
Terappin Hakkında detaylı bilgi almak için: www.terappin.com * Instagram: @ortamlardasatilacakbilgi Twitter: @OrtamlardaB * Reklam ve İş birlikleri için: ortamlardasatilacakbilgi@gmail.com *Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içerir*
Transkript
Terepi'nin sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'ye hoş geldiniz.
Ben Merve. Saat sabahın beşi.
Ne kadar enerjik bir ses.
Şimdi arkadaşlar bugün içten olarak farkındalığımızı artıracak, böyle hayatımıza bakış açımızı değiştirecek ve kendimizi daha yakından tanımamızı sağlayacak bir bölümle geldim.
Tabii ki bu benim iddiam.
Belki bölüm bittikten sonra şey diyeyim bu ne ya falan.
Bu neydi şimdi dostum?
Esas bomba şimdi geliyor.
Don Miguel Ruiz'in dört anlaşması.
Arkadaşım diyor ki Merve adamın adı Don mu?
Ya bu iğrenç espriyi yapmak istemezdim ama yaptım artık.
Don Miguel Ruiz'in dört anlaşmasını anlatacağım bugün.
Toltec bilgelik kitabı eminim duymuşsunuzdur.
Çünkü tüm dünyada tanınan bir isim.
Ruhani bir öğretmen Miguel Ruiz.
Ruhani adama az önce neler dedim.
Umarım cevabımı. Şakaydı.
Şimdi ruhsal aydınlanmanın yolunda kadim öğretileri çok basit ve böyle pratik bir yolla yeni çağımızı adapte edebilen bir isim.
Zaten 2018'de yaşayan ve ruhsal açıdan dünyanın en etkili olan 100 kişisinden biri olarak seçildi.
Diğeri de benim biliyorsunuz.
Tamam tamam geyik yapmıyorum artık.
Ya böyle sıkılıyorum ya.
Habersiz bir geri gibi gerçekten yani.
Biri bana böyle anlasa falan.
Kapatıyorum. Şimdi az sonra ciddi konulara gireceğiz.
O yüzden böyle topu göğsümüzde yumuşatalım değil mi?
Şimdi Meksikalı bir yazar, aslen tıp doktoru, bir cerrah ve ailesi Meksika'nın antik kadim kültürlerinden Toltec kültürüne mensup.
Zaten ailesinde de Toltec şifacılığı var.
Toltec medeniyeti...
Ezoterik bilgileri araştırıp koruyan böyle nagallar yani bir tür şaman nagallar ve sanatçılardan oluşan bir topluluk tarafından inşa edilmiş.
Böyle spritüel bilgilere sahip gelişmiş bir uygarlık bu ve bu bilgiler nesilden nesile aktarılıyor.
Ailesinden aldığı bilgileri de dört anlaşmayla bizlere aktarıyor.
Zaten New York Times en çok satanları arasına girdi.
Bu Toltec bilgeliği yalnızca efsanelerde, hikayelerde saklanan cansız bir gelenek değil.
Bugün hala Meksika yerlileri Kızılderililer tarafından uygulanan canlı bir öğrete.
Bu bir din değil, bir felsefe değil, ideoloji değil.
Bir yaşam sanatının tamamlanması ve Toltecler bilgi insanı anlamına geliyor zaten.
Bilgi yolunda olan kadın ve erkek anlamında ve onlara göre her şey cinsiyetsiz.
Kadın ve erkek demiyorlar o diyorlar direkt ikisine de.
Ve canlı her şey cinsiyetsiz ve canlı onlara göre.
Bu arada kimi çevrelerce Don Miguel'in Toltec kehanetlerini bu içinde bulunduğumuz çağa getirmekle görevli.
Eagle Knight soyundan gelen bir nagal olduğu düşünülüyor.
Nagal'da Toltec öğretisini aktaran bilge öğrenci, üstad anlamına geliyor.
Yani Miguel'e yüklenen gerçekten büyük bir ruhani anlam var göreceğiniz üzere.
Miguel iyileştirici bir anne ve şaman olan büyük babası tarafından Toltec aile geleneğine uygun bir biçimde yetiştiriliyor.
Ama modern yaşam ona çok çekici geldiği için tıp okumayı seçiyor.
Cerrah oluyor. Yaşamında çok büyük bir dönüm noktası var.
Büyük bir trafik kazası geçiriyor.
Ölüme yakın bir deneyim yaşıyor.
Şöyle ki arkadaşları onu arabadan çıkarırken daha doğrusu böyle enkazda dönüşmüş bir arabadan çıkarırken kendi bedenini yukarıdan izlemiş.
Hani böyle filmlerde olur ya beden yerde yatıyordur ve ruh havaya yükselir.
Oradan kendi bedenine bakar.
Böyle bir olay yaşadığını iddia ediyor ve ardından ruhsal deneyimler yaşamaya başlıyor ve kendini daha sonra Toltec bilgeliğine adıyor.
Hatta Meksika çöllerinde yaşayan bir şamandan gidip böyle birebir eğitim almış.
Büyük babam hayatta değildi ama böyle sık sık rüyalarıma girip bana bilgiler aktarıyordu diyor.
Toltecler böyle bir inanç sisteminin savunucuları değil arkadaşlar.
Bir yaşam sanatı uygulayıcısı ve bu yaşam sanatı tüm varoluşu, doğayı ve insanı evrenin bir parçası olarak görüyor.
Hani az önce onlara göre her şey canlıdır dedim ya bunu kastettim.
Onlara göre Tolteclere göre eğer dinlemeyi bilirsek Toprağın, suyun, havanın, rüzgarın, hayvanların, ağaçların hatta taşın bile bize öğretebileceği
çok şey vardır. Ve batı dünyası doğayı böyle sömürecek bir şey olarak görürken Toltecler onu canlı bir varlık olarak görüyor.
O yüzden çok büyük bir saygı duyuyorlar.
Çünkü doğayı yok etmek bir nevi kendimizi yok etmek gibi onlara göre.
Ve Tolteclerin şöyle bir sözü var.
Biz ağaca baktığımızda onu dinleriz ve ondan çok şey öğreniriz.
Siz beyazlar ağaçtan ne kadar keresle ve ne kadar kar elde edebileceğinizi hesaplarsınız.
Hani marjinal bizdik?
Şimdi az sonra dört anlaşmaya geçeceğim ama başlamadan şunu belirteyim.
Toltec bilgisi dünyanın dört bir yanında değişik ezoterik geleneklerde öğretilen aslında aynı temel gerçeğin birliğinden yola çıkıyor diyor Ruiz.
Zaten anlattıkça sizin de böyle kafanızda taşlar oturacak.
Şimdi önce dumanlı ayna adını verdiği kısımdan bahsedeceğim.
3000 yıl önce bir insan atalarından öğrendiği bilgilerle şifacı olmak için eğitim görüyor.
Ama bu süreçte şunu fark ediyor öğrendiği şeylerle Tam bir fikir birliği içinde değil ve yüreğinde daha fazla bir şeylerin olması gerektiğini derinden hissediyor bu insan.
Ve bir gün mağarasında uyurken rüyasında kendi bedeninin uyuduğunu görüyor.
Ve yeni ay gecesinde yani ayın güneşle dünya arasındayken o aydınlık yüzünü hiç göremediğimiz karanlık evresinde mağarasından çıkıyor.
O sırada gökyüzü oldukça berrak milyarlarca yıldız görüyor gökyüzünde ve o an içinde bir şeyler oluyor.
Hayatının bir anda büyük bir dönüşüme uğradığını hissediyor ve o anda kendi sesini duyuyor.
Ve kendi sesi diyor ki ben ışıktan oluştum.
Ben yıldızlardan oluştum.
Sonra tekrar gökyüzüne bakıyor ve yıldızların ışığını yaratanın yıldızlar olmadığını, ışığın yıldızları yarattığını düşünüyor o anda.
Her şey ışıktan oluştu diyor.
Burada es verip araya gireceğim.
Her şey ışıktan oluştu diyor dedim.
Bu bana Let There Be Light'ı anımsattı.
Yani eski ahit yaratılış kısmı ilk bölümde geçen üçüncü dizedir bu.
Sonra Tanrı ışık olsun dedi ve ışık oldu.
Bunu hatırlatmak istedim.
Devam edelim. Diyor ki gökyüzüne bakıp her şey ışıktan oluştu ve aradaki boşluk boş değil ve var olan her şeyin tek bir yaşayan varlık olduğunu biliyordu artık.
Yine S veriyorum.
Hallacı Mansur'un Enel Hak sözünü hatırlatmak istiyorum burada size.
Onun 10. yüzyılda vahşice katledilmesine neden olan sözüdür Enel Hak.
Çok etkilendiğim bir isimdir Hallacı Mansur.
Şimdi onun felsefesine girmeyeceğim ama vah dedi vücut yani varlık birliğini kastetmişti aslında orada.
Yaradanla yaradılanın bir olduğunu.
Enel Hak'ta ben hakkım demek zaten.
Ben tanrıyım demek Enel Hak.
Aslında ben ondan gayrı değilim anlamında söylemiş olduğu bir sözdü.
Ama onu anlamayan yobazlar onu katletti maalesef.
Hani hep diyorum. ya mikrokozmosun içindeki makrokozmos, makrokozmosun içindeki mikrokozmos.
Sonuçta hepimiz Carl Sagan'ın deyimiyle yıldız tozuyuz.
Bilim insanları nötron yıldızlarıyla insan hücreleri arasında biliyorsunuz yapısal benzerlikler tespit etti.
Carl Sagan yanılmadı.
Vücudumuzdaki atomların %40'ı yıldız tozu arkadaşlar.
Hepimiz yıldız tozuyuz.
Yani her bir parçamızın içinde yıldızlarla hemen hemen aynı elementleri taşıyoruz.
Podcast kapaklarımda hep astronotlar işte uzağa yıldızlar falan var.
Bunun bir sebebi de bu. Yıldız tozu olmamızdan mütevellit değil ama tabii ki tek sebebi bu değil.
Dediğim gibi her bir parçamızın içinde yıldızlarla hemen hemen aynı elementleri taşıyoruz.
Konuyu dağıtmamaya çalışıyorum ama kafamda böyle bir sürü pencere açılıyor ve onlardan böyle birlikte bakalım istiyorum.
Ve o insana geri dönüyorum.
Diyor ki ışık yaşamın bilgi taşıyıcısı.
Tek bir yaşayan varlık, yaşam mutlak olanın, her şeyi yaratan yaratıcının gücü ve şunu keşfediyor, var olan her şey Tanrı dediğimiz.
Tek olan canlının değişik tezahürleridir.
Yani şunu diyor her şey tanrıdır.
İnsanın algılaması ışığın ışığı algılamasıdır.
Madde ise bir aynadır.
Her şey ışığı yansıtan ve bu ışıkla görüntüler yaratan bir aynadır.
İllüzyon dünyası yani bir rüya.
Kendimizi olduğumuz gibi görmemizi engelleyen bir duman gibi.
O zaman Matrix'te Morpheus'un sorduğu şu soruyu sorayım size.
Hiç gerçek olduğuna inandığın bir rüya gördün mü Neo?
İsa'dan önce 350 yıllarında yaşamış olan Çinli bir bilge var ve bir gün rüyasında kendini kelebek olarak görüyor ve uyanınca şu soruyu soruyor kendi kendine.
Acaba ben rüyasında kelebek olan bir insan mıyım?
Yoksa şimdi rüya görüp kendini insan sanan bir kelebek mi?
Hadi bakalım düşünüp duralım bunu.
Hani Matrix'ten sonra hep böyle ya acaba bir simülasyonda mı yaşıyoruz diye sormaya başlamıştık ya.
Geçenlerde bir haber çıktı Instagram'da da paylaşmıştım.
Fizik profesörü Melvin Waps'ın Matrix tarzı bir evrende yaşıyor olabileceğimizi iddia etti.
Konuyla ilgili makalesinde diyor ki çalışmalarım nesnel bir gerçeklikte yaşamadığımıza ve tüm evrenin süper gelişmiş bir sanal gerçeklik simülasyonu olabileceğine dair...
Tuhaf ve ilginç bir olasılığa işaret ediyor dedi.
Ben de buradan size sorayım.
Sizce gerçekten bir simülasyonda yaşıyor olabilir miyiz?
Ben şimdi buradan girip Platon'un mağarasından falan çıkarım.
O yüzden konuya dönelim.
Bir ilizyon dünyası demiştik.
Rüya kendimize olduğumuz gibi görmeyi engelleyen bir duman gibi.
Ve gerçek sevgi biz, saf sevgi, saf ışığız diyor.
Sonra etrafına bakıyor bu insan ve diğer insanları, doğayı artık böyle bir başka algıladığını fark ediyor ve şaşırıyor.
Çünkü artık nereye baksa kendisini gördüğünü fark ediyor.
Yağmura baktığında, toprağa...
suya, doğaya her yerde kendisini görüyor.
Hayatın tonal ve nagali farklı farklı onları karıştırarak milyarlarca farklı hayatın ifadelerini yarattığını görüyor.
Sonra ona Tanrı'nın yeryüzündeki kendisi olduğunu söylüyorlar.
Buna inanıyorlar. O da diyor ki doğru diyor ben Tanrı'yım ama siz de Tanrısınız.
Siz ve ben aynıyız diyor.
İşte bu az önce anlatmaya çalıştığım Hallacı Mansur'un Enel hak dediği an gibi aslında.
Yani... Tanrı sana kendi nefesinden üfledi ve bir parçasını sana verdi.
Dolayısıyla biz bu bütünün bir parçasıyız.
Bütün de bizim bir parçamız anlamında ben böyle algılıyorum.
Ve bu hikayedeki kişinin adı Dumanlı Ayna.
O yüzden adı böyle konulmuş bu kısmın.
Ve diyor ki ben Dumanlı Aynayım.
Çünkü her birinizde kendimi görüyorum.
Ama aramızdaki dumandan ötürü birbirimizi tanımıyoruz.
Duman dediği şey rüya.
Yani siz de rüya gören aynalarsınız.
Şu anda görüp işittiğiniz her şey bir rüya.
Bir rüyada yaşıyorsunuz TOTEC'lere göre.
Beyniniz uyanıkken bile rüya görüyor.
Çünkü biz doğmadan önce, bizden önce doğan insanlar dışarıda kocaman bir rüya yarattı.
Bu gezegensel rüya, toplumsal rüya.
Ve bu rüyalar milyarlarca bireysel rüyanın oluşturduğu Kollektif rüya ve gezegensel rüya tüm toplumsal kuralları, inançları, yasaları, dinleri...
Devletleri içinde barındırıyor.
Gezegensel rüya dediği şey.
Ve biz nasıl rüya göreceğimizi öğrenme kapasitesiyle doğuyoruz.
Ama bizden önce doğanların toplumsal rüyasına adapte olmayı öğretiyorlar bize diyor.
Yani bildiğimiz her şeyi bize bu yolla öğretiyorlar.
Ve bu sürece de ehlileştirme süreci diyor Ruiz.
Nasıl yaşayacağımızı, nasıl rüya göreceğimizi öğreniyoruz.
İnsan ehlileştirmede...
Toplumsal rüyadan gelen bilgiler içsel rüyaya, bireye yani ulaştırılıyor ve bu bizim tüm inanç sistemimizi yaratır diyor.
Ve zihnimiz için zihniniz sizin.
Ta kendisi diyor. Toltecler buna bu sisli zihnimize mitote diyorlar.
Çünkü zihnimiz binlerce kişinin aynı anda konuştuğu ve bu yüzden hiç kimsenin birbirini anlamadığı bir rüya gibi.
Ve bu büyük mitote yüzünden gerçekte biz kim olduğumuzu göremiyoruz.
Tolteclere göre böyle.
Yani Hindistan'da buna mitote maya deniliyormuş.
Yani ilüzyon anlamında kişiliğin ben sandığı şey.
Mitote Maya kişiliğin ben sandığı şey kendimizle ilgili dünyayla ilgili inandığımız şeyler kısaca bize zarar veren şeyler çünkü o kendi içimizde sürekli bizi yargılayan eleştiren
bir ses vardır ya yargıç ses o inanç sistemimiz bizim yani onu biz yaratmadık birileri tarafından yaratıldı az önce anlattığım gibi ve inançlarımız gerçek beni Görmemize
engel oluyor diyor bu kötü inançlarımız.
Çünkü bizi ehlileştirdikleri için herkes tarafından onaylanmak, herkes tarafından kabul görmek için çabalıyoruz belki.
Bir mükemmellik imajı yaratmaya çalışıyoruz ve bu mükemmel imajla da uygun davranmaya çalışırız diyor.
Çok çarpıcı da bir sözü var diyor ki hiç kimse bizi kendimizden daha fazla sömüremez.
Hiç kimse bize kendimizin zarar verdiğinden daha fazla zarar veremez.
İçimizdeki yargıç, içimizdeki kurban ve inanç sistemimizdir.
Hani İspanyolların bir atasözü vardır.
Tanrı beni benden korusun.
Şu an aklıma o geldi.
Hatta Montaigne'in denemelerinde de geçer bu söz.
Tanrı beni benden korusun ne kadar anlamlı.
Ve Ruiz diyor ki buraya dikkat.
Eğer siz kendinizi böyle çok fazla horlayan biriyseniz birinin sizi dövmesine, size böyle pislikmiş gibi davranmasına bile katlanırsınız.
Neden? Çünkü inanç sistemimiz şunu der içten içe.
E sen bunu hak ediyorsun. Yani bu kişi zaten benimle kalarak bana katlanıyor.
Benim gibi bir insana katlanıyor.
Ben zaten sevgi ve saygıya layık biri değilim.
Ben değerli biri değilim.
Yeterince iyi değilim.
Yani diyor ki sen kendini sevmiyorsan başkaları seni niye sevsin?
Hayatınızdaki insanlarla, belki toplumla, belki tanrıyla pek çok anlaşma yaptınız.
Ama en önemlisi buraya dikkat.
Kendinizle ilgili yapmış olduğunuz anlaşma ve bu anlaşmalarla kendinizde kim olduğunuzu, ne hissettiğinizi, neye inandığınızı, nasıl davrandığınızı da belirlediniz ve
çıkan sonuca e bu benim kişiliğim herhalde dediniz.
Gerçekten öyle mi? Gerçekten o sizin kişiliğiniz mi?
Yaşamınızı yöneten anlaşmaların farkında mısınız?
İşte bu dört anlaşma kısaca Eğer yaşamınızdan yani yaşam rüyanızdan memnun değilseniz o anlaşmaları değiştirmek için yani kendimizle yeni anlaşmalar yapmak
için. Dün bir takipçim mesaj atmış.
Düşünce gücüyle tedavi bölümü var ya onu dinlemiş.
Ondan sonra işte böyle bir mesaj yazmış.
Diyor ki Merve diyor benim babam alkolikti.
Bize hep şiddet uygulardı.
Ve ben o evden kaçtım.
Kendimi kurtardım. Kurtardığımı zannettim.
Ama bu sefer de ben o Lewis Hay'in yaptıklarını yapmaya başladım.
Hani böyle bir damla sevgi için.
Birinin gözlerinde kendimi görebilmek için.
Varlığımı değerimi görebilmek için.
Hiç olmadık insanlarla anlamdan yok.
Yoksun sayısız ilişkiler yaşadım.
Sonra gittim babam gibi bir adama aşık oldum.
Ve bana aynı şeyleri yaşatan biriydi.
Babamla aynı şeyleri. Ve onun için yapmadığım fedakarlık kalmadı.
Ve ben artık şunu fark ettim.
Resmen ona bağımlı olmuşum.
Yani onsuz olamıyorum. Bağımlısıyım onun.
Çok acı çekiyorum.
Kurtulmak istiyorum. Ne yapabilirim dedi.
Ben de dedim ki sen zaten sorunun kaynağını görmüşsün.
Yani yaşamını yöneten kötü anlaşmayı fark etmişsin.
varmışsın bunun ve kurtulmak istiyorsun bu arada böyle ilişki sorunları yaşıyorsanız hiç üzülmeyin terapin var biliyorsunuz ortamlarda satılacak bilgi ailesinin artık aşina olduğu online terapi
platformumuz hiç öyle derdinizi içinize atmayın ya da sizi anlamayan belki de asla anlamayacak olan insanlara anlatacağım diye çabalamayın derdinizi uzmanına anlatın hep söylüyorum belki
çocuğunuzla bir problem yaşıyorsunuz küçük ya da ergen fark etmez belki Ki kendinizle ilgili ya da aileniz, eşiniz.
Belki cinsel hayatınızla ilgili bir sorun yaşıyorsunuz, kimseyi anlatamıyorsunuz ya da sınav stresiniz var.
Herkesin derdi başka bu hayatta.
Terapinde herkes için bir uzman psikolog var zaten.
300'e yakın klinik psikolog 6 farklı kategoride bize online destek sağlıyor.
Benim takipçilerim terapini çok sevdi.
Daha önce hayatında hiç terapi almamış olanlar da başladı.
Özellikle erkek takipçilerin böyle online terapi almasına çok seviniyorum.
Mesaj atıyorlar. Merve biz de başlayalım.
Çünkü onlar böyle daha kapalı geliyor bana.
Hani erkekler böyle çok derdini açamaz ya öyle biliriz biz bazıları açıyor da bazıları gerçekten açamıyor.
Onların başlamasına ayrı sevindim.
Zaten terapinin uygulamasında böyle hemen başladığınız zaman mini bir test var karşınıza çıkıyor sayfaya girdiğinizde.
Onu dolduruyorsunuz.
Sistem sizin probleminize göre en uygun psikoloğu direkt atıyor ve hemen seansa başlayabiliyorsunuz.
Ya da işte o anda uygun değilseniz hemen uygun bir zamanınıza randevu oluşturabiliyorsunuz.
Terapin bize 7.24 online ne zaman müsaitseniz evinizin konforunda terapi imkanı sağlıyor.
Yani psikologumuz böyle evimize gelmiş gibi hissediyorum ben.
Birbirinden tatlı psikologlar var zaten.
Bu arada psikologlara gelen yorumları da okuyabilirsiniz.
Hani o yorumlar bile terapi gibi.
Hani iyi olanları görünce iyileşmiş olanları insan gerçekten iyi hissediyor.
Hani deyimlerin hikayesi podcastımda...
Derdini git Marco Paşa'ya anlat deyiminin hikayesini anlatmıştım size.
Ben o deyimi değiştirdim arkadaşlar.
Derdini git terapini anlat diyorum artık.
Terapinde uzmanlar kendi seans ücretlerini kendi belirliyor.
O yüzden fiyatlar her bütçeye uygun arkadaşlar.
Bir de benim takipçilerime özel indirim kodu var.
Bunu kaçırmayın hem de %20.
Bize özel kodumuz OSB20.
Kamera açmak istemezseniz açmıyorsunuz, zorunda değilsiniz yani.
Anonim isimle de terapi alabiliyorsunuz.
Hani illa adımı soyadımı vereceğim öyle bir şey de yok.
Görüşme bittikten sonra terapistinizle mesajlaşabiliyorsunuz uygulama üzerinden ve sınırsız.
Şimdi açıklamalardaki linke tıklayarak hemen terapiye başlayabilirsiniz.
Derdini içine atmak istemeyenlere özel indirim kodumuz OSB20.
Ruhunuza şifa olsun.
Şimdi dört anlaşmaya geçiyoruz.
Neymiş bakalım dört anlaşma?
Şu sözle başlamak isterim.
Sonsuzluğun ötesi içinizdedir.
Aslında bu konunun özeti gibi.
Birinci anlaşmayla başlıyoruz.
Birinci anlaşma sözcüklerine dikkat et.
Hani Gandhi'nin bir sözü vardır.
Benim Instagram'ımda da var. Çok severim o sözünü.
Der ki söylediklerinize dikkat edin.
Düşüncelerinize dönüşür. Düşüncelerinize dikkat edin.
Duygularınıza dönüşür.
Duygularınıza dikkat edin.
Davranışlarınıza dönüşür.
Davranışlarınıza dikkat edin.
Alışkanlıklarınıza dönüşür.
Alışkanlıklarınıza dikkat edin.
Değerlerinize dönüşür.
Değerlerinize dikkat edin.
Çünkü karakterinize dönüşür.
Karakterinize dikkat edin.
Kaderinize dönüşür.
Yani Mahatma Gandhi'ye göre düşüncelerimiz kaderimizdir.
Mevlana'nın da şöyle bir sözü var.
Kardeşim sen düşünceden ibaretsin.
Geriye kalan et ve kemiksin.
Gül düşünürsün, gülistan olursun, diken düşünürsen dikenlik olursun.
Yani söylediklerimiz düşüncelere dönüşüyorsa eğer işte bu kadar mühim.
O yüzden ilk anlaşma dört anlaşmanın en önemlisi diyor Ruiz ve uyulması en zor olanıdır diyor.
Ama eğer bunu başarabilirsek tek başına bile dönüştürücü gücü en yüksek olanının bu olduğunu söylüyor.
Yani söylediklerinize dikkat edin birinci madde.
Freud da diyor ki başlangıçta kelimelerle büyü aynı şeydi.
Bakın kelimelerle büyü...
Aynı şeyde ve hatta bugün de aynı sihirli gücü sürmektedir.
Kelimeler aracılığıyla herhangi birini dünyanın en mutlu ve en kederli insanı haline getirebiliriz.
Öğretmen öğrencilerine en değerli bilgileri kelimeler aracılığıyla aktarır.
Hatibin izleyenleri sürükleyip götürmesi...
Kelimelerle mümkündür.
Her zaman ve her yerde kararlarımızı, yargılarımızı, inançlarımızı belirleyen ve etkileyen yine o...
Kelimelerdir der Freud.
Yani kısaca söz büyüdür arkadaşlar.
Hangi dili konuşursak konuşalım.
Niyetimizi sözlerimiz aracılığıyla ifade ediyoruz her zaman.
Rüyalarımızı, hissettiklerimizi, gerçekten kim olduğumuzu bunların hepsini sözlerimiz aracılığıyla dile getiriyoruz ve sözle düşünüyoruz.
Ruiz diyor ki, düşünmekte kullandığınız sözlerle yaşamınızdaki olayları yaratırsınız.
Tekrar ediyorum, düşünmekte kullandığınız sözlerle yaşamınızdaki olayları yaratırsınız.
Çünkü söz...
Tohum gibidir ve insan zihni son derece verimlidir.
Nasıl bir tohum ektiğinizi hiç düşündünüz mü zihninize?
Mesela Hitler etrafındaki zihinlere korku tohumları ekti ve bu tohumlar güçlendi, güçlendi, büyüdü ve ne oldu?
Kitlesel bir yok edilişe sebep oldu.
Bence Hitler sözün büyü olduğunun çok farkındaydı.
İster kabul edelim ister etmeyelim Hitler inanılmaz bir hitabet yeteneğine sahipti ve çok güçlü bir...
hatipti ama bunu kötüye kullanmayı seçmiş bir insan.
Söz kitleleri harekete geçirmek için en güçlü silahlardan biridir.
Martin Luther King'i hatırlayın.
I have a dream dedi değil mi?
Bir rüyam var ve ne yaptı?
Kitleleri peşinden sürükledi.
O bunu iyiye kullandı.
Ya da işte İncil'de evrenin yaratılış kısmında şöyle der.
Önce söz vardı.
Tanrı sözdür.
Söz tanrıdır.
Ruiz diyor ki Her insan bir büyücüdür.
Sözümüzle bir insana büyü yapabiliriz.
Ya da onu kötü büyüden kurtarabiliriz değil mi?
Ehlileştirme sürecimizde bize düşüncesizce söylenen bir takım sözler vardır ve belki bu sözler bizim hayatımızı şekillendirmiş olabilir.
Şimdi size hemen bir örnek vereceğim.
Daha 3 saat önce bir arkadaşımla oturuyordum podcast çekmeden önce ve bu muhabbetler açıldı.
Bana dedi ki küçükken bana işte çok zayıfsın şöyle çirkinsin çiroz bilmem ne böyle çocuklar bildiğiniz hani hırpalamışlar onu sözleri.
O ana kadar kendimi öyle çirkin falan hissetmiyordum dedi ama onlar öyle dedikten sonra çok kırılmış haliyle çok küçükmüş.
Aynaya her baktığımda ya sen ne kadar çirkinsin demeye başlıyor.
Halbuki değil çok güzel bir kız.
Bunu diye diye diye bu inançla işte bu kötü büyü bakın başkalarının yapmış olduğu kötü büyü.
Sonra kendisi bunu içselleştiriyor.
Diyor ki evet sen çirkinsin çirkinsin.
Aa ne kadar çirkinsin aynaya bakarak.
Ve bu onun inancı haline gelmiş.
Ve o kadar etkiledi ki hayatını bu.
Hep böyle beni kimse beğenmeyecek kafası.
Hani bunları mesela terapide aştı şu an öyle bir şey yok ama.
Bakar mısınız yani küçükken söylenen bir söz bizim hayatımızı nasıl etkiliyor?
Ruiz de böyle bir örnek.
Örnek vermiş mesela işte bir kıza bakıp ya ne kadar çirkin dediniz ve o kız bunu duydu.
Bu söze de inandı bir şekilde ve artık çirkin olduğu inancıyla büyüyor.
Çünkü anlaşmayı yapmış imzalamış artık değil mi?
O kız artık o çirkin sözünün kötü büyüğünün etkisi altında.
Yani size söylenen bir söz belki de kendinize olan inancınızı düşüncelerinizi etkiledi bir düşünün bence.
Ve sözleriniz arı olsun diyor ilk anlaşma.
Sözleriniz arı.
kusursuz ve eksiksiz olmalı.
Saflık, arılık derken kendinize karşı düşmanca sözler söylemeyin diyor.
Kendinize duygusal zehir akıtmayı bırakın ve tabii ki başkalarına da.
Hatta biraz zor olacak belki ama dedikodu yapmayın diyor.
Dedikodu virüs gibidir.
Hem böyle size hem de başkalarına bulaşabilir diyor.
Hani en başta Tolteclerin mitote dediği şey gibi.
Her kafadan çıkan binlerce farklı ses bir kaos yaratıyor.
Dedikodu da böyle bir şey. Sözlerimize Gösterdiğimiz dikkat bize de bir bağışıklık kazandırıyor.
Artık başkalarının negatif telkinlerine karşı dirençli oluyoruz.
Bizi yıkamıyorlar ve bize söylenen o gerçek dışı olumsuz sözlerden etkilenmiyoruz.
Çünkü olumsuz fikirleri kabul etmek ancak olumsuz fikirlerin verimli olduğu bir zihinde mümkün olur.
Noam Chomsky aslında bu söylediklerime paralel şeyler söylüyor.
Amerikalı dil bilimci, filozof.
Psikodil bilim, psikolinguistik, dil psikolojisi üzerine çalışıyor.
Yani dil ile beyin arasındaki ilişkiyi inceleyen alanda uzman ve ağzımızdan çıkanların zihnimize etki edebileceğini söylüyor.
Bakın çok önemli ağzımızdan çıkanlar.
Aramice bir kelime var.
Hepimizin çok iyi bildiği bir kelime.
Abra kadabra.
Abra'nın anlamı yaratacağım demek arkadaşlar.
Kadabra ise söz söylemek demek.
Yani şunu söylüyor.
Söylediğim gibi yaratırım demek Abra Kadabra.
Sihirbazların söylediği o büyülü söz değil mi?
Hepimiz biliyoruz. Hatta Abra'nın A'sı Alef, B'si Bet, R'si Reş ve tekrar A Alef.
Abra'nın kökü Br Alef.
Yani İbranice'de Tevrat'ın ilk başlangıç cümlesi.
Beraşit diye başlıyor.
Beraşit, bara yani devamında şöyle.
Başlangıçta tanrı gökleri ve yeri yarattı.
Buradaki bara yarattı anlamındaymış.
Ve kadabra'nın k kısmı bağlaç, dabra kısmı söz söylemek anlamında.
Söyledim, dedim anlamında.
Hepsini toplayın kaç eder?
Büskebitler. Abra kadabra söylediğim gibi yarattım anlamında.
İşte söz büyüdür.
Kadim zamanlardan beri söylenide gelen bir şey bu.
Hani eskiler der ya dokuz düşün bir söyle.
Veya bir şeyi kırk kere söylersen olur derler.
O yüzden sözlerimizde kara büyü değil beyaz büyü yapalım.
Güzel söyleyelim güzel olsun.
Gelelim ikinci anlaşmaya.
İkinci anlaşma maddesi şu.
Hiçbir şeyi...
Kişisel algılamayın.
Hani eski bir podcastımda nefaset lokantasından bir söz söylemiştim size.
Oldular, hatırlar. Her şey seninle ilgili olmak zorunda değil.
Hatırladınız mı bu sözü?
Bize söylenen her sözü kişisel algılamamak lazım diyor Ruiz.
Çünkü bize söylenenler aslında karşımızdakinin iç dünyasını yansıtır diyor.
Onların... Kendi zihinleriyle yaptıkları o anlaşmalar doğrultusundadır size söyledikleri sözler.
Kişilerin bakış açıları ehlileştirme sürecindeki o programlamalarından oluşur diyor.
Mesela biri size hakaret etti, çok kötü sözler söyledi.
Bunu kişisel algılamayın çünkü aslında o kendi duygu ve düşüncelerini, inançlarını ifade ediyor.
O zehri sakın kabul etmeyin çünkü eğer kabul ederseniz onu size ait kılarsınız.
Yani yapılan kara büyü işe yarar, zehirlenirsiniz.
Mevlana'nın şu sözü gibi, baktığın benim ama gördüğün sensin.
Miguel Ruiz diyor ki, sizin benimle ilgili düşündüklerinizin benim için hiçbir önemi yok.
Çünkü sizin düşüncelerinizi ben kişisel algılamam.
İnsanlar bana Miguel sen iyisin dediklerinde kişisel algılamam.
En kötüsün dediklerinde de kişisel algılamam.
Siz mutluyken bana Miguel sen bir meleksin diyeceğinizi bilirim.
Ama bana kızgınken Miguel sen şeytanın tekisin.
Sen çok kötüsün diyebilirsiniz.
Her iki halde de söyledikleriniz beni etkilemez.
Şimdi buraya lütfen dikkat arkadaşlar.
Çünkü ben ne olduğumu biliyorum.
Çünkü ben ne olduğumu biliyorum.
Kabul görmek. Onaylanmak gibi bir ihtiyacım yok.
Birinin bana kim olduğumu ve ne olduğumu söylemesine ihtiyaç duymuyorum.
Hayır, hiçbir şeyi kişisel algılamıyorum.
O sizin bakış açınız, sizin dünyanızı yansıtıyor.
Siz kendinizle uğraşıyorsunuz, benimle değil.
İnanç sisteminiz doğrultusunda oluşturmuş olduğunuz fikirler var.
Ve bunlar daima sizinle ilgili, kendinizle ilgili, benimle ilgili değil.
Bana Miguel söylediklerim beni incitiyor da diyebilirsiniz ama sizi inciten benim söylediklerim değil.
Söylediklerim sizin yaralarınıza dokunduğu için inciniyorsunuz.
Sizi inciten aslında sizsiniz.
Sizi incitmiş olduğumu da kişisel algılamıyorum.
Çünkü sizin dünyayı farklı gözlerle kendi gözlerinizle gördüğünüzü bildiğim için.
Filmin tümünü zihninizde yaratan sizsiniz ve bu filmde yönetmen de yapımcı da başrolde sizsiniz.
sizsiniz. Diğer herkes yardımcı oyuncu ve bu sizin filminiz.
Ve filminizi yaşamla yaptığınız anlaşmalara uygun olarak yaratırsınız.
Bu yüzden bana kızdığınız zaman kendinizle uğraştığınızı biliyorum diyor.
Yani şunu gerçekten hayata geçirebilsek ne kadar mutlu oluruz bir düşünsenize.
Süper güç gibi bir şey bu.
Kişisel algılamamak ama Miguel'in yaptığı kadar böyle kişisel algılamamak uçlarda.
Ben böyle bazen kafamın içinden konuşup duruyorum.
İç sesimle mücadele ediyorum.
Ve bazen gerçekten susturamıyorum.
Böyle bıdı bıdı bıdı bıdı bıdı bıdı.
Özellikle makyaj yaparken oluyor.
Dikkat ettim. Herhalde aynanın karşısına geçince mi oluyor bilmiyorum.
Geçen cidden böyle dedim ki dur artık.
Ya hani dur sus artık.
Ve Miguel buna da açıklama yapmış.
Zihniniz kendisiyle konuşabilir diyor ve kendisini dinleyebilir.
Benimki sadece konuşuyor dinlemiyor.
Eğer zihninizin binlerce parçası böyle birbiriyle konuşuyorsa buna Toltec bilgeliğinde mitote deniliyor demiştik.
Ve bu mitoteyi şöyle düşünün.
Aynı anda binlerce kişinin konuştuğu ve alışveriş yaptığı devasa bir market var.
Ve bu marketteki her insanın kendine ait farklı bir dünyası var, düşünceleri.
var. Farklı farklı duyguları var ve her birinin bir bakış açısı var dünyaya farklı.
Hepsinin ayrı bir kişiliği var ve ayrı bir sesi var ve dolayısıyla Ayrı anlaşmaları var.
Hiçbiri de birbiriyle uyumlu değil.
Bu da bizim zihnimizde gitgide bir kaos, bir karmaşa yaratıyormuş.
Ve insan sonunda ne istediğini bile anlamakta güçlük çeker diyor.
Kendimizle ilgili zihnimizden böyle bazen kötü kötü şeyler geçiriyoruz.
O bile etkiliyormuş bu arada.
O yüzden bunları da kişisel algılamayın diyor.
Kafanızın içinde kötü bir ses varsa, size kötü şeyler söylüyorsa onu da kişisel algılamayın diyor.
Bazen zihnimizde böyle bir ses duyarız.
Kaynağı belirsiz bir ses.
Bu iç sese işte toltekler aliyestos diyorlarmış ve bu sese inanıp inanmamak tabii ki sizin elinizde.
Hiçbir şeyi kişisel algılamayın çünkü bunu yaptıkça bir hiç uğruna acı çekeceksiniz diyor.
Kafanızda kurduğunuz senaryoların acısını çekeceksiniz.
Sırada 3. anlaşma var.
3. anlaşma yine benzer şeyler aslında.
Varsayımda bulunmayın diyor.
Varsayımda bulunmayın.
Başkalarının ne düşündüğüne ya da başkalarının ne yaptığına dair varsayımlarda bulunmayın.
Daha dün bir tanıdığıma dedim ki senin en büyük problemin niyet okuması yapmak.
Gerçekten sürekli niyet okuması yapıyor.
Karşısındaki insanın onunla ilgili kötü düşünceleri, kötü niyetleri olduğunu zannediyor.
Her şeyin kendisiyle ilgili olduğunu düşünüyor.
Yok onu mu demek istedi?
Acaba bunu mu demek istedi?
Kesin benim hakkımda böyle düşünüyor.
Selam verdim almadı.
Beni önemsemiyor. Yüzün neden asık?
Kesin benimle ilgili bir problemin var demiş.
Söylesene. Bakın her şeyi kişisel algılıyor.
Onunla alakası yok. yıkılsa der ki kesin bana kızdı o yüzden bu dünya yıkıldı der.
Her topu kendi göğsünde karşılamaya alışmış hayatı boyunca ve çok mutsuz.
Çok yorgun çünkü.
Bazen gerçekten bizimle alakalı olabilir bu arada ama sorarsın ya gidip karşı tarafa niye böyle dedin?
Benimle ilgili bir problemin mi var?
Konuşmak ister misin? Hani bunu sormak gerekiyor.
Evet zor olabilir ama bunu yapsak rahatlarız.
Bazen gerçekten karşımızdaki insan belki çok kötü bir gün geçiriyor.
Yüzü sirke satıyor. olabilir yani modunda olmayabilir seninle alakalı olmayabilir belki dediğim gibi öyle bir gününe denk geldiniz ya da belki siz öylesiniz karşınızdaki insana bunu mal etmeye gerek yok illa demek
bugün gününde değil belki kendi iç dünyasında bir takım problemler yaşıyor bunu demek lazım bu benimle alakalı olacak diye bir durum yok bunu düşünebilmek gerekiyor Çünkü varsayımda bulunduğumuz şeyleri kişisel
algılıyoruz ister istemez.
Sonra da karşımızdaki insana duygusal zehir saçarak tepkiler göstermeye çalışıyoruz.
Onu suçluyoruz. Don Kişot gibi ya böyle koca koca yel değirmenleriyle savaşıyoruz kafamızın içinde.
Böyle bir dram yaratıyoruz kendimizce.
Neden böyle yapıyoruz? Boşlukları doldurmak istiyoruz çünkü insanoğlu.
Gerçeği duymak istemediğimiz için ya da açıklama istemekten korkuyoruz belki.
En iyisi diyoruz kendi senaryomu kendim yazayım.
Geçen gün bir arkadaşım böyle kafasında fanteziler kuruyor.
Dedim ki gel arayalım, çağıralım, konuşun.
Çünkü dedim sen bu şekilde kendi kendine niyet okuması yapıyorsun, acı çekiyorsun.
En iyisi al karşına yüzleş bitsin bu işkenceye, çık bu kaosta.
Özellikle böyle ikili ilişkilerde varsayımda bulunmak çok büyük problemler yaratıyor.
Atıyorum mesela. Sevgiliniz var diyorsunuz ki ya o benim ne düşündüğümü ne istediğimi bilir.
Bu bir varsayım belki bilmiyor.
Ne istediğimi söylemeyeyim o anlasın.
Şöyle düşününce ne kadar saçma değil mi?
Yapmayınca da ne yapıyoruz?
Küsüyoruz, kırılıyoruz, trip atıyoruz.
Ne istediğimi bilmeliydin diyoruz.
Nasıl bilecek? Yani bunların sebebi bakın varsayımda bulunmamız ya varsayımlar.
Kafamızdaki şey diyoruz ki karşımızdaki bizi anladı.
Ben bunu varsayıyorum. Benim zihnimi okusun.
Bunu bekliyorum. Beni seviyor.
O yüzden ne istediğimi ne düşündüğümü bilmesi gerekiyor.
Sanki otomatik yükleniyor bu.
Beni seviyor. Hepsi otomatik geldi.
Böyle bir şey yok ki. Bu bir varsayım.
Bu bir anlaşma işte. Önceden yapmışız.
Demişiz ki Demek ki bu böyle oluyor.
Bunun doğru olduğuna inanmışız.
Altına imzamızı atmışız bu anlaşmanın ve hayatımızı böyle yaşamaya çalışıyoruz.
Ve işin kötü yanı şu bir şeye inandığımız zaman o konuda kendimizi haklı çıkarmaya çalışıyoruz.
Fark ettiniz mi? Yani varsayımlarda bulunarak kendimizi haklı çıkarmaya çalışıyoruz ki o varsayımlar doğrulansın.
Gerekirse o ilişkiyi bile bitiriyoruz, bozuyoruz.
Ya da gidip böyle hiç olmayacak birine aşık olup onunla ilgili ya Asım o çok iyi biri.
Ben onu sevgimle değiştirebilirim.
Hmm değiştirirsin. Halbuki karşımızdaki Deccal'ın öz evladı.
Neyi değiştireceksin? Bu da bir varsayım.
Sonra o aşk perdesi, o sis perdesi gözümüzün önünden çekiliyor.
Bir anda gerçeklerle yüzleşiyoruz.
Oh my god. Ve karşı tarafı suçluyoruz.
Ama aslında sorun ne?
Bizim varsayımımız, kafamızda yarattığımız, yazdığımız senaryolar ve hayatımızdaki insanlarla varsayımlara dayalı ilişkiler kurmayın diyor Miguel.
İyi ama nasıl? Korkmayın diyor, gidin.
Açık açık kafanızdakileri sorun.
Zihninizde ne varsa onu netleştirene kadar sorun.
Gerçeği bildiğinizi varsaymayın.
Her şey konusunda net ve açık olun.
Kartlarınızı açık oynayın diyor.
Yani umarım yapabiliriz.
Şimdi ben böyle bilmiş bilmiş konuşuyorum.
Zannetmeyin ki ben hiç varsayımlarda bulunmuyorum.
Öyle bir varsayımda bulunurum inanamazsınız.
Sırada son anlaşma var.
Dördüncü anlaşma. Daima yapabileceğinin...
En iyisini yap. Bu son anlaşma diğer üç anlaşmanın kalıcı alışkanlığa dönüşmesini sağlayan anlaşma.
İlk üç anlaşmanın aksiyonu gibi her koşulda daima en iyisini yapın.
Ne daha fazla ne daha az.
Ama şunu unutmayın diyor Miguel.
An her an değiştiği için asla en iyiniz olmayacaktır.
Sabah böyle taze enerjik olarak yaptığınız en iyi akşamın yorgunluğunda yaptığımız en iyimizden daha iyi olacak belki.
Bazen en iyimiz sağlık durumumuzun el verdiğince şekillenecek.
Bazen ruh halimize göre şekillenecek.
En iyilerimiz zamanla değişime uğrasa bile dördüncü anlaşmayı yapa yapa yaşamınızda yani uygulaya uygulaya en iyimiz gittikçe gerçekten en iyi hale gelecek.
Ama siz her zaman en iyisini yapmaya çalışın.
Her halükarda. Halükarda.
Halükar. Halükarda mıydı?
Neydi o ya? Neyse işte.
Yani kalitesi her ne olursa olsun en iyinizi yapmaya özen gösterin.
Ne daha fazla ne daha az.
Ama buradaki detaya dikkat edelim.
Her zaman yapabileceğinizin en iyisini yapın.
Elinizden gelenin. Mesela ben az önce halükarda diyemedim.
Elimden gelen en iyi halükarda buydu.
Annem hep şey der benim adım Hıdır elimden gelen budur.
Yani yapabileceğimizin en iyisini yapınca yaşamı dolu dolu üretken yaşarız ve mutlu oluruz değil mi?
Ve bunları yaparken akışta olmak lazım.
Hani ödül beklemeden o işten sadece haz almaya çalışarak yapabileceğimizin...
en iyisini yapınca sonuç ne olursa olsun hani sonuç kötü bile olsa dersiniz ki ben elimden geleni yaptım ve bu benim vicdanımı rahat tutacak değil mi böyle yaptığım için çünkü ben çalıştım bu
kadarı geldi elimden bu kadarını başarabildim ama çalıştım vicdanım rahat içinizdeki yargıcı memnun etmeye çalışmayız böylece ya da başkalarını kendimiz için yaparız ben ilk podcast ile başladığım
zaman tabi beni böyle hiç kimse dinlemiyor da O kadar işimin gücümün arasında yine aynı bugünkü gibi.
Bazen günde 14-15 saat çalıştığım oluyordu.
Hatta kendimle dalga geçiyordum.
Ay sanırsın TED konuşması yapacağım falan diye.
Öyle bir hazırlık, öyle bir meşakkatli çalışmalar.
Arkadaşlarım buluşalım diyordu.
Ben işte hayır gelemem podcast yapmam lazım diyordum.
Kendime söz vermiştim çünkü.
Bu arada hiçbir gelir falan da elde etmiyorum.
Hani bir kuruş almadan yaptım.
Çok o uzun süreler. Ki zaten öyle bir amacım da yoktu.
Beklentim de yoktu. Tek derdim yapabileceğimin en iyisini yapmak.
Birilerine böyle bir şeyler anlatabilmek.
Bir de ilk kayıtlarım o kadar amatördü ki arkadaşlar zaten dinleyenler şey diyor.
Merve bunları banyoda mı çektin?
Çünkü mikrofon yok ses yankı yapıyor.
Ama o süreçte de yine yapabileceğimin en iyisi oydu.
Bu sözü daha önce de söylemiştim yine söyleyeceğim.
Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse Michelangelo'nun resim yaptığı, Beethoven'ın beste yaptığı veya Shakespeare'in şiir yazdığı gibi süpürün.
O kadar güzel süpürün ki gökteki ve yerdeki herkes durup burada işini çok iyi yapan bir çöpçü yaşıyormuş desin.
İşte dört anlaşma bu kadar.
Tekrar edelim. Birinci anlaşma kullandığın sözcükleri özenle seç.
İkinci madde anlaşma hiçbir şeyi kişisel algılama.
Üçüncü anlaşma varsayımlarda bulunma.
Dördüncü anlaşma ise daima yapabileceğinin en iyisini yap.
Bir de geçen düşünce gücüyle iyileşme podcastı yapmıştım ya.
Orada özellikle affetme kısmını vurgulamıştım hatırlarsanız.
Ruiz de aynısını söylüyor.
Diyor ki affetmek iyileşmenin en iyi yoludur diyor ki gerçek siz hiç büyümemiş olan o içinizdeki küçük çocuktur biz hala o çocuğuz ama içimizde
yargıçlar var onlarla yaşıyoruz Evet hala o küçük çocuğuz ama o küçük çocuk özgürlüğünü yitirdi.
Kendi olma özgürlüğünü yitirmiş bir çocuk ehlileştirilmiş.
Başkalarını memnun etmek için yaşıyor.
Onay bağımlısı olmuş. Kabul görmek için her şeyi yapıyor.
Böyle birine dönüştük belki de zamanla.
Problemi çözebilmek için önce problemin ne olduğunu bilmek gerekiyor değil mi?
Zihnimize, yüreğimize akıtılan duygusal zehirleri görmek gerekiyor.
Acı çekmemizin gerçek nedeni onlar.
Zihnimize Başkaları tarafından empoze edilen ve yalanlar üzerine kuruluğu inanç sistemimiz.
İnanç sistemimizi kim kurdu?
İşte bu yüzden kendi bireysel rüyamızı inşa etmemiz gerekiyor ve kendi rüyamızın ustası olmalıyız diyor Miguel.
Toltecler rüya ustalarıdır dedik yani hayatınız rüyanızın ifadesidir ve yaşam bir sanattır.
Eğer rüyanızdan memnun değilseniz yaşamınızı değiştirin bu dört anlaşmayla diyor.
Amerika'dan Kanada'ya.
Arjantin'e kadar neredeyse tüm şaman geleneklerinde insanlar...
Kendilerine savaşçı der.
Çünkü şamanizmde insanlar zihinlerindeki parazitlerle savaşır.
Ve savaşçının anlamı budur orada.
Ve savaşçı o parazitin zihnini işgal etmesine karşı savaşır.
Yani kendisine zehir akıtılmasını zihnine bunlarla savaşıyor.
Belki kazanacak belki kaybedecek ama her zaman ne yapacak?
Elinden gelenin en iyisini yapacak.
Ve yaşamak için yalnızca içinde bulunduğunuz şu ana sahibiz değil mi?
Şu anımız var ve hiçbirimiz yarının bize...
ne getireceğini bilmiyoruz.
Bunu bilmediğimiz halde neden her günümüzün kıymetini bilmiyoruz?
O yüzden Don Miguel Ruiz diyor ki kendi cennetinizi de kendi cehenneminizi de yaratma gücünüz var.
Şimdi şöyle bir yaşam düşlemenizi istiyorum.
Kendiniz olmakta özgür olduğunuz, mutlu ve haz dolu, başkaları tarafından yargılanmaktan korkmadığınız, el alem ne der diye yaşamadığınız, istediğiniz zaman
evet, istediğiniz zaman hayır diyebildiğiniz, kimsenin fikrinden sorumlu olmadığınız, kimseyi kontrol etme ihtiyacı duymadığınız ve kimsenin de sizi kontrol etmesine izin vermediğiniz, kendinize
ve başkalarına saygı duyduğunuz, onların da size saygı gösterdiği, sevmek sevilmeme korkusu yaşamadığınız, reddedilme ve kabul görme ihtiyacı duymadığınız, özgürce seni
seviyorum diyebildiğiniz ve yaşamaktan korkmadığınız böyle bir hayat düşleyin.
Gerçekten dünyada cenneti yaşamak gibi değil mi?
İşte Miguel diyor ki...
Bu cenneti yaratmak sizin elinizde bu dört anlaşmayla bunu yapabilirsiniz diyor.
Son olarak tekrar söz büyüdür diyorum.
Umarım bu bölüm size iyi gelmiştir.
İyi anlamda büyülenmişsinizdir.
Şu cümlelerle kapatıyorum bu bölümü.
Beni mutlu eden sevgi.
Sizinle paylaşabildiğim sevgidir.
Sizleri seviyorum.
Bu çarşamba tekrar görüşeceğiz.
Terapinin sunduğu Ortamlarda Satılacak Bilgi'nin sonuna geldik.
Açıklamalardaki linke tıklayarak siz de kendiniz için bir iyilik yapabilirsiniz arkadaşlar.
Bana instagramda terapini deneyenlerden çok güzel dönüşler geliyor.
Kendim için yaptığım en iyi şey bu oldu diyorlar.
Teşekkür ediyorlar. Çok mutlu oluyorum.
Online terapi gerçekten harika bir şey.
Mutlaka bir deneyin derim.
Dost tavsiyesidir. çok konuştum bıdı bıdı Merve.
Hadi görüşürüz hoşçakalın.
Gidemeyeceğim bugün işte.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
