
Terappin Hakkında detaylı bilgi almak için: www.terappin.com
OSB20 koduyla ilk terapi seansın %20 indirimli * Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içerir*
Transkript
Terapin Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Bugün yine çok ilgimi çeken bir konuyla geldim arkadaşlar.
İlginç psikiyatrik sendromlardan bahsedeceğim.
Bu arada benim her podcastımdan sonra aaa bu bende varmış diyen takipçilerim oluyor ya da aaa bu ben diyorsunuz.
Umarım bugün anlatacaklarımdan hiçbiri sizlerde yoktur arkadaşlar.
Hadi başlayalım ilginç psikiyatrik sendromlara.
İlk sendromumuzun adı Capgras sendromu arkadaşlar.
Bunu yaşayan kişiler genellikle böyle yakın akraba oldukları insanların tıpa tıp benzerleriyle yer değiştirdiğini düşünüyor.
Bu durum ilk olarak 1923 yılında benzerler yanılsaması terimini kullanmış olan Capgras ve Ribal-Lacaux tarafından tanımlanıyor.
O yüzden adı böyle. Bir kadın kronik paranoid psikoz yaşıyor arkadaşlar ve çevresindeki insanların yerlerine onların benzerlerinin geçtiğini söylüyor.
1924 yılında ise şizofreni tanısı almış olan bir başka kadın Capgras sendromu yani benzerlik sanrısı yaşıyor.
Anne babası onu ziyarete geliyor hastaneye.
O da diyor ki siz benim annem babam değilsiniz.
Onların benzerlerisiniz.
Siz benim annemle babamın yerine geçmiş insanlarsınız.
İşte böyle bir sendrom ve bunun çeşitli biçimleri var.
Mesela fregoli yanılsaması diye bir şey varmış.
Bunda hasta kişi çevresinde her kim varsa onun peşine düştüğünü zannediyor.
İşte postacı görüyor diyor ki benim peşimde.
Kargocu, güvenlik görevlisi herkesten şüpheleniyor.
Zannediyor ki herkes onun peşine düşmüş ve ona kötülük yapacak.
İntermetamorfoz diye bir şey var.
Bir yanılsama. Capgras sendromunun içerisinde.
Burada da kişi çevresindeki insanların birbirleriyle değiştiklerine inanıyor.
Yani ben Ali olmuşum.
Ali Mehmet olmuş. Mehmet de aslında benmişim.
Çok karışık biliyorum ama böyle.
Bir de bunun daha daha uç versiyonu var.
Öznel benzer sendromu.
Bunda da hasta. Diğer insanların onun kendi benliğine dönüşmüş olduklarına inanıyor.
Bir de reduplikatif paramnezi diye bir şey var.
Bunda da hastalar bir yerin fiziksel olarak aynen kopyalandığını düşünüyor.
Yani bu esas değil kopyalanmış bir yer.
Bu Karpkraz sendromu edebiyatta da yer bulmuş.
Mesela Dostoyevski'nin Ecinlileri okuduysanız eğer ben seneler önce okumuştum.
Nietzsche çiçeğimin, posbıyıklı yârimin favori psikoloğudur Dostoyevski.
Dostoyevski psikolog değil ki demiş olabilirsiniz ama Nietzsche öyle düşünmüyor.
Hatta diyor ki kendisinden bir şeyler öğrenebileceğim yegane psikoloğumdur diyor Dostoyevski için.
Ecinliler romanında bu konuyla alakalı, bu Capgras sendromuyla alakalı çarpıcı bir tanım var arkadaşlar.
Romanda psikopat Maria Timofyevna gizlice Stavrogin'le evleniyordu ama kasabalarında bir etkinlik düzenleniyor ve o sırada adam sanki böyle hiç onunla ilişkisi yokmuş gibi davranıyor.
Hatta kızı bir kenara çekiyor ve diyor ki sen diyor sadece kendini genç bir kız olarak gör.
Ben de senin sadık bir dostun olmakla birlikte bir yabancıyım.
Ne kocan ne baban ne de nişanlınım diyor kıza.
Sonra birkaç gün sonra adam Maria'yı tekrar ziyarete gidiyor ve Maria onu tanımazdan geliyor.
Hatta sonra onu prensini öldürmekle suçluyor ve diyor ki hep o değil diye düşündüm.
Bu o değil diye düşündüm.
Benim şahidim benim gibi kibar bir hanımdan asla utanmazdı.
Söyle bana sahtekar adam.
Dişlerini ona ne kadar geçirdin?
Bu işe razı olmak için çok para alman gerekti mi?
diyor adama. Bakın sevgilisinin yerine bir başkasının geçtiğini ve ona kötü davranan kişinin de o bir başkası olduğunu düşünüyor.
Bunun da bir Kemal'im yapmaz dediği kalmış.
Kemal'im yapmaz sendromu.
Gelelim bir başka ilginç psikiyatrik sendroma.
Deklarambol sendromu.
Bu sendrom genellikle kadınlarda görülüyor.
Beyler dikkat.
Deklarambol sendromundaki kişi çok kısa bir süre böyle bir arada bulunduğu belki bir çay içtiğiniz bir ortamda işte arkadaş ortamında ya da daha önce hiç karşılaşmadıkları bir erkek de olabilir bu.
Kendisine aşık olduğunu düşünüyor ve kur...
Kurban genellikle çok daha yüksek bir sosyal konuma sahip oluyor.
Hani Adile Naşit'in elektrikçiyi vardı ya Tarık Akan o geldi aklıma.
Ama burada kurban genellikle çok daha yüksek bir sosyal konuma sahip oluyor.
Kendisinden daha yüksek aktör olabilir, politikacı olabilir, ünlü biri olabilir ya da doktor olabilir, rahip olabilir.
Halka mal olmuş bir kişi yani.
Böyle çok daha ulaşılamaz olan insanların kendilerine aşık olduklarını düşünüyorlar ve çok üst düzey bir tutku yoğunluğu söz konusu burada yani çok daha yüksek konumda olan biriyle aşk ilişkisi içinde olma
inancı ki ilk aşık olan ve ilk adımı atan da genelde o kişi oluyor yani inançlarına göre.
Hemen bir örnek vereyim.
50 yaşında bir kadın var.
Sürekli önüne gelen herkesle cinsel bir beraberlik yaşıyor.
Ve kendisinden çok daha yaşlı olan bir rahibin ona aşık olduğuna inanıyor.
Hani rahip 70-80 falan bana aşık diyor.
Hatta dairesinin kirasını bile onun ödediğini iddia ediyor.
Kendisiyle böyle deliler gibi evlenmek istediğini söylüyor.
Herkese söylüyor. Ve bu rahibin kiliseye her gittiğinde ona küfür ettiğini, bağırdığını, bazen onu eve kadar izlettiğini falan düşünüyor.
Ve bir gün rahip böyle bir konferans veriyor kilisede.
İçeri giriyor ve bas bas bağırarak bunları iddia ediyor.
Sonra tabii polis olaya karışıyor.
Bu sefer de polislere diyor ki sen tuttun diyor.
Bu polislere sen para verdin aslında sen bana aşıksın.
Yani bunun için yapıyorsun bunları diyor.
Ama yine de diyor seni affetmeye hazırım.
Çünkü diyor bana çok aşık olduğunu biliyorum diyor rahibe.
Aklınıza şu an şey geldi Baby Render dizisi geldi değil mi?
Marta karakteri hani stand up'ı basıp bas bas bağırıyordu ya o sahne geldi direkt aklıma.
Başka kadın hasta 53 yaşında stilist 10 yıldır paranoid psikoz yaşıyor ve kral 5.
George'un kendisine aşık olduğunu düşünüyor.
Hatta gördüğü denizcilerin turistlerin ona olan aşkını ilan etmek üzere kral tarafından gönderilen elçiler olduğunu düşünüyor.
18'den itibaren ise kralı takip etmeye başlıyor arkadaşlar.
Defalarca İngiltere'ye gidiyor.
Sarayın önünde bekliyor sürekli.
Hatta bir keresinde saray pencerelerinden birinde böyle bir perde oynuyor hareket ediyor.
Bunu da şöyle yorumluyor.
Kral diyor şu anda bana bir aşk işareti göndermeye çalışıyor bu şekilde.
Ve bütün İngiltereliler kralın bana olan aşkını biliyor diyor.
Bir keresinde de kral güya onun Londra'da kalmasını engellemek için bütün otellerin rezervasyonlarını kapatmış, iptal ettirmiş.
Böyle düşünüyor. Bir günde valizlerini kaybediyor.
İçinde kendi portreleri varmış.
Kral yaptı kesin diyor.
Hani içinde kendi portreleri var ya o yüzden yapmış kral.
Ve diyor ki kral diyor benden nefret ediyor olabilir.
Ama aslında beni unutmuyor.
Unutmasın mümkün değil diyor. Çünkü ben ona karşı asla kayıtsız kalamam.
O da bana kayıtsız kalamaz.
Yani beni boşu boşuna incitiyor şu anda diyor.
O erkeklerin en üstünü diyor.
Yüreğimin derinliklerinde onun cazibesine kapıldım.
Ve onunla aynı göğün altında onun tebaasıyla birlikte yaşamayı çok isterim diyor.
Ve eğer onu gücendirdiysem benim kalbim kan ağlar demiş.
Bu sendromda enteresan bir detay var arkadaşlar.
1921 yılında bir araştırmacı bir çeşit paranoid erotomaniği yeniden tanımladı ve buna kız kurusu deliliği adını vermiş arkadaşlar.
Kız kurusu nedir ya? Yani düşünsenize doktora doktor bey neyim var diyorsunuz ve kız kurusu deliliğine yakalanmışsınız diyor size.
Peki neden böyle bir isim takmış?
Çünkü genelde bu sendrom arkadaşlar cinsel yaşamı yolunda gitmeyen, cinsel birleşmeye de böyle pek eğilimli olmayan, bazen asla evlenme fırsatı bulamamış olan kadınlarda görülüyormuş bu dediğim sendrom.
Rom. Enteresan bir örnek vereyim size.
Çok yaşlı bir kadın var ve son derece böyle namus ve ahlak şövalyesi öyle söyleyeyim.
Hiç evlenmemiş. Bir erkek tarafından istemediği bir şekilde sürekli ilgi gösterilerine maruz kaldığını iddia ediyor.
Adamın onu sürekli takip ettiğini, rahatsız ettiğini, onunla evlenmek için can attığını, onu kaçırma planları yaptığını düşünüyor.
Ve adama öfke dolu bir mektup yazıyor.
İşte benim peşimi bırak falan diye.
Sonra polise ihbar ediyor. Adamın dünyadan haberi yok.
Öyle bir şey yok. Sanki Gülseren Budayıcıoğlu'nun bir kitabında böyle bir psikolojik vaka vardı arkadaşlar.
Hatırlıyor musunuz? Hatırlayanlar beni yeşillendirsin.
Hani bir kadın vardı işte iş yerinde bir adam ona aşıkmış güya sonra işte radyo dinliyordu.
İşte radyodaki romantik şarkıların ona geldiğini o adam tarafından ona yollandığını düşünüyordu.
Hatta adam için şöyle demişti.
Eğer yüz vermezsem ona benim iç çamaşırımı bayrak yapıp göndere çekecekmiş.
Bu sahneyi çok net hatırlıyorum ama hangi kitaptı neydi hiç hatırlamıyorum.
Çok oldu okuyalı. Neyse dönelim bu sendroma.
Başka bir vaka anlatayım size.
19 yaşında bekar bir kız var.
İntihara kalkışıyor. Sonra işte nedenini öğreniyorlar.
Bu kız bir rahibe aşık arkadaşlar ve diyor ki benim ölmem ikimiz için de çok iyi olacak diyor.
Ben o yüzden ölmek istedim diyor.
Bu kız çok sorunlu bir ailede büyümüş.
ergenlik zamanı geliyor. İyice içine kapanıyor.
Sonra da rahibi olmaya karar veriyor bir anda.
Tam bu sıralarda böyle kendisinden 14 yaş büyük olan bir rahip var.
Ona tek taraflı platonik olarak aşık oluyor.
Rahibin haberi bile yok arkadaşlar.
Sonra intihar ettiği zaman bu adamı en son 4 sene önce görmüş ya.
Düşünebiliyor musunuz? 4 sene önce görmüş bu adamı ve intihar etmeye kalkışıyor.
4 sene boyunca hiçbir şekilde iletişimleri yok.
Konuşmamışlar. Hatta rahip kıza ondan uzak durması için uyarı vermiş bir mektup yazmış.
Benden uzak dur diye seneler önce ve bu mektubu bile bana olan aşkından yazdı diye yorumluyor.
Düşünebiliyor musunuz? Bazı hastalar kurbanlarının yaşamlarında çok büyük bir kaos yaratabilir.
Böyle aralıksız sürekli taciz edebilir.
Mesaj yağmuru, mektuplar, telefon bombardımanı.
Bu yüzden tutuklanabilirler.
Şimdi aklınıza yine Marta geldi.
Marta büyük ihtimalle erotomaniydi arkadaşlar.
Erotomaninin temelinde platonik aşk olmayabilir.
Hatta tersi bir durum söz konusu olabilir.
Bu hastaların çoğu yoğun bir cinsel ilişki açlığı çekiyormuş.
Ve bazılarının yazdıkları şeyler böyle çok kaba.
Cinsellik içeriği var ama çok kaba Marta'nın mesajlarını hatırlayın.
Ve gözlemciler şunu fark ediyorlar.
Bu hastaların davranışları ne kadar açık biçimde cinsel olsa.
Cinsel taciz mesajları atsa da cinsel doyumdan kaçıyorlarmış.
Bunu fark etmişler. Ve bazı olgularda hasta karşı taraftan kötülük gördüğünü düşünüyor.
Yani yüz göremediği zaman kötülük gördüğünü düşünüyor.
Bunun sebebi de buymuş.
Yani bir cinsel doyuma ulaşmamalarıymış.
Hasta kendisine istemediği bir şekilde cinsel yaklaşımlarda bulunacağından dolayı karşı tarafı korkarmış.
Ve erotomaninin temelinde sevme değil sevilme varmış arkadaşlar.
Buna da şaşırmıştım. Kikero'nun dediği gibi bütün duygular içinde aşktan daha şiddetli olanı yoktur.
Aşk deliliktir diyor.
Katılıyorum. İmza kaşı mühür Kikero.
Merve ben de aşkımdan delirmek üzereyim.
Toksik birine aşık olduğum senelerdir kopamıyorum.
Bana onca şey yapmasına rağmen, öz saygımı kaybetmeme rağmen ondan hala gidemiyorum diyenler.
Hatta gidip böyle hep aynı tip, aynı sorunlu insanları buluyorum diyenler.
Bunun tabii ki psikolojik bir altyapısı var arkadaşlar.
Zamanla kendinize öz saygınızı yitirdiğiniz, kendi değerinizi sorguladığınız bir noktaya doğru gidiyorsunuz.
Hani bunu gidip arkadaşlarınıza tabii anlatın ama onlardan akıl almaya çalışmayın.
Yani bir uzmana danışın hep söylüyorum.
Peki ama kime danışalım?
Tabii ki ortamlarda satılacak bilgi ailesinin en sevdiği online terapi platformu olan terapine.
Neden terapin?
Çünkü online bir terapi platformu o yüzden erişimimiz çok kolay.
Yani düşünsenize 7-24 ulaşabileceğiniz terapistler var.
Gecenin bir yarısı bile online bir uzmana bağlanıp konuşabiliyorsunuz.
Yani illa o seans günümüz, seans saatimi beklemek zorunda değilim.
Bu benim en sevdiğim özelliklerinden biri.
Terapist olsam sabah dörtte muhtemelen online olurdum.
Bana bağlanabilirdiniz.
Ve o 45 dakika gerçekten kendimiz için yapabileceğimiz en iyi şeylerden biri.
Bir de görüşme bittikten sonra gerçekten üstünüzden çok büyük bir yük kalkıyor.
Yani bunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Yaşadığım his oydu çünkü.
Bu arada seansa girerken sanki dünya başıma yıkılmış gibiydi.
Çok kötüydüm. Göz yaşlarımı silerek girdim ve çıkışta gülüyordum ya.
Hani seans bitti ya 45 dakikada ne değişebilir?
Çok şey değişiyor. Öyle sorular soruyorlar ki size böyle kendi içinizde cevaplar ararken birçok şeyle yüzleşiyorsunuz ve rahatlıyorsunuz.
Bir rahatlama geliyor. Nasıl yapıyorlar bunu bilmiyorum.
Gerçekten mucizevi bir şey terapi.
Terapinde 300'den fazla alanında uzman klinik psikolog var.
İşte çocuk, ergen, yetişkin, aile ve çift terapisi.
Bu arada arkadaşlar eğer...
Boşanmayı düşünüyorsanız yani şahsi fikrim lütfen önce çift terapisine bir şans verin derim.
Çünkü bu şekilde gerçekten evliliğini kurtaran çok insan gördüm.
Bir yuva kolay kurulmuyor kolay da yıkılmamalı benim şahsi fikrim.
O yüzden lütfen bir şans verin derim bir çift terapisine şans verin.
Cinsel terapi de alabilirsiniz.
Yani bu konuda çekinceleriniz varsa terapinde zaten illa böyle görüntülü görüşme yapmak zorunda değilsiniz.
Kamera kapalı bir şekilde hatta anonim bir isimle de katılabilirsiniz.
İnsanlar kendi seans ücretlerini kendileri belirliyor.
O yüzden her bütçeye uygun biliyorsunuz.
Geçen bir takipçim sayede terapine başladım ve gerçekten o kadar iyi geldi ki arınmış hissediyorum.
Keşke ama keşke daha önce başlasaydım demiş.
Olsun yine de başlamış çok iyi geldiğini söylüyor.
Çok mutlu oluyorum böyle mesajlar alınca.
Bu arada bonus OSB20 koduyla %20 indirimimiz de var.
Sonra alırım bir teşekkürünüzü.
Hadi devam edelim. Gelelim bir başka ilginç sendroma.
Otello sendromu arkadaşlar.
Adını tabii Shakespeare'in ünlü Otello karakterinden oluyor.
Ona da ne kadar gıcık olmuştum okurken.
Yani böyle kitabın içine girip yakasından tutup yapma be adamı kendine gel diye isim gelmişti.
Otello'nun bizdeki adını biliyor musunuz?
Arap'ın intikamı.
23. yüzyılda.
Türkiye'ye geliyor bu oyun ve taşralardaki adı buymuş.
Arabanın intikamı ne ya? Otello da diyor ki kıskanç ruhlar bir nedenden ötürü kıskanç değil.
Kıskanç olduklarından kıskançtırlar sadece.
Bir canavardır bu.
Kendi kendine var olan...
Kendini doğuran denilmiş.
Peki nedir bu Otello sendromu?
Eşi tarafından aldatılma sanrısı ve genelde erkeklerde görülüyormuş.
Hastalıklı boyutta bir kıskançlık arkadaşlar.
Edebiyat dünyasında da çok yer bulmuştur bu kıskançlık hikayeleri.
Shakespeare Otello'da bu sendroma klasik bir örnek tanımlıyor.
Otello'yu okuyanlar onun Iago tarafından kandırılan bir adam olduğunu düşünüyor değil mi Otello'nun?
Ama aslında Iago Otello'nun kişiliğine kazınmış olan o kıskançlığın ateşini körükleyen kişi.
Kıskançlık ondaki psikozun merkezi semptomuydu ve karısını öldürmesi de dahil davranışlarının kaynağı doğrudan bu semptomdu.
Hatta bir kış masalında da benzer bir kıskançlık hikayesi işliyor Shakespeare.
Tolstoy'un Bozney Çev karakteri yıllarca böyle daldan dala konuyor, koklamadığı gül kalmıyor Bozney Çev'in ve evleneceği kadının bekaretine çok önem veren bir adam.
Evlendikten sonra karısının her hareketinden ihanet anlamı çıkarıyor ve sonunda karısının canına kıyıyor.
Genelde erkeklerde dediğim gibi daha sık görülüyormuş otello sendromu.
Mesela bir adam portmandodaki paltoların dizilişini ezberliyor işe giderken.
İşten sonra eve geliyor eğer yerleri değiştiyse olay çıkarıyor.
Değiştiyse eve bir adamın geldiğini düşünüyor çünkü hani onun paltosu asıldığı için güya o milimetrik oynama olmuş.
Bir başka adam karısı evden çıktı mı çıkmadı mı bunları kontrol edebilmek için arabasının tekerinin olduğu yeri tebeşirle işaretliyor düşünün kontrol amaçlı.
satın aldığı malzemenin barkod kodlarını kontrol ediyor.
Gerçekten karım gittiğini iddia etti.
Süpermarketten mi aldı bunları barkodlarına bakarak?
İşin enteresan kısmı benim için bu sanrılara aşırı cinsel heves ve artmış bir cinsel etkinlik eşlik ediyor.
Yani kıskançlıktan sonra bir de bu geliyormuş.
Bu da genellikle karşı tarafta bir iğrenme yaratıyor.
Hani madem bu kadar kıskandın, bu kadar olay çıkardın, pislik yaptın nedir şimdi bu?
Hani bu cinsel yükseliş.
İşte yani kadın da bunu sorguluyor.
Ve adam bunu şöyle anlıyor.
Demek ki başka biriyle bir tatmin yaşanmış.
O yüzden benden şu an iğreniyor.
Yani inanılmaz bir olay.
Bu da kanıtı diyor. Sen şu an benimle birlikte olmak istemiyorsun.
Al bakalım sen demek ki bir başkasıyla olmuşsun.
Hadi bakalım bir daha bir olay çıkıyor.
Bu arada şunu da belirtmek isterim.
Normal bir kıskançlıkta sorun yok.
Hatta hiç kıskanmamakta sorun varmış.
Buna da şaşırdım. Hatta Fransızlar buna ünlü estetik jaluzi diyorlarmış.
Yani estetik olmayan kıskançlık diyorlarmış.
David M. Bass Tehlikeli Tutku Başlıklı adlı kitabında diyor ki kıskançlığın aşkı korunmak üzere evrildiğini söylüyor.
Ama yine de bir ilişkiyi kopartabileceğini vurguluyor.
Buna göre kıskançlık kişinin yoğun yatırım yapmış olduğu değer verilen bir ilişkiye karşı Olası bir tehdide tepki olarak ortaya çıkan bir şeymiş.
Genellikle geçicidir ve epizodik bir deneyimdir diyor.
Hani kıskançlığın derin ve dayanıklı bir sevgiden kaynaklı olabileceğini söylüyor ama en uyumlu ilişkileri bile paramparça edebileceğini söylüyor.
Bence arkadaşlar güvenin olduğu bir ilişkide kıskançlık olmaz.
Güven yoksa kıskançlık vardır ama bence ya da işte güven bir şekilde sarsıldıysa hemen akabinde kıskançlık belirtileri başlar diye düşünüyorum.
Psikodinamik boyutta baktığımız zaman kıskançlık şöyle çekirdeğinde bu sorunun çekirdeğinde hastanın olmak istediğiyle, hasta dediğiyle aşırı kıskanç insan.
olmak istediği kişiyle aslında olduğunu kabul ettiği kişi arasında bir tutarsızlık var.
Ve bu tutarsızlıktan kaynaklanan bir yetersizlik var.
Yani psikodinamik boyutta kıskançlık böyle açıklanıyor.
Bu da hastanın kendisini küçük gördüğü gibi bir anlama gelmiyor.
Tersine genellikle bu insanlar naysistik ve ben merkezci.
Bu işte Otello sendromu aşırı kıskanç insanlar.
Ama bilinç dışında bu insanlar zayıflıkları olduğunun da farkındalar.
Böyle belli bir olay veya olaylar onların aşağılık duygularını tetikleyebiliyor.
Bunlara da daima işte güvensizlik, aksiyete ve aşırı duyarlarık eşlik ediyormuş.
Yetersizlik duygusu karşı tarafa yansıtılıyor.
Bakın benim yetersizim ben karşı tarafa bunu yansıtıyorum ve gidiyorum onu sadakatsizlikle suçluyorum.
Yetersizlik duygusu da özellikle şunlarla bağlantılı olabiliyor.
Hastanın konumu ve prestiji eğer tehdit altındaysa ve bu duyguyu yaşıyorsa sürekli.
Kendisi sadakatsizlik yapıyorsa eşcinsellikte olabiliyormuş.
Sevme yetisinin yokluğundan dolayı da olabiliyormuş.
İlk başta hastanın sahip olduğu şeylerden herhangi bir arkadaşlar dışarıdan bir tehdit alıyor.
Tam bir tehdit altına giriyor.
İşte konumu olabilir, gücü olabilir, prestiji olabilir.
Bunlar yetersizlik ve aşağılık duygularını açığa çıkartıyor.
Ardından bunlar yaşanıyor.
Descartes kıskançlık duygularının sahip olma içgüdüsünden doğduğunu söylüyor.
Bence de arkadaşlar. Kıskançlık nesnenin her şeyiyle tek sahibi olma arzusudur diyor.
Nesne derken Descartes eşi yani sevgili eşi her neyse mal olarak tanımlıyor arkadaşlar.
Benim malım. Çünkü genelde eş biliyorsunuz diğerinin malı olarak görülüyor.
Hani kabul edin ya da etmeyin çoğu toplumda maalesef böyle bir şey var.
Bu yüzden başka insanların eşinize ya da işte sevginize gösterdiği en ufak bir ilgi bile bir tehdit unsuru oluşturuyor.
Olay bu. Bir de esir...
Edici aşk ve yok edici aşk diye bir terim var.
Esir edici aşkta kişi karşılık görmese bile o kişiye tam olarak sahip olmayı talep ediyor.
İkincisinde ise kendisini komple ona vermek istiyor, ona adamak istiyor ve çoğu ilişki bu iki uç arasındaki bir yelpazede gidip geliyor.
Ama sevgi esir edici aşka ne kadar çok kayarsa kıskançlık eğilimimiz de o kadar artıyormuş.
Peki neden bazı insanlar daha kıskanç arkadaşlar?
Çünkü herkesin yaşamındaki ben sürekli bir tehdit altında.
İkinci olarak sıkı tutunun bomba geliyor arkadaşlar.
Merkezdeki yetersizlik duygusu hastanın kendisinin aldatmak için duyduğu gayrimeşru arzularla bağlantılı olabilirmiş yani çok kıskanç biri aslında içinde
derinlerde bir yerde ihanet için yanıp tutuşuyor da olabilirmiş ve bunları da eşine yansıtıyor olabiliyormuş mesela bir hasta var çok uzun süreli bir psikoterapi alıyor ve o seanslardan birinde diyor ki ben diyor kocamla
cinsel ilişki yaşarken kafamda hep başka erkekler var onlarla ilişkide olduğumu hayal ediyorum fantezilerim var falan diyor çok kıskanç biri bu arada ya da bir erkek geçmişte yaşadığı gayrimeşru ilişkiler varsa ve bunlar
böyle çok başarılı geçmişse yani yakalanmadan yürütebilmişse o gayrimeşru ilişkilerini karısının sadakatinden şüphe duyabilir.
Bu onu arttıran bir şeymiş.
Yani eşiniz size ihanet ediyorsa sizden de şüphelenir.
Ben buna inanırım arkadaşlar. Kişi kendinden bilir işi demiş eskiler.
Üçüncü olarak yansıtılmış olan yetersizliğin kendisi de eşcinselliğe doğru bir eğilimi açığa vuruyor olabilirmiş.
Bu demek değil ki işte çok kıskancız ve acaba eşcinsel miyiz?
Böyle bir şey değil arkadaşlar. Freud diyor ki psikotik kıskançlığın eşcinsel bir temeli.
Olabilir demiş hani böyle düşünmüş.
Mesela bir hastası var karısından şüpheleniyor adam ama aslında kendisinin başka erkeklere ilgi duyduğu ortaya çıkıyor.
Yansıtma yoluyla kendini eşcinselliğinden arındırmaya çabalıyor.
Sonradan açıklık kazanmış.
Hatta bir kadın kocasını çok kıskanıyor ve kadının da daha sonra eşcinsel olduğu ortaya çıkmış.
Ve dördüncü olarak sevme yetisinin olmaması dedik arkadaşlar.
Bu da sürekli böyle kıskançlık çeken insanların.
Gerçek sevgiyi hissedemeyenler olduğunu çünkü bütün ilişkilerine narsistik bir gereksinimle birbirine karıştığını söylüyorlar ilişkilerinin.
Hatta çok çarpıcı bir detay arkadaşlar en yoğun kıskançlığı yaşayan insanlar o zamana dek sevgi ve doyumu en yoğun yaşamış olanlar değil.
Tam tersi kıskançta en yatkın olan hastalar sevgi nesnelerini sürekli ve düzenli olarak değiştirenlermiş.
Buna çok şaşırdım. Bir de arkadaşlar çok genç bir kadınla evli olan erkekler böyle uçlarda bir kıskançlık performansı sergileyebiliyorlarmış.
Ve yeterince böyle alımlı olmadığını düşünen, çekici olmadığını düşünen kadınlar da üst düzey bir kıskançlık sergileyebiliyormuş.
Herhalde güzellik ve yakışıklılık böyle arttıkça özgüven yükseliyor.
da kıskançlığı azaltan bir şey olabilir.
Sizce doğru mu bu? Siz ne düşünüyorsunuz?
Oscar Wilde da böyle benzer bir şey söylemişti.
Hani bir kadın çok güzelse zaten hani o kadar kıskanmaz gibi bir şey söylüyordu.
Çirkin kadınlar kıskanır falan diyordu ama yani Oscar Wilde o.
Gerçi bunu bence Lord Henry söylemiştir.
Sırada Kuvat sendromu var arkadaşlar.
Bu da kuvvak vak gibi bu ne ya?
Kuvat sendromu. Bu da şu arkadaşlar.
Erkekler hamile eşlerinin doğum sancılarını hissediyormuş.
Ne? Dediniz şu anda eminim.
Ben de çok şaşırdım. Bu sendroma göre baba adayları eşlerinin gebelikleri boyunca veya doğum sırasında ya da her ikisinde birden çeşitli fiziksel semptomlara yakalanabiliyorlarmış.
Mesela bir adam var 29 yaşında.
Karısının hem ilk doğumunda hem de ikinci doğumunda bu.
sendroma yakalanmış. Onunla beraber hastaneye kaldırılıyor.
İnanılmaz bir sancı çekiyor.
Doğum sancısı gibi ve ikinci doğumunda da aynı sonucu doktorlar çok şaşırıyor.
Bir başka erkek hasta 26 yaşında.
Asker izne gidiyor ve geri görevine döneceği sırada eşi hamile olduğunu söylüyor adama.
Sonra askerdeyken adamın karnı şişmeye başlıyor.
İstifra etmeye başlıyor. Kokuları hassasiyeti artmaya başlıyor.
Aynı bir gebe gibi arkadaşlar.
Eşi doğum yaptıktan sonra geçiyor tabi bunlar.
Sırada Munchausen sendromu var arkadaşlar.
Bu hastalar hastane hastane dolaşıp kendilerine yalan bir hastalık uyduruyorlar.
Bunlara hastane aylakları, hastane bağımlılığı sendromu da diyebiliriz bunun için.
Mesela 46 yaşında bir adam Cambridge mezunu eğitimli bir adam.
Okulda kafa tasını kırdığını iddia ediyor ama öyle bir şey yok.
Sürekli kafa travmam var diyor.
Özellikle de böyle önemli bir iş üzerinde çalışırken bundan bahsediyor kafa travmasından.
Hastaneye gidiyor sürekli epileptik nöbetler geçiriyor işte baş ağrıları.
Bunlarla yatışını veriyorlar ama bulgular negatif.
44 yaşında bir kadın var tam 60 defa arkadaşlar çengelli iğne yutmuş.
Yani düşünebiliyor musunuz hastaneye yatırılıyor bu sebeple.
25 yaşında bir kadın var 45 defa yatış yaptırmış.
Asılsız bir gebelik iddiası var.
Farklı farklı hastanelere gidiyor.
9 kere anestezi altında kendine pelvik muayene yaptırıyor düşünün bu kadın.
Yani bu hastalar hastalık taklidi, böyle patolojik yalan söyleme, işte hastane hastane dolaşmalarıyla karakterize olmuş hastalar.
Sırada Sidelagia Fantastica diye bir sendrom var.
Yani patolojik yalancılık arkadaşlar.
Yalan söyleyen kişi tarafından yanlış olduğu bilinen ve önceden saptanmış bir hedefe ulaşmak üzere kandırma amaçlı kullanılan bir ifade bu kandırmayı amaçlıyor.
Fantastik uydurmalar böyle bazen karmaşık sistemli bir aldatmacaya da varabiliyor bu büyük yalanlar.
Yani çok büyük bir yalancılık öyle söyleyeyim sıradan yalancılıktan farklı.
Temel düzenek olarak baktığımız zaman şöyle başlangıçta kendini ve diğerlerini kandırmak için yola çıkıyor.
Yani bilinçli ve bilerek. yapıyor hasta bunu ama bir süre sonra kendi söylediği yalana kendi inanıyor olay bu ve bu noktada artık süreç bilinç dışı bir hale geliyor ve bundan sonra da yalanlar kat be kart artıyor yani fantastikleşiyor
doktor kılığına giren hastamı ararsınız işte ben çok zenginim korkunç bir zenginliğe sahibim diyen dolandırıcılar sahte itirafçılar yani bir suç işleniyor o suç işlenmediği halde gidiyor ben yaptım
diyor yani bir cinayete üstlenen insanlar var düşünün gönüllü bir itirafçı gibi sırada sildeler Tourette diye bir sendrom var.
Tourette sendromu. Tik hastalığı.
Mesela 27 yaşında bir adam 21 yıldır arkadaşlar sürekli tek eceli nesneler çıkarıyor ve küfür ediyor.
Yani durduramıyor kendini.
Kısa müstehcan sözler söylüyor.
Ve bir anda haykırırcasına söylüyor bunları çok hızlı bir şekilde.
Arda arda. Ve böyle sürekli arda arda dilini çıkarıp sokuyormuş.
Yani engel olamıyor arkadaşlar. Buna sırıtma ve plastizma kasılması da eşlik ediyormuş.
Mesela 60 yaşında bir başka hasta var.
Aylarca neredeyse hiç durmadan bağırmış.
Durduramıyorlar. Bu bağırmasını durduramıyorlar.
Daha sonra bu bir havlama şekline dönüşmüş.
Havlıyor. Kendini durduramıyor.
Ve sürekli kendine kes sesini, kes sesini, kes sesini diyor.
Böyle bir şey. Özellikle de heyecanlanınca oluyormuş bu.
Ve bir başka sendrom arkadaşlar.
Cotard sendromu.
Bu gerçekten çok enteresan.
Bir nihilistik sandrı gibi düşünün bunu.
Yoksama sandrısı. Ben aslında yoğum.
Hasta düşünme ve hissetme yetilerini kaybedebilir.
Ölüyor ve kendisinin artık var olmadığını düşünüyor.
Kendi varlığını yatsıyor düşünün.
Ve genellikle depresif hastalarda şizofreni işte psikoorganik bir sendrom varsa bunlarla birlikte görünüyormuş.
Aniden gelişebiliyor yani durup dururken.
Hasta bir anda kendi bedeninin parçalarının varlığını da yatsayabiliyor.
Mesela diyor ki benim midem yok.
Ben asla acıkmıyorum.
Bir şeyler yediğim zaman yiyeceğin tadını alıyorum.
Ama boğazımdan geçtiği anda hiçbir şey hissetmiyorum diyor.
Sanki yediklerim bir deli. Niye düşüyor?
Çünkü benim midem yok diyor.
Bakıyorlar midem var ama inanmıyor yok diyor.
Mesela gitgide irileştiğini düşünen insanlar var bu sendromun içerisinde.
Diyor ki o kadar büyüdüm ki o kadar irileştim ki yakında diyor yıldızlara değecek kafam gökyüzüne değecek çok büyüdüm diyor.
Öyle bir şey tabii ki yok. Anneni çok iri görüyor.
Var olmamak için büyük bir arzu duyma olabilir arkadaşlar ama ölümsüzlük fikri de vardır bunun altyapısında.
Zaten işte ölüyüm ölüler bir daha ölmez.
Hiçlik durumu ve bu hiçlik durumunda sonsuza dek yaşayabilirim gibi bir düşünceye kapılabilir bu hastalıktaki kişi.
Bir başka sendrom da faliyadu arkadaşlar yani ikili delilik, çoklu delilik faliyadu.
Sezen Aksu'nun ikili delilik diye bir şarkısı vardır çok severim diyor ya artık hayatımdan çıksan diyorum.
Bu ikili delilik sona erse.
Peki nedir bu ikili delilik?
Ruhsal semptomların özellikle de paranoid sanrıların bir kişiden diğer bir kişiye veya çok sayıda kişiye aktarılması arkadaşlar.
Yani aktarılmış delilik, bulaşıcı delilik, çifte delilikte diyebiliriz.
Genelde iki kişi de oluyor ama bazen tüm aileye de sinayet edebiliyormuş.
Mesela 34 yaşında bir kadın var eşi.
Belli kişiler eve geldiği zaman onların böyle ortalığa toz ve kırpıntılar serptiklerini söylüyor ona.
İşte ayakkabılarımızı eskitiyor diyor.
O da ona inanıyor ve karı koca her ikisi de paranoid psikos tanısı almış arkadaşlar daha önce.
O yüzden de ikili delilik geliştiriyorlar beraber.
Bir başka örnek mesela 72 yaşında bir kadın var bir de 79 yaşında bir kız kardeşi birlikte yaşıyorlar.
Sürekli komşularımız bizi zehirlemeye çalışıyor.
Komşularımız cinayet işledi.
Tecavüz ettiler birine.
Sürekli böyleler. Polise gidip duruyorlar.
Sonra başka bir yere taşınıyorlar bu iki kardeş.
Orada da yine komşularımız bizi zehirleyecek katiller diyorlar.
Polise gidiyorlar. Sonra anlaşılıyor ki kardeşlerinden biri paranoid şizofren ve yıllarca birlikte yaşadığı diğer kardeşini de artık böyle yönetimi altına almış.
Burada bunu başlatan kişi ilk başlatan kişi birinci hasta oluyor arkadaşlar.
İkinci kişi. Yani onun sanrılarına ortak olan kişiye de eşlikçi deniliyor.
Böyle uzun seneler beraber yaşamış ve özellikle de böyle münzevi bir hayat süren insanlar var ya genelde onlar da görülüyor.
Yani kan bağı olanlar da daha sık görülüyormuş.
Sırada Ekbom sendromu var arkadaşlar.
Sanrısal parazitos deniliyor buna.
Bu hastalarda böyle böceklendiklerini, kurtlandıklarını böyle sanrılara kapılıyorlar.
İşte böcekler, bitler, kurtçuklar veya işte başka haşeratların cildinde gezindiğini, bazen de bedeninde yaşadığını düşünen insanlar var.
Benim bedenimden besleniyor diyorlar.
Kadınlar da daha çok görülüyormuş bu.
Arkadaşlar bugünlük anlatacaklarım bu kadar.
Bu hafta Cuma günü.
Normalde Cuma podcast yok biliyorsunuz.
Bu hafta cuma günü ve cumartesi günü yepyeni podcastler gelecek.
O yüzden beni hangi platformdan dinliyorsanız şu an lütfen takip edin ve bildirimlerinizi açın.
Instagram'a da bekleriz.
Terapin Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Bize özel indirim kodumuz terapinde osb20 açıklamalarda da bırakıyorum bu kodu.
Kendinize iyi bakın arkadaşlar.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
