
Philips hakkında detaylı bilgi almak ve kampanyalardan faydalanmak için:
https://www.philips.com.tr/c-e/ho/coffee/fully-automatic-espresso-machines/5400-series-lattego.html * Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Farkındalık Defteri : https://tamadres.com/farkindalik-defteri-ciltli-ortamlarda-satilacak-bilgi-kitabi-244721-9786254497148
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *Bu bölüm "Philips" hakkında reklam içerir*
Transkript
Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün arketiplerden bahsedeceğiz.
Gizli yeteneklerimizi, içimizdeki gücü, potansiyeli keşfedelim istedim.
E tabi bunu yaparken yine uzman bir isimden faydalandım.
Profesör Carol Pearson.
O da psikiyatr Carl Jung, psikanalist James Hillman, mitolog Joseph Campbell gibi uzmanlardan faydalanmış.
Yeni teoriler ve modeller geliştirmiş.
Edebiyattan, antropolojiden, psikolojiden faydalanarak altı arketip tanımlıyor ve bunlarla içimizdeki güce nasıl ulaşabiliriz?
İçimizdeki kahraman eserinde de zaten bundan bahsediyor.
Şimdi arketip dediğimiz şey aslında bir şeyin özü yani ilki anlamına geliyor.
Prototipi gibi düşünün.
Jung bu arketipleri işte sanatta, edebiyatta, kutsal mitoslarda, rüyalarda bulmuştur.
Ve bilinçaltımızı etkileyen şeylerin...
Geçmiş kuşaklarla olan bağlantısı yani kolektif bilinç dışının içeriğini oluşturan öğeler arkadaşlar.
Belli yaşantılara belli yönde tepki verme eğilimlerimiz.
Yani atalarımızdan kalıtımla getirdiğimiz potansiyellerimiz.
İnsan pislişesindeki o her zaman güçlü kalan derin ve daimi kalıplarımız arkadaşlar.
Yani kendi ehliyetimizi almak, kendi potansiyelimizi iyice tanıyarak o şekilde hayat yolculuğunda yol almak.
Carol Pearson diyor ki, Kişisel gelişim kitapları neden başarıya ulaşıyor hiç düşündünüz mü diyor.
Çünkü insanlar zihinlerinin, ruh sağlıklarının sorumluluğunu üstlenme konusunda Oldukça yapıcı bir arzuya sahip gerçekten hiç böyle düşünmemiştim ben.
Ama bu kitapların çoğu bize bizdeki bozukluğu gösterme sonra da onu nasıl düzelteceğimizi bildirmeye odaklanıyor demiş.
Ama aslında bizim belki onarılmaya ihtiyacımız olmayabilir.
Belki de sadece içsel iş değişimizi anlamamız gerekiyordur diyor.
Gerçekten farklı bir bakış açısı hani böyle düşünmemiştim bu zamana kadar ve onu nasıl kullanabileceğimiz yani içimizdeki potansiyeli öğrenerek onu ortaya çıkarıp kullanmamız gerektiğini söylüyor.
Belki de bizde bir bozukluk falan yoktur diyor.
Yani pis işimizi kullanma kılavuzundan bahsediyor bize altı içsel arketipten bahsederek.
Ben de bugün sizlere bunları anlatmaya çalışacağım.
Zorluklarla baş ederken içimizdeki güçten faydalanabilmek için.
Şimdi bu altı arketip yetim, masum, gezgin, savaşçı, fedakar ve büyücü.
Önce kısaca anlatmak istiyorum sonra derinleşeceğiz.
Yetim zorluklarla uğraşan yani kendilerini kurban olarak görenler.
Gezgin, uyum sağlamakla çok meşgul olan, benlik algılarını bulmak için bir yolculuğa çıkan, kendilerini sürekli yabancı hissedenler, savaşçı kim olduğunu sürekli kanıtlamaya çalışan, yani başarı
odaklı, rekabet odaklı, bir şeyleri değiştirmek için otoriteyi ele alabilen ve o inanca sahip olan, o sorumluluğu sırtlananlar, fedakar.
Savaşçının bireysel sorumluluğunun aksine sosyal sorumluluğa odaklanan yani kolektif çabaya inanan dünyayı bu şekilde iyileştirebileceğine inanan masum kendi kendine dayanarak
kendine inanarak hayatını otantik bir şekilde yaşayarak mutluluğa ulaşmak isteyen kendi yolculuğuna güvenenler yani kendi kendinin rehberi olanlar bir olay olduğunda milleti suçlamak yerine kendi
kendine acaba ben bundan ne ders çıkarabilirim ne öğrenebilirim diyenler sihirbaz yani büyücü.
Yani insanın iradesiyle özgür seçim kapasitesiyle yaşamının kontrolünü eline alma kararı.
Hayatının kontrolünü daima elinde tutanlar arkadaşlar.
Çoğumuz yaşamımız hakkında kendimize bilinçsiz bir biçimde anlattığımız öyküler var.
Biz bu öykülerin esiriyiz diyor Carol Pearson.
Yani özgürlük yaşadığımız ana öykünün bilincine varıp yaşadığımız öykünün bilincine varıp bu içgörüyle tamamen farklı bir öyküye geçebileceğimizi anlarsak mümkün olur diyor.
Yani biz dünya hakkında öyküler oluştururuz hayatımız boyunca ve bu öykülerin ana kurgularını yaşarız demiş Carol Pearson.
Çok çarpıcı. Peki bizim yaşamımızda hangi arketipsel öykü hakim?
Şimdi ona bakalım. Başkalarına kendiniz hakkında ne anlatıyorsunuz?
Yani hiç konuşmalarınıza dikkat ettiniz mi?
Hayatınızda hangi öykü sürekli tekerrür ediyor?
Ya ben bunu hep yaşıyorum dediğiniz şey ne?
Ve insanlara kendiniz hakkında ne anlatıyorsunuz?
Sürekli anlattığınız o hikayeyi soruyorum.
Şimdi örneklerle gidelim.
Yetim arketipinin ana öyküsü nasıl ızdırap çektim ama?
Ya nasıl dayandım? Onca çileye nasıl dayandım?
Yetim arketipinden bahsediyorum.
Şimdi yetimin bir armağanı var.
O da esneklik arkadaşlar. Resilience dediğimiz şey.
Gezgin arketipi.
Nasıl kaçtım der.
Ay nasıl da kendi yolumu buldum der.
Bunun armağanı bağımsızlıktır.
Her bir arketipin bir armağanı var.
Savaşçı arketipi der ki hedeflerime nasıl ulaştım ama der.
Bunun armağanı cesarettir.
Fedakar arketipi başkalarına nasıl fedakarlık yaptım, nasıl kendimden hep ödün verdim der.
Armağanı ise şefkattir.
Masum arketipi mutluluğu nasıl buldum der.
Yani bunun armağanı da imandır, inançtır.
Büyücü arketipi de dünyamı nasıl değiştirdim ama bunun da armağını güçtür arkadaşlar.
Şimdi taşlar daha iyi otursun diye bir örnek vereceğim.
Her birinin yaşamına farklı bir arketip hakim olan 6 kişi bir iş görüşmesine gitmiş olsun.
Düşünelim bunu ama 6'sı da işe kabul edilmemiş olsun.
Şimdi yetim der ki bu çok büyük bir haksızlık.
Ben en iyi adaydım.
Ben zaten asla kazanamayacağım der.
Gezgin der ki oraya gider gitmez onlardan hoşlanmayacağımı anladım.
Zaten orası da böyle çok sınırlayıcı görünüyordu, baskıcı görünüyordu.
Oradan kaçmak için çok sabırsızlandım der.
Savaşçı der ki ben kesinlikle en iyi adaydım.
Onları beni işe almaları için mutlaka ikna edeceğim der.
Bakın pes etmiyor. Fedakar der ki...
İşi alan kişi adına gerçekten çok mutlu oldum ya der.
Masum der ki doğru zamanda daha doğru daha iyi bir iş olacağına eminim böyle bir iş karşıma çıkacaktır der.
Püyücü de der ki işi alamadım olsun ama benim için gerçekten doğru olan pozisyonu elde etme konusunda çok önemli bir şey öğrendim der bir ders çıkarır.
Şimdi siz bu iş görüşmesinde olsaydınız ne derdiniz bir düşünün kendi arketipinizi bulmanız için.
Yaşamımızla ilgili öyküleri bizim nasıl anlattığımız bizim kendimizle ilgili aslında imajımızı yansıtıyor.
Yani gelecekten ne kadar çok ya da ne kadar az şey beklediğimizi gösteriyor bu anlatılarımız.
Arketipler gerçekten çok önemli.
Pisişedeki ve toplumsal sistemlerdeki derin yapılar bunlar.
Bilim adamları doğanın yapılarını fraktaller olarak adlandırıyor arkadaşlar, kar taneleri gibi.
Yani kar tanelerini aynı zannediyoruz ya, halbuki her biri parmak izimiz gibi eşsiz, benzersiz.
Kar tanelerinin derin yapısında onları kar taneleri olarak tanımamızı sağlayan bir benzerlik vardır.
İşte arketipler de...
Pisişiğinin fraktalleri gibidir.
Mesela cesaret ve yiğitlik gibi böyle savaşçı nitelikleri değil mi bunlar?
Bunları sergileyen her kişi farklıdır.
Ama bizler yine de onların her birinde o savaşçı özünü görüp tanırız.
Hikayenin en başına dönecek olursak şimdi doğduğumuzda, bebekliğimizde, ilk çocukluğumuzda hepimiz masumuz.
Sonra yetimler olarak düş kırıklığıyla, acıyla karşılaşmaya zorlanıyoruz.
Yani deneyimler elde ediyoruz.
Büyürken canımız yanıyor bir şekilde.
Ve büyürken yaşamımızı bazen sınırlayıcı buluyoruz.
Gezgin oluyoruz. Bakın aslında bebeklik, çocukluk, gençlik diye gidiyor.
Sonra işte orta yaş, yaşlılığa doğru gidiyoruz burada.
Kendimizi bulmaya çıkıyoruz değil mi?
Ergen yani gezgin.
Tıpkı kahramanın yolculuğu gibi hayatımız.
Sonra savaşçılar olarak ejderhalarımızla karşılaşıyoruz.
Cesaretimiz geliyor. Fedakarlar olarak başkalarının hayatını kurtarmaya adıyoruz kendimizi.
Kendimizi kendimizden daha büyük bir şeye adıyoruz.
Varoluşumuzu anlamlandırmaya çalışıyoruz.
Ve en sonunda büyücüler olarak yaşamımızı toplumumuzu dönüştürmeye çalışıyoruz.
Şimdi bu arketipler bizim olgunlaşma sürecimizde bu hayatta büyük gelişimsel görevlerde bize yardımcı oluyorlar.
Yetim zorluğa dayanmayı öğretiyor arkadaşlar.
Gezgin kendimizi bulmayı, savaşçı değerimizi kanıtlamayı, fedakar cömertliğimizi, masum mutluluğa erişmeyi ve büyücü yaşamımızı yaşamları dönüştürmeyi.
Merve bunlar ne işe yarayacak?
Bize nasıl yardımcı olacaklar?
Şimdi hayatınızda bir zorluk olduğu zaman etkili bir biçimde davranmanızı sağlar demiş arketipler için.
Carol Pearson. Örnek ver Merve.
Şimdi siz çok bağımsız biriydiniz diyelim.
Çok özgür ruhluydunuz.
Dünyayı keşfedecektiniz derken evlendiniz ve bir bebeğiniz oldu.
Şimdi o çocuğu büyütmek için o keşif arzunuzu, o özgür yanınızı dizginlemeniz gerekiyor.
O zaman ne yapacaksınız?
Kendi içinizdeki daha besleyici bir potansiyelle bağ kurmanız gerekiyor.
Ya da eşiniz tarafından terk edildiniz.
İlişkilerinizde sorun yaşıyorsunuz.
Nasıl iyi olacağım ben diyorsunuz.
Yani o iyi yanınızda bağ kurmanız gerekiyor.
Hayatımda cesarete ihtiyacım varsa ısrarlı bir biçimde denemem gerekebilir.
İçimdeki savaşçı arketipini göreve çağırabilirim.
Yani bu şekilde içimizdeki o arketipleri uyandırıyoruz.
Sadece o enerjiyi uyandırmayı bilmemiz gerekiyor.
Stres altındayken zaten hepimiz geçici olarak bir arketip tarafından ele geçirilebiliriz.
Yani çünkü içimizde onun tüm olumlu ve olumsuz potansiyellerini barındırıyoruz.
Gölgelerle ilgili bir podcast yapmıştım onu mutlaka dinleyin.
Dediğim gibi olumlu ve olumsuz potansiyellerini içimizde barındırıyoruz bunları.
Mesela savaşçının uç versiyonu arkadaşlar yakıp yıkmak olabilir.
Veya bu özelliğiniz size avukat yapmıştır ve çok çekişmeli bir hukuk davasında rekabet ediyor olabilirsiniz.
Burada aslında bilinç önemli.
Yani gölgeleri görmek için diyorum.
Onların olumsuz veçelerini de görmemiz ve dengelememiz gerekiyor.
Bastırdığımız her şey arketiplerde dahil bir gölge oluşturur der Carol Pearson.
O gölgede bize hükmedebilir.
Yani arketipler aslında bizim gelişip tekamül etmemize yardımcı olan şeyler.
Yani her birinin de bir armağanı var.
Ve yaşamımızı belirleyen o arketipsel ana öykülerin farkına varırsak aynı hataları tekrar tekrar yapmaktan kurtuluruz ve aynı şeyleri yaşamaktan da.
Benim yaşamımda böyle tekrar tekrar yaptığım ve yapmaktan asla bıkmayacağım tek şey ne biliyor musunuz?
Bu sesten tanıyacaksınız.
Philips Latte Go 5400 arkadaşlar.
Onunla espresso yapmak, americano yapmak, latte yapmak gerçekten her gün vazgeçilmezim.
Evimizin, ofisimizin baristası yumuşacık süt köpüğüyle böyle latteden sert bir espressoya kadar 12 farklı içecek yapabiliyor benim baristam.
Dokunmatik ekran üzerinden böyle damak tadınıza göre kahvenizin yoğunluğunu, sertliğini, su miktarını, süt miktarını her şeyini ayarlayabiliyorsunuz, kişiselleştirebiliyorsunuz.
Her zaman aynı lezzette kahveyi zahmetsizce içebilmek için kendi kahve tercihinizi kaydedebiliyorsunuz arkadaşlar.
4 farklı kullanıcı profiline kadar kaydedilebiliyor ki benim en sevdiğim özellik bu.
Philips.co 5400'de bulunan farklı profillere evin her bir üyesi ya da arkadaşlarınız bir renk profili seçiyor ve o renk profilinde onun favori kahve ayarları oluyor.
Böyle bir arkadaşım geldiği zaman direkt onun renk profili neyse ekrandan onu seçiyorum.
Hop mis gibi kahvemiz hemen hazırlanıyor.
Bu arada bitkisel sütleri ve laktozsuz sütleri de çok rahatlıkla kullanabilirsiniz.
Kahve makinesinde süt deyince de korkanlar var biliyorum.
Onu kim temizleyecek şimdi Merve dediğinizi duyar gibiyim.
Philips Dantego 5400'ün süt sistemi yalnızca iki parçadan oluşuyor.
Hortumu falan yok. O yüzden böyle tutuyorum 15 saniye suyun altına hemen temizleniyor.
Hatta bulaşık makinesine de atabiliyorsunuz.
Ben kahvemi çok sert seviyorum diyenler için extra shot fonksiyonu var ki benim en çok kullandığım özelliklerinden birisi bu.
Kahvemi de acıtmadan yapıyor.
Bence bu çok önemli. Size de ne kalıyor?
Bir tek güzel anılarınızın tadını çıkartmak kalıyor.
Açıklamalara bırakmış olduğum linkten evinizin, ofisinizin baristası Philips Lattego 5400'ü mutlaka inceleyin derim.
Hadi devam edelim. Şimdi birinci arketiple başlayalım.
Yetim, adı üstünde yetim.
İlla böyle fiziki olarak anasız babasız kalmaktan bahsetmiyoruz.
Ruhen de olabilir. Yani ideal koşullarda büyümemiş olabilirsiniz.
Çocukluğunuza dair...
Büyük bir düş kırıklığı içerisinde olabilirsiniz.
Çocuksu masumiyetten kovulduğunuzu anladığınız o anlar.
Yani bütün çocuklar en başta analarını, babalarını bütün masumiyetleriyle, bütün kalpleriyle severler.
Onları idolleştirirler. Ama onlar tarafından hayal kırıklığına uğratıldıysa, o çocuksu masumiyetten kovulduysa...
Hayata bir sıfır yenik başlar maalesef ve yolculuğunu yetim arketipinde tamamlayanlar genelde acı içinde olan insanlara, sıkıntılı insanlara çare olmak isterler, şifacı olmak isterler,
böyle yara bandı gibidirler.
Birilerini iyileştirmek isterler ve tamamen samimiyetle, tamamen böyle bir empati hissiyle bunu yaparlar ama eğer siz böyle insanlara karşı öfke duyuyorsanız İçinizdeki yetimi bastırıyor
olabilirsiniz. Gölgelerden bahsettiğim podcastta bunu anlatmıştım.
Bu arketiptekiler yardım istemeye çekiniyor olabilirler arkadaşlar.
Hayatta iyi şeyleri hak etmediklerini de düşünüyor olabilirler.
Bu arketiptekiler böyle çocuksu bir masumiyet içerisinde olabilirler.
Mesela kadınlar eşlerinden bir baba gibi davranmasını bekleyebilir.
Aman işte eve o geçindirsin, parayı o kazansın, bana bakmak onun görevi.
Bakın çocuk gibi, bir baba tarafından kollanan bir çocuk gibi değil mi?
Erkekler de eşlerinden annelik bekleyebilir.
Yemeği o yapsın, temizlik yapsın, çocuk baksın.
Zaten bunlar onun görevi gibi görebilir yetim arketibi.
Bunlardan vazgeçmek de acı verir.
Çünkü neden? Güçsüz hissederler bunlardan vazgeçerlerse.
Hep o çocuksu masumiyeti ararlar.
Anne baba sevgisi, buna duyulan ihtiyaç ve onu başkalarından tatmin etme arzusu var burada.
Birileri işte eşiniz olur, dostunuz olur, her kimse.
Birileri bu ihtiyaçlarınızı gidermediği zaman ihanete uğramış gibi hissedersiniz.
Eğer bu arketipteyseniz.
Ne yapmamız gerekiyor? Yeterince güçlü kalmayı tek başımıza öğrenmemiz gerekiyor.
Yani bize bakacak birilerini aramadan, sırtımızı birilerine dayamadan, sürekli kendi acınızı bastırmak için belki de siz başkalarının acısını koşuyorsunuz.
Hani dedim ya siz yara bandı mısınız diye.
Aslında bastırmak istediğiniz acı kendinize ait.
Ama siz başkalarını şifalandırarak kendi acınızı bastırmaya çalışıyor olabilirsiniz.
O zaman ne yapmamız gerekiyor?
Acımızı, düşkırıklığımızı, yetim olmayı kabule geçmemiz gerekiyor.
Yani acınızı ifade etmeniz gerekiyor, inkar etmemeniz gerekiyor.
Neden? Çünkü zaten birçoğumuz muhteşem bir ailede büyümedik.
Yani çoğumuz yaralıyız.
Üstelik hayatta en çok sevdiğimiz insanlar tarafından incitildik.
Evet abi bunu kabul ediyorum diyeceğiz.
Yani ben bunu kabul ediyorum.
Evet bunları yaşadım. Yetim hareketi bir hayatımızda aktif olduğu zaman eğer bir hastaysak bir terapiste gittiğimiz zaman her şeyi bilmelerini isteriz.
Bizi iyileştirmelerini bekleriz.
Ama tabii uç seviyelerden bahsediyorum.
Ya da işte sevgili arıyorsak mükemmel bir eş olmalı onu ararız.
Siyasette çok büyük bir liderin gelip ülkeyi bataktan kurtaracağını bekleriz.
Tüketici olarak en hızlı çareyi vaat eden ürünlere çekiliriz.
İşte şu bebek bezini alırsam iyi anne olacağım.
Bu evi alırsam süper bir hayatım olacak.
Şu yüzle şu vücuda kavuşursam erkekler, kadınlar beni çok beğenecek, sevecekler, karşı koyamayacaklar.
Hep bir kurtarıcı, hep bir eylem planı.
Dikkat ettiniz mi? Tüm inancımızı başka bir şeye bağladık.
Ve bununla rahatlatıyoruz kendimizi.
Kendimize değil ele güveniyoruz ve kurtarılmayı bekliyoruz.
Yazlanacak bir omuz arıyoruz bir koltuk değneği.
Bu arketipteki insanlar kötü bile olsa karşı taraf size kötülük bile yapsa ya benim iyiliğim için yapıyor der.
Buna katlanır kötü muameleye.
Kurtarıcı rolü oynar ya da ama içsel olarak yetimdir aslında.
Yani aslında kurtarmak istediği şey kendisi.
Bütün anlattıkların bende var Merve diyorsanız ki bu arketiptekiler acıdan kaçmak için genelde kendilerini alkole ya da işte kendini uyuşturacak şeylere verir.
Bu her şey olabilir. Uyuşturucu deyince illa böyle madde olarak uyuşturucudan bahsetmiyorum.
Sabahtan akşama kadar ne bileyim dizi izler mesela.
Oyun oynar. Maksat acıdan kaçmak, kendini uyuşturmak.
Ne diyorlar? Acınızı paylaşın.
Bir terapist de olabilir, bir arkadaşınız da olabilir güvendiğiniz.
Ama burada yapılacak şey yaşamınızın sorumluluğunun lütfen size ait olduğunu görün.
Ve hayattaki küçük ölümlere engel olmaya çalışmayın.
Küçük ölüm derken ayrılıklardan bahsediyorum.
Böyle insanlar doğum günlerini bile kutlamazmış düşünün.
Hatta hoşça kal demeden ayrılabilir.
Sırf böyle kayıp yaşamamak için önce o gider.
Hatta ilişkiyi bitirmek için kavga bile çıkarabilir.
Bitişleri engellemek için hani siz terk etmeyin diye o önce gider.
Hep başkalarını suçlar.
O suçun yükünü bile başkalarına yükler.
Hiç kimseye güvenmez. Kullanılmaktan çok korkar.
Hayatındaki en büyük korkulardan biri budur.
Yani acı çekmemek için belki yalnız bile kalabilir.
Peki ne yapmamız gerekiyor?
Hislerimizi ifade etmemiz gerekiyor.
Paylaşalım, olmadı yazın, incinmeye açık olun.
Dediğim gibi küçük ölümlerden korkmayın.
Kendinizi aşka, sevgiye kapatmayın.
Sırf incineceğim korkusuyla.
Çalışın, bir iş güvenceniz, bir işiniz olsun.
Sırtınızı böyle illa birilerine yaslamaya çalışmayın.
Bir baston aramayın hayatta.
Kurban zihniyetinden çıkın artık ve...
Lütfen sürekli yakınmaktan vazgeçin ve hep kendinizi haklı görmekten.
Yani artık gerçek dünyaya dönme zamanı, çocuk olmadığımızı hatırlamanın zamanı.
İkinci arketip gezgin arkadaşlar.
Hayatınızı çok mu sınırlayıcı buluyorsunuz?
Yani topluma, sürüye ayak uydurmak için kendinizden mi vazgeçtiniz?
Böyle mi hissediyorsunuz? Yani kendimi sürekli törpülemek zorundayım ve kendimi yabancılaşmış hissediyorum diyor musunuz?
Ya da bir tarafınız böyle serüven yaşamak istiyor ama bizginlemeye çalışıyorsunuz kendinizi.
Gezgin arketipi bu aslında.
Yani dünyayı görmek için tek başına yola koyulan şövalye, kovboy, kaşif.
Bu aslında gezgin arketipi ve bu yolculuklar esnasında simgesel olarak gerçek benliklerini keşfettikleri bir hazine bulurlar.
Hani Joseph Campbell dedik ya en başta kahramanın yolculuğu gibi.
Gezginler kendi çabalarıyla bir yerlere gelen insanlar ve genelde uyumsuzlar.
Kurallara, otoriteye karşılar.
Tam bir ergen gibi yani. Her şeyi sorgularlar işte kolay itaat etmezler kolay kolay hiç kimseye güvenmezler.
Takım oyuncusu değildirler bireysel takılırlar tek tabanca.
Kendi gerçekleri vardır hayatta tam bir ergenlik anlattığım şey.
Az önce anlattığım yetim büyüdü gezgin oldu şimdi ergen oldu.
Otoriteye baş kaldırıyor.
Yetim için bunlar çok uç şeyler zaten.
Tanrıyla ilişkilerini de sorgular gezgin arketipi.
Geleneksel ahlaki öğretileri sorgular.
Yetimin öyküsü cennette başlar yani çocukluk hani bir cennettir ya.
Gezgininki ise tutsaklıktır arkadaşlar ergenlik yani.
Yani geleneksel kalıplara, kurallara, normlara uygun davranması beklenen bu insanlar üzerlerinde çok büyük bir baskı hissederler.
Özellikle de mesela kadınlar yolculuklarına çıkamaz gezginse.
Ne kadar baskı duyarsa duysun aman işte babam üzülür, aman eşim üzülür, çocuğum incinmesin diye.
Sonra kendilerini böyle içten içe yerler incinirler ve diğerlerini de incitirler denilmiş.
Yani koruyucu rollerimizin kapanına sıkışıp kendimizi gerçekleştiremiyoruz.
Hatta bırakın gerçekleştirmeyi buna cesaret bile edemiyoruz.
Gezginler bilinmeyene gitmek üzere bilinen dünyayı terk etmeye karar verirler.
Dünyayı kendi gözleriyle görmek isterler ve Bunun bedelinin yalnızlık ve belki ileriki hayatında yoksulluk olacağını düşünseler bile mesela yetim ve fedakar arketipindeyseniz sevilmek için
kendinizden taviz vermeniz gerektiğini düşünebilirsiniz.
Kendim olursam sevilmem, dostsuz kalırım, yalnız kalırım diye kendinizi feda edebilirsiniz ama gezgin öyle değil.
Geçen instagramda bir şey paylaşmıştım şöyle erkekler yakınlıktan korkar kadınlarsa yalnızlıktan.
Erkekler bağımsızlığı, kadınlar yakın ilişkiyi seçme eğilimi gösterirler ama biri olmadan diğerini elde edemeyiz.
Eğer bağımsızlık yerine yakın ilişkiyi seçersek bir ilişkide tam olarak kendimiz olamayız.
Çünkü o yakınlığı korumaya çok yatırım yaparız, rol oynamak zorunda kalırız ve sonunda da yalnız hissettiğimiz zaman üzülebiliriz.
Bağımsızlığı seçersek yakın bir ilişkiye ihtiyaç duyacağız eninde sonunda.
Bunu belki bastıracağız kimseye ihtiyacım yok aman da ben kendi kendime yeterim diyeceğiz böyle bir kafaya gireceğiz ama bunu diyenler aslında en yalnız insanlardır demiş Carol Pearson.
Böyle insanlar yani kendi kendine yetme ilizyonunu sürdürenler aslında.
Terk edilmekten çok korkarlar demiş düşündürücü.
Şimdi gezginler tek başlarına var olamayacaklarından korkabilirler.
Ama toplumdan dışlanma pahasına da olsa bunu göze alabilirler.
Yetimlerde bu yok. Kadınlar mesela yalnızlıktan çok korkar ama fedakar aşamasında takılı kalabilir.
Yalnız bir kadın olmanın dişilikten yoksun olma anlamına geldiği kanısı var toplumumuzda.
Bununla sınanabilir.
Erkekse bağımsızlığına saplanıp kalabilir, özgürlüğünden vazgeçip de evlenemeyebilir.
Yani gezgin erke tipi yaşamımızda ortaya çıktığı zaman gerçekten yalnız olmasak bile kendimizi kopmuş, yabancılaşmış, yalnız hissedebiliriz.
Yalnız yolculuğa çıkabiliriz, hep yalnız takılabiliriz.
Yani toplumun bizden beklediği ama ruhumuzda olmayan o rolü oynarken de aslında biz...
Yalnız kalırız. Atıyorum kötü bir evliliği sürdürürken de yalnızsınızdır veya toksik bir aileyle yaşamaya devam ederken de yalnızsınızdır.
Yani yalnızlık illa böyle ay çok yalnızım tek başımayım demek değil.
İçinde yabancılaştığınız her ne varsa bir düşünün.
Kendimi hep böyle başka alternatifler hayal ederken buluyorum dediğiniz anlar varsa gezgin arketipiniz uyanışa geçmiş olabilir.
Aslında bu kahramanın yolculuğunun başlangıç aşaması gibi.
Arketipsel kahramanın o küçük kasabasını terk edip bilinmeyen bir yola çıkış hikayesi işte güneşe doğru atını sürenler, kocasını eşini terk edenler veya işte anasını babasını işini her neyse bir
şeyleri terk edenler. Yolculuk zamanı geldiyse kendinizi yabancılaşmış ve yalnız hissedebilirsiniz.
Yani o arketip devrede olabilir.
Kimimiz bir ihanetle sarsılırız bu yola çıkarırız.
Kimimiz zorla itiliriz.
Kimimiz yabancılaşma işte bir daralma hissi gelir.
Kimimiz sevilen birinin acı kaybıyla her şey olabilir yani bu yola çıkışta ama o yolculuk zamanı geldiğinde bunu hissedersiniz.
Bir de şöyle bir şey var eğer çok güzel bir ailede büyüdüyseniz özellik ve bağımsızlık arzularınız harekete geçtiği zaman yani gezgin hareket hepiniz uyandığı zaman bunu yanlış bir şey olarak algılayabilirsiniz.
Yani orada verilen o ailenizde verilen sevginin bedeli çünkü daima iyi davranmanızı gerektireceği için.
Belki de başkalarını memnun etmeniz gerektiğini düşündüğünüz için sevdiklerinizi bile incitebilirsiniz, kırabilirsiniz.
Onlara çok kötü bir insanmış gibi davranabilirsiniz.
Neden? Çünkü aslında burada yolculuğunuzdan vazgeçmemek var.
Onun için yapıyorsunuz. Başka bir tavır sergiliyorsunuz.
Yani sırf o yolculuğa çıkmak için insanlara kötü davranıyor olabilirsiniz.
Hani bazen böyle muhteşem ailede büyüyen çocuklar böyle çok agresif.
Hiç olmayacak şeyler yaparlar.
Hani nefret edilesi bir insana dönüşürler ya belki de bunun altyapısında bu vardır demiştim.
Yani gezgin kendimize karşı dürüst olmayı öğretiyor arkadaşlar.
Dürüst olun. Yetimler için mesela en önemli kişi kurtarıcıdır hayatlarında ama gezginler için en önemli kişi dönüştürücü kişidir.
Kötü adamdır ya da işte onu tutsak alan tutsakçısıdır.
Ve psikoterapi genelde gezgin arketipini teşvik ediyormuş arkadaşlar.
Yani hayatta kendi yolculuğunuza çıkmaya teşvik.
Özellikle de yetim aşamasına saplanıp kaldıysanız.
Şimdi genel bir kural olarak eğer biri durup dururken siz hiç değişmediğiniz halde size böyle bir anda düşman gibi davranmaya başladıysa Onun değişmeye başladığını
anlayın. Artık bu gezgin arketipinin içinde uyandığını ve sizden uzaklaşmaya başladığını görün.
Yani artık size uygun olmadığını anlayın ve buna izin verin.
Zaten vermezseniz de o kavga çıkarıp sizi gitmeye zorlayacaktır.
Sen yaptın olur onun adı.
Yani arketipsel gezgin bağımlılıktan bağımsızlığa sonra da karşılıklı dayanışma çerçevesinde belki bir özelliğe geçebilir.
İnsanlarla bağ kurmayı özlediği için.
Üçüncü arketip savaşçı yani değerini kanıtlamak.
Yüksek standartlarım var.
Kendimi daima başarılı olmaya zorluyorum.
Kendimi ve yakınlarımı zarar görmesin diye sürekli korumaya çalışıyorum.
Başarı benim için en önemli şey diyorsanız.
Olabileceğimin en iyisi olmak için uğraşıyorum.
Korkunç çalışıyorum tam bir iş koliyim diyorsanız.
Üretken olmadığımda çalışmadığımda kendimi değersiz hissedebiliyorum diyorsanız.
Daha iyi oldukça işimde daha iyi oldukça daha çok saygı ve değer görürüm diyorsanız işte bu savaşçı arketipi arkadaşlar.
Niye savaşçı bu arketipin adı?
Çünkü avcı toplayıcı dönemde atalarımız avlanmazlarsa ne oluyordu?
Yiyecek bulamazlarsa ölümle sınanıyorlardı değil mi?
Yani avlanmada başarısız olmaları aslında ölümle eşdeğer.
Sonra avlanıp yeterince yiyecek olduğunda bile yine boş durmuyorlar.
Yine böyle işte aletler silahlar yapmaya çabalıyorlar.
Sınırlarını koruyorlar ve sürekli üretiyorlar.
Modern dünyadaki savaşçı arketipi gibi yani savaşçı arketipini kullanamayan biriyseniz eğer kötü muamele görürsünüz, sınırlarınızı koruyamazsınız, ihmal edilirsiniz, değer verilmezsiniz, bu risklerle karşı karşıya
olabilirsiniz. Ve savaşçı bizim ne istediğimizi bilmemize ve onu elde etmek için harekete geçmemize yardımcı olan arketip.
Yani kendi kendini geçindirebilme yeteneği.
Bakın yetimde bu yoktu mesela.
Yani avcılığın günümüzdeki karşılığı gibi düşünebilirsiniz.
Ve iş hayatında işte böyle tıpkı bir avcı gibidirler.
İşini kaybetmemek için yani avını kaçırmamak için ölüm kalım savaşı verirler.
O yüzden rekabetçidirler.
Rakiplerinin hakkından gelen kişilerdir ve her ne iş yaparsa yapsın en mükemmelini yapmak ister.
Mücadelecidir. Çünkü kendine saygısını bu şekilde kanıtlar.
Mükemmelliyetçiler. Ama arketipleri çoğu gibi savaşçı da büyük armağanlar getirebilir.
Ama eğer onun o formuna yakalanıp kalırsak neyi başarmaya ya da kazanmaya uğraştığımızı unutursak günün sonunda o bizi küçültebilir de.
Eğer yetim arketipindeyseniz kurtarılmayı beklersiniz demiştim ya.
Savaşçı arketipini uyandırmanız iyi olur yetim arketipindekiler.
Kurtarıcı beklemeyen, kendi kurtarıcısı kendisi olanlar.
Mesela içimizdeki savaşçı yetime der ki seni kurtaracak birini.
Hep kendi dışında aramak zorunda değilsin.
Ben seni kurtarabilirim der.
Yani kendi kendimi kurtarabilirim.
Ve savaşçı bize içimizdeki gücü hatırlatandır.
Kimliğimizi ortaya koymayı, kendimizi savunabilmeyi, sınırlarımızı çizebilmeyi ve onları koruyabilmemizi öğretir.
Nelerin bize yaşam verip güçlendirdiğini, nelerin canımızı yavaş yavaş aldığını, ruhumuzu ezdiğimizi görmemizi ister.
Zihnimizi, kalbimizi, ruhumuzu besleyen şeyler için savaşmamızı ister.
Bir de şu var herhangi bir arketip diğerleriyle eğer denge içerisinde ise daha olumlu bir etki yaratır hayatımızda.
Bu arketipleri böyle soğanın tabakaları gibi düşünün arkadaşlar.
Daha derinlere indikçe giderek daha fazlasına erişiyoruz.
Mesela sadece gezgin ve yetim arketipine erişmiş bir savaşçı olduğunuzu düşünün acımasız olabilirsiniz.
Ama fedakar arketipi gelişmiş olan savaşçılar başkalarına hizmet etmek için savaşırlar.
Ya da işte masum ve büyücü arketipleri de uyanmışsa mücadeleleri spritüellikle bağlanabilir.
Ya da işte askerler ülkeleri için savaşır, gönüllüler insanların yaşamı için savaşırlar, doğa için, hayvanlar için.
Savaşçılar böyle yaşamlarında bir umut, bir anlam duygusu geliştirmelerini sağlayan gerçeği alırlar ve onu dünyayı kendi saflarına çekmek için kullanırlar, kendi inançlarına döndürmek için.
Fedakarlar ne yapar mesela böyle bir durumda?
Dünyayı daha iyi kılmaya çalışma yollarından biri onların.
Başkalarının isteğine uymayan yanlarını törpülemektir, vazgeçmektir.
Ama savaşçılar için durum tam tersidir.
İnsanları değiştirmeye çalışır, kendini değil.
Mesela yetimler kendilerini kurban olarak görürler.
Gezginler toplum dışı, yabani gibi görürler.
İkisi de aslında sorumluluk almaz.
Ne yetim sorumluluğu kalır ne de gezgin.
Ama savaşçı der ki...
Burada olan bitenden ben sorumluyum arkadaşım der.
Yani savaşçı olmak kendim ve diğerleri için daha iyi bir dünya kurmak istemek ve bunun için elimden geleni ben yapmalıyım.
Yani sorumluluk benim üzerimde.
Kaçmazlar istedikleri ve inandıkları şeyler için savaşırlar.
Ama en yorucu özellikleri yani başkalarından daha iyi olmalıyım.
Kendimi kanıtlamam lazım.
Çok yorucu. Hep böyle sonuç ve başarı bağımlısı olurlar.
Sırada dördüncü arketip fedakar var.
Yani çömerçilik göstermek.
Neyi uğrunda ölecek kadar seviyorsunuz arkadaşlar?
Neye değer veriyorsunuz?
Bu hayatta en çok neye değer veriyorsunuz?
Uğruna öleceğiniz şey nedir?
Bu dünyayı daha iyi bir yer yapmak için neyi feda ederdiniz?
Soruyorum size. Fedakar arketipi sevmek.
Kendini adamak, kalıcı bağlar kurmak hatta gerektiğinde kendini feda etmektir.
Yani şehitlik mertebesi gibi.
Peki yaşamadan ölmek yaşamak mıdır diye sorayım size.
Çünkü fedakarların alacağı ders budur.
Onlar yaşamın kendisi için bir ödül olduğunu bilmeli.
Burada aslında inandığımız şey uğruna fedakarlık yapmak var.
Mesela fedakar arketipi için Lady Diana örnek veriliyor.
Diana tüm zamanını zevk ve sefa içerisine geçirebilirdi ama neyi tercih etti?
İnandığı şeyler uğruna savaş vermeydi mi?
Dışlandı bu uğurda. AIDS için savaştı, çocuklar için savaştı.
Genç kızların bulmaya hastalığına kadar savaştı ve Hulk ne yaptı?
Onu bağrına bastı. Çok sevdi.
Birçok kızın belki bir prensle evlenme hayali vardı.
O çıkıp dedi ki mutsuzum ya hayal kırıklığına uğradım dedi.
Çok gerçekti ve çok şefkatliydi.
O yüzden çok sevildi. Kendi hayatını yaşamayı seçti ve bunun için bir bedel ödedi.
Yaşamış olmak için ödediği bedel.
Carol Pearson diyor ki nihayet olarak biz kim olduğumuzu uğrunda ölebileceğimiz şeyle tespit edebiliriz.
Ruhunuzun çağrısı orada saklı demiş.
Mesela Bruno ne için öldü değil mi?
Gandhi, Allacı Mansur, Jeanne d'Arc, Hasan Tahsin, Uğur Mumcu bunlar ilk aklıma gelenler.
Kendilerine ve amaçlarına sonsuz olarak inanan insanlar.
Uğrunda savaştıkları şeyler için ödedikleri bedele bakın.
Ve birçoğumuz için ne zaman ve ne kadar fedakarlıkta bulunacağımız konusunda karar vermek çok zor.
Çünkü bu kim olduğumuzu öğrenmemize de yardımcı oluyor bir yerde.
Ama şu da var arkadaşlar bir ilişkide alıcı mısınız verici mi?
Alma verme dengesi dediğimiz olay çok önemli çünkü hep fedakarlık yapan taraftaysanız sıkıntı.
Ama hem böyle almayı hem vermeyi bilmek hayattaki denge için çok önemli.
Mesela birçoğumuz için kendini bir başkasına adama düşüncesi bile onu dehşete düşürebilir.
Çocuk yapmaktan kaçanlar var sırf bu yüzden.
Tüm sorumluluğu alıp kendini feda edeceğini düşündüğü için.
İşte ebeveynlik bu yüzden korkutuyor insanları veya evlenmekten kaçanlar var.
Kendini adamak istemediği için bilinmeyeni göze almak istemediği için kaçanlar var.
Ama birini böyle gerçekten sevdiğimiz zaman kendimizi zaten ondan ayrı hissetmeyiz.
Ve fedakarlığın zaten en hakiki ifadesi bizim sevgimizdir.
Fedakar kültüründe sadece bir insanı o olduğu için severiz.
Başka hiçbir şeye gerek yoktur.
Kendisi olması yeterlidir.
Bir de fedakar arketipini böyle tam olarak ifade edenler dünyanın her yanındaki insanlarla ilgilenirler ve bunu sadece erdemli bir yardım eylemi olarak değil bizim Bir aile olduğumuza
gerçekten inandıkları için bunu yaparlar.
Dünya olarak bir aile olduğumuzu düşünürler.
Farklı dinmiş, dilmiş, ırkmış onlar için hiç fark etmez.
Çünkü onlar onların altındaki kardeşi görür baktığı zaman.
Savaşçı arketipi bize disiplini, beceriyi, başarıyı bunlar üzerine odaklanmayı öğretir ve refaha giden yolun bir bölümünü bize bu şekilde katettirir.
Fedakarsa bizi zenginliğimizi paylaşmaya, bolluğu paylaşmaya teşvik eder ve heybenizde ne varsa onu paylaşırsınız.
Burada dediğim gibi alma verme dengesi çok önemli bunu öğrenmemiz gerekiyor ve verme kapasitemiz evrene bizim almaya ne kadar gönüllü olduğumuzu anlatan bir şey aslında.
Fedakar alıştırmaları için önerilen şey başkalarına iyi ve şefkatli davranmamız, bunlar için fırsat kollamamız hatta birilerine yardım etmeye çalışmamız ama gönülden, yürekten.
Zamanınızı, paranızı ve uzmanlığınızı toplum için kullanın.
Bu fedakarlığı yapın.
Hep alıcı değil biraz da verici olmaya çalışın.
Eğer böyle hep fedakar bir vericiyseniz de biraz da almayı öğrenin arkadaşlar.
Sırada beşinci arketip var.
Mutluluğa erişmek yani masum arketipi.
Daha iyi bir yaşamım olabilirdi.
Çocukluğumu çok özlüyorum.
Geçmişimi özlüyorum. Yaşamım bu kadar zor olmasına gerek yoktu diyorsanız bu hisleriniz çok güçlüyse Masumiyete geri dönüşe hazırlanıyor olabilirsiniz.
İlk çocukluktaki o masumiyet yani masum aynı o ilk bebeklikteki gibi emin ellerde olmak işte korunup kollanmak hatta yeterince iyi olursam Tanrı da beni hep korur kollar diye düşünülebilir.
O çünkü hiç cennetten kovulmamıştır.
Hep böyle sevinmek için o ihtiyacını gidermek için otoritelere itaat eder.
Kusursuz olmaya odaklanır ama büyümek lazım.
Yani içsel ve dışsal dünyada hakimiyet, ustalık kazanmamız için büyümemiz lazım.
Masumlar genelde kendilerine ya bu yaşamda ya da artık neye inanıyorlarsa öteki hayatta başarı ve mutluluk vaat eden bir program arama eğilimi gösteriyorlarmış.
Tanrıyı, ailelerini, eşlerini, çocuklarını, patronlarını memnun etmek üzerine bir hayat kuruyorlar.
Bunun üzerine çok çabalıyorlar ve karşılığında da sevgi bekliyorlar, saygı bekliyorlar.
Cennete geri dönmek için hayatınızın iplerini eline alın denilmiş.
Yani size ne yapmanız gerektiğini söyleyip duran insanlara, onlara iyi görünmeye, onlara şirin görünmeye çalışmayı bırakın.
Bir damla sevgi için bunu yapmayı bırakın.
Çoğumuz kendimizi böyle yuvada hissedebileceğimiz bir yer arıyoruz ve belki hayat boyu o yuvayı arıyoruz ve sonunda o yuvanın aslında bizim içimizde olduğunu görüyoruz.
Tıpkı Paul Kolho'nun simyacı hikayesi gibi.
Eğer bir masumsanız başınıza gelen şeylerden hoşlanmadığınız zaman yapacağınız ilk şey ne biliyor musunuz?
Hangi içsel değişimin dışsal bir değişim yaratabileceğini görmek.
Bunun için de içimize yönelmek.
Hani derler ya sen değiş ki dünyan değişsin.
Aynen o hesap. Dışsal dünya içimizde olup biten her ne varsa aslında onu fark etmemiz için dramatize edilmiştir der Pearson.
Yani aynalık eder diyor çok çarpıcı.
Mesela gerçek aşka bulamıyorum, hep kötü insanlarla karşılaşıyorum diyorsanız kendi içinize bir bakın diyor.
Yani sevme kapasitenizi genişletmeniz gerekebilir.
İstediğiniz ideal sonucun, vizyonunu...
İçinizde taşıyın. İçsel rehberliğinize güvenin ve onun sesine kulak verin der Pearson.
Ve son arketip büyücü arkadaşlar yani yaşamınızı dönüştürmek.
Yaşamınız bazen kontrolden çıkmış gibi görünebilir.
İşiniz öyle bir iştir ki ailenize, arkadaşlarınıza, her kimse artık herkese karşı bir sorumluluğunuz var ve bunları yerine getirmeye engel oluyordur işiniz.
Ve bunu çok derinden hissediyorsunuzdur artık.
Kendinizi ihmal ediyorsunuzdur.
Ruhen ve bedenen ve bunun üzüntüsünü çekiyorsunuzdur.
Bir bakarsınız yaşamınızı siz değil, yaşam sizi yönetmeye başlamıştır.
İşte o zaman bir mucizeye ihtiyacım var herhalde dersiniz.
Yani bunlardan kurtulmak için, her şeyin düzelmesi için, bu kaostan çıkmak için.
Eğer böyle diyorsanız, insanların taleplerinden bıktıysanız, herkesi böyle memnun etmeye çalışmaktan, aman işte annem babam mutlu olsun, kusursuz bir ebeveyn olayım, müthiş bir fiziğim de olsun.
E ideale ulaşayım derken kendinizi mahvediyorsanız işiniz zor.
Büyücü arketipi insanın iradesiyle, özgür seçim kapasitesiyle ve yaşamının kontrolünü, buraya dikkat, ele geçirme kararı ile ilişkidedir.
Yani yaşamınızın iplerini elinizden kaçırdığınız zaman başkalarını suçlamak, böyle işte habire yakınmak gayet insani bir şey.
Bunu herkes yapabilir. Ama büyücü dış dünyadaki o dengesizliğin iç dünyasındaki dengesizlikten kaynaklandığını bilen insandır.
Büyücü arketipi aktive olduğunda siz artık yaşamınızın iplerini elinize alırsınız.
Yani dünyanızı değiştirip dönüştürmek için ne yapmanız gerektiğini biliyor olursunuz.
Kendinize sonsuz güvenirsiniz.
Başkaları sizi peşinde sürükleyemez.
Sizin adınıza başkaları karar veremez.
Hayatta nereye gitmek istediğinizle ilgili bir vizyon geliştirirsiniz.
Eylemde olursunuz.
Yaşamınızın direksiyonunuzda sadece siz varsınızdır.
Kendi değerlerinizle, kendi amaçlarınıza hizmet edersiniz.
Masumdan farkı şudur, masum kendini akışa bırakır, tanrıya, evrene o sürece güvenir ama büyücü bunu yapmaz.
Büyücü kendi yaşamanın bütün sorumluluğunu üstlenir.
Ve büyücü arketipi yaşamınızda aktif olduğu zaman dünyada böyle riskli görünebilecek biçimlerde bir fark yaratmak için içsel bir çağrı hissediyor olabilirsiniz.
Eğer toplumsal bir sorun karşısında derin bir öfke duyuyorsanız, Özellikle o konuda bir tutkunuz varsa bu da sizin eyleme çağrınız olabilir.
Zaten büyücüler genelde böyle tarihi değiştiren insanlar.
Büyücü olmak için sizin neyi savunduğunuzu bilmeniz gerekir.
Neden yakındığınıza kulak verin o yüzden.
Ve büyücüler hatalarından ders alanlardır.
Beni burada geliştirecek ne var der.
Her dersin sonunda ben buradan ne ders alabilirim?
Hatayı başkasına değil kendine yıkarlar genelde.
Acaba ben ne yapabilirdim burada?
Benim payıma düşen nedir diyebilmektir.
Yani kendilerini dürüstçe görürler dışarıdan bir göz gibi.
Kendilerine torpil geçmezler.
Aa hep ben haklıyım demezler.
Gölgedeki altını arayanlardır yani.
Güzel ile çirkin diye bir masal vardı hatırlarsanız.
Aslında bu prototip bir büyücü öyküsü arkadaşlar.
Çirkin bir canavar vardı hatırlarsanız.
Güzel vardı bir de. Güzele karşı böyle hep iyi davrandı.
Hep güzel davrandı. Ona aşıktı.
Onu hep sevdi. Her gün evlenme teklifi etti.
Kız hayır dedikçe onu hiç incitmedi.
Hep böyle saygı gösterdi.
En sonunda da güzel onun içindeki özündeki iyiliği gördü.
Ve onunla evlenmeyi yürekten istedi.
Ve adeta bir simya oldu değil mi?
Çirkin canavar yakışıklı bir prense döndü.
Ve masal çok güzel bitti.
Aslında bu masal bizim sadece kendimizi değil başkalarını da oldukları haliyle sevmemizi, üstelik tüm kusurlarına rağmen sevilebilir olarak dönüştürebileceklerimizi gösteriyor.
Tıpkı bir büyücü gibi.
Büyücü arketipine en iyi örnek Nelson Mandela olabilir.
Hani böyle kendini toplumsal değişime adamış bir lider.
27 sene hapiste kaldı ama azmini hiç kimse kıramadı ve hapisten çıktığı zaman zaten Güney Afrika'nın lideri olduğu ırk ayrımını aştı.
Ve 71 yaşındaydı bunları yaptığında ve dedi ki mücadele benim hayatımdır.
Hayatımın sonuna kadar siyahların bağımsızlığı için mücadele edeceğim dedi.
İnandığı doğrular için savaşan bir lider tıpkı bizim atamız gibi.
İşte büyücüler hayatını, dünyayı olmasını istediği gibi hayal eder ve hayatını o şekilde yaşama yolunda adım adım ilerlerler.
Ve kendi gölgeleriyle barışıklardır.
Hani diyoruz ya uçurumunuza bakmaktan korkmayın.
İşte büyücüler böyle insanlardır ve yaşadıklarım bana ne kattı derler daima.
Suçu başkasına yıkmazlar, benim buradaki sorumluluğum ne demeyi bilirler.
Şimdi yine çok dikkatimi çeken bir yer var oradan bahsedeceğim size.
Carol Pearson diyor ki... Eğer siz başkalarına bağımlı böyle sızlanıp duran sürekli yakınan insanlar vardır ya onlardan nefret ediyorsanız en sonunda kendinizi haksızlığa uğramış aynı
o insanlar gibi yüksek bir otoritenin insafına sığınmış ve yakınırken bulabilirsiniz.
Ağlamaktan başka hiçbir çözüm bulamadığınız sürekli tekrar eden mağdur olmuşluk yakanıza yapışabilir.
Saldırgan insanlara dayanamıyorum diyorsanız kendinizi haksızlığa uğradığınız, itilip kakıldığınız, kaba kaba muameleler gördüğünüz bir durumda bulabilirsiniz.
Aslında buradaki olay şu.
Savaşçı arketipinin dersini öğrenmeniz gerekiyor ve o dersi öğrenene kadar dövüşmenizi gerektiren durumlarla karşılaşabilirsiniz.
Eğer kendini böyle başkaları için feda eden insanları küçümsüyorsanız er ya da geç biri hastalanacak, sizin yardımınıza muhtaç olacaktır ve siz bütün işinizi gücünüzü bırakıp onun yardımına koşmak zorunda kalabilirsiniz.
Yapmazsanız da kendiniz yardıma muhtaç bir şekilde kalabilirsiniz.
Eğer siz insanları böyle ayrımcılık yaparak dışlarsanız Siz de dışlanacaksınız veya bir gruba dahil olmak isteyeceksiniz.
Onlara ayak uydurmak için belki kendi değerlerinizden vazgeçmek zorunda kalacaksınız.
Bunları yaşayabilirsiniz.
İşte bunlar gölge podcastımda anlattığım şeyler.
Eleştirdiğiniz şeyler neyse o sizde var aslında demiştim.
İçinizde uyuyor belki, belki uyanmadı ama orada bir yerlerde var demiştim.
O yüzden kendi projeksiyonlarımızı görmüyoruz bazen.
Yapmamız gereken şeyi doğru yapana kadar...
kendimizi tekrar tekrar o arketipin öyküsü içerisinde bulabilirmişiz.
Şimdi kısaca toparlayacak olursam yetim içimizdeki çocuk, gezgin içimizdeki genç, savaşçı içimizdeki baba, fedakar içimizdeki anne ve büyücü varoluşsal ben.
Bunların hepsi bizim içsel ailemiz arkadaşlar.
Buradaki süreç...
Bizim o ilk ailemizdeki eksikliklerimiz var ya o olumsuzluklar onları telafi edebilmek için bir içsel aile yaratıyor.
Yani kendi içimizde bir aile kazanmış oluyoruz.
Ve bu yaşamımız artık işte o çocukken sahip olduğumuz ya da olamadığımız şey her neyse onlar tarafından sınırlanmamış oluyor.
Yetim arketipi içimizdeki çocuğa zorluklara dayanmayı öğretiyor.
Gezgin içimizdeki ergen ve bizi ana babadan otoriteden ayırıyor veya işte bilinmeyenle karşılaşmak için o serüven duygumuzu geliştiriyor.
Savaşçı bizi koruyor, güçlendirmeye çalışıyor ve içimizdeki babayı aktive ediyor.
Fedakar bizi besliyor, teselli edebilmesi için, rahatlayabilmesi için o içimizdeki anneyi destekliyor.
Biz bu içsel aileyi kurduğumuz zaman içimizdeki çocuk artık öyle kaybolduğunu, yalnız olduğunu, bağımlı olduğunu hissetmiyor.
Bu bir çember arkadaşlar ve bu çember tamamlandığı zaman yani şifalandığımız zaman büyücü devreye giriyor ve diğer arketipleri dengede tutmak için merkeze geçiyor tam ortaya.
O yüzden arketiplerimizi bulalım.
Nerede nasıl bir dengesizlik var diye bakalım.
Eğer yetim baskınsa biz koşulların insafına kaldığımızı hissedebiliriz.
Gezgin baskınsa sürekli yalnız takılmak isteriz.
İnsanlardan kaçabiliriz, yardım istemeye çekinebiliriz.
Savaşçı baskınsa aşırı başarılı olmaya odaklanmışızdır.
Fedakar baskınsa başkaları için hep kendimizi feda ederiz.
Masum baskınsa sorunlar karşısında basiretsiz davranabiliriz.
Büyücü baskınsa her şeyi, herkesi değiştirebileceğimizi zannedebiliriz.
Yaşam boyunca hepimizin gözde bir arketipi varmış arkadaşlar.
Mühim olan bunları dengede tutabilmek.
Çünkü belli yaşam aşamalarını geçebilmek için tüm arketiplere ulaşmamız gerekiyor.
Hatta Carol Pearson diyor ki içimizdeki arketipler tarafından yönetiliyoruz.
Mesela bir örnek vereyim.
Bir danışan var, çok genç bir kadın.
Evden çıkmaktan çok korkuyor.
İşe gitmek istiyor, çalışmak istiyor ama gidemiyor bir türlü.
Terapist bunun sebebini bulduğu zaman aşırı derecede fedakar olduğunu söylüyor.
Tek derdi ama tek derdi çocuklarına iyi bir anne olabilmek, onlara iyi bakabilmek.
Fedakarlığın son safhası artık yani.
İçindeki savaşçıyı uyandırması gerekiyor.
Ve dövüş sanatları kursuna gitmesini söylemiş terapist mesela.
Ve gerçekten sonra işe girmiş.
Ve bu kadının annesi aslında o kadar korumacıymış ki.
Yani küçükken ona karşı öyle bir kalkan oluşturmuş ki etrafında.
O kadar fedakarlık yapmış ki.
O da annesini babasını hiç üzmemek için kendini üzmüş.
Ve fedakar arketipine bürünmüş.
Mesela bir başka danışan vardı Charles isimli birisi.
Yoksul böyle suç oranı çok yüksek bir mahallede yaşıyor.
Çok kötü bir ailede büyümüş.
Güçlü ve sert yani başarılı olmak için bu konuda her şeyi yapıyor.
Savaşçı arketipi var ama kötü anlamda.
İşte hırsızlık, uyuşturucu madde satma, çete lideri olma bunlar da başarılı.
Savaşçı ama böyle başarılı.
Sonra bir kadın yargıç işte onun potansiyelini görüyor.
Onu hapse atmak yerine diyor ki bu işte uyuşturucu bağımlısı onu tedavi edelim.
İşte bir merkeze gönderiyor onu.
Terapi almaya başlıyor ve içindeki yetim çıkıyor.
Kendi incinmeye açıklığını görüyor ve ondan sonra hep böyle başka bir yaşam istediğini işte bir caz orkestrasında çalmayı çok istediğini hatırlıyor mesela.
Yani gezgin, kendinden küçük olan erkeklere yardım ediyor.
Aynı yoldan geçenlere yardım etmeye başlıyor.
Fedakar arketipi bakın devreye girdi.
Sonra o çocukları alıyor, çetelerden uzaklaştırıyor ve okul hayatını döndürüyor.
Onların yaşamlarını değiştiriyor, dönüştürüyor.
Bu da büyücü arketip arkadaşlar.
Ailemizin zayıflıkları bizi yaralıyor.
Evet ama bu yaralar aslında bizi yola çıkaran, arayışa çıkaran şeyler ve bu yolculuk esnasında karşılaşabileceğimiz zorluklar.
Verdiğimiz mücadeleler ailemizde eksik olan arketiplere de bakmamızı, ulaşmamızı sağlayabilir.
Umarım içsel ailemizi dengeleyebiliriz.
Tüm arketiplerimizden faydalanabiliriz dengeli bir şekilde.
Carl Jung'un bir sözüyle kapatmak istiyorum bu bölümü.
Siz bilinçaltınızı dönüştürene kadar o sizin hayatınızı yönlendirecek ve siz ona kader diyeceksiniz.
Ve Jung der ki dışa bakanlar düş kurar, içe bakanlar...
uyanış yaşar. Philips.co 5400 serisinin sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik.
Açıklamalara bırakmış olduğum linkten sizler de kahve keyfinizi doğruğa çıkarabilecek Philips.co 5400 serisini hemen inceleyebilirsiniz.
Tekrar görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
