
Evital, online sağlık hizmetlerini erişilebilir hale getiren bir dijital sağlık platformdur.
Kullanıcılar; psikolojik danışmanlık ve beslenme danışmanlığı hizmetlerini online olarak alabilir, ücretsiz ön görüşmeyle ihtiyaçlarına en uygun uzmanı seçebilirler.
Daha fazlası için tıklayınız!
OSB25 koduyla tüm psikolojik danışmanlık veya beslenme danışmanlığı seansınız %20 indirimli.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Yeni çıkan kitabım “Kendimi Nasıl İyileştiririm?”i almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Bu bölüm "Evital" hakkında reklam içerir
Transkript
Evital, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün biraz karakter üzerine konuşalım istedim arkadaşlar.
Çok hoşuma giden bir cümleyle karşılaştım.
Diyordu ki, Deha daima takdir edilen, karakter ise en çok saygı gösterilen şeydir.
Çünkü deha daha ziyade kafa mahsürüdür, karakter ise kalp gücüdür ve insan hayatına hükmeden şey kalptir.
Deha takdir edilir, karaktere ise her zaman saygı gösterilir.
Sonra dedim ki Merve neden bu konu hakkında konuşmuyorsun?
E hadi o zaman geçmişin filozoflarından başlayıp bugüne uzanan şöyle karakter hakkında yapılan yorumlara, araştırmalara bir girizgah yapalım bu bölümde devamı gelecektir.
Hani geçen bir paylaşım yapmıştım ya arkadaşlar.
Beni etkilemenin tek yolu iyi bir insan olmaktır.
Ne giydiğiniz, hangi markayı taktığınız, nerede yaşadığınız veya ne sürdürdüğünüz umurumda bile değil.
Sadece saf kalpli...
iyi niyetli ve gerçekten karakterli olan insanlara derin bir saygı duyuyorum diye.
İmza, kaşe, mühür.
Çünkü karakterin gerçekten bunlarla hiçbir alakası yok.
Ne takmışsınız, ne sürmüşsünüz, hangi arabaya biniyorsunuz, ne kadar çok paranız var.
Bunlarla karakterin hiçbir alakası yok.
O bambaşka bir şey. Hatta eğitiminizin de karakterinizle hiçbir alakası yok.
Şair George Herbert demiş ya, iyi geçen bir ömür parçası bir ölçek.
Bilgi değerindedir. Bakın bir ölçek bilgi değerindedir.
Yani burada eğitimi küçümsemiyor aslında.
Ama nice eğitimli insanlar gördük karakteri olmayan demek istiyorum.
Hani Mevlana demiş ya nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok.
Nice elbiseler gördüm içinde insan yok diye o hesap.
Evet eğitim bir insan için çok önemli ama tarih bize şunu da gösterdi.
Aklın ve bilginin manevi değerlerden yoksun olan bir karakterle birleştiği zaman nelere sebep olabileceğini çok net bir şekilde hatta çok acı bir şekilde gördük maalesef.
Hiroşim'e atılan bomba mesela.
Müthiş bir zeka var değil mi arkasında o atom bombasını yapanlarda ama ne oldu?
Hani çok eğitimliler, çok donanımlılar.
Peki karakter? Karakter nerede?
Yani demem o ki arkadaşlar bilgi...
Eğitim ve zeka tek başına bir insanı asla iyi yapmaz.
Bilgi artı karakter eşittir uygarlık.
Bilgi eksi karakter eşittir felaket demek istiyorum arkadaşlar.
Eğitim zekayı büyütür karakter ise insanı büyütür her anlamda.
Ve bir gün her şey bittiği zaman dünyada bıraktığımız iz yani neyi ne kadar bildiğimizle değil ne kadar iyi olduğumuzla ölçülür bence.
Bazı insanlar var ki böyle ölümünün üzerinden yıllar asırlar geçmesine rağmen hala onları sevgi ve saygıyla anıyoruz.
Hatırasına toz kondurmuyoruz mesela atamız gibi değil mi?
Bunun sebebi karakter arkadaşlar.
Çünkü karakter bu dünyadaki en büyük varlığımız.
Tekrar ediyorum. Karakteriniz dünyadaki en büyük varlığınız arkadaşlar.
Karakter insanların işte iyi niyet ve saygı zenginliği.
Asıl böyle ona yatırım yapanlar gerçek bir saygınlığa ve üne kavuşuyorlar bence.
Hatta bir hikaye vardır bununla ilgili hemen anlatmak istiyorum.
Çok ünlü ve kendini çok beğenen bir hatip, gösterişli kıyafetleriyle ve yanındaki hizmetkarlarıyla beraber stoğacı filozof Epictetus'un mütevazı evine gelir ve Roma'ya önemli bir
davaya gideceğini, bu dava hakkında Epictetus'un da fikrini almak istediğini söyler.
Ama Epictetus bu adamın gözlerine baktığında herhangi bir samimiyet değil.
Büyük bir kibir görür.
Yani aslında onun gerçekten fikrini merak ettiği için gelmediğini, kendini üstün hissetmek için o eve geldiğini hemen anlar ve oldukça soğuk bir şekilde sen buraya benim düşüncemi öğrenmeye değil
beni yargılamaya geldin der.
Hatip de buna karşılık olarak şöyle der.
Eğer ben senin gibi yaşasaydım ne tabağı ne toprağı ne de parası olan bir yoksul olurdum.
Epiktetos gülümser ve tarihin en güzel tokatlarından birini atar şu cevabıyla.
Der ki ben fakir değilim asıl fakir olan sensin.
Benim için paramın olup olmaması umurumda bile değil ama senin için para...
Her şey. Ben özgürüm ama sen zincirlisin.
Siz altın ve gümüş tabaklara sahipsiniz ama yine de açsınız.
Çünkü arzularınızın sonu yok.
Benim çanak çömleğim var ama huzurum var.
Sizin saraylarınız var ama içinde fırtınalar kopuyor.
Huzurunuz yok. Benim aklım benim ülkemdir.
Ve orası... Huzurla dolu bir yerdir der Epiktotos.
Çünkü gerçek zenginlik sahip olduklarınızın çokluğu değil ihtiyaçlarınızın azlığıdır arkadaşlar.
Ve dediğim gibi insanı kral yapan şey tahta değil karakteridir.
Karakterimiz iç huzurumuzun mimarıdır.
İç huzur bir ayrıcalık değil bir seçimdir arkadaşlar.
Bedenine, zihnine, sağlığına özen göstermek ise bu seçimimizin en büyük parçası.
Çünkü kendimize iyi baktığımızda hayatımız değişiyor siz de fark ediyorsunuz.
ancak kendi bedeninde huzur bulduğunda güçlü durabiliyor.
Çünkü beden dediğimiz şey sadece et ve kemik değil arkadaşlar.
Zihnimiz, ruhumuz değil mi?
Hayatımızın evi bunlar. Evimiz sağlam değilse dışarıdaki hiçbir başarı bizi ayakta tutamıyor.
İçimizde fırtınalar koptuğunda Epictetus'un dediği gibi sarayınızda fırtınalar kopuyor diyor ya.
Dünyanın en büyük sarayı bile bize sığınak olmuyor.
Ama bedenimiz güvenli hissettiğinde, sağlığımız olduğunda rüzgar nasıl eserse essin bir şekilde dik durmayı başarıyoruz.
Tam da bu yüzden sağlığa yatırım.
Hayata yatırımdır demek istiyorum ve size takipçilerimin çok severek uzun zamandır kullanmış olduğu dijital bir uygulamadan Evital'den bahsetmek istiyorum.
Evital, online sağlık hizmetlerini erişilebilir hale getiren bir dijital sağlık platformu.
Sağlık Bakanlığı tescilli bir platform.
Burada psikolojik danışmanlıktan beslenme desteğine.
Doğum koçluğundan kurumlara özel paketlere kadar birçok hizmeti evinizin konforunda alabiliyorsunuz.
Bu çok önemli. İnternetin olduğu her yerde, telefonunuzdan, bilgisayarınızdan her nerede olursanız olun.
Evital üzerinden randevu oluşturarak bir uzmanla görüşmek işte bu kadar kolay.
En sevdiğim özelliklerinden biri şu.
Bazen bir uzman görüşü alıyoruz arkadaşlar ve bu görüş yetmeyebiliyor.
Başka bir uzmanın da fikrini almak istiyoruz.
İşte bu noktada Evital'den rahatlıkla faydalanabilirsiniz.
Üstelik bütçenizi zorlamadan taksitli ve indirimli paketlere sahip.
Tüm psikolojik danışmanlık ve beslenme danışmanlığı seanslarınız %20 indirimli.
Detaylar açıklamadaki linkte sizleri bekliyor.
O zaman herkes için sağlık.
Evita diyoruz ve devam ediyoruz.
En son Epictetus'un vermiş olduğu tarihe ayarda kalmıştık.
Epictetus da bizim bu Yeşilçam'da bizim aile filmindeki Münir Özkul gibi konuşmuş.
Sen büyük patron, milyarder, para babası, fabrikalar sahibi Sayın Bey.
Sen mi büyüksün? Hayır, ben büyüğüm.
Ben yaşar usta.
Merve'nin en sevdiği repliklerden biri.
Odlar bilir bunu. Bazı bölümlerde söylüyoruz.
Karakter, manevi zenginliğimiz dedik arkadaşlar.
O yüzden parası... çok olan değil de iyi bir yüreği olan büyüktür.
Peki karakterli bir insan nasıl olunur arkadaşlar?
Aklımıza ne geliyor karakterli insan deyince?
Bu arada az sonra sinsilere, palavracılara, gösteriş meraklılarına, yalakalara...
Gevezelere ve palavracılara ve hatta pek çok karaktere değineceğiz ama az sonra.
Şimdi karakter deyince aklımıza ne geliyor karakterli insan deyince?
Benim aklıma karakterli insan deyince şunlar geliyor.
Karakterli insan bence eğilip bükülmeyen, doğru olduğuna inandığı şeyi, kalabalık ne derse desin savunabilen, rüzgar nereye doğru eserse oraya göre yön değiştirmeyen, hiç kimse
onu görmezken bile yine de doğruları yapan, insan oldukları için değer veren, verdiği sözün arkasında duran, yanlış yaptığı zaman
özür dilemeyi bilen, kendini de yeri geldiğinde eleştirmeyi bilen, kibiri olmayan, değer verdiği insanlara zor zamanlarda arkasını dönmeyen, bir çıkar için ruhunu satmayan,
hiç kimseye tepeden bakmayan, insanları küçümsemeyen, vicdan sahibi, gücünü başkalarını ezmek için değil, onları ayağa kaldırmak için kullanan, güvenilir olan, Dürüst olan ve
bir gün arkasını dönüp gittiğinde ya da her şey bittiğinde arkasında miras olarak saygı bırakan bir insan modeli geliyor.
Sizin aklınıza ne geliyor arkadaşlar ve bu söylediklerime bakarak sizce siz nasıl bir karaktere sahipsiniz?
Merve benim karakterim yokmuş.
Şimdi arkadaşlar Instagram'a yazın bu bölümün gönderi pozisyonunun altına karaktersizler.
Onlardan bir cevap gelmeyecek eminim.
Yani kim çıkıp şey der ki Merve ben çok karaktersizmiş şu an anladım.
Bu bölümden sonra fark ettim.
Şey oluyor ya bu bazı bölümlerden sonra insan böyle bir şeylerin farkına varıyor.
Vay be bende bu varmış falan diyor.
Benim meğersem karakterim yok.
Umarım böyle bir aydınlanma yaşamazsınız.
Şimdi size çok önemli bir şey söyleyeceğim.
Samuel Smith diyor ki ahlakı bozulmuş kişilerden büyük bir millet kurulamaz diyor.
Halk... en büyük medeniyet düzeyine yükselmiş görünebilir ama bir felaket karşısında derhal parçalanması mümkündür.
Kişiler, karakterli insanlar olmadıkça aralarında sağlam bir birlik kurulmasına ve bu şekilde güç kazanmalarına imkan yoktur.
Milli karakterini kaybeden bir millete kaybolmuş gözüyle bakılabilir.
Doğruluk, adalet ve namus gibi özelliklere saygı göstermeyen milletler yaşamaya...
layık değildir. Herhangi bir ülkede fitne ve fesat almış yürümüş, para halkın ahlakını bozmuş ve herkes zevk ve eğlenceye dalmış, ne saygı, ne düzen, ne itaat, ne erdem,
ne de sadakat kalmamışsa bu karanlığın içinde namuslu insanlardan tesadüfen kalanlar varsa el yordamıyla yürüyüp Birbirlerinin ellerini tutmaya çalışacaklardır.
Tek ümitleri kişisel karakterin eski haline gelmesini beklemek olacaktır.
Çünkü bir millet ancak bu sayede kurtulabilir demiş.
Çok etkileyici arkadaşlar ve çok doğru.
Yani Japonların bu kadar yüksek bir medeniyete sahip olmasının nedeni de tam olarak bu işte ahlaklı insanlardan oluşan bir topluma sahip olmaları ve tabii karakter.
Bence ahlak yoksa din...
Sadece bir ritüeldir ve bir ülkenin gerçek milli geliri insanlarının karakterinden hesaplanır arkadaşlar bana göre.
Karakterimizin ilk şekil aldığı yer ise neresi?
Ailemiz tabii. Aile, çevre bunlar çok önemli şeyler.
Oralara girmeyeceğim hep konuşuyoruz.
Yani size bakım veren kişi der.
Bakıcınız olur, aile büyükleriniz olur.
Her kimse. Ama çocuğu yetiştiren kişi tabii çok önemli.
Karakteri üzerinde hatta eski bir Yunan sözü vardır.
Der ki bırakın çocuğunuzu bir köle yetiştirsin.
O zaman... Bir köle yerine İki köleniz olacaktır diyor.
Çok etkileyici bence. Okul hayatı, öğretmenleri, arkadaşları hepsi karakter üzerinde etkili şeyler.
Şimdi arkadaşlar ben size bugün karakter çeşitlerinden bahsetmek istiyorum.
Esas konumuza geldik. M.Ö.
372, M.Ö.
287 yılları arasında yaşamış olan Aristoteles'in en tanınmış öğrencilerinden biri Theophrastus arkadaşlar.
Theophrastus'un karakterler üzerine yazmış olduğu bir eseri var.
Çok da eğlenceli. Ve bu eserinde insan davranış tiplerini...
mizahi ve güçlü gözlemlere dayanarak aktarıyor.
İşte o çalışması bugüne gelmiş.
Bugün bile hatta psikoloji ve edebiyat alanında önemli bir referans kabul edilen bir eser bu.
O yüzden şimdi biraz bundan bahsetmek istiyorum.
Hem Teofrastus'un gözlemlerine bakacağız hem de günümüzde bu konular hakkında özellikle psikoloji camiasında neler konuşulmuş son araştırmalar ışığında bunlara bir bakacağız.
Şimdi arkadaşlar bu eserinde Teofrastus, Teo diyeceğim kısaca, Atina toplumunun M.Ö.
4. yüzyıldaki günlük yaşamından değerlenmiş olan olumsuz tipleri konu alıyor.
İnsan doğasındaki kusurları böyle gözlemci bir yaklaşımla sınıflandırıyor.
Modern psikiyatri tarihçileri için de tabii bu çok önemli bir kaynak.
Çünkü kişilik tiplerini böyle sistematik biçimde sınıflandırmaya yönelik ilk girişimlerden biri olarak değerlendiriliyor Theo'nun bu çalışması.
Şimdi ilk karakterimizle başlıyoruz.
Hazırsanız. Sinsirellalar.
Sinsi Reyla değil tabii sinsi karakteri.
Şimdi sinsi için arkadaşlar Teo.
Böyle bir gözlem yapmış diyor ki iki yüzlü hilekar tip demiş bunlar için.
Sözde sizi böyle alttan alıp böyle dost gibi davranırken aslında oldukça art niyetli olan gizli düşmanınız olan kişilere sinsi diyoruz.
Theo'nun bu betimlemesine göre sinsi insan düşmanlarıyla karşılaştığı zaman onlara olan nefretini gizleyip böyle dost gibi görünen, güler yüz gösteren, kuyusunu kazdığı kişiyi övüyormuş gibi
yapan. Yüzüne gülüp arkasından komplolar kuran kişi.
Biz böylelerine yılan diyoruz ama dememeliyiz.
Çünkü hakaretler üzerine konuşalım diye bir bölüm yapmıştım.
Fizi özel bölümü. Orada işte hayvanları nasıl böyle hakaretlerimize alet ettiğimizin kökenini anlatıyordum arkadaşlar.
Yılan da vardı diye hatırlıyorum.
Diyoruz ama yani yılan diyoruz şimdi sinsilere.
Yalan mı söyleyeyim? İçten pazarlıklı, kurnaz karakterleriyle böyle çevresindekileri aldatan.
Gerçek duygularını sürekli böyle maskeleyerek menfaat sağlayanlar.
Bunları Theophrastus da o zamanlar gözlemlemiş ve böyle insanlar için bakın ne demiş?
Yılandan bile daha tehlikeli demiş.
Sizi gidi sinsirellalar.
Hani fiziği özel bölümlerimden birinde makyaj ve lezimden bahsetmiştim.
Bu arada fiziği uygulamasında benim özel bölümlerim var.
Başka hiçbir platformda olmayan özel podcastlerimi orada bulabiliyorsunuz.
Bu arada Berililer zaten beni oradan da dinliyor.
Orada arkadaşlar makyaj ve lezimden bahsetmiştim size diye hatırlıyorum.
Modern psikolojide sinsi...
Manipülatif ve ikiyüzlü eğilimler genellikle bu makyabelcilik adı verilen kişilik özelliğiyle ilişkilendiriliyor.
Hani birine sinsi demek yerine makyabeliste diyebilirsiniz tercihen.
Bunlar da böyle işte stratejiler yapan, hesapçı, çıkar odaklı, böyle başkalarını manipüle etmeye yatkın olan bireyler olarak tanımlanıyor makyabelistler.
Hatta bu sene yapılan bir çalışma var bu konuda.
Şöyle makyabelcilik düzeyi yüksek olan bireylerin düşük uyumluluk ve düşük vicdanlılık yani dürüstlük.
Yani diğer insanlara karşı daha soğuk, duyarsız ve çıkarcı davrandığı söyleniyor bu insanların.
Sinsi tip arkadaşlar modern anlamda soğukkanlı stratejik manipülatör diyebiliriz.
Hatta karanlık üçlü olarak bilinen üç negatif kişilik özelliğinden biri de bu.
Machiavellist kişiler gibi sinsi insanlar da böyle karşılarındaki insana güven telkin ederek, öncelikle güven telkin ederek onları yanıltıyorlar ve işte kendi çıkarları için aslında alttan alta böyle uygun bir imaj çizmeye
çalışıyorlar karşı tarafa.
Sırada dal kavuk var arkadaşlar, dal kavuk karakteri.
Yani argo tabirle söyleyecek olursam yalaka, çıkarcı tip.
Dal kavuk nedir? Karşısındaki kişi eğer böyle çok güçlü, nüfuslu bir insansa ona karşı böyle övgüler düzen.
Yağcılık yaparak ondan maddi manevi çıkar elde etmeye çalışan kişidir.
Yine Theon'un çizdiği o dal kavuk tipinde arkadaşlar.
Kişi birlikte gezdiği adama tabii bu adam nüfuslu ve zengin bir adam muhtemelen.
Şey diyor işte sürekli böyle herkes sana bakıyor.
İşte herkes sana ne kadar hayran.
Böyle gururunu okşuyor adamın.
Adam şaka yaptığı zaman fazladan fazladan gülüyor.
Adam ne dese alkış tutuyor.
Etrafında diğer insanlar kötü bir şey söyleyecek olsa hemen onları susturuyor.
Sadece bu dal kavuk.
Yaptığı kişinin konuşmasına izin veriyor.
Yine övdüğü kişinin her ihtiyacına koşuyor.
Hep böyle bir görünme çabası, göze girme çabası var.
Çocuklarına hediyeler alıyor.
Sofrasında şarabı ilk oyu dumluyor.
İlk o övgüler diziyor.
Hatta... tiyatroda patronunun minderini bile kendi elleriyle seriyor diyor.
Yani böyle yapmacık yapmacık davranışlar.
Neden? Çünkü dal kavuğun hedefindeki kişiye kendini sevdirmek için.
Yani ondan fayda edecek çünkü.
Mevfaat elde edecek. O yüzden bunları yapıyor.
Yani kısaca Theo'nun ifadesiyle dal kavuk eden için Bir çıkar sağlayan çok çirkin bir ilişkidir.
Çıkar uğruna kurulan yapmacık yakınlıktır diyor.
Gelelim güncel zamana.
Şimdi 2020 yılında örgütsel psikoloji alanında yapılan bir çalışma var.
Çalışanların yöneticilerine karşı müdürümün dilimleri hatırladınız mı?
Mobbing bölümünde müdürümün dilimlerine kopmuştuk.
O bölümü dinlemediyseniz mutlaka dinleyin.
Özellikle iş yerinde mobbing yaşıyorsanız, taciz yaşıyorsanız yani zorbalık görüyorsanız o bölümümü öneririm.
Şimdi 2020 yılında örgütsel psikoloji alanında yapılan bir çalışma var.
Çalışanların yöneticilerine karşı yağ çekme taktikleri kullanmasının yani dal kabukluk etmesinin kısa vadede evet iyi bir izlenim bıraksa bile uzun vadede olumsuz etkileri olabileceği gösteriliyor
bu çalışmada. yağcılık yapan çalışanların bir süre sonra duygusal tükenmişlik yaşamaya başladığı Ve bunun da iş yerinde yıkıcı davranışlara yol açtığı söyleniyor.
İşte verimsizlik ve işe sabotaj gibi.
Bir de bu dal kabukluk yapan insanlardan tabii diğer çalışanlar haz etmediği için bu tarz müdürümün dilimi olan yalakalardan uzaklaşıyorlar.
Aslında yalnız kalıyor yani iş yerinde.
O da tabii bir tükenmişliğe yol açıyordur diye düşünüyorum.
Psikolojik olarak bu tip davranışları kimler yapıyormuş ona da bakalım.
Yani yalakalık yapan, dal kabukluk yapanlar aslında kendine güveni düşük.
Ve otorite figürlerine karşı bağımlı kişilik özellikleri taşıyan bireyler oldukları söyleniyor bu insanların.
Çünkü güçlü kişiden gelecek onay ve korumaya duyulan bir ihtiyacın yansıması denilmiş.
Aristoteles'in erdemler skalasında aşırı uyumluluk ve dalgavukluk erdemsizlik olarak değerlendirilmiş arkadaşlar.
Neden? Çünkü kişi doğruluk ilkesinden ödün vererek karakterini satmış oluyor o yüzden.
Ama şu da var insan doğasında övgüye...
karşı maalesef yüksek bir zaaf var.
Özellikle de ama narsisistlik eğilimli olan kişiler dal kavukları etrafında toplu ve daha da meyilli olabiliyorlarmış.
Sırada geveze tipi var.
Boşboğaz ve durmaksızın konuşan kişi.
Laf kalabalığı yapan kişi Theofrostos'un portresinde geveze kişi tanımadığı birinin yanına oturuyor ve oturur oturmaz kendinden bir başlıyor.
Eşini, dostunu, herkesten bahsediyor.
Onları işte meth ediyor, ondan sonra rüyasını anlatıyor.
Sonra o gün ben şunu yedim, şunu yaptım, sabah kalktım böyleydi böyleydi.
Her şeyi böyle daldan dala atlayarak soluksuz bir şekilde konuşuyor.
Yok işte Atina'da bugünkü insanlar eskilere göre şöyleydi.
Beş para etmezler. Çarşıda buğday ne kadar pahalı.
İşte falanca festival neden bu ayda kutlanıyor.
Ya böyle ilgisiz alakasız o kadar çok konuşuyor ki.
Teo bu insanlardan kaçın diyor.
Hani insanı artık böyle bıktırıyorlar demeye getirmiş.
Gerçekten öyleler. Güncele gelecek olursak.
Aşırı konuşkanlık üzerine yapılan modern gözlemler bunun bazen psikoloji kökenli olabileceğini gösteriyor arkadaşlar.
Mesela klinik psikoloji literatüründe dürtü kontrol bozuklukları ve bazı anksiyete durumlarında düşünmeden konuşma ve aşırı konuşma semptomları gözlemlenmiş.
Sosyal anksiyete yaşayan bazı insanlar ortamda oluşan sessizlikten ve reddedilmekten aşırı endişe duydukları için kontrolsüzce konuşmaya devam ediyorlarmış.
Hatta şöyle diyor aşırı konuşmak.
çoğu zaman sosyal ansiyeteden kaynaklanır.
Kişi konuştukça daha da kaygılanır, kaygılandıkça daha çok konuşur ve talihsiz kısır bir döngü oluşur diyor.
Bir başka makalede şöyle diyor, sosyal açıdan kaygılı olan bireylerin çok konuşarak ortamı kontrol altına almaya çalıştıkları fakat karşı tarafa ters etki yaparak rahatsızlık yarattığı anlatılmış.
Tabii bazen sadece kötü bir alışkanlık ya da empati eksikliğinden de kaynaklanabiliyor.
İlla böyle psikoloji... bir altyapısı olmayabilir.
Empati eksikliğine alakalı değilseniz çünkü arkadaşlar bu insanlar karşısındakinin ne kadar sıkıldığını görmüyor.
Konunun dağıldığını fark etmiyor.
Bunları yani bu ipuçlarını görmüyorlar.
Göz teması mı kesilmiş?
Karşımdaki insan sürekli saatine mi bakıyor?
Ofluyor mu? Pufluyor mu? Yok.
Böyle devam. Nefes almadan devam konuşmaya.
Yine başka bir araştırma var.
Aşırı konuşkanlığın bazen kişinin kendini kanıtlama ve onaylama ihtiyacından geldiğini, dolayısıyla özdeğer sorunlarıyla ilişkili olabileceğini öne sürüyor bu araştırma.
Ve sırada başka bir karakter var.
Arsız. Arsız karakteri.
Yani yüzsüz ve utanmaz olan tip.
Nedir bu? Eski sevgilim.
Dediniz değil mi? Duyuyorum buradan.
Şimdi arkadaşlar arsızlık utanç verici bir biçimde davranma ve konuşma cüretidir.
Teofrostos'un arsız karakteri şöyle.
Yüzü kızarmadan her işi yapabilen, küfürbaz, kavgacı, suç işlemeye yatkın.
Yalan yanlış her şeyin üzerine yemin eden, adı zaten kötüye çıkmış, herkese sayan söven, hırpani kılıklı, her türlü işe bulaşmış bir insan.
Yani o dönemde gözlemlediği insan tipi.
Şu anda da var böyleleri.
Kısaca diyor ki sarhoş olmadan bile ahlaksızca danslar yapabilir.
Panayır gösterilerinde insanlardan zorla para toplar.
Her türlü pis işi yapar, sürekli davalı ya da davacıdır, sahte belgelerle dolaşır, milleti dolandırır, insanların parasını alır, çalar çırpar, hilekardır diyor.
Yani bu arsız tip toplumsal normları ve kanunları hiçe sayan, yüz kızartıcı işlerden hiç...
çekinmeyen bir karakter.
Gelelim günümüze.
Şimdi bu arsız karakter modern psikiyatride büyük ölçüde antisosyal kişilik bozukluğu ya da popüler tabirde sosyopati özellikleriyle örtüşüyor gördüğünüz gibi.
Antisosyal kişilik özelliğine sahip olanlarda da böyle işte başkalarının haklarını sürekli ihlal etme, yasa dışı eylemlerden hiç kaçınmama, sık sık yalana başvurma, yalan yere yemin etme.
sahtekarlık, düşük vicdan ve pişmanlık duygusu gibi belirtiler görülüyor.
Ve modern araştırmalar psikopat kişilerin bazen böyle sadece sırf heyecan olsun diye ya da işte üstünlük isteği için bile suç işleyebileceklerini başkalarını kandırmaktan oldukça haz duyabileceklerini
ortaya koyuyor. Antisosyal kişilik bozukluğunda kişiler eylemlerinin başkalarına vereceği zararı hiç umursamıyor arkadaşlar.
Beyin görüntüleme çalışmaları var ve bu insanların amigdala aktivitesinde yani beynin o duygusal tepki merkezi var ya korku, utanma gibi duygularla ilgili olan bölgesinde azalma saptanmış, bildirilmiş.
Bu da neye yol açıyor? Onların normal insanları frenleyen o utanç, korku ve suçluluk duygularını çok daha az hissettiğini görüyoruz bu görüntülemelerden.
Sırada görgüsüz kaba tip var.
Theo bunlara köylü demiş arkadaşlar ama burada kastedilen köylülük sosyoekonomik köken değil, yol yordan bilmemezlik, şehir görgüsünden yoksun olma anlamında.
Yani antik Yunan'ın şehirlisiyle köylüsü gibi düşünün köylü derken.
Şimdi Theo burada patavatsız, kaba ve incelikten hiç nasibini almamış insanlardan bahsediyor.
Diyor ki bu adam meclise gelirken sarımsaklı lapasını yanında getirip yer, yüksek sesle konuşan, giyim kuşamı özensiz olan, üstü başı açık saçık olan bir tiptir.
Görgüsüzdür diyor. En mahrem meselelerini bile ortaya döker.
Şehir hayatında insanların garipsediği incelikleri anlamaz.
İşlerini vakitlice yapmayı beceremez.
Sabah daha gün aydınlanmadan şarabı su katmadan içer.
Evine misafir gelse onları böyle bekletir.
Kendi işini bitirmeye bakar demiş.
Yani kısaca arkadaşlar medeni dünyanın alışkanlıklarına uzak olan patavatsız biraz da böyle kaba saba bir profil çizen kişi anlamında köylü dediği.
Görgüsüz kaba anlamında.
Günümüzde bunun psikolojik bir karşılığı pek yok.
Hani sosyalleşme eksikliği diyebiliriz, eğitim görgü eksikliği diyebiliriz.
Hatta düşük duygusal zeka eksikliği de olabilir deniliyor.
Hatta bir araştırma var. Duygusal zeka düzeyi düşük olan bireylerin sosyal ortamlarda daha sık uygunsuz davranışlar sergilediği ve bu durumun farkına varmada da oldukça geciktikleri bulunmuş.
Çünkü böyle insanlar işte empati kurup acaba bu davranışım karşımdaki insanı rahatsız eder mi?
gibi bir düşünceler olmaz. Hani kimi zaman cahil cesaretiyle toplumsal normları bilinçsizce çiğnerler.
Mesela işte bir toplantıya uygunsuz kıyafetle gitmek, yüksek sesle konuşmak, insanları rahatsız etmek gibi gibi.
Ve bu kişiler sosyal ortamlarda da itici bulunan, saygınlık kazanmaları oldukça zor olan insanlardır deniliyor.
Günümüzün magandaları, böyle kaba saba olan insanları eşittir.
Teo'nun o görgüsüz olarak nitelendirdiği insanlar diyebiliriz.
Bu tiplerin toplumsal etkisi, gündelik hayatın kalitesini düşürmeleri ve diğer insanlara da rahatsızlık vermeleri diyebiliriz.
Ama ben sırf böyle görgüsüzlük üzerine bir bölüm yapmayı düşünüyorum arkadaşlar.
Özellikle sosyal medya hayatımıza girdikten sonra inanılmaz bir görgüsüzlük artışı oldu.
İşte bakın benim şuyum var, bakın benim buyum var, bakın benim kocişkoma, bakın ne kadar lüks yaşıyorum, bakın nasıl annelik yapıyorum, nasıl eşlik yapıyorum, ne kadar çok geziyorum, ne kadar çok param var.
Bunu konuşmak istiyorum arkadaşlar.
İşçi toplum dediğimiz meseleyi bir konuşalım.
Beğeni ve alkış kültürü.
Instagram'ın bu görgüsüzlüğü nasıl arttırdığı.
Bence yanlış oldu bu.
Instagram bazı insanların içindeki o görgüsüzlüğü nasıl ortaya çıkardı demeliydim.
Arkadaşlar bir insan neyin şovunu yapıyorsa bilin ki o şeyin fakiridir.
Psikolojide de bunun bir karşılığı var.
Konuşacağız bunları. Şimdi konu dağılmasın.
Sırada palavracı tip var.
Abartıcı ve yalancı tip.
Palavracılık nedir? Kişinin inandırmak istediği gerçekle hiç ilgisi olmayan sözler söylemesi ve uydurulmuş olaylar anlatmasıdır.
Ziya sıkma ziya diyorum ben bunlara.
Theo'nun bu palavracı karakteri sürekli böyle yeni haberler uyduran, insanlar arasında sensasyon yaratmaya çalışan bir kişiyi resmediyor.
Bu adam bir tanıdığını gördüğü zaman hemen böyle yanına koşup işte yeni bir haber var duydun mu?
Duyduklarına inanamayacaksın diyerek söze başlıyor.
Tabii palavralar atıyor.
Bir de o yalanı böyle sürdürüyor işte her yerde bunlar konuşuluyor siz duymadınız mı işte yer yerinden oynadı sonra aramızda kalsın falan diye de bütün şehre duyuruyor.
Herkese aramızda kalsın diyor ama herkese duyuruyor.
Yani palavracı kendi yalan dünyasında yaşayan gerçeklikte bağı zayıflamış olan bir tiptir arkadaşlar Theon'un anlatımına göre.
Gelelim zamanımıza.
İnsanlar hiç değişmemiş.
Günümüzde de böylelerine rastlıyoruz.
Hatta mitomani diyorlar.
Patolojik yalancı mitomani.
Bunlar sürekli böyle yalan söylüyor.
Hani yalan ağzına yuva yapmış.
2020 yılında yapılan bir çalışma var.
Patolojik yalancılığı.
Israrcı, yaygın ve çoğu zaman kompensif bir şekilde aşırı yalan söyleme davranışı ve bu davranış kişinin sosyal mesleki işlevselliğini bozacak kadar belirgin sıkıntıya yol açacak düzeyde
en az 6 aydan uzun süredir devam eden bir örüntü olarak tanımlıyor.
Ve yine aynı araştırmada insanların %8 ile %13'ünün kendini patolojik yalancı olarak tanımladığı ve çevresindekiler tarafından da öyle tanımlandıkları bulunmuş.
Hiç de az değil gördüğünüz gibi.
Patolojik yalancılar anlattıkları hikayelere genellikle kendileri de inanıyormuş arkadaşlar ve yalanlarını böyle tekrar ettikçe ettikçe onları gerçeklik gibi algılamaya başlıyorlarmış.
Ve araştırmalara göre patolojik yalancılık tek başına bir psikiyatrik tanı değil ama narsistik ve antisosyal ve histrionik kişilik bozukluklarıyla sıklıkla bir arada görüldüğü söyleniyor.
Mesela antisosyal kişilikte olanlar çıkarları için yalan söylüyor.
Narsistik kişiler için ilgi çekiyor.
çekmek, hayranlık toplamak için böyle abartılı yalanlar söyleyebiliyorlarmış.
Evet arkadaşlar Theo işte 30 karakter tanımlıyor ama takdir edersiniz ki bunlar bir bölüme sığmaz.
O yüzden bu konunun devamı gelir diye düşünüyorum.
Daha beleşçilere konuşacağız.
Fırsatçılar var, fesatlar, korkak, kibirli, özentili bir sürü hikaye var anlatacağım.
O yüzden bu bölümün devamı gelsin diyorsanız Instagram'dan bana yazabilirsiniz.
Adresim açıklamalarda.
İnsanın kendi biyografisi dışındaki her biyografide önemsiz bir karakter Karakter olduğunu unutmayın arkadaşlar.
En büyük rolünüzün kendi hayatınızın başrolü olduğunu da unutmayın.
Ve bu rolü en anlamlı kılacak şey karakteriniz.
Karakterli insanlara buradan selam olsun.
Evital Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
OSB25 koduyla tüm psikolojik danışmanlık ve beslenme danışmanlığı seanslarınız Evital'de %20 indirimli detaylar açıklamalardaki linkte sizleri bekliyor.
Kendinize iyi bakın. Yepyeni bir bölümle tekrar görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
