
Transkript
Pari bu, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba, ben Merve.
Bugün sizinle motivasyon hakkında konuşmaya geldim arkadaşlar.
Motivasyonla ilgili bildiklerimizin aslında ne kadar yanlış olduğunu bugün size deneylerle, araştırmalarla anlatmaya çalışacağım.
Yani bugün bilimsel olarak motivasyon konusuna şöyle kısa bir bakış atacağız arkadaşlar.
Bu konunun devamı gelecek zaten.
Motivasyon nedir? Buradan başlayalım.
Bizi harekete geçiren ve başlattığımız hareketin devamlılığını sağlayan itici bir güç değil mi?
Ve biz bunu tamamen kendi arzu ve isteğimizle ilerleyerek yapabiliyoruz.
Kelimenin Türkçe karşılığı güdüleme arkadaşlar.
Harekete geçireceği gibi bir anlamı var.
Yani kısaca bizi...
bir amaç için harekete geçiren güç.
Ve bunun 3 temel özelliği var motivasyonun.
Birincisi dediğim gibi harekete geçirici olması.
İkincisi hareketi devam ettirici olması.
Üçüncüsü hareketi olumlu yöne yöneltici olması.
Mesela biz bugün itibariyle neye başladık Instagram takipçilerimle?
Şekersiz 21 günün ikinci turuna başladık.
Bu süreçte takipçilerimle sağlıklı besleneceğiz.
Rafine şeker asla tüketmeyeceğiz paketlik.
Gıdalar işlenmiş gıdalar yani toksik olan ne varsa hayatımızdan 21 gün boyunca onları uzaklaştıracağız.
Bir anket yaptım kaç kişi katılmak ister diye takipçilerimin %81'e katılmak istediğini söyledi.
Başladık bakalım ikinci turumuza.
Bunu motivasyon çerçevesinde anlatacak olursam.
Şimdi önce... Biz herhangi bir şeye ihtiyaç duyuyoruz değil mi?
Önce tatmin edilmesi gereken bir ihtiyaç doğuyor.
Nedir bu? İşte yaz geliyor daha iyi görünmek istiyoruz.
Cildimiz daha güzel olsun.
O incecik kıyafetlerin içinde iyi duralım değil mi bunlar?
Sonra bizim bu ihtiyacımızı gidermek için içimizde bir isteğin olması gerekiyor değil mi?
İşte o istek geliyor.
Ben de size diyorum ki hadi arkadaşlar yapabiliriz.
Sizi motive ediyorum. Hatta instagramdan sürekli her gün 21 gün.
boyunca story atıyorum ki böyle yanınızdayım hadi okçular desteğiz birbirimize diye.
Bu şekilde birbirimizi motive ediyoruz.
Yani ihtiyaçlarımızın uyarılmasını sağlıyorum burada aslında güdülüyorum amacım o.
Sonra siz de diyorsunuz ki hadi artık başlıyoruz.
Bakın ne yaptık? Hep birlikte eyleme geçtik değil mi?
Davranışa geçtik. İşte olay bu.
Ve 21 gün sonra bir bakıyoruz kendimizi harika hissediyoruz.
O baştaki ihtiyacımız, istediğimiz o görüntüye ulaştıkça ne oluyor?
Bu bizi inanılmaz inanılmaz tatmin ediyor motive oluyoruz değil mi?
Şimdi bu işin bilimsel kısmına gelelim.
1940'larda psikoloji profesörü Harry Harlow 8 maymun üzerinde öğrenme konulu 2 haftalık bir deney yapıyor.
Bu maymunlara böyle kapı kilidi açar gibi bir düzenek hazırlıyorlar arkadaşlar.
Düzenekte böyle dikey olarak gömülü bir iğne var.
Önce onu çekmeleri gerekiyor maymunların.
Sonra kanca var bir tane o kancayı açmaları gerekiyor ve sonra da kapağı kaldırmaları lazım.
Neyse işte araştırmacılar bu düzeneyi kafeslerine yerleştirmeye başlıyor.
Maymunların 2 hafta sürecek deney dediğim gibi.
Ama o sırada çok enteresan bir şey oluyor.
Bu maymunlar hiçbir komut almamalarına rağmen hemen koşuyorlar kafeslerine.
Çok keyifli bir şekilde o düzeneyi açmaya çalışıyorlar.
Yani bir oyun gibi geliyor onlara bu.
Zaten çok geçmeden bu mekanizmayı keşfediyorlar.
Zaten deneyin 13.
14. günlerinde Harlow artık maymunları bir teste tabi tutacak.
O süreye kadar ciddi bir...
Bir ilerleme kat ediyorlar.
Yani artık o mekanizmayı çocuk oyuncağı yapmışlar.
Tak tak tak tak çözüyorlar direkt.
Maymunlar Cehennemi filmi.
Ben de o filmden çok korkarım.
Neyse işte kimse bu maymunlara bir ödül vermiyor arkadaşlar.
Ödül almadıkları halde bunu yapıyorlar.
Mekanizmayla uğraşıyorlar. Bir de bu zaman zarfında maymunlar ne alkışlanıyor, ne başları okşanıyor, ne yemek veriliyor.
Yani ödül yok işin ucunda.
Her şey günlük, rutin.
Olağan akışında devam ederken maymunlar bu mekanizmayla uğraşıyor yani.
Bilim insanları tabii bayağı şaşırıyorlar hani nasıl olur diye.
Çünkü o yıllarda yapılan çalışmalara göre davranışlarımızda iki ana güdü var arkadaşlar.
Belirleyici faktör olarak bilinen.
Bunlar da şöyle insanlar ve hayvanlar açlıklarını gidermek için ne yapıyorlar?
İşte yemek yiyorlar. Susuzluğunu gidermek için su içiyor.
Şehvani duygularını tatmin etmek için de ürüyorlar değil mi?
Bilinen şey bu. Fakat laboratuvarda yaşanan duruma baktım.
Bu bildiklerimizle çelişti değil mi?
Çünkü bu maymunların bu bulmacayı çözmelerinin karşılığında ne bir yiyecek ne bir içecek ne de cinsel bir tatmin imkanları vardı.
E o zaman bu 8 maymunun derdi neydi arkadaşlar?
Buradan çıkaracağımız sonuç şu.
Biyolojik motivasyonlar içeriden gelir.
Diğer güdü ise dışarıdan.
Yani güdü dediğim güdüleme, ödül ve ceza sistemi gibi.
İşte arkadaşlar bu araştırmada gözlemlenen bu maymunların davranış şekli motivasyon kuramına ilişkin bazı soruları da ortaya çıkardı.
Harlow bundan sonra yeni bir kuram öneriyor.
İşte bu kuram üçüncü bir güdü arkadaşlar.
Üçüncü bir güdü var diyor.
O da şu. Görevin icrasının içsel bir ödül sağlaması.
Üçüncü güdü dediği şey bu.
Maymunlar. sadece ve sadece o mekanizmayı çözmekten aşırı derecede haz aldılar ve onun için çözdüler.
Yani çok sevdiler bu mekanizmayı.
Buradan çıkan sonuç şu, görevin verdiği keyif kendi ödülünü de yaratmış oldu böylece.
Aklıma şu an nedense küçük İskender'in bir nedeni yok.
Yalnızca öptüm, şiiri geldi.
Neyse arkadaşlar, sonra bu maymun cehizlerle daha meseleleri bitmiyor.
Kafalar hala çok karışık.
Çünkü esas bombaya şimdi geliyorum.
Harlow diyor ki okey abi tamam içsel motivasyon olayı belki de gerçektir.
Ama ben bir de bunlara ödül maması vereyim.
Bakayım o zaman ne yapacaklar.
Yani o ödül mamasından sonra bu bulmacayı mekanizmayı nasıl bir performansla çözecekler.
Bu arada beklentisi de çok yüksek bir performans bekliyor.
Sonra maymunlara ödül olarak en sevdikleri yiyecekleri verip aynı şekilde deneyi tekrarlıyor.
Ben buna gerçekten çok şaşırdım.
Çünkü maymunlar ne yapıyor biliyor musunuz?
Çok fazla hata yapıyorlar.
O mekanizmayı çözme hevesleri bir anda kırılıyor.
Bakın ödül maması geldiği halde performansları bir anda düşüyor.
Araştırmacılar şok oluyorlar ve bu deneyin sonunda Harlow diyor ki görünen o ki bu güdü diğer güdüler kadar temel ve güçlü olabilir.
Yani içten gelen o motivasyondan bahsediyor.
Ve diyor ki dahası öğrenme sürecini pekiştirmekte en az aynı oranda etkili olduğuna da inanmak için artık sebebimiz var diyor.
Yani arkadaşlar içsel motivasyonun önemini gösterdi bu 8 maymun bize.
E Merve bunlar maymun şimdi biz buna nasıl güvenelim bu deneye diyorsanız hadi gelin insan versiyonunu olanını anlatayım size.
Bu deneyden yaklaşık 20 sene sonra başka bir psikolog Edward Lacey bir araştırma yapıyor.
Kız ve erkek öğrencilerden oluşan karma bir deney grubu oluşturuyor.
Bir de arkadaşlar kontrol grubu var.
Onlara 3 gün boyunca arka arkaya düzenlemiş olduğu 1 saatlik seanslarla böyle zeka küpleri vardır ya o tarzda bir küp veriyor.
Bulmaca küpü gibi. Önce her iki gruba da çözün bunları diyor.
Herhangi bir ödül yok. Bedava yaptırıyor.
Sonra diyor ki başarılı yaparsanız eğer size bir miktar para vereceğim diyor.
Diğer gruba hiç para falan bahsetmiyor.
Teklif de etmiyor. Ve ne oluyor?
Biliyor musunuz? İlk başta o para verdikleri çok şevkle çalışıyor ama paradan habersiz olanlar aynı şekilde aynı tempoda çalışmaya devam ediyorlar.
Ve sonra para verdiği gruba ertesi gün çıkıp diyor ki ya bugün diyor maalesef deney için o kadar paramız yok size para veremeyeceğim diyor.
Diğerlerine yine hiçbir şey demiyor.
Onların dünyadan bir haberi yok.
Ve ne oluyor biliyor musunuz arkadaşlar?
O para verdiği grup var ya artık o bulmacayı çözmek için hiçbir hevesi kalmıyor.
Bakın ilk başta bedavaya...
Yaparken çok güzel yapıyorlardı ama ne zamanki parayı aldılar o zaman bir şekle çalıştılar.
Ne zamanki para yok denildi hevesleri kaçtı.
Ama hiç para almadan çalışan ilk baştan beri bir grup vardı.
Onlar gayet aynı şekilde aynı hevesle devam ediyorlar.
Yani bu da bize gösteriyor ki Harlow'un az önce anlatmış olduğum maymunlu araştırması.
Doğru. Motivasyon güdüsü bizim düşündüğümüzün tam tersi yönünde işliyor olabilir.
Ama şöyle de bir şey var arkadaşlar.
Bu üçüncü güdü dediğimiz yani içsel motivasyon olayı bunun yeşermesi için doğru bir ortama ihtiyacı var.
O yüzden çocuklarla çalışıyorsanız, personelleriniz varsa ya da işte bir patronsanız, öğrencileri olan bir öğretmenseniz ya da belki bir ebeveyseniz şimdi söyleyeceklerime lütfen dikkat edin.
İçsel motivasyonu geliştirmek.
ve güçlendirmek istiyorsanız eğer maddi ödüller gibi böyle harici kontrol sistemlerine lütfen odaklanmayın.
Hatta yeri gelmişken size muhteşem bir film önermek istiyorum arkadaşlar.
Türkiye'de cimnastiğin tarihini değiştiren takımın hikayesi Eclipse program sponsorumuz Paribu'nun Türkiye'de spor kültürünün gelişimine katkı sağlamak amacıyla kurduğu Team Paribu sponsorluğunda seyirciyle
buluşacak. Tokyo 2020 olimpiyat oyunlarında Türkiye tarihinde ilk Bir kez 5 milli cimnastikçimiz birden bireysel kota alarak mücadele etmeye hak kazandı.
Eclipse pandemi sürecinde Türkiye'nin ilk olimpiyat madalyasını alabilmek için karantina, deprem ve sakatlıklarla mücadele eden bu milli cimnastikçilerin ilham veren hikayesini konu alıyor arkadaşlar.
Eclipse'in başrollerinde ise milli cimnastikçilerimiz Ferhat Arıcan, İbrahim Çolak, Adem Asil, Nazlı Savrambaşı ve Tim Paribu sporcularından Adem...
önder yer alıyor. Film Team Paribu sponsorluğunda Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Türkiye Jimnastik Federasyonu'nun katkılarıyla seyirciyle buluşuyor.
Eclipse 17-24 Mayıs tarihleri arasında Team Paribu sponsorluğunda 29 şehirde Paribu Cineverse salonlarında seyirciyle buluşacak.
Team Paribu 19 Mayıs kampanyası kapsamında tüm öğretmenler ve öğrencilere filme davetiye ve küçük boy mısır hediye.
Diğer herkes için. Biletler tek fiyat 50 TL olacak.
Detaylara çok yakında team.paribu.com web sitesinden ulaşabilirsiniz.
Bir de spor dünyasında çok saygın bir isim olan Banu Yelkova'nın bu konuyla ilgili çok güzel bir paylaşımı var.
İlham almak isterseniz açıklamalara onun da linkini bırakıyorum ve devam ediyorum.
Şimdi bir başka deneyden bahsedeceğim size.
Teşviklerin gücü adına bir deney bu.
Bilim insanı Sam Glaksberg'ün bir araştırması bu.
Bir grup deneyi alıyor ve bu katılımcılara diyor ki şimdi size bir problem veriyorum ve sürenizi ölçeceğim.
Bakalım ne kadar hızlı bir şekilde bu problemi çözebileceksiniz.
Başka bir grup deneyi de diyor ki size çok iyi bir para teklif ediyorum.
Hatta eğer ki süre olarak siz herkesten hızlı çözerseniz size yavaşlardan 5 katı daha fazla para veririm diyor.
Sonuç ne oluyor biliyor musunuz?
İşte size 5 kat daha fazla para veririm dediği grup var ya.
Uçuk dakika. Daha yavaş çözüyor o problemi.
Buradan çıkan sonuç nedir?
Evet arkadaşlar bu şekilde teşvikler işte para ödülleri vesaireler her neyse artık rüşvetle diyebiliriz.
Oradan baktığımız zaman okey çok güzel görünüyor.
Çok işe yarar görünüyor.
Ama hayır aslında düşüncemizi köreltiyor.
Yaratıcılığımızı engelliyor.
Ve bu deney 40 sene boyunca defalarca tekrarlandı.
Ve genelde sonuç hep aynı çıkmış.
Bu ödüller işte şunu yaparsan şunu alırsın tarzı şeyler.
Evet bazı durumlarda işte.
İşe yarayabilir ama pek çok görevde işe yaramadığı gibi bize zarar veriyor.
Hemen bu konuyla ilgili size çok çarpıcı bir örnek vermek istiyorum.
Şimdi ben size desem ki arkadaşlar piyasaya iki ansiklopedi çıkacak.
Bunlardan biri çok başarılı olacak.
Hangisini seçerdiniz?
Şimdi anlatıyorum. Bu ansiklopedilerden birini Microsoft çıkarıyor.
Tamam mı? Profesyonel yazarlarla çalışıyorlar.
Editörleri çok iyi. Ve bu editörler, yazarlar çok çok iyi ücretler karşılığında çalışıyor.
Yöneticileri var. İşte bu projeyi titizlikle takip edecekler bu yöneticiler.
Ve tam zamanında bitirilmesini sağlayacaklar.
Sonra da Microsoft bu ansiklopediyi ileride internet üzerinden satışa çıkaracak.
Gelelim diğer ansiklopediye.
Hangisi daha başarılı olur diye sormuştum.
Bu ansiklopediyi hiçbir şirket çıkarmayacak.
Bu ansiklopediyi sadece hoş, keyifli bir zaman geçirmek için makaleler yazan, yazılmışları editleyen bitnerce kişi oluşturacak.
Ve bu kişilerin öyle özel bir vasfı yok arkadaşlar.
Eğlencesine takılmalık.
Bir de para da almıyorlar kesinlikle.
Bu katılımcılar bu ansiklopedi için bazen haftada 20...
Bazen 30 saat zaman ayıracak.
Bakın bedava diyorum. Ve bu ansiklopediye işin sonunda ücretsiz olarak isteyen herkes internetten ulaşabilecek.
Sizce arkadaşlar bu ansiklopedilerden hangisi tutar?
Şöyle bir düşünün. Çoğumuz Microsoft dedik bence ama hayır diğer ansiklopedi başarıda oldu.
Yani dünyanın en popüler ansiklopedisi olan Wikipedia'dan bahsediyorum.
Wikipedia'nın bu zaferi adeta davranış bilimi yasalarına kafa tuttu.
Neden? Çünkü tamamen gönüllü bir çabayla ve amatör bir ruhla ortaya çıkmış bir ansiklopediydi bu.
Kaideyi bozan bir istisna.
Ama tabii internet camiasında bütün işler böyle yürümüyor.
Yani işte açık kaynak hareketine katılanlar yoksulluk andı falan içmediler öyle düşünmeyelim.
Çoğunun amacı bu tür projelere katılarak isimlerini duyurmak, becerilerini geliştirmek.
Böylece ileride daha çok para kazanabileceklerdi.
Onların da içsel motivasyona tabii ihtiyaçları var.
Mesela 684 kişiyle görüşüyorlar.
İşte bunlar açık kaynak kodlu yazılım geliştiricileri.
Bir anket yapıyorlar. Hani niye bu tarz projelere dahil oldukları soruluyor.
Çeşitli motivasyon unsurları tespit ediliyor.
Fakat arkadaşlar temelde ne çıkıyor biliyor musunuz?
Yine aynı kapıya çıkıyoruz.
Zevk alma. İçsel motivasyonların...
Yani bir proje üzerinde çalışırken kişinin kendi yaratıcı yönünü belirgin bir şekilde hissetmesinin en güçlü ve en kalıcı güdü olduğunu görüyorlar.
Mesela ben bu işe başladığım zaman, podcast yapmaya başladığım zaman gerçekten hiçbir amacım yoktu.
Sadece keyif aldığım için yapıyordum ve hala da öyle.
Hani önceliğim asla işte para için yapmak, aman şöhret olayım falan öyle bir derdim hiçbir zaman olmadı.
Sadece açtım mikrofonu dedim anlatayım ya ne öğrendiysem ne biliyorsam paylaşayım dedim.
insanlarda. Zaten üniversitedeyken de böyleydim.
Anlatıyorum ya size. Sabahların beşlerine kadar arkadaşlarıma ders anlatıyordum ama bu dersleri böyle eğlenceli bir şekle getirip hani insanların kafasına sokmaya çalışıyordum.
Yine amacım aynıydı. Çok keyif aldığım için bunu yapıyordum.
Başka bir şeyim yoktu. Peki biz buna ne diyorduk arkadaşlar?
Akış diyorduk değil mi?
Nasıl mutlu olunur?
Akış diye bir bölüm çekmiştim.
Onu mutlaka dinleyin.
Eğer dinlemediyseniz gerçekten mutluluğun sırrı.
İşte az önce bahsettiğim o yazılımcılar var ya.
Onların çok büyük bir kısmı akışta.
O Wikipedia'yı yapanlar falan haz olarak yapıyorlar bu işi.
Ve o onlara asla iş gibi gelmiyor.
Hani böyle hobilerimizi yaparken zaman akıp gider, saatler geçer ve biz hiçbir şey anlamayız.
Onlar da aynı şekilde hiçbir şey anlamıyorlar çalışırken.
Hani bazen insanlar böyle çok iyi maaşı olan işlerini bırakırlar.
Daha düşük maaşlı bir yere geçerler ama o iş hayat amacına hizmet eder o insanların.
O yüzden akışta kalmak için yaparlar bunu.
Dışarıdan bakan da der ki aa...
mis gibi işini bırakmış. Deli saçması bir şey yapmış.
Halbuki doğru olan bir şey yapıyor.
Ya da tamamladığımızda böyle hiçbir karşılık almayacağımızı bildiğimiz şeyler yaparız bazen.
Neden yapıyoruz? İçimizden geliyor.
Keyif alıyoruz değil mi? Kendimizi gerçekleştirmek, yaptığımız şeyden haz almak, akışta olabilmek.
Bunlar gerçekten içsel motivasyonumuzun anahtarları.
Hani daha önce Newton'un birinci hareket yasasını konuşmuştuk ama hangi bölümde hatırlamıyorum.
Demiştik ki harici bir kuvvet etki etmediği sürece Sadece hareket halindeki bir cisim hareketine duran bir cisim durmaya devam eder.
Bunu motivasyona uyarlayacak olursak bir hareketi ödüllendirirsem eğer tekrarlanmasını sağlarım.
Bir harekete ceza verirsem...
Tekrarını önlerim.
Peki cidden ödül ceza sistemi işe yarıyor mu arkadaşlar?
Genelde yaramıyor desem.
Neden peki? Şöyle düşünelim.
İş yeriyle alakalı düşünelim hadi.
Hayatın basit gerçeklerinden biri.
Neden çalışıyoruz biz arkadaşlar?
Çünkü para kazanmak zorundayız değil mi?
Hayatımızı idame ettirmek durumundayız.
Bu durumda maaşımız, ek zammımız, ikramiyemiz bunlar ne oluyor?
Bizim... ana ödülümüz oluyor değil mi?
E bu durumda benim için bu ödül yani maaşım eğer yetersizse ödülüm yetersizse maaşım ne olacak?
Adaletsizlik de varsa o iş yerinde ben gayet kötü hissedeceğim kendimi.
Ben nasıl motive olacağım bu şekilde?
Neyin içsel motivasyonu olsun burada?
Ben o işe sürünerek gideceğim.
İşte bu durumda İş birinin yapmaya mecbur olduğu şey konumuna düşüyor değil mi?
Ben bir şeyi yapmaya mecbur olmadığım halde yapıyorsam ben zaten akıştayımdır.
1978 yılında çok çarpıcı bir deney yapılıyor.
3 araştırmacı psikolog günlerce anaokuluna giden bir sınıf dolusu çocuğu gözlemliyor.
Ve bunların arasından serbest zamanlar oluyor ya o zamanlarda en çok resim yapmayı sevenleri tespit ediyorlar.
Sonra da hemen bir deney planlıyorlar.
Deneyin amacı da şu arkadaşlar.
Çocukların severek yaptıkları bir aktiviteyi biz eğer ödüllendirirsek sonuç ne olur?
Bunu görmek istiyorlar. Çocukları 3 gruba ayırıyorlar.
İlk grup ödül teklif ediliyor bu çocuklara.
Güzel bir ödül teklif ediliyor ve iyi oyuncu diye bir sertifika gösteriyorlar.
Size diyorlar mavi kurdeleli işte kendi isimleri yazan bu sertifikayı vereceğiz diyorlar.
İkinci grup ödül teklif edilmiyor bunlara.
Size diyorlar iyi oyuncu diye bir sertifika vereceğiz.
Hani bunu gösteriyorlar. Üçüncü gruba hiçbir şey vermiyorlar.
Hiçbir ödül verilmiyor.
Çeviri ve Altyazı M.K.
İlk gruptakiler hani başlangıçta ödül teklif edilen ve resim bitince ödüllendirilecek olanlar aşırı ilgisizler arkadaşlar.
Resme karşı ilgilerini kaybetmişler ve resim yapmak için normalde ayırmış oldukları zamandan çok çok daha azını ayırıyorlar o iki hafta boyunca.
Ya çok enteresan değil mi bu ya?
Çocukların ilgisini azaltan aslında o ödüller değil.
Çocuklar ödül almayı beklemedikleri zaman ödül aldıklarında Bu onların içsel motivasyonu üzerinde evet küçük bir etki yarattı ama sadece küçük bir etki.
Şartlı ödüller işte şunu yaparsam bunu alırım tarzında söylemler gördüğünüz gibi çocukların üzerinde de olumsuz bir etki yarattı.
Peki ama neden böyle oldu?
Çünkü şartlı ödüller ceza olarak insanların kendi özelliklerini bir miktar kaybetmelerinin sonucunda gelen bir şey.
Ödül söz konusu olduğunda hayatımızın dizginleri sanki böyle elimizden kayıp gitmiş.
gibi oluyor. Bu da insanların motivasyonunu demoralize ediyor.
Çünkü böyle motivasyon kovamızın dibine sanki koca bir delik açılmış ve o delikten aslında böyle çok keyif alarak yaptığımız o eylemin bütün coşkusuyla akıp gitmesine yol açıyor.
Yani arkadaşlar harici ödüllerin özellikle de böyle şartlı şurtlu beklenen nitelikte olan ödüllerin ne yok ettiğini görüyoruz burada.
Üçüncü güdümüzü yani içsel motivasyonumuzu öldürdüğünü net bir şekilde söyleyebiliriz.
Bu araştırmalar defalarca tekrarlanıyor.
Hatta Dr.
Edward Dacey diyor ki ödüllerin 128 deneyde denekler üzerindeki etkilerinin dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin sonucunda biz gördük ki maddi ödüllerin içsel motivasyon üzerinde
büyük ölçüde olumsuz bir etkisi bulunmaktadır.
Ve davranış bilimlerine göre insanlar bir başka kişinin motivasyonunu ve davranışlarını olumlu yönde etkileyebilmek için ödülleri kullanıyor.
o kişinin bahis konusu olan eyleme yönelik içsel motivasyonunu istem dışı bir şekilde köreltiyor.
Merve, Merve hiç inanmadım ben parayla motive olurum diyenler harici ödüllerin yani işte paranın, pulun performansımızı etkileyip etkilemediğini araştırmak üzere 4 ekonomist Hindistan'a gidiyor.
Şimdi neden Hindistan demiş olabilirsiniz?
Çünkü katılımcılara para ödeyecekler, alım gücünün düşük olduğu bir ülke olsun ki dolar kıymetli olsun diye böyle bir ülkeyi seçiyorlar.
Abi bize de gelebilirsiniz artık sorun yok.
Neyse bu 4 ekonomist katılımcıları 3 gruba ayırıyor ve onlardan motor becerilerini, yaratıcılıklarını, bunları kullanmalarını gerektiren işte konsantrasyon isteyen çeşitli oyunları oynamalarını
istiyorlar. Ve motivasyon unsurlarının gücünü ölçmek için belli bir performans düzeyine çıkanlara 3 değişik ödül önerisinde bulunuyorlar.
Bu deneklerin bir kısmına küçük bir para ödülü teklif ediliyor arkadaşlar.
Yani diyorlar ki işte sizin bir günlük yemeğiniz kadar bir para vereceğiz size.
Bir kısmına 2 haftalık yemeğe kadar bir ücret ödeyeceğiz deniliyor.
Bir kısmına da 5 aylık yemeğe ücretleri kadar büyük bir para teklif ediliyor ve sonuç ne oluyor?
Hintliler bütün parayı alıp kaçıyorlar.
Şöyle arkadaşlar yani ödülün büyüklüğü performansın kalitesinde belirleyici oluyor mu sizce?
Hayır, araştırmacılar diyor ki sonuç için daha yüksek ödüllerin en kötü performansı beraberinde getirdiğini gözlemledik.
Deneylerimiz bize gösteriyor ki ödül verilmesi veya verilen ödül miktarının arttırılması her zaman performansı arttırmaz.
Peki sizce arkadaşlar kan bağışladığımız zaman?
Eğer ki bize bir para ödense mi iyi olur yoksa bu şekilde iyi mi?
Yani hiçbir para ödemeden mi biz kan bağışlayalım ki daha çok insan kan bağışlasın?
Sizce hangisi? İşte iki İsveçli iktisatçı bunu merak ediyor ve bu sorunun peşine düşüyorlar.
Burada yine 3 grup var arkadaşlar.
153 kişiden işte kadınlardan oluşan grup.
Bunları 3'e ayırıyorlar. Yine aynı şekilde bir gruba diyorlar ki arkadaşlar kana ihtiyacımız var ama bunun karşısında bir para falan yok.
Para teklifi yok. Gruba kan verirseniz size para vereceğiz deniliyor.
Üçüncü gruba da ikinci gruptan çok daha fazla bir para teklif ediyorlar.
Ve sonuç ilk gruptakiler yani para falan bahsedilmeyen grup %52'si tamamen gönüllü bir şekilde kan bağışlamaya gidiyor.
İkinci grup arkadaşlar sadece %30 kan bağışlıyor ve üstelik bu gruba para teklif edilmişti hatırlarsanız.
Diğer grupta da benzer bir tablo ortaya çıkıyor.
Yani maddi teşvik fedakarca olan bir...
davranışı lekeledi gördüğünüz gibi.
İyi bir şeyler yapmaya yönelik insanların içsel bir isteği vardı.
Bunu bile baskılayabildi değil mi?
Gerçek motivasyon unsurları, özellik Amaç ve beceri.
İşte bunlar göz ardı edildiği zaman motivasyonumuz falan kalmıyor arkadaşlar.
Ve hedeflerimiz olduğu zaman motivasyonumuz nasıl oluyor acaba diye merak edenler.
Şimdi arkadaşlar biz normalde şöyle biliyoruz.
Hedef koymak bizim dikkatimizi belli bir noktaya odaklar ve bizi işte daha uzun süreler çalışmamızı sağlar.
İşte daha fazla şey başarmamızı sağlar değil mi?
Böyle biliyoruz. Ama bu tanım tam olarak böyle değilmiş.
Doğrusu... Şu performansı arttırmak için basit bir teşvik vermek yerine bir hedef belirlenmeli.
Hedef bir uyarı ile sunulmalı ve yakından takip edilmelidir.
İnsanların kendileri için belirledikleri ve beceri artırmaya yönelik olan hedefler sağlıklı hedeflerdir.
Ancak başkalarının koyduğu hedefler işte satış hedefiniz bu sene böyle.
3 aylık ciro hedefimiz bu tarz hedefler bakın dışarıdan bana direktif de geliyor.
Bunlar tehlikeli yan etkileri olabilecek şeyler.
Yani arkadaşlar yapılan iş ödülün bizzat kendisi olduğu zaman biz hedefe giden tek yolda doğru yolda ilerlediğimizi biliyoruz.
Çünkü o zaman rakibimiz bir başkası değil direkt kendimiz oluyoruz değil mi?
Ben hedefimden saparsam ne olacak?
Kendi ayağıma sıkmış olacağım.
O yüzden yapmıyorum. Peki cezalar işe yarar mı?
Bunun içinde yine çok çarpıcı bir araştırma var.
İsrail'de arkadaşlar bir kreşte veliler üzerinde yapılan bir çalışma bu.
2000 yılında yapılmış.
Kreş yönetimi çocukların geç saatte alınmasından dolayı oldukça...
Şikayetçi muzdaripler. Kreş akşam saat 4'te kapanıyor ve araştırmacılar diyor ki ceza koyalım abi.
Geç gelen ebeveynlere para cezası keselim diyorlar.
Araştırma böyle ilerleyecek.
Neyse işte velilere haber veriliyor.
Bundan sonra diyorlar geç gelenler bir şekilde para cezası ödeyecek.
Ve ne oluyor biliyor musunuz? Daha beter artıyor velilerin geç geliş saati.
Yani normalde birisi ona çıkıyor.
Neden? Çünkü parası neyse öderiz ya kafasına giriyorlar.
Yani ekstra zaman satın almak gibi düşünüyorlar o cezayı.
Hani normalde o bir cezaydı ama buna dön.
Normalde öğretmenlere mahcup oluyorlar yani geç gelenler ama şimdi parasını verdim kardeşim moduna giriyorlar.
Hani vicdanım rahat modu.
Bakın işte özcül cesar sistemi de çok da işe yaramıyor.
Evet para ödülleri o ışıltılı mükafatlar ilk başta bizi çok memnun edebilir ama sonra o duygumuz geçiyor.
O yüzden habire o duyguyu tetiklemek o duyguyu canlı tutmak için uğraşması gerekiyor karşı tarafın ya da işte benim.
Bağımlılık gibi oluyor ve bünye her defasında daha yüksek bir doz istiyor değil mi?
Neden? Çünkü ödüller bağımlılık yapıyor arkadaşlar.
Kötü bir şey yani kumar gibi düşünün.
Onda da hani çok büyük bir ödül beklentisi yok mu?
Kazandıkça kazandıkça daha çoğunu istemiyor muyuz kumarda?
Sonuç kumarda kazanan olmaz değil mi arkadaşlar?
Kazanan tek kişi kumarhane sahibidir.
Çünkü biz bağımlıysak eğer bugün aldığımızı yarın gidip elbette vereceğiz bir şekilde.
Tekrar ödül alacağım hevesiyle eğer kumar oynuyorsak.
Yenileceğiz. Harici ödüllerin en yaygın olduğu ortamlarda birçok kişi sadece o ödülü almasını sağlayacak.
şekilde çalışır değil mi?
Daha fazlasını yapmama gerek yok der.
Bir çocuğa derseniz ki siz 3 kitap okursan sana çikolata vereceğim derseniz o çocuk 4.
kitabı okur mu? Okumaz mı?
Kısaca ödül ceza sisteminde içsel motivasyonumuz ölebilir.
Araştırmalar bizi bunu gösteriyor.
Performansımız düşebilir.
Yaratıcılığımız yok olabilir.
İyi davranışlarımız varsa törpülenebilir.
Hatta gayri ahlaki davranışlara bile yönelebiliriz.
İşin ucunda ödül var ya kısa yoldan ulaşmak için.
bir şeyler yapabiliriz. Bağımlılık yaratabilir bu ödüller.
Her defasında daha fazlasını isteyebiliriz.
Bu çok yorucu bir şey. Kısa vadede düşünmemize yol açabilir.
Hiçbir şey için uzun vadede düşünmeyiz.
Ödüt süresi neyse ne zamanda olacaksa kısa vadeli düşünürüm.
O zaman bu ödül ceza sistemi sizce iyi bir şey mi?
Sandığımız kadar iyi bir motivasyon kaynağı mı?
Neden sandığımız kadar dedim?
Çünkü arkadaşlar ilginçlik arz etmeyen böyle fazla yaratıcı bir düşünce istemeyen rutin görevler için belki ödüller Hani zararlı yan etkiler yaratmayabilir ama belki.
Küçük bir motivasyon da sağlayabilir.
Ödüller insanların sıkıcı işlerle ilgili içsel motivasyonunu azaltmaz.
Çünkü azaltılacak bir içsel motivasyonları zaten yoktur ya da varsa da çok çok azdır.
İnsanlar özerk, bağımsız ve birbirleriyle ilişki içinde olma konusunda doğuştan gelen içsel bir güdüye sahip arkadaşlar.
İnsanlar daha da başarılı oluyor.
Çünkü daha böyle dolu dolu yaşıyorlar.
İçsel olarak motive olan kişiler genellikle ödül meraklısı olanlardan çok daha başarılı olurlar.
Dikkat edin. İşini böyle bir ödüllük beklemeden yapan insanlar hep daha başarılı olurlar.
Kısa vadede evet para büyük bir etken yaratabilir.
Motivasyonumuzu kırbaçlayabilir.
Daha fazla maaş beklentisi.
Ama sorun şu ki...
Bu sürdürülebilir bir şey değil arkadaşlar.
Doğrudan başarı peşinde koşmayan insanlar dikkat edin çok daha başarıldırlar.
Çünkü onların hayatlarını kontrol etmeye, dünyalarını tanımaya ve uzun soluklu bir şeyler başarmaya dair tamamen böyle içlerinden gelen bir arzuları vardır.
Ve bunu gerçekleştirme azimleriyle çok çalışırlar.
Karşılarına çıkan engelleri böyle sabırla aşarlar ve bu şekilde başarıya ulaşırlar.
İnandığımız şeyler bizim başarılarımızı beliriyor.
Kendimize dair olan inançlarımız ve yeteneklerimizin doğası deneyimlerimizi nasıl yorumladığımızı belirliyor ve sonuç başarabileceklerimizin sınırları işte böyle çiziliyor.
Bugün motivasyona dair bildiklerimizi tekrar şöyle bir gözden geçirdik.
Bu konunun devamı gelecek işte nasıl motive oluruz vs.
bunların devamı gelecek. Bu podcastı Carol Dweck'in şu sözleriyle kapatmak istiyorum.
Çaba göstermek, hayata...
Bir şeyleri önemsediğinizi, bir şeylerin sizin için değerli olduğunu ve onun için çalışmak istediğinizin göstergesidir.
Bir şeylere değer vermeye gönüllü değilseniz ve kendinizi onlar için çok çalışmaya adamazsanız varlığınızın bir anlamı kalmaz.
Paribu Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
17-24 Mayıs tarihleri arasında Team Paribu sponsorluğunda 29 şehirde Paribu Snow World salonlarında seyirciyle buluşacak olan Türkiye'de cimnastiğin tarihini değiştiren takımın hikayesi
Eclipse filmini kaçırmayın.
Kendinize iyi bakın.
Bu çarşamba yepyeni bir bölümle tekrar görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
