
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Herkese merhaba. Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün ne konuşalım diye düşündüm.
Aklıma kleptokrasi geldi.
Yani hırsızlar rejimini konuşmak istiyorum bugün.
Nepotizmi konuşmak istiyorum.
Adam kayırmacılığı, akraba kayırmacılığı.
Lafı fazla uzatmadan hemen başlayalım.
Şimdi kleptokrasi kelimesi Yunanca'dan geliyor.
Yunanca'da kleptes hırsız demek arkadaşlar.
Türkçesini zaten biliyorsunuz ve Yunanca'da Kratos'un birleşimi Kratos da yani iktidar ve güç anlamında.
Bu arada Kratos yüce tanrı Zeus'un tahtının koruyucusu adedidir bazı kaynaklarda.
Olimpos tanrılarıyla böyle arasını çok sıkı tutmuştur.
Onların dostluklarını kazanmıştır Kratos.
Yani Kratos Uğur Mumcu'nun deyimiyle kaplanın sırtında hüküm sürenlerden biri diyebiliriz.
Kleopatokrasi bir yağma düzeni arkadaşlar.
İktidarı ele geçiren rejimin bu bir aile olabilir, dini bir grup olabilir veya siyasal bir grup olabilir.
Ülkenin kaynaklarını böyle soyup soğana çevirmesidir kloptokrasi.
Yani kısacası hırsızların rejimidir.
Kloptokrasi ile yönetilen ülkelerdeki politikacılar kendilerini hukuk üstünlüğünün dışında tutarlar.
Yandaşlarına peşkeş çekerler, rüşvetler verirler, özel iltimaslar tanırlar ve bu yolla devletin fonlarını kendilerine ve kratoslarına yani yandaşlarına yönlendirerek gizlice
zenginleşirler. Kleptokrasi nerelerde görülür?
Tabii ki demokrasinin olmadığı, olsa da pek oturmadığı, otursa da kaldırıldığı ülkelerde görülür.
Otoriter hükümetlerin, baskı rejibinin olduğu yerlerde tabii ki Kleptokrasi kaçınılmazdır diyebiliriz.
Gerçek bir demokrasinin olduğu yerde Kleptokrasi pek görülmez.
Neden? Çünkü demokraside ne var?
Bireylerin hak ve özgürlüklerini koruyan yasal garantileri var.
Yani bir fren mekanizması var, bir şeffaflık söz konusu.
Halkın hesap sorabilmesi daha mümkün ama klöptökresi de namümkün.
Çünkü orada kamu gücü dediğimiz bir şey hakim ve kamunun kaynaklarını keyfine göre kullananlar tabii ki de hiç kimseye hesap verme gerekliliği duymuyorlar.
Hesap soranın da zaten vay haline.
İktisatçılar devlet hakkında iki geniş bakış açısı benimsiyor.
Birincisi kamu mal ve hizmetlerini sağlayan.
İkincisi ise güç kullanan sömürücü devlet.
Şimdi biz ikincisini konuşuyoruz.
Yağmacı devletle neyi kastediyorum?
İktidar erkinin safında yer alan politikacıları, bürokratları ya da lobicilik güçlerine sahip etkili grupların özel çıkarlarını destekleyen bir devleti kastediyorum.
Peki bu nasıl oluyor?
Şöyle şimdi sürekli çekişme, kavga ve rekabetin olduğu bir ortamda Ölüm korkusu ve güvenlik sorunu yaşayan insanlar ne yapıyorlar?
Sahip oldukları hakları kendi rızalarıyla ya da zorla bir iktidar erkine devretmek durumunda kalıyorlar ve bunu içten işe
bir şekilde kabul ediyorlar. Yani arkadaşlar toparlayacak olursam kayırmacılık dediğim şey kamu görevlerine yapılan atamalarda terfiler de artık her neyse akrabalık veya eş
dost ilişkilerine öncelik verilmesidir.
Ve bu adam kayırmacılık dediğim mevzu kendi içinde de iki ana başlıkta toplanıyor diyebiliriz.
Nepotizm zaten akraba kayırmacılığı.
Bir de kronizm var.
Bu da eş dost kayırmacılığı.
Tabii ki her sektörde var.
Sadece siyasette değil. Aynı mezheptenim, arkadaşım, komşum, aynı tarikattanız gibi gibi gibi.
Ve bu kayırmacılık kamu bürokrasisinin En önemli sorunlarından biri Bu ilk defa ne zaman ortaya çıktı Merve derseniz 1828 yılına kadar gidiyor.
Amerika Birleşik Devletleri seçiminden galip çıkan General Jackson bürokrasiye memur alırken böyle baya bir kayırma yapmış.
Kayırma anlayışında zaten dediğim gibi liyakat diye bir şey söz konusu değil.
Başarılı başarısız gibi bir ayrım yok.
Personel seçiminde liyakat ve başarıdan çok itaat ve sadakat baz alınıyor.
Şimdi bu tarz bir ilişkide yani kayıran.
Ve kayrılan ilişkisinde iki taraf var dikey ve hiyerarşik bir yapı gördüğünüz gibi Kayıran kişi sistemin en tepesindedir arkadaşlar Kayrılan yani arkası kollanan
kişi de Neden?
Çünkü kayırılan kişi kayırana karşı bir minnet duygusu besliyor değil mi?
Ve bunu işte saygı, minnettarlık, rüşvet, bağlılık ve hediyelerle ifade etmeye çalışıyor.
Bu sayede kayıran kişi hem gelir elde ediyor bir şekilde hem de iktidarını devam ettiriyor.
Hem de konumunu arkasını sağlama alıyor.
Kayırlan kişin oluyor derseniz böyle anlık geçici fırsatlar, imkanlar yakalıyor, zenginleşiyor falan filan.
Yani alan memnun, veren memnun hesabı diyebiliriz.
Yani aslında devir ne bildiğin, hangi okullardan mezun olduğun, bir işe ne kadar hakim olduğun değil, kimi tanıyorsun devri, ağın kim, paşan kim devri.
Evrensel ölçüleri benimseyememiş ve geleneklerin ağır bastığı toplumsal bir yapıda.
Bu tür davranışlar tabii ki daha sık görülüyor.
Bu kayırmacılık çeşitlerini biraz daha açmak istiyorum.
Dediğim gibi akraba kayırmacılığı, nepotizm demiştik.
Örnek ver Merve derseniz aklıma direkt Bağdat kasabı Saddam Hüseyin geldi.
Hem kleptokrat hem de nepotizm vardı onda.
Yani onun döneminde tam 24 sene dile kolay.
Bütün akrabalarını, eşini, dostunu hep yönetime getirmişti.
Bir yerlerde söz sahibi yapmıştı.
Sonra da onların ipini çekmişti.
Saddama bir podcast gelecektir ileriki dönemlerde.
Şimdi eş dost kayırmacılığı var dedim.
Kronizm diyoruz buna. Siyasi kayırmacılığa partizanlık diyoruz.
İktidara ve seçmen kesimlerine yönelik bir kayırmacılık söz konusuysa buna kliyantalizm diyoruz.
Bir de kulüpçülük denilen devlet kadrolarının hizmet için değil de iş bulma aracı olarak düşünülmesi mevzusu var.
Buna da kulüpçülük deniyor.
Atıyorum iki eşit puanı alan aday var karşımızda.
Ben gidiyorum kendi yandaşımı kadroya alıyorum.
İşte bu kulüpçülük oluyor. Şimdi kayırmacılık, adam kayırmacılık ve siyasi kayırmacılık olarak da iki alt gruba ayrılıyor.
Adam kayırmacılıkta işte nepotizm, kronizm, tribolizm ve hemşericilik var.
Siyasi kayırmacılıkta...
Patronaj ve klientelizm ve hizmet kayırmacılığı var.
Şimdi bunları anlatacağım tek tek.
Öncelikle nepotizmi açmak istiyorum.
Bu şu demek arkadaşlar.
Bir kişinin kendi güç ve otoritesini kullanarak sadece kendi akrabalarına ve aile fertlerine, yeteneklerine tabii ki de bakmaksızın kamuda istihdam
olana sağlaması nepotizm arkadaşlar.
Yani işe göre adam değil, adama göre iş ayarlamak diyebiliriz.
Burada tek olması gereken şey iktidar erkanından birilerinin akrabası olmanız.
Bu yeterli. İşte aile şirketlerinin kurumsallaşamama sebeplerinden biri de bu.
Sen belki de böyle gelecek vaat eden bir şirketin var.
Bunu tutup da böyle sırf anam babam atam dedem abim diye işten gram anlamayan insanları o şirkete doluşturursan tabii ki de batışın kaçınılmaz olacaktır.
Yani nepotizm kişinin Kendi mevkisini ailesinin yararına suistimal etmesidir diyebiliriz.
E peki Merve bunun ne gibi bir toplumsal sonucu olabilir ki demiş olabilirsiniz.
En önemli sonucu bence beyin göçü tabii ki.
Yüksek vasıflı insanlarımızı gelişmiş ülkelere kaptırırız.
Bu benim kanayan yaram olabilir çünkü çok üzülüyorum beyin göçü olduğu zaman ki oluyor.
Yani 100 kişiden 59'unu göç nedeniyle kaybediyoruz arkadaşlar.
Ve Türkiye en fazla beyin göçü veren 34 ülke içerisinde 24.
sırada yer alıyor. Nepotizmin bir diğer kötü sonucu da şu, çalışanlar arasında hissedilen o eşitsizlik, o adaletsizlik duygusuyla beraber iş yerlerindeki performanslarının düşüşü.
Neden? Çünkü kendilerini değersiz hissetmelerinden dolayı.
Ve bu çalışanların bireysel performanslarını arttırmak yerine çalıştıkları kurumda bulunan o üst yönetimle akrabalıkları olan kişilerle onları işte basamak olarak kullanmaları, yükselmek için.
Onlarla yakınlık bağı kurmaya çalışmaları.
Bu da çok kötü bir şey yani birilerine ağız eğmek sırf başkalarının akrabası olduğu için üst düzeydeki kişilerin bu da insanın bence kişiliğini psikolojisini karakterini bozar diye düşünüyorum.
Sırada... Eş dost kayırmacılığı var.
Buna da kronizm diyoruz.
Kronizmin kökeni de 17.
yüzyıla dayanıyor. Cambridge Üniversitesi'nde o zamanlar öğrenciler kendi aralarında böyle uzun sürecek olan yakın arkadaşlıklar için kroni kelimesini kullanıyorlarmış.
Buradan geliyor. Şu anki manasına da 1946 yılında Amerikan Başkanı Theodore Roosevelt döneminde kazanmıştır.
Roosevelt'dan ben bahsetmiştim arkadaş nedir nasıl kazanılır bölümünde hatırlarsanız.
Kendi döneminde devlet memurluğu görevlerine yetkin olmayan kişileri getiriyor.
Neden? Sırf böyle eşim dostum diye onlara peşkeş çekmiş.
Kronizmde ihaleler de böyle tabii ki yakın çevredekilere dağıtılıyor.
E Merve bunun neticesi ne derseniz?
Tabii ki büyük çaplı yolsuzluklar görülüyor arkadaşlar.
Gelelim hemşericiliğe.
Yani Türkiye'de çok var bu bunu anlatmama gerek yok zaten biliyorsunuz.
Bunun sonucu da kutuplaşmalar arkadaşlar.
Siyasi kayırmacılığa gelecek olursak yani partizanlık bu da siyasi partilerin iktidara geldikten sonra kendilerini destekleyen seçmen gruplarına ayrıcalık
tanıması oluyor arkadaşlar. Yani partizanlık eşittir politik yandaşlık demek.
Amerika'da çok sık görülüyor zaten.
Peki bunun sonucu ne Merve partizanlığın?
Şöyle şimdi seçimlerden sonra herkes devlet kademelerine Yandaşlarını koyuyor.
E ne oluyor? İşi bilen bilmeyen hepsi birbirine karışıyor.
O işin devamlılığı varsa bir sekteye uğruyor.
Bürokrasinin işleyişi aksıyor.
Ve tabii ki kamu siyasileşiyor.
Hatta 2008'de Amerika Birleşik Devletleri'nde bir araştırma yapılıyor.
Ve şu ortaya çıkıyor.
Bazı kişilerin böyle işverenlerin ön yargılarından kaynaklı olarak iş yerlerinde siyasi ayrımcılığa maruz kaldığı ortaya çıkıyor.
Terfi alamadıkları hatta işten çıkmıyor.
çıkarmaların olduğu tespit ediliyor sırf siyasi görüşlerinden dolayı.
Sırada patronaj var.
Bu da şu demek yani o siyasi süreç içerisinde siyasi partilerin iktidara geldikten sonra kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan üst düzey bürokratları görevden
alarak onların yerine kendi yandaşlarını atamalar arkadaşlar.
Gelelim kliyentalizme yani siyasette patron müşteri modeli dediğimiz olaya.
Bu da şu demek oluyor kaynakların siyasi çevrelere dağıtılması.
Yani kliyantalizm kamuda bulunan mevcut kaynakların ve rant yaratacak zenginliklerin yandaşlara peşkeş çekilmesi.
İhaleler özelleştirmeler yoluyla peşkeş çekilmesi kliyantalizm.
Yani kısacası devlete sırtını dayayan işte kayrılan grubun.
Kullanması, gözetilmesi ve hiçbir risk almadan devletin hamiliğine sığınması diyebilirim.
Bir de hizmet kayırmacılığı var bundan bahsetmek istiyorum.
Bu da işte seçimlerden sonra iktidara gelen partilerin En çok oy aldıkları seçim bölgelerini diğer bölgelere oranla daha fazla ödenek ayırması.
Burası bana oy vermedi diye sinirlenip hizmetini kesmesi ve aksatması buna da hizmet kayırmacılığı diyoruz.
Örnek ver Merve derseniz de aklıma Adnan Menderes geldi tabii ki seçim sonuçlarına sinirlenip 1954'te Kırşehir'i il olma statüsünden çıkarıp ilçe yapmıştı.
Türk demokrasisinin kara lekelerinden biridir.
Yani siyasi erkeklerin gelecek seçimlerde yeniden iktidarda kalabilmek amacıyla bütçe tahsilatlarını oylarını maksimize edecek şekilde kendi seçim
bölgelerine tahsis etmesi arkadaşlar.
Bütçe kaynaklarını bu şekilde yağmalamalarına da hizmet kayırmacılığı diyoruz.
Bir de neopatrimonyal sultanizm diye bir şey var.
Neo yeni demek zaten sultanizmde işte padişahlık sultanlık anlamına geliyor.
Patrimonyal miras yoluyla böyle babadan oğla geçen krallık padişahlık gibi düşünebilirsiniz.
Yani günümüz Türkçesiyle çevirecek olursak tek adamın saltanatı diyebilirim.
Merkezi kişiselleştirilmiş bir yönetim bu ve bu yönetimde sivil ve askeri kamu yönetimi liderin kişisel aracı haline döner arkadaşlar.
Nerelerde görülüyor derseniz Dominik Haiti ya da işte İran pehlevinin İran'ı.
Küba'da Batista diktatörlüğünde falan görülmüş.
Peki bunun neticesi nedir derseniz şu.
Birincisi kamu bürokrasisi yetkisizleşir arkadaşlar.
Bu da şu demektir.
Her türlü karar üstteki merciye sorularak alınır.
Karar alma süreci uzar da uzar ya da işte bir karar alınır o karar üstteki mercinin keyfine göre bozulur veya yenilenir.
İkincisi şudur anayasaya uygun hareket edilemez.
Anayasa ve yasaların uygulanmasında eşitsizlik olur, adamına göre muamele olur, kayırmalar söz konusu olur.
Üçüncüsü zaten fikir hürriyeti diye bir şey yoktur.
Dördüncüsü ekonomik belirsizlik ve öngörülmezlik hakimdir ve bundan dolayı yatırım ortamına uygunluk zaten.
Zaten söz konusu değildir.
Ülkenin ekonomisi tepetaklak gider.
Dördüncüsü yolsuzluk tıpkı bir kanser hücresi gibi toplumun en önemli sahalarında yaygınlaşmaya başlar diyebiliriz.
Son olarak toplayacak olursam arkadaşlar kleoptokrasi devletin bütün kaynaklarını çalmak demektir.
Peki nasıl yapılır Merve bu?
Şöyle. Şimdi doğal kaynakları kamulaştırarak işte petrolü, altını, doğalgazı artık ne varsa alarak sonra işte bu kamulaştırdıklarının başına yandaşları getirerek çünkü
neden? Hakeme rüşvet vermeden büyük bir maç oynayamazsınız.
Bütün ticareti kontrol altına alarak fiyatları şişirip talep yaratmak için malları ellerinde tutarak halktan astronomik vergiler toplayarak kleptokrasi yapılır.
Kleptokrasi kısaca.
Budur arkadaşlar. Sıradan bir hırsız paranızı, cüzdanınızı, bisikletinizi çalar.
Politik hırsız ise geleceğinizi, hayallerinizi, bilginizi, eğitiminizi, sağlığınızı, gülümsemenizi çalar.
İkisi arasında tek fark vardır.
Sıradan hırsız sizi seçer, siyasi hırsızınızı kendiniz seçersiniz.
Kalbinizin çalınmasını diliyorum.
Pazartesi günü yeni bölümümle tekrar karşınızda olacağım.
Beni instagramda takip etmek isteyenler için adresimi aşağıya bırakıyorum.
Görüşmek üzere kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
