik iradenizi güçlendirmeye yarayacak amacınızı belirlediyseniz eğer bundan sonra tüm duygu ve düşüncelerinizi dış etkenlerden kurtarmanız gerekecek ve korumanız
gerekecek. Burada hemen bir örnek vermek istiyorum.
Hatırlıyor musunuz? Kimyada billurlaşma diye bir konu vardı.
Birçok farklı maddenin bulunduğu bir kap içerisine bir kristal koyduğumuz zaman ne oluyordu?
O karışımda bulunan moleküllerden kristalle aynı türde olanlar ilginç bir şekilde yavaş yavaş yavaş kristalin etrafında toplanmaya başlıyordu.
Eğer bu süreç durgunluk süreci devam ederse kristal büyüyordu.
Yani bu sükunet haftalar ve aylar sürerse laboratuvardan muhteşem bir kristal ortaya çıkıyordu.
Burada ben ne demek istedim?
Şunu demek istiyorum.
Kendinden emin, istikameti belli olan bir insanın hareketten önce neye ihtiyacı vardır?
Biraz tefekküre ihtiyacı vardır.
Yani başarıyı getirecek bir hareketin içinde de mutlaka derin bir düşünce bulunması gerekir.
Mesela bu konuda şöyle bir çözüm önerisi var.
Düşüncelerinizi bir yere yazabilirsiniz ya da işte yüksek sesle telaffuz edebilirsiniz.
Derin tefekkür esnasında.
Gelelim en önemli kısma harekete geçme kısmına.
Şimdi derin düşündükten sonra ne yapacaksınız?
Harekete geçeceksiniz. Bu çok önemli.
Görünüşte çünkü hiçbir anlam ifade etmeyen eylemleriniz birikir birikir ve yerinden kımıldamayan davranışlara dönüşür.
O yüzden kendinizi aşmak için en önemli işbirlikçe olan şey nedir?
Tabii ki zamandır.
Zamanı amacınız doğrultusunda kullanmanız gerektiğini söylüyor ki bence çok doğru.
Ve irade terbiyesinde bence en önemli nokta şu.
Tekrarlanan davranışların uzun vadede başarı ya da başarısızlık getirmesi.
Ama şu da bir kesin bir gerçek.
İlk hareket her zaman zordur.
Daha sonrası daha kolay olur.
Üçüncü daha kolaydır. Dördüncü daha daha kolaydır.
Yani bu alışkanlık demek. Beni takip edenler biliyorlar.
Ben yıllardır sabah işte 4-5 gibi kalkıp kitap okuyorum.
Şu anda dördüncü yılıma girmek üzereyim.
Ama ilk başta kalkarken böyle miydim?
Çok rahatlıkla kalkıyorum şu anda.
Kurulu bir saat gibiyim.
Çünkü sirkadyen saatim değişti.
Artık bunu ayarladım yani kendim.
Yani artık kalkabiliyorum ama ilk başta nasıldı?
İlk günüm lanetler olsun ne yapıyorum ben?
İkinci gün merve çok salaksın.
Üçüncü gün ne yapıyorum ben?
Bu kafayla geçti yani.
O ilk 40 günüm çok lanet de o kadar kolay değildi.
Ama bırakmadım.
Sebat ettim. Devam ettim.
Küçük bir alışkanlığımı şu an meyvesini yiyorum.
O yüzden lütfen sebatla devam edin.
Lacarde şöyle diyor eğer vazgeçmezseniz zamanla neler yapabileceğinizi tahayyül bile edemeyiz diyor.
Bence çok doğru. Ve ve ve kitabın en sevdiğim sözünden bahsetmek istiyorum size.
Zaman onu doğru kullanana asla yanlış yapmaz.
Yani yapılacak işi diyor zamanında ve layıkıyla yapın.
Ve ayrıca şunu söylemiş en fazla bize zaman kaybettiren işler başlanıp da bitirilemeyen işlerdir.
Ertelediğimiz işler bununla ilgili bir podcast var.
Erteleme hastalığı diye dinleyebilirsiniz.
Şimdi irade terbiyesinde bir başka mevzu da şu.
Fiziksel çaba gerektiren işler yapmanız.
Yani egzersiz gibi mesela.
Yürüyüş yapmak, egzersiz yapmak.
Bunlara da eğilim gösterin ki diyor.
Çünkü fiziksel çaba gerektiren şeyler iradeyi geliştirir.
Ve aynı zamanda diyor dikkat bozukluğu olanlara bizler fiziksel etkinlikler öneriyoruz diyor.
Mesela atıyorum evde oturuyorum.
Çok tembel bir anındayım.
Hadi bakalım ben dışarı çıkıyorum yürüyüş yapmaya.
Demek herkese zor geliyor. Harekete geçmek zor geliyor.
O yüzden sporda bir yerde irade...
Bence bu çok doğru.
Neden doğru? Çünkü fiziksel tembellik dediğimiz şeyin etkisi bir süre sonra bizim algılarımızı zayıflatıyor.
Yani doğal olarak bir süre sonra konfor alanımızdan çıkmıyoruz ve bunun akabinde de zihinsel bir yavaşlama meydana geliyor.
Çünkü hareketsizlik dediğimiz şey algılarımızı da zayıflatıyor.
Ama burada şunu da söylüyor yani işte kaslarımı geliştireyim falan değil.
Böyle spor yapın normal hafif aktiviteler yapın diyor.
Hatta burada şey demiş yani örnek almanız gereken böyle işte kaba sıradan İngiliz eğitimi değil spor anlamında.
İsveçliler yani İsveçliler böyle genellikle İsveçlerin gençliği güçlü ve sağlıklı olmakla ilgileniyorlar.
Yani abartılı fiziksel etkinlik yapmıyorlar diyor.
Ama İngilizler böyle işte kaslarımı geliştirin vesaire o kafada oldukları için siz bunu yapmayın diyor.
Yani kas geliştirmeyi falan önermiyor.
Şimdi bu adam diyeceksiniz ki kafayı yemiş bize sürekli işte çalışmamızı söylüyor vesaire vesaire.
Hayır adam diyor ki dinlenme de okey tabii ki dinleneceksiniz ama diyor tembel insan hak edilmiş bir dinlenmenin zevkini bilemez diyor.
Yani Pascal'ın dediği gibi ısınmak üşürseniz güzeldir, dinlenmek de yorulursanız güzeldir diyor.
Daha sonra uyku konusunda çok eğilim göstermiş.
Her zaman erken kalkmanız gerektiğini söylüyor.
Çünkü kafanız diyor dörtten sonra çalışmaz kardeşim diyor.
Çünkü vücudunuzun kan ısısı düşmeye başlar ve akşam azından sindirilmesi zor besin maddeleri kan da birikmeye başlar.
O yüzden zihni kabiliyetiniz düşer diyor.
Yani beyniniz yavaşlar diyor.
Zihni bir faaliyette uğraşacaksanız mutlaka sabah erken kalkın.
işlerinizi 4-5'e kadar bitirmiş olun diyor.
Peki irade terbiyesiyle bu kadar anlattım.
Biz ne kazanacağız Merve diyorsanız?
Şunu kazanacaksınız. Bir kere bir şeyleri başarmış olmanın verdiği o keyfi yaşayacaksınız.
Daha sonra yüksek bir amaca yoğunlaşmanın verdiği o hissi yaşayacaksınız.
Daha sonra faydalı bir iş yaptığınızı fark edeceksiniz.
Ve bu iş yapmanın verdiği o ciddiyet ve kendini iyi hissetme duygusunu yaşayacaksınız.
Bunlar zaten çok güçlü gerekçeler.
Ve daha sonra sizi böyle sempatik bir şekilde takip edenleri göreceksiniz.
Böyle az da olsa kıskançlık, destek.
Ve işte size değer verildiğini göreceksiniz bunları yaptıktan sonra.
Çünkü kişisel olarak öz saygınız oldukça yükseldiği için size değer veren insanlar da artacaktır etrafınızda.
Bunların verdiği tatmini de koyduktan sonra daha ne olsun yani?
Mutlu olacaksınız, saz duyacaksınız.
Yani her zaman yapacağınız şeyin sonunu hayal edin.
İyi veya kötü. Orada görün kendiniz, o resmin içerisinde görün.
Atıyorum üniversite sınavını mı kazanacaksınız?
Kendinizi orada hayal edin.
ya da zayıflamak mı istiyorsunuz atıyorum 20-30 kilo mu vereceksiniz kendinizi zayıf halini hayal edin yani imgeleme yaparsanız bu iş daha da kolay olur diye düşünüyorum Podcasti burada sonlandırırken şunu söylemek istiyorum.
Umarım hepimiz irademizi terbiye etmeyi bir şekilde öğrenebiliriz.
Çünkü hayattan ne istediğimiz, ne olacağımız, hayatta oynadığımız rol tamamen ve tamamen kendinize hakim olmaya bağlı.
Alp dağlarında yer yer 100 metreyi bulan yarıklar bulunur.
İşte bu yarıklar yazın eriyen suların taşıdığı kumlar yüzünden oluşmuştur bu yarıkların hepsi.
Yani şunu demek istiyorum.
En küçük eylemler sayısız kez tekrarlandığı zaman sebepleriyle beraber...
devasa sonuçlar oluşur.
O yüzden lütfen hemen harekete geçin.
Kitapta da dediği gibi tembellik tüm ahlaksızlıkların anasıdır demek istiyorum.
O yüzden umarım bu podcast size destek olur ve harekete geçmenize sebep olur.
Bu arada beni instagramda takip etmek isteyenler Ortamlarda Satılacak Bilgi hesabından bana ulaşabilir.
Merve ben de buradayım seni dinliyorum deyip bir selam gönderebilirsiniz.
Şimdilik kendinize iyi bakın.
Hoşçakalın. Bay bay. En
uygun paketi hemen keşfedin.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
