
Ortalık biraz sakinleştiğinde kendi sesini duymak, zihinsel ve bedensel iyi oluşuna odaklanmak istersen OSB25 koduyla Terappin'deki ilk seansın 2026 sonuna kadar %25 indirimli! 💜 #AnlaşılmakİyiGelecek
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
“Kendimi Nasıl İyileştiririm?” kitabımı almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Yeni kitabım "Hikayeni Yeniden Yaz!"ı almak için: https://amzn.eu/d/ipC0Vma
Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içerir.
Transkript
Terapin Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Türkiye'nin en çok dinlenen podcast'indesiniz.
Ben Merve. Bugün uzun zamandır yapmak istediğim bir bölümle karşınızdayım.
Bu ilk ve son diye bir dizi var ya arkadaşlar, onun ikinci sezonunu izledikten sonra artık bu bölümü çekmem gerek diye düşündüm.
Çünkü çoğu sahnede bugün anlatacaklarımın birebirini gördüm, öyle söyleyeyim.
Benim için çok önemli bir konu bu.
Evet, bugün karşılıklı bağımlılık, eş bağımlılık, ilişki bağımlılığı denilen codependency konusunu konuşacağız arkadaşlar.
Arkadaşlar sizin bir bağımlılığınız olmasa bile bakın bu kafein bağımlılığı olur sigara olur vesaire hiçbir şeyiniz olmasa bile bir bağımlıya bağımlı oluşunuzun hikayesini konuşacağız.
Sadece bağımlılık değil zor bir ailede büyümek gibi dinamikleri de var.
Az sonra bahsedeceğim bundan.
Şimdi arkadaşlar yakın ilişkilerinizde her zaman böyle alttan alan toparlayıcı olmaya çalışan kontrol freak habire böyle idare etmeye çabalayan karşı taraf yerine sorumluluk alan.
Huzuru sağlamakla mükellef hisseden kendini sürekli böyle.
Kendi ihtiyaçlarını daima göz ardı edip karşı tarafı önceliklendiren.
Sürekli karşı tarafı kurtarmaya çalışan, toparlamaya, düzeltmeye çalışan.
Karşı tarafın duygusuna, problemlerine, krizlerine, ihtiyaçlarına göre şekil alan ve hayatını buna göre şekillendiren.
Karşı tarafı sınır koyduğu zaman suçluluk hisseden, belki kendini nankör hisseden.
Aman o iyi olsun da işte ben...
mühim değilim ya ben sonra hallederim diyen, kötü bir ilişkide olduğunu bile bile herkes bunu söylediği halde ayrılmak isteyip bir türlü ayrılamayan ve bunun için sürekli kendini suçlu hisseden,
ya burada bir yanlışlık var bunu hissediyorum ama ben niye gidemiyorum diyorsan, hadi bitecek o ilişki diyelim.
Hemen o ilişki bitmeden yenisini arıyorsan ve bulduğun kişi yine aynı şekilde biriyse.
alma verme dengem yok diyorsan hep böyle veren el konumundaysan ve işin sonunda ben bu kadar fedakarlık yaptım onu kendimin önüne koydum bunu mu hak ettim ya ben diyorsan başkasını yöneterek güvende
kalacağını zannediyorsan onun onayıyla kendini değerli hissediyorsan Belki bunun sebebi bugün konuşacaklarımız olabilir.
Tabii bütün saydığım maddelerin hepsinin olmasına gerek yok.
Hani siz anlamışsınızdır zaten bir kısmı vardır falan.
Şimdi bunu konuşalım arkadaşlar. Önce eş bağımlılığın tanımıyla başlamak istiyorum.
Şimdi 1950'lerde Amerika'da Atsız Alkolikler adı verilen bir dayanışma topluluğu ortaya çıkıyor.
Hatta bununla ilgili de bir bölümüm var.
Fizi özel bölümlerimin arasında.
Bağımlılık 12 basamak programı.
Eğer alkol probleminiz varsa bu bölümü öneririm.
Şimdi burada bulunan alkolik...
alkolü bırakmak için bir araya geliyorlar hani dayanışma topluluğu ya ve birbirlerine böyle ayık kalabilmek için destek oluyorlar.
Amaçları bu. Türkiye'de de var hatta atsız alkolikler araştırabilirsiniz.
1950'lerde yapılan bu faaliyetler çerçevesinde şu fark ediliyor arkadaşlar.
Evde bir kişi bile içiyorsa alkol problemi varsa bir kişinin bile bakın o ailedeki herkesin hayatı o içen kişinin etrafında şekilleniyor.
Ailesinde böyle alkol problemi olan Kişiler çok iyi bilir.
O gerginlik, o belirsizlik, o kestirilememezlik, ne olacağını öngörememe.
İşte aman onu kızdırmayalım, olay çıkmasın, aman o içmesin, şöyle yaparsam çok içmez.
Çok içerse şunu yaparım gibi gibi böyle hep önlemler almaya çalışma.
Hayatınızı tamamen o insana göre şekillendirme.
Yani sorun sadece alkol alan kişi değil arkadaşlar.
O ailedeki her bir üye zamanla uyumlanma.
Kurtarma, kontrol etme gibi kalıplar geliştiriyor.
Çünkü hayatta kalmak için bunu yapması gerekiyor.
Yani o insana destek olurken bakın uyumlanma var, kurtarma var, kontrol etme var.
Bu kalıpları geliştiriyor ve dolayısıyla daha sonra bu alkol alan bireyin ailesindeki insanlar da iyileşmeye ihtiyaç duyuyorlar.
eş bağımlılık buradan geliyor.
Yani alkolizm bir aile hastalığına dönüyor maalesef.
İçen kişilerin hani klasik bir lafı vardır.
Ya içiyorsam kendime içiyorum kardeşim.
Kimseye zararım yok derler.
Öyle mi sizce? Bütün o aileyi mahvediyor alkol.
O ailedeki çocuklar ileride ona göre eş seçiyor.
Ona göre arkadaş seçiyor.
İlişkilerini orada öğrendiği o kalıplar yönetiyor.
Bakın ne dedim? Uyumlanma, kurtarma, kontrol etme.
Bunlar yönetebiliyor. Ve bunun hiç farkında değiller.
O en başta saydığım maddeler verdi ya işte aşırı fedakarlık.
Kurtarmaya çalışma, kontrol, uyum sağlama, kendine böyle sürekli ikinci plan atma.
Bakın bunlar alkolik yakın dinamiği de olabilir.
Elbette başka sebepleri de olabilir.
İlla böyle eş bağımlılık kaynaklı değildir belki bunlar ama bu benzer paternler burada da görülüyor.
Şimdi 1970'lerin sonunda bağımlılık tedavi dünyasında Alkol artı diğer maddeler de birlikte ele alınmaya başlanıyor arkadaşlar.
Kimyasal bağımlılıklar işte uyuşturucu vs.
bunlar da işin içine giriyor.
Yani mesele artık sadece alkol değil madde bağımlılığı olan biriyle yaşayanların da aynı şekilde bir ilişki örüntüsü geliştirdiği konuşulmaya başlanıyor.
Ve en başta alkolik eşleri.
Yani çoğunlukla kadınlar üzerinden konuşulan bu kalıp zamanla daha da genişliyor ve aileye evriliyor.
Bu arada araştırmalar gösteriyor ki kadınlar eş bağımlılığa daha yatkın.
Hiç şaşırmadım. Dediğim gibi bu tanım genişliyor.
İşte alkol değil sadece uyuşturucu kullanan kişilerin de ailelerinde bu tarz işte davranışların göründüğü konuşulmaya başlanıyor ve bağımlılık olsun ya da olmasın.
İşlevsiz bakın illa bağımlı biri olmasına gerek yok ailenizde.
İşlevsiz bir aile yapınız varsa kronik stresli bir aile sistemindeyseniz yani ailenizde alkolik ya da bağımlı biri yok tamam mı?
Ama çok öfkeli bir baba olabilir anne olabilir bilmiyorum.
Buna meyilli bir birey size şiddet gösteren evin içerisinde bir şiddet, öfke, ağır çatışmalı bir aile yapısı ya da psikolojik sorunları olan bir aile bireyi.
Bununla yaşıyor olabilirsiniz. Ya da kronik hastalığı olan biri olabilir.
Kumar bağımlılığı olabilir arkadaşlar.
Ya da işte bakıma muhtaç bir hasta bile olabilir.
Eğer böyle bir ailede büyüdüyseniz burada da eş bağımlılık olabilir deniliyor.
Neden? Çünkü yine ötekine odaklanma var.
Kendini ihmal var. Kontrol etme, kurtarma, suçluluk ve sınır erimesi.
Bunlar hani tıpkı alkolik bireyin olduğu ailelerde olduğu gibi.
Hani şiddete meyilli bir babayla yaşamak da ya da anneyle yaşamak da yine aynı.
Bu bir hayatta kalma mekanizması.
Bağımlı kişiyi kontrol etmeye çalışırken...
Kendimiz bağımlı hale geliyoruz.
Farkında değiliz. Ona bağımlı hale geliyoruz.
Neden? Çünkü onun davranışına göre hayatımızı şekillendirmeye başlıyoruz.
Onu hayatının odağı haline getiriyorsun.
Yani illa bağımlı kişi olmasına gerek yok.
Dediğim gibi ailedeki o şiddet eğilimli kişi olabilir bu ya da psikolojik sorunları olan kişi olabilir.
Onun etrafında şekil alıyoruz.
Yani en sorunlu, en sıkıntılı olan kişiyi düşünün.
En idare edilen tamam mı?
Onun etrafında şekilleniyoruz.
İşte bu geliştirdiğimiz hayatta kalma mekanizması.
Sonra ne yapıyor? Bütün ilişkilerimize sirayet edebiliyor.
İşte sonra biriyle tanışıyorsunuz.
Karşınızdaki kişi sorunlu biri olmasa bile siz bu bağımlı özelliklerinizi göstermeye devam ediyor olabiliyorsunuz ve ilişkilerinize sorun çıkabiliyor.
Mesela işte arkadaşınız için kendinizi feda etmeler.
Sevgiliniz için hep böyle onun mutluluğunu düşünmeler.
Kendinizi hep böyle ikinci plana atmalar.
Sadece böyle birilerine yardım ettiğinizde iyi hissetmek.
Kendinizi aşırı fedakarlıkta bulunduğunuzda kendinizi iyi hissetmek.
Birilerini kurtardığınızda, birilerini kontrol ettiğinizde bu şekilde kendinizi var olmuş hissediyorsunuz belki.
Çünkü bu kimliğinizin belirleyicisi oluyor bir noktadan sonra.
Bu sizin alışkanlığınız. Bunları yapamadığınız bir ilişkide de kendinizi tükenmiş hissediyorsunuz.
Neden? Çünkü yardım yok.
Yardım edebileceğiniz biri yok karşınızda.
Fedakarlık yapabileceğiniz biri yok.
Kurtarılacak biri yok. Düzeltilecek biri yok.
Kontrol edebileceğiniz biri yok.
E ne olacak? Siz de yoksunuz o zaman.
Değil mi? Size ihtiyaç yok yani.
Orada zaten durmazsınız.
Genelde bu tarz insanlar yardıma muhtaç kişilere çekiliyorlarmış.
Hani ben bunu kurtarabilirim.
Bu tarz insanlara çekiliyorlarmış.
Bu hani dedim ya neydi dizinin adı?
İlk ve son dizisi. Oradaki kızın da işte o adama çekilme sebebi muhtemelen buydu.
Hani ben bunu kurtarırım. Kurtarıcısı olacağım dedi ve olamadı.
Kendini feda ede ede kendisinden de hiçbir şey bırakmadı.
Şimdi ilişkide olduğunuz kişi sizden hiçbir yardım, hiçbir destek talep etmeden bile kendinizce ona yardım etmeye çalışıyor musunuz?
Atıyorum mesela partneriniz çilekli pasta seviyor diyelim.
Siz de böyle hiç sevmiyorsunuz çilekli pastayı.
Çikolatalı seviyorsunuz. Ama bir süre sonra bir bakıyorsunuz hep böyle çilekli pasta yerken bulmuşsunuz kendinizi.
Niye bunu yapıyorsunuz? Hiç sevmediğiniz halde.
Neden? Neden o kişiye bunu yapıyorsunuz?
Çünkü aşırı uyumlanma var. Hayır demeyi bilmiyoruz.
Sınırlarımız gitgide eriyor.
Bazı insanlar vardır mesela biriyle sevgili olur.
O kişinin hobileri neyse direkt bir bakmışsınız onları yapmaya başlamış.
Onun tarzına uyum sağlamış.
Onun müzik tarzı, onun yediği yemekler, onun sevdiği yere gitmeler, tatile.
Her şey onun odağında, onun etrafında dönüyor.
Atıyorum işte adam rockçi bir anda kadın da rockçi oluyor.
Hiç alakası yok yani. Abi sen halk müziği dinliyordun dün.
Anlatabiliyor muyum? Hep böyle uyum sağlayan kişi oluyor ilişkilerinde.
İnanılmaz bir uyumdan bahsediyorum işte.
Hastalanıyor hemen doktor randevusu alıyor koşarak.
İstemedi ki öyle bir talebi yok.
Niye koşuyorsun doktor doktor belki gelmeyecek.
Siz hep bir fedakarlık peşindesin.
Peki buradaki amacınız ne arkadaşlar?
Neyi kontrol altında tutmaya çalışıyorsunuz?
Hatta neyi kontrol altında tutmaya çalışırken?
kendiniz kontrol altına girdiğinizi görmüyorsunuz.
Bütün bu fedakarlıklarınızın sebebi ne?
Çok iyi biri olduğunuz için mi?
Bu dizide diyordu ya işte Cihan Nile çok iyi birisin.
Çok iyi birisin diyordu ama böyle imalı bir şekilde söylüyordu.
Hatırladınız mı? Bence o zaten fark etmişti o kızın niye böyle bir şey yaptığını.
Şimdi çok iyi biri olduğunuz için mi yapıyorsunuz?
Yoksa karşı tarafı kontrol altında tutarsam her şey benim istediğim şekilde.
ona uyumlu da bir şekilde ilerlerse beni terk etmesini mi engellemiş olurum acaba?
Ya da sevgisini mi kazanırım?
Ya da vazgeçilmez mi olurum onun için?
Ya da ya da ne? Siz bulun orasını.
Siz neyin alacaklısınızsınız arkadaşlar bu ilişkide?
Neyin alacaklısınızsınız?
Neyin peşindesiniz? Çok verip almak istediğiniz o şey nedir tam olarak?
Bunu soruyorum. Sonra diyorsunuz ki ben sana saçımı süpürge ettim.
Yıllarca senin için bu kadar fedakarlık yaptım.
Nankör. Aslında kendimize olan ihanetimizin hesabını soruyoruz karşı tarafa bence.
O da diyor ki yapmasaydın kardeşim.
Evet abi yapmasaydın.
İstemedi ki. Bakın psikologum bana dedi ki geçen gün Merve dedi bunları senden talep etti mi?
Hayır dedim hocam etmedi.
Ama dedim ben yapmalıymışım gibi hissettim.
Yani niye bilmiyorum dedim.
O da dedi ki senden bir şey talep edilmeden neden yapmak istedin?
Bakın neden yapmak istedin bütün bunları dedi.
E dedim ama yapmam gerekmiyor mu?
Bakın öyle hissediyorum yapmam lazım.
Hayır dedi. Senden açıkça bir şey talep edilmeden.
Bunları yapman gerekmez.
İnsanlar sadece senden bir şey talep ettiği için sana gelip derdini anlatmaz.
Hani beni kurtar demek değil her dert anlatış dedi.
Ya ben öyle anlamıyorum ki.
Ben zannediyorum ki burada bir sorun var.
Benim bunu çözmem lazım.
Bu insanı da kurtarmam lazım.
Bu insana destek olmam lazım.
Acilen, acilen onu bu dertten kurtarmalıyım.
Hayatını düzeltmem lazım.
Ne yapmalıyım? Koş Merve.
Eğer yapmazsam çünkü kendimi çok nankör ve suçlu hissedeceğim.
Yapmam lazım. O kişiyi yalnız bırakmış olacağım sorunuyla ve o kişi daha da mutsuz olacak.
Üzülecek destek olmazsam.
Eee hani yani.
Bunun altından var ya neler çıktı arkadaşlar.
Hani olay bu değilmiş. Ve ben bunu duyunca ağlamaya başladım.
Nasıl ya hocam gerçekten mi falan diye.
Bana dedi ki Merve kurtarmak istediğin kişi gerçekten bu mu?
Bu mu? Bu kişi mi dedi.
Değilmiş arkadaşlar onun altından oho neler çıktı.
Hani Nilüfer Cihan'ı kurtarmaya çalışıyordu ya dizide.
Aslında kurtarmak istediği kişi kimdi?
Bir düşünün bakalım. Benimkisi de böyle bir hikaye çıktı.
Ya arkadaşlar hani o kadar okuyoruz, araştırıyoruz.
Ben sanıyorum ki işte kendime dair farkındalığım da hani iyidir herhalde falan zannediyorum.
Çok kötü olduğunu düşünmüyordum ama gerçekten insan kendine kör.
Ben bunu seansa gittikçe anlıyorum.
Ya diyorum ki ben bunları nasıl görmemişim ya?
Nasıl bu kadar kendime kör olabilirim?
Hatta böyle bir seansa elimi ağzıma kapattım.
Böyle şaşkınlıktan kala kaldım gerçekten.
Böyle yani inanamadım.
Ve çok doğruydu hocanın söylediği.
Hani size gerçekten bir Merve tavsiyesi.
Ne olursunuz psikolog desteği alın, terep alın.
Hayatta baş edemediğiniz sorun her neyse bilmiyorum.
Ama destek alın arkadaşlar.
İnanın hayat... Hatta böyle ilişkilere bakışınız değişecek, kendinize bakışınız değişecek.
Ben böyle arkadaşımla olan sorunum için bile gidiyorum, konuşuyorum ve gerçekten altından bir sürü şey çıkıyor.
Neyi neden yaptığınızı görünce, anlayınca bir daha zaten yapmıyorsunuz.
Ve kendim için yaptığım en iyi şeylerden biri kesinlikle bu terapiye başlamak.
Çok daha iyi hissediyorum kendimi çok daha güçlü hissediyorum.
Hani benim arkadaşlarım genelde şey diyor ya terapiste gerek yok sana anlatıyoruz işte rahatlıyoruz dertleşiyoruz falan diyorlar.
Ben de öyle zannediyordum ama hani alakası yok.
500 yıldır dert yanıyoruz birbirimize yakınıyoruz.
Psikoloğa gidip anlatıyor bana tek bir sorusuyla hayatı sorgulatıyor ya.
Hani o doğru soruyu soracak ki o.
Arkadaşlarımız değil. Cevabı kendi içimizde bulduracak insanlar onlar.
Yani o yüzden lütfen kendiniz için bunu yapın.
Bu insanlar senelerce bunun için dirsek çürüttü ruh sağlığımız için.
O yüzden arkadaşıma anlattım bilmem ne rahatladım.
Asla aynı şey değil. Aynı kefeye koymayın.
O yüzden arkadaşınıza yine anlatın ama terapiye de lütfen başlayın.
Merve başlayalım da işten güçten vakit mi kalıyor, eve kendimi nasıl attığımı bilmiyorum.
Keşke bunun bir çözümü olsa diyorsanız arkadaşlar çözümü var.
Yıllardır takipçilerimin çok severek kullandığı terapinden bahsetmek istiyorum size.
Eğer bir süredir bir destek alsam mı diye düşünüyorsanız terapine bir bakın derim arkadaşlar.
Çünkü burası sadece bir terapi platformu değil.
Daha böyle bütünsel bir iyi oluş alanı gibi düşünün.
Çünkü psikolog var, diyetisyen var, fizyoterapist var, spor eğitmeni var.
Yani mesele sadece konuşmak değil, hayatını toparlamak gibi.
Ben hangi uzmana gideceğim şimdi?
Uygun uzmanı nasıl bulacağım diyorsanız.
Başlangıç testleri var arkadaşlar.
Uzmanların yorumlarını okuyabilirsiniz.
Buradan size iyi gelecek kişiyi bu şekilde de seçebilirsiniz.
Ki zaten terapinde 600'ü aşkın bir uzman kadrosu var.
Randevunuzu oluşturuyorsunuz.
7-24 istediğiniz.
Siz yerden bağlanıp ister arabadan, ister evden, ister şehir dışından hiç fark etmiyor.
Zaman ve mekan derdiniz yok.
Fiyat seçenekleri zaten her bütçeye göre ayarlanmış.
O yüzden gözünüz korkmasın.
Benim mesela öğrenci takipçilerim de kullanıyor.
İş insanları da var kullananlar arasında.
Bir de en rahatlatan kısmı şu.
İstersen anonim görüşme yapabiliyorsun.
Kamera açmak zorunda değilsin.
Mahremiyet çok önemli.
Kimliğinizi paylaşmadan da destek alabilmeniz mümkün.
En sevdiğim kısmı bu her zaman söylüyorum.
Sonrası mesajlaşma desteği de var ama asıl mesele şu kendini gerçekten anlaşılmış hissediyorsun.
Ve bence insanın en çok buna ihtiyacı var anlaşılmak.
Eğer denemek isterseniz bizim bir indirim kodumuz var.
OSB25 koduyla terapindeki ilk seansın 2026 sonuna kadar %25 indirimli.
Bazen hayatımızı değiştiren şey böyle büyük büyük kararlar değil küçük ama cesur bir adım oluyor unutmayın.
Eş bağımlılığın ilk evresi birine bağlanmayla başlıyor.
Eş bağımlılık bir tür bağımlılık arkadaşlar.
Hani çok güçlü bir bağımlılık.
Bütün neşenizi, huzurunuzu kaçıran, uzun ve sevgi dolu ilişkiler sürdürme yeteneğinize zarar veren, kendinizle olan ilişkinizi bozan, alma verme dengenizi mahveden, duygusal
olarak sizi felç eden sinsi bir bağımlılık eş bağımlılık.
Neden? Çünkü eş bağımlılıkta başkalarının ihtiyaçlarına ve başkalarının davranışlarına böyle full fokus gidiyorsunuz.
Başkalarının yaşamları...
Başkalarının duyguları, onların sorunları.
Bunlarla aşırı aşırı meşgulsünüz.
Başkalarının onayına, sevgisine, onların vereceği değere aşırı ihtiyaç duyuyorsunuz.
Çünkü onların vereceği onay ve değere göre benliğinizin değeri belirleniyor size göre.
Kendinizi suçlu hissediyorsunuz.
Sürekli bir öz eleştiri, öz eleştiri, öz eleştiri.
Başkalarının duygu ve düşüncelerini kontrol etmeye çalışıyorsunuz ki en belirgin özelliklerinden biri bu.
Bakın bunlar da eş bağımlılık.
dediğimiz şeyin karakterize özelliklerinden.
Mesela alkoliklerin eşlerine bakın.
Nasıl böyle kendilerini eşlerinin içme davranışından zaman zaman sorumlu tutuyorlarsa hani işte onların içme davranışıyla nasıl böyle kafaları et meşgulse.
Sabahtan başlıyorlar. Şöyle yapsam böyle mi olur?
Böyle yapsam çok daha az mı içer?
Ne olacak? Ne bitecek? Akşamda işte bir yere gidecektik.
Orada çok alkol alır mı? Neyse gitmeyelim.
Ben bu planı bir şekilde iptal edeyim.
Bu şekilde içmesine engel olur.
Bak sürekli bunu hesaplıyor. Tetikte sürekli.
Hatta alkoliklerin eşleri ya da çocukları nasıl böyle o İçmesin diye onları işte memnun etmeye çalışırlar, fedakarlıklar yapmaya çalışırlar, her şeyi yaparlar.
İşte bu davranışlar zamanla bir takım belirli kişilik özellikleri geliştirmelerine sebep oluyor bu insanların.
Hatta daha çarpıcısı şu, yaşanan bütün bu sıkıntılara rağmen ne oluyor biliyor musunuz?
Ailede alkol öyküsü olan bireylerin kız çocuklarının alkol kullanım sorunu olan ebeveynlerine benzeyen alkol kullanımı olan bireyleri eş olarak seçmeye daha yatkın olduklarını söylüyor
araştırmalar. Yani eğer alkol sorununuz varsa bir kız çocuğunuz varsa ileride sizin gibi birini yani alkol kullanımı olan birini tercih edebileceğini lütfen göz ardı etmeyin.
Eş bağımlılık yükseldikçe depresif eğilimler işte kaygı, ansiyete, yoğun stres, psikosomatik şikayetler hatta yeme sorunlarıyla birlikte görülme ihtimali artıyor.
Eş bağımlı kişiler stresle çoğu zaman kaçınarak baş etmeye çalışıyor.
Yani işte konuşmayarak, erteleyerek, belki görmezden gelerek üstünü kapatarak böyle.
Alttan alarak, idare ederek, işte aman büyümesin Ali Rıza Bey ağzımızın tadı kaçmasın diye böyle üstünü örterek o ilişkiyi bu şekilde sürdürmeye çabalıyor.
Hani kaçınarak bunlarla baş etmeye çalışıyor.
Peki sonunda ne oluyor? Sonunda kendi kendini tüketiyor.
Eş bağımlılık çoğu zaman sevilmek için kendimi feda etmeliyim fikrinden ve o fikirde...
Utanç ve düşük benlik saygısından besleniyor.
Hatta dün Instagram'da bir psikoloğun çok beğendiğim bir yazısına denk geldim.
Onu paylaşmıştım. Buradan da tekrar paylaşayım.
Diyor ki sevilebilmek için ne kadar saygısızlığı kabul ettiğini fark ettiğin o an.
Başlarda fedakarlık ya da hoşgörü maskesi altında normalleştirdiğin o küçük görmezden gelinmelerin, sınır ihlallerinin ve değerinin hiçe sayılmasının aslında bir sevgi bedeli
olmadığını anlarsın.
Birinin kalbinde yer edinebilmek için kendi onurundan parça parça verdiğini, her olsun deyişinde aslında kendine ait olan bir kaleden bir taş daha eksilttiğini görmek canını yakar.
Sevginin şifalandıran bir şey olduğunu sanırken aslında sadece sevilme ihtimaline tutunmak için kendi sesini nasıl kıstığını, varlığını nasıl küçülttüğünü ve karşı tarafın kaba hatlarını
yumuşatmak için kendi keskin doğrularından nasıl vazgeçtiğini fark etmek insanın kendine borçlu olduğu o büyük özrü doğurur.
O an dışarıdaki insanın seni ne kadar az sevdiğinden ziyade senin kendini ne kadar az sevdiğinle yüzleşirsin.
Ve bu farkındalık başta bir yıkım gibi görünse de aslında kendi sınırlarını yeniden çizmek ve o enkazın içinden kendi öz saygını çekip çıkarmak için atılan.
En cesur adımdır demiş.
Dediğim gibi eş bağımlılıkta çoğu zaman sevilmek için kendimi feda etmeliyim fikri var.
Ve dediğim gibi o fikirde utanç ve düşük benlik saygısı buradan beslenme var.
Pia Melody'nin kendi çalışmaları neticesinde eş bağımlı kişileri tanımlamada beş kriteri var arkadaşlar.
Bunlardan da bahsetmek istiyorum.
Birincisi diyor ki bu kişiler uygun düzeyde özdeğer tecrübe etmekte zorlanırlar.
Şimdi özdeğer dediğim şey nedir?
İçeriden gelirdim. Özdeğer içimden geliyor.
Ben varım ve ben değerliyim hissi.
Eş bağımlılığa baktığımız zaman bu his onay, takdir, İşte yarama, kurtarma ve fedakarlıkla çalışıyor.
Yani bakın içeriden değil dışarıdan beslenme var burada.
Saygıları da aynı şekilde dışarıdan beslenebilir.
İşte ben nasıl görünüyorum? Ne kadar para kazanıyorum?
Arabamın markası ne? Çocuklarımın başarısı?
Eşimin gücü, eşimin işi?
Hangi okuldan mezunum?
Yani başkalarının değer verdiği aktivitelerde ne kadar iyi performans gösteriyorum?
Bu var. Sağlıklı öz saygı ne?
İçeriden gelen değer duygusu değil mi?
Yani atıyorum. Çok kötü bir şey yaşadın.
Tamam aldatılmış olabilirsin.
Reddedilmiş. olabilirsin. Çok büyük bir hata yapmış olabilirsin.
İstemeden çok çok büyük kilolar almış olabilirsin.
İflas etmiş olabilirsin.
Bir dedikodu, bir hakarete maruz kalmış olabilirsin.
Öfkelenebilirsin, kırılabilirsin, korkabilirsin.
Bunlar çok çok normal.
Bunların karşısında bunları yaşamamız çok normal.
Öfkelenmemiz, kırılmamız, ağlamamız değil mi?
Ama ben değersizim diye çöküp kalmak.
Hani bu olmamalı.
Duygular oynuyor. Burada bir deprem oluyor ama özdeğerin çekirdeği yerinde duruyor.
Kolonlar sağlam. Anlatabildim mi?
Eş bağımlı kişinin saygısı varsa çoğu zaman bu öz saygı değil, dışa bağımlı bir saygıdır deniliyor.
Hani ben kimim sorusunun yerine ben ne yaptım, kim bana ne dedi, kim bana ne gözle bakıyor bunlar var dışarıdan bir şey var yani.
Atıyorum çocuğu başarısız oldu sınavda hayatı kayıyor.
Hayatı mahvoluyor. Çünkü neden?
O başarı kendi başarısı onun.
O çocukla alakası yok. Kendi başarısı gibi görüyor.
Dışa bağımlı. Bütün parasını kaybettiği zaman kendini aşırı değersiz hissediyor.
Çünkü o parayla aslında düşük öz saygısını maskeliyordu belki.
Neden? Çünkü ben olduğum halimle yeterli değilim.
Ben sadece işe yararsam, idare edersem, kurtarırsam değerliyim.
Kendi değerini içeride stabil hissedemeyen kişi değeri, onay, ilgi...
vazgeçilmez olma üzerinden toplamaya çalışıyor.
Buradaki olay bu. Yani eş bağımlılık da tam da burada aslına bakarsanız.
Hani beni bırakmasınlar için aşırı uyum, aşırı fedakarlık, aşırı kontrol geliştiriyorlar.
Seviliyorum çünkü varım.
Bu değil. Seviliyorum çünkü bir işe yarıyorum, bir şey yapıyorum.
İnsanların hayatını kurtarıyorum falan filan.
Yani olay şu. Değeri içeride üretemediği için ilişkilerinde üretmeye çalışıyor.
Anladınız mı bir şekilde?
Hayır diyememe, sınır koyamama, ilişkilerde sevilebilmek için sürekli performans sergileme ihtiyacı, sürekli birilerine destek olma, 7-24 çözüm üretme bu.
İkincisi arkadaşlar sınır çizmekte zorlanma diyor Piyo Melody.
Bu insanlar sınır çizmekte zorlanır diyor.
Şimdi eş bağımlılıkta sınırlar ya yoktur arkadaşlar ya da çok serttir.
Ya geçen psikolog bana dedi ki sınırları konuşuyorduk.
Merve dedi hani sen sınırların olduğunu mu düşünüyorsun?
Evet hocam dedim. Hayır dedi.
Senin dedi sınırların çok sert.
Çünkü ben şunu yapıyorum.
Senelerce çekiyorum, çekiyorum, çekiyorum.
Sonra bir anda çat çat diye bitiriyorum böyle hani ve geri dönüşü olmayacak bir şekilde yapıyorum bunu.
Dedim ki ama dedim yani sınırlarımı koruyorum.
Abi senelerdir ne yapıyordun o zaman?
Niye çektin o kadar? Dedi ki bak bu değil.
Sınır dedi şudur. Bana çok güzel bir örnek verdi.
Mesela dedi ben yeni evlendiğimde sabahın 10'unda dedi komşularım kapıya dayandı.
Ben dedi 12'de uyanıyorum. Komşular da hani benim huyumu bilmiyor.
Çat çat çat kapıya vuruyorlar.
Bir açmadım iki açmadım.
En son dedi açtım. Güzelce dedim ki arkadaşlar ben 12'de uyanıyorum.
Hani lütfen beni rahatsız etmeyin.
Gelecekseniz bana 12'de buyurun gelin kahvemizi içelim.
Böyle demişim. Sen olsan dedi hani sınırlarım çok sert ya.
Kapıyı açmadığın gibi.
Hani bir anda. İletişimi kesip koparıyorsun.
Bitiriyorsun yani. Bu değil dedi bak güzelce bunu hani ilişkiyi sürdürebilmek adına güzelce sınırlarını koruyarak hani idame ettirmek doğrusu dedi.
İşte ben o ana kadar sınırlarımı koruyorum falan zannediyorum.
Gittikçe aydınlanıyoruz işte.
Bu arada sınırlar konusuna da bir bölüm gelecek.
Şimdi ilişkilerde sınırlara örnek vereyim arkadaşlar.
Duygusal sınır mesela. Karşı taraf üzgün diye sen de dağılmak zorunda değilsin.
Empati yapma demiyorum çok başka bir şey söylüyorum sana.
Sana duygusal çöp muamelesi yapılıyor.
Ama bir kere sormuyorlar ya kardeşim sen nasılsın?
Hani anlatıyor anlatıyor. Bütün duygusal çöpünü döküyor sana.
Sen de orada zaten sünger gibi emiyorsun onu.
Psikolojin bozuluyor. Ama bir kere ya bir kere sormuyor.
Sen nasılsın? Sen ne yaptın?
İyi misin diye soran yok.
Bunu diyorum. Mesela işte beni yalnız bırakırsan dağılırım, mahvolurum, biterim diyor karşı taraf.
Bakın bu duygusal olarak rehin alma bence.
Telefonu açmadınız mesela.
Çağat bir mesaj. Müsait değilsen okey.
Demek ki beni umursamıyorsun.
Sınır koyduğunuz an sevgi...
Çekiliyor. Ya da bir anda bir ceza veriliyor size.
İşte ben senin için şunu şunu yaptım.
Bakın bu duygusal borç ya.
Hani ben senin için bunu bunu yaptım.
Öde abi. Sen kendinle ilgili bir şeyler anlatıyorsun.
Derdini anlatıyorsun. Hemen böyle konuyu kendine çeviriyor.
Ya benim de işte şöyle olmuş.
Abi konu sen değilsin bir dur ya.
Niye benim acımı gölgeliyorsun?
Bir sus. Bir ben anlatayım ya.
Seni kendine terapist yapıyor.
Senin böyle hasta olma hakkın yok.
Yorulma hakkın yok. Hani velev ki oldu diyelim.
Hemen bir mesaj. E sen de çok değiştin.
Çünkü senin hakkın yok. Hani yorulma gibi bir lüksün yok senin.
Ona hayır demek gibi. Sen bir...
Duygusal, taşıyıcı, kolonsun.
Anlatabildim mi? Sınırlarını talan ediyorlar.
Farkında bile değilsin.
Çünkü o kadar bunu normalize etmişsin ve alışmışsın ki hiç farkında değilsin.
Eş bağımlılıkta sınır çizmekte zorlanma işte bu.
Mesela bir örnek vereyim. Gecenin bir yarısı.
Telefon çalıyor. Açıyorsun.
İşte çok kötüyüm, şöyleyim, böyleyim ağlıyor karşı taraf.
Senin de diyelim ki yarın çok önemli bir iş görüşmen var.
Ve aylardır da bu iş görüşmesinin heyecanı içerisindesin.
Ve uyuman gerekiyor gerçekten hani dinç bir şekilde gidebilmen için.
O telefonu kapatmıyorsun, dinliyorsun.
Çünkü içinden diyorsun ki ya bana küserse, ya beni bencil zannederse, ya beni terk ederse.
Oturuyorsun sabaha kadar onun duygularını regüle etmeye çalışıyorsun.
Yani sakinleştirmeye çalışıyorsun.
Sabah oluyor. Uyanamıyorsun, kalkamıyorsun.
Gitsen de çok bitik bir haldesin o iş görüşmesinde.
Belki de olmayacak o iş o yüzden.
Sonra kendi kendine kızıyorsun.
Ya ben bunu niye kendime yaptım?
Neden kendimi yok saydım?
Neden, neden, neden diyorsun?
O arada bir mesaj geliyor.
Ya dün gece iyi ki o telefonu açtın.
Sağ ol. Şu an kendimi çok iyi hissediyorum diyor.
Hop kafanda şu düşünce beliriyor.
Ya ben kendimi feda edersem demek ki değerliyim.
Pekiştiriyoruz onu. Başkasını toparlarsam sevilirim.
Yani sınır koymama.
İyi insan olmak değil arkadaşlar.
Tekrar ediyorum. Sınır koymamak iyi insan olmak değil.
Öyle hissettiriyor olabilir.
Ama aslında bizi böyle yavaş yavaş tüketen bir sadakat gösterisi bu.
Farkında değiliz arkadaşlar.
Bunu farkına varalım.
Bu arada bu verdiğim örnekte ben de bunu yapardım.
O telefonu açarım sabaha kadar konuşurum.
İşe de gidecek olsam yaparım.
Desteğimi tam desteğimi veririm.
Asla esirgemem ama bunu duygusal sınırımı ihlal ettiğini düşündüğüm kişilere yapmam.
Herhalde yapmam. Yani benim benim kadar düşünen insanlara yaparım.
O telefon çaldığında eğer böyle içiniz daralıyorsa işte telefonu açmazsam ne olur acaba diye düşünürken 50 tane senaryo yazıyorsanız kötü kötü senaryolar ve o konuşma bittikten sonra rahatlamaktan çok yorgun hissediyorsanız
ya benim de bir derdim var bir dakika hani demenize böyle bir fırsat kalmıyorsa konu sürekli ona geliyorsa senin hayat kaliten bozuluyorsa hani onluk hiçbir problem yoksa bu belki Duygusal sınır ihlali
olabilir. Ben hani bunu düşündüm ben de çok yapıyorum dedim ya telefonu açarım mesela.
Ben ama asla bir yük hissetmedim onu da söyleyeyim yani.
Hatta çok da rahatlamış hissediyorum.
Hani o kişiyi rahatlatınca ben de rahatlıyorum.
Belki burada da bir sorun vardır bilmiyorum.
Bu duygusal sınır örneğiydi.
Mesela bunun dışında neler var?
Zaman ve enerji sınırımız var.
Bunları zaten geniş geniş konuşacağız daha sonra.
Benim de buna ihtiyacım var çünkü.
Her an erişilebilir olmak zorunda değiliz arkadaşlar.
Fiziksel sınırlarımız var.
Sarılma, temas, özel alan gibi hani dokunulmaktan hoşlanmayabiliriz.
Maddi sınırımız var.
Her isteyene borç vermek zorunda değilsiniz.
Cinsellik sınırımız var.
Sırf böyle karşı taraf cinsellik istiyor sizden diye.
Hani onun talebine göre bir şeyler yaşamak zorunda değilsiniz.
Mesela cinsellikte hayır diyemeyen insanlar var.
Hani kendi istemedikleri halde bile bunu yapmaya kendini zorunlu hisseden insanlar var.
Neden? Çünkü hayır derse eğer karşı taraf küsebilir, sorun çıkabilir, terk edilebilir.
Yani onun ihtiyacı önemli değil burada.
Anlatabiliyor muyum? Hayatta kalma mekanizması bakın burada da devreye girdi.
Eş bağımlılıkta sınır ihlalleri olabiliyor dedim arkadaşlar.
Hani buna daha açık olabiliyor bu insanlar, bunu yaşayanlar.
Ve sınırlarının ihlal edildiğini bile fark edemeyebiliyorlar.
Çünkü sınır koyarlarsa terk edilebilirler, kızılabilir, onlara küsülebilir.
Korkuları bu aslında.
Ve eş bağımlılar ebeveynlerinin sınır sistemlerini yansıtıyorlar deniliyor bence çok doğru.
Yani eğer ebeveyninizin sınırları yoksa sizin de herhangi bir sınır geliştirmemeniz çok normal.
Geçen bir arkadaşıma dedim ki ya dedim ailende ne yaşıyorsan çocukken nasıl bir ortamda büyüdüysen bunun içerisinde sınırlar da dahil büyüdüğün zaman buna okey oluyorsun.
Hani insanlar şaşırıyor.
Atıyorum işte ailenizde mesela şiddet vardı.
Siz şiddet görerek büyüdünüz işte.
Anneniz olur siz olursunuz kimse artık.
Bunu görerek büyüyen bir insan ileride evlendiği zaman kocasından göreceği şiddeti ya da kocasının çocuklarına uygulayacağı şiddeti ya da herhangi bir şiddeti daha makul görebiliyor.
Hani olabilir ya okey hani bu tarz şeyler olabilir.
Eğer hiç böyle bir şey görmediyse bir şok geçirip böyle ne oluyor ya burada deme ihtimali daha yüksek bence.
Dediğim gibi eğer ebeveynlerinin sınırları yoksa çocuklar da herhangi bir sınır geliştirmeyeceklerdir deniliyor.
Üçüncüsü arkadaşlar kendi gerçeklerine sahip çıkmakta ve bunu ifade etmekte zorlanabiliyorlar eş bağımlılar.
Biri size bir şey söylüyor. Çok rahatsız oluyorsunuz tamam mı?
Ama sonra kendi kendinizi böyle ikna ediyorsunuz bir şekilde.
Bunu ben çok yaparım. Yok ya aslında öyle demek istemedi.
Ben abartıyorum. İnkar ediyorsunuz ya bir gerçek var.
İnkar ediyorsunuz. Herkes de size söylüyor.
Bak kardeşim sana bunu demek istedi.
Senin anladığın gibi de gerçekten seni incitmek için böyle bir şey söyledi diyor insanlar.
Siz diyorsunuz ki yok ya. Öyle birisi değil o.
Siz yanlış anladınız. Çünkü neden?
Gerçeği söylersen reddedilebilirsin.
O kişiyle ilişkin bozulabilir.
Bakın son seansta psikolog bana dedi ki Merve.
Kendini suçlamayı bırak. Ben sürekli kendimi suçluyormuşum.
Sürekli dedi karşı tarafa haklı çıkarmaya çalışıyorsun.
Bana bunu ispatlamaya çalışıyorsun.
Geçen günde aynısını bir arkadaşım dedi.
Merve dedi niye hep kendini suçluyorsun?
Ve bunu psikologum şöyle açıkladı.
Dedi ki mesela küçük bir çocuk annesinin kötü olduğunu kabul etmektense kendini suçlar dedi.
Neden? Çünkü eğer annesi kötüyse onu ruhen terk etmesi gerekecek.
Yani bu da eşittir. Yalnızlık demek.
Terk edilmek demek. O yüzden...
Çocuk ne yapıyor? Ben hatalıyım.
Okey. Çünkü ben hatalıyım dersen düzeltme şansın var değil mi?
Bakın buradaki esas mesele kontrol bende hissi.
Yani umut var. Kontrolü kaybetmedim.
Umudum hala var. Bu kontrol olayı çok manyakça bir şey.
Eş bağımlılıkta. Yani o kişi o bağı korumak için bazı gerçekleri görmezden gelebiliyor.
Minimize edebiliyor. İnkar etme yoluna gidebiliyor.
Ya da Kendine çeviriyor.
Ya ben suçluyum diyor. Bir de ben mesela sürekli empati yapıyorum.
Arkadaşlar çok empati yapıyorsanız bu dediğimi lütfen dikkate alın.
Çok empati yapmamın sebebi de karşı tarafı aklamak.
Ama işte onun çok kötü şeyler yaşadığı, hayatı çok kötüydü.
O yüzden bana böyle davrandı.
Yoksa böyle yapmazdı.
Yani karşı tarafı iyi niyetli ilan ediyorum.
Yine kendimi suçlamaya çalışıyorum.
Neden? Çünkü çocuk zihni, az önce anlattığım gibi, kendini suçlayarak hayatta kaldı.
Yoksa annesini suçlaması gerekiyordu.
Annesi kötü biriyse kendisi terk edilecek, yapayalnız kalacak.
Ya da babası, herhangi bir ebeveyni de olabilir.
Anladınız siz ne demek istedim.
Yetişkinlikte de bunu devam ettiriyoruz.
Empati yapmaya çalışıyoruz. Sürekli onu aklamaya çalışıyoruz ki, altyapısında ne var?
Gitmesin ya, beni terk etmesin, yalnız kalmayayım.
Bu var altyapısında. Olabilir yani.
Bu var demeyeyim de olabilir. Dördüncüsü, yetişkin ihtiyaçları ve istekleriyle ilgilenmek.
zorlanırlar. Eşbamlılar.
Kendi ihtiyaçlarını ötelerler.
Başkalarının ihtiyaçlarına odaklanırlar.
Benim de derdim var ama hani dur önce seninkini hallederim.
Seninki daha önemli. Benim de az param var.
Hani ay sonunu zor getireceğim ama dur ya ben sana borç vereyim.
Ben bir şekilde idare ederim. Gerekirse kuru ekmek yerim.
Kendini hep sona yazmak.
Kendini sona yazanlar.
Orada mısınız? Ben bunu istersem ayıp kaçar.
Hayır dersem kötü olurum.
Ben dinlenirsem bütün işler kalır.
Hepsini benim yapmam lazım. Benim sevgiye ihtiyacım var ama bunu dur direkt söylemeyeyim de karşı tarafı bir test edeyim bakalım beni düşünüyor mu?
Sağlığım bozuldu ama doktoru ben bir erteleyeyim dur şimdi.
Şu arkadaşımın işlerini halletmem lazım.
Kariyerim için şu kurusa gitmem lazım ama dur şimdi ya.
Eşimin terfisi var önce onu bir halletsin de ondan sonra ben giderim.
Bence bunu anladık arkadaşlar. Beşincisi eş bağımlılık yaşayanlar gerçeklerini ılımlı bir şekilde tecrübe ve ifade etmekte.
Zorlanırlar. Mesela dediğim gibi arkadaşın kalbini kırıyor.
Sen içine atıyorsun. Okey diyorsun boşver.
Sonra aradan işte bir zaman geçiyor.
Atıyorum işte niye çöpü dışarı atmadın diye alakasız bir şeye patlıyorsun.
Ya onlar çöp değil ki. O biriken şey önemsenmeme hissi.
Çöp sadece görünen kısım.
Yani üzüldüm demiyorsun. Çünkü bunu demek seni kırılgan hissettiriyor.
Üzüldüm demek. Bunun yerine gidiyorsun.
Yok işte en son kaçta mesaj attı.
Kontrol ediyorsun. Tavır koyuyorsun.
Küsüyorsun, kaçıyorsun, trip atıyorsun çocukça hareketler.
Yani üzüntü doğrudan çıkmalığı için kontrol davranışı olarak çıkıyor.
Bunlar niye yapılıyor? Niye tavır koyuyorsun?
Niye küsüyorsun? Niye kaçıyorsun? Niye trip atıyorsun?
Çünkü kontrol davranışı var burada.
Hani bunları yaparak karşı tarafı kontrol edebileceğini zannediyorsun.
Ve neden böyle yapıyoruz? Çünkü arkadaşlar eş bağımlılıkta duygunu yaşa, o duygunun adını koy ve onu ifade et.
Vardır ya normali budur.
Bu yok. Bozuk bu, çalışmıyor.
Orta ayar diye bir şey de yok.
Ne yapıyoruz? Ya hiçbir şey yokmuş gibi davranıyoruz, halının altına süpürüyoruz.
Boş ver, boş ver. Halının altına süpür.
Ya da bir birikim, bir patlama olarak ortaya çıkıyor.
Gerçekliği ılımlı şekilde tecrübe etmek diye bir şey var arkadaşlar.
Ne demek bu? Şimdi ben ne hissediyorum?
Kırgınım değil mi? Ya da korktum, kıskançlık hissediyorum, hayal kırıklığı hissediyorum.
Peki bunların bende yarattığı ihtiyaç ne?
İhtiyacım ne benim? Saygı, güven, netlik, mesafe.
Tamam bunlar olsun hadi.
Bunları ılımlı bir şekilde ifade etmek ne?
O duyguları yok saymadan ama o duyguyla kendini kaybetmeden net bir şekilde ve zamanında söyleyebilmek.
Peki neden eş bağımlılıkta bu bozuluyor derseniz?
Çünkü arkadaşlar eş bağımlı zihin duyguyu şöyle okuyor.
Duygu eşittir sorun çıkarabilir.
Duygu eşittir terk edilebilirim.
Duygu eşittir kavga çıkar.
Duygu eşittir ben suçlu çıkarım.
O yüzden beyin duyguyu erken yakalamak yerine Bastırmayı seçiyor.
Sağlıklı insanlar da erken yakalayıp ifade etmek vardır güzelce.
Bastırmayı seçiyor eş bağımlı.
Çünkü bastırınca o duygu kaybolmuyor bu arada.
Bedene ve davranışa taşınıyor.
Neden böyle yapıyor eş bağımlı kişi?
Şimdi yine alkolik bir ebeveynle büyüme hikayemize dönecek olursak.
İlla alkolik değil. Siz anlattım hepsini.
Alkolikten gideceğim ben yine.
Şimdi nasıl o çocuk duygusunu ifade etsin?
Ne desin o alkolik ebeveynine?
Karşısında normal sağlıklı bir birey yok.
Kafa gitmiş. Belki korkuyor.
Yani onun öfkesinden, onun gazabından, onun şiddetinden.
Belki bir kere duygusunu ifade etti ve o anda işte camlar, çerçeveler indi.
Belki şiddete uğradı.
Suçlu çıktı belki o hikayeden.
Belki cezalandırıldı, küsüldü ona.
Değil mi? Bu hayatta kalma modu arkadaşlar.
O anlarda o çocuk ne yapıyorsa işte bunu yetişkinliğine taşıyabiliyor.
Bugün konuştuğumuz şey bu eş bağımlılık.
Ya hiçbir şey yokmuş gibi görmezden geliyor.
Tıpkı o insanı görmezden gelerek sorunu kapatacağını zannettiği gibi.
Alkolik alan insanı problem yokmuş gibi idare etti.
Yıllarca yıllarca idare etti.
Bunu öğrendi. İhtiyacını ötelemeyi, inkar etmeyi öğrendi.
Ya da biriktirip biriktirip patlamayı öğrendi.
Sen sanıyorsun ki mumdan çıktı o yangın diyordu ya.
Bir tane teyze vardı. Hayır abi zaten yanıyordu her yer.
Cayır cayır her yer yanıyordu yangın yeriydi.
O sadece üstünü kapatmıştı.
Bu beş madde böyleydi.
Şimdi arkadaşlar eş bağımlı bireyler gördüğünüz gibi ilişkilerinde bu tarz problemler yaşayabiliyor.
İnsanlarla ilişkilerini sürdürmekte veya onlar tarafından sevinmek için onları kontrol etme veya yönetme çabalarına girebiliyor.
Bazı eş bağımlılar düzenli olarak güvenceye ihtiyaç duyar veya doğrudan, dürüst olmaktan çok korkar ki bunlar etkili bir iletişim için, gerçek bir yakınlık için oldukça gerekli olan şeyler.
Karen Horney diyor ki arkadaşlar, psikanalist Karen Horney, her ilişkinin sınırlara ihtiyacı vardır diyor.
Sevgi sınırlar olmadan güvende olmaz.
Fakat birçok eş bağımlı kendisine yönelik saygısız davranışı hoş görür.
Çünkü bu kişilerin benlik değeri oldukça düşüktür.
İltifat edilmeye, gerçek anlamda sevilmeye ve sınır koymaya hakları yokmuş gibi hissederler.
Kabul görebilmek için bir iş veya ilişkide kendi paylarına düşenden çok daha fazlasını yapabilirler.
Fakat sonunda yeterince takdir edilmemiş veya kullanılmış, içerlenmiş hissedebilirler demiş.
O yüzden kendinize şu soruyu sorun.
İlişkileriniz sizi besliyor mu yoksa?
Tüketiyor mu? Yine çok önemli bir detay.
Eş bağımlılık geliştiren insanlar çoğu zaman gerçek bendiklerini, gerçek duygularını bastırarak büyür.
Ve içeride ben kimim, haklarım var mı, ihtiyaçlarım önemli mi, sevilmeye değer miyim gibi sorulara cevap veren çekirdek inançlar oluşur.
Ve bu inançlar genelde utanç temellidir deniliyor arkadaşlar.
İşte bende bir sorun var. Bu tablo çoğunlukla çocuklukla işlevsiz ebeveynlik yüzünden ortaya çıkıyor.
Aşırı eleştirel, aşırı kayıtsız, çok katı, çok müdahaleci, tutarsız ya da reddedici bir ortam.
Utancın bir kısmı şuradan geliyor.
Çocuk öfkesini onu inciten ebeveynine yöneltemiyor.
Çünkü ona muhtaç, ondan korkuyor ya da onu kaybetmek istemiyor.
Öfkeyi dışarı çıkaramayınca ne oluyor?
O öfke içeri dönüyor ve ben hatalıyım, ben suçluyuma dönüyor.
İşte bu yükle baş edebilmek için kişi birkaç tane yola kayıyor.
Ya hayali bir benlik yaratıyor, onun gibi yaşamaya çalışıyor.
İşte mükemmel, çok güçlü, hep iyi, hep pozitif, hep başarılı gibi.
Ya da geri çekilme, işte kapanma ve uzak durma.
Ya da isyan etme, işte çatışmacı, kopuşlarla ilerleme.
Bakın bunları o utanç, o öfkeyi bastırdığımız için yapıyoruz dedim.
Yetişkinlikte bazı eş bağımlılar kendini sürekli yetersiz hisseder deniliyor ve bazıları ise ideal benlikleriyle öyle özleşleşiyor ki dışarıdan böyle özgüvenli görünüyor, kendine güveni
olan bir insanmış gibi görünüyor ama bu...
Çoğu zaman kırılgandır deniliyor.
Hatta birçoğu bu kendine yönelik o habis duygularını dengeleyebilmek için mükemmelliyetçi bile olabilir.
İşte değerimi kanıtlamalıyım.
Hiç kimseye muhtaç olmamalıyım.
İyi, başarılı, çekici bir insan olursam sevilirim diye daha çok çabalıyor, çabalıyor, çabalıyor.
Ama çabaladıkça bir bataklık gibi böyle daha da dibe vuruyor, daha da depresif oluyor.
Çünkü gerçek benliği geride kaldı.
Gitgide daha da uzaklaşıyor gerçek benliğinden.
Daha da yalnızlaşıyor.
Eğer eş bağımlı biriyseniz arkadaşlar genellikle bunun belirtilerini yakın ilişkilerinizde daha çok göreceksiniz.
Hatta size 25 tane soru soracağım arkadaşlar.
İnstagram'dan soracağım. Bu eş bağımlılık üzerine yapılan önemli bir çalışmanın anket soruları.
Şimdi burada sorarsam podcast 2 saat olacak.
Onlara da bir bakın. Hani evet hayır olarak cevap verin ama lütfen arkadaşlar kendi kendimize teşhis koymayalım.
Hani bir podcast dinledim ben eş bağımlıymışım demeyin.
Baktınız içinizi kemiren şüpheler var.
Benim öyle oldu. Acabalar var.
O zaman lütfen bir uzmana danışın.
Belki çok başka bir hikaye çıkacak bilmiyorum.
Ben tabii ki bu bölümde yine size uzman görüşlerini aktardım.
Ama elbette bu sadece buzdağının görünen kısmının yüzde ikisi falandır diye düşünüyorum.
Daha neler neler vardır. Peki neticeye gelelim arkadaşlar.
Ne yapabiliriz? Sunulan çözümler nedir?
İlk başta kurtarıcılığı bırakmamız gerekiyor.
Başkalarının duygusunu ve bunların sonucunu üstlenmeyi lütfen bırakalım.
Benim sorumluluğum, benim duygum, benim sınırım.
Benim kararım ve benim davranışım.
Ve onun sorumluluğu, onun duygusu, onun seçimi, onun sonuçları.
Bu ayrımı lütfen yapalım.
Ve lütfen bunu yaptığımız için de kendimizi suçlamayalım.
Kurtarıcı rolü ile sorumluluk ayrımını yapmayı öğrenmemiz gerekiyor.
İkincisi, sınırlar konusunu öğrenmemiz gerekiyor.
Dediğim gibi buna bir bölüm gelecek. Sınır koymak ve hayır demeyi öğrenebilmek gerçekten bu hayatta yapabileceğimiz en önemli şey kendimiz adına.
Üçüncüsü gerçekleri görelim.
Bakın görmek istediğimizi değil.
Gerçekleri görelim.
Ama o öyle yapmak istemedi.
Hayat şartları onu bu hale getirdi.
Aslında o çok iyi bir insan vs.
vs. Ama sana kötülük yaptı abi.
Hani gör bunu gör.
Bırakın senaryo yazmayı.
Gerçekleri görün. Neden görmüyorsunuz?
Çünkü görürseniz bedelini çok ağır ödeyeceksiniz.
Karşınızdaki insanı terk etmeniz gerekecek.
Yalnız kalacaksınız. Çatışma çıkacak.
O yüzden... Kaçıyorsunuz abi böyle senaryolar yazıyorsunuz.
Nereden biliyorsun diye sormayın.
Man Emrah üzümünü yedi bağını sorma.
Dördüncüsü onay bağımlılığı detoksu.
Böyle minik minik yalnız kalma antrenmanları yapın arkadaşlar.
Onay bağımlılığını bırakmamız gerekiyor.
Beşincisi bir insan istemedikçe onu asla değiştiremeyeceğinizi.
Kabul edin. Benim kabul etmekle ilgili bir problemim var biliyorsunuz.
Bunu her bölümde söylüyorum ve onun için de zaten destek alıyorum.
Bunu yapacağım, başaracağım az kaldı.
Altıncısı kendi hayatınıza odaklanmak.
Başkalarının sorunları, ihtiyaçları değil.
Kendi hayatınıza odaklanmak.
Bir de belki de siz kurtarıcılık yaptığınız için karşı taraf hiçbir zaman yaptıklarının bedelini ödemedi.
Yani siz onun önüne geçtiniz hiç.
Hatalarının bedelini ödemedi.
İyilik yaptığınızı sanarken karşı tarafa kötülük yapmış bile olabilirsiniz.
Herkesin kendi hayatı bu sonuçta.
Düzeltmeyin. Bırakın dağınık kalsın.
Hani yetmedi mi bizim de aldığımız?
Bu 12 basamaklı programda hani size bir şeyden bahsetmiştim.
Çok ünlü bir oyuncu şu an hatırlayamadım.
Alkol problemi var ve...
Yaklaşık 30-40 yıl falan alkol kullanmış.
Hep böyle muhtemelen hayatında birileri hep onu toparlamış, kurtarıcılık yapmış.
Ama bir gün bırakmışlar bunu herhalde.
Hiçbir şekilde kurtaran olmamış.
Ne halin varsa gör demişler.
Ve bir sabah bir sokağın ortasında bir arabanın tekerine sarılı bir halde uyanıyor.
Çok ünlü, dünyaca ünlü bir oyuncu.
Şu an adı gelmedi. bölümde anlatmıştım.
Ve ondan sonra alkolü bırakma kararı alıyor.
Belki de bu olayı 30 yıl önce yaşasaydı o gün bırakacaktı.
Anlatabildim mi? Ne demek istedim?
Düzeltmeyin arkadaşlar. Bazen dağınık kalması gerekiyor.
Ve bırakın derken o insandan vazgeçin demiyorum.
Ne hali varsa görsün demiyorum.
Yaptıklarının sorumluluğunun yükünü siz taşımayın.
Karşınızda yetişkin biri var.
Çocuk yok, bebek yok.
O yüzden siz de bir yetişkinsiniz.
Çocuk gibi davranan birine ebeveynlik yapmak Bizim görevimiz değil.
Eş bağımlılıktan çıkmak daha az sevmek de değil arkadaşlar.
Kendini kaybetmeden sevmeyi öğrenebilmek.
Bizim yapacağımız doğal sonuçlara izin vermek burada.
Doğal sonuçlara, hayatın akışına izin vermek.
Aşırı işlev görmeyi bırakmak, bunu öğrenmek.
Bu senin hayatın, bu senin seçimin.
Bunu demeyi öğrenebilmek.
Senin hayatın ya, senin seçimlerin.
Yaşa bakalım. Ben seni sevmeyi bırakmıyorum.
Senin yerine yaşamayı bırakıyorum diyebilmek arkadaşlar.
Şimdi bu bölümü çekmeden önce Instagram'da bir anket yaptım.
Dedim ki ailenizde bunlardan biri var mıydı?
Alkolik bir birey var mıydı dedim.
%27 vardı demiş.
Neredeyse %30'a yakın.
Kumar bağımlısı bir insan var mı dedim.
%7. Şiddet uygulayan biri var mı?
%23. Psikolojik veya kronik hastalığı olan %43.
Hatta çok üzücüdür ki bazıları Merve neden E şıkkı hepsi diye bir şey yok dediler.
Onu düşünemedim açıkçası.
Gerçekten çok üzücü. Şimdi burada bir şey söylemek istiyorum.
Bağımlı yakınları için yapılan grup terapilerinde şu 3 kural sürekli hatırlatılıyor yakınlarına.
Deniliyor ki sen sebep olmadın.
Sen kontrol edemezsin ve sen tedavi edemezsin.
Tamam mı? Bunu unutmayalım.
Bir insan düzelmeyi istemedikçe siz onu düzeltemezsiniz.
Bunu kabul etmemiz gerekiyor.
Şimdi şöyle sen sebep olduysan sen düzeltebileceğini zannediyorsun değil mi?
Sen kontrol edersen iyi davranırsan o insana sinirlenmeyeceğini, olay çıkmayacağını işte içkilerini dökersem içmeyeceğini işte efendim onu evde yalnız bırakmazsan kendine kötülük yapmayacağını falan düşünüyorsun
değil mi? Onu kontrol etmeye çalışmaktan Kendi hayatının kontrolünü kaybediyorsun.
Farkında değilsin. Eğer sen tedavi edebilirsen yani onu kurtarabilirsen onun seni seveceğini, yalnız kalmayacağını, bütün hayatınızın buna bağlı olduğunu bir umut, terk edilmeyeceğini, onu iyileştirebileceğini
zannediyorsun. Ama farkında olmadan kendini hastalanıyorsun.
Ruhun hastalanıyor. O yüzden lütfen bu üç maddeyi unutma olur mu?
Ne dedim? Sen sebep olmadın.
Sen kontrol edemezsin ve sen tedavi edemezsin.
Sana buradan sesimle sarılıyorum.
Dilerim şifa buluruz.
Terapin Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
OSB20 kodunu kullanarak terapinden %20 indirimli bir şekilde faydalanabilirsiniz arkadaşlar.
Terapin hakkında daha detaylı bilgi almak için sizleri açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Hoşçakalın. Kendinize iyi bakın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
