
Yeni yıl hediyeniz SARAR’dan!
82 yıldır kalite, özenli işçilik ve zamansız tasarımları bir araya getiren SARAR, yeni yılda özel hediye seçenekleri ile sevdiklerinize “iyi ki varsın” deme imkanı tanıyor. Yeni yıl ruhunun beraberinde getirdiği umut, ışıltı ve tazelik; her parçada özenle işlenen detaylar, modern çizgiler ve SARAR kalitesiyle hayat buluyor.
Sevdiklerinize “iyi ki varsın” demenin en şık hali, yeni yılın ışıltısını taşıyan SARAR hediye seçkisinde sizleri bekliyor.
Detayları incelemek için tıklayınız.
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi
Twitter: @OrtamlardaB
Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com
Yeni çıkan kitabım “Kendimi Nasıl İyileştiririm?”i almak için: https://amzn.eu/d/0wFlqHl
Bu bölüm "SARAR" hakkında reklam içerir.
Transkript
Sarar, Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sunar.
Herkese merhaba. Türkiye'nin en çok dinlenen podcasti.
Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Açılışımı böyle yaptım.
Çünkü bu sene yine Spotify Türkiye listelerinde Türkiye'nin en çok dinlenen podcasti Ortamlarda Satılacak Bilgi oldu.
Bu arada Fizi'de de özel bölümlerim var biliyorsunuz.
Fizi'de de yine en çok dinlenen olduk.
2025 yılında. Daha önceki senelerde de olmuştuk.
Birinci olmuştuk. Apple Podcast aynı şekilde birinciyiz.
Senelerdir birinciyim orada.
Spotify'da yine bu sene birinci olduk arkadaşlar.
2021'de başladım podcast'e ve üçüncü kez Spotify Türkiye listelerinde birinci oluyoruz.
O zaman nicelerine hep birlikte diyorum ve beni dinleyen herkese buradan çok teşekkür ediyorum tekrar ve sesimle sarılıyorum size.
2026'da da umarım hız kesmeden bu beraberliğimiz devam eder.
Hadi o zaman başlayalım. Şimdi arkadaşlar malum yeni yıla çok az kaldı ve şimdiden çoğumuzu bir hediye telaşı aldı diye düşünüyorum.
Bu konu hakkında şöyle bir konuşalım istedim.
Hani bazen böyle yarım elma, gönül alma denilen, bazen çamsa kızı, çoban armağanı diye takdim edilen hediye nedir arkadaşlar?
Öncelikle buradan başlayalım.
Arapça kökenli bir kelime hediyeden geliyor.
Hediye ikiye ile yola çıkmadan kesilen kurban, uğurluk, yol armağanı anlamında.
Hediye aslında en yalın haliyle ifade edecek olursam bir kişiye böyle karşılık beklemeden, altını çizerim, karşılık beklemeden verildiği varsa sayılan ama çoğu zaman sosyal, duygusal ve
kültürel anlamlar taşıyan bir verme eylemidir arkadaşlar.
Sosyolog Marcel Mals'ın tanımıyla hediye vermek, kabul etmek ve karşılık vermek.
Altını çizelim buralara geleceğiz az sonra.
Vermek, kabul etmek ve karşılık vermek zorunluluklarını içinde barındıran ve bu yüzden tamamen özgür olmayan Bir toplumsal eylemdir demiş hediye için sosyolog
Musk. Şimdi işin bir de bu boyutu var arkadaşlar.
Öyle hediye deyip geçmeyelim.
Yani hediye aslında bir niyet taşıyor.
Bakın burası çok önemli. Bir mesaj veriyor karşı tarafa.
O ilişkinin seviyesini gösteriyor bazen ki.
Bazen bir hediye sevginin, minnetin, bazen bir özrün, bazen bir güç göstericisinin aracı da olabiliyor değil mi?
Bunu bir düşünün arkadaşlar. O yüzden şimdi size bir soru.
En son kime hediye aldınız ve ne niyetle aldınız ve karşı tarafa vermek istediğiniz ana mesaj neydi?
Ben en son bir arkadaşıma Mevlana'nın mesnevisini aldım.
Bir arkadaşıma da girişimcilikte böyle alakadar olduğu için o konuda bir kitap aldım.
Kitap almışım yani ama kitap okuyan insanlar.
Şimdi size sorunca şöyle bir düşündüm arkadaşlar neden ben bunları almışım.
Çünkü bu Mevlana'nın kitabını aldığım kişi aslında spritüel bir tarafı var.
Oradan çok besleniyor, şifalanıyor işte ilgi alanı olduğunu biliyorum falan.
Bu kısım önemli arkadaşlar. Karşınızdakini hediye alırken ilgi alanını bilmeniz gerekiyor.
Bilmiyorum hoşuna gideceğini düşünerek aldım.
Niyetim buydu. Mutlu olsun diye.
Bu arada kanalımda Mevlana bölümü var.
Eğer sizin de böyle alanlara ilginiz varsa mutlaka dinleyin ki en çok sevilen bölümlerden biri.
Hediye almak, hediye vermek dediğim gibi bunlar karşılıklı bir bağ kurma aracı.
Hani öyle alalade bir şey değil arkadaşlar ve bizim kültürümüzde bir söz vardır.
Derler ki bir kahvenin 40 yıl hatırı vardır değil mi?
İşte bundan dolayı olsa gerek mesela bazı mali müfettişler denetledikleri kurumlarda.
Bir acı kahve bile içmezlermiş.
Neden? Çünkü hediyenin böyle bıçak sırtında duran çok hassas bir dengesi var arkadaşlar.
Hediye mütecaviz olabilir, taciz edebilir, baskı unsuruna dönebilir diyor Prof.
Dr. Emine Gürsoy Naskali hocamız.
Çalışmalarını çok beğeniyorum daha önce de söylemiştim.
Bu arada arkadaşlar hediye kelimesi Arapça dedim ya.
Hani bunun yerine pek çok Öztürkçe kelime önerilmiş vakti zamanında ki.
Kulağa en yakını bunlardan Armağan bence.
Diğerlerine şöyle bir bakayım dedim.
Hani neler önerilmiş?
Teperik, zını, kadak, peru, soyurgal, andaç.
Daha bir sürü var ama bunlar böyle en gözüme çarpan.
Soyurgal ne ya? Hani sana bir soyurgal vermek istiyorum.
Yani insan öyle bir şey almış ki karşısındakine.
Soyguna uğramış hani o kadar.
Yani hediye almak için neler çekmiş soyurgal.
Cebinde para kalmamış.
Ki zaten yerine ne koyarlarsa koysunlar yine de hediyeden vazgeçmemiş Türk halkı bu kelimeden.
Şimdi arkadaşlar hediye deyince benim aklıma direkt ne geldi?
Tarihimizin o en meşhur hediye hikayesi anlatmasam olmaz ki zaten duymuşsunuzdur.
Ama yine de şöyle çok kısa anlatacak olursam.
Yıl 1514. Yavuz Sultan Selim.
İran Şahı Şah İsmail'e bir mektup gönderiyor arkadaşlar.
Mektupta Şiilerin lideri olan Şah İsmail'in katline fetva çıkardığını ve kılıçtan geçirilmeden önce İslamiyet'i kabul etmesi gerektiğini ve aldığı yerleri geri vermesini söylüyor.
Ve fakat bu mektuptan hemen önce yazdırdığı bir mektupta İstanbul'dan yola çıktığını ve Şah İsmail'in her an savaşa hazır olması gerektiğini söylüyor.
Bu mektubu da Yavuz Sultan Selim Şah İsmail'e kılıç adında bir elçisiyle birlikte gönderiyor.
Şah İsmail mektubu okur okumaz elçinin hayatına son veriyor arkadaşlar ki biliyorsunuz bu da diplomasi açısından çok ağır bir darbe.
Ve Yavuz Sultan Selim'e cevaben bir mektup yazıyor.
Er isen çık meydana diyor.
Biz de beklemekten kurtulalım diyor Şah İsmail.
Bir de arkadaşlar bu mektupla beraber Yavuz Sultan Selim'e bir hediye gönderiyor.
Şah'ın hediyeleri arasında bir kadın kıyafeti, fistan ve bir de feraca yani başörtüsü var.
Yani demek istiyor ki...
Erkeksen hadi gel.
Bir de tabii altın bir hokka ve afyon macunu koyuyor bu hediyelerin arasına.
Ve diyor ki bana bu mektubu yazanlar herhalde diyor afyon çekmiş olmalı.
Bu imada bulunuyor bu hediyeleriyle.
Sonra tabii Çaldıran Savaşı ve Şah İsmail'in büyük düşüşünü görüyoruz tarihte.
Yani bazen arkadaşlar bir hediye kurulacak binlerce cümleden çok daha güçlü bir dil olabilir.
Tabii Şah İsmail'in son hediyesi bu oldu arkadaşlar.
Son şakasını yaptı.
Devam edelim. Bu arada bir şey söylemek istiyorum.
Hani meşhur bir hikaye vardır Şah İsmail işte.
Yavuz Sultan Selim'e pislik gönderiyor.
Kokulu bir pislik gönderiyor.
Sonra işte Yavuz Sultan Selim de buna cevaben ona gül lokumu gönderiyor.
Ve şöyle bir not düşüyor.
Herkes yediğinden ikram eder.
Bu bir rivayet ama güzel bir rivayet bence.
İnanmak isteyenler tabii inanmaya devam edebilir.
Biz de devam edelim. İlkokulda andımız vardı arkadaşlar bir zamanlar.
Hatırlar mısınız? Hani 2013 yılında kaldırıldı.
Ama bizler asla unutmadık.
Unutmayacağız da. Bu arada hatırlar mısınız dedim.
Çok pardon. Hiç unutmadık ki değil mi?
Hani andımızda diyorduk ya. Varlığım.
Türk varlığına armağan olsun bakın hediye olsun onu da bir hatırlatmak istedim arkadaşlar yeri gelmişken çünkü en temel değerimizi varlığımızı vatanımızın milletimizin bekasına ve yücelmesine
armağan etmeye ant içmiş bir nesiliz.
Unutmayın devam edelim. Edebiyatımıza en önemli destanlardan biri Dede Korkut Destanı.
Can vermek demişken tabi ki Deli Dumrul hikayesini anlatmadan geçmeyeceğiz.
Azrail Deli Dumrul'un canını almaya geliyor ve Dumrul'un artık böyle gözleri görmüyor, elleri tutmuyor ama tabi doyamamış yaşamaya.
Daha fazla yaşamak istiyor ve Azrail diyor ki eğer diyor senin için canını verecek biri çıkarsa hayatını diyor bağışlayacağım.
Ama tabii dünya tatlı arkadaşlar.
Can da aziz. Hiç kimse canını vermek istemiyor Deli Dumrul için.
Tek bir kişi hariç o da Deli Dumrul'un eşi.
Dumrul'a diyor ki bir can da ne var ki diyor.
Canım senin canına kurban olsun diyor.
Yani arkadaşlar en pahalı hediyemiz canımız.
Ve en pahalı hediyenin bile yani canın bile anlamını ne belirliyor?
Onu neden ve kimin için verdiğiniz?
M.Ö. 4. yüzyılda Aristoteles Bir insanı çok meth ediyor arkadaşlar.
Bu insan başkaları için sahici bir yardım kaynağı olabilen, cömert, gönlü bol böyle bir insanı meth ediyor.
Ve bu yüzden de onun çok sevileceğini söylüyor Aristo.
Ama tabii bu kişi doğru hediye verebilecek durumda olmalı.
Yani doğru yerde, doğru ölçüde, doğru zamanda vs.
Çünkü bunlar doğru biçimde hediye vermenin incelikleri.
Buralara geleceğim az sonra.
M.S. 1. yüzyılda Seneca, Mutlu Hayata Dair kitabında şöyle bir ilkazda bulunuyor.
Diyor ki Seneca, hediye vermenin...
Kolay bir iş olduğunu zanneden yanılıyordur.
Neden böyle diyor? Çünkü bunu biraz açalım.
Seneca muhtemelen şunu kastediyor arkadaşlar.
Kime hediye veriyorsun? O hediyeyi verme amacı nedir?
Verdiğin şey o kişiyi güçlendiriyor mu?
Zayıflatıyor mu? Bu hediye ne karşılık?
Sen de bir karşılık bekliyor musun?
Neden? Çünkü arkadaşlar hepimiz biliyoruz ki gerçek bir iyilik karşılık beklemeden yapılan iyilik değil mi?
Hani stoğacı bir yerden konuşacak olursak iyilik veren kişinin erdemini gösteren bir şey.
Alanın borcunu değil değil mi?
Bu arada Seneka demiş ya hediye vermenin kolay bir iş olduğunu zanneden yanılıyordur diye.
Sana pek katılmıyorum Senekacığım.
Neden? Çünkü zarar var arkadaşlar.
Yeni bir yıl, yeni başlangıçlar ve sevdiklerimize en şık hediyelerle iyi ki varsın demenin tam zamanı ve 82 yıldır her tasarımında kaliteyi...
İnceliği ve zamansız şıklığı buluşturan Sarar hediye vermeyi bir zarafet ritüeline dönüştürüyor.
Yeni yıla zarafetle girmeniz için yeni sezonda sessiz bir ışıltı, rafinesitinler ve özenle seçilmiş farklı kumaş dokuları sizleri bekliyor.
Yeni yıl davetlerinde, aile sofralarında, şehir ışıkları altında Sarar'ın özenle hazırladığı koleksiyonlar her anı özel kılıyor.
Sarar kadın koleksiyonu, zamansız şıklığı, modern detaylarıyla buluşturan elbiseler, triko kazaklar, ceketler ve pulerlerle yeni yıl kutlamalarının en zarif tamamlayıcısına dönüşüyor.
Sarar erkek koleksiyonu ise klasik duruşu, modern çizgilerle harmanlayan gömlekler, takım elbiseler, kabanlar ve tamamlayıcı aksesuarlarla sevdikleriniz için şıklık dolu hediye seçenekleri
sunuyor. Sevdikleriniz ve kendiniz için ışıltı dozu yüksek en zarif ve zamansız hediyeleri indirim fırsatları ile keşfetmek için sarar mağazaları ve sarar.com
'u ziyaret edebilirsiniz.
Herkese sararla şık seneler diyorum ve devam ediyorum.
Arkadaşlar Seneca'nın çok güzel bir sözü var.
Diyor ki nerede insan varsa...
Orası iyilik yapmanın yeridir.
Ne kadar güzel söylemiş.
Ben de buradan hatırlatmış olayım.
İyilik tek taraflı bir maharet değil.
İlk başta da dediğim gibi. Yani hem almak hem vermek bir beceri istiyor.
Birinin verebilmesi için bir başkasının onu kabul edebilmesi gerekiyor.
Alabilmesi gerekiyor.
Bu yüzden arkadaşlar şöyle bir şey var.
Hediye büyüdükçe onu taşımak zorlaşıyor.
Neden? Çünkü karşılık verme ya da en azından şükran duyma yükü doğuyor arkadaşlar.
Gerçek incelik verenin hediyesini alanı mahcup etmeyecek ölçüde seçebilmesindedir.
Buranın altını çizmek istiyorum.
Bakın gerçek incelik verenin hediyesini alan kişiyi mahcup etmeyecek ölçüde seçilebilmesi.
Burada da iş hediye alan kişiye düşüyor.
Yani demem o ki ölçüsüz hediye.
İyilik olmaktan çıkıp maalesef karşı taraf üzerinde bir yük oluşturan hediye ölçüsü hediye.
Hani Nietzsche zer düştüğünde diyor ya alan.
veren karşısında minnet altında bırakılmamalıdır diyor.
Neden? Çünkü minnet soylu ruhları yaralar.
O yüzden arkadaşlar en soylu hediye verme biçimi karşılık ve şükran üretmeyendir diyebiliriz.
Çünkü iyilik adı altında insanı minnettar kılan her şey gizli bir tahakkümdür.
Şimdi arkadaşlar size hediye çeşitlerinden bahsetmek istiyorum.
Sevinç hediyesi diye bir şey var mesela.
Vermekten sevinç duyan Ve karşı hediyeyi asla düşünmeyen yani bir insanın tamamen böyle sevinç anında art niyetsiz bir şekilde karşılık beklemeden vermiş olduğu hediyeyi sevinç hediyesi
deniliyor. Bence çok tatlı.
Özgürlük hediyesi diye bir şey var.
Yani kişiye özgürlük veren hediye şekli.
Hediye çeki olur, para olur, altın olur.
Yani karşı tarafı kısıtlamıyorsunuz.
Hani ne istersen. Onun için kullan gibi bir yerden hani bir destek sunuyorsunuz.
İşte ben sana bunu aldım bunu giy bunu tak ya da işte bunu oku gibi bir şey değil.
Bu tarz hediyelerde kontrol yok arkadaşlar.
Özgürlük hediyesi hani baskı yok niyet var.
Hani karşı taraf adına karar vermiyoruz.
Al bu parayı kardeşim ya da bu hediye çekilin ne istiyorsan onu yap gibi bir yerden.
Hani bunu da çoğu kişi hoş karşılamıyor.
Çünkü şöyle düşünülebiliyor.
Ya hiç düşünmek istememişsin hiçbir şey düşünmemek için bana bunu almışsın diyen de olabilir.
Bazı insanlar da böyle üzerine düşünüp taşınıp öyle bir şey almanızı isteyebilir.
biliyor. Tabii bu bir seçenek.
Minnettarlık hediyesi diye bir şey var.
Buna çok güzel bir örnek var arkadaşlar.
1978 yılında Amerikan pop şarkıcısı Andrew Gould kendisi için çok şey ifade eden bir arkadaşına sadece ve sadece hayatında var olduğu için varlığının ne kadar kıymetli
olduğunu belirtebilmek için diyor ki bana arkadaş olduğun için sağ ol.
Bu şekilde bir teşekkür ediyor.
Buna minnettarlık hediyesi deniliyor.
Yani bence bazen içten bir teşekkür de Çok büyük bir hediye.
Yani minnettarlık hediyenizi lütfen hayatınızdaki kıymetli insanlardan esirgemeyin.
Ben böyle arada arkadaşıma çiçek gönderiyorum, çikolata gönderiyorum.
Aynı şehirde yaşıyoruz, çok da yakınız.
Hani hiç ortada bir şey yokken yapıyorum bunu.
Sırf böyle iyi hissetsin, o gün mutlu olsun diye.
Çünkü benim için varlığı çok kıymetli.
Minnettarlık hediyesi. Yumuşatma hediyesi diye bir şey var arkadaşlar.
Adı üstünde. Böyle ortalık alev almış, öfke var.
Belli ki tartışılmış.
Hani o öfkeyi dindirme amaçlı verilen hediye.
Bunlar sizi yumuşatıyor mu bu arada ben böyle hiç karşı koyamıyorum.
Ya canım benim hemen.
Hani seni gücendirdim ve bu hediyeme karşılık lütfen beni bağışla.
Hani ortada çok büyük bir şey yoksa ben yumuşuyorum.
Ama en kötüsü arkadaşlar yükümlülük hediyesi diye bir şey var.
Yani böyle hiç içinizden gelmiyor.
Sırf böyle almış olmak zorunda olduğunuz için böyle yani çok gönülsüzce anlatabildim mi görebileceği bu alınan hediyeler vardır ya.
Bunlara yükümlülük hediyesi diyoruz.
Bir de arkadaşlar yükümlendirici hediyeler var ki en bilinen örneği karşı tarafa böyle gidip bir canlı.
Satın alıyorsunuz bir de işte kedi, köpek, balık, kuş ve geri çevrilemeyecek bir hediye.
Yani ne diyeceksin? Bu köpeği beğenmedim, bu kediyi geri götür diyecek hali yok.
Bakmak zorundasın. Çok güzel bir şey.
Dünyanın en güzel şeyi. Ben kedilere zaten aşığım biliyorsunuz ama bana böyle bir hediye gelse gerçekten üzülürüm.
Çünkü şu anda ben o sorumluluğu taşıyabilecek noktada hissetmiyorum kendimi.
Sorumluluk da değil arkadaşlar. Ben o kediyi ya da o canlıyı bir insan gibi görüyorum.
Belki çok saçma gelecek. Çocuğum gibi ya.
Hani onu bırakıp gitsem şöyle 3 gün gitsem derim ki o kediciyim ne yapıyor evde.
Ben çıldırırım. Çok üzülürüm.
Kendimi kahrederim. O yüzden...
Alamıyorum ya da sahiplenemiyorum anlatabilir miyim?
Yoksa bana diyorsunuz Merve niye bir kedin yok?
Bu kadar kedi seviyorsun. Bilmiyorum arkadaşlarım diyorlar ki Merve sen yokken biz bakarız.
Hani o sorumluluğu üstleniriz.
Hani bir haftada olmasan sıkıntı yok.
Ama işte bilmiyorum. Olay o da değil.
Hani birinin gelip mamasını vermesi falan değil.
Benim sanki böyle hep başında durmam lazımmış gibi.
O da beni böyle korkutuyor açıkçası arkadaşlar.
O yüzden ama belki belki daha sonra böyle bir şey olabilir.
Niye ben bunu şu an bu kadar açıkladım bilmiyorum.
Kedi sevgim şu an kabardı yine.
Size bir şey anlatacağım çok komik.
Yani diyorum ya hayvanları ben insan gibi görüyorum.
O kadar yani benim için.
Bunu gülmeden nasıl anlatacağım?
Çok utanıyorum ama anlatacağım.
Bu bölüm özel olsun tamam mı?
Yüzüme vurmayın bunu sonra. Bir balığım vardı Japon balığı.
Suyunu değiştiriyorum işte sürekli suyunu değiştiriyorum.
Ve çok korkuyorum arkadaşlar.
Suyunu değiştirirken şundan korkuyorum.
Hani böyle işte melek gibi oluyor ya onların kanatları Japon balıkları.
Kanatları ne ya? Kanat mı oluyor işte?
Yüzgeç mi oluyor? Neyse kanat ne ya?
Değiştirirken diyorum ki ya diyorum bir şey olursa ya incitirsem onu falan çok korkuyorum.
Neyse mutfaktayım ve aldım böyle.
Balığımı aldım aktarma yapıyorum falan.
Bir anda arkadaşlar balık kaydı ve düştü.
Labonun içine düştü balık.
Ya beni görmeniz lazım o anda.
Böyle bir stres yönetimi yok yani.
Nasıl bağırıyorum evin içine ve yalnızım.
Hani bir gerçek kesit diye bir şey vardı hatırlıyor musunuz?
Çok böyle tiyatral efektler vardı.
Sanki böyle Amerikan dublajı yapıyorlarmış gibi konuşuyorlardı.
Yapmacık. Aynen bu şekilde bağırıyorum evin içine.
Ölme lütfen ölme.
Ne yapacağım? Aman tanrım falan.
Aynen böyle bağırıyorum ve yani o anda biri kapıdan geçiyorsa polisi arar ciddiyim.
Böyle panik içinde dizlerimi falan dövüyorum.
Ya kurtarsana balığı manyak.
Balığın ölüyor orada. O kadar yani.
Sonra bir anda dedim ki suya aç balıyım.
Balık susuz kaldı kıvranıyor orada.
Ya yaşadığı mahşete bakın.
Hele balığın yaşadığı stresi anlatamam.
Neyse suya açtım. Balık yazık yavrum çırpınıyor.
Mandalinam. Adı mandalinaydı.
Neyse kendine geldi arkadaşım ama o kadar büyük bir şok yaşadı ki balık.
Baya böyle bir hareketsiz kaldı suyun üstünde.
Kurtardım onu başardım ama balık bence hayatının şokunu yaşadı.
Böyle bir anım var arkadaşlar sizlerle paylaşayım dedim.
Gerçekten utanıyorum bunu anlatırken ama bence çok komik.
Devam edelim. Bir başka hediye türü zafer hediyesi arkadaşlar.
Bu da böyle hakaret gibi.
Mesela hediye verecek kişinin.
Bir sürü çantası var tamam mı?
Sallıyorum ya da işte bir sürü pahalı saati falan var.
Karşı tarafa diyor ki al seç diyor hadi şunlardan birini diyor.
Yani tabii burada aslında niyet çok önemli.
Niyetiniz burada üstünlük kurmaksa işte ya bak benim nelerim var.
Sana da bir tane lütfediyorum gibi bir şey varsa.
Bahşediyorum gibi bir yerdense sıkıntı.
Zafer hediyesi iyi bir şey değil yani.
Çünkü bir üsttenci bakış açısı var.
Bir de arkadaşlar sulama kovası hediyeleri var.
Bu çok enteresan. Şöyle hediye verilecek kişinin hiçbir özelliğini gözetmiyorsunuz.
Hani sırf böyle vermiş olmak için veriyorsunuz.
Hatta şöyle yapanlar var.
Böyle özellikle indirimdeki ürünleri takip ediyorlar.
Bunları topluyorlar ve rastgele sonra birilerine dağıtıyorlar.
Yani aslında o verdiği kişiyi düşünerek almamış onu.
Almış olmak için almış ve birilerine dağıtıyor.
Anlatabildim mi? Bu da bence çok kötü.
Bir de şey diyorlar işte işine yaramazsa atarsın.
Hani ben aldım ama bu çok kötü.
Bunlar aralıksız hediye veriyor arkadaşlar.
Ha bire böyle hediye. Büyük demiyor küçük demiyor hediye veriyorlar.
Merve çok güzel bir şey. Hayır arkadaşlar bu hoş karşılanmıyor.
Çünkü değersizleşiyor arkadaşlar.
Aşırı miktarda verilen hediye hızla değersizleşir.
Bunu unutmayın. Yani buradan çıkarılacak ders belki de şudur.
Bir ilişkiyi hangi türden olursa olsun böyle hediyeler yağdırarak aşırı aşırı yüklemek.
İlişkiyi hediyelerle öldürmemeye dikkat etmek gerekiyor.
Peki. manevi hediyeler en güzel kısma geldik.
Sevgi mesela. Çünkü bence sevmek yalnızca vermek değil verdiğiniz o sevgiyi kabul edebilecek bir ilişki kurabilmek demek.
Sevgi de bir alma verme sanatı çünkü değil mi?
Burada da böyle sınırsızca veren kişi karşı taraf üzerine bir yük oluşturabilir.
Hani en başta dedim ya bazı hediyeler insanın üzerine yük oluyor diye.
Bu da olabilir. Sevginizi böyle aşkınızı karşı tarafın üzerine sınırsızca boca ettiğiniz zaman karşı taraf bunu kaldıramayabilir.
Manevi hediyeler işte sevgi olur, aşk olur, zaman, dikkat, güven, hayranlık.
Birine zaman vermek bile zamanınızı harcamak bile bir hediye arkadaşlar manevi hediye bu.
Sevginizi vermek, aşkınızı vermek, dikkatinizi vermek, güveninizi vermek bunlar da hediye ki çok güzel hediyeler bence.
Bunları da dediğim gibi ölçüsüz vermemek lazım arkadaşlar.
Sevgimiz, aşkımız.
Evet bir insana verebileceğimiz en büyük hediye bence.
Tabi o da kabul ediyorsa etmiyorsa sıkıntı.
Alma verme dengesi içerisindeyse o ilişki.
Okey güzel fedakarlık değerli ama kurban olmak değil arkadaşlar.
Bakın ikisi ayrı şeyler. Kabul etmek okey ama istismara izin vermek değil.
Hani sen beni seviyorsun okey ben de bunu kabul ediyorum ama bunu da hani istismara varacak kadar yapmayın demek istiyorum.
Manevi hediye vermek güzel ama kendinize heba ederek değil arkadaşlar.
Hani şifa olsun diye içilen ilaçlar bile dozu kaçtığı zaman ne oluyor?
Zehir oluyor değil mi? Ölçü ve doz hayatımızda çok önemli her alanda.
Sonra diyorsunuz ki ben onu çok sevdim, sınırsızca sevdim.
Niye gitti? Niye gitmesin?
Hani ben bunu hak edecek ne yaptım?
Ne yapmış olabilirsin?
Yani verdiğin dozu belki fazlaydı ve karşındakinin alma kapasitesi belki o kadardı.
Ya da hediye alma verme diyoruz ya işte burada konuştuğumuz şeyler.
Sen o hediyeyi veriyorsun ama hani karşı tarafın bunu kabul etmesi aslında o ilişkiye anlam yükleyen şey değil mi?
Rotasını belirleyen şey.
Hani bu bence burada da geçerli arkadaşlar.
Sen eğer o hediyeyi manevi hediyeden bahsediyorum.
O hediyen ne? Karşındaki insanı suçlu ve borçlu hissettiriyorsan ve ona bir alacaklı gibi davranıyorsan Bu da sıkıntı.
Ama işte ben şunu şunu yaptım.
Senin için bunu bunu yaptım. Bu fedakarlıkları yaptım diyorsan zaten orada bir çıkar ilişkisi var arkadaşlar.
Sen bunu niyet gözeterek yapmışsın değil mi?
Kim alacaklısıyla aşk yaşamak ister?
Soruyorum size. Yani burada eşitlik yok.
Alacaklı ve borçlu var bence.
Sevgi hediyesi verebilmek için de en önemli şey önce o hediyeyi kendimize vermiş olduğumuzdan emin olalım arkadaşlar.
O öz şefkat bölümünü boşuna çekmedim.
Çok sevdiniz o bölümü. Buradan tekrar önermiş olayım.
Ve size bir soru sorayım arkadaşlar.
En son kendinize ne zaman hediye verdiniz?
Hadi bakalım düşünün. Kendinize merhamet etmek, kendinizi sevebilmek, kendinize verebileceğiniz en güzel hediye.
Neden? Çünkü bir insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi ciddi...
diye aldığını gösteren bir şey bu.
İnsanın kendisiyle olan o yarenliğinin, o arkadaşlığının bir sembolü.
Ve tıpkı dostluklarda, aşkta olduğu gibi özen istiyor kendinizle kurduğunuz ilişki.
Ve illa böyle maddi hediyelerden bahsetmiyorum.
Hadi bakalım bugün kendime bir tişört alacağım.
Bu değil. Bu da olabilir bu arada.
Burada da sıkıntı yok ama. Kendinize zaman ayırmanız, kendinizle ilgilenmeniz, bir maske yapmanız bile arkadaşlar.
Dinlenmeniz, kendinize olan şefkatiniz, kendinizi sürekli eleştirmemeniz, ruhunuza, bedeni...
Kendinize, sağlığınıza özen göstermeniz.
Bunlar da çok güzel hediyeler, manevi hediyeler.
Kendinize verebileceğiniz.
O yüzden bu yeni yılda bunları ihmal etmeyelim.
Kendimiz için de var olduğumuzu unutmayalım.
Ne diyordu Sezen Aksu? Hediye gibi geldin.
Hoş geldin. 2026 hediye gibi gelsin arkadaşlar.
Kendinize iyi bakın. Sarar Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Sevdikleriniz ve kendiniz için en zarif ve en zamansız hediyeleri indirim fırsatları ile keşfetmek için sararmağazaları ve sarar.com'u ziyaret edebilirsiniz.
Detaylar açıklamalardaki linkte sizleri bekliyor.
Herkese sararla şık seneler.
Hoşçakalın. Kendinize iyi bakın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
