
Samsung Galaxy Z Flip6 ile Dünyanı Büyüt. Detaylı bilgi almak için: Samsung Galaxy Z Flip6
Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB
* Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *
*Bu bölüm "Samsung" hakkında reklam içerir*
Transkript
Samsung Z Flip 6'nın sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi başlıyor.
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben Merve. Bugün hayvanların nasıl düşündüğünü konuşacağız arkadaşlar.
Sizi bayağı şaşırtacak araştırmalar ve bilgilerle geldim hayvanlar hakkında.
O zaman hazırsanız şimdi hayvanların büyüleyici dünyasına doğru şöyle kısa bir yolculuğa çıkalım.
Önce Yunuslar'la başlamak istiyorum.
Yunuslar biliyorsunuz dünyanın en zeki canlılarından biri.
Problem çözme, öğrenme kabiliyetleri, duygusal zekaları oldukça yüksek canlılar.
Ve Yunuslar karanlık sularda tıpkı bir yarasa gibi avlanabiliyor arkadaşlar.
Peki zifiri karanlıkta?
Göz gözü görmüyorken bunu nasıl başarıyorlar?
Ve bu av esnasında kaçan balık sürüleri bir anda beraberliklerini bozup dağılmaya başlıyorlar ve hiç direnmeden Yunuslara teslim oluyorlar.
Bu da enteresan. Yunusların o zifiri karanlıkta avlarının yerini nasıl bulduğu bilim insanları tarafından yıllarca araştırılıyor.
Araştırmalara göre Yunuslar sonar sinyalleri yayıyorlar ve bu sinyaller balıklara çarpıp yansıyarak Yunus'un işitme organları tarafından algılanıyor.
Bir Yunus'la yapılan deney var çok enteresan.
Yunus'un gözlerini bağlıyorlar ve yaklaşık 12 metre uzaklıktan suya madeni bir para atıyorlar.
Ve Yunus o madeni parayı daha suyun dibine bile inmeden hemen buluyor.
Gözleri bağlıyken yapıyor bunu.
Eco-location sistemi sayesinde yani gönderilen sinyallerin yansımalarının yardımıyla cisimlerin yerini saptıyor Yunuslar.
1961 senesinde yine enteresan bir deney var.
Bir deniz biyoloğu olan Kenneth...
Norris bir Yunus'un gözlerini bağlıyor.
Onu tel ve kablolardan oluşan bir deniz labirentine bırakıyor arkadaşlar.
Ve Yunus hiçbir şey görmemesine rağmen 0,2 mm kalınlığındaki telleri seziyor.
Onlara hiç dokunmadan aralarından süzülüp geçmeyi başarıyor.
Bakın 0,2 mm kalınlığındaki telleri gözleri kapalı iken seziyor.
Bu nasıl bir şey ya gerçekten mucizevi canlılar.
Gelelim Güney Brezilya'ya.
Güney Brezilya'da küçük bir sahil kasabası var Laguna diye.
Burası Yunuslarıyla ünlenmiş bir yer.
Çünkü buradaki Yunuslar bölgedeki yerel balıkçılarla adeta kanki olmuşlar diyebilirim.
Yunuslar balıkçılara avlanırken yardım ediyorlar.
Çünkü balıkçılar tekir avlamışlar.
Ama su o kadar alevyonlu ve o kadar bulanık ki yani ağ atacakları yeri göremiyorlar, balıkları göremiyorlar.
Tecrübeli balıkçılar sabırla Yunusların yardıma gelmesini bekliyorlar.
Çünkü Yunuslar bir tekir sürüsünü fark ettikleri anda o balıkları kıyıya doğru sürmeye başlıyorlar.
Yani balıkları balıkçılara doğru itmeye başlıyorlar.
Tekirler kıyıya yeterince yaklaştıklarında da Yunuslar kafalarını ya da kuyruklarını denizin yüzeyine çarpa çarpa balıkçılara haber veriyorlar.
Balıkçılar da hemen ağlarını atıp tekirleri yakalıyorlar.
Yunuslarla balıkçılar arasında gördüğünüz gibi bir işbirliği var.
Aslında bu işbirliği yeni değil.
Yaşlı Pilinus'un M.S.
77 yılında yayınlanan Doğa Tarihi kitabında da böyle bir hadise var arkadaşlar.
Fransa'nın güneyinde yılın belli zamanlarında yine tekir balıkları aynı bu şekilde bu işbirliği sayesinde avlanıyormuş.
Bakın M.S. 77 dedim o zamanlarda da var Yunus-İnsan işbirliği.
Tekirler gölün dar ağzına doğru yaklaşınca balıkçılar haykırmaya başlıyorlar.
Yunusları hemen çağırıyorlar.
Yunuslar da hemen tekirlerin geçiş yolunda toplanıyorlar.
Orayı kapatıyorlar ve tekirlerin geri açık denize dönmelerine engel oluyorlar.
Böylece balıkçılar çok kolay bir şekilde tekir avlamayı başarıyorlar.
Peki Yunuslar bu işi vedavaya mı yapıyor zannettiniz?
Hayır arkadaşlar. Bunun karşılığında şaraba batırılmış ıslak ekmek veriyorlarmış.
Bu arada Yunuslar da tam denizlerin Tom amcası gibi bence.
Bu hikayede yanan tekir balıkları oldu gördüğünüz gibi.
Tekir balıkları iki vahşi yırtıcının arasındaki iş birliğinden kaynaklı çıkarın arasında sıkışıp kalıyor her defasında geçmişten günümüze.
Bu arada bir Yunus davranış bilimcisi 2002 yılında bir araştırma yapıyor ve Laguna'daki 50 Yunus türünden sadece 3 türün balıkçılarla iş birliği yaptığını keşfediyor.
Diğerleri Tom amca değil.
İnsanlardan uzak duruyorlar.
Peki ama bunun nedeni ne olabilir?
Aynı türün mensubu olan Yunus gruplarında anne Yunuslar yavrularına bildiklerini aktarıyorlar ve sonra birlikte avlanıyorlar.
Yunuslar balıkçıların davranış şekillerini öngörebiliyormuş arkadaşlar ve avlanma periyotlarını ezberleyebiliyorlarmış.
tüm bu bilgileri aralarında iletişim kurarak bir şekilde birbirlerine aktarabiliyorlar.
Hayvan zekası gerçekten şaşırtıcı düzeyde ve insanlığa kıyasla bu zeka hakkında bence çok az şey biliyoruz.
Ve her dönem hayvanların zekasına inananlarla buna karşı çıkanlar arasında bir tartışma yaşanmış görüyoruz ki.
Bu tartışmalardan en ünlüsü hiç şüphesiz La Fontaine ve Descartes arasında geçen tartışmadır.
17. yüzyılın bu iki dehası pek çok konuda fikir ayrılığı yaşıyor arkadaşlar.
Özellikle de hayvanların zekası konusunda.
Çünkü Descartes diyor ki hayvanların dili yoktur, onlar uzuvlarının konumlanışına göre hareket ederler ve bu...
onların doğasıdır der.
Hayvanların dürtüleri davranışsal olarak cevap vermelerine neden olur ve uyum sağlama becerileri de tamamen içgüdüseldir der.
Bu işte zeka diye bir şey yoktur der.
Descartes böyle söylüyor. La Fontaine de bunu duyunca çok bozuluyor.
Yani makine hayvan kuramına karşı çıkmıştır Descartes'in La Fontaine.
Çünkü Descartes'e göre zeka akıl ve düşünceden ayrı düşünülemez ve hayvanlarda zeka diye bir şey yoktur.
Descartes böyle düşünüyor ki kendi döneminde Bu döneminin birçok naturalisti insan ve hayvan arasındaki pek çok fiziksel benzerliği işaret etmiştir.
Hayvan ve insan arasındaki fark Descartes'e göre metafiziksel doğadır arkadaşlar.
Ona göre insan tanrıya hayvanlardan çok daha yakındır ve Descartes hayvanlar için der ki bu yaratıklar insanlara göre yalnızca akıl noksanlığı çekmezler.
Onlar insana nazaran hiçbir şeye sahip değillerdir.
Lafontaine'in ünlü fablarını bilirsiniz arkadaşlar.
İnsanların muhakeme yeteneğini ya da işte insanların içinde düşecekleri hataları hayvanlara atıf eder.
Misal karga ile tilki fablı.
Bunu bilirsiniz. İşte çok kurnaz bir tilki var.
Bir karga görüyor. Karganın ağzında da peynir var.
O peyniri düşürüp yemek için türlü türlü kurnazlıklar yapıyor değil mi o kurnaz tilki?
Lafontaine insanların kusurlarını hayvanlar vasıtasıyla yansıtmaya çalışmıştır.
Yoksa hani tilki niye kurnaz olsun değil mi?
La Fontaine'e göre hayvanların belirli bir bilinci ve hissetme yetisi vardır arkadaşlar.
Peki ama hangisi haklıydı?
Descartes mi La Fontaine mi?
Bunu görmek için aradan neredeyse bir asır geçmesi gerekiyordu.
Derken tarih sahnesine 19.
yüzyılda Darwin çıktı.
Darwin hayvan zekasına yönelik sorular hakkında bazı kanıtlar ortaya koydu.
1871 yılında yayınlanan İnsanın Türeyişi adlı kitabında insanlarla hayvanların, akli melekelerinin, ahlaki durumlarının ve entelektüel davranışlarının gelişme biçimlerini karşılaştırıyor
ve kitapta diyor ki bu bölümde insanlar ve en üst basamaktaki memeliler arasında entelektüel zeka açısından temel farklılıklar bulunmadığını anlatmayı amaçlıyorum
diyor ve yine aynı kitabında şöyle söylüyor yine de insan ve en üst basamaktaki memeliler arasındaki zeka farkı tür değil kesinlikle seviye farkıdır diyor.
Darwin'e göre hayvanlarda büyüklük ya da hız meselesi gibi zekada doğal seçilimin konusudur.
Mesela işte bir ceylanın hayatta kalabilmesi için çok hızlı olması gerekiyor değil mi?
Aksi takdirde aslanlara yem olur.
O yüzden ceylanlar yırtıcıların hareketlerini öğrenmiştir.
Onları aşağı yukarı yorumlamayı becerirler ki belgesellerde bunu görüyoruz.
İşte bu sebeple sürü içinde en yüksek zekaya sahip olanın hayatta kalma ve üreme şansı daha düşük bilişsel becerilere sahip olan türdeşlerinden her zaman
çok daha yüksektir.
Darwin türler içindeki farklılıkları böyle ifade ediyor.
George John Romanes de Darwin'in izinden giderek 1882'de insan olmayan varlıklarla insanların davranışları arasında bir takım benzerlikler olduğunu ima ediyor.
Öznel çıkarım teorisi olarak ortaya attığı hayvan zekası adlı bir çalışması var.
Bunu yayınlıyor. Ondan sonra yapılan çalışmaların da önünü açmıştır bu.
Ve nihayetinde şu sonuca varılıyor.
Hayvanlarla zeka, kültür, duyarlılık, duygusallık gibi pek çok özelliği paylaşıyoruz aslında.
O kadar farklılık yok.
Size dahiler neden dahi diye bir bölüm yapmıştım bundan önce.
Orada IQ testlerinin kökenini ve neden bu testlerin aslında geçersiz olduğunu anlatmıştım.
Bu testler akademik zekayı ölçmeye yönelik demiştik değil mi?
Diğer zeka türlerini ölçemiyor.
Hayal gücü, duygular, merak, işte entelektüel, bilgisayar beceriler bunlar IQ testleriyle ölçülmüyor.
Zeka demek kısaca bireylerin yeni durumlara adapte olabilme becerisidir der bu konuda çalışan araçlar.
Bilistan süreçlerle beraber yeni durumlara adapte olabilme becerisidir zeka.
Yeni durumları kavrayabilme ve bu durumlara adapte olabilme becerisi.
Peki. Arkadaşlar hayvanlar bu hikayenin neresinde yer alıyor?
20. yüzyılın yarısından itibaren pek çok araştırmacı hayvan zekası üzerinde çalışmaya başlıyor ve bazılarının keşfi bu konudaki algılarımızı sonsuza dek değiştirecek cinsten.
Mesela Alman etalog Carl von Frisch tarafından tanımlanan arıların dansı gibi.
Arıların dansı da ne Merve?
Şimdi kolonideki önce arılar yiyecek rezervlerini keşfetmek için bir dans yapıyorlar.
Buna arıların dansı deniyor kısaca.
Yani arılar diğer arılara yiyecek yerini tarif edebilmek için dans ediyorlar.
Hayvanlar arasında iletişimde çığır açan bir olaydır bu.
Bu adı dansı. Bal arılarının iki tür dansı var.
Birincisi yuvarlak dans. Eğer yiyecek kaynağı yakınsa yani 50 ila 100 metre arasında ise işçi arı yuvarlak bir şekilde dans ediyor.
Bir de kuyruk dansı yapıyorlar.
Bu da arkadaşlar kovanlarını yırtıcı eşek arılarına karşı uyarmak için yapmış oldukları bir dans türü.
Kuyruk dansı. Direkt dansına falan geçmeyeceğim merak etmeyin.
Carbon Fridge bu keşfiyle...
1973 yılında Nobel Tıp Ödülünü kazandı.
1960'lı yıllara baktığımız zaman maymunlar üzerinde yapılan bir araştırma var.
Önemli bir araştırma. NASA'nın ihtiyaçları doğrultusunda 10 aylıkken Afrika'dan alınan ve büyütülen bir maymun var.
Bu maymuna 250'den fazla işaret dili öğretiliyor ve araştırmacılarla bu şekilde iletişim kurabiliyor.
Hayvanlara neredeyse geri zekalı diyecek olan Descartes ağlıyor hocam.
Hayvanlar konuşabilseydi bizim kendimizi böyle üstün ürk görüp nimetten saymamız onlara bence çok komik gelirdi.
Uzamsal hafızadan örnek verecek olursak bilissel bir harita formundaki uzamsal hafıza oldukça karmaşık bilgi işleme süreçleri gerektiriyor.
Yön bulma, yolu hatırlama gibi şeyler uzamsal hafızamızla alakalı.
Ve uzamsal hafıza yalnızca memelilere has bir şey değil arkadaşlar.
Zekaları çok az olan türlerde bile olabiliyor.
Arkalarına geri dönebilmek için çok basit sistemler kullanıyor ve çoğu zaman kimyasal işaretler bırakıyorlar arkalarında.
Mesela suda yaşayan bir salyangas türü arkasında mukus tarzı birikintiler bırakıyor ve o şekilde geri dönüş yolunu bulmayı başarıyor.
Ahtapotların ise en zayıf noktası barınaklarıdır arkadaşlar.
Çünkü ahtapotlar üreme dönemi dışında yalnız ve bölgesel hareket eden bir hayvan ve saklanmak için, avlanmak için, üremek için kullanmış olduğu bölgeyi yani barınağını, evini bütün tehlikelere karşı korur.
Ahtapotlar bu konuda çok savunmacıdırlar ve her gün bu yuvalarından...
Çıkıp gezinirler ve arkasından hemen geri dönerler.
Ama onlar salyangozlar gibi arkalarında böyle kimyasal bir şey bırakmadıkları için kayboluruz diye çok uzağa gidemezler.
Ama enteresan bir şekilde de yönlerini bulmayı başarıyorlar.
Peki ama nasıl? Bir ahtapotun barınağını ve referans noktasını ortadan kaldırsanız bile yine de çevresinin diğer karakteristik özelliklerini takip ederek kolayca evine
dönebilir. Bu yüzden ahtapotların bilissel haritaları sadece eve dönüş yolları için gerekli bilgileri değil, arkadaşların nerede yaşadıkları ya da en iyi avlanma yerlerinin neresi olduğu gibi bilgileri
de kayıt altına alıyor. Bu arada eğer hala izlemediyseniz daha önce de önermiş olduğum bir belgesel var.
Oldlar hatırlayacaktır ama yeni gelenler için tekrar önermek istiyorum.
Ahtapot'tan öğrendiklerim.
Bu belgeseli mutlaka izleyin.
Malum platformda var. Tükenmişlik yaşayan Craig Foster adında bir adam var.
Hayatına anlam katmak için bir yolculuğa çıkıyor, bir arayışa çıkıyor.
Ve Atlantik kıyısındaki su altı ormanlarında karşılaşmış olduğu bir ahtapotta yolları kesişiyor ve dost oluyorlar.
Sonunda ağlamış olduğum bir belgesel.
Mesela bir ahtapota ağlayacağım hiç aklıma gelmemişti.
Foster ahtapoton zekasından, onun hayatta kalma mücadelesinden o kadar etkileniyor ki çünkü hayatında da benzer noktalar var.
Neredeyse her gün bu küçük dostunu ziyaret edebilmek için dalış yapıyor.
Doğaya bakış açınızı kökten değiştirecek bir belgesel olduğunu düşünüyorum.
Bu arada o mercan resifleri, o su altı ormanı o kadar güzel görünüyordu ki büyülendim.
Çekim kalitesi muazzamdı.
Bir de ahtapot gibi hiç yerinde durmayan bir canlıyı çekmek bence kolay değil.
Ben bazen kedimi bile zor çekiyorum Merve dediğinizi duyar gibiyim.
Samsung Galaxy Z Flip 6'ı kullananların böyle bir problemi yok biliyorsunuz.
FlexCam ile fotoğraf çekmek çok kolay.
Telefonu uzaktan istediğiniz açıya göre ayarlayıp FlexCam'in sizi kadraja otomatik oturtması sayesinde hayvanlarla ya da evcil hayvanınızla hiç olmadığı kadar kolay ve güzel
fotoğraflar. çekebiliyorsunuz.
Eller serbest bir kamera deneyimi sunan kapak ekranı bence çok havalı.
Galaxy AI desteği ve 50 megapiksel geniş açılı arka kamerasıyla fotoğraflarınızda üstün kaliteyi ve netliği yakalayabiliyorsunuz.
Yine en sevdiğim özelliklerden biri fotoğraf asistanı.
Fotoğraf asistanı sayesinde fotoğraflarınızdaki bütün nesneleri taşıyabilirsiniz.
Yeniden boyutlandırabilirsiniz, silebilirsiniz ya da arka planı değiştirebilirsiniz.
Yani oldukça yaratıcı düzenlemeler yapabilirsiniz.
Hatta çektiğiniz fotoğraflara dilediğiniz objeyi ekleyebiliyorsunuz.
Samsung Z Flip 6 yabancı dil konusunda da bize destek oluyor.
Adeta kişisel tercümanımız gibi.
Üstelik hem iç hem de ön ekrandan takip edilebiliyor.
Mesela diyelim ki Fransızca konuşan biriyle karşılaştınız ve siz o dile çok hakim değilsiniz.
Ekranı yarı açık şekilde tutarak koyuyorsunuz.
Karşınızdaki kişi Fransızca konuşuyor ve ekranda kendi konuştukları Fransızca olarak ona görünüyor.
Sizin ekranınızda ise canlı olarak onun söyledikleri kendi dilinize tercüme ediliyor.
Bu arada çok yakında Türkçe dil desteği de gelecek.
Ve yine en beğenilen özelliklerinden biri tabii ki chat asistanı.
Yapay zekanın gündelik hayatımızı nasıl kolaylaştırdığını tam anlamıyla deneyimleyebileceğimiz harika bir özellik.
Chat asistanıyla doğrudan flex window'dan mesaj gönderebiliyorsunuz.
Ekranı açmanıza gerek yok.
Mesela marketten çıktınız, yürüyorsunuz, eliniz kolunuz dolu ve o an çok önemli bir mesaj aldınız.
Anında cevap vermeniz lazım.
Ne yapacaksınız? Hemen yanıt önerilerinden yardım alıyorsunuz.
Gelen mesajın içeriğine uygun olacak şekilde size yanıt önerileri sunuyor.
Hemen yanıtınızı ekrandan seçiyorsunuz.
Dokunup yolluyorsunuz. Öyle bir saat çık çık yazmanıza gerek yok arkadaşlar.
Katlanabilir akıllı telefonun en şık halini deneyimlemek isteyenlere Samsung Galaxy Z Flip 6 hakkında daha detaylı bilgi almak için açıklamalardaki linke davet ediyorum.
Hadi devam edelim. Şimdi en son yön saptama olayından bahsettik.
Ahtapotlarda başka hayvan türlerinde de yön saptama olayı var.
Mesela çöl karıncaları 50 santigrat dereceye geçen hava sıcaklığında yaşıyorlar ve evlerine dönmek için kimyasal koku iz bıraksalar bile o iz anında buharlaşabilir o sıcakta.
Koskocaman bir kum denizinde nasıl yuvalarına geri dönüyorlar çölde biliyorsunuz insanlar bile kaybolabiliyor.
Rudiger Wehner karıncalar konusunda önde gelen uzmanlardan biri.
Karıncaların yiyecek ararken maksimum derecede zemine temas edip yiyecek bulma şanslarını...
artırmak için rastgele zikzaklar çizerek ilerlediklerini gözlemliyor.
Yuvalarına dönebilmek için düz bir yol izledikleri de görülmüş.
Çünkü enerji sarfiyatını en az seviyede tutmak istiyorlar.
Bu çöl karıncaları eve dönüş sırasında izleyeceği yolu kat edeceği uzaklığı hesaplayabiliyor.
Kat edeceği tahmini yolu hava bulutlarla kaplı bile olsa gün ışığını göz önünde bulundurarak hesaplayabiliyorlar.
Ve güzergahlarını güneşe göre kaydediyorlar arkadaşlar.
Güneşin gün içinde hareketlerini hesaplayabiliyorlar.
Ve bu karıncaların uzamsal konumları hakkında herhangi bir bilgileri yok.
Bilissel haritaları yok.
Ama Fusulaya benzeyen yönlendirme sistemleri sayesinde bakın neleri hesaplayabiliyorlar.
Adeta adım sayar gibi kat edecekleri mesafeyi ayarlayabiliyorlar.
Gerçekten inanılmaz bir beceri.
Beyinleri hesap makinesi gibi çalışıyor ve bir araştırma yapıyorlar.
Bu çöl karıncalarının yuvalarından 10 metre uzağa yiyecek koyuyorlar arkadaşlar.
Sonra karıncaların bacak boylarını değiştiriyorlar.
İlk gruptaki karıncaların bacaklarını Domuz kılı vasıtasıyla uzatıyorlar.
Aynı böyle cambaz gibi. İkinci grubun bacaklarını ise kısaltıyorlar.
Buraya bir dipnot atmam lazım.
Bu çalışma 2006 yılı öncesinde yapılmış.
Yani henüz hayvanların acı alkısıyla ilgili bir konsensüs yapılmamış.
Yani hayvan hakları gündemi pek yok.
Üçüncü grupta ise hiçbir oynama yapılmıyor.
Karıncaların bacakları aynı kalıyor.
Dediğim gibi 10 metre öteye yiyecek koyuyorlar.
Araştırmanın sonunda bacakları uzatılan karıncalar 15,30 metre.
Bacakları kısaltılanlar 5,75 metre, hiçbir değişiklik yapılmayanlar 10,20 metre mesafe kat ediyor.
Araştırmacılar karıncaların bacak boylarıyla oynayarak onları şaşırtmayı başarıyor gördüğünüz gibi ve adımlarının uzunluğunu değiştirerek onları eve giden yolu daha uzun ya da daha kısa sürede kat etmeye
zorluyorlar. Çıkan sonuca bakın, hesap makinesi gibi çalışıyor kafaları gerçekten çok enteresan.
Karıncaların beyni insanlarınkinden 14 milyon kat daha...
küçük arkadaşlar. Gelelim bir başka hayret verici canlıya.
Zıplayan kaya balıkları.
Bilmiyorum daha önce gördünüz mü?
Bunlar kayalıklardaki küçük su gediklerinde takılıyorlar.
Bir su gediğinden diğerini atlayıp duruyorlar.
Ama o esnada ne oluyor?
Uçan yırtıcı kuşlara bazen yem oluyorlar.
Tam atlarken kuş bunları kapıp götürüyor.
En yakın su deliğinin nerede olduğunu göremiyorlar.
O yüzden eğer ki bodoslama atlarlarsa ya kayalara çarpıp hayatlarını kaybediyorlar ya da nefessiz kalıyorlar.
Peki nasıl oluyor da bu kaya balıkları bir zıplayışta o su deliğini tutturmayı başarıyorlar?
Şöyle sudaki gelgit halinde suyun sakinleşeceği anı biliyorlar arkadaşlar.
Ve su seviyesi alçaldığında durgunlaşan o kayalardaki çöküntüleri hafızalarına kaydedip zıplıyorlarmış.
Bakar mısınız? Yani zihinlerinde o gelgitin bir uzamsal simgesini oluşturup o şekilde zıplıyorlar.
Kaya balığı deyip geçmeyim.
Gelelim bir başka şaşırtıcı balığa.
Somon balık. Somon balıklarının hafızası inanılmaz arkadaşlar.
Somonlar 7 yıl denizde kaldıktan sonra Yetişkin olanlar üremek için kitleler halinde doğdukları nehre geri dönüyorlar.
Nasıl oluyor da 7 yıl sonra o yolu buluyorsunuz değil mi koskoca denizde?
Arkadaşlar somonlar doğdukları nehrin kokusunu asla unutmuyorlarmış.
O şekilde buluyorlarmış.
Hatta 2013 yılında yapılan bir keşifte manyetik yolların onlara rehberlik ettiği de keşfedildi.
Yani dünyanın manyetik izolasyonu ve su akıntılarını hatırlayıp o şekilde geri dönüyorlar.
Bundan sonra birine balık hafızalı derken bence 40 kere düşünmemiz gerekiyor.
Somon balıkları hafızaları sayesinde binlerce kilometrelik yol kat edip ondan sonra navigasyonsuz bir şekilde gördüğünüz gibi geri dönebiliyorlar.
Bir diğer şaşırtan canlıya gelecek olursak.
Kargalar tabii ki hafıza deyince direkt aklıma karga geliyor nedense.
Bu arada kargalar ortalama 200 yıl yaşıyor ama bu bir efsane böyle bir şey yok.
Yine de uzun yaşıyorlar. Kargaya böyle hakaret edecek olursanız Kurtuluş Savaşı'nı falan görmüş olabilir.
Hatta Demirer'in dediği gibi.
Dikkatli olun. İntikam alabilir.
Arkadaşlar eğer bir kargayı gözlemleme şansınız olursa ağzındaki fındığı böyle bulunması imkansız olan yerlere sakladığını göreceksiniz.
Tıpkı ninelerimizin altınları sakladığı kadar böyle gizli saklı yerlere gömüp ondan sonra o yiyecekleri gidip buluyorlar.
Bu çok önemli gelmemiş olabilir size ama şunu söyleyeyim.
Araştırmacılar bir kargaya fıstık ve larva veriyor.
Larvalar 5 günden fazla yaşayamaz.
Hemen tüketilmesi lazım.
Fıstık da... baya duran bir şey biliyorsunuz dayanıklı.
Karga hem neyi nereye sakladığını buluyor hem de o sakladıklarını dayanıklılık süresine göre seçip saklıyormuş.
Yani buzdolabında hani eti çözdürdüysek onu bir tüketme süresi vardır ya bir iki gün içinde onu yememiz gerekiyor.
Biz bunu biliriz. Kargalarda da durum böyleymiş.
Yani son kullanım tarihine göre tüketiyorlarmış ve saklıyorlarmış yiyeceklerini.
Bu çok enteresan. Ki zaten kargaların zeka seviyesi biyologlara göre 7 yaşında bir çocuğunkine eşittir arkadaşlar.
Harika. Aletler yapabiliyorlar.
Hatta bir deneyde kargağa ulaşması zor olan bir yiyeceği bir telin ucunu kıvırıp almaya çalışıyordu hatırlarsanız.
Cevizleri kırmak içinse çok yüksek bir yerden aşağı atıyorlar.
Ya da bir arabanın o cevizin üzerinden geçmesini bekliyorlar.
Ve kırılan cevizleri kırmızı ışık yandıktan sonra gidip topluyorlar.
İnanabiliyor musunuz? Bu arada kargalar insanların yüzünü hatırlıyorlarmış, unutmuyorlarmış.
Aman diyeyim. Dikkatli olun.
Hafıza demişken fil hafızasını bence pas geçmemeliyiz.
20 yıl sonra karşılaşmış olduğu seyisinden intikam alan o filin hikayesini duymuşsunuzdur.
Bakın bu sadece hafıza değil intikam güdüsü.
2000 ile 2003 yılları arasında fillerin uzun dönem sosyal hafızaları üzerine bir takım araştırmalar yapılıyor ve fillerin her birinin çıkardığı sesler nüans farklılıklarına dayanıp
farklı akustik özelliklerine sahip olmalarına rağmen farklı ailelerden ve klanlardan gelen 100 türdeşin çağrılarını tanıyabilme becerisine sahip olduklarını keşfediyorlar.
Hatta bir grup file 12 yıl önce ölmüş olan bir fil arkadaşlarının çıkardığı sesi dinletiyorlar ve görüyorlar ki filler o arkadaşlarını hala unutmamış ona aynı sesle karşılık
veriyorlar. Bu arada yunuslar da birbirini unutmuyor.
20 yıl geçse bile birbirlerini unutmayan yunuslar var.
2013 yılında bir araştırma yapılıyor.
6 farklı yunus parkında yaşayan 43 yunusun yerlerini değiştiriyorlar.
Sonra hoparlörlerle eski su parkındaki arkadaşlarının seslerini dinletiyorlar.
Ve Yunuslar o tanıdık sese hemen reaksiyon gösteriyor.
Hatta en yakın iletişimde olduğu hangisi ise eski su parkında ona daha çok reaksiyon gösteriyor.
Daha az samimi olduklarına ise daha az tepki veriyorlar.
Hatta 25 yaşında olan Yunus Bailey daha bebekken 4 yaşındayken Ellie adlı bir Yunusla birlikte yaşıyor.
Aynı su parkındalarmış.
Sonra bu iki Yunus ayrılıyor.
Bailey 4 Ellie 2 yaşında ve aradan seneler seneler geçiyor.
Ve 25 sene sonra...
Beyli'ye, bebeklik arkadaşa Elin'in sesini dinletiyorlar ve hemen tanıyor arkadaşlar.
İnanılmaz kalıcı bir sosyal hafızaları var Yunusların.
Aklıma şu an ne geldi? Hani iki arkadaş vardı böyle bebekken bir aslanı alıyorlar, evlerinde bakıyorlar.
Sonra biraz büyüğü aslan hayvanat bahçesine vermek zorunda kalıyorlar ve seneler sonra o hayvanat bahçesine gidiyorlar, direkt içeri giriyorlar.
Hatta yetkililer diyorlar ki yapmayın, sizi tanımayabilir, sizi parçalayabilir.
Ama bu iki arkadaş yetkilileri...
Dinlemiyor ve hiçbir güvenlik olmadan içeri giriyorlar.
Derken aslan uzaktan görünüyor.
Benim tabii betim benzi battı onları görünce.
Ben açıkçası adamları yiyeceğini düşündüm.
Hani o kadar şevkle koşuyordu ki.
Ama onları unutmamış böyle koştu sarıldı.
Çok etkileyici bir video.
Bakıcısını unutmayan aslan yazınca çıkıyor.
İzleyebilirsiniz. Gelelim dil meselesine.
Dil konusunda Campbell maymunları üzerine yapılan araştırmalar var.
Campbell maymunları bir leopar yani bir yırtıcı gördükleri zaman krak diye bir ses çıkarıyorlar.
Kartal gördükleri zamansa hok diye bir ses çıkarıyorlar.
Krak o derlerse bir yırtıcıdan gelen tehdit var anlamına geliyor.
Hok o derlerse havadan gelen tehdit var anlamına geliyor.
Boom ise mesela bir dal düştü yere korktular.
Tehlike mi acaba diye düşündüler.
O zaman boom diyorlarmış hani tehlike yok.
anlamında ve 21'e kadar ses dizilimi yapabiliyorlar.
Birbirlerine bir şekilde bilgi vermeyi başarıyorlar.
Çıkardıkları sesleri tonlamalarla ayarlıyorlar.
Sanki böyle sohbet ediyormuş gibi yani konuşurken birbirlerini dinliyor gibi bir halleri var.
Çok enteresan. Kırak bum bum demek Leopar gitti korkmayın anlamına geliyor.
Yani biraz daha zorlasalar konuşacaklarmış gördüğünüz gibi.
Bu keşif insanların kullandığı basit öncü dillerin evrimini anlamakta önemli arkadaşlar.
Kambur balinalara baktığım zaman onlar da Biliyorsunuz şarkı söylüyorlar.
Aklıma şu an Jeffrey Dummer saykosu geldi.
Balina sesinden artık korkuyorum onun yüzünden.
Hani yatmadan önce dinliyordu ya.
Kanalımda Dummer podcasti var arkadaşlar.
Seri katil bölümü yok mu acaba diyenler onu dinleyebilirler.
Bu arada yaşaldıkça balinaların şarkıları değişiyormuş.
Hatta balinaların yaşadığı coğrafi bölgeye göre şarkılardaki aksanları bile değişiyormuş arkadaşlar.
Ve genelde üreme zamanlarında kur yapmak için erkek balinalar şarkı söylüyorlar.
söylüyorlar. Ama sadece onlar şarkı söylemiyor.
Anne ve bebek balinalar arasında da böyle bir iletişim var.
Ve balinaların şarkıları genellikle birkaç kilometre uzaklıktan duyulabilirken anne ve bebeğinin iletişim kurmak için çıkarmış olduğu sesler çok büyük bir gizliliğe sahip olduğu için 100 metrenin ötesine yayılmıyormuş.
Anne balina yavrusunu diğer yırtıcılardan korumak için onunla daha çok böyle fısıltı halinde bir sohbet yapıyormuş.
Yerim ben sizi diyeceğim ama olmayacak balina yani.
anasofobimin nedenlerinden biri.
Hani açık denizde önümden böyle balina geçse aklımı yitiririm gerçekten.
Bilinçaltımda Pinokyo'nun denize düşen babası var herhalde.
Bilmiyorum. Ve balinaların şarkılarını mutlaka dinleyin arkadaşlar.
Bakalım siz de korkacak mısınız?
Ben yine ufaktan bir Yunuslara dönmek istiyorum arkadaşlar.
İnsanlara en yakın olan deniz canlıları Yunuslar biliyorsunuz.
Yaşlı Pilinus'un Doğa Tarihi kitabında bir Yunus'tan bahsediliyor.
Afrika kıyılarındaki bu Yunus, insanlardan yiyecek alan, kendini insan şefkatine bırakan ve insanların sırtında dolaşmasına izin veren bir Yunus'muş.
Hatta bu Yunus'un hormiyası...
Asad'ın da bir çocuğu sırtında denizde dolaştırdı ve aniden çıkan bir fırtınada bu çocuğun hayatını kaybettiğini ve çocuğun naaşını kıyıya geri getirdiği söyleniyor burada.
Bu talihsiz olaydan sonra Yunus kendini suçluyor ve bir daha asla denizlere dönmüyor.
Kum da kendini ölüme terk ediyor.
Yunusların böyle şeyleri var.
Daha önce anlatmıştım size. Bir de Yunusların öğrenme kabiliyetleri oldukça sıra dışı.
1960'lı yılların başında Rus ve Amerikan askeri birlikleri Yunusları kendi lehine kullanabileceklerini keşfediyorlar.
Ve hatta Soğuk Savaş döneminde Yunusları kullanıyorlar.
Suyun altındaki madenlerin keşfinde, kalıntıların bulunmasında hatta düşman gemilerine patlayıcı yerleştirmede Yunusları kullandıkları söyleniyor.
Ve şimdi 1948 yılına Japonya'ya gidiyoruz arkadaşlar.
Japon makakları üzerinde yapılan bir araştırma var.
Bir grup Japon makağına çok sevdikleri tatlı patateslerden ve buğdaylardan veriyorlar.
Ve birkaç kayanın üstüne bunları yerleştiriyorlar.
Sonra yiyecek dağıtım noktalarının sayısını sahilde çaktırmadan azaltıyorlar.
Hani bakalım bu durumda sosyal yapıları ne olacak, akrabalık ilişkileri, baskınlık durumları ne olacak diye kontrol etmeye çalışıyorlar.
Ama o esnada hiç beklemedik.
Bir olayla karşılaşıyorlar.
Sahilde yiyecekler genellikle kumlarla kaplı oluyor arkadaşlar.
Kimse kumlu bir şey yemekten hoşlanmaz maymunda olsa.
İmo adı verilen 1,5 yaşındaki dişi makak insanların sahile bırakmış oldukları tatlı patatesleri denize açılan küçük bir su birikintisinde yıkamaya başlıyor.
Ve zaman içinde bu davranış çeşitleniyor.
1958'de 11 yetişkinden ikisi yiyeceklerini yıkamayı benimsiyor.
19 gençten 15'e yiyeceklerini yıkamaya başlıyor.
Ve 1962 yılına gelindiğinde 2 yaşın üstünde olan 45 maymundan 36'sı artık yiyeceğini yıkamadan yemiyor.
Yıkamadan yiyenler ise genelde yaşlı maymunlar.
13 yaşlı makaktan 11'i yaşlı ve yıkamadan yiyor.
Bu da bize neyi gösteriyor?
gruptaki farklı maymunlara yeni davranışların aktarılmasında cinsiyet, yaş ve aile bağları gibi etkenlerin etkisi büyük.
Ve gördüğünüz gibi davranış nesilden nesile aktarıldı.
Ve son olarak size dünyanın en üçkağıtçı, en hilekar kuşu olan Drongo'dan bahsetmek istiyorum arkadaşlar.
Her gün Kalahari çölünün tam ortasında mirket grupları sabah uyanır ve o kupkuru arazide gündelik ihtiyaçlarını karşılayacak yiyecekler.
İşte bu esnada kimileri kumun içinde larva arar, böcek arar, bir şeyler ararlar yemek için.
Kimileri ise bir köşede durup etraftaki yırtıcıları gözlemler.
Mirketler için esas tehlike daima gökyüzünden gelir çünkü kartallar onlar için hep bir tehlike arz eder.
O yüzden bu nöbetçi mirketlerin grup içindeki rolü hayatidir.
Eğer etrafta herhangi bir tehlike yoksa her şeyin yolunda gittiğini anlatmak için düzenli sesler çıkarır bu mirketler.
Ama eğer ki bir yırtıcı yaklaşıyorsa hemen grubun geri kalanına haber vermek için bir alarm çığlığı atarlar.
Ve bu çığlık düşmana göre farklılık gösterir.
Eğer kartalsa başka bir çığlık...
Çığlık atıyorlar yılansa başka.
İşte bu tehlikeli oyunda üçüncü bir aktör daha vardır arkadaşlar.
Mirketler böyle pür telaş yiyecek ararken tam tepelerinde bir ağaca tüneyen drongo kuşu.
Bu böcekçil kuş avını avlamak için en ufak bir fırsatı nasıl avantaja çevireceğini çok iyi bilen bir hilekardır.
Parlak drongo çok sayıdaki şeyi taklit edebilir arkadaşlar.
45 farklı çağrıya kadar taklit edebiliyorlar ve bunların arasında o zavallı...
mirketlerde var. Drongolar bir yırtıcı fark ettiklerinde gökten gelen tehlikeye karşı mirketlerin çıkardığı sesi rahatlıkla taklit edebiliyorlar.
Bu arada gerçekten bir tehlike vardır ve drongo kuşu mirketleri bu tehlikeden korumuş olur.
Bunu birkaç kez tekrar eder.
Yani her tehlike anında onlara haber verir, gözcülük yapar.
O esnada mirketler yiyecek toplamaya devam ederler tabii.
Sonra drongo yine bir alarm sesi, bir taklit sesi çıkar.
Ama bu sefer ortada kartal falan yoktur.
Yani sahte alarm veriyor ve mirketler kaçıyor.
Drongo da onların o binbir zahmetle topladığı bütün yiyecekleri böyle bir güzel mideye indiriyor.
Hiçbir zahmet çekmeden.
Sonra yine ağacın tepesine çıkıyor ve tehlike yok gelin sesi çıkarıyor.
Mirketlerin taklitini yapıyor.
Bunlar bir geliyorlar yemekleri gitmiş.
Gerçekten insanlara benziyor değil mi bu kurnazlık bu sinsilik.
Sırf kendi çıkarları için insanların birbirini kandırması, manipüle etmesi, aklın ve vicdanın menfaatler uğruna hiçe sayılması.
Bakın bunu bir kuş da yapıyor.
Yaşadığımız döneme bir isim verecek olsaydım şu an drongo derdim herhalde.
Doğanın dilsiz bilgeliği.
Özelliğini görmezden gelmeyelim arkadaşlar.
Samsung Galaxy Z6 Ortamlarda Satılacak Bilgi'yi sundu.
Bu cumartesi yepyeni bir bölümle tekrar görüşmek üzere.
Bu arada bu ay 12 bölüm çıkacak.
O yüzden beni hangi platform üzerinden dinliyorsanız takip etmeyi unutmayın.
Instagram'a da bekleriz. Görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
