
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Transkript
Sizce kalıcı mutluluk diye bir şey var mı?
Bir insanın hayallerinin gerçek olması onun mutluluğunun daim olacağı anlamına mı gelir?
Peki sizce sonsuza dek süren bir acı var mıdır?
Merhabalar Ortamda satılacak bilgiye hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugünkü konumuz hedonik adaptasyon.
Yani Türkçe anlamıyla hazla uyum olarak da tanımlayabileceğimiz bir durum.
Buna hedonik koşu bandı diyenler de var.
Peki nedir bu hedonik adaptasyon?
Şöyle düşünelim. Diyelim ki sıfırdan zengin oldunuz.
Size böyle büyük bir ikramiye vurdu.
Ama acayip zenginsiniz.
Hayal etmesi bile çok güzel değil mi?
Ya da normal bir hayatınız var ama bir kaza geçirdiniz ve felç oldunuz.
İşte her iki uç durumda da...
Başlangıçtaki mutluluk seviyeniz her neyse ona geri dönüyorsunuz.
Bunu kişinin mutluluğu yani mutluluğa ya da acıya olan adaptasyonu uyumu gibi düşünebilirsiniz.
Yani bu şu kapıya da çıkıyor.
Diyelim ki geliriniz sürekli artıyor artıyor artıyor ama mutluluğunuz sanmayın ki mutluluğunuz da artacak.
Hayır o başlangıç seviyesine her şekilde geri dönüyorsunuz.
Hatta ve hatta para kazandıkça beklentileriniz arzularınız daha çok artacak.
Eskiden bir ayakkabıyla bir yıl idare ediyordunuz.
ve buna itirazınız yokken artık 10 ayakkabı alsanız bile bu size yetmez olacak.
Hatta geçen gün Halil Cibran'ın bir kitabını okuyordum.
Kitabın adı Kum ve Köpük.
Tavsiye ederim gerçekten güzel bir kitaptı.
Orada şöyle bir cümle vardı.
O cümleyi aldım ve kalbime koydum.
O kadar anlamlıydı ki. Diyordu ki tam da bu duruma uyuyor.
Kadehim boşken doluluğunu umursamam.
Ancak yarı doluyken yarı doluluğuna kederlenirim.
Diyordu Halil Cibran. Ne kadar doğru değil mi?
Yani etrafınıza bakın.
Fakirler hallerinden öyle sandığınız kadar memnuniyetsiz değilken zenginler hep daha açgözlü.
Hep daha fazla, hep daha fazlasını istiyorlar.
Hatta kendimden örnek vermek istiyorum burada.
Ben iş alırken hep şunu fark ettim.
Sözleşme imzalıyorsa. Durumu olan insanlar hep böyle benden indirim istiyorlardı.
Yani zengin olanlar hep indirim istiyorlardı.
Ama durumu olmayan insanlar hiçbir şekilde böyle...
Merve indirim yap vesaire diye bir talepte bulunmuyorlardı.
Bu benim çok bilgimi çekmişti.
İşte böyle bir durum yani. Hatta bu hedonik koşu bandı teorisine göre zengin insanların fakir insanlardan daha mutlu olmadığı tespit edilmiş.
Bakın bu çok önemli. Zengin insanların fakir insanlardan daha mutlu olmadığı tespit edilmiş.
Ve hatta şöyle bir şey tespit etmişler.
Böyle ciddi maddi sıkıntılar yaşayan insanların bazen böyle oldukça mutlu olduğunu gözlemlemişler.
Yani burada aslında bir yeşil çam repliği vermek istiyorum.
Parayla saadet olmaz.
Yani daha kötüsü de şu ebedi mutluluk diye bir şey.
yokmuş ama iyi bir haberim de var ebedi acı diye bir şey de yok onu da söyleyeyim şöyle de bir mutluluk araştırması var arkadaşlar insan mutluluğunun %50'si genlere bağlı %40'ı da
hayata bakış açısına %10'u da dış koşullara bağlıymış bu genlere bağlı olma durumu bence çok can sıkıcı genlerimize bağlı olması bunu da bir kitapta okumuştum seninle başlamadı diye bir kitap
var çok çarpıcı bir kitap lütfen okuyun bu kalıtsal travmaları falan anlatıyor orada da şöyle bir durum vardı travmaların etkilerinin nesilden nesile geçebileceğini böyle bilimsel olarak kanıtlanmış
bu kitapta da zaten bunu söylüyor yani demem o ki sizin dedeniz böyle içki içen kumarbaz ya da çapkın bir adamsa bu davranışları sonraki nesile Esirlerden biri tarafından da yinelenebilirmiş.
Ya da ilk doğan kız çocuk babasını nasıl algılıyorsa.
Mesela bir kızınız var. İlk çocuğunuz kız oldu.
Ve bu kız çocuğunuz babasını nasıl algılıyorsa.
Diyelim ki babası kontrol manyağı ulaşılmaz bir baba.
Bu özellikle onun bir erkekle daha sonraki evliliğini farkında olmadan o erkeği seçmesini vesile olan sebepmiş.
Hani derler ya gittim babam gibi bir adamla evlendim işte bu çok doğruymuş.
Ya da diyelim ki mesela büyük büyük anneniz ya da babaanneniz bir çocuk gelindi ki çok mevcut bunlar.
Sizin de kendinizden yaşça büyükçe bir adamla evlenmeniz çok muhtemel.
Yalnız bunu bilinçsizce yapıyorsunuz bilinçli bir şekilde değil.
Yani mutluluğunuzun %50'si genlerinizde saklı ve genlerinizle aktarılıp size gelmiş oluyor.
Keşke böyle olmasaydı ama böyleymiş.
Yani bu ispatlanmış bir şey bu anlattığım.
Kitabı da okuyabilirsiniz bu arada.
Seninle başlamadı kitabın adı.
%40'ı da hayata nasıl baktığınızla alakalı.
Mesela Çok pesimist bir insansanız piyango vursa da çok mutlu olsanız bile yine o eski pesimist insana geri döneceksiniz.
Ve kalan %10'luk dilimde zaten hedonik uyumunuza bağlı.
Zaten bununla ilgili bir makale de var bu hedonik adaptasyonla ilgili.
Okumak isteyenler için piyango kazananlar ve kaza mağdurları diye bir makale.
Enteresan bir makale. Burada da diyor ki piyango kazanan insanlar bir sene sonra bakın bir sene sonra eski hallerine yani mutluluk seviyelerine geri dönecekler.
Hemen burada yeni evliler için bir kötü haberim var.
Yeni bir evliliğin mutluluk süresi maksimum 3 seneymiş.
Üç sene. Çok üzücü.
Ama zaten hep o aşkla devam etsek.
Yani hep o kalp çarpıntısı, o midede kelebekler uçma durumu hep olsa.
Kalp krizi geçiririz.
Yani zaten bu da ispatlanmış.
Kalp krizi geçirme olasılığımız yükselirmiş.
Yani düşünsenize her gün adam kapıdan giriyor ya da kadın.
Size o heyecanla, o heyecanla, ilk günkü heyecanla her gün her gün o kalbinizin ne kadar yorulacağını bir düşünün yani.
Bence kalp için çok yorucu.
Yani vücutta bir süre sonra aşkınıza uyum.
sağlıyor. Aşk oyun sağlıyor ve hedonik adaptasyon geçiriyor.
Normal cüzeye iniyor. Ve siz erkenden ölmeyin diye bunu yapıyor bence.
O yüzden aşk dediğimiz şey aslında böyle menzile varmadan tadılan duygudur belki de.
Bilemiyorum. Çünkü aşk mutlu sonuna bittiği zaman, nihayetlendiği zaman ölüyor.
Yani yerini sevgiye bırakıyor.
O yüzden hep derler ya evlilik aşkı öldürüyor.
Evlilik aşkı öldürüyor falan. Sebebi hedonik adaptasyon.
Evlilik aşkı falan öldürmüyor.
Hedonik adaptasyona uğruyor.
Yani siz evliliğinize de uyum sağlıyorsunuz.
Aşka da uyum sağlıyorsunuz. Burada evlilik ve hedonik adaptasyon demişken hemen bir Freud örneği vermek istiyorum.
Nasıl bir hedonik adaptasyona uğradığını görün.
Mesela Freud'un karısı Martha'ya olan aşkını bilmiyorum biliyor musunuz ama kitabını hayatını okuyanlar bilir zaten.
Adam karısına Martha'ya nişanlı iken bakın binlerce mektup yazıyor.
Binlerce abartmıyorum binlerce.
Ama ne metiyeler ne aşk sözleri.
Böyle sanırsınız ki adam iflah olmaz bir romantik.
Freud'dan bahsediyorum evet.
Neyse sonra karısı Martha, nişanlısı Martha ile güzelce evleniyorlar falan filan.
Kadın aynı kadın değişen hiçbir şey yok.
Martha zaten Yahudi, Freud da Yahudi bu arada.
Ve Yahudiler biliyorsunuz yani geleneklerine çok sıkı sıkıya bağlıdır.
Çok çocuk doğururlar, dini ritüellerini çok yerine getirirler.
Evine, yurduna bağlıdırlar.
Yani tipik bir Yahudi kadını Martha.
Fakat Freud aynı Freud değil.
Yani evlendikten sonra adam hayaline ulaştı ve evliliğini çok monoton çok sıkıcı bulmaya başladı.
Ve karısının o ilk baştaki o halleri var ya hudidi vesaire de gelenekleri batmaya başladı.
Yani evin içerisinde mum yakmasını bile istemez hale geldi.
Çok zaten otoriter bir adam Freud.
O kadar böyle hani batmaya başladı o kadının yaptıkları ona.
Ve heyecanı bitti.
Ve yeryüzünde başka bir kadın kalmamış gibi gidip Marta'nın kız kardeşiyle Yani baldızıyla beraber oldu Freud.
Evet Freud'dan bahsediyorum.
Baldızıyla beraber olmuş düşünebiliyor musunuz?
Çünkü ne oldu? Evlendi.
Hayaline ulaştı.
Evliliğini monoton bulmaya başladı.
Karısını beğenmemeye başladı.
Çok sıkıcı bulmaya başladı.
Karısının bütün Yahudi gelenekleri ona batmaya başladı.
Ki bilerek bunu evlenmişti onunla.
Karısının evde mum yakmasına bile tahammül edemez hale geldi.
Yahudiler mum yakarlar böyle.
Yani dediğim gibi başka bir kadın kalmamış gibi gidip baldızıyla Marta'yı...
Aldattı. Neden yaptı bunu?
Çünkü evlendi, alıştı, uyum sağladı, hedonik adaptasyona uğradı, heyecan tükendi vs.
Hayalleri gerçek oldu ve eski haline geri döndü.
Burada hemen Freud demiş ki kendimizden de örnek vermek isterim.
Burada ben şunu örnek vereceğim.
Geçen sene Cemil Meriç'in Bu Ülke diye bir kitabı var.
Bunu okumuştum. Çok güzel bir kitap okursanız arkadaşlar.
Hatta muhakkak okuyun. Çok kıymetli bir kitap.
Ve fikir işçisi diyor Cemil Meriç kendisi.
Çok doğru. Fikir işçisi Cemil Meriç'in biyografisi bu kitap.
Ama burada birçok şeye de parmak basıyor.
Eğitim hayatınızda önceden mesela birçok şeyi görme şansınız olacak.
Ama benim burada dikkatimi çeken bir şey daha vardı.
Ondan bahsedeceğim size. Kitapta Cemil Meriç'in evliliğiyle olan bir kısım vardı ben orada çok duygulanmıştım.
Cemil Meriç eşi Fevzi Hanım için diyor ki bu arada gözleri kör oluyor Cemil Meriç'in yani gitgide görmez hale geliyor bir hastalıktan dolayı.
Cemil Meriç eşi Fevzi Hanım için diyordu ki ben...
seni tanıdıktan sonra yaşamaya başladım diyordu bu söz beni çok duygulandırmıştı hatta demiştim ki nasıl bir romantik bir adam bu demiştim çok hoşuma gitti yani hatta şey diyordu vatanımsın sen benim kokladığım
havasın içtiğim su sensin diyordu karısına bakın Cemil Meriç bunu karısı Fevzi Hanım için söylüyor çok güzel çok hoş tabi ben orada böyle gözlerim dolu dolu mest olmuşum falan İşte adama bak diyorum helal olsun falan.
Neyse okumaya devam ettim. Ne göreyim daha sonraki satırlarda?
Sanki o satırları yazan adam o değil.
Karısını Lamia Hanım diye bir hanımla aldatıyor.
Ve ona yazdığı mektupta da mektuplardan da oluşmuş bir kitabı var okursanız.
Kafka'nın Milena'ya mektupları ne yani?
Öyle söyleyeyim öyle mektuplar o kadar güzel ki.
Evet karısını aldatmış ama mektupta yazmış kadına Lamia Hanım'a.
Ve gerçekten... İnanılmaz mektuplar çok çok etkileyici.
Dediğim gibi Kafka'nın Milana'sı halt etmiş diyebilirim.
Çok beğendim. Neyse Lamia Hanım'a mektuplar yazmaya başlıyor.
Hani sen karına aşıkın ölüyordun falan.
Ve şey diyordu Lamia Hanım.
Hangi sevgili diyor seninle boya uçuşabilir.
Lamia'm sen doyulmayansın.
Sen kanılmayansın.
Sen benim rüyamsın diyordu Lamia Hanım'a.
Ben şok. Sonra kendi kendime dedim ki.
Ulaşsaydı. Doyacaktı Lamia'ya kanacaktı ve bitecekti rüyası.
Haksız mıyım? Yani zaten tıpta da aşk bu şekilde tanımlanmıyor mu?
Böyle yarım kalan her şeyi tamamlamaya çalışmıyor mu beynimiz?
O tamamlama duygusu da zaten aşk olmuyor mu?
Tamamlanamama pardon. Tamamlasa aşk olmayacak belki.
Yarım kalan şeyleri beynimiz aşk olarak atfediyor.
Yani o yüzden kavuşamadığınız, yarım kalmış bir ilişkiniz varsa böyle karalar bağlamayın.
Hani Haldun Taner'in bir sözü var ya bir hayalin gerçek olması kadar hayal kırıcı bir şey yoktur diye.
Aslında bunu bir düşünün derim ben.
Hatta burada Oscar Wilde'ın bir hikayesi var onu anlatmak isterim size.
Çok severim bu hikayesi. Hatta Oscar Wilde ile ilgili bir biyografi podcastı çekmeyi düşünüyorum çok yakın bir zamanda.
Evet bu hikayeyi de çok seviyorum.
Sizinle de paylaşmak istiyorum. Hikaye şu şekilde.
Vakti zamanında bir balıkçı varmış.
Bu balıkçı günlerce, gecelerce denizde avlanır sonra evine geri dönermiş.
Onu eve dönerken gören mahalleli adamın etrafını çevirirmiş ve balıkçıya sorarmış.
Derlermiş ki bugün ne gördün denizde avlanır?
...bize de anlatsana.
Ve adamcağız bıkmadan, usanmadan hep aynı şeyi anlatırmış.
Dermiş ki, dünyalar güzeli deniz kızları gördüm.
Altından taraklarla saçlarını tarıyorlardı.
Tabii herkes bu nefesini tutuyor, adamı soluksuz bir şekilde dinliyorlar.
Derken bu hayalperest balıkçı yine bir gece avlanmak için denize açılıyor.
Bir de ne görsün? Dünyalar güzeli deniz kızları altından taraklarıyla güzelim saçlarını böyle tarıyorlarmış.
Neyse adam işte pılını pırtını topluyor denizden evine geri dönüyor.
Mahalleli yine koşarak etrafını çeviriyor.
Anlatsana bize ne gördün ne gördün?
Adam diyor ki hiç hiçbir şey görmedim.
Ve sonsuz bir kederle evinin yolunu tutuyor.
hikaye tam olarak böyle olmayabilir hatırladığım kadarını anlattım ama Oscar Wilde affetsin beni severim kendisini ama tema bu yani hayallerinin gerçek olması yani bir insanın hayallerinin gerçek olması sandığınız
kadar iyi bir şey mi bunu bir düşünün derim çünkü sonrası yok bitti Hani Dostoyevski diyordu ya Christophe Colomb Amerika'yı bulduğunda mutlu olmadı.
Ararken mutluydu. Bakın bu çok güzel bir sözdür.
Diyor ki Colomb Amerika'yı bulduğunda mutlu olmadı.
Ararken mutluydu. Keşke bulmasaydı da bu arada.
Yani kendi açımdan da öyle.
Ben seyahat etmeyi çok seviyorum ama gideceğim yere varmaktan çok o yolda olma halini seviyorum.
Çünkü o aradaki zaman var ya orada ben anılarımı biriktiriyorum.
Tecrübeler kazanıyorum. Hatta bir geçen TED konuşmasına denk gelmiştim.
Adam diyordu ki bakın Everest'te çıkanlar yoldayken daha mutlular.
Zirvedeyken değil. Tabi burada sırf fotoğraf çektirmek için böyle dünyanın parasını verip helikopterle dağın zirvesine böyle 5 dakikada inenlerden bahsetmeyin.
Aşağıdan yukarı tırmanan o koca yürekli insanlardan bahsediyorum.
Ve geçen yaz bu arada aklıma geldi.
Geçen yaz bir arkadaşım bana demişti ki.
Bu arada kendi kendine konuşmak gerçekten çok zor.
Bir monolog şeklinde böyle keşke diyalog yapabilsem biriyle ama yani zor oluyor gerçekten.
Neyse geçen yaz bir arkadaşım bana şöyle demişti.
Dedi ki çok istediğim.
Yıllardır hayalini kurduğum bir araba vardı.
Ve sonunda aldım dedi. Aa dedim ne güzel falan.
Her gün yıkıyorum parlatıyorum.
Arabamda sigara içirmiyorum.
Bırak onu tekerliklerine kadar siliyorum arabamı dedi.
Ne kadar güzel dedim ya.
Rüyam gerçek oldu falan diyor.
Neyse sonra şey dedi. Çok mutluydum.
Ama aradan dedi 2-3 ay geçti.
Ben arabama izmarit atmaya başladım dedi.
Belki bu böyle büyük bir olay değil ama.
Aynı şeyi ilişkilerimde de yapıyorum dedi.
Yani elde etmeye çalışırken çok mutluyum.
Açtığım zaman soğuyor, bitiyor dedi.
Ben ne yapacağım dedi ya.
İşte bu hedonik adaptasyonun hayatımıza yaptığı etkilerden birisi.
Çağın kanseri gibi bir şey bence.
Hedonik adaptasyon. Sadece bizi değil çocuklarımızı da etkiliyor.
Şöyle düşünün. Dikkat edin bir oyuncak alıyorsunuz.
O çocuğun mutluluğu sadece 2 dakika süre.
2 dakikayı geçmiyor. Yani hazda uyum sağlama yeni nesilde daha korkunç boyutlara ulaşmış durumda.
Geçen bir psikoloji programı izliyorum.
Bir tane kız vardı estetik bağımlısı.
Z kuşağından bir kız. Röportaj yapıyorlar.
Benim dikkatim o estetik bağımlılığı çekmenin.
Şöyle demişti. Dedi ki ailemin bana yaptığı en kötü şey.
Her istediğimi ama her istediğimi anında yapmaları ve almaları oldu.
Beni artık hiçbir şey heyecanlandırmıyor dedi ve ben hiçbir şeyden mutlu olamıyorum.
En uzun mutluluğum 5 dakika sürüyor dedi.
Bu çok uç bir şey farkında mısınız?
Yani Y kuşağının mensupları bu anne babalarından hep şunu duymuşlardır.
Ne diyordu işte anneler babalar?
Ben küçükken annem babam bana bayramlık ayakkabı alırdı.
Sabaha kadar mutluluktan uyuyamazdım.
Bayram ayakkabılarımı her gün silerdim, parlatırdım, kaldırırdım.
Yani bu sözleri muhakkak duymuşsunuzdur.
Y kuşağının mensuplarından bahsediyorum.
Yani işte bir şeyi böyle kolay elde etmek aslında iyi bir şey de değil.
Çünkü onlar onun hayalini kuruyorlardı ve belki hemen alamayacaklardı.
O yüzden çok kıymetliydi. Ama şimdiki çocukların her şey her istediği anda hemen oluyor.
Yani hiçbir hayal kurma, bir efor sarf etme, bir bekleme hiçbir şey yok.
Hatta daha da acısı yeni seni ne zaman alırım diye direkt soruyorlar.
Ve biz yetişkinlerden hiçbir farkları yok.
Yani hepimiz bu hedonik çarkın içinde böyle hapsolmuş gibi değil miyiz?
Yaşamlarımızı değiştirmek için çok çabalıyoruz.
Çok efor sarf ediyoruz ama asla kalıcı mutluluğu bulamıyoruz ve bulamayacağız da.
Çünkü bu çarkın içinde dönüp duran o hamsterlar gibiyiz hiçbir farkımız yok.
Ne kadar ter dökersek dökelim başlangıç noktamıza geri dönüyoruz.
Hiçbir şey fark etmiyor. Peki gerçekten kalıcı mutluluk diye bir şey var mı?
Bence yok. bu Schopenhauer haklı hani diyordu ya insanoğlu doyumsuzdur sürekli ister elde ettikçe daha fazlasını ister yani o kadar doğru bir şey ki yani sırf bir sebeple kalıcı mutluluk çok mümkün değil diyordu
gerçekten doğru bir şey bu zaten biyolojimizde de aykırı geçen Serdar Kuzlu onu dinliyorum şey demişti bir arkadaşının bir yaz işte bir arkadaşı varmış çok zengin bir arkadaşım vardı onun Süper
lüks bir yatı varmış.
Onun için de diyor işte seyahat ediyoruz falan.
Tatil yapıyorlarmış herhalde.
Neyse bu adamın hemen yanına daha überlüs bir yat yanaşmış.
Ve o adam kendi yatını unutup şöyle bir bakıp iç geçirmiş.
Demiş ki bunda bunda şu özellikler var.
Benim yatım da yok. Ben de bundan alacağım ya falan diye iç geçirmiş.
Yani aslında bu çok doğru değil mi?
Bakın daha fazlasını. Hani başlangıçta demiştim ya zenginler azla yetinmez.
Hep daha fazlasını ister. İşte bu olayla bu kapıya çıkıyor yani.
şekilde. Bu da enteresan bir örnekti.
Kendi hayatınızdan şöyle bir düşünün.
Yani bir isteğin gerçekleşmesi onu istediğimiz zaman duyduğumuz hevesi öldürmüyor mu düşündüğünüz zaman?
O yüzden ben o çok sevdiğim bir kitap var.
Simyacı kitabı zaten çoğunuz okumuşsunuzdur.
Simyacı kitabının kahramanı gibi olmayı yeğlerim.
Yani yolda olmak. Belki de Hayattaki en güzel şeydir.
Yani gideceğiniz yere hemen varmamak.
Belki de daha güzeldir hayallerinize hemen ulaşamamak.
Ve buraya kadar söylediklerimden belki kötü bir sonuç çıkardınız ama başlangıçta dediğim gibi bu hedonik adaptasyon olmasaydı biz acılarımıza da uyum sağlayamazdık.
Yani sevdiğimiz biri öldüğü zaman her gün ama her gün aynı acıyla kahrolduğunuzu düşünsenize.
Yani biz büyük acıları da atlatamazdık.
Ne de olsa gamsızız, insanoğluyuz ve bir şekilde atlatıyoruz.
Annemin bir sözü vardı, burada hemen onu söyleyeyim.
Diyordu ki, Tanrı ölüm acısını dağlara vermiş.
Dağlar taşıyamamış, yıkılmış derdi.
Nehirlere vermiş, nehirler ağlamaktan kurumuş.
Rüzgârlara vermiş, esmiş esmiş de tükenmiş.
En sonunda hepsi dile gelip, al bu acıyı dayanamıyoruz demişler.
Tanrı ölüm acısını onlardan almış ve biz insanoğluna vermiş.
İnsanoğlu arsızmış, çabuk unutur, çabuk alışırmış.
Dağları yıkan, nehirleri kurutan.
Rüzgarları tüketen ölüm acısı insanı tüketmemiş.
İnsan acının ilk haliyle kavrulmuş.
Kavrulmuş ama zamanla alışmış derdi.
Çok doğru bence bu.
Peki bu makus kaderimizi sizce değiştirebilir miyiz?
Her gün her gün sonsuz mutluluk.
Mutluluk mümkün mü? Sonsuz mutluluk.
Bu çarkı kırabilir miyiz?
Yani bu böyle biraz da olsa mümkün tabii.
Bunun için önerilenler ise şöyle.
Diyor ki uzmanlar duygulara takıntılı olmayın.
aşk acısı mesela duygu derken hiç geçmeyen aşk acısı gördünüz mü hayır görmemişsinizdir Sezen Aksu'nun dediği gibi ne diyordu zaman Sadece birazcık zaman.
Ve mutluluğa takıntılı olmayın diyor uzmanlar.
Çünkü mutluluğa takıntılı olmak kaçınılmaz olarak başka bir şeyi aramakla sonuçlanacaktır.
Yeni bir ev, yeni bir ilişki.
Yani seni ne mutlu eder? Yeni bir araba hemen alayım.
Ne mutlu eder? Yeni bir ev.
Hayır sen yine başlangıç seviyene döneceksin.
Yeni bir ev, yeni bir ilişki, yeni bir çocuk, yeni bir terfi.
Sonu gelmeyen kıstır bir döngün.
Yani mutluluğa takmayın, takıntılı olmayın.
Sizi mutlu eden şeylere odaklanın.
Anlık hazlara değil.
Yani bununla ilgili benim eşimin annesinin dediği bir şey var.
Bir kere demişti ki bana çocuklarım küçükken onlar hemen büyüsün hemen evlensin aman hemen yuva kursunlar istedim her anne gibi.
Yani hiçbir zaman ana odaklanamadım dedi.
Yani küçükken hiçbir zaman onların anına odaklanamadım.
Bir bakmışım ki dedi büyüyüp yuvadan uçup gitmişler.
Şimdi anlıyorum ki En güzel zamanlarım o arada geçen zamanmış dedi.
Yani o koşturmalarım, o koşuşturmalarım, onları büyütme telaşım.
Bilememişim, anda kalamamışım dedi.
Yani sonuç mutluluk getirmiyor.
Çocuklar evlendik, hayır mutluluk getirmiyor.
Yolda olun, anda kalın, o anın tadını çıkarın.
Çocuğunuz bebekse o ana hani odaklanın.
Daha küçük bebekse hemen büyüsün istiyoruz ya.
Hayır gerek yok yani o anın tadını çıkarın.
Gerçekten büyüdükleri zaman o kadar çok özlüyorsunuz ki o bebeklikleri.
bir başka öneri de şu çok zevk aldığınız şeylere odaklanın bence bu çok doğru bence ben mesela Yüzyıllar boyunca kitap okusam, yaşasam yüzyıllar boyu kitap okusam gerçekten aynı hazlı yaşarım
ya da işte belgesel izlesem falan gerçekten korkunç zevk alırım ya da seyahat etsem bir yerlere.
Hiçbir şekilde o haz sürekli yenilenir, sürekli mutlu olacağımı düşünüyorum bu şekilde.
Yani buradaki öneri bence çok doğru.
Çok zevk aldığınız şeylere odaklanın.
Daha sonra şey diyor, sevdiğiniz insanlara daha çok vakit ayırın diyorlar.
Doğru bence. Ve hayatınızda...
Ve kendinizde minik bile olsa değişiklikler yapın.
Bence bu da doğru. Mesela evli kadınlar sürekli saç modeli değiştiriyor.
Eşlerinin onları fark etmesi bekliyor falan.
Aslında bu doğru bir şeymiş. Yani sanki saçımızı değiştirince başka bir kadın oluyormuşuz gibi adamlara fake attığımızı zannediyoruz.
Ama doğru bir yoldaymışız.
Bu bence evet sürekli minik minik yenilikler yapabilirsiniz kendiniz üzerinde.
Başkalarına yardım edin diyorlar.
İşte bir çocuk esir yeme kurumuna gidin.
Yaşlılara yardım edin. Muhtaç olan insanlara yardım edin.
Bir fedakar. yapın bu çok güzel bir duygu zaten fedakarlık gerçekten çok güzel bir şey böyle insanlara yardım etmek bu da mutluluk getiriyor bence çünkü bir karşılık beklemeden yapıyorsunuz ve bence bu çok güzel bir
şey her gün minnettar olduğunuz 5 şeyi mutlaka düşünün diyor uzmanlar hatta bunu bir kağıda da yazabilirsiniz işte ne bileyim çocuğum var işte iyi ki oldu ne bileyim işte hayatım şöyle böyle 5 tane bir şey bulup yazabilirsiniz
ve gerçekten minnet duyacaksınız İlişkilerinize verdiğiniz çabayı arttırın.
Çünkü gerçekten bunun bir dönüşü olacağını söylüyorlar.
Düşünsenize mesela eşinize ekstra bir ilgi gösteriyorsunuz bir anda.
Ekstra bir sevgi, ekstra bir şey gösteriyorsunuz.
Hiç yapmıyorsunuz belki bunu bir anda yapıyorsunuz.
Adam der ki ne oluyor ya?
Ya da kadın der ki ne kadar güzel davranıyorsun bana.
Ben de ona öyle davranayım.
Bakın bu geri dönüşü olan bir şey.
Çok güzel bir şey bu. Kendinize özen gösterin diyorlar.
Egzersiz yapın. Bu bence tecrübeyle sabit.
Yani spor gerçekten büyük bir serotonin sağlıyor.
bana ve mutluluk getiriyor.
Bu arada mutluluk kelimesi demişken böyle mutluluk mutluluk dedik.
Mutluluk kelimesinin İngilizcesi happiness yani happiness den geliyor.
Yani happiness ne demek? Eylem demek.
Yani eylem içinde mutluluk.
Ne kadar anlamlı bir kelime değil mi?
İngilizce çok anlamlı bir kelime karşılığı.
Yani son olarak şunu unutmayalım.
Hiçbir şey ama hiçbir şey asla kalıcı mutluluk sağlamaz.
Ama acılarınız da sonsuza dek sürmeyecek bunu unutmayın.
Hepinize hedonik adaptasyonsuz veya adaptasyonlu nasıl istiyorsanız böyle günler diliyorum.
Haftaya tekrar görüşmek dileğiyle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
