
Transkript
Tefal Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba ben Merve.
Bugün içimizdeki sanatçıyı, o yaratıcılığı nasıl ortaya çıkartabiliriz bunu konuşacağız.
Julia Cameron kendisi Amerikalı bir öğretmen, sanatçı, roman yazarı, film yapımcısı, besteci, şair ve gazeteci.
Gördüğünüz gibi pek çok kimliğe sahip bir multidisipliner.
Bize yaşadığımız her günü nasıl bir sanat eserine çevirebileceğimizi anlatıyor.
Nasıl daha gözlemci olabileceğimizi, daha yaratıcı olabileceğimizi anlatıyor.
Bunları yapmak için sanatçı olmamıza gerek yok hepimiz için.
Çünkü yaratıcılık deyince eşittir hemen aklımıza sanatçılık geliyor değil mi?
Bu böyle bir şey değil. Hepimizin içinde var diyor yaratıcılık.
Hani bunu biraz olsun ortaya çıkaralım diyor.
Bunun sonucunda da illa sanat yapacak değiliz.
Hayatımıza olumlu katkıları olacaktır.
Bunlardan bahsediyor. Bir sürü de uygulama ödevleri vermiş.
Ama özellikle arkadaşlar eğer bir sanatla uğraşıyorsanız ya da geçmişte bir sanatla uğraştıysanız ve bir tıkanıklık yaşıyorsanız şu anda hani olur ya bazen ilham perileri valizini to...
Onlara ulaşmak gibi bir çabanız varsa gerçekten Julia Cameron'ın Sanatçının Yolu adlı kitabını öneririm.
Zaten dünyada 11 milyon satmış önemli bir başucu kitabı olarak görülüyor.
Pek çok sanatçıya da ilham vermiş ama ben bugün daha çok böyle bizim işimize yarayacak olan kısımları anlatmaya çalışacağım sizlere.
Çünkü hepimiz sanatçı değiliz sonuçta.
Bir de bir sürü uygulama ödevi veriyor 12 hafta boyunca.
Böyle zihnimizi genişletecek, ufkumuzu açacak, kendimizle temas etmemizi sağlayacak etüt.
Onlara da kısaca değineceğim arkadaşlar.
Böyle uzun uzun anlatmayı planlamıyorum.
Sadece en ilgimi çeken yerleri anlatacağım.
Julia diyor ki eğer yazarak, resim yaparak, şarkı söyleyerek, oyunculuk yaparak ya da yöneterek daha mutlu olursanız Allah aşkına gidin bunu yapın diyor.
Çok doğru bence. Neden böyle söylüyor?
Çünkü diyor yaratan bizi yaratıcı yaptı ve yaratıcılığımız ondan gelen bir hediye.
Gidin bunu kullanın diyor.
Ama en çok hoşuma giden düşüncelerinden biri şu oldu.
Sanatın bir süreç olduğunu...
unutmayın diyor. Sanat bir süreçtir ve bu süreç eğlenceli olmalıdır.
Tek varış vardır o da yolculuğun ta kendisidir diyor.
Benim yolda olmayı sevdiğimi biliyorsunuz.
Varıştan çok o süreci severim hep söylüyorum.
İşte yaratıcı çalışmamız aslında zaman içinde kendini göstermekte olan yaratıcılığımızın kendisidir.
Yani senin sanat eserin o yaratıcı ifadenin ta kendisi aslında ve bu zamanla gelişecek, dönüşecek bir şey seninle beraber.
Ve bana göre sanat Sanat duygularımızın yaratıcı ifademizde bir şekilde dışa vurma arkadaşlar.
Bir sanat eserine bakarken ben aslında o sanatçının ruhunu görüyorum.
Yani o süreçteki duygularını ifade ediş biçimini görüyorum ama kendimce görüyorum.
Neden? Çünkü sanat aslında spritüel bir etkileşim yolu.
Hepimizin favori sanatçısını sorsam başka başka şeyler söyleriz ya da işte sanat eserini sorsam.
Bence orada bir duygudaşlık var yani ruhani bir yoldaşlık var.
Bir de yaratıcı olmak istiyor.
Dediğimiz zaman aslında kastettiğimiz şey ne?
Bir yandan üretken olmak istiyorum demek istiyoruz.
Yaratıcı olmak demek zaten ortaya bir şeyler koyabilmek değil mi?
Kendi yaratıcı ifademizde üretici olmak ama bunu zorlayarak yapmamak.
Nasıl zorlayarak yapmamak?
Mesela fırına bir kek attınız arkadaşlar pişmesini kabarmasını bekliyorsunuz.
Gidip habire o fırının kapağını açıp açıp o keki dürterseniz kurcalarsanız işte bakayım pişmiş mi derseniz ne olur o kek çöker.
değil mi? Kabarmaz. İşte fikir oluşturmak da kek pişirmek gibi.
Bir fikrin kabarmaya ihtiyacı var.
Eğer başta onu aşırı derecede çok kurcalarsanız sürekli kontrol etmeye çalışırsanız kekiniz yani fikriniz kabarmaz.
Onun bir süre o fırında kalmaya ihtiyacı var.
İşte yaratıcılık da böyledir der şair Mary Caroline Richards.
Yaratıcılığın saygın bir suskunluğa ihtiyacı vardır.
En iyi fikirler bu şekilde çıkar.
Bırakın onlar karanlık ve gizem içinde gelişsinler.
Bilincimizin çatısında oluşsunlar ve sayfaya damlacık haline düşsünler.
Bu yavaş ve görünürde gelişi güzel damlamaya güvendiğiniz zaman bir gün aniden işte demek buymuş diye şaşırabilirsiniz.
Yaptığımız tüm sanat çıraklıktır.
Sanatın büyüğü ise yaşamdır diyor.
Bu sözü çok sevdim. Hani ünlü caz müzisyeni Louis Armstrong'un dediği gibi çaldığımız şey yaşamın ta kendisidir.
Peki biz neden yaratıcı gücümüzü kullanmalıyız?
Yani ne geçecek elimize?
Çünkü arkadaşlar insanları keyifli, daha canlı, daha cesur, daha şefkatli ve daha maddeden çok, materyalizmden uzak, daha böyle manacı yapan bir süreç bu.
O yüzden bize iyi gelecek, iyi hissettirecek.
Julia diyor ki günde bir saatini bile ayırsan yeter bunun için diyor.
Yani yaşamlarımızda gömülmüş bir halde yaşıyoruz.
Artık buradan çıkıp böyle biraz farklı bir bakış açısı kazanalım diyor.
Şimdi o zaman gelin içimizdeki...
Sanatçıyı yavaş yavaş bulmaya başlayalım.
Yaratıcı gücümüzü keşfedelim.
İlk önce yapacağımız en önemli şey Julia'nın sabah sayfaları adını verdiği bir çalışma arkadaşlar.
Belki size deli saçması gelecek bu anlatacaklarım ama kendisi bunu senelerdir her gün her gün her gün yapıyor.
Sadece bir gün yapmamış ve kendini inanılmaz kötü hissetmiş.
Ve bugün anlatacaklarımın içinde hani belki bir tane bir şey yapacaksanız o da bu olsun arkadaşlar.
En önemli şey bu. Sabah sayfaları şöyle bir şey.
uyanır uyanmaz aklınıza gelen her şeyi bir kağıda döküyorsunuz arkadaşlar ama aklınıza ne gelirse işte çamaşırları yıkamam lazım etrafı toplamam lazım dün arkadaşıma çok kırılmıştım dün gördüğüm
filmde şu çok ilgimi çekti şu anda karnım çok aç aklınıza ne gelirse sevgilim dün bana neden öyle baktı kötü kötü işte burnum akıyor acaba yine mi hasta oldum dediğim gibi hiç böyle düşünmeden yazın bilinç akışı gibi olması gerekiyor
beyninizden sızan her şeyi o kağıtlara yazın yaklaşık 3 sayfa yazmanız gerekiyor Ve bunu her gün her gün her gün yapmanız gerekiyor.
Ve bu günlük karalamalar tabii ki sanat anlamına gelmiyor.
Amaç burada zihnimizin berraklaşması.
Yazma biliyorsunuz aynı zamanda depresyon tedavilerinde kullanılan bir yöntem.
En az okumak kadar faydalı bir yazma ritüeli oluşturmanızı istiyor sizden.
Bunları kimse okumayacak arkadaşlar.
O şekilde yazın. Ama siz de ilk 8 hafta mümkünse ne yazdığınızı okumayın.
Sadece yazın. Bilinç akışı yazın.
Mümkünse dediğim gibi 3 sayfa yazın her sabah.
Yani böyle bir günlük gibi düşünün bunu.
Sayfaları bizim yaratıcılığımızı yeniden kazanmanın biricik yolu.
En önemli kısım o yüzden bu.
Hele ki kariyerinizde tıkanma yaşayan bir sanatçıysanız muhakkak bunu yapın.
Theodor Rothke diyor ki aşırı aktif bir zihin, zihin değildir.
Yazmak için böyle kendimi çok iyi hissetmem lazım.
İşte şu an modumda değilim.
Hiç hiç hiç bunlara girmiyorsunuz.
Ne geliyorsa aklınıza yazın.
Gerekirse ağlayın. Kağıt sırılsıklam olsun ama yazın.
Bir de siz yazarken böyle belki kafanızın içinde habis bir ses belireceksiniz.
Size diyecek ki ya sen buna yazmak mı diyorsun?
Ne kadar komik oldu. Noktalama işaretleri bile yok.
Duygu yok. Saçma sapan.
Ne kendini şair mi zannediyorsun?
Yazar mı olacaksın? Ya gerekirse bunları da yazın.
Habis seste duyduklarınızı da o kağıda yazın.
Sabah sayfaları bize ruh halimizin önemli olmadığını gösterecek çünkü bir süre sonra.
En iyi çalışmalar bazen kendimizi en kötü hissettiğimiz bir anda çıkabiliyor arkadaşlar.
Mesela benim böyle zırıl zırıl ağladığım bir gün çektiğim bir bölüm var.
Bir podcast'ım var. Birisi zor zamanlardan çıkarılacak dersler.
Diğeri hayatı sorgulatan sorular.
Bir de sanırım psikolojimi nasıl iyileştiririm.
Bu üç bölüm aşırı derecede sevildi.
Ben oralardan... Aslında modumu çok düşük zannediyordum.
Yani hani ağlayıp gözyaşımı silip oturduğum kayıtlar vardır ya öyle bir şeydi ama demek ki o hissettiğim duygular size tam anlamıyla geçmiş ki böyle duygularımızla hemhal olmuşuz.
O yüzden o bölümleri çok sevdiniz ama bana sorsanız ben zannediyorum ki kendimi çok kötü hissettiğim için kötü bir bölüm çekmiş olabilirim.
Halbuki hiç de öyle olmamış.
Hani bu Baby Render dizisi var ya ben önermiştim mutlaka izleyin diye.
Gerçekten bayıldım. Son zamanlarda gelmiş en iyi dizilerden birisi bana göre.
Çok sardı yani. Hani böyle heyecanla izledim.
Bir de gerçek olması hikayenin tabii etkiliydi.
Orada o komedyenin hani sonlara doğru bir sahnesi var ya bir yıkılış anı var.
Ondan sonra nasıl çıkıyor o küllerinden bir doğuşu var ya.
Gerçekten en kötü günü adamın aslında en iyi gününe dönüştü bir anda.
İşte bu yazdıklarımız bize kendimizi yargılamayı bırakıp özgürce yazmayı öğretecek.
Korkularımızla, olumsuz ruh halimizle yüzleşmek için de yazıyoruz.
İşte o komedyenin yaptığı o bir yüzleşme sahnesi de değil mi?
Orada tam olarak böyle bir çözüm.
Dönme anı vardı. Onun gibi hissettim ben bu kısmı.
Böyle habiri bizi eleştiren bir ses var ya kafamızın derinliklerinden gelen.
Onu susturup kendi sesimizle kalmaya çalışıyoruz burada.
Kendi sesimize ulaşmak için yazıyoruz bunları.
Mantık beynimizden biraz olsun uzaklaşıp sanat beynimize geçebilmek için yazıyoruz.
Mantık beyni zaten o eleştiren ses arkadaşlar.
Atıyorum ben gidip pes pembe bir kurt resmi çiziyorum.
Bana diyor ki kafamdaki o ses.
Fakat büyük saçmalıyorsun Merve böyle kurt mu olur diyor.
Picasso mesela o çizdiği yüz resimlerini hatırlayın.
Hiç yüze benziyor mu? Yani onun kafasındaki sesleri hayal edebiliyor musunuz?
Ona neler söylediğini, nasıl eleştirdiğini.
Dinlemiş mi? Dinlememiş.
Sonuç ortada. Yani o mantık sesi kafamdaki her şeye realistik yaklaşıyor ve çok sıkıcı bir ses.
Ama sanat beyni bizim çocuğumuz gibi, mucidimiz gibi yaratıcı olan beynimiz.
Sanat beyni bizim yaratıcı, bütüncül beynimiz arkadaşlar ve örüntülerle, çağrışımlarla çalışıyor.
Eve çok özgür takılan bir kısmımız o.
bağlantılar kuruyor, imgeleri birleştiriyor, bir anlam yaratmaya çalışıyor.
Mesela İskandinav efsanelerinde kayığa dalga atı demeleri gibi çok yaratıcı değil mi?
Ya da Star Wars'da Skywalker yani gökyüzü gezgini.
Bunlar yaratıcı beynin ürünü.
Ya da herkese hitap eden tava.
Eşittir Tefal Renew seramik tavalar gibi değil mi?
Bunun gibi. Çevreye duyarlı biriyseniz zaten Tefal Renew seramik tavaları eminim duymuşsunuzdur.
Gelecek nesiller için geri dönüşümü önemsiyorsanız, pişirdiğim şey hem lezzetli hem de zahmetsiz olsun diyorsanız ve tabii ki tavaya yapışmasın diyorsanız Tefal Renew seramik tavalar tam size göre.
%100 dönüştürülmüş alüminyum bir gövdeye sahip.
Tefal deyince zaten direkt akla yapışmazlık performansı geliyor.
Ama beni en çok cezbeden kısımlarından birisi sıcaklık kontrolüyle daha az enerji ve daha az yağ kullanıyor olmam.
Merve keşke tavalarımız buzdolabına sığsa onları saklama kabı gibi kullanabilsek.
Hem de dolapta çok yer kaplamasa diyorsanız eğer Ingenio Renew seramik tava seti tam size göre.
Ingenio serisi. Sapları çıkarılabiliyor arkadaşlar.
İster fırında kullanın ister ocakta.
Dolapta da çok yer kaplamıyor.
Plastik ve cam kapakları sayesinde saklama kabı gibi kullanabiliyorsunuz.
Yemek soğuduktan sonra ayrı kaba almak gibi bir derdiniz yok.
Çıkarın sapını kapağını kapatın atın buzdolabına.
Temizlemesi de çok kolay yemekler yapışmadığı için.
Ürünün ambalajı bile %90 geri dönüştürülmüş karton ambalaj.
Oldukça ekolojik bir tasarıma sahip.
Zaten Fransa'da en...
Yüksek kalite standartları da tasarlanarak üretildi ve en önemlisi de PFOA, kurşun ve kadminyum içermiyor.
Bir mutfakta tefal varsa her şey tamam.
Ben de mutfakta yaratıcılığımı konuşturmak istiyorum ve üstelik bunu yaparken zahmetsiz olsun istiyorum diyorsanız açıklamalardaki linkten yeni tefal Renew seramik tavaları hemen inceleyebilirsiniz.
Hadi devam edelim. Şimdi birinci haftayla başlıyoruz arkadaşlar.
Birinci hafta yaratıcı iyileşme haftası olarak adlandırılıyor.
Burada yakınlarımızdan destek görmemiz iyi olur.
Yani çabalarımızı görecek biri gerekiyor.
Ne desteği Merve? Ailem bana her zaman köstek oldu bu konularda diyorsanız.
Carl Jung çiçeğim der ki kendi çevreleri ve özellikle kendi çocukları üzerinde anne ve babanın yaşanmamış yaşamı kadar psikolojik olarak güçlü etki yapan bir şey yoktur diyor.
İmza, kaşe, mühür. Genelde ailelerimiz bize der ki aç kalır.
Sanat sepetle uğraşma evladım.
Gir KPSS'ye, sırtını devlete daya.
Değil mi? Belki siz bir masalcı, bir hikaye anlatıcısı olarak doğmuşsunuzdur ama sizi o işte para yok diye terapist yapmışlardır.
Gölge sanatçı olarak kalırız yani.
Gerçek sanatçıları hayranlık içinde izleriz.
Ama onları sanatçı, beni gölge yapan şey aslında cüret değil mi?
Sadece yetenek değil, onların buna cüret etmiş olması.
Gölge sanatçılar kendilerine gölge kariyerler seçerler.
Arzuladığınız kariyere yakın böyle paralel bir kariyer seçmek bu ama asla o kariyerin kendisi değil.
Mesela roman yazarı olmayı çok istemişimdir ama şu an gazeteciyimdir ya da belki reklamcı olmuşumdur.
Sanata niyetim varken belki sanatçı menajeri olmuşumdur.
Ben mesela küçükken habersiz bir kere olmak isterdim söylemiştim size bunu.
Babam izin vermemişti şu an podcast yapıyorum.
Yine başa dönsem muhtemelen podcast'ı seçerim.
Belki yeteneğiniz küçükken belliydi ama önünüzde bir takım engeller vardı.
Hani Kırşehir'de...
seçim zamanı bir muhtar adayı vardı Aydın Battal seçimi kazanamadı ve arabasında çok şiirsel bir konuşma yapmıştı.
Dedi ya sırtıma üç kurşun yazıldı.
Biri garibanlık, biri fakirlik, biri şairlik dedi.
Aslında kaybedenin kazandığı bir seçim oldu bu onun için.
İyi ki muhtar olmamış.
Bakın içinde şair varmış.
Ama yoksulluktan ortaya çıkamamış.
Neşet Usta'nın memleketi.
Kırşehir'in güzel insanları.
Abdallar. Ne güzel yürekleri var değil mi?
Ne kadar şairane sözler dökülüyor kalplerinden.
Ve birçok sanatçı böyle yokluktan dolayı ortaya çıkaramıyor maalesef yeteneklerini.
Geçen Afrika'da siyahi bir erkek çocuğun videosu düştü önüme.
İnanılmaz bale yapıyordu arkadaşlar.
Böyle ağzım açık izledim ve hiç eğitim almamış.
Ama işte gel gör ki imkansızlıklar, fırsat eşitsizliği.
Geçen gün de Instagram'da bir video paylaşmıştım.
Hani kağıt toplayan bir genç vardı.
Bilmiyorum hatırladınız mı?
Gördünüz değil mi yaptığı muhteşem resimleri.
İçinden nasıl bir sanatçı çıktı.
Yani kağıt toplayan bir genç içinden sanatçı çıktı.
Burada imkansızlıklardan bahsediyorum.
Ama bazen de şundan korkmuyor muyuz?
Ciddiye alınmamaktan.
Yani yaptığım iş beğenilmeyecek.
Önce kendimizi ciddiye alalım ya.
İçimizdeki o sanat... Çocuktur ne olacak önce emekleyecek Sonra düşecek ama ona o kadar Örselemeye gerek yok yani o çocuk çünkü Daha olgunlaşacak bir de kendinizi El alemin ilk baş yapıtlarıyla Lütfen kıyaslayıp
durmayın Dostoyevski yazdığı ilk romanlarıyla Hemen başardı mı zannediyorsunuz Adamın bir eleştirmenden yediği linç var Yani duysanız kulaklarınız kanar Ama o eleştiriden sonra bırakabilirdi Yani ben hiçbir şey beceremiyorum
deyip Bırakabilirdi şu an suç ve ceza Diye bir kitap yoktu eğer bıraksaydı Geçen gün instagram Instagram'da bir kız gördüm.
Bir reel satmış sevgilisiyle.
Kız kilo vermeye çalışıyor.
Bunun için bir çabası var. Ve kızın videosunun altına o kadar kötü şeyler yazmışlar ki.
Biri şey demiş. Kötü eleştirileri lütfen dikkate al.
Kötü eleştiriler de şöyle.
Hahaha bu ne ya? Ve sevgilisini de yemiştir bu kesin.
Bakar mısınız? Biri demiş ki ya bende neden deprem oldu diyorum.
Meğer bu kız dans ediyormuş.
Hahaha. Abi siz kafayı mı yediniz ya?
Sizi Ebu Cehil falan mı büyüttü?
Yani bu yorumları görünce Feyyaz Yiğit gibi.
Diyor ya işte yaşadığım en büyük hayal kırık.
Yazıklar olsun sana yakın karşımda.
Öyle dedim gerçekten yani o kız yakında hedefine ulaşacaktır eminim ve bunu o kötü eleştirilere kulak asmadığı için yapacak.
Eğer böyle zorbalanıyorsanız lütfen aldırış etmeyin.
Siz de lütfen kendinize karşı nazik olun her ne yapıyorsanız.
Bazen diyorum ya bize düşmana gerek yok yani bizim hainimiz biziz zaten diyorum.
Kendimizi mazoşist gibi böyle acı çektire çektire eleştiriyoruz ama biz gelişme peşindeyiz.
Kusursuzluk gibi bir amacımız yok.
O yüzden acemili...
Bir de lütfen göze alalım.
Mükemmeliyetçi olmayı bir an önce bırakalım.
Ve her sabah 3 sayfa lütfen içinizi dökün ve görün o olumsuz inançlarınızı.
Kendinizi nasıl sabote ettiğinizi görün ve bunları olumlamaya çevirin.
Bu süreçte yani ilk haftada sürekli olumlamalar var.
Kendimizi böyle telkin ediyoruz güzel bir şekilde.
İçeriden destekliyoruz.
Belki sizin geçmişte böyle yaratıcılığınızı yaralayan, özdeğerinizi sarsan bir olay yaşadığınız.
Onları hatırlamaya çalışın.
Belki ikinci sınıftaydınız ve öğretmenizin bir sözü...
Sizi çok kırdı. Artık ne dans etmek istiyorsunuz ne resim ne tiyatro hiçbir şey yapmak istemiyorsunuz.
Size yeteneksiz olduğunuzu kim söyledi arkadaşlar?
Belki anneniz babanız ergenliğinizde size bir şey söyledi ve çok üzüldünüz ve o anda bıraktınız.
Çok ünlü yazarların da böyle hikayeleri vardır.
Ünlü oyuncuların işte bazılarının kitaplarını matbaalar basmaz.
Oyuncularla alay edilir geçmişte.
Yaşanmıştır bunlar. Van Gogh mesela yaşadıklarını anlattım size çok üzülmüştünüz.
Onun yerinde olsaydınız belki hiç resim bile yapmazdınız.
Ama dediğim gibi olabiliyor böyle şeyler.
Sizi yüreklendirin. Her gün kendi başınıza 20 dakikalık bir yürüyüşe çıkın diyor Julia.
Olumlamalar yapmayı unutmayalım.
Çünkü olumlamalar değiştirmek istediğimiz belli yönlerimiz için bir reçete gibi.
Gelelim ikinci haftaya.
Bu hafta kimlik duyusunu yeniden kazanıyoruz.
Kişisel ihtiyaçlarımız, arzularımız ve ilgilerimiz ortaya çıkıyor ve biz bu şekilde sınırlarımızı yeniden çiziyoruz.
Yepyeni alanlar oluşturmaya çalışıyoruz.
Deneye yanıla kendimizi keşfettiğimiz bir hafta bu.
Belki bu süreçte hayatınızda olan toksik insanlar tarafından engelleniyor olabilirsiniz.
Ailenizde yaşananlar, iş hayatınızın zorlukları sizi yıldırmış olabilir.
Kuşkuya düşeceksiniz. Ben ne yapıyorum?
Ne kadar saçma şeyler yazıyorum?
Onca işin gücün arasında ne olacak?
Sanki ben Michelangelo mu olacağım diyebilirsiniz.
Bu yaştan sonra ne oyunculuğu ne piyanosu ne bilmem nesi diye olabilirsiniz.
Kendinizi sabote etmeyin.
Hani benim din ve mitoloji diye bir bölümüm var.
Hatırlıyor musunuz? Size orada Uma ile Yaşam'dan bahsetmiştim.
Eğitimler verilen bir atölye burası İstanbul'da.
Oranın kurucusu Ayşe Hanım.
Çok etkilendim hayat hikayesinden.
Hep anlatıyorum arkadaşlarıma.
Kendisi uzay bilimleri mezunu ve eşini kaybettikten sonra çok da genç bir yaşta eşini kaybediyor.
İki çocuğu var ve o yaz sürecinde sanata sığınıyor.
dersleri almaya başlıyor ve sonra ne oluyor biliyor musunuz?
Eserleri Floransa'da BNL'de sergileniyor.
Meğer içinde nasıl bir sanatçı ruh varmış gördünüz mü?
O da diyebilirdi ya şimdi bunun sırası değil diyebilirdi işte ama sanatın gücü gerçekten çok etkileyici.
Bu ikinci haftada şunu tespit etmemiz isteniyor bizden.
Zamanımız nereye gidiyor arkadaşlar?
Bu haftadaki beş büyük etkinliğinizi şöyle bir düşünün.
Neler yaptınız bu hafta ve her birine ne kadar zaman harcadınız?
Hangi İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Bir de arkadaşlar yapmayı sevdiğiniz 20 şeyi yazın diyor.
Bunlardan herhangi birine en son ne zaman yaptığınızı soruyor.
Ooo Merve yıllar olmuş dediniz bence çoğunluk olarak.
İşte bunları değiştirelim diyor Julia.
Ve bu listeden son zamanlarda yapmadığınız ve en sevdiğiniz 2 şeyi seçin desem ve onları bu hafta yapmayı hedefleyin desem neler seçerdiniz?
Küçük hedefler de olabilir. Belki bir arkadaşınızla buluşup kahve içmeye de çok uzun bir zaman olmuştur ve bu size iyi gelecektir.
Bir de size bir soru arkadaşlar.
Arkadaşlar bu soruyu çok sevdim.
Eğer yaşayacak 5 ayrı hayatınız olsaydı bunlardan her birinde neler yapıyor olurdunuz arkadaşlar?
Hangi işi yapıyor olurdunuz o 5 ayrı hayatta?
Ama maalesef bir yaşamımız var ve bu söylediklerinizden bu yaşama neler katabilirsiniz?
Bunu bir düşünelim derim.
Kendiniz için yapmak istediğiniz 10 değişiklik nedir arkadaşlar?
Bunları da sıralayın diyor.
En önemliden en önemsize doğru.
Ya bunlar çok ufak şeyler de olabilir.
Atıyorum. Yeni bir çarşaf takımı almak istiyorum.
Bakın ne kadar ufak bir şey. Ya da bir şehre gitmek istiyorum.
Gezmek istiyorum. Bir ülke gezmek istiyorum.
Bir mutfak deneyimlemek istiyorum.
Ya da işte kötü bir arkadaşımdan kurtulmak istiyorum.
Bunları yazın. Artık her neyse bunlardan birini seçin ve yapın diyor.
Yani eyleme geçin diyor. Burada aslında istenen şey şu.
Kendin için bir şeyler yap.
En son ne zaman kendin için bir şey yaptın.
Bunu yapmanı istiyor senden.
Çünkü kendimiz için yaptığımız küçücük bir değişim bile bizde kendimize baktığımız duygusunu yaratıyor.
İyi duygular hissettiriyor.
Ben diyordum ya hani kendi kendinizi yemeğe çıkarın, kendinizle date'e çıkın, kendinize güzel bir hediye alın, bir kahve ısmarlayın.
Neden bunları söylüyorum? Çünkü biri size bunları yaptığı zaman...
Ne kadar mutlu oluyorsunuz değil mi?
Hani biri benimle ilgileniyor, ben biri için önemliyim.
Bu aslında kendimize kendi önemimizi hatırlatmak için söylediğim şeyler.
Gelelim üçüncü haftaya.
Burada Göte'nin muhteşem bir sözü var arkadaşlar.
Der ki, neyi yapabileceğinizi düşünüyorsanız veya yapacağınıza inanıyorsanız başlayın.
Eylem kendi içinde büyü, lütuf ve güç barındırır.
Yani bir an önce eyleme geçin diyor.
Eğer öfkeniz varsa arkadaşlar onu da dinleyin diyor Julia.
Çünkü o öfkeyi bir yakıt olarak kullanın.
Öfke içinizde dinlemeniz gereken bir sestir, bir çığlıktır, bir ricadır.
Sizden bir talebi vardır.
Mesela ben bir roman okuyorum.
Bu ne be diyorum değil mi? Ben bundan daha iyisini yazarım diyorum.
Bu öfkem aslında bana şunu söylüyor.
Senin de böyle bir isteğin vardı belki bir zamanlar.
Hadi sen de başla. Nasıl yapılacağını git öğren.
Ya da diyorum ki inanamıyorum ya.
Bu oyunu 3 yıl önce düşünmüştüm gitmiş bir başkası yazmış.
Buradaki öfkem bana diyor ki bak artık ertedemeyi bırak git o fikirlerini bir kağıda dök ve o oyunu yaz diyor.
E benim fikrimi çaldılar keşke patentini alsaydım lanet olsun diyorsan.
Bu öfkem bana diyor ki canım benim diyor artık fikirlerini ciddiye alsan iyi olmaz mı?
Yani bakın öfkemizi doğru kullandığımız zaman oldukça iyi bir araç.
Tembellik, umutsuzluk, ataletsizlik bunlar düşman ama öfke sadık, nahoş bir...
arkadaş. Kendi iyiliğimiz için, bizi harekete geçirmek için o gereken zamanları bize bildiriyor.
Bizi eyleme davet eden bir şey öfke.
O yüzden onun sesini bastırmayın, kulak verin.
Geçen ben bunu denedim ya.
Bir şeye böyle çok öfkelendim.
Kendi kendime köpürüyorum.
Bir dakika dedim. Bir dakika sen şimdi buna neden öfkelendin?
Böyle sordum sordum sordum sordum en son o kadar komik bir şey çıktı ki altında.
Yani bunu sorguladığınız zaman neden öfkeli olduğunuzu böyle bir kendinizle yüzleşiyorsunuz bir deneyin derim.
Bir de arkadaşlar eş zamanlılık dediği bir şey var Julia'nın.
Hani bazen böyle çok yürekten bir şeyler dileriz ve o bir anda oluverir kabul edilmiş dualarımız.
Diyor ki Julia kabul edilmiş dualarınız oldukça ürkütücüdür.
Neden? Çünkü arkadaşlar bu sorumluluk demek değil mi?
Sonrasını sen devam ettireceksin.
O dua oldu sen devamını...
Hani hep derler ya ne için dua ettiğinize dikkat edin.
Bir bakarsınız o sizin gerçeğiniz olur diye.
Mesela diyelim ki oyunculuk hayali kuruyorsunuz ve ertesi akşam hemen bir teklif aldınız.
Hiç beklemiyordunuz böyle bir şey.
Belki senelerdir o anın hayalini kuruyordunuz ama bir anda bu gerçekleşince şoka girersiniz değil mi?
Çünkü arkasından büyük bir sorumluluk gelecek.
Ne yapacağım ben? Belki o kadar yürekten de istememiştiniz.
Ya da işte evlendiniz çocuklarınız oldu.
Diyorsunuz ki ah keşke ben de üniversite okusaydım.
Ve öylesine girdiğiniz sınavı kazanıyorsunuz.
Ne olacak şimdi? Bunlar hep sorumluluk getirecek değil mi?
Evet istediğimizi elde ettik.
Peki şimdi ne olacak kısmı?
Louis Pasteur diyor ki tesadüflerin kime rast geldiğini hiç gözlemlediniz mi?
Şans yalnızca hazır bir zihni seçer diyor.
Ovid de diyor ki şans her zaman güçlüdür.
Oltanız her zaman atılı olsun.
Havuzun hiç beklemediğiniz bir yerinde belki bir balık olabilir.
Bu arada benim de başıma gelmişti bu yani vakti zamanında işte bir iş vardı hayalim böyle diyordum ki keşke burayı alsam şöyle olsa böyle olsa falan o iş bana geldi ve gerçekten tutuştum arkadaşlar ne yapacağımı şaşırdım o kadar büyük
bir sorumluluk ki böyle sağa sola koşuyordum ne yapacağız şimdi ne yapacağız falan dediler ki sen istemedin mi bunu alsana oldu.
Julia diyor ki ne nasıldan önce gelmelidir ilk önce neyi yapacağınızı seçin nasıl yapacağınız genelde kendiliğinden.
oluşacaktır. Ne? Nasıldan önce gelir.
Yeter ki eyleme geçelim. Çünkü gerçek başlangıçlar önce içimizde başlar.
Bir de arkadaşlar yapıcı eleştirilerle yıkıcıyı ayırt etmeye çalışalım.
Kimden eleştiri aldığınızda da lütfen dikkat edin arkadaşlarınız ve arkadaşlarını zannettiğiniz insanlara dikkat.
Şimdi arkadaşlar Julia'nın her hafta için vermiş olduğu görevler var.
Benim için en önemlisi o dediğim gibi birinci haftada anlatmış olduğum o sabah sayfaları, uygulamaları.
Bu 12 haftalık süreci merak ediyorsanız YouTube'da anlatabilirsiniz.
Altyazı M.K. Bir
yola çıkın arabayla. Resim yapın.
Bir şeyler yapın. Yani kendinizle her gün bir saat mutlaka geçirmenizi istiyor ki iç pusulanıza kulak veresiniz.
Bir de şunu soruyor. Hayranlık duyduğunuz 5 kişiyi ve gizlice hayranlık duyduğunuz 5 kişiyi düşünün.
Bu insanların hangi özelliklerini kendinizde geliştirebilirsiniz?
Gelelim 4. haftaya.
Sabah sayfalarını yazmaya devam ediyoruz bu süreçte ve genelde o sayfaları yazarken şununla yüzleşeceğiz.
Buraya geldiysek eğer. Sakladığımız o gerçek hisleri.
Biz yavaş yavaş açığa çıkmaya başlayacak.
Yazmaya neden devam ediyoruz?
Çünkü resim bitince esas konu ortaya çıkar.
Belki acı verecek gördüklerimiz ama devam edelim.
Bu hafta hiçbir şey okumayın diyor.
Hani böyle sürekli bir şeyler okuyan bir tipseniz benim gibi.
Okumayın diyor. Hiçbir şey okumayın.
Hatta izlemeyin. Dedikodu da yapmayın.
Hani böyle her boş anda bir şeyle doldurmaya çalışmayın.
Bunu kastediyor. E ne yapalım Merve?
Evinizi düzenleyin. Giymediklerinizi ayıklayın.
Onarılacak şeyleri onarın.
Müzik dinleyin. Dolabına odası...
Aslında boyayanlar var, dikiş dikenler, çiçek dikenler var.
Aslında yapacak çok şey var.
Bir de bu hafta 8 yaşınızdaki halinizi hatırlayın diyor Julia.
8 yaşınızdan şimdiki halinize bir mektup yazın diyor.
Hayatınızda değiştirmek istediğiniz ama hala değiştiremediğiniz o şey her neyse.
Buna neden bu kadar takılı kaldığınızı düşünün.
Neden bunu değiştiremediniz?
Bunu düşünün. Bunları da yazın.
Bu arada 12 hafta boyunca yapmamız gereken en önemli şeylerden biri sabah yazmaları ve sanatçı buluşmaları.
Sanatçı buluşmaları da şu demek arkadaşlar.
Her hafta, haftanın bir gününü tek başınıza sanatsal, yaratıcı bir faaliyetle geçirmenizi istiyor.
İster bir müzeye gidin, ister resim yapın, ister şiir yazın ya da işte bir sinemaya gidin.
Ama tüm odağınız orada.
Olsun yaptığınız şey de olsun. Mesela ben ahşap boyama kursuna gitmek istiyorum ama hala gidemedim.
Bu işte haftada bir gün bir saatinizi yaratıcı bir faaliyetle geçirin diyor.
Çünkü yaratıcı yönümüzü bu şekilde geliştirebiliyormuşuz.
Sırada beşinci hafta var.
Her sabah yazdıklarımız artık oturmaya başlıyor.
Yani üzerinizde etki göstermeye başlıyor yazdıklarınız.
Bu hafta kendi gerçeklerimizi daha çok anlatabildiğimizi görüyoruz.
Başkalarının gerçeklerini acaba kendimizden daha çok mu duyuyoruz?
Bunları görüyoruz. Sabit fikirlerimizi, dar görüşlerimizi görüyoruz.
Bunları gevşetmeye çalışıyoruz.
Ruh hallerimizin geçiciliğini görüyoruz o yazdıklarımızı okuyunca.
Bu yazmayı yapanlar işte her sabah her sabah gerçekten çok büyük bir değişiklik olduğunu söylüyor hayatlarında.
Bir arkadaşımın kuzeni bu 12 haftayı uyguladıktan sonra hep yazmış yazmış çok iyi kazancı olan bir işi vardı.
Ve o işin aslında kendisine hiç uygun olmadığını görüp işi bırakıyor.
Sahil kasabasına yerleşiyor.
Hani çok klişe görünüyor buradan farkındayım ama.
Belki bizim de o yaratıcı tarafımızla temasa geçişimizi, özümüzle temasımızı sağlayabilir bu yazmalar.
Bu hafta şunu sorunluyor.
Benim ihtiyaçlarım neler? Ben aslında ne isterdim?
Eğer bencil olarak yaftalanmasaydım bu hayatımla ne yapardım?
Şu an ne yapmak isterdim? Sırf insanların gözüne girmek için, iyi insan olup onay toplayabilmek için, beğeniler kazanabilmek için neler yapıyorum?
Aslında özümde benim istediğim şey gerçekten ne?
Bu muydu benim istediğim?
Ben kimi memnun etmek için yaşıyorum bu hayatımda?
Çok çılgınca addedilmeseydi şu anda ne yapmayı denerdim?
Gerekirse bunları tek tek yazın.
Tüple dalış yapmak mı?
Paraşütle atlamak mı?
Belki oryantal dans öğrenmek istiyorsunuz değil mi?
Her şey olabilir. Tango öğrenmek istiyorsunuz.
Dağcılık belki hayaliniz.
Şiirler yayınlamak. Piyano çalmak.
Her şey olabilir. Herkesin istediği başka sonuçta.
Eğer kendine inancın ve paran olsaydı hangi beş arzunu şu an gerçekleştiriyor olurdun?
Eğer beş hayatın daha olsa?
Neler deneyimlemek isterdin?
Ne iş yapardın? Az önce sordum bunu.
20 yaşında olsan, paran da olsa şu an neler yapmak isterdin?
65 yaşında ve paran da olsa şu an ne yapmak isterdin?
Burada ertelenmiş zevklerimizi göreceğiz.
6. haftaya geldik.
Bu hafta bolluk, bereket ve para haftası.
Paul Hawking diyor ki, yaşamınızda sizi mutlu, doyumlu, hatta sevinçli kılacak bir şey yapmak için her zaman yeteri kadar zaman ayırın.
Bu ekonomik esenliğiniz için başka...
Herhangi bir unsurdan daha etkilidir diyor.
Ve Julia da diyor ki gerçekten yapmak istediğimiz aslında yapmamız gerekendir.
Gerekeni yaptığınız zaman para zaten gelir kapılar bir şekilde açılır diyor.
Kendimizi daha yararlı hissedeceğiz.
O yaptığımız iş bize oyun gibi gelecektir diyor.
Para ile ilgili olan inançlarınızı görmek için de şu cümlelerimi lütfen tamamlayın arkadaşlar.
Paralı insanlar. Nokta nokta nokta.
Devamını siz söylüyorsunuz.
Paralı insanlar. Para insanları nokta nokta nokta yapar.
Eğer şöyle olsaydı daha çok param olurdu.
Babam ve annemin para ile ilgili olan düşünceleri.
Ailemde para şuna neden oldu.
Para eşittir.
Korkarım param olsaydı.
Parasızlık şu demek.
Bunları dolduralım. Para ile ilgili ilişkimizi görmek için.
7. haftaya geldiğimiz zaman ilişki kurma duyusunu yeniden kazanıyoruz burada.
Algılarımızı açıyoruz. Bu hafta belirli bir amaca olmadan en güzel kıyafetlerinizi giyin diyor.
Bir müzik albümü dinleyin baştan sona.
Hatta sizde uyandırdığı hisleri yazabilirsiniz, çizebilirsiniz.
Kolaj yapın diyor. Dergilerden sizin yaşamınızı yansıtan, ilgi alanlarınızı yansıtan, imgelerden.
Geçmiş olur, gelecek olur, hayalleriniz olur.
Resimli bir öz yaşam öyküsü gibi bir şey oluşturmaya çalışın.
diyor. 8. hafta zaten zaman yönetimi üzerine.
9. hafta korkularımız üzerine.
Onlarla yüzleşiyoruz. İşte yenilgi korkusu.
Yazdıklarınıza bakın. Terk edilme korkusu.
Korkmasaydık ne yapardık? Bunları görüyoruz.
10. hafta yaratıcı akışımızı engelleyen örüntülerle nasıl bağlandığımızı bunların üzerine düşünüyoruz.
Belki çılgınca yemek yiyorsunuz.
Belki çılgınca içmeye çalışıyorsunuz.
Kumar, aşk acısı, işkolik olmak.
Yani sizi yoldan çıkaran, yoldan çıkmanıza en çok neden olan o şeyi soruyor.
11. haftaysa yaratıcılığımızı güçlendirme haftası.
Burada diyor ki eğer yazacak bir şiiriniz varsa satsa da satmasa da gidin o şiiri yazın.
Ya şimdiye kadar yaptıklarınızda yetinin ve üretmeyi durdurun ya da yeniden başlayın diyor.
Ve son olarak 12. hafta bir inanç geliştirme haftası.
Bu süre boyunca geliştirdiğimiz yetileri artık kabule geçme gücü, kendimize güvenme, kendi yolumuzdan çekilme, iç kılavuzumuza güvenme.
Bakalım yazdıklarınız sizde ne gibi hisler uyandıracak.
Bazı yerleri kısa geçtim çünkü direkt böyle sanatçı olup tıkanıklık yaşayanlar için de bizi ilgilendiren kısımları anlatmaya çalıştım.
Yaratıcılık aslında hayatın her sahasında var.
Giyinmek, yemek yapmak, işimizi yapma tarzımız her yerde var.
Senin şu sözleriyle kapatacağım.
Neyi yapabileceğinizi düşünüyorsanız veya yapacağınıza inanıyorsanız başlayın.
Eylem kendi içinde büyü, lütuf ve güç barındırır.
Tefal Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Açıklamalardaki linkten yeni Tefal Renews seramik tavaları hemen inceleyebilirsiniz.
Bu cumartesi yeni bir bölümle tekrar görüşeceğiz.
Beni hangi platformdan dinliyorsanız takip edip bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Instagram'a da bekleriz.
Hoşçakalın. Kendinize iyi bakın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
