
Philips LatteGo 5400 Serisi Hakkında detaylı bilgi almak için:
https://www.philips.com.tr/c-p/EP5447_90/philips-5400-series-tam-otomatik-espresso-makineleri
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Farkındalık Defteri : https://www.podcastbpt.com/ortamlarda-satilacak-bilgi
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Patreon'dan destek olmak için: www.patreon.com/osbpatreon
*Bu bölüm "Philips" hakkında reklam içerir*
Transkript
Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Öncelikle beni dinleyen herkese buradan sonsuz teşekkürler.
Sayenizde 2022 yılının Spotify listelerinde Türkiye'nin bir numarası olduk.
En çok dinlenen podcast olduk.
Tabii ki Apple podcast'e de her iki taraftan da beni dinleyenlere çok teşekkür ediyorum.
Bugün sizlere huzurdan bahsetmek istiyorum ve bu aralar en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri bence içsel huzur.
İçsel huzur gerçekten çok önemli bir konu ve içsel huzur dediğim şey aslında böyle birçok stres etkenine rağmen fiziksel ve böyle ruhsal Dinginlik halimiz vardır ya, var mıdır bilmiyorum.
Onu koruyabilmemiz, önce onu bulmak gerekiyor.
Hayat ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın.
Daha az endişe, daha az stres, daha az korku yaşamamız aslında içsel huzur.
Ve bir denge durumu arkadaşlar.
Ya Merve içsel huzuru bulsam ne olur, bulmasam ne olur, ne değişecek ki hayatımda demiş olabilirsiniz.
Demeyin öyle, daha az drama, daha az endişe, daha az stres, daha olumlu düşünceler desem size.
Şu an bile bence içsel huzurla doldu içiniz.
Duygularınızı böyle daha kolay yönetebileceksiniz desem, daha net bir muhakeme yeteneğine kavuşacaksınız desem, içsel huzurun önemini anlatmış olurum diye düşünüyorum.
Şimdi içsel huzur deyince akıllara gelen bir isim var.
Tabii ki Epiktetos, onun öğretilerinden bahsedeceğim sizlere.
Bunlar kadim öğretiler arkadaşlar.
Yani bundan 100 yıl sonra da bence Epiktetos yine konuşulacaktır diye düşünüyorum.
Kişisel gelişim uzmanları, psikologlar hala Epiktetos'un öğretilerinden faydalanıyorlar.
Hadi gelin o zaman bizler de faydalanalım.
Şimdi Epiktetos M.S.
1. yüzyılda Anadolu'da yaşamış olan antik Yunan filozofu ve M.S.
55 yılında da Frigya'da Hierapolis'te bugünkü Pamukkale civarları.
Orada doğmuştur. Epiktetos çocukken bir köleymiş.
Zaten adının anlamı da satın alınmış adam, köle, uşak anlamına geliyor Epiktetos.
Roma'da felsefe okuyor ve daha sonra kölelikten azat oluyor.
Azat olduktan sonra da felsefe öğretmenliği yapıyor zaten.
Ve Roma imparatorları bir gün geliyor, bütün filozofları ülkeden kovuyor.
Düşünen adamları o zaman da sevmiyorlarmış.
Daha sonra Yunanistan'ın kuzeybatısına bir sahil var.
Nikolis diye oraya gidiyor ve yerleşiyor.
Stoik felsefe ilkelerini de burada öğretmeye başlıyor.
Ardında hiçbir yazılı eser bırakmamıştır.
Tıpkı Sokrates gibi ve diğerleri gibi bir sürü var böyle.
Sonradan yine bir öğrencisi onun öğretilerini kitaplaştırıyor arkadaşlar.
Ve 2022 yılındayız.
Hala onun evrensel öğretilerini uyguluyoruz ve konuşuyoruz.
Epiktetos'a göre insana kendisinden başka hiç kimse zarar veremez.
Katılıyor muyum sonuna kadar?
En çok insana kendisi zarar verebilir bence bu hayatta.
Ve öğrencilerin arasında Marcus Aurelius bile var.
Bence bu bile yeter başlı başına.
Ve konuşmaları genelde yürürken yaparmış.
Tıpkı Nietzsche gibi. Genelde felsefeciler yürürken düşüncelerini derleyip topluyorlar.
Hatta böyle bir kitap vardı. Yürümenin felsefesiydi adı.
Merak edenler okuyabilirler.
Epiktetos diğer filozoflar gibi böyle şanmış, şöhretmiş, servetmiş bunlara çok önem vermiyor.
Ve başlıca iyi bir yaşam reçetesi olarak bize sunduğu 3 tema var arkadaşlar.
Diyor ki arzularınızın efendisi olun.
Görevlerinizi yerine getirin.
Kendiniz ve büyük insan topluluğu içindeki ilişkileriniz üzerine açık seçik düşünmeyi öğrenin.
Özellikle de kendiniz üzerine.
Epiktetos'un felsefesini seviyorum çünkü pratik bilgeliğe dayanıyor.
Zaten böyle hayatı boyunca iyi hayat nedir sorusunun cevabını aramış bir isim.
O yüzden bu noktada da önemli bir isim olduğunu düşünüyorum ve bizlere bu bilgilere ulaştırmış öğrencisi sağ olsun.
Ona göre insan böyle hayata nasıl bakarsa ve hayatı nasıl anlamlandırırsa...
Ona göre bir hayat sürer.
Bakın dikkat edin hala bunu konuşuyoruz.
21. yüzyılda hala geçerli bu söylediği.
Yani diyor ki Epiktetos bu hayattaki mutluluğunuz olayları nasıl algıladığınıza bağlıdır.
Tekrar ediyorum bu hayattaki mutluluğunuz olayları nasıl algıladığınıza bağlı.
Çok doğru değil mi? Bakın 21.
yüzyıldayız ve bu hala geçerli.
Yani Epiktetos'un bu içsel huzur öğretisi öyle bir öğretidir ki savaş zamanında askerler el kitabını ceplerinde taşımıştır arkadaşlar.
Ve yüzyıllar boyunca dünya liderleri, generaller, sıradan halk kişisel huzurları için bir yön tayin etmek istedikleri zaman Epiktetos'un öğretilerine kulak vermişlerdir.
Şimdi sıra bizde.
Kahvelerinizi alın, arkanıza yaslanın, sohbetimize başlıyoruz.
Şimdi içsel huzurun Epictetus'a göre ilk kuralından bahsedeceğim.
Diyor ki arkadaşlar, kontrol edebileceğimiz ve edemeyeceğimiz şeyleri öğrenin.
Bu çok önemli. Öncelikle bunu anlamamız gerekiyor.
Yani bizim elimizde olmayan sebepler oluyor bazen bu hayatta.
Ne yaparsak yapalım değiştiremeyeceğimiz şeyler var.
Zengin bir aileye doğabilirsin.
Fakir bir aileye doğabilirsin.
Anneni seçemezsin.
Babanı seçemezsin.
Ailemizi, sülalemizi, kimseyi bunları seçemiyoruz.
Bunları değiştiremeyiz.
Ne yaparsak yapalım bunları değiştiremeyiz.
Bunu ne yapacağız? Kabul etmek zorundayız.
Bunları kafaya takmamamız lazım.
Bu bile bir enerji kaybı zaten.
Ya da işte günümüzde en çok kafaya takılan şeylerden biri başkalarının bizim hakkımızda.
Ne düşündüğü. Benim de öğrenmem gereken en önemli şeylerin başında geliyor.
Mesela önceden biri bana böyle kötü bir yorum yaptığı zaman sosyal medyada çok üzülüyordum.
Hatta bazen acaba gerçekten benden mi bahsediyor diye şaka değil yani benden mi bahsediyor diye girip girip tekrar okuduğum yorumlar bile olmuştur.
Sonra bir anda bir aydınlanma geldi bana böyle tam çok üzüldüğüm bir anda yine.
Çünkü orada yazılan benimle alakası olmayan bir şey.
Kendi kendime şunu sordum.
Dedim ki Merve seni gerçek hayatta tanıyan bir kişi bile.
Bir arkadaşın, bir eşin, dostun ne bileyim bir akraban sana şöyle bir yorum yaptı mı?
Burada yazanlardan herhangi bir şey sana söylendi mi dedim.
Düşündüm asla bana böyle bir yorum gelmedi.
Beni gerçekten tanıyan kimse bana bu şekilde konuşmadı.
Hani sen şusun sen böyle saçma sapan şeyler yani.
O zaman dedim neden yani seni realde tanımayan birinin söylediği şey için.
Üzülüyorsun ki dedim kendi kendime.
Ben kendi kendime çok güzel telkin ediyorum.
Dedim ki sen kendinin ne olduğunu bilmiyor musun Merve?
Neden üzülüyorsun? Evet abi yani ben kendi kendime dediğim gibi çok güzel içsel muhakeme yapıyorum.
Ve kendi kendime terapisti gibi oldum artık.
Ve o anda bütün yük inanın üstümden kalktı.
Lütfen bunu deneyim. Yani sosyal medyada klavye delikanlılığı diyorum ben buna.
Eğer böyle bir şeye maruz kalıyorsanız, linçleniyorsanız lütfen o anda...
durun düşünün şöyle derin bir nefes alın ve benim kendime sorduğum soruyu lütfen kendinize sorun size gerçek hayatta böyle bir yorum yapıldı mı ya da yapılma ihtimali var mı diye düşünün ona göre kendinizi
bir muhakeme yapın değerlendirin bakalım ortaya ne çıkacak ben gerçekten bunu düşünüyorum hep kötü bir yorum okuduğum zaman diyorum ki ya bu ben değilim geç falan diyorum üstüme alınacağı bir şey varsa alınıyorum ve düzeltmeye çalışıyorum böyle
de bir şey var yani çünkü benim hakkımda ne düşündüğünüzü ben asla kontrol edemem Bunu mümkün değil kimse kabul edemez.
Siz de edemezsiniz.
Böyle bir şey yok. Bu bir süper güç arkadaşlar.
Yok böyle bir şey. Asla olmayacak.
O yüzden Epictetus diyor ki lütfen diyor kontrol edemeyeceğiniz şeyler için.
Bunlar dışsal faktörler.
Bunlar sizi doğrudan ilgilendirmiyor.
Bunu hatırlayın diyor. Kontrol edemeyeceğiniz şeyler için üzülme abi diyor.
İlk maddemiz bu tamam mı? Çünkü elinizden bir şey gelmeyecek.
Boşuna çırpınmayın. İnsanlar beni nasıl görüyor?
Gördüklerimizi olduğu gibi değil.
Olduğumuz gibi görüyoruz arkadaşlar.
Yani sen neysen beni de öyle göreceksin.
Yapacak bir şey yok. Aziz Nesin demiş ya boyum kadar kitap yazsam beni sevmeyenler çıkıp diyecek ki e senin zaten boyun kısaydı.
O hesap. Bir de geçmiş var.
Asla değiştiremeyeceğimiz değil mi?
Geçmişi değiştiremiyoruz ama düşünüp düşünüp üzülmüyor muyuz?
Evet. Ama şunu yapabilirsiniz diyor.
Geçmişin o habis etkilerinin üzerinde çalışabilirsiniz.
Kontrol edebileceğimiz şeyler var mı peki Merve?
Hani tam geçmişi konuştuk. Kontrol edemiyorum, ailemi seçemiyorum, insanların benim hakkımda ne düşündüğünü de bir şey yapamıyorum.
Ne yapabilirim o zaman? Kontrol edebileceğim şeyler var mı?
Var. Arzularım var, isteklerim var, karakterim var, içsel yaşamım var.
Bunların üzerinde çalışabilirim.
Bunların seçimini kendim yapabilirim.
Çünkü neden? Kontrol tamamen benim elimde, bizim emrimizde.
Bunu kimse kısıtlayamaz, kimse engelleyemez değil mi?
O zaman ne yapıyoruz?
Başımıza gelen olayları böyle değerlendiriyoruz.
Diyoruz ki kendi kendimize.
Bu benim elimde mi?
Lütfen bu soruyu sorun kendinize.
Bu benim elimde mi? Mesela dediğim gibi ailemizi seçemiyoruz ama sevgilimi seçebiliyorum, eşimi seçebiliyorum, arkadaşlarımı seçebiliyorum değil mi?
O zaman ne yapacağız? Şöyle, başkaları benim için ne düşünüyor demeyeceğiz.
Ben kendim hakkında ne düşünüyorum diyeceğiz.
Bu gerçekten çok büyük bir rahatlama getiriyor.
Bunu bir yapın ya. Kahvemden bir yudum aldım ve ikinci kurala geçiyorum arkadaşlar.
Başkalarının işine karışmayın diyor Epictetus.
Yani zamanınızı diyor başkalarının işine karışarak boşa harcamayın.
Ben bunu Instagram üzerinden yorumluyorum günümüzde.
Mesela millete stalklamıyor muyuz?
E onu yemiş, bu bunu giymiş.
E şu da sevgilisinden ayrılmış.
Abi bunlara gerçekten niye bakıyoruz?
Bir düşünsenize bize ne ya?
Bana ne senin kocişkonla olan mutluluğundan ya da bebenin ne kadar akıllı ve güzel olduğundan bana ne?
Neden bunu sormuyoruz kendimize?
Ya da işte o ünlü ondan ayrılmış da bununla görüşüyor.
Bize ne ya? Gerçekten çok deli saçması değil mi ya?
Epiktetos diyor ki dikkatinizi lütfen gerçekten sadece sizi ilgilendiren şeylere odaklayın.
Başkalarının işleri sizi ilgilendirmiyor diyor.
Eğer size bir katkısı yoksa tabii diye de eklemiş yani pragmatik bir şekilde.
ilgilendiren şeyler olabilir Instagram üzerinde.
Ya şu an aklıma çok komik bir şey geldi.
Bunu anlatacağım.
Nasıl anlatacağım bilmiyorum.
Kriz. Ya şöyle şimdi arkadaşım eski sevgilisinin yeni sevgilisini stalklıyor.
Bayağı uzun bir süre.
Kız çok güzel kurabiyeler falan yapıyormuş.
Tariflerine veriyor. O da diyor ki ben de diyor baka baka öğrendim artık çok güzel kurabiyeler yapabiliyorum.
İşte böyle stoklayın.
Merve yine krize girdi.
Ya gerçekten podcast yaparken böyle arkadaşlarımla sohbet ediyormuş havasında yapmaya çalışıyorum.
Hani kasmayı hiç sevmem.
O yüzden şu an sizinle böyle bir kafede otursak yine aynı Merve olacak karşınıza yine krize gireceğim.
Ve kahvemi alıp devam edeceğim sohbete.
Bu arada kafede otururken dedim ama artık böyle nefis kahveler içmek için kafeye falan gitmemize gerek yok.
Çünkü artık evinizin, ofisinizin baristası var arkadaşlar.
Philips Latte Go 5400 serisi.
Sezgisel, dokunmatik bir ekranı var ve bu ekran üzerinden böyle yumuşacık süt köpüğüyle latte'den espresso'ya kadar 12 farklı içecek yapabiliyorsunuz.
Hatta ben de şu an en sevdiğim kahve olan Americano'yu yapıyorum.
Şimdi duyacağınız ses de onun sesi.
Espresso, americano, cappuccino, latte macchiato ne istiyorsanız hem de damak tadınıza göre bunları kişiselleştirebiliyorsunuz.
En sevdiğim özelliği bu. İstediğiniz arama gücünü yakalayabiliyorsunuz.
Kahve uzunluğunu, sıcaklık ayarlarını kolaylıkla böyle kendiniz kendi zevkinize göre ayarlayabiliyorsunuz.
Hem de 4 farklı kullanıcı profiline kadar bu ayarı saklayabiliyorsunuz.
Diyelim ki eve 4 arkadaşınız geldi.
4'ü de böyle başka başka kahve zevklerine sahip.
Hiç düşünmüyorsunuz, basıyorsunuz, geçiyorsunuz.
Extra shot fonksiyonu da var bu arada.
Ben kahvemi böyle çok güçlü seviyorum ama kahvem acımasın diyenler için harika bir özellik.
Aslında ben latte'yi çok seviyorum Merve ama kahve makinesinde onu yapınca o parçaları yıkamak gerçekten zulüm gibi diyorsanız Philips Latte Go 5400 serisinde öyle gizli parça, hortum sistemi bunlar yok.
Süt haznesi var onu alıyorsunuz böyle hemen musluğun altında 15 saniyede yıkayabiliyorsunuz veya bulaşık makinesinde de yıkanabiliyor.
Her evin, her ofisin olmazsa olmazı kahve ve lezzetli kahveler hazırlamanın en kolay yolu Philips Latte Go 5400 serisi.
Alıp da memnun kalmayan zannetmiyorum yoktur.
Teknik arzıda olursa da evden teslim alan bir servisleri var zaten.
Açıklamalara bir link bırakıyorum arkadaşlar.
Oradan Philips Slot Dego 5400 serisini detaylı olarak inceleyebilirsiniz.
Ben de şimdi Philips Dattego 5400'de yaptığım mis gibi Amerikanumu içerek bu güzel sohbete devam ediyorum.
İçsel huzur için diyor ki Epic Tethos, kusurlarını bulmaya çalışmayın insanların, hatalarını bulmaya çalışmayın, onlarla zıtlaşmayın çünkü elinize bir şey geçmeyecek diyor.
Zamanınızı boşa harcamayın diyor adam, doğru söylüyor.
Bakın bu saydıklarım gerçekten çok ciddi bir mesai gerektiriyor düşündüğümüz zaman.
Ki bir podcast daha gitsin hatırlamıyorum.
Instagram'da geçirdiğimiz vakti söylemiştim.
Çoğunuz böyle şoka girmişsiniz.
saat. Abi sekiz saat ne yapıyoruz Instagram'da biz?
Bir düşünsenize. Stalk yapıyoruz.
Herkes itiraf etsin.
Ve yani aslında stalkladığımız zaman da birilerini bize etkisi altına alabiliyor.
Ve canımızı da acıtabiliyor.
O yüzden bu bizi ilgilendiriyor mu?
Sorusu bu noktada çok önemli. Birilerini stalklarken bunu sorun kendinize.
Bu beni İlgilendiriyor mu?
Eğer ilgilendiriyorsa kurabiye değilse ne yapacağım?
Kendinize bu soruyu sorun diyor.
Devam ediyorum. Üçüncü kuralımıza geçiyorum.
Arzularımız arkadaşlar. Arzularımız içsel huzurumuzun önündeki bir bariyer diyor Epictetus.
Doğru mu? Bence doğru.
Çünkü arzularımıza ulaşamadığımız zaman çok büyük bir hayal kırıklığı yaşıyoruz.
Ama Epictetus diyor ki...
Arzula bir alışkanlıktır.
Tıpkı nefretin bir alışkanlık olduğu gibi.
Ama kontrol edebilir miyiz?
Kesinlikle evet. O zaman sorun yok diyor.
Arzular dikkat ederseniz bizi kendi kölesi yapmak ister veya işte nefretimiz...
Bazı şeylerden bizim böyle sakınmamıza neden olur.
O yüzden arzuyla lütfen ihtiyaçlarımızı karıştırmayalım.
Atıyorum yeni bir mont gördük ya da işte yeni bir şey gördük.
Onu şiddetle arzuluyoruz.
Ona ihtiyacımız var gibi hissedebiliyoruz o anda.
Ama aslında yok. Yani altyapısına baktığınız zaman fiziksel, içgüdüsel bir şey yok ortada.
Yani açlık, susuzluk gibi böyle bastırılamaz bir şey değil.
İşte yemek, su içmek falan bunlar hayatta kalmak için gereken şeyler ve asla geçici bir heves değil.
Ama ne bileyim yeni bir ruj almasam mesela ölmeden yaşayabilirim gayet.
Hatta yine aklıma bir şey geldi.
Bir arkadaşım şey diyordu ben böyle şeyleri çok seviyorum turuncu tonlarında rujları çok severim.
Ve her rengini almışlığım vardı böyle varyasyonlarını alıyordum üniversitedeyken bir arkadaşım da.
Bunu gözlemliyor. Bir gün dedi ki bana Merve neden bunu aldın?
Bundan zaten vardı dedi.
Hani evde gördüm ben dedi.
Neden 30 tane aynı ruju alıyorsun dedi.
Ben de diyorum ki ama diyorum bu ton yoktu.
Bak diyorum açıyorum gösteriyorum.
Gerçekten diyorum bu ton çok farklı diğerlerinden.
Halbuki hepsi aynı. Ya inanın aynı şeyleri alıyormuşum gidip.
Bana dedi ki Ya bu dedi tabii dedi sonbaharda hazan yaprakları düşer yere dedi ve üstüne bir güneş vurur dedi.
Öyle bir turuncu bu dedi o yoktu sende.
İşte arzularıma asla böyle kırbaçlayamadığım bir dönem.
Çünkü arzu dediğimiz şey asla tatmin edilmeyecek, asla doymak bilmeyen bir canavar gibi.
Ve bunu kontrol etmek aslında bizim elimizde diyor Epictetus.
Gelelim bir başka içsel huzur kuralına.
Diyor ki gerçekleri olduğu gibi görmeye çalışın.
Neden? Çünkü...
Hayatta her şey bizim istediğimiz gibi gerçekleşmiyor.
Ajda Pekka'nın böyle bir şarkısı vardı.
Hayatta her şey senin istediğin gibi olmuyor.
Devamını hatırlamıyorum. Bazen her ne oluyorsa kontrolümüzün dışında bunu kabul etmemiz gerekiyor.
Çok sevdiğimiz birinin kaybı gibi.
Çünkü ölüm karşısında gerçekten çaresiziz.
Çaremiz yok. Kabul etmek durumundayız.
Çünkü asla değiştiremeyeceğimiz.
Tek şey. Bunu bu sabah da düşündüm.
Bu sabah uyandığımda çok mutsuzdum.
Şimdi diyeceksiniz ki bu kadar gülen bir insan nasıl mutsuz olabilir?
Bazen oluyorum arkadaşlar. Hepimizin olduğu gibi.
Hayatın inişleri çıkışları var.
Ben de bazen çok mutsuz oluyorum.
Ağlıyorum. Çok ağlak bir insanımdır bu arada.
Bakmayın güldüğüme. Güldüğüm kadar ağlarım öyle söyleyeyim.
Bir şey görürüm Instagram'da oturur ağlarım.
Saatlerce ağlarım. Her şeye ağlayan bir tipim öyle söyleyeyim.
Çok da gülerim ama.
Böyle bir dengesiz bir insanım.
Sabah kalktığımda dediğim gibi kendimi kötü hissediyordum.
Moralim çok bozuktu.
Aldım işte kahvemi koydum oturdum.
Sabah kaçtı 4.30 falan da herhalde.
Dedim ki kendi kendime kötü hissediyorum.
Ve o an şöyle düşündüm.
Dışarı baktım böyle. Dedim ki hayat çok güzel.
Hayat çok güzel gerçekten. Ve dedim ki bu üzüldüğüm şeye bir daha üzülecek miyim bir sene sonra?
Hayır üzülmeyeceğim geçeceğini biliyorum.
Neden o zaman kendini üzüyorsun?
Kendi kendime bunu söyledim. Dedim ki sadece ölümün çaresi yok.
Hayattasın, ölmedin ve her şeyi değiştirebilirsin.
Her şey değişebilir. O yüzden üzülme.
Kendinize bunu söyleyin olur mu?
Üzüldüğünüz zamanlarda bunu hatırlatın kendinize.
Şu an karşımda olsaydınız emin olun bunu söyleyecektim size.
Benden size bir dost tavsiyesi.
Korkunç üzüldüğünüz anlar olacak bu hayatta.
O zaman kendinize bunu hatırlatın olur mu?
Ben hala hayattayım demeyi öğrenmemiz gerekiyor.
Yine duygusala bağladım.
Az önce gülüyordum.
Neyse devam ediyoruz. Bakış açımızı değiştirelim arkadaşlar.
Hani Mevlana demiş ya öleceği gün için.
Benim düğün günüm demiş öleceği gün için Mevlana.
Şey bir arus derler ona.
Sanırım bu dönemdeydi. Yani düğün günüm diyor.
Peki neden öldüğü gece için düğün günüm diyor?
Çünkü... Ölüm ve bakış açısı farklı Mevlana'nın.
Yani sevgilisine kavuşacağı gün olarak görüyor onu.
Tanrı'ya kavuşacağı gün olarak görüyor.
Benim düğün günüm diyor, ölüm günüm.
Bakın sadece bir bakış açısı bu.
Çünkü o da biliyor. Yani hiçbirimiz ölümsüz değiliz.
Yani olaylar, insanlar bizim aslında onların olmasını arzu ettiğimiz gibi ya da göründükleri gibi değiller.
Farkındayız. Onlar oldukları gibiler.
Bunu kabul etmemiz gerekiyor.
Tek yapabileceğimiz şey onlara karşı olan tutumumuzu değiştirmek.
Tıpkı Mevlana'nın yaptığı gibi.
İşte Epiktetos bu konu üzerinde epeyce kafa yormuş arkadaşlar.
Olaylar değil, olaylara bakış açımızın aslında bize sorun yaşattığını söylüyor.
Doğru mu? Sonuna kadar doğru bence.
Bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor.
Günümüzde zaten psikologlar da aynısını söylüyor dikkat ettiyseniz.
Her şeye yüklediğimiz anlamlar var, fikirler var, tutumlarımız var, endişelerimiz var, zanlarımız var en önemlisi.
İçsel huzurun bir başka yolu da şu.
Böyle başımıza bir şey geldiği zaman hemen başkasını suçlamaya meyilliyiz.
Dikkat ettiniz mi? Mesela üniversitede hoca bana taktı.
Bu klasiktir. Ya da işte sevgilinden ayrılırsın.
Onun yüzünden oldu. O sebep oldu.
O olmasa böyle olmazdı.
Bu cümle kalıpları artık klasikleşmiş hayatımızda.
EpicTetos diyor ki, senin diyor hiç mi payın yok kardeşim?
Yani kendi tutumlarını hiç düşündün mü?
O suçlayan parmağını aynada kendine çevirdin mi?
diyor. Neden? Çünkü başkalarını suçlamak aslında bir yerde böyle kendi başarısızlığımızı veya kendi eksikliğimizi görmekten kaçıyor oluşumuzun bir sebebi bile olabilir.
Ya bu noktada mesela ben kendimi düşündüm, değerlendirdim.
Arkadaşımla tartıştığım zaman herkes kendini haklı görmeye meyilli.
Biz haklıyızdır değil mi? Oturuyorum düşünüyorum bir içsel muhakeme yapıyorum.
Kendimi onun yerine koyuyorum en önemlisi.
Diyorum ki sen onun yerinde olsan şu an ne hissediyor olurdun ve Merve'ye ne söylüyor olurdun diyorum.
Ve bazen gerçekten ben suçlu oluyorum.
Hani hep kendimizi haklı görüyoruz ya.
Aa diyorum bir dakika ya bende de suç var.
Sonra gidip özür diliyorum.
Yani en güzeli işte içsel huzurun anahtarı benim için.
O yüzden ne yapıyormuşuz?
Başımıza bir şey geldiği zaman hemen başkasını suçlamıyoruz.
Benim bu olayda payım nedir tam olarak?
Ama lütfen bunu adaletli bir şekilde yapmaya çalışın.
Kendinize de bence adaletsizlik yapmayın.
Çünkü her olayda dikkat ettiyseniz hep bir günah keçisi arıyoruz ve buluyoruz.
Sadece durup düşündüğümüz zaman benim bu olaydaki payım ne?
Bu çok önemli bir soru.
Ben ne yapabilirdim?
Elimden geleni yaptım mı diye sorduğumuz zaman buna vereceğimiz cevaplar aslında o içsel huzura giden anahtar.
Her şey çıkacak ortaya orada zaten.
Bir de Epictetus diyor ki lütfen başkalarını ayıplamayın, kınamayın diyor.
Buna psikolojide yansıtma diyorlar.
Hani bir tür savunma mekanizması arkadaşlar.
Yani ben kendime ait kusurlarımı gayet iyi biliyorum.
Kendime bile itiraf edemediğim şeyler var belki içimde ama bunu tutuyorum, sana projekte ediyorum.
Aynanın karşısında kendime diyemediğim her ne varsa gidiyorum sana söylüyorum, seni yanlışlıyorum, ayıplıyorum, oh rahatlıyorum.
Yani eleştirdiğim şeyleri aslında kendim yapıyorum.
Ya da yapma potansiyelim var içimde.
Ve ben bu ayıplama kısmını bir açıkçası böyle yorumladım.
Bilemiyorum Altan. Yani kıladığın şeyi yaşamadan ölmezsin sözüne de çok inanıyorum.
Başına da gelmiş bir insan olarak.
Ya hatta aklıma şey geldi şu an.
Homofobik bir vekil vardı ya.
Macar vekil. Josef Sıcalyer miydi adı?
Adını da söyleyemiyorum onu.
Bir eşcinsel partide yakalandı ya.
Yalnız eşcinsellik karşıtı.
Dikkatinizi çekerim.
Bu olay hiç sekmez.
Ya hatta geçenlerde Instagram'da paylaştım ya Gökhan Çınar'a bir konuk gelmişti trans bir birey.
Diyor ya ben diyor daha kendi cinsel yönelimim bile farkında değilken sülalesinden bir kişi.
Çarşıda görüyor onu ve gidip ailesine yetiştiriyor.
Sizin oğlunuz şöyle sizin oğlunuz böyle ortalığı karıştırıyor.
Diyor ki anneme diyor hani gerçekten inme iniyordu o derece bir olay.
Olaylar çığırından çıkıyor.
Neyse çocuğun hayatı dağılıyor paramparça oluyor aile bu söyleyen kişinin yüzünden.
Ve daha sonra ortaya çıkıyor ki bunu söyleyen kişi de eşcinsel aslında.
Ama hani bir aile babası kendini öyle göstermiyor hiçbir şekilde bastırılmış bakın yani.
Bastırdığı şeyi gidiyor başkasını projekte ediyor.
Ayıpladığı şeyi aslında kendisi yapıyor az önce söylediğim şey.
Bunu bir düşünelim derim devam ediyorum.
Bir başka içsel huzur anahtarı da şu kendi erdemimizi yaratmak.
Başkalarının bizimle ilgili düşüncelerine, hayranlığına bağlı olmamak.
Bakın nefret de hayranlık da ikisini de kastediyor.
Çünkü kişisel erdemimiz için gereken gücü dışsal kaynaklardan almaya alışmışız.
Epiktetos diyor ki artık diyor büyüyün diyor.
Başka insanların sizinle ilgili düşündüklerini boşverin.
Kendi erdeminizi kendiniz yaratın diyor.
Ben diyorum ya kendi bar kodunuzu kendiniz basın.
Onun gibi kişisel erdeminize ulaşın diyor ve buna arkadaşlarınız da sevgiliniz de eşiniz de dostunuz da ulaşamazsınız diyor.
Başkalarının onayıyla ulaşamazsınız.
Diyorum ya ben işte kendi içimde ben değersizsem sen beni sabaha kadar öv ya ben içten içe kendimi aşağılık biri gibi hissederim.
Ya da tam tersi ben kendi içimde değerliysem sen beni yıkamazsın.
İstediğini söyle bana hangi yergi hangi nefret yıkabilir seni?
Kendi içinde değerliysen ve bunun farkındaysan.
Epictetus diyor ki başkalarından beklediğiniz hiçbir şey kendi yaratacağınız erdem kadar değerli değildir.
Gerçekten size ait olan ve sizinle kalacak tek şey erdeminizdir.
Bir gün paranız, şanınız, şöhretiniz her şeyiniz gidebilir.
Esas olan şey sizinle kalacak olan şeydir ve bence esas zenginlik budur bana göre.
Ve bunu bir filozof söylediği için erdemli olmak, dürüst olmanın yanı sıra tabii ki bilgili olmayı da gerektiriyor.
Kitaplar okuyun diyor Epiktetos.
Bilgilenin diyor ve onlardaki bilgiliyi hayatınıza katın, kendinize katın diyor.
Neden? Çünkü onlar sizinle kalacaktır.
Tıpkı diğer erdemleriniz gibi.
Gerçekten sizin olan şeylerden bahsediyor.
Parayla satın alamayacağımız şeylerden bahsediyor.
Peki biz neden başkalarının onayına bu kadar bağımlıyız?
Çünkü yine çocukluk dönemi arkadaşlar.
O dönemde böyle çok sık eleştirildiğimiz zaman, duygusal ihtiyaçlarımız giderilmediği zaman başkalarından onay bekliyoruz otomatikman.
Çocukken fark edilmediysek, takdir görmediysek büyüyünce bence yine onu arıyoruz.
Hatta bir podcast'ta da demiştim bunu çocukken ebeveynlerinin gözünde hak ettiği sevgiyi ve ilgiyi görmeyen çocuklar ömür boyu bunu başkalarının sözlerinde ve gözlerinde ararlar demiştim.
Bu aşk ilişkilerinde de geçerli.
Arkadaşlık ilişkilerinde her yerde bu geçerli.
Ama bu onarılamaz bir şey mi?
Bence değil. Kesinlikle değil.
Kendi kendine insan farkındalığını yükselterek bunu aşabilir diye düşünüyorum.
Gelelim bir başka içsel huzuru yakalama anahtarına.
Epiktetos diyor ki, lütfen kendi önemli görevinize odaklanın.
Ne demek istiyor? Tabii ki diyor, hayatta eğlence de var, bunu da eksik etmeyin.
Ama bu eğlencenin, bu hazzın sizi yolunuzdan alıkoymasına izin vermeyin.
Önemsiz ve değersiz şeylerin dikkatinizi dağıtmasına, sizi başka başka yerlere çekmesine izin vermeyin.
İzin vermeyin diyor.
Mesela diyelim ki bir gemiyle seyahate çıktınız arkadaşlar.
Gemide çok güzel bir limana demir attı.
Siz de deniz kabuğu toplamak için o gemiden indiniz.
Ama dikkatli olun diyor.
Yani kaptanın dönüş çağrısını işitin.
Dikkatiniz daima gemide olsun.
Kaptan çağırdığı anda gemiye dönebilin.
Çünkü dikkatimizin önemsiz şeyler tarafından dağılması dünyanın en kolay şeyi biliyorsunuz.
İçsel huzur için olayların sizin isteklerinize uygun olmasını beklemeyin.
Çünkü hayatta her şey dediğim gibi istediğimiz gibi olmuyor.
Bunu kabul etmemiz gerekiyor bazen.
Bir de diyor ki Epiktetos bu hayatta aslında hiçbir şey sizi durduramaz.
Hiçbir şey sizi geriye çekemez.
Neden? Çünkü irademizin dizginleri sadece kimin elinde?
Bizim elimizde değil mi? Siz izin vermediğiniz sürece hiçbir olay sizi etkileyemez.
Yani başınıza kötü bir şey geldiği zaman bunu anımsayın.
Hatta Kafka bir arkadaşıyla tartışıyor ve şu cümleyi kuruyor ya.
Beni üzecek gücü sana verdiğim için.
Kendimden özür diliyorum diyor.
Bence o hesap.
Bir başka huzur anahtarı şu.
Başımıza gelen her ne olursa olsun, iyi veya kötü fark etmez, buna olayın bütünüyle yaklaşın diyor.
Çünkü yaşam içinde karşılaştığımız zorluklar aslında bizi böyle içimize döndürmek için, kendi içsel kaynaklarımızı anımsamamız için bir fırsat sunuyor.
Yani hiç yakınmadan, sabırla.
ve tanetle katlandığımız o şeyler bize aslında kendi gücümüzü kanıtlıyor bir yerde ve bunu görmemiz için bir fırsat olduğunu söylüyor.
Hiç bu açıdan düşündünüz mü bilmiyorum ama Hayatı Sorgulatan Sorular podcasti vardı ya orada teşekkürler anne diye bir replik vardı anımsadınız mı?
Old but gold takipçiler hatırlayacaktır.
Bazen birilerine bir şeylere bence teşekkür etmemiz gerekiyor.
Yani buna eski sevgililer de dahil her ne kadar kötü ayrılmış olursanız olun.
Siz o bıraktığı kişi değilsiniz.
Ben öyle düşünüyorum. Sağduyulu insanlar olayın ötesine bakarlar.
Yani hayatta neyle karşılaşırsak karşılaşalım.
Mesela acıyla karşılaştık değil mi?
Orada ihtiyacımız olan şey ne?
Acıya karşı, dayanıklılık.
Kötü sözle karşılaştığımız zaman sabretmek değil mi?
İşte biz böyle yaptıkça zaman içinde her olay için uygun bir içsel kaynağı seçebilir duruma geliyoruz.
Bunları uygulama alışkanlığı geliştirebiliyoruz.
O yüzden başa dönecek olursam hayatımıza giren her insan iyi veya kötü anlamda bize bir şeyler öğretmek için geldi.
Bunu bir düşünün derim.
Ben asla tesadüf olduğunu zannetmiyorum.
Hatta hastalıklar için bile böyle düşünen insanlar var.
İşte Bildur Kalkavan rahmetli.
O öyle söylüyordu mesela.
Dedi ya işte bu hastalık bana bir şeyler öğretmek için geldi.
Çok bütünsel yaklaşıyor olaya.
Bu konuyla ilgili de bir podcast yapmıştım.
Çocukluk travmaları diye onu dinleyebilirsiniz arkadaşlar.
Başka bir içsel huzur anahtarına geçiyorum.
Sahip olduğumuz şeyleri yitirmemiz ve bunun dünyanın sonu olduğunu zannetmemiz.
Böyle bir durumla karşılaşınca o şeyi kaybettim demeyin diyor Epikletos.
O şey her neyse geldiği yere geri döndü.
Böyle düşündüğünüz zaman diyor içsel huzura yaklaşırsınız.
Valla o kadar kolay değil Epikletos.
Düşünsenize paranız çalınıyor diyorsunuz ki.
Geldiği yere geri döndü.
Ya da sevgilinizden ayrılıyorsunuz, geldiği yere geri döndü.
Valla ben bir rahatlayamadım, bilemiyorum.
Şaka yapıyorum. Hatta buna dini bir perspektiften bakacak olursak, işte insanoğlu topraktan geldi, toprağa geri dönecek.
Yani olduğun yere geri döndün.
Hani bu bakış açısını çeşitlendirebilirsiniz.
Bir de içsel huzur için ahlaki gelişim gerekiyor diyor Epiktetos.
Yani ona buna sinirlenmeyin.
İçinizdeki heyecan ve sıkıntı durumundan özgürleşmeye çalışın diyor.
Bu kolay değil Epiktetos.
Yani biz antik Yunan'da yaşamıyoruz abi.
Türkiye'de yaşıyoruz. Herkes öyle meditatif bir halde gezmiyor huju içerisine.
Sokağa çıkıyorsun adam kindar sürpriz yumurta yani.
Korkuyorsun bir trafikte falan.
Yani diyor ki Epic Detos böyle sürekli işte stres içerisindeyseniz korku, şüphe bunlarla beraber yaşıyorsanız çok zengin bir hayatınız olsa ne olur?
Onun yerine diyor daha böyle sakin, stabil bir yaşam sürerek açlıktan ölmek daha iyidir diyor.
O yüzden sakin kalmaya çalışın, huzurunuz için.
Sürekli kaygı ve endişe halinde olmak, olaylar karşısında sakin bir bakış açısı geliştirememenin bedeli içsel huzursuzluk diyor.
Bir de en önemli şeylerden biri de şu, beklentilerimiz.
Sürekli böyle bir ihtiyaç ve beklenti yumağı halindeyiz dikkat ettiyseniz.
Arkadaşlarımızdan, eşimizden, dostumuzdan, ailemizden, çocuklardan hep bir beklenti hali.
İstiyoruz ki kimse bize hata yapmasın.
Herkes arzularımıza uygun davranışlar sergilesin.
Öyle bir dünya yok ya. Mutluluğumuzu bile başkalarına endekslemişiz.
Epiktetos diyor ki eğer böyle yaparsanız o insanların kölesi olursunuz diyor.
Hep aradığınız ya da kaçındığınız şey her neyse onun bize verilmesi ya da bizden alınması halinde sıkıntı yaşarız.
Onlar tarafından kontrol ediliriz.
O yüzden kontrol alanımız dışında olan şeylere karşı duyduğumuz o geçici arzulara lütfen dikkat.
O sizin içsel huzurunuzu yerle bir eder.
Özgürlüğünüzü elinizden alır.
Yani beklenti yumağı dedim ya oraya dikkat arkadaşlar.
Bence insanlar beklentilerini düşürdüğü zaman daha mutlu bir hayat yaşıyorlar diye düşünüyorum.
Ben artık insanlardan hiçbir şey beklemiyorum ve daha mutluyum gerçekten.
Önceden öyle değildim. Bir beklenti yumağı bende de vardı.
Artık kestim onu. Çünkü beklenti kadar insanı yoran, üzen bir şey yok.
Artık her şeyi kendimden bekliyorum.
Çünkü insan beklentisi kadar mutlu bu hayatta bence.
Bir de Epik Dedos diyor ki yaşama bir ziyafetmiş gibi bakın diyor.
Elbet o servis tabağı size de gelecek bir gün.
Eğer gelmediyse sabırlı olmaya çalışın, telaşlanmayın ve düşmanlık yapmayın, hasetlik yapmayın diyor.
Her şeyin bir zamanı var.
Lütfen... Kendi doğru payınızı, servis tabağınızı alacağınız zamanı bekleyin diyor.
Güzel bir temenni bu tabii ki içsel huzur için.
Bir de öteki insanların olumsuz düşüncelerini, olumsuz görüşlerini benimsemeyin demiş.
Bunlar bulaşıcı hastalık gibidir.
Bunları çevrenizden atın ve siz de başkalarına bulaştırmayın o kötü düşüncelerinizi, fikirlerinizi.
Her yükü de üstünüze almayın diyor.
İnsanların kederlerini, acılarını tabii ki paylaşın.
Paylaşmayın demiyor ama sırtlanmayın.
Onları dinleyin, onlara şefkat gösterin ama lütfen o olumsuz olayları üstünüze yük olarak almayın.
Siz yük etmeyin. Sünger gibi çekmeyin diyor insanların derdini.
Bunu benim annem çok yapar.
El alemin derdini dinler, dinler, dinler.
Sünger gibi çeker, çeker, çeker, çeker.
Sonra gelir bize boşaltır o yükü.
Biz de öyle kala kalırız.
O yüzden sünger gibi olmayın hayatınızda mutluluğu ve içsel huzuru yakalamak istiyorsanız.
Bir de Epik Detos diyor ki neyi düşünürseniz o olursunuz.
Kafanızda saçma fanteziler kurmayın.
Olmayan şeyler için endişelenmeyin.
Olmayan şeyleri yorumlamayın diyor.
Şanslı olduğunu düşünürsen şanslı olursun.
Ne düşündüğüne dikkat et diyor.
Çünkü içsel huzurun için bu çok önemli.
Bir de mutluluğumuzun üç şeye dayalı olduğunu söylüyor.
İrademiz, karşılaştığımız olaylarla ilgili fikirlerimiz ve bu fikirleri işleme biçimimiz.
Asıl mutluluk dediğim gibi dış koşullardan bağımsız, bize bağlı bizim içimizde.
Tamamen de bize bağlı değil.
Tabii ki dış faktörler var ama o işte olayları nasıl işliyoruz kafamızda o önemli.
Çünkü mesela mutluluğumuzu şu an Instagram'da gördüklerimiz bile etkiliyor.
Bakış açımızı etkiliyor. Bazıları milletin hayatına bakıp böyle üzülüyor.
Herkesi kendimizden iyi zannetme gibi bir hastalığımız var.
Herkesi mutlu zannediyoruz.
Özellikle de çok zenginleri, çok ünlüleri, çok güzel insanları müthiş bir şekilde şanslı ve çok mutlu zannediyoruz.
Ben buna asla inanmıyorum.
Aslında başkalarının hayatını kıskanarak kendi hayatımızı kaçırıyoruz.
Kendimiz dışında biri olmaya çalışırken kendimizi bozuk para gibi harcıyoruz.
Dikkat ettiniz mi? Halbuki olmadığınız biri olarak sevilmektense olduğun gibi olarak nefret edilmek daha iyidir belki.
Bilemiyorum. Hatta bir kitap var önerdim mi bilmiyorum.
İnsanlığımı Yitirirken diye bir kitap.
Onu okursanız ne dediğimi anlarsınız.
Bu konuyla alakalı aklıma o geldi.
Bir de kalbinizde yaşatmak istediğiniz idealler her neyse onu içinize ekin diyor.
Yani insanların ne düşündüğüne bakmadan gerçekten erişmek istediğiniz hedefe doğru ilerlemeye çalışın.
Toplumsal kabul bekleyen insanlar konforlu bir yaşam peşindedir.
Ve ruhsal idealleri olan insanlara karşı da öfkelidirler, tepkilidirler.
Kendileri öyle olamadık.
Bu çok büyük bir tuzaktır.
Bu sizi daima onlara bağımlı yapacaktır çünkü.
Aşırı fedakarlığın altyapısında da yine...
Ne var? Çocukluk örüntülerimiz.
Çocukken ailesi tarafından duyguları görülmeyen çocuklar henüz daha büyüyemeden yetişkin rolüne girmek zorunda kalıyor.
Annesi babası hep böyle kendi sıkıntılarıyla hemhal olduğu için sürekli acaba onlar ne düşünüyor?
Ne hissediyorlar? Neye ihtiyaçları var?
Ben bunları giderebilir miyim?
Annemi babamı nasıl mutlu edebilirim diye çırpınıyorlar ve fedakarlık aslında orada başlıyor tam olarak.
Yani onların sevgisini kazanabilmek için aslında yaptıkları...
İlerideki hayatlarında da devam ediyor.
İşte yetişkinlikte gördüğümüz bu fedakarının sebebi de bence bu.
Hatta geçen gün işte bir arkadaşımla kahve içiyorduk, sohbet ediyorduk.
Bana dedi ki Merve dedi neden bu kadar fedakar olduğumu çözdüm artık dedi.
Konuştuk, konuştuk, konuştuk.
Sebebi yine ne çıktı? Çocukluk çıktı.
Bu hiç şaşmıyor nedense.
Aşırı fedakar insanlar kendilerini keşfetmekten çok başkalarının onun hakkındaki beklentilerini öğrenmeye çalışıyor.
Onları karşılamakla geçiyor ömürleri maalesef.
Fazla fedakarlık kişinin kendi kul hakkı.
Altyazı M.K. Koruyarak
yapın diyor. Bence bu çok önemli.
Eğer birisi böyle sizin arzu ettiğiniz hayatı yaşıyorsa şunu da bilin ki onların yaptıklarını yapmadan, onların ödedikleri bedelleri ödemeden onlarla aynı ödülü kazanamayabilirsiniz.
Ve bazen bu bedel saygınlıklarını, şereflerini, itibarlarını, öz saygılarını kaybederek gelir onlara.
Adam sanki bugün yaşamış gibi değil mi?
Dedikleri, söyledikleri epiktetosun.
Şimdi herkes kimin hayatına özeniyorsa bir daha düşünsün.
Onların ödedikleri bedelleri görsün.
Siz bu bedeli öder miydiniz?
Size sormak istiyorum. Bir de Epictetus diyor ki kendinizin en iyi versiyonu olun diyor.
Ruhsal gelişimi çok vurguluyor içsel huzur için dikkat ettiyseniz.
Kendimizin olabileceği en iyi versiyonu olmak ne kadar harika değil mi?
Bunu düşünmesi bile. Zihninizi...
Birilerine teslim edecekseniz bunu da iyi düşünün diyor.
Gandhi'nin dediği gibi ne diyordu?
Kimseye kirli ayaklarıyla beyninizde gezme fırsatı vermeyin.
Kimlerle konuştuğunuza dikkat edin.
Bu benim en sevdiğim içsel huzur maddelerinden biri.
Diyor ki önce amacınızı belirleyin.
Sonra o amacı nasıl gerçekleştirebileceğinizi sonra da bunu uygulayın diyor.
Yani önce büyük resme bakın.
Belki o istediğiniz şey her neyse uzun vadede size hiçbir mutluluk getirmeyecektir.
Bir işe kalkışırken düşüncesizce belki de büyük bir şevkle başlayabiliyoruz ama sonra hiç beklemediğimiz sonuçlar çıkıyor karşımıza.
Olimpiyat oyunlarında mesela zafer kazanmak istiyorsun.
Bu bir amaç olabilir okey ama kendini neyin içine soktuğunu görüyor musun?
Mesela sen o sıkı rejimi yapabilir misin?
O kadar katı bir hayat disiplinini benimseyebilir misin?
O sporları yapabilecek misin?
İçki yok tatlı yok sigara yok sürekli talimatlara uyacaksın.
Ayağın burkusu zaten bittin yarışı kaybedebilirsin.
Bunu göze alabiliyor musun?
Bunları düşündün mü? Ya da atıyorum doktor olmak istiyorsun ama hiç o gece nöbetlerini, bir insanın hayatının senin ellerinde olabileceğini, o aldığın sorumluluğu, o tıp fakültesini bitirmenin zorluğunu bunları
düşündün mü enine boyuna?
Mesela Bulgakov doktorluğu bu şekilde bırakmış.
O sorumluluk korkusu. Çünkü düşünmemiş demek ki en başta bilmiyorum.
O yüzden bir yola çıktığımız zaman enine boyuna her şeyi düşünüp tartmamız gerekiyor.
O şekilde çıkmamız gerekiyor.
İçsel huzurunuz için bu gerekiyor diyor.
Neden? Çünkü deneme niteliğinde...
Peki o geçici çabaların geçici sonuçları olur.
Önce kendi arzularınızın gerçek doğasını düşünün.
Sonra kendi yeterliliğinizi düşünün ve kendinize karşı lütfen dürüst olun diyor.
Güçlü ve zayıf yanlarını tanıyor musun?
Sen o hayalindeki şey için yeterli güce sahip misin?
Soruyor bize sahip misin?
Bir düşünün bunu diyor. Çünkü özgürlük düzenli bir zihin ve sakinlik gibi en değerli amaçları gerçekleştirebilmek için.
Bazı zorunlu fedakarlıklar yapmamız gerekiyor ve bu da ödediğimiz bedel olacak hayatımızda.
Gelelim çok sevdiğim bir başka içsel huzur maddesine.
Üstad demiş ki siz diğer her şeyden ayrılmış bir var olan değilsiniz.
Siz evrenin bir parçasısınız.
İsteseniz de istemeseniz de öyleseniz.
Her birimiz bu toplumun bir parçasıyız bu dünyanın.
Peki diyor siz bu insanlık kumaşının...
Tam olarak neresine uygunsunuz?
Bunu hiç sordunuz mu kendinize?
Ben sormamıştım o ana kadar.
Kim için varsınız diyor.
İnsanlıkla ilişkiniz ne?
Bunu keşfettiniz mi?
Ya bu günlük hayatta sorulmayacak sorular farkındayım.
Gerçekten dedim ya en başta kahvenizi alın sohbet edelim.
Böyle yani böyle sohbetleri seviyorum.
İçimize döndüğümüzü düşünüyorum daha fazla bu sorularla.
Bunu keşfetmek bence güzel.
Yani kim için varsın?
İnsanlıkla olan ilişkin ne?
Bu insanlık kumaşının tam olarak neresine uygunuz?
Bunlar çok güzel sorular.
Başkalarına karşı görevlerini ciddi anlamda yerine getirebiliyor musun mesela?
Ailene karşı, topluma karşı, komşuna karşı, arkadaşlarına karşı, eşine, dostuna, sevgiline karşı gerçekten erdemli misin?
Şimdi bana diyeceksiniz ki bana ne ya?
Onlar bana erdemli olsun.
Haklısınız okey ama hepimiz böyle bencil düşünürsek sonumuz ne olacak soruyorum.
Ya bir de burada kafamı çok karıştıran bir mevzu da var.
Her şeye katılıyor değilim arkadaşlar.
Epik Detos'un her söylediğine içsel huzur için okey hemen yapayım falan.
Öyle bir kafada değilim.
Sorguladığım çok yer var. Mesela diyor ki bir yerde baban diyor kötü biri olabilir.
Yani sen yine evlatlığını yap demeye getirmiş.
Neden abi? Niye böyle bir şey oluyor?
Çünkü diyor tanrısal düzen.
Tanrısal düzen insanları koşulları sizin beyninize göre tasarlamıyor.
Siz ondan razı olsanız da olmasanız da bu böyle işler diyor.
Aile diziminde de ben bu konuya takılmıştım dedim ya bir seansa katıldım diye.
Orada da dedim ya niye dedim ya adamın babası kötü kabul etmek istemiyor.
Niye etsin ya bana aynı cevabı vermişlerdi.
Çünkü göklerden gelen bir karar var.
Yapacak bir şey yok lol.
Ya orada söyledikleri şu şey hoşuma gitti.
Seni sen yapan şey.
aslında o kötü baban olabilir.
Hiç bunu düşündün mü? O zaman da aklıma şey geldi.
Şu hayata sorgulatan sorular podcastinde.
İşte Anthony Robbins'in dediği olay.
Teşekkürler anne var ya.
O replik döndü kafamda sürekli.
Evet abi yani şu anda olduğumuz şeyi aslında biz belki bunlara borçluyuz.
Bilemiyorum Altan. Olabilir.
Ama dediğim gibi her şeyi kabul etmek zorunda değiliz.
Bazı şeylerin mantığını ben kafamda oturtuyorum ama yüreğimde oturtamıyorum.
Anlatabildim mi? Neyse insanlarla ilişkilerimiz içten huzur için önemli.
Başka bir madde de şu.
Beklentilerinizi ve korkularınızı geleceğe...
Bu çok gereksiz çünkü bunlar gerçekleşmedi.
Belki de hiç gerçekleşmeyecek.
Sadece sizin zihninizde bunlar olup bitiyor.
Hani Burhan Altıntop diyordu ya ben aslında yoğum.
Ya ben bunu çok yapıyorum.
Gelecek hakkında inanılmaz endişeler yapıyorum.
Saçma sapan şöyle söyleyeyim nasıl saçma sapan.
Atıyorum yıllar önce böyle tek kapılı bir arabaya bakıyordum.
Ve dedim ki ya bu arabayı dedim kim alır tek kapılı arabayı.
Çünkü dedim kaza yapsa arkadaki insan nasıl çıkacak.
Ya da trafikte gidiyor birini alması gerekiyor.
Adam nasıl koltuğu açıp arkaya oturacak bak.
Düşündüğüm şeylere bak.
İşte o süreçte ya arkadan gelip biri vurursa arabaya.
Ya böyle bir şey var mı?
Gerçekten çok uç endişelerim var.
Ve bana çok gülüyorlar.
Daha olmamış şeyler için korkunç planlar yapıyorum.
Senaryolar yazıyorum. Genelde yaparım bunu.
Kendimi dizginlemeye çalıştığım şeylerden biri de bu.
O yüzden bu gerçekten içsel huzuru bozuyor.
Bunun da farkındayım. Yapmayın diyor.
Yapmamaya çalışıyorum. Evet yapmayacağım.
Neyse geleceğiniz için akıllı ve doğru planlamalar yapın diyor.
Kişisel iyi alışkanlıklar oluşturun.
Günlük bir hayat rutininiz olsun.
Size iyi gelecek şeyler, iyi alışkanlıklar rutini oluşturun.
Bu arada iyi alışkanlıklar rutini demişken uzun zamandır beklediğiniz farkındalık defterim sonunda çıktı arkadaşlar.
Aşağı bir link bırakıyor olacağım oradan ulaşabilirsiniz.
Bir de şu var Epik Letos'un dediği başınıza çok kötü bir olay geldiği zaman o olayın içindeki gizli fırsatları görün.
Arayın hemen yıkılmayın.
Şemsi Tebriz'in dediği geldi aklıma.
Düzenim bozulur. Hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme.
Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden iyi olmayacağını?
Bu sözü çok seviyorum.
Bunu demesi kolay evet ama uygulaması zor.
Çünkü genelde biz olaylara şöyle bakmaya meyilliyiz.
Başarı ya da başarısızlık.
İyi ya da kötü.
Doğru ya da yanlış.
Dikkat edin hep böyle kalıplaşmış kategorilerimiz var.
Olayların belki çok daha iyi çok daha faydalı yorum.
Bunları görmemizi zorlaştırıyor bunlar.
İçsel huzurun bir başka maddesi de şu.
Şu soruyu kendinize sorun.
Nasıl biri olmak istiyorsunuz?
İdealleriniz neler? Gerçekten bir kağıt kalem alın yazın arkadaşlar.
Hayranlık duyduğunuz kişilerin hangi ayırt edici özellikleri var?
Ve o özellikler sizde var mı?
Olabilir mi? Bence olabilir.
Bunu daha önce de söylemiştim.
Hayranlık duyduğumuz insanlar bizden bir parça taşıyorlar.
Biz onu görüyoruz farkında olmadan ve ona mevzu oluyoruz.
Kendimizi görüyoruz aslında karşı tarafta.
Aşık olduğunuz insanda da bence bu mevcut.
Potansiyelinizi görüp ona aşık olun.
Hayran oluyorsunuz bence.
İşte bunları yazın ve geri dönüp bakın.
Okuyun. Kendinizi hatırlatın.
Ve bunları hayatınıza uygulayın.
Bunlara uygun davranın.
Bu tutumu takının. V for Vendetta diyordu ya.
Uzun bir süre maske takarsan altındaki kişiliği unutursun.
Aynen o hesap.
O maske sizin yüzünüz olur çünkü.
Ben o maskeyi iyi anlamda söylüyorum.
Oynadığınız karakterlere dikkat edin diyor yani.
Bitti mi? Hayır daha var yani içsel huzur öyle kolay yakalanmıyor.
Diyor ki yalnızca iyi bir amacınız olduğunda konuşun.
Konuşmadan önce iyice düşünün tartın ve konuşmanızı yetkinleştirin.
Hatta şöyle de demiş kendi sırlarınızı kendi yaralarınızı öyle ulu orta neşe içinde anlatmayın çıkarlarınız için.
Bilse ki bu çağda böyle bile para kazanan insanlar var.
Acılarını pazarlayarak, acıtasyon yaparak, yalan yanlış hikayeler yazarak insanları kendine inandırıp para kazanan insanlar var.
Canım benim, Epik Teto'su.
Hiç şok olurdu herhalde şu çağda yaşasaydı.
Diyor ki ya sürekli yüce amaçlı işte konuşmalar yapın falan demiyor, felsefe yapın demiyor sürekli ama birilerini dinlerken bile seçici olun diyor.
Çünkü dikkatinizi neye yönlendirirseniz yavaş yavaş o şeye dönüşeceksiniz diyor.
Diyelim ki boş beleş konuşmaların olduğu bir ortama düştünüz.
O zaman ne yapacaksınız? Sessiz kalın abi diyor.
Çekilin köşenize hiçbir şey söylemeyin.
Şimdi söyleyeceğim madde biraz üzücü arkadaşlar.
Diyor ki çok popüler olan eğlencelerden uzak durun.
Avamlılıktan, bayağlıktan kendinizi sakının.
Zamanınızı bunlarla israf etmeyin.
Çünkü bu tarz eğlenceler ya aşağılık kompleksine hitap eder ya da insanların zayıflıklarına sahte kahramanlıklarla eğlence sunarlar diyor.
Bu tarz gruplara katılmayın demiş.
Epiküre diyor bence. Epiktetos.
Laf atıyor Epiküre.
Çünkü aslında Epikür'ün de niyetini yanlış anlıyorlar.
Ona da podcast gelsin bence.
Arkadaşlarınıza dikkat edin diyor.
Bülbül ile arkadaşlık eden Güle.
Karga ile arkadaşlık eden neyse.
Resmen bunu demeye getirmiş ama.
Şöyle de bir şey var. İletişime girdiğimiz kişilerin alışkanlıklarını taklit etmiyor muyuz?
Bu bir insani özellik değil mi?
Hatta şey derler ya işte zamanla karı kocalar bile birbirine benziyormuş ya.
Arkadaşlarımıza da benziyoruz haliyle.
O yüzden evet ailemizi seçemiyoruz ama arkadaşımızı seçebiliyoruz.
Arkadaşlarımız gerçekten bizim kaderimizi etkiliyor.
Çok önemliler. Belki aileden de öte önemliler.
Büyük konuşuyorum evet. Aile o kadar etkilemeyebiliyor insanı.
Arkadaşı etkiliyor. O yüzden seçici olun.
Size bir şey katacak, değerinizi yükseltecek insanlarla olun.
Dünyanın en zeki insanı bile olsanız, bulunduğunuz ortam vasat insanlardan ibaretse düzeyinizi bile koruyamazsınız.
Neden? Çünkü hepimiz beraber en çok vakit geçirdiğimiz beş arkadaşımızın ortalamasıyız.
Böyle bir podcast yapmıştım.
O yüzden öyle arkadaşlarınız yoksa da kendinize değerli kişileri örnek alın, erdemli kişileri örnek alın diyor.
Bu böyle bir içsel huzur anahtarı.
Bir de kendinize karşı dürüst olun diyor arkadaşlar.
Bedeninize saygı gösterin.
Sabırlı olmayı öğrenin.
Sohbet ederken kibar olun.
Ağır başlı ve sakin biri olmaya çalışın diyor.
Ve şunu da söylüyor.
Aklınızı... Vücudunuzun görüntüsünden sonraya koymayın, öne alın demiş.
Soytarı olmayın, kendi çıkarlarınızı düşünerek hazırladığınız o dramatik hikayeleri anlatarak insanların üzerinde tahakküm kurmaya çalışmayın.
Sizin dram hikayeleriniz kimseyi ilgilendirmiyor, sürekli kendinizden bahsetmeyin çünkü kibriniz insanları yorar demiş.
Neden? Çünkü bilge insanlar başkalarına kendilerinin ne olduğunu kanıtlamaya çalışmazlar değil mi?
Böyle söylenir. Ve son olarak eğer bir kişi size saygısızca davranıp hakkınızda böyle kırıcı konuşmalar yaparsa o kişiyi umursamayın abi.
Siz kendinizi bilin yeter.
Çünkü onlar Don Quixote'un yel değirmenleriyle savaşma hikayesi var.
Onlar gibi yel değirmenleriyle savaşıyorlar.
Kafasında bir siz varsınız onunla savaşıyorlar.
Artık üzülmüyorum onlara.
Bir de insanların neyi neden söylediğini tahmin ettiğiniz zaman o olaya bakış açınız çok değişiyor.
Sürekli dedikodunuz yapılıyorsa da üzülmeyin.
Psikolojide de bunun sebebi var.
Kıskançlık. Büyük insanlar fikirleri, ortalama insanlar olayları, küçük insanlar da...
Başkaları da konuşur. Bunu hatırlatalım kendimize daima.
İşte içsel huzurun anahtarları arkadaşlar.
Ve son olarak içsel huzurla ilgili Epictetus'un en sevdiğim sözüyle kapanış yapmak istiyorum.
Diyor ki asıl mutluluk her zaman dışsal koşullardan bağımsızdır.
Sizin mutluluğunuz yalnızca sizin içinizde bulunabilir.
Ben kahvemi bitirdim şu anda ama bitti mi sohbetimiz?
Hayır. Bu cumartesi yeni bir bölümle üstelik uzun zamandır beklediğiniz bir bölümle tekrar karşınızda olacağım.
Ve haftaya çarşamba yine böyle güzel bir kahve sohbeti yapıyor olacağız sizinle.
Kahve keyfim keşke hiç bitmese diyorsanız eğer aşağı bırakmış olduğum açıklamalardan Philips.de.go 5400 serisini detaylı olarak inceleyebilirsiniz.
Eminim çok beğeneceksiniz.
Beni Instagram üzerinden takip etmek isteyenler için de adresimi yine aşağıya bırakıyor olacağım.
Beni hangi platform üzerinden dinliyorsanız takip etmeyi ve bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Her an yeni podcast gelebilir.
O zaman yeni podcast gelene kadar görüşmek üzere.
Kahve keyfiniz ve neşeniz hiç bitmesin.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
